Archive for category Prof. Dr. Pınar Aydın O’Dwyer

ORTA ASYA’LI GÖZ DOKTORLARINA TÜRKÇE EĞİTİM İMKANI

İngilizce bilmeyen Orta Asya’daki göz doktorlarına 3 ay boyunca Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalında Türkçe eğitim imkanı sunulacak.

Türkçe konuşan Orta Asya ülkelerinden bazı doktorlar İngilizce bilmedikleri için uluslararası çalışmalara katılamıyorlar. Bu nedenle Uluslararası Göz Birliği’nin sınavına giremiyorlar. Bilimsel kitapları okuyup yeterince anlamıyorlar. Türkiye’de bir merkezde, bu ülkelerden gelenler oftalmoloji eğitimini Türkçe alacaklar. Bu uygulama için, Başkent Üniversitesi kabul edildi. Türkçe dışında yabancı dil konuşamayan doktorlar gelerek 3 ay boyunca Prof. Dr. Gürsel Yılmaz’ın başkanı olduğu Başkent Üniversitesi Oftalmoloji Kliniğinde eğitim alacaklar. Form doldurarak başvuracak olan adaylar, Uluslararası Göz Derneği tarafından değerlendirilerek eğitim durumları ve mesleki amaçları uygun ise kabul edilecekler.

“İlk Kez Doktorlar, İngilizce Bilmediği ve Türkçe Bildiği İçin Bir Programa Katılabilecek”
Uluslararası Göz Konseyi’nin (International Council of Ophthalmology) Mütevelli Heyet üyeliği ve Etik Komisyonu başkanlığı görevlerini yürüten Prof. Dr. Pınar Aydın, “Çalışmalarda eğitim eksikliği olan hekimler, ülkesine döndüğünde oftalmoloji alanında bilgisini geliştirerek ülkesine faydalı olacaklar seçilecek. İngilizce bilmeyen göz doktorlarına verilecek eğitimle, bilimsel açıklarını kapatacaklar. Bu uygulama ile ilk kez doktorlar, İngilizce bilmediği ama Türkçe bildiği için bir programa katılabilecek” şeklinde konuştu. 

Gelişmemiş Ülkelerden Gelecekler Kabul Edilecek
2014 yılında Tokyo’da yapılacak olan Dünya Göz Kongresi için organizasyon çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Aydın, “Birçok organizasyondan Orta Doğu ve Güney Batı Avrupa’dan kimlerin neleri yapacağı konusunda danışmanlık veriyorum” dedi. Kongrede nöro-oftalmoloji alanında konuşma yapacağını belirten Prof. Dr. Aydın, “Etik” konusunu tekrar ele alarak, yeniden tanımladıklarını kaydetti. 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum yapın

OFTALMOLOJİ ALANINDA TÜRKİYE’Yİ TEMSİL EDİYOR!

Uluslararası alanda başarılı çalışmalarına bir yenisini daha ekleyen Prof. Dr. Pınar Aydın,Uluslararası Göz Akademisine kabul edilen ilk Türk olma unvanını aldı.


Academia Ophthalmologica Internationalis’e (AOI), dünyada oftalmolojisinin yönünü belirleyen, yapılacak çalışmaları planlayan, strateji ve politikaları hazırlayan bir topluluk.1975’te Belçika’nın Ghent kentinde 45 kurucu üye ile kurulan, göz doktorlarının dünyadaki en itibarlı ve güçlü kuruluşu Academia Ophthalmologica Internationalis’e (AOI) ilk kez bir Türk üye kabul edildi. Dünyadaki tüm insanların görmelerini sağlamak ve korumak amacıyla eğitim, araştırma ve uygun tıbbi hizmetlerin sağlanmasını kendine görev edinen, bu uluslararası kuruluşun üyeleri göz hastalıkları alanında eserleri ve diğer hizmetleriyle kendini kanıtlamış,uluslararası camiada saygın profesörlerden oluşuyor.  AOI mevcut üyelerinin teklifi ve tüm üyelerin kabulü ile yeni üye alınıyor ve toplam üye sayısı 70’i geçemiyor.  Şu anda sadece 65 üyesinin olduğu ve 5 üyesinin boş olduğu dünya çapında göz doktorlarından oluşan grup, her üyenin belli sayıda yazısı, kitabı, uluslararası tanınırlığı, saygınlığı ve hatta patentinin olması gerekiyor. Üye olmak için bir boşluk olduğunda, aday belirleme komisyonu aday adayları listesi oluşturuyor. Üyelere sunulan adaylar oylama ile belirleniyor. Üyelerin her toplantıya katılması zorunlu ve üyelik hayat boyu sürüyor.

“Doğu Kadınının Batı Yüzü”
Kuruluşa 56 numaralı üye olarak kabul edilen ve Hindistan’ın Haydarabad kentinde yapılan törende üyelik nişanı ve beratı kendisine sunulan Prof. Dr. Pınar Aydın, çok az sayıdaki kadın üyelerden ve yaşı en genç olanlardan biri. Prof. Aydın, Halen Uluslararası Göz Konseyi’nin (International Council of Ophthalmology) Mütevelli Heyet üyeliği ve Etik Komisyonu başkanlığı görevlerini yürütüyor. Prof. Aydın’ı tıp camiası bilimsel yayınları ve kitapları; kamuoyu ise halk için yazdığı Göz Kitabı ve Az Gören Çocukların Aileleri İçin El Kitabı adlı kitaplarının yanı sıra sanat konulu yazıları ile tanıyor. Prof. Aydın, “AOI üyeliği benim için en büyük gurur kaynağı oldu. Kadın üye sayısının çok az olduğu toplulukta, ‘doğu kadınının batı yüzünü’ temsil ettiğim ifade ediliyor. Doğu kadınına örnek olmak için seçildim. Doğu ülkelerinden gelen kadınlardan, ‘yıldızımızsın’ diyen bile oldu. Ülkemizden birçok meslektaşımdan tebrik aldım” dedi.


