Archive for category Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi

YÜZ NAKLİ SERÜVENİ FAREYLE BAŞLADI

Türk cerrahların aslında 1997 yılından bu yana yüz ve kol nakilleri yaptığı ortaya çıktı. Türk bilim adamları dünyada fareden yapılan ilk yüz ve penis nakline de imza attı.
Türkiye’de 3 yüz nakli ve çift kol nakli yaparak gündeme oturdu. Ancak tüm dünyanın da dikkatini çeken bu nakilleri Türk cerrahların aslında 1997 yılından beri yaptığı ortaya çıktı. İlk olarak fareden fareye arka bacak nakilleriyle başlayan Türk bilim adamları dünyada fareden yapılan ilk yüz ve penis nakline de imza attı. Amerika’da kompozit doku nakillerine fareler üzerinde başlayan cerrahlardan Gazi Üniversitesi’nde Hatice Nergis’e yüz nakli yapan Doç. Dr. Selahattin Özmen de bulunuyor. Hacettepe Üniversitesi’nde yapılan kompozit doku nakil ekibinin başında bulunan Doç. Dr. Serdar Nasır’ın da içinde bulunduğu grup ise ABD’de fareden fareye ilk penis naklini yaparak tarihe adını yazdırdı.
İlk Yüz Nakli Yapılan Fare “Zorro”
Doç. Dr. Selahattin Özmen, Türk doktorların, ilk başlandığından beri bu tür çalışmaların içinde olduğunu söyledi. 2002 yılında ABD’ye gittiğini anlatan Özmen, “Yüz nakli fikri Türk bir hocadan çıktı. Betül Ulusal ve eşi Ali Ulusal ile birlikte ilk yüz nakillerine başladık. Ama daha öncesinden fareler üzerinde arka bacak nakilleri yapıyorduk. İlk yaptığımız yüze “Zorro” dedik. Maskeli gibi olduğu için. Sonra Yavuz Demir ile yarım yüz nakillerine başladık. O dönemde ben sırta yapılan nakilleri yaptım. Bunları çok garipsediler. Çünkü hayvan oturunca iki kafalı gibiydi. Fareler nakilden sonra en az 400 gün kadar yaşadılar. Ömürleri zaten 2 yıl kadar” dedi.

Hedef 3 Türü Bir Arada Yaşatmak

Sıçanların bağışıklık sistemi çok güçlü olduğu için nakilden sonra sadece bir hafta ilaç verildiğini anlatan Doç. Dr. Özmen, “Bu sürenin sonunda hiç ilaç vermiyorsunuz ve ölünceye kadar hayvan o dokuyu taşıyor, reddetmiyor. İnsanların ise nakilden sonra dozu azalsa bile ömür boyu ilaç kullanmaları gerekiyor. Hedefmizim farelerde olduğu gibi insanlara da kısa süre ilaç vererek yaşatmak. Ayrıca 2 ayrı dokuyu bir sıçana naklettik. Yani 3 tür bir arada yaşayabiliyor. Sıçanlarda bunu yakaladık. İnsanda da olur umarım. Esas hedefimiz bu” diye konuştu.
İnsana İlk Yüz Naklini 2007′de Yapabilirdik
2007 yılında Türkiye’de yüz naklinin yapılabilmesi için TUBA’ya başvurduğunu anlatan Özmen, şunları söyledi: “2005′te Fransa deneysel hiçbir çalışma yapmadan yüz nakli yapıverdi. Sonra Çinliler, ondan sonra da ABD’de bizim çalıştığımız Cleveland Clinic yaptı. 2007 yılında TUBA’ya başvurdum. ‘Yüz naklini biz de yapabiliriz’ dedim. Hocalar çok beğendiler ama ‘sıçanlarda biraz daha mı deney yapsanız’ dediler. Evet deselerdi biz çoktan girişmiştik işe.”

28 Türk Bilim Adamı 50 Makale

Türk hekimlerin ABD’de katıldıkları çalışmaları ve başarılarını anlatan Özmen, “Plastik Cerrahi ve Ortopedi alanında uzmanlık eğitimi almış olan Türk cerrahlar, 1997 yılından bugüne dek ABD’nin Cleveland kentinde bulunan, The Cleveland Clinic Foundation, Mikrocerrahi Biriminde araştırma ve kompozit doku nakilleriyle ilgili deneysel araştırmalarda bizzat çalıştı, modeller geliştirdi ve makaleler yazdı. Bugünkü kompozit doku naklinin temellerinin atılmasında büyük rol oynadı. Bugüne dek 28 Türk cerrahın 50′den fazla bilimsel yayına imza attı” dedi.
İşte Kompozit Doku Naklinin Temelini Atanlar
Dr. Ferit Demirkan, Dr. Kağan Özer, Dr. Gökhan Adanalı, Dr. Murat Türegün, Dr. Eftal Güdemez, Dr. Sühan Ayhan, Dr. Turgut Ortak, Dr. Cemil Tugay, Dr. Orhan Babuçcu, Dr. Ramadan Öke, Dr. Rafi Gürünlüoğlu, Dr. Betül Ulusal, Dr. Ali Ulusal, Dr. Selahattin Özmen, Dr. Yavuz Demir, Dr. Şakir Ünal, Dr. Alper Sarı, Dr. Murat Ünsal, Dr. Emrah Arslan, Dr. Galip Ağaoğlu, Dr. İlker Yazıcı, Dr. Yalçın Külahçı, Dr. Serdar Nasır, Dr. Mehmet Bozkurt, Dr.Erhan Sönmez , Dr. Fatih Zor, Dr. Can Öztürk, Dr. Şafak Uygur.

Yorum yapın

“ENDOKRİN BOZUCULAR GELECEK NESİLLERİ TEHDİT EDİYOR”

Doğal yollarla üretilmediği için endokrin bozucular içeren birçok sebze-meyve, hormonla büyütülen hayvanların etleri ve yumurtaları, erken ergenliğe neden olabildiğini belirten Gazi Üniversitesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı ve Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Başkanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, “Genetik ve çevresel faktörler dışında özellikle erkek çocuklarda çok daha önemli patolojiler erken ergenlik nedeni olabilir” dedi.
Erken ergenliğin “endokrin bozucular” olarak isimlendirilen ve hormonal dengeleri bozarak insan sağlığını olumsuz yönde etkiliyor. Bu durumun dışarıdan alınan maddelerle ilişkili olabileceğini gösteren yayınların giderek arttığını belirten Gazi Üniversitesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı ve Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Başkanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, “Örneğin doğal yollarla üretilmediği için endokrin bozucular içeren domates, çilek, fındık, salatalık, elma, portakal ve benzeri birçok sebze-meyve, hormonla büyütülen hayvanların etleri ve yumurtaları, endüstride kullanılan kimyasallarla temas etmek erken ergenliğe neden olabilecek bazı nedenler arasında sıralanabilir. . Endokrin çevre bozucular çocuklarımızı ve gelecek nesilleri etkilemektedir. Bu konuda ciddi önlemler almak durumundayız” dedi.
“Kemiklerdeki Büyüme Plaklarının Olgunlaşması Hızlanır”
Erken ergenliğin çocukta yaşıtlarından farklı bir vücut yapısı oluşturduğunu ve bunun da psikolojik olarak sorun yarattığını dile getiren Cinaz şu bilgileri verdi: “Erken ergenlik ile birlikte çocuğun boyu yaşıtlarından daha ileri olur büyümesi artar. Ancak ergenlik hormonlarının kemiklerdeki büyüme plaklarının olgunlaşmasını hızlandırması sonucu büyüme hatları erken kapanacağından bu çocukların erişkin boyları genetik potansiyellerinden kısa kalır. Bu iki olumsuz sonuç erken ergenliğin zamanında tanınmasını ve tedavi edilmesini gerektirir. Bazen de genetik ve çevresel faktörler dışında özellikle erkek çocuklarda çok daha önemli patolojiler erken ergenlik nedeni olabilirler.
“Önceki Yıllara göre Ergenlik Yaşında Belirgin Farklılık Yok”
Yapılan araştırmalarda, 19. ve erken 20. yüzyıldan itibaren ergenlik yaşının daha düşük yaşlara indiği, ancak son otuz yıldır önemli bir değişiklik olmadığı bildiriliyor. Ülkemizde yapılan çalışmalarda da önceki yıllara göre ergenlik yaşında belirgin farklılık olmadığı gösterilmiştir. Ailelerin doktorlara başvuru nedenlerinden biri de ergenliği erteleyerek çocuğun boy kazanımını artırmak istemeleridir. Zamanında başlayan ergenliği durdurmanın boy uzamasına katkısının olmadığı bilimsel çalışmalarla gösterildi. Gerçekten erken başlangıçlı ergenlik ya da hızlı ilerleyen ergenlik varsa tedavi edilmekte ve tedaviye olumlu cevap alınıyor. Sonuç olarak ergenliğin erkene kaydığı konusunda farklı görüşler mevcuttur. Erkene kayma söz konusu olsa da erişkin boy olumsuz etkilenmemiştir.”