“Glokomda Dünya Çapında En İyi 5 Uzmandan Biriyle Birlikte Seçildim”
Üyelikle ilgili Aydın şu bilgileri verdi: “Glokomda dünya çapında en iyi 5 uzmandan biriyle birlikte seçildim. Şaşılık kitaplarının yazarı Emilio Campos’unadaylığında bende oy kullandım. Yani ne derece önemli ve gurur verici bir topluluk olduğunu üyelerin çalışmalarıyla anlayabiliyorsunuz.”
Academia Ophthalmologica Internationalis (AOI) web sitesi: http://www.a-o-int.org/
Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum yapın

“AKADEMİSYEN OLMAK İSTEYENLER DESTEK ALMALI”

 Akademik kariyer yapmak isteyen lisans mezunları ya da akademisyenler için hedefleyenlerine ulaşmalarında destek almaları gerektiğini belirten Prof. Dr. Pınar Aydın O’Dwyer, “Koçluk hizmeti yardımıyla akademik kariyerin kurallarını bilerek ilerlenmeli. Ayrıca mecburi hizmete gitmiş hekimler bulundukları ortamı en yararlı şekle çevirerek, fırsata dönüşmesini sağlayabilirler” dedi.
Ustaların, hocaların, eğitmenlerin işleri başlarından aşkın, kendi dertleri dağ kadar, bir de üstelik yeni yetişenler alanlarını paylaşıyor, kapışıyor. Bu durumda yeni yetişenlere kim yol gösterecek, elinden tutup kendi kanatlarıyla uçmasına destek olacak? İster kişisel, ister mesleki neyi nasıl sunulacağı, sunulacak konu kadar önemlidir. İletişim, insanoğlunun en temel yeteneği olmasına rağmen bu yeteneği kullanmak ve geliştirmek için eğitim ve çaba gerekmektedir. Akademik anlamda danışmana ihtiyaç duyanlar olduğunu belirten Prof. Dr. Pınar Aydın O’Dwyer, konu ile ilgili şunları söyledi: “Akademik kariyer denildiğinde kişinin tez ve makale yazmasını bilmesi, yurt dışı ve içi bilimsel oturumda sunum yapması gereklidir. Akademisyenler kitap veya kitap bölümü de yazmalıdır. Bunların her biri çok fazla üretilen şeyler değil. Akademisyenliğin kuralları, okul süresince öğretilmiyor, oysa akademik dünyanın olmazsa olmaz yöntemleridir. Dolayısıyla bunların öğretiminde bir açık var. Hepimiz büyüklerimize bakarak, onları taklit ederek onları izleyerek öğrendik. Kimse bize bu işin kurallarını öğretmedi. Dolayısıyla bazılarımız başarılı olduk bazılarımız olamadık. Başarılı olamayanlar öğrenebileceklerini farkında olmadan devam ediyor.
“Çalışmamızı Bilimsel Tarzda Şık Bir Paket İle Talep Edilen Haline Getirilmesini Öğrenmeliyiz”
Sunum yaparken çok konuşmak, uzun süre konuşmak gibi hatalara düşülebiliyor. Bizde de yapılan çok güzel çalışmalar var ancak bunların sunumu konusunda bilgimiz yeterince olmadığında var olamıyoruz. Halbuki bilgimiz, becerimiz ve zekamız var. Dolayısıyla bu beceriyi kazanarak, yaptığımız işi pazarlamasını öğrenecek ve çalışmamızı uluslararası Kabul gören bilimsel tarzda şık bir paket ile talep edilen haline getirmeyi öğrenmeliyiz.
Akademik Koçluk= Ayna
Akademisyenlikte yazılı olmayan kuralları bilmek gerekir. Genç akademisyenlere neyi iyi yapıp neyi iyi yapamadığını bulmasında rehberlik yapılmalıdır. Akademik kariyer isteyen kişiye bir ayna işlevi görerek, kendisini görmesi, tanıması sağlanmalıdır. Doğru soruları sorarak yeteneğini, eksiklerini ve nelere çalışması gerektiğini sağlamak önemlidir. Akademik kariyer esnasında koçluk yardımı alanlara hedeflerini ve ne yapmak istediğini sorgulatmalıdır. Neleri iyi yapabiliyor, hedefleri erişilebilir mi? Zaman dilimi belirleyip ulaşmak istediği yere varmasını sağlamalıdır. Aile veya arkadaş her zaman koçluk görevi göremiyor. Her zaman yol gösterecek bir usta bulunamayabiliyor. Profesyonel bir şekilde, kişinin yeteneğini, açıklarını, güçlü yanlarını ve kendi amaçladığı yere varması için yol gösterilmesi çok önemlidir.
Akademik Kariyer Basamaklarını Emin Atmak
Akademik kariyeri neden yapmak istediğini ele alınmalı. Süreç içinde kişinin bazen aslında akademik kariyer yapmaktan korktuğu, yapamayacağını düşündüğü ortaya çıkıyor ya da akademik kariyerin kendisi için çok önemli olduğunu fark ediyor. Her iki durumda da akademik kariyer için, genel bilgilere sahip olmak ve eksikliklerin kapatılması için çalışmak gerekiyor. Burada önemli olan kişinin kendindeki eksiklikleri fark etmesinin sağlanması ve kişiye uygun bir çalışma planı hazırlanmasıdır. Çalışma sürecinde varılması gereken aşamalarda hangi adımları ne şekilde atması gerektiği belirlenmelidir.
Tıpta Uzmanlık Sınavını Kazanamayanlar
Tıpta Uzmanlık Sınavını kazanamayan bir doktorun neden kazanamadığının nedenini araştırılmalıdır. Çalışma yönteminde mi sorun var, sınavda mı heyecanlanıyor, gerçekten bilgide mi eksiklikler var gibi konuların üzerinde durulmalıdır. Psikolojik yönünü anlamadan önce neler mümkün önce onu bulmak lazım. Bunun içinde kişinin önce kendisini bulmasını sağlamak lazım. Hedefine ulaşmak isteyen kişinin o konuda eğitimi yoksa hedefine ulaşamaz, gerekli bilgiye sahip değilse yapamaz. Neden amaca ulaşamadığında eksikleri bulmak önemlidir.
“Makaleyi Gönderiyorum Hep Reddediliyor”
Akademik kariyer isteyen biri İngilizce bilmiyorsa ne yazık ki günümüzde akademisyen olamaz. İstenenle gerçek arasındaki denge bulunmalıdır. Aslında istenirse İngilizce öğrenilebilir. Mesela, “makaleyi gönderiyorum hep reddediliyor” deniliyor. Makale incelenip, yeniden düzeltmelidir. Koçluk desteği ile akademik kariyerde doğru adımları doğru zamanda atarak ilerlemek mümkündür. Böylece yetenekli bir genç akademisyen adayının önü açılabilir, doğru yönlendirme ile hızla yol alınabilir. Gençlerimize sadece örnek değil, ellerinden tutan bir koç da olmalıyız.
Ülkemizde bu konularda bir boşluk olduğu görülmekte ve Prof.Dr.Pınar Aydın O’Dwyer bu boşluğu doldurmak üzere kolları sıvamış ve yola çıkmış durumdadır.

Yorum yapın

ASİSTANLIKLA BAŞETME KILAVUZU

Tıp eğitimi sırasında Tıpta Uzmanlık Sınavı’nı geçen hekimlerin asistanlıkları sırasında yaşadıkları sorunları araştıran Prof. Dr. Pınar Aydın, “Asistanlıkla Başetme Kılavuzu” ile bir ilke imza atmaya hazırlanıyor.

Tıp eğitimi sonrasında hayatlarının en zor sınavı diye nitelendirdikleri Tıpta Uzmanlık Sınavı’nı geçen hekimlerin asistanlıkları sırasında yaşadıkları sorunlarla baş etmeleri gün geçtikçe daha da zorlaşıyor. Asistanlık sürecinde istifa edenlerin yanı sıra psikiyatrik sorun yaşayanlar hatta intihar edenler bile var. Bu konu hakkında araştırma yapan Prof. Dr. Pınar Aydın, “Asistanlıkla Başetme Kılavuzu” ile hekimlerin yanında olacak ve onlara hem yaşam koçluğu yapacak hem de istatistiki verileri toplayarak klavuz haline getirecek.

Hoca, Meslektaş, Hemşire ve Hasta Yakını ile İlişkiler
Amacının asistanlık eğitiminde çalışanlarla baş etmek olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın şunları söyledi: “Tıpta öğrenilmesi gereken bilgi, kullanılması gereken teknoloji ile teşhis ve tedavi edilmesi gereken hasta yoğunluğu giderek artıyor. Öte yandan her zaman var olan hoca, meslektaş, hemşire ve hasta yakını ile ilişkiler ve tabii hekimin özel yaşamı gibi etkenler değişmiyor. Bir asistanın aslında eğitim ve deneyim elde etmesi gereken asistanlık döneminde tüm bu etkenlerle baş etmesi gerekiyor. İster cerrahi, ister dahili veya temel dal, hepsinde asistan olmanın belli zorlukları ve sorunları yaşanıyor. Ancak her zorluk ve sorunla başetmenin de yolları mutlaka bulunabilir.

“Kitap, Sorunlardan Çok Eğitimlerine Odaklanabilmelerini Sağlayacaktır”
Bir uzman hekimin eğitiminin başlangıcı olan asistanlık döneminde bu döneme özgü sorunlarla başetmeyi kolaylaştırmak amacıyla bir kitap çalışması başlattım. Bu kitap çeşitli eğitim kliniklerinde farklı alanlarda ihtisas yapan asistanların deneyimlerini bir araya getirecek, uzun süreli bir anket çalışması şeklinde kurgulandı. Bu deneyimler sonraki kuşaklara ışık tutacak ve yol gösterecek, sorunları daha kolay çözmelerini ve zorluklarla başedebilmelerini, sorunlardan çok eğitimlerine odaklanabilmelerini sağlayacak.

Yaşadıklarını Anlatmak İsteyen Mail Atacak
Bu amaçla bu kitap çalışmasında ihtisas süresince yılda bir anket doldurmak üzere çalışmaya katılmak isteyen tüm dallarda ve tüm eğitim hastanelerinde asistanlığa yeni başlayan veya ilk sene yaşadıklarını hatırlayan ikinci sene asistanları ve deneyimlerini paylaşmak isteyen tüm asistanların aydinpinartr@yahoo.com adresine elektronik mektupla başvurmaları yeterli. Çalışmaya katılanların tüm bilgileri gizli tutulacak.”

Yorum yapın

TIBBIN DUAYENLERİ: PINAR AYDIN O’DWYER

Uluslararası derneklerde üste düzey görev alan, 100’ün üzerinde konferans veren, işini farklı branşlarla birleştiren, 24 kitabı olan, flüt, viyolonsel ve piyano çalan, Türkiye’nin ilk oftalmolog kökenli Nöro-oftalmoloğu ünvanını taşıyan Prof. Dr. Pınar Aydın, gözle sanatın buluştuğu resim ve fotoğraf koleksiyonlarını, bale tutkusunu ve hayatını Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı.

Avrupa Nöro-oftalmoloji Birliği (EUNOS), Avrupa Göz Araştırmaları Birliği (EVER) ve Uluslararası Göz Birliği (ICO) yürütmekurulunda ülkemizi başarıyla temsil eden Prof. Dr. Pınar Aydın, Nöro-oftalmoloji alanında doktora yapan ilk oftalmolog olma özelliğine sahip. Farklı branşları birbirinin içerisinde sentezlemesini, sanat tutkusunun tıp ile buluşmasını Sağlık Dergisi’ne anlatan Prof. Dr. Aydın, “Bugünün işini yarına bırakma. Yarının işini mümkünse bugün yap!” diyor. Farklı kültürlere olan ilgisini, resim tutkusunu ve yaptığı tüm çalışmaları makale ya da resitallerle sunma zevkini ifade eden Prof. Dr. Aydın, şu günlerde bir Bale kitabı yazıyor. Kendi ağzından çok yönlü başarılarını, hayatını ve çalışmalarını dile getiren Prof. Dr. Aydın şunları anlattı: “Müzisyen bir aileden geliyorum. Annem piyanist, babam opera rejisörü ve tenordur. Sanat ortamında büyüdüm. Tek çocuk olduğum için annem ve babam resitaldeyse ben ansiklopedileri baştan sona okurdum. Anneannem ve dedem öğretmendi, sanata ve yeniliklere açıktılar. Ben 3-4 yaşlarındayken ninem kamerasıyla film çekerdi, teybe, şiir okutur ve şarkı söyletirdi.

İlk Kitabı Anaokulunda “Çocukları tanımak”
İsmet Paşa Kız Enstitüsü’nün anaokulu bir araştırma okuluydu. Orada bizim üzerimizde araştırma yaptılar ve “Çocukları tanımak” isimli kitabı yayınlandılar. Kapağına da benim bir fotoğrafımı kullanmışlar. Küçük bir kızın paltosunu ilikliyorum. Sonradan o kızın tıp fakültesinden sınıf arkadaşım olduğunu anladık, hatta o da göz doktoru oldu.

Bugünün işini yarına bırakma. Yarının işini mümkünse bugün yap!
Ankara Özel Tevfik Fikret Okulunda, orta ve liseyi okudum. Ben hiçbir zaman sınıf birincisi olmadım ancak notlarım iyiydi. Dördüncülükle mezun olduğumu geçen sene bir öğretmenimden öğrendim. Derste öğrenirdim. Derslerimi zamanında yapardım. “Bugünün işini yarına bırakma. Yarının işini mümkünse bugün yap!” diye düşünürüm. O dönem Fransızcayı öğrendim ve çok sevdim. Tercüme konusuna ilgim vardı, Hariciyecilik benim için idealdi. Lise 1’de Fransız mektup arkadaşım vardı, Fransa’ya onu ziyarete gittim. Yabancı ülkeleri gezmeyi sevdim. Lise son sınıfta Amerika’ya gittim. O dönem bale ile ilgili konservatuara mı gideyim diye düşündüm. Yazı yazmayı seviyordum, gazeteci olmayı istiyordum. Mitoloji ve arkeoloji sevdiğim için Arkeolog olmayı istedim. Ancak amcam doktordu ve ben ona hayrandım. Sonunda hekimlik mesleğini seçtim. Aslında psikiyatrist olmak için tıp fakültesine girdim.