Yorum yapın

“ULUSLARARASI BAŞARILARA İMZA ATACAĞIZ”

Gazi Üniversitesi rektörlüğüne adaylığını açıklayan GÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Derviş Yılmaz, hedefinin üniversiteyi uluslararası arenada söz sahibi yapmak olduğunu belirtti.
Dekanlık yaptığı süre içerisinde farklı açılımları gerçekleştiren Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Derviş Yılmaz, toplumla iç içe sağlık hizmeti vermeyi hedeflediklerini belirtti. Yılmaz, “Karşıyaka ve Çayyolu’nda poliklinikler açtık. 24 saat diş acili hizmeti veriyoruz. Yabancı uyruklu öğrencilerin lisans ve lisan üstü eğitimi almasını sağladık. Uluslararası eğitim vermek için 105 öğretim üyemiz ile yeni hedefler belirledik. Erbil’de, Bağdat’ta, Slovakya’da ve İngiltere’de Gazi Üniversitesi’nin de o bölgelerle irtibata girmesi o bölgelerde yerleşkesinin olması için ön girişimlerde bulunduklarını ifade etti. Prof. Dr. Yılmaz “Gazi Üniversitesinin dünya çapında söz sahibi olmaması için hiçbir nedenin olmadığını” söyledi.
Türkiye’nin İlk Engelli ve Geriatri Diş Tedavi Merkezi Mayıs Ayında Hizmete Geçecek
Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında Diş Hekimliği Fakültesi bünyesinde, Türkiye’nin ilk engelli ve geriatri diş tedavi merkezi kurulmasına karar verildi. Mayıs ayında tamamlanması planlanan merkezde, zihinsel engellileri anesteziyle tedaviden, işaret dili bilen personel istihdamına kadar engelli ve yaşlıların ihtiyaç duyduğu her türlü hizmet karşılanacak. Prof. Dr. Derviş Yılmaz, “Toplumumuzun yaklaşık 8,5 milyonun engelli olduğunu gördük. Hekimle iletişim kuramayan zihinsel engellilerin sayısı yaklaşık 400 bin. Hangi tip engelli olursa olsun, herhangi bir kişinin desteği olmadan buradan diş sağlığı hizmeti alabilmesini hedefliyoruz.” dedi.
“Hiçbir Öğretim Üyesi Geleceğinden Endişe Duymamalı”
Prof Dr. Derviş Yılmaz; “Üniversitemizin birliğe, bütünlüğe ve huzura ihtiyacı var. Farklı renklerin bir arada olduğu ve birbiriyle iş birliği yaparak başarılara imza atabiliriz. Hiçbir öğretim üyesi geleceğinden endişe duymamalı. Akademik yaşam çok yoğun emek ve özveri gerektirir dolayısıyla belirli şartları yerine getiren akademisyen emeğinin karşılığını hak ettiği şekilde almalıdır” diyerek öğretim elemanlarının özlük haklarına vurgu yaptı.
“Öğretim Üyesi Katkı Payının Kalkması Bir Hata Oldu”
Prof. Dr. Yılmaz; “Sağlık turizminde 30 milyon dolara çıkması beklenen gelirden sağlık çalışanları olarak payımızı alabiliriz. Öğretim üyesi katkı payının kalkmasının bir hata olduğu kanaatindeyim. Tekrar konulduğunda devlet kazanacak, öğretim üyesi hasta bakıp gelirini artıracak ve böylece hasta da mutlu olacak.” Dedi. Ayrıca Yılmaz “Öğretim üyelerimizin üniversitede rahat ve huzurlu olması, daha verimli çalışmalarını sağlayacak hizmeti sunmak için gerekli planlamaları yapıyoruz. Rektörlük seçim sürecini başarıyla tamamladığımız takdirde her gün 16:30-18:30 saatlerini sadece öğretim elemanlarımızın istek, dilek ve problemlerine ayırmak istiyoruz” dedi.
Diş Hekimliğinde Uluslararası İlk’ler
Türkiye’de ilk defa Rusya ile ortaklaşa Ortodonti, Çene Cerrahi ve Ortopedi Sempozyumu 29 Mart-1 Nisan tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek. Boy ve kemik uzatmanın ilk çalışmalarını yapan bilim adamları ile imzalanan işbirliği protokolü çerçevesinde ortak bir merkez açma da planlanıyor.
“Katılımcı Yönetim Anlayışı”
Prof. Dr. Derviş Yılmaz, “Öğretim elemanları ve idarecilere, Üniversite yönetiminden beklentilerini belirlemeye yönelik açık ve kapalı uçlu sorulardan oluşan bir anket gerçekleştirdik ve bu anketin sonuçları rektör seçildiğimiz takdirde yol haritamızı oluşturacak” dedi. Prof. Dr. Yılmaz, iletişime çok önem vereceğini “İletişim, öğretim elemanları ile her alanda sağlanacak, sorunlar iletişimle çözülecek” sözleriyle vurguladı.