Tıp Fakültesi Yıllarında Bale Yaptım, Flüt ve Piyano Çalmasını Öğrendim
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandım. Sadece ders çalışmadım, sosyal etkinliklere katıldım. Tıp zor, yorucu, pratiğe dayalı bir iştir. Her gelen hasta aynı şikâyetle gelebiliyor. Bu nedenle içimizdekileri yenilememiz gerekiyor. Kendimi tazelememiz gerekir. Derslerin yanı sıra flüt çalmasını öğrendim, fransızca çeviri çalışmalarına devam ettim.


“Hiçbir Zaman Fazla Süslü Olmadım”
Ben aşırı bakımlı değilimdir. Fakültedeki hocam, “Her doktor kendisini düzenli ve güzelleştirmiş olarak hastasının karşısına çıkmalı” diye öğretti. Bu nedenle her zaman düzgün giyinmeye çalıştım ancak hiçbir zaman fazla süslü olmadım.

Histoloji Dersinde Doku Slaytlarını Manzaralara Benzetirdim
Birinci sınıfta histoloji dersinde doku ve hücre slaytları gösterilirdi. Ben onları hep manzara, insanlar veya güneş gibi görürdüm. Onları hücre olarak algılamam zaman aldı. Hayal dünyamın geniş olması bana zaman zaman sorun çıkarttı. Histolojideki hücrelerin, hücre olarak zihnime yerleşmesi ancak bir süre sonra olabildi. O nedenle birinci sınıfta ikmale kaldım, sonrasında hiç kalmadım.
Ancak Fransızca bildiğim için Latince kökenli kelimeler bana anlam ifade etti. Örneğin başkaları “anterior” kelimesini ezberlerken, benim için anterior, zaten ön demekti.

Birinci Sınıfta Hastanede Hemşire Yamağı Gibi Çalıştım
Birinci sınıfta işi farklı sevmeye başladım. O dönem “Hekimler” diye bir kitap okumuştum. O kitapla birlikte hastanede neler yapıldığını öğrendim. Çanakkale Devlet Hastanesinde birinci sınıfı bitirdiğim sene çalışmaya başladım. Genel cerrah ve ürologlar bana çok yardım ettiler. Ameliyatlara girdim, ilk ameliyata girdiğimde bayıldım. Çünkü cüce bir kadın sezaryen oluyordu ve evli değildi, çok da kanaması oldu. Ben orada hemşire yamağı gibi çalıştım. Kış aylarında Sigorta Hastanesinde çalışmaya başladım. Genel cerrahi bölümünde küçük ameliyatlar yaptım.
Zor Bir Karar Vermem Gerektiğinde Bir Adım Geri Gidip Tekrar Düşünmeyi Öğrendim
Gece hastanenin durgun halini ve nöbete kalmayı severim. Genel cerrahi stajında kalmak isteyenler olduğunda ben hep kalanlardandım. O dönem hafızama yerleşmiş ameliyat ve doktor manzaraları var. Zor bir karar vermem gerektiğinde bir adım geri gidip tekrar düşünmeyi öğrendim.

Okulu Bitirmeden Önce Birçok Bölümde Staj Yaptım ve Bu Çalışma Karar Vermemde Etkili Oldu
Fakülte bittiğinde benim dönemimde TUS yoktu, tanışıklık faktörü egemendi. Kadın doğumcu olmak istiyordum. At sırtında köy köy dolaşıp, kadınlara yardım edecektim. Bu nedenle çok sayıda doğum yaptırdım. Ancak kendimde şunu fark ettim, çok yorulduğumda ben hiçbir şey yapamıyorum! Vücudumun bir ritmi ve sınırı var. Kaldı ki başka şeyler de yapmak istiyorum. İşten çıkınca kendimi yenilemeliyim. Okulu bitirmeden önce birçok bölümde staj yaptım ve bu çalışma karar vermemde etkili oldu. Örneğin bir Gastroenteroloji doçentlik tezi araştırmasına yardımcı olduğumda, günü planlamayı öğrendim. Bu çalışma bana makale yazmasını, araştırma sonuçlarını değerlendirmesini öğretti.

Göz İhtisasına Başladım
1980’de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Anabilim dalı sınavına girdim ve kazandım. Yaptığım çalışmaların kalıcı olmasını istediğim için birçok makale yazdım.

Hacettepe Tıp’ın Sistemine Alışmak Zaman Aldı
İhtisasa başladığımda Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde çok kayboldum. Hocaları tanımadığım için hasta zannettiklerim oldu, nöbetlerde konsültasyona gidip dönüşte kaybolduğum için üstlerimden azar bile işittim. Asistanlık sonrasında Ulus Sigorta Hastanesinde mecburi hizmet yaptım. O dönemde 6 ay kadar İskoçya’da Tennent Göz Enstitüsünde ve Philadelphia’da Will’s Göz Enstitüsünde çalıştım.
Amerika’da IOWA Üniversitesi Nörooftalmoloji Bölümünde çalışarak, tezimi tamamladım
Mecburi hizmetimden sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nörolojik Bilimler ve Psikiyatri Enstitüsünde, Nöro-oftalmoloji üzerine 5 sene doktora yaptım. Doktoranın bir senesini Amerika’da IOWA Üniversitesi Nöro-oftalmoloji bölümünde çalışarak, tezimi tamamladım. 2007 yılında İstanbul’da Avrupa Nöro-oftalmoloji Kongresini düzenledim. Gerek bilimsel içerik gerekse sosyal etkinlikler açısından hala örnek gösterilen rekor katılımlı bir kongre oldu

Türkiye’deki Oftalmolog Olan İlk Nöro-oftalmologum
Türkiye’deki oftalmolog olan ilk nöro-oftalmolog ben oldum. Doktora yaparak 5 sene boyunca nörolojide çalıştım. Yapılmamışı denemek istedim. Doktoramı tamamladım, Doçent oldum. Bir sene boyunca Ziraat Bankasında Göz Hekimi olarak çalıştım. Sonrasında Yanık ve Tedavi Vakfı Hastanesi’nde göreve başladım ve akabinde burası Başkent Hastanesi oldu.

Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalını Kurdum
Başkent Üniversitesi Hastanesine çalışmaya başladığımda üniversite değildi ve göz kliniği yoktu. Başlangıçta kliniğin sadece dört boş beyaz duvarı vardı. Sonrasında kliniği kurup, anabilim dalına dönüştürdüm. Hiç komplikasyonumuz ve hakkımızda şikayet olmadı. Başkent Üniversitesinde çalışırken profesör oldum. 9 sene boyunca bölüm başkanı olarak çalıştım. 2002 yılına kadar, 50 tane yurt dışı yayını yaptık.