Yorum yapın

PROF. DR. CİNAZ, GAZİ ÜNİVERSİTESİ REKTÖR ADAYI

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı başkanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, Gazi Üniversitesi rektörlüğüne aday olduğunu açıkladı. Adaylığını, projelerini de sunduğu toplantı ile duyuran Prof. Dr. Peyami Cinaz, neden rektör adayı olduğunu, rektör seçildiği taktirde neler planladığını anlattı.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlık görevinden bir süre önce ayrılan Prof. Dr. Peyami Cinaz, rektörlük için aday olduğunu açıkladı. Atlı Spor Klubü’nde yapılan basın toplantısında konuya ilişkin açıklama yapan Prof. Dr. Cinaz, Haziran ayında yapılacak Rektörlük seçimleri için adaylığını açıklayarak, projeleri hakkında bilgi verdi.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı olarak da görev yapan Prof. Dr. Cinaz, Türkiye’nin yüzünü geleceğe dönmüş, köklü değişikliklerin yapıldığı bir ülke olduğunu, bu süreçte üniversitelerin de üzerine düşeni yapması, eğitim ve bilim platformunda öncü rol oynaması gerektiğini söyledi.
”Devletten İsteyen Değil, Kendi Kendine Yetebilen” Yapılar Haline Gelinmeli
Prof. Dr. Cinaz, bunun yanında iktisadi yönden de her şeyin ”devletten isteyen değil, kendi kendine yetebilen” yapılar haline gelinmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi: “Temel hedefimiz, ‘eğitim ve bilimde lider, kaynaklarını verimli ve doğru kullanabilen, yeni kaynaklar yaratan, öğretim elemanlarının huzur ve güven içerisinde görevlerini sürdürdükleri ettikleri bir üniversital yapı inşa etmektir. Gazi Üniversitesi’ni kendi tarihine yakışır bir ‘kurumsal marka’ haline getirmek istiyoruz. Gazi çatısı altında üstlendiğim Dekanlık, Başhekimlik, Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü gibi idari görevlerimin yanında, Üniversite Hastaneler Birliği Derneği yönetim kurulu üyeliği, Çocuk Endokrinoloji Derneği başkanlığı, tarafımca yürütülen Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak çalışmalar gibi pek çok alanda kazandığım bilgi, tecrübe ve birikimlerimin projelerimizin hayata geçirilmesinde katkı sağlayacağı inancındayım.

“Hastanemiz Gelirleri, Başhekimliğim Döneminde 1.5 Katına Ulaştı”

İSO belgesini almada, eğitimde akreditasyonda, ‘performans’ sisteminde öncü roller oynadık. Hastanemizde 24 saat kesintisiz tetkik imkanları sağlamakla sadece eğitim ve bilim üretmek değil, halka hizmeti de ön planda düşündük. Hastanemiz gelirleri, başhekimliğim döneminde 1.5 katına ulaştı. Gazi Üniversitesi, kendi alanında ciddi bir bilgi birikimi olan öğretim elemanı kadrosuna sahip bir bilim yuvasıdır. Bu birikim doğru değerlendirildiğinde hem kendi elemanlarına, hem de tüm ülkeye artı değer katabilecek potansiyeldedir. Standartlara ve kaliteye önem veren atılımcı zihniyetimizle bu potansiyel fiiliyata dönüştürülecektir.”
”Öğretim Elemanlarının Atama Ve Yükseltmelerinde Liyakat, Adalet Esas Alınacak”
Üniversiteye bağlı birimlerin tümünün eğitim alanında uluslararası standartlara uygun akredite olmasının sağlanacağını belirten Prof. Dr. Cinaz, yürüteceği diğer projeler hakkında şunları kaydetti: ”Öğretim elemanlarımızın atama ve yükseltmelerinde liyakat, adalet ve standartlar esas alınacaktır. Kuracağımız ‘Bilimsel Rehberlik ve Destek Birimi’ ile, öğretim elemanlarımızın bu yöndeki çabaları kurumsal olarak desteklenecek, kendilerine yol gösterici olunacak.
Paylaşımcı ve Katılımcı’ Yönetim Anlayışı
‘İletişim Portalı’ sayesinde üniversitemizin tüm insan kaynakları sorun, görüş ve önerilerini elektronik posta ile direk iletebilecek, ‘Paylaşımcı ve Katılımcı’ yönetim anlayışı gerçek anlamda inşa edilecek. ‘Yaşam Koçluğu Danışmanlık ve Hizmet Birimi’ ile üniversitemiz mensupları sosyal yaşamlarında karşılaşacakları her türlü sorunda, yine üniversitemiz öğretim elemanlarının ve diğer profesyonel birimlerin bilgi ve deneyimlerinden faydalanma şansını elde edecekler.

‘Öğrenci Dekanlığı’ Kurulacak

‘Öğrenci Dekanlığı’ müessesesi kurularak öğrencilerimizin üniversite yaşamına uyum, psikolojik danışma ve rehberlik, kültürel, sosyal ve kişisel gelişim, akademik kariyer, mezuniyet sonrası iş imkanları gibi çeşitli başlıklardaki faaliyetlerinin koordinasyonu sağlanacak. ‘Üniversite-Sanayi işbirliği’ alanının genişletilmesinde eğitimde saha uygulamaları, teknopark, bilimsel araştırma projeleri gibi enstrümanlar daha etkin biçimde kullanılacak.
‘Sertifika Eğitim Programlarının Geliştirilmesi’
Uzaktan Eğitim sürecinin zenginleştirilmesi ve gerekli altyapının inşası da projeler arasında. ‘Sertifika Eğitim Programlarının Geliştirilmesi’ projemiz ile ülkemizin sertifikalı çalışanlar ihtiyacının karşılanmasında üzerimize düşen görevi yerine getireceğiz. Bu konuların belirlenmesinde görevli bir ekip kurulacak, bu ekip gelecek yıllarda ülkemizin hangi mesleki alanlarda ihtiyacı olacağını belirleyecek ve bu alanlarda eğitimin başlatılması için gerekli girişimlerde bulunulacaktır.
Üniversitemizin fiziki alanları, ilgili kanun ve Birleşmiş Milletlerce kabul edilen ve Türkiye’de de yürürlüğe giren sözleşme gereğince ‘Engelsiz Üniversite’ olabilecek şekilde ivedilikle düzenlenecek. ‘Çocuk Üniversitesi’ projemiz kapsamında, öğretim elemanlarımızın bilgi birikimleri tüm ülke çocuklarının yararına kullanılacak biçimde yaygınlaştırılacak. ‘Bilgi-İşlem Merkezlerinin Rehabilitasyonu’ ile birimlerimiz arası entegrasyon ve doküman yönetim sistemi oluşturulması sağlanacak.”


2 Yorum

“AYNALI ODA” GAZİ TIP’TA

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, ”çocuk istismarı” konusunda hazırlanan Stratejik Plan’ı tamamlamak üzere olduklarını belirterek, “Aynalı oda sistemi ile kayıtla ve bir defa bütün karar verici mekanizmadaki herkesin onu dinlediği, kaydettiği ve onu kullandığı bir sistemi pilot çalışma olarak başlattık” dedi.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim Dalı ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Koruma Merkezi tarafından düzenlenen ”Çocuk İhmal ve İstismarında Neredeyiz, Ne yapabiliriz?” başlıklı panel, üniversitenin Konferans Salonu’nda düzenlendi. Fatma Şahin’in de katıldığı panelin açılışını, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Yıldırım Ramazanoğlu, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinaz ile Gazi Üniversitesi Çocuk Koruma Merkezi Müdürü ve Çocuk Sağlığı Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ufuk Beyazova yaptı.
“Çocukları İstismar Edenler Genellikle Erişkin”
Beyazova, açılışta yaptığı konuşmada, panelde istismar ve ihmal konusunda çözüm yollarının arandığını, sorunların ele alındığını söyledi. Çocuk istismarı denildiğinde çocuğun dövülmesi, yaralanması, cinsel olarak istismar edilmesi, dışlanması, gözden uzak tutulması ve haklarının verilmemesinin anlaşıldığını ifade eden Beyazova, çocukları istismar edenlerin genellikle erişkinler olduğunu vurguladı. Beyazova, “Çocukları, onun en yakınında olan anne ve babası, abisi, akrabası, komşusu, çevresindeki meslek adamları, polis, hukukçu ve bunların dışında toplum da istismar edebiliyor. Çocukların lehine olan yasaların uygulanmasında geç kalınabiliyor. Ortaya çıkmış güzel yasaların yanlış yorumlanması yoluyla da çocukları haklarından edebiliyoruz” dedi.
“Aynalı Odada Bizim Oluşturduğumuz Merkezi Örnek Alındı”
Prof. Dr. Peyami Cinaz, çocuk suiistimallerinin yeni bir konu olmadığını belirterek, yıllardan bu yana çocuk istismarının görüldüğünü, ancak akademik düzeyde yeterli ilgi gösterilmediğini ifade etti. Basında “aynalı oda” olarak yer alan uygulamanın da Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesindeki Çocuk Koruma Merkezinden örnek alındığını ve pilot olarak uygulanmaya başlandığı dile getiren Cinaz, şunları söyledi: “Bizim oluşturduğumuz merkezi örnek alarak, bu modeli oluşturdular. Biz, yıllar önce başladık. Bu merkezde, istismara uğrayan çocuğa muayene yapılıyor. Daha sonra aile dinleniyor ve istismarı yapan kişinin belirlenmesine çalışılıyor. Bu belirlendikten sonra da bu savcılığa rapor halinde bildiriliyor” diye konuştu.
“Uluslararası Birçok Anlaşma Kadına Yönelik Şiddet ve Çocuk İstismarında İmzalandı”
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, kadına yönelik şiddetin ve çocuk istismarı konularının beraber ele alınması gerektiğine dikkat çekerek, “Bu kadar büyük gayrete rağmen eskisinden çok daha çözüm odaklı gitmemize rağmen hala neden bu olayları çözemiyoruz, nedir bu eksiğimiz diye bakacak olursak aslında kadına yönelik şiddette de, çocuk istismarında da özellikle son 10-15 yıllık süreçte uluslararası birçok anlaşmayı iki alanda da imzalamışız. Kendi iç hukukumuzda yapmamız gereken birçok yasal düzenlemeyi başarmışız” dedi.
Kadına yönelik şiddet ve çocuk istismarı konularında hukuki olarak Türkiye’nin çok önemli hukuksal gelişme kaydettiğini belirten Şahin şunları kaydetti: “Birleşmiş Milletler’in insan hakları, çocuk hakları, kadına karşı her türlü ayrımcılığın önlendiği sözleşmesini ilk imzalayan ülkelerden biriyiz. Son on yılda da özellikle Türk Ceza Kanunu 35 yıl sonra değiştirildi. Çocuk istismarıyla ilgili kısımlar şuanda Avrupa Birliği’ndeki ülkelerdeki bakış açısıyla yeniden yapılandırıldı. Aynı şekilde kadınlarla ilgili kısımda da, kadının iş hayatını düzenleyecek İş Kanunu’nda eşit işe eşit ücret düzenlemesi yapıldı. TCK’daki en büyük kazanım kadının ve çocuğun insan haklarının üzerinde cezai uygulamaların arttırıldığı bir yapıya dönüştürüldü. Daha önceki töre ve namus cinayetlerindekilerin hepsi kaldırıldı. Ve nitelikli adam öldürme suçundan cezalar verilmeye başlandı. Aile mahkemeleri, çocuk mahkemeleri kuruldu beraberinde. Kadına yönelik şiddetle ilgili 4320 dediğimiz ve 98 yılında aslında yasalaşan Aile Mahkemesi’yle uygulamaya giren süreç yani şiddet uygulayan erkeğin uzaklaştırılması 2003`ten beri çalışıyor. Çocuklarla haklarıyla ilgili kısım da en son Çocuk Koruma Kanunu’yla yapılan düzenlemelerde hukuki birçok konuyu oluşturduğumuzu görüyoruz.”
“Bir Stratejik Planlama Yapalım Dedik”
Çocuk istismarıyla ilgili olarak Bakan Şahin, “Bir stratejik planlama yapalım dedik. Nelere ihtiyacımız var, kiminle işbirliği yapmamız gerekiyor. Bir yıl önce çocuk kurultayında çıkan bir stratejik plan var. Milli Eğitim Bakanlığı ile ne yapmak lazım, Sağlık Bakanlığı ile ne yapmak lazım, Adalet Bakanlığı ile ne yapmak lazım, üniversiteler ve yerel yönetimlerle ne yapmak gerekiyor. Stratejik planın çalışmalarını tamamlamak üzereyiz. Genel müdürlerimiz bir araya geldiler, bu işin stratejik planlamasını yaptılar. Ama kadındaki çerçeve gibi çocuktaki genel çerçeveyi, bütün mevzuatı birleştirerek tek çatı altında birleştirecek mekanizmayı düzenlememiz lazım” diye konuştu.
Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde faaliyet gösteren çocuk izleme merkezlerini anlatan Şahin, “Orada cinsel istismara uğrayan çocuklarımızın, aynalı odada, yaşadığı olayı insani olmayacak şekilde her kuruma defalarca anlatmasının o çocuğun o kadının nasıl psikolojisini bozacağını hepimizin empati yaparak anlaması gerekiyor. Aynalı oda sistemi ile kayıtla ve bir defa bütün karar verici mekanizmadaki herkesin onu
dinlediği, kaydettiği ve onu kullandığı bir sistemi pilot çalışma olarak başlattık” açıklamalarında bulundu.
“Uygulama Sağlık Bakanlığı’yla Beraber Bütün Türkiye’ye Yaygınlaşacak”
Şahin, sistemin Sağlık Bakanlığı’yla beraber bütün Türkiye`ye yaygınlaşmasını ve hukuki alt yapısını önemsediklerini anlatarak, “Çocuk istismarı ile ilgili yasal alt yapıyı yaparken de çocuk izleme merkezlerinin hukuki alt yapısını güçlendirmemiz gerekiyor” dedi.

Yorum yapın

GAZİ TIP’TA ÖĞRENCİ KONGRESİ



Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. Ulusal Öğrenci Kongresi’nde konuşan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, “Kongremiz ödüllü araştırma sunumları ve düşüncelerini özgürce dile getirebilecekleri nesnel yapılandırılmış tartışmalar gibi öğrencilerimizin yararlanabilecekleri birçok aktiviteyi de içeriyor” dedi.
21-23 Ekim tarihleri arasında Ankara’da yapılan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. Ulusal Öğrenci Kongresinde çalıştaylar gerçekleştirilerek, araştırma sunumları yapıldı. Toplantıda, kök hücre araştırmaları, robotik cerrahi, nöropsikiyatri, girişimsel radyoloji gibi güncel konuları ele alındı. Ayrıca; Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan cerrahi girişim ve operasyonların yer aldığı çeşitli çalıştaylar gerçekleştirildi.
Cerrahi Operasyonlar Full-HD Kalitesinde Canlı Yayında
Açılışta konuşan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, kongrenin ikincisini düzenlemekten büyük mutluluk ve gurur duyduğunu belirtti. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesince düzenlenen öğrenci kongresinin birçok ”ilklere” imza atacağını ifade eden Cinaz, “Yenileyerek şu an ülkemizin en modern toplantı salonu haline getirdiğimiz Tıp Fakültemiz Konferans Salonu’nda, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılacak cerrahi operasyonların full-HD kalitesinde canlı yayınlar şeklinde sunulduğu çeşitli çalıştaylar gerçekleştirilecek” ifadesini kullandı.
Ödüllü Araştırma Sunumları
Cinaz, “Key-pad sistemiyle katılımcıların olgu ve bilimsel deneyimlerle ilgili çalışmalara aktif katılımları sağlanacak. Anlık değerlendirmeler yapılarak, katılımcı öğrencilerimize sunulacak. Kongremiz ödüllü araştırma sunumları ve düşüncelerini özgürce dile getirebilecekleri nesnel yapılandırılmış tartışmalar gibi öğrencilerimizin yararlanabilecekleri birçok aktiviteyi de içeriyor. Bunların yanı sıra öğrencilerimizin aktif katılımlarıyla en güncel konular arasındaki kök hücre araştırmaları, nöropsikiyatri, girişimsel radyoloji ve ‘cerrahi robot’ ile ilgili çalışmaları içeren oturumlarla öğrencilerimize yeni ufuklar açılacak” dedi.
Yurt dışı ve yurt içinden toplam 34 üniversiteden 350′yi aşkın tıp öğrencisinin katılacağı kongre 3 gün sürdü.