Neyi Aradığını Bilmek ve Aramaya Devam Etmek Çok Önem Taşıyor
Hastanede göreve ilk başladığımda göz fotoğraf makinesi yoktu. Böbrek hastalarının çok olduğu bir hastane olduğu için, kronik böbrek yetmezliğinin göz hastalıklarına etkisini değerlendirmek istedim. Fotoğraf çekemeyeceğimiz için Amerika’daki hocalarımdan birinden, kronik böbrek yetmezliği olan hastaların fotoğraflarından göndermesini istedim. Yazacağımız makalelerde ismine yer vereceğimi söyledim. Hintli olan hocam, “Arşive girip fotoğraf tarayacak zamanım yok. Onun yerine fotoğraf makinesi göndereyim” dedi ve mikroskoplu fotoğraf makinesini hibe etti. Böyle zamanlarda neyi aradığını bilmek ve aramaya devam etmek çok önem taşıyor.
2002 yılından bu yana serbest hekim olarak çalışıyorum. Bu sürede de bilimsel yazılar yayınladım, viyolonsel dersi aldım. ABD’de çalıştığım yıllarda flüt resitali yapma fırsatım oldu ancak viyolonsel ile her hangi bir sunuşu yapma imkanım olmadı. Geçen sene Açık öğretimde Halkla İlişkiler bölümünden mezun oldum, şimdi yine Açık öğretimde bir başka programa başladım. İyi düzeyde İngilizce ve Fransızca biliyorum, 3 senedir İtalyanca öğreniyorum.

İlk Defa Türkiye’de Yapılan Türk Oftalmoloji Board Sınavında Görev Aldım
Avrupa Nöro-oftalmoloji Derneğinde (EUNOS) aktif olarak çalışmaktayım. Halen bu derneğin mali sekreteriyim. Avrupa Göz Araştırmaları Birliğinin (EVER) ise önce Bölge Temsilcisi oldum sonra Nöro-oftalmaoloji Bölge Sorumlusu oldum ve Mali sekreter olarak seçildim. Ben para saymasını bilmem, kendi hesabımdaki parayı da kontrol etmem. Ancak başkasının parası olunca, işler değişti. Mali sekreter olarak görev yaptığım 5 senelik dönemde birliğin banka hesabını 6 kat artırmayı başarmışım.
2002 yılında davet üzerine Uluslararası Göz Birliği’nin (ICO) danışma kuruluna seçildim. Bu birlikte bir Etik komisyon olmadığını fark ettim, kurulmasını önerdim ve başkanlığına seçildim. 2002 yılından bu yana Uluslararası Etik Komisyonunun başkanıyım. İki dönem Danışma Kurulu üyeliğimden sonra birliğin üst yürütme kurulu olan Mütevelli heyete aday gösterildim. Tüm dünya ülkeleri temsilcilerinin oylarıyla 2010 yılında Mütevelli heyete seçildim. Yurtdışındaki bu görevlerimin yanısıra Türkiye’de yapılan ilk Türk Oftalmoloji Board sınavında görev aldım. Nesnel örgün klinik sınav türündeki bu sınav makale olarak uluslararası bilimsel bir dergide yayınlandı. 192 yayınım, 2 halka yönelik kitabım, 22 bilimsel kitap editörlüğüm, 17 bilimsel kitap bölümüm, 2 bilimsel tezim var. 100 bilimsel sunum, 100 seminer-kurs-konferans, 90 oturum moderatörlüğü ve düzenleyiciliği yaptım.

Önemli Olan Bir Çekirdeğe Sahip Olmak
Henrik İbsen’in beni çok etkileyen Peer Gynt isimli öyküsünde şunları anlatır: “Bir gün bir adam Peer’e “sen kimsin” diye soruyor. Peer bu soruya cevap verebilmek için üzerindeki zarları soyarak çekirdeğini bulmaya çalışır. Hangi katı açacak olsa kötü bir hikaye çıkıyor, bir kadına kötü davranmış, kumar oynamış vb. Ancak emin ki tüm katlarını soyduğunda en içte çekirdeğini bulacak. Fakat bir bakıyor, hiç çekirdeği yok. Çünkü o bir soğanmış.” Bu öykü beni çok etkiledi. Önemli olan bir çekirdek sahibi olmaktır. Şimdi “yapmam gerekir” dediğim şeyleri yapıyorum. Çekirdeğim var mı varsa orada ne bulacağımı ben de bilmiyorum.

Farklı Kültürlerde Bakış Açımız Benzer Çıktı
Eşimle farklı kültürlerde bakış açımız, kendimize bakışımız, önem verdiğimiz ve vermediğimiz konular o kadar benzer çıktı ki demek ki, kültür ülkesinde de insan “insan” demek. Bilkent’te yöneticilik yapan eşim aslen İrlandalı, çok iyi gitar çalar, opera sever, Fransızcası çok iyidir, benim görmediğim birçok yerleri gördüğü için hayata bakışımı değiştiriyor. Müzikte bir dil aslında, o dilde de anlaştığınızda karşınızdaki nasıl bir insan onu daha kolay anlıyorsunuz. Okunması gereken şifrelerin karşınızdaki tarafından anlaşılması durumunda müzik çok önemli bir şifre.

Beyin Hasarı Nedeniyle Görme Problemi Olan Çocuklara Destek Grubu Oluşturmak
Beyin hasarı olan ve görme problemi olan çocuklarla konum nedeniyle yakından ilgileniyorum. Onların ailelerini birbirleriyle tanıştırabilmek için uğraşıyorum. Çok büyük bir proje değil ancak onlara daha çok eğitim verebilmek, ailelerini tanıştırmak ve yalnız olmadıklarını görmelerini istiyorum. Destek grupları böyle durumlarda çok önemli yer tutuyor. Ayrıca aileler için bir kitap yazdım, çok yakında yayınlanacak.

40 Sene Sonra Baleye Başladım
40 sene sonra baleye başladım ve geçen sene temsile çıktım. Perde açılmadan önceki duygumu hiç unutmayacağım. Perdenin arkasındayım, seyirci tarafında değilim ve “evet” yaşıyorum dedim. Bu olağan üstü bir duyguydu. Hayatımda unutamadığım anlardan birisi de gözün büyüleyici yapısı, dışarıdan hiçbir aletle girmeden siniri veya damarı görülen tek organdır. Dikkatli bakarlırsa eritrositlerin hareketlerini izleyebilirsiniz, bu bana heyecan verir. Bu hareketi her gördüğümde “işte hayat” diye düşünürüm.