Yorum yapın

GAZİ TIP’TA 27. MEZUNİYET

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, 27. dönem mezunları, Anadolu Gösteri Merkezi’nde yapılan törende Hipokrat yeminini ettikten sonra diplomalarını aldı.



Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi 2010–2011 yılı mezuniyet töreni Anadolu Gösteri Merkezi’nde yapıldı. Törende 27. dönemin 197 öğrencisi, mezuniyet sevinci yaşadı. Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan, genç doktorların başarılarında emeği bulunan ailelerine teşekkür etti. Ayhan mezunlardan her türlü ayrımcılığa karşı birlik içinde olmalarını istedi.

“5 Bin Doktor Gazi Tıp Mezunu”

Tıp Fakültesi Dekanı Peyami Cinaz ise 1920’lerde Türkiye’de 260 doktorun görev yaptığını hatırlatarak, “Bugün yüz binlerce doktor ülkemizde ve birçok farklı ülkede sağlık hizmeti veriyor. Bunlardan 5 bin kadarı da Gazi Tıp’tan mezun oldu. Şu anda 2 bine yakın öğrencimiz fakültemizde eğitimlerini sürdürüyor” diye konuştu.




“Hasta Hakları Tavan, Hekim Hakları ise Taban Yaptı”

Öğrencilere son derslerini veren Prof. Dr. Rana Olguntürk, yeterli alt yapı sağlanamadığı gerekçesiyle tıp fakültelerinin sayısının artmasını eleştirdi. Prof. Dr. Olguntürk, “Hasta hakları tavan, hekim hakları ise taban yaptı” dedi. Konuşmasının ardından, öğrencilere Hipokrat yeminini ettirdi.

“Doktorluk Koku Alma Duygusunun Kaybolmasıdır”

Dönem birincisi Mehmethan Doğan’ın konuşması ise konukları hem güldürdü hem de duygusal anlar yaşattı. Doğan’ın doktorluk mesleğini tanımlarken sarf ettiği, “Doktorluk koku alma duygusunun kaybolmasıdır.” En dikkat çekici sözlerdendi. Doğan, konuşmasının ardından mezuniyet kütüğüne plaket çaktı.

Yorum yapın

GAZİ TIP AKREDİTASYONLA TAÇLANDI

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, kuruluşunun 32. yılında Ulusal Tıp Eğitimi Akreditasyon Kurulu tarafından, “Mezuniyet Öncesi Eğitimi” ile akredite oldu.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, kuruluşunun 32. yılında Ulusal Tıp Eğitimi Akreditasyon Kurulu (UTEAK) tarafından, mezuniyet öncesi eğitimi ile akredite oldu. Düzenlenen törene, UTEAK Başkanı Prof. Dr. İskender Sayek, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinaz ile dekan yardımcıları, öğretim üyeleri ve çok sayıda öğrenci katıldı. Tıp fakültesi öğrencisi tarafından verilen kısa bir müzik dinletisi ile başlayan tören, açılış konuşmaları ile devam etti.
“Eğitim Sisteminin Akredite Olması, Hedeflere Ulaşmak İçin Işık Tutacak”
“Mezuniyet öncesi tıp eğitimi” ile akredite olduklarından dolayı gurur duyduklarını belirten Prof. Dr. Cinaz, fakültenin eğitim sistemine emeği geçen herkese teşekkür etti. Prof. Dr. Cinaz, hedeflerinin Atatürk ilkeleri doğrultusunda, evrensel nitelikte, bilgiye ulaşabilen ve bilgi üretebilen, bunu toplumun öncelikli gereksinimleri doğrultusunda kullanarak, kişilerin sağlığını koruyacak ve hastalıklarını iyileştirecek, hastası ile iyi iletişim kurabilen, deontolojiye uyan, etik kurallar dışına çıkmayan, toplumda örnek teşkil edebilecek hekimler mezun etmek olduğunu anlattı. Prof. Dr. Cinaz, eğitim sisteminin akredite olmasının hedeflerine ulaşmak için ışık tutacağını söyledi.

“Gazi Tıp Olarak Kendimizi Kanıtladığımızın Haklı Gururunu Yaşarıyoruz”
Akreditasyonun amacı konusunda da ” Eğitim kurumunun belli standartları koruduğunu tanımlamak, mezunlarının belli bir nitelikte olduğunu onaylamaktır” diyen Prof. Dr. Cinaz, sözlerine şöyle devam etti: “Bu kadar çok sayıda tıp fakültesinin olmasına her geçen gün öğrenci kontenjanlarının artırılmasına belirlenmiş standartların önlem olarak gösterilmesi gerektiğine inanıyorum. Akredite olurken ülkedeki diğer tıp fakülteleri arasında hem kendinizi kanıtlamış oluyorsunuz hem de büyük bir sorumluluk almaktasınız. Çünkü, akredite olarak artık kalitede taviz verme hakkına sahip değiliz. Bundan sonraki görevimiz, eğitimimizi geliştirirken standartları da korumaktır. Bu bilinçle, sürekli yenilenme ve gelişim çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Gazi Tıp olarak kendimizi kanıtladığımızın haklı gururunu yaşarken daha önce olduğu gibi bundan sonra da ülkemiz hekim ordusuna, aydın, ülkesini seven, toplumun sağlık sorunları ile baş edebilecek, araştırmacı, mesleği için gerekli bilgi, beceri ve tutumu kazanmış iyi hekimler yetiştirmenin bilincinde olacağız.”

“Gazi Tıp Akreditasyonla Taçlandırıldı”
Akreditasyon Özdeğerlendirme Başkanı Prof. Dr. İlhan Yetkin ise akreditasyon sürecinde yaptıkları çalışmalar hakkında şunları söyledi: “Akreditasyon çalışmaları sırasında istenen eğitim amaç ve hedeflerin tanımlamasını yaptık. Bu kapsamda eğitim programlarını, öğretim üyeleri, öğrenciler ve eğitsel kaynaklar değerlendirildi. Program yapılandırmaları, geliştirme çalışmaları, öğretim elemanlarının çalışmaları, yönetim ve yürütmenin niteliği, deneyimi ve koordinatörlerin çalışmaları da irdelendi. Sonunda da Gazi Tıp akreditasyonla taçlandırıldı”

“17 Tıp Fakültesi Akreditasyon için Başvuruda Bulundu”
UTEAK Başkanı Prof. Dr. Sayek de Türkiye’de tıp eğitiminin akreditasyon sürecinin 2002 yılında başladığını ve akreditasyon ile tıp eğitiminin güvence altına alındığını dile getirdi. Akredite olan fakültenin de düzenli olarak uygunluklarının izleneceğini söyleyen Prof. Dr. Sayek, 17 tıp fakültesinin akreditasyon için başvuruda bulunduğunu, 14 tıp fakültesinin de eğitim ve bilgilendirme için toplantı talebinde olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Sayek, 19 Şubat 2011′de Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin 6 yıl süre ile akredite edilmesine oy birliği ile karar verildiğini açıkladı.
Konuşmaların ardından Sayek, akreditasyon belgesini Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cinaz’a takdim etti.

Yorum yapın

Prof. Dr. Ayhan: "HEKİMLER ‘BİZ NE OLACAĞIZ’ ENDİŞESİ İÇİNDE"

Tam Gün Yasası tüm Türkiye’deki üniversite hastanesi öğretim elemanlarının ‘biz ne olacağız’ sorusunu sormasına sebep olduğunu söyleyen Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan, “Mesaisini bitirdikten sonra öğretim elemanları gelen hastaya bakmak için, teşvik edici bir unsura ihtiyaç var” dedi.

Tam Gün Kanununun kamuoyunda çok tartışıldığını dile getiren Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan, bu değişikliklerin üniversite ve devlet hastaneleri açısından ne getirip ne götürdüğünü ileri tarihlerde istatistikî sonuçların göstereceğini belirtti. Prof. Dr. Ayhan, tam gün yasasının bir hekimin sadece tercihte bulunmasını, ya devlette görev yapmayı ya da özel kuruluşu tercih etmesini istediğini; buna göre hekimlerin çalışacağı kurumu seçmesi gerektiğini vurguladı.
Prof. Dr. Ayhan şunları söyledi: “Kanuna göre eğer üniversite öğretim üyesi olarak haricen bir iş yapmak istiyorsa, onu da doğrudan doğruya döner sermaye üzerinden yapılması gerekiyor. Bunun sağlık sektörüne çok büyük katkılar sağlayacağı Bakanlık tarafından ısrarla ifade ediliyor. Ancak, biz üniversiteler olarak o kadar emin değiliz. 2547 sayılı kanunun 36. maddesi değişmeden öğretim üyeleri iki ayrı statüde çalışabiliyorlardı ve tam gün statüsüyle o zaman tam günün tüm imkânlarından istifade ediyorlardı. Döner sermayeden de ona göre bir katkı payı alıyorlardı. Yarım gün çalışanlar ise üniversitelerdeki asli vazifelerini aksatmamak kaydıyla her hangi bir şekilde muayenehane açabiliyorlar, özel hastanelerde çalışabiliyordu. Kanunun bu düzenlenmesine göre üniversite de çalışan öğretim üyeleri artık sadece tam gün statüsüne geldi. Yarı zamanlı çalışma yasaklandı. Bu çalışma ne getirecek. Kanun çalışmalarında özellikle 58. maddenin düzenlenmesinde bu hocaların özlük hakları kaybolmasına engellemek maksadıyla birçok tedbirler alındığını görüyoruz. Bu tedbirler yeterli değil. Ama tedbirlerden daha ziyade kanunla ilgili açıklamaların yetersiz olduğunu düşünüyorum. Kanunla ilgili olarak gerek basın yayın organlarında gerekse Bakanlık tarafından yapılan açıklamalarda öğretim üyelerinin moralini ve motivasyonunu olumsuz etkileyecek değerlendirmeler vardı. Son derece istisna bazı hadiseler genele yansıtıldı ve tüm öğretim üyelerini kapsıyor gibi anlatıldı. Bu da öğretim üyelerimizden mesleğini hakkıyla yapmak isteyenleri ziyadesiyle üzdü. Üniversite hastaneleri 36. madde yani yarı zamanlı çalışılan dönemde de üniversite hastaneleri kendilerine gelen hastalara bakıyorlardı. Gerek yarı zamanlı gerek tam zamanlı öğretim üyeleri kendilerine gelen hastaları hastanede tedavi etmek için ellerinden gelen gayreti sarf ediyorlardı. Şu anda da öğretim üyelerimiz aynı performansı aynı gayreti gösteriyor. Öncekiyle farkı özlük haklarından daha ziyade Sağlık Bakanlığıyla olan ihtilaf nedeniyle moraller bozuldu. Öğretim elemanlarımız sadece Gazi Üniversitesi öğretim elemanlarının değil, tüm Türkiye’deki üniversite hastanesi öğretim elemanlarının biz ‘ne olacağız’ sorusunu sormasına sebep oldu. Sağlık Bakanlığının ve Yüksek Öğretim Kurumunun bu hususta gerekli açıklamaları bir an evvel yapmaları gerekir. Kanun çıktı, hala Yüksek Öğretim Kurumunda bekleyen yönetmeliklerimiz var. TBMM’de 36. maddenin düzenlenmesiyle ilgili bir kanun tasarısı var. Muayenehanesi olanlara mütesep hak olacak mı olmayacak mı? Kişinin verimliliğini etkileyen en önemli unsurların başında, bu belirsizlik geliyor. Ancak öğretim elemanlarımıza çok açık bir şekilde ifade edeyim çalıştıkları eski verimliliklerini sağladıkları müddetçe öğretim elemanlarının özlük hakları bilhassa parasal gelirleri açısında her hangi bir kayıp söz konusu olmayacak.”


“Bu Kadar Hekim Sokağa Dökülüyor Her Hangi Bir Sıkıntı Yokta Mı Dökülüyor?”
Sağlık Bakanlığının tıp fakültelerini sadece hasta bakan, hasta tedavi eden parça başı iş yapan kişiler olarak görmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Ayhan, “Yönetmelik çalışmaları içinde akademik çalışmalara da oldukça önem verildi. Ücretlendirmeyen, parasal olmayan akademik çalışmalara ilave bir katkı verildiği görülüyor. Hekimlerimizin endişesi devam ediyor. Bu kadar hekim sokağa dökülüyorsa bir sıkıntı vardır. Sıkıntı var ise endişeler giderilmelidir. Mesela hoca farkının kaldırılmasını anlamış değilim, hoca farkı katiyen bıçak parası değildir. Hastanın hekim seçme hakkıdır. Hasta bir hekimden bir hizmet almak istiyorsa özellikle kendi seçtiği hekimden hizmet almak istiyorsa ve bu hizmeti almak münasebetiyle kendisi gönüllü olarak devlete her hangi bir yük olmadan o hekime muayene olmak ve karşılığını ödemek istiyorsa, bunun sağlık bakanlığı tarafından engellenmesi, engelleme için bu hususta ‘hayır alamazlar’ denilmesini anlamış değilim” dedi.

“Hekim Mesaisini Bitirdikten Sonra, Gelen Hastaya Bakması İçin Onu Teşvik Edici Bir Unsura İhtiyaç Var”
Üniversite hocalarını mesai dışı çalışmaya teşvik etmek için, bu duruma ilave bazı tedbir almaya mecbur olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ayhan, “Mesai saatleri dışında çabuk hizmet almak isteyen hastalar, mesai saatleri dışındaki imkânlardan da istifade etmek istiyor ise o zaman hastaneye muayene için katkı payı yatırmalıdır. Bu suretle hem hekim, hem üniversite hastanesi hem de devletin kazanmasına ve hasta memnuniyetine imkân verilmesi gerekir” diye konuştu.