Santa Maria Della Scala Hastanesi Beni Siena’ya Hayran Bıraktı
En büyük hayalim italya’nın Siena şehrinde yaşamak. Santa Maria Della Scala Hastanesi (http://www.santamariadellascala.com müze haline dönüştürülmüş. Giriş katında modern hastane yöntemleri görülüyor. Katlardan aşağıya doğru inerken yakın çağda kullanılmış hasta koğuşları görülüyor. Hastane koridorlarında ve katlarında sağlığın tarihini izleyebiliyorsunuz. Katlardan inildikçe tarihte daha eskiler doğru, hatta orta çağ dönemine kadar iniliyor. En altta ise antik dönemlerden kalmış yaşam alanları ve aletler, takılar oldukları yerde cam arkasında sergileniyor. Orada yaşıyormuş duygusu veriyor. Tarihin yerinde korunması ve sergilenmesi beni çok etkiledi.
Yaşamın ömürden ibaret olmadığını, yaptıklarımızdan ve hissettiklerimizden ibaret olduğunu anladığımızdan beri eşimle The Bucket List (Şimdi ya da asla) filmindeki gibi bir liste yaptık, yapmak istediklerimizi 10 madde şeklinde sıraladık yaptıkça yenisini ekliyoruz. Bunların arasında Paris operasına tekrar gitmek, St. Petersburg’u ve Afrika’da safari görmek bir de Hindistan’da el falı baktırmak var.

Yapamayacağım İşlere Girmem
Yapamayacağım işlere girmem, neyi yapamayacağımı bilirim. Aşırı hırslı değilimdir, sınırlı hırslıyımdır. Daha çok sorumluluk duygum beni yönlendirir. Yapamayacaklarıma zaman harcayacağıma yapacaklarıma odaklanırım. Başkalarına bakmam, “ben yapabiliyor muyum, bu hız doğru mu” diye düşünürüm. Kendimi kendimle kıyaslarım, başkalarıyla değil.

Ailem Bana Her Daim Örnek Oldu
Annem ve babamı, sanatçı duruşlarıyla örnek alırım. Her zaman heyecanlarını sürdürmeleri benim için çok önemlidir. Teyzem geniş genel kültürü sayesinde 84 yaşında bilgisayardan mail gönderiyor. Anneannem, 50 sene önce yenilikten heyecanlanır, kısıtlı bütçesinden para ayırıp film makinesi ve teyp kayıt makinesi alan bir kadındı. Kızım, oğlum ve eşimden her gün yeni birşeyler öğreniyorum. Ailem benim kahramanlarımdır.

“Kendi Yapabileceğin Yüksekliğe Çık! Ona Göre Kendini Ayarla”
Kızım 14 yaşındayken çok iyi kayak kayıyordu, ben ise hayatımda çok az kaydım. Bir gün kaymaya gittik, ben her kaydığımda düşüyorum, o beni kaldırsın diye bekliyorum. O da beni gelip kaldırıyor. Sonunda dedi ki, “Bak, ben daha fazla senin sorumluluğunu alamam, bana güvenme. Kendi yapabileceği yüksekliğe çık ona göre kendini ayarla.” İşte “bu” dedim. Ona güvenip düşüyorum. Bende onlara öyle davrandım, yapabileceklerimi ve yapamayacaklarımı söyledim. O nedenle çocuklarımla çok iyi arkadaşız. Onlar bana yol gösterir.

Pupilla Perimetresinin Ölçülmesinin Temelini Attım
Doktora tezim sayesinde, hala geliştirilmekte olan bir çalışmanın temelini attım. Pupilla perimetresi denen görme alanını kişinin fikrini sormadan, nesnel yöntemle sadece göz bebeğinin hareketlerini kaydederek uygulanan bir test.

Hasta Kapıdan Çıkınca Ne Yapacak ?
Özellikle tıpta bilmediğini sormak ya da yönlendirmek, risk almamak ancak sonunu da düşünmek gerekir. Hekim, “Hasta kapıdan çıktıktan sonra ne yapacak, nasıl yapacak” onu da düşünmelidir. İyi hekimlik hasta kapıdan çıktıktan sonra başlar. Aç ameliyat yapılmamalı, konuyu iyi öğrenmeli ve yapamayacağın işe kalkışmamalıdır. Genç hekimler mutlaka bir hobi edinmeli, yenilikleri takip etmeli ama hepsini hemen uygulamamalılar. Yenilikleri uygulamak için acele etmeyin, çünkü o yeniliklerin bir kısmı geri döner. Stresli bir iş diye düşünülen işleri, bu stres bitince nasılsa yenisi gelecek diye küçük parçalara bölmeli. Bebek adımları atmalı. İşleri küçültüp parçalara bölünce stres azalıyor.

Ben Zor Durumlarda da Bir şey Üretebiliyorsam Bunu Herkes Yapabilir
Hayat planlanamıyor, her koşulda ben nasıl ayakta kalınacağıma bakılmalı. İsveçli bir hoca, inanılmaz makaleler yazıyordu. Bir gün kendisine çalışmalarını nasıl yaptığını sordum. “Bütün çalışmalarımı mutfakta yapıyorum” dedi. Beni davet etti ve ben İsveç’e gittiğimde hakikaten mutfakta yaptığını gördüm. Aslında her şey bize bağlı! Gençler eksiklikleri olduğunu söylüyorlar. Doğrudur ama mevcut durumda neler yapabileceğine bakılmalıdır. Ben her durumda birşey üretebiliyorsam bunu herkes yapabilir. Eksik olan birşeyler var diye düşünüp elimdekilerle üretmeye çalışmazsam her zaman bir eksik bulunur. Yani her koşulda yapılacak bir şey bulunur.

Eğer Yorgunsam “Ben Henüz Evde Değilim” Derim
Oğlum Hollanda’da bilgisayar mühendisi ve sanatla ilgili yazılımlar yapıyor. Kızım ingiltere’de film yönetmeni. Eşim ve çocuklarımla beraberken çok eğlenirim. Çocuklarım benim tam olarak ne işle uğraştığımı bilmezlerdi, çünkü ben evde her zaman anneydim. Onlara işten çok fazla söz etmedim. İşi eve taşımadım. Eğer yorgunsam eve girdiğimde “ben henüz evde yokum” derim. Önce biraz dinlenir, hatta 10 dakika uyur sonra onlarla olurum.
Evlilikte önemli olan o adamdan medeni bir şekilde boşanılabilir mi sorusuna cevap, hayırsa evlenilmez, evetse evlenilebilir. İkincisi evliliği dünyanın en büyük şeyi diye bakmamak gerekir, o alt tarafı bir evliliktir. O zaman sorunlar büyümüyor. En ideal diye bakılmamalı, idealin ideali yok ki. 10 sene önceki istenen, 10 sene sonra istenmeyebilir. Ama hadi şimdi sorunu çözemeye çalışalım demek önemli.