“Üniversitelere, Performansa Pek Dayalı Olmayan Lütuf Ödemesi Yapıldı”
“Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile anlaşarak ‘performans sistemine pek dayalı olmayan önceden hekimlerin fark aldığı miktar kadar bir farkı, “lütuf ödemesi’’ olarak bize gönderdi diyen Prof. Dr. Ayhan, “Peki biz onları nasıl dağıtacağız. Biz geçen sene nasıl dağıtmışsak bu seneki performansa bakmadan dağıtacağız. Mesai saati dışında bir katkı sağladı mı, onu öngörmüyor. Sadece siz bunları hekimlere dağıtın diyor. Neden? 2011 yılı içinde hekimler Tam Gün Kanununa uyum sağlayıncaya kadar parasal olarak her hangi bir eksiklikleri her hangi bir kayıpları olmasın düşüncesinde. Benim şahsi kanaatim performansa dayalı bilhassa mesai saatleri dışındaki imkânların değerlendirilmesini temin etmek maksadıyla hekim farkının konulması gerekir” dedi.


“24 Saat Çalışabilmesi İçin Hekime Bu Çalışmasının Karşılığının Verilmesi Gerekir”
Prof. Dr. Ayhan, hastanelerinde, Türkiye’de ve dünyada çok az olan cihazların bulunduğunu dile getirerek, bu cihazların sistemi geliştirmedikçe çalıştırılmayacağını kaydetti. Cihazların sabah sekiz, akşam beş arası çalışacağını, geriye kalan 16 saatte bu cihazların atıl vaziyette duracağına dikkat çeken Prof. Dr. Ayhan şunları kaydetti: “Hâlbuki bizim bu cihazların bir kısmını 24 saate çalıştırabilme imkânımız var. Ancak 24 saat çalışabilmesi için hekime bu çalışmasının karşılığının verilmesi gerekir. Türkiye’nin kıt olan kaynaklarından daha fazla istifade edilebilsin diye. Biz öğretim üyelerinin bu şikâyetlerinin bilhassa belirli şikâyetlerinin çok isabetli olduğunu ve Sağlık Bakanlığının nezdinde Yüksek Öğretim Kurumunun nezdinde çözüm arayışları için ciddi bir çaba içerisindeyiz.


“Akademik Çalışma Yapmayı, Eğitim Öğretim Faaliyetlerinde Bulunmayı Teşvik Ediyor”
Yeni döner sermaye yönetmeliğine göre hocaların döner sermaye alabileceği azami rakam, 8 katına kadar ve B 2 puanlarına göre 12 katına kadar alabilirler. 8 katının hepsi hasta bakarak alınamaz, yüzde 600’ü en fazla hasta bakarak. Geri kalanı akademik çalışmalardan alacaksınız. Belirli bir sınırdan sonra fazla hasta bakması öğretim üyesi için fazla bir gelir anlamına gelmiyor. Tam gün kanunun, kamu kaynaklarını verimli bir şekilde kullanılabilmesini, mesai saati dışında çalışmaları artırmak ve öğretim üyelerinin performansını artırmak için tekrar gözden geçirilmesi gerekir.


“Hocayı Asistan Konumuna Düşürmek”
Hekimlikte usta çırak ilişkisi vardır. Öncelikle asistan hastayı hazırlayacak; tespit ve teşhis asistan tarafından yapılacak, ondan sonra, eldeki verilere göre asistanın teşhisinin ve önerdiği tedavinin doğru olup olmadığını hoca tespit edecektir. Hoca hastayı hazırlamaz, hoca ilk kontrolleri yapmaz. Hoca, hazırlanan hastanın gerçekten o teşhis üzerine hasta olup olmadığını ve tedavinin doğru önerilip önerilmediğine bakar. Bu sebeple “hoca bakacaksa hoca baksın, asistan bakacaksa asistan baksın’’; bu doğru bir yaklaşım değildir. Bu sadece ve sadece tıp fakülteleri için değil diğer fakülteler için de böyledir. Aksi takdirde asistanın yetişmesi mümkün değildir.


“Hedeflerimiz Arasında Yeni İnşaatlar Var”
Hastanemiz yenilenmeye devam ediyor. Hasta odalarını koğuş sisteminden çıkarıp otel odasını aratmayacak hale getirmeye çalışıyoruz. ‘Alet işler, el öğünür’ denir. Teknolojinin gelmiş olduğu sınırlar hasta memnuniyetini sağlayacak şekilde mekân ve imkân, yemeğinden hasta bakıcısına yoğun bir gayret içerisindeyiz. Örneğin kadın doğum ünitelerimizde hasta bebeğini kendi odasında dünyaya getirebiliyor. İnşaatlarımız devam ediyor. Bir yıl daha devam edecek, mekânı rahatlatıp son teknoloji ile donatmak ve en iyi hizmeti vermek gayesindeyiz. 2011-2012 hedeflerimiz içinde, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi örnek üniversite hastanelerinden biri olacaktır.”

Yorum yapın

GAZİ TIP’TA BEKLENMEYEN İSTİFA

Yaptığı çalışmalarla birçok alanda üniversite hastanelerine öncü olmayı başaran Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, geçtiğimiz günlerde başhekimlik görevinden istifa ederek herkesi şaşırttı. Yaptığı çalışmaları ve istifasını Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlatan Prof. Dr. Cinaz, yeniliklerin süreceğini söyledi.

Başhekimlik yaptığı süre boyunca birçok alanda öncü olacak yeniliklere imza atan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, başhekimlik görevinden istifa etti. Prof. Dr. Cinaz ile birlikte Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekim yardımcıları Prof. Dr. Akif Öztürk, Doç. Dr. Mustafa İlhan ve Doç. Dr. Orhun Çamurdan “Hiyerarşik yapıda akademik değerler göz ardı edildiği” gerekçesiyle Gazi Hastanesindeki yöneticilik görevlerinden ayrıldı. Cinaz, görevine dekan olarak, başhekim yardımcıları ise Tıp Fakültesi öğretim üyesi olarak devam ediyor.

Gazi Tıp, Türkiye’nin İlk 5 Tıp Fakültesi Arasında Yer Alıyor
6 Ağustos 2008 tarihinden bu yana Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Dekanlık görevini sürdüren Prof. Dr. Cinaz, üniversite sınavına girenlerden ilk 3 bin içerisinden öğrenci aldıklarını, Türkiye’nin ilk 5 tıp fakültesi arasına girmenin gururunu yaşadıklarını söyledi. Birincil hedeflerinin iyi hekim yetiştirmek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Cinaz, ayrıca 2010 Eylül dönemi TUS birincisinin de Gazi Tıp 2010 mezunu olduğunu açıkladı. 2009-2010 öğretim yılında Hacettepe, İstanbul, Marmara Üniversitesinden sonra İngilizce eğitim veren 4. Tıp fakültesi olduklarını kaydetti. Yaklaşık 400 öğrencinin 75’inin İngilizce eğitime başladığını belirten Prof. Dr. Cinaz, eğitim kalitesini artırmak için derslikleri ve laboratuvarları modernize ettiklerini dile getirdi. Prof. Dr. Cinaz, eğitim sistemlerinin entegre sistem olduğunu, sistemin fakültede yerleştiğini, ulusal çekirdek eğitim programına uygun eğitim verdiklerini belirtti.