Dans Benim İçin En Güzel Spor
Spordan pek hoşlanmam, eskiden tenis oynardım. Yüzerim ancak bana sıkıcı geliyor. Mesela yüzerken İtalyanca fiileri ezberlediysem o zaman yüzüyorum. Yoksa zaman geçmek bilmiyor. 2 yıldır dans ediyorum, o sırada kafamı boşaltabiliyorum.

Ressamların Göz Hastalıkları ve Göz Problemli Figürler Koleksiyonu
Yağlı boya tablolardaki göz problemi olan kişilerin koleksiyonunu yapıyorum. Tabi ki bu resmi satın almıyorum, bir bilgisayar kopyası bende bulunuyor. Bunlar genellikle dışarıdan görülen göz hastalıkları, kapak düşüklüğü, şaşılık vs gibi. Bir yerde konuşma yaparken bu resimleri kullanıyorum. Hasta fotoğrafı görmek halk ve hatta doktorlar için rahatsız edici bir durum. Ressamın sanat filtresinden geçmiş bir görsel insanlara farklı bir duygu verdiği için ilgiyi ve hatırlamayı sağlıyor. 100 tane hasta fotoğrafı göstersem akılda kalmıyor ancak bir tane ressam resmi gösterince unutulmuyor. Bir de ressamın gözünde hastalık olanlar var. Gözü hasta olan ressamın hayat hikayesini, sağlık durumunu biliyorsam ya da tahmin ediyorsam konuşmalarımda ve yazılarımda kullanıyorum. Çünkü aslında biz sadece gözü tedavi etmiyoruz. O hastanın hayatını da iyileştirmeye çalışıyoruz. O insan hasta gözüyle nasıl görerek yaşıyor, göz doktoru olarak çok bilmiyoruz. Bunun anladığımızda empati duygumuz gelişmiş oluyor.

Gülümsemek Koltuk Altlarındaki Baloncuklar Gibidir
En son “Paris’te Son Konser” filminde çok ağladım. Gülmek bana koltuk altımda baloncuk var gibi hissettiriyor. İnsan mutluyken baloncuklarla yukarı kalkıyor. En sonra içten güldüğüm an, yurt dışında yaşayan oğlum birkaç ay önce Türkiye’ye geldiğinde oldu. Eski eşyalarını tasfiye etmek istedi. Bütün kitaplara, eski eşyalara tek tek baktık. O gün kendimi çok mutlu hissettim, neler sakladığıma güldüm. Ne çok şey yaşamışız, ne çok ayrıntıyı saklamışız, ne güzellikleri inşa etmişiz diye düşündüm.

Gece Hastaneye Hüzün Çöker
Gece hastaneleri sevme nedenimse, oradaki özel yaşamı sevmemdir. Nöbette kaldığımda hastalarla ve yakınlarıyla konuşurdum. Gecedeki hüznü tanırım, hemşireler de etkilenir ve yorgunluk hisseder. Hasta yakınları birbirine yardım eder. Hastalar daha yorgun olur ama sabahı daha umutla bekler. Birbirlerine hastalıklarını, ameliyatları sorar; kendi durumlarını anlamaya çalışır. Gittiğim ülkelerde hastane gezmeyi ve fotoğraf çekmeyi çok severim.

Boris Vian’ın Kitapları Hayatımda Önemli Yer Tutar
Boris Vian’ın “Günlerin Köpüğü”, “Yürek Söken”, “Pekin’de Sonbahar” kitapları hayatımda önemli yer tutar. Prokofiev, klasik müzikte vazgeçilmezimdir. Wim Wenders’ın, Arzunun Kanatları (Wings of Desire) filmi en çok beğendiğim filmdir. En sevdiğim karikatürist ise Behiç Ak, mutlaka güncel hayatımla ilgili bir konu çizer ve “acaba beni gözetliyor muydu” diye düşündürüp şaşırtır. Uzun yıllardır günlük gazetelere bilim-tıp-sanat konulu yazılar yazarım. Son olarak 2010 Eylül’ünde Cumhuriyet gazetesi Kitap ekine Sağlık alanında halk için yazılmış yaklaşık 150 kitap derledim. 2011 Şubat ayında ise aynı ekte Opera, Bale ve Klasik müzik konularında yazılmış yaklaşık 200 kitaplık bir derlemem yayınlandı.”

Yorum yapın

PRATİSYEN HEKİMLERE DOĞRU TEŞHİS VE SEVK İÇİN “GÖZ KİTABI”

Sağlık hizmetlerinde hastaların ilk olarak aile hekimi ya da pratisyen hekimlere gittiği ülkemizde, göz hastalıklarının tedavisinin zamanında ve doğru şekilde yapılması için Prof. Dr. Pınar Aydın ve Prof.Dr. Zeki Bayraktar, “Pratisyen Hekimler İçin Göz Hastalıkları El Kitabı”nı hazırladı.

Bilimsel verilere göre, tüm insanların ömürleri boyunca 7 yaşından önce ve 40 yaşından sonra en az toplam 2 defa muayene olmaları gerekiyor. Ayrıca, hiçbir görme problemi olmayan kişilerin bile 40 yaşından sonra yakını görememe şikayetleri nedeniyle gözlük muayene ihtiyacı olduğu biliniyor.

Sağlık hizmetlerinde hastaların ilk olarak aile hekimi ya da pratisyen hekimlere gittiği ülkemizde, göz hastalıklarının tedavisinin gecikmemesi için Prof. Dr. Pınar Aydın ve Prof.Dr. Zeki Bayraktar, “Pratisyen Hekimler İçin Göz Hastalıkları El Kitabı”nı hazırladılar. Pratisyen hekimler ve aile hekimleri için göz kitabı, hazırlayanlardan Prof. Dr. Aydın, “Göz hastaları önce pratisyen hekime ulaşır. Pratisyen hekimlerin hastaya vereceği tedaviyi ve hastaları ne zaman sevk edeceğini kitapta belirttik. Hastalıklarda doğru zamanda sevk edilmesi gerekir ki, bazen sırf zaman kaybından dolayı hasta tedavi edilemez hale geliyor. Ülkemizde 3 bin göz hekimi var ve bunların dengeli dağıldığı söylenemez. Ayrıca 40 bin pratisyen hekim olduğu düşünülürse, ilk başvurulan hekim olmaları nedeniyle, doğru tedavi ve sevk çok önem taşıyor. ‘Hangi hasta birinci basamakta nasıl ele alınır ve tedavi edilir.’ ‘Hangi hasta hangi hızla uzman hekime sevk edilmelidir’ sorularına yanıt bulunacak” dedi.

“Pratisyen Hekimler İçin Göz Hastalıkları El Kitabı”
Prof. Dr. Aydın, “Hastanın öyküsünü alırken yapılması gerekenler ve ayrıcı tanı kriterleri farklı başlıklar altında toplanan kitapta, anlatılanlar görsellerle desteklenerek tedavide neler uygulanması gerektiği, hastanın sevki sırasında nelere dikkat edileceği vurgulandı. Kitabın sonunda 101 soruda hastaların şikayetleri ve yapılması gerekenlerin sayfa numaraları da yer alıyor. “Renk Kitabı” ile de hastaların renk körü olup olmadıkları anlaşılabilir ” şeklinde bilgi verdi.

“Göz Kitabı” ve “99 Sayfada Göz Sağlığı”
“Göz Kitabı” ve “99 Sayfada Göz Sağlığı” isimli kitapları yazmadaki amacının her doktorun hastaları tedavi ederken eğitimde vermesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Aydın, “Biz sadece kapımızdan içeri gelenlere değil, henüz girmemiş olanlara belki de hiçbir zaman girmesi gerekmeyecek olanlara da bilgi vermek zorundayız. Hastaların daha sağlıklı daha kaliteli bir hayat yaşamaları mümkün kılmalıyız. Çocukların, kendi seçimleri yok, gözleri bize emanet. Onlar bunun farkına varana kadarda biz onlara sağlıklı bir gelecek sağlamak zorundayız. Hastalara yönelik anlaşılır dille yazıldığım kitaplardan “99 Sayfada Göz Sağlığı”nda soru cevap şeklinde hazırladım. “Göz Kitabı”nda ise, temel bilgilerle başladım. Görülen hastalıklar, sık görülen ve nadir görülen hastalıklar diye bölümlere ayrıldı. Sıkça sorulan sorularında cevapları var. Göz hekimlerinin hastalarına tavsiye edebileceği göz ile ilgili her türlü bilgiye ulaşabilecekleri, anlayabilecekleri dilde kaynak kitap oldu. Aynı zamanda hastalık resimleri koymamaya özen gösterdim. Hastalıklarla ilgili olanlar hep çizimdir. İşlemleri fotoğraf olarak ekledim, çünkü yapılan muayene işlemlerinin korkutucu olmadığını veya neye benzediğini anlamak içinde gerçek insan fotoğrafı oldu. Hastaları tedirgin etmeden anlatmak bizim sorumluluğumuz. Hastalara nasıl yaklaşmamız gerektiğine dikkat etmeliyiz” diye konuştu.

“Göz Kitabı’nı Eczacı ve Gözlükçüler de Okumalı”
Göz Kitabı’nı özellikle eczacı ve gözlükçülerin okumasında yarar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aydın şunları kaydetti: “Hastalar önce eczacılara veya gözlükçülere şikayetlerini anlatıyor. İnternette ve televizyonda verilen bilgiler bazen yanlış anlaşılıyor veya bilgi kirliliğine neden olabiliyor. Bugün doğru olan ve objektif bir şekilde uygulanan tedavilerin avantaj ve dezavantajlarına yer verdim.

1 Yorum

ULUSLARARASI GÖZ BIRLIĞI’NDE İLK KEZ BİR TÜRK ÜYE SEÇİLDİ

Uluslararası Göz Birliği Yönetim Kurulu’nun (ICO) en genç ve ilk Türk üyesi olarak seçilme başarısını gösteren Prof. Dr. Pınar Aydın O’Dwyer, kurulun çalışmaları hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

1857 yılında 24 ülkeden 150 oftalmolog bir araya gelerek Brüksel’de İlk Oftalmoloji Kongresi gerçekleştirildi. 1928 yılında kurulmuş olan Türk Oftalmoloji Derneği de 1954’ten bu yana bu birliğin üyesi. Prof. Dr. Pınar Aydın O’Dwyer, Uluslararası Göz Birliği Yönetim Kurulu’nun (ICO) en genç ve ilk Türk üyesi olarak seçilme başarısını gösterdi.
Ülkemizde 20 Bin Kişiye Bir Göz Doktoru Düşüyor
ICO’nun kayıtlarına göre Afrika’da bin 881, Asya’da 38 bin 914, Avustralya’da bin 3, Avrupa’da 44 bin 930, Kuzey Amerika’da 29 bin 186, Güney Amerika’da 8 bin 434 Oftalmolog (Göz Hastalıkları Uzmanı doktor) bulunuyor.Avrupa`da 24 bin kişiye 1 göz doktoru düşüyor, ülkemizde ise 20 bin kişiye bir göz doktoru düşüyor. ICO tarafından hazırlanan çalışmalar içerisinde; oftalmik eğitim ve öğretim, oftalmik bilgi değerlendirme, oftalmoloji kurum eğitimi, oftalmolojik eğitim ve göz tedavi merkezleri, göz ve görme tedavi rehberi, görmenin korunması ve oftalmoloji ve görme üzerine araştırmalar bulunuyor.


Bazı Ülkelerde Oftalmolog Yok!
Uluslararası Oftalmoloji Konseyi Vakfı, 2002 yılında Oftalmolojik eğitimin desteklenmesi, Göz Bakım Kalitesinin arttırılması ve ileri bilimsel oftalmolojinin desteklenmesi için kurulduğunu kaydeden Prof. Dr. Aydın, kişilerin üye olmadığı sadece ülkelerin ulusal dernekleri var ise üye olabildiğini dile getirdi. Sadece ulusal göz dernekleri ve birkaç ulusu barındıran uluslararası derneklerin üye olabileceğini bildiren Prof. Dr. Aydın, “Konseyin amaçları arasında dünyada oftalmoloji eğitimini geliştirmek. Bazı ülkelerde oftalmoloji derneği yok. Çünkü oftalmolog yok. Afrika ve Orta Asya’daki bazı ülkelerde göz doktoru yok. Dolayısıyla böyle bölgeleri geliştirmek, çalışmalarına öncülük ederek eğitimi verilmesi hedefleniyor” dedi.


Aday gösterilerek üye ülkelerinin temsilcilerinin oylarının sonucunda üye seçildiğini belirten Prof. Dr. Aydın, üye seçildikten sonra birçok ülkenin yetkilileri tarafından tebrik edilerek, doğru bir seçim yapıldığının kendisine iletildiğini söyledi.

“Sağlık Hizmeti Ülke Koşullarına Göre Değişiklik Gösterir”
Doğrudan olarak hasta hizmetinin bu derneğin görevi olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Aydın, ülke koşullarında sağlık hizmetinin değişiklik gösterdiğini kaydederek şunu söyledi: “Bizim ülkemizde katarakt ameliyatı sadece göz hastalıkları uzmanı tarafından yapabilir. Bazı