“Üniversite Hastaneleri İçinde Acil Hasta Kabulünde Birinciyiz”
Hasta kapasitesinin çok yüksek düzeyde olduğunu, Acil Servise ayda 96 bin hastanın başvurduğunu, bunların 56 bininin yetişkin, 40 bininin ise çocuk hasta olduğunu belirten Prof. Dr. Cinaz, “Sağlık Bakanlığı verilerine göre üniversite hastaneleri içinde birinci sıradayız. Ankara’daki tüm hastaneler arasında ise 4. sıradayız” diye konuştu.

Türkiye’nin ve Avrupa’nın En Büyük Çocuk ve Erişkin Endoskopik Merkezi
Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük çocuk ve erişkin endoskopi merkezini çok yakın zamanda hizmete sunduklarını kaydeden Prof. Dr. Cinaz, “Bu merkezin 2 bin 500 metre kare alanda, 13 oda da aynı anda işlem yapabilecek niteliğe sahip. Böylece Endoskopik girişimlerde oluşabilecek yığılmaların yok edilecek. Son teknolojiye sahip aletlerle de diğer merkezlerde yapılmayanlar yapılabilecek” dedi.
Merkezde ERCP yöntemi ile safra yolları tıkanıklıklarının açılabildiğini, taş ve polip alınabildiğini kaydeden Prof. Dr. Cinaz, ayrıca yemek borusuna stend takma ve küçük müdahalelerin yapılabildiğini ifade etti. Prof. Dr. Cinaz, Endoskopik ultrasonografi, endoskopikgastrostomi (mideye beslenme tüpü yerleştirilmesi) ve hemoroidlere band ligasyonunun merkezde uygulandığını bildirdi.

“Robotik Cerrahiyi Uygulayan İlk Üniversite Hastanesi Olduk”
Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyeleri tarafından uluslararası laparoskopi kursu yapıldığının bilgisini veren Prof. Dr. Cinaz şöyle devam etti: “Üroloji ve diğer cerrahi branşlarda aldığımız Da Vinci Robotik Cerrahi aleti ile Robotik Cerrahi uygulamasının yapıldığı ilk üniversite hastanesi olduk. Rutin robotik cerrahinin bundan sonra hastanelerinde tüm cerrahi branşlarda uygulanabilecek. Bu yöntem sayesinde cerrahi müdahaleler kesisiz, kanama ve enfeksiyon riski olmaksızın yapılabilecek ve hastalar kısa sürede taburcu edilebilecek.”

7 gün 24 saat Manyetik Rezonans Hizmeti
Radyoloji Biriminde 7 gün 24 saat Manyetik Rezonans görüntüleme incelemeleri yapıldığını dile getiren Prof. Dr. Cinaz, “Acil serviste de 7 gün 24 saat hizmet veren bilgisayarlı tomografi ve ultrasonografi cihazlarımızın bulunan Acil radyoloji ünitemiz mevcut. Radyoloji bölümümüz çocuklara Genel Anestezi altında MR tetkiki yapabilen tek merkezdir. Ayrıca bu bölümümüz karaciğer hastalıklarında ultrasonografi eşliğinde Radyofrekans ile tedavi yönteminde referans merkez haline geldi. Son teknoloji düşük radyasyon dozlu bilgisayarlı tomografide hastanemiz öncüdür” diye konuştu.
Prof. Dr. Cinaz, son teknoloji iki anjiografi cihazı alarak yeni bir angiiografi ve girişimsel radyoloji ünitesini hizmete soktuklarını, bu ünitede kalp koroner damarları dışındaki tüm damarların görüntülenmesi ve tedavisinin yapıldığını bildirdi.

Anneye Odasında Doğum Yaptıran Hastane
Prof. Dr. Cinaz, Kadın hastalıkları ve Doğum Anabilim dalında Perinatal korion villus biyopsisi, rahim içi tedavi, intrauterin girişim ve perinatolojik müdahalenin yanında her türlü laparoskopik cerrahi girişimin yapıldığı önemli bir merkez olduğunu belirtildi.
Kadın Doğum Kliniği ve ameliyathanesinin yenilendiğini belirten Prof. Dr. Cinaz, anneye yattığı hasta odasında doğum yaptırma imkanı sunulduğunu belirtti.

Pediatrik Odyoloji Merkezi
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalında kulak tümörleri, İmplant cerrahisi ve beyin sapı implantı yapıldığını bildiren Prof. Dr. Cinaz, pediatrik odyoloji merkezinin ayrı olarak kurulduğu önder fakülte olduklarını, çocuklardaki işitme bozuklukları, işitme kayıpları ve konuşma bozuklukları tedavisinin yapıldığını dile getirdi.

“Gazi Tekniği” ile Kornea Transplantasyonu
Göz Hastalıkları Anabilim Dalının Türkiye’de “Vitroretinal Cerrahi Merkezi ve Referans Hastane” olarak önemli yer tuttuğunu kaydeden Prof. Dr. Cinaz, kornea transplantasyonun da Gazi tekniğinin kullanıldığını ve bu tekniğin Prof. Dr. Kamil Bilgehan tarafından geliştirildiğini belirtti.

Radyasyon Onkoloji
Radyasyon Onkoloji Anabilim Dalında son teknoloji İMRT (Yoğunluk ayarlı radyo terapi) cihazı olan ve uygulanan üniversite hastanesi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Cinaz şunları aktardı: “Tüm vücut ışınlaması, tüm vücut sadece cilt ışınlaması yapan önder üniversite hastanesiyiz. Ciltte oluşan hastalıklarda sadece cilt ışınlanıyor. Ayrıca genel anestezi altında çocuklara radyoterapi uygulayan tek merkez biziz.”

“Uluslararası Akreditasyon”
Prof. Dr. Cinaz, Beyin Cerrahi Anabilim Dalının “Uluslararası Akreditasyon” belgesi aldığını bunun Anabilim dalı ve fakülte açısından çok önemli olduğunu ifade etti. Nöroşirürji Anabilim Dalında Gamma-Knife cihazı bulunduğunu böylece noktasal radyoterapi ile beyin tümörlerinin ve diğer bazı hastalıkların tedavisinin başarıyla yapıldığını kaydenden Prof. Dr. Cinaz, Parkinson’da aktif olarak cerrahi tedavi uygulanan merkezlerden olduklarını, parkinson hastalarında, beyindeki lob alınarak tedavinin mümkün olduğunu söyledi.

“İntraoperatif EMG”
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı tarafından intraoperatif EMG’nin yani ameliyat sırasında cerrahların sinir zedelenmesini önlemek için uygulanan yöntem olduğu bilgisini veren Prof. Dr. Cinaz, cerrahın ameliyat sırasında sinir zedelenmesini önlemesi amacıyla bu işlemin sinire uyarı vermeyi sağladığını, böylece sinir kesisinin olmadığını, cerrahın daha rahat çalışabildiğini belirtti.

“Çay Yolu Ek Hizmet Binası”
Prof. Dr. Cinaz, Gazi Hastanesi Çay Yolu Ek Hizmet Binasını kısa süre önce hizmete açtıklarını, Yenimahalle Belediyesi tarafından tahsis edilen yerde hayırsever vatandaşın katkıları ile bir buçuk yılda ek hizmet binasını tamamladıklarını belirtti. Prof. Dr. Cinaz, ek hizmet binasında tüm branşlarda ayaktan başvuran hastalara tanı ve tedavi hizmeti verildiğini söyledi.

Yorum yapın

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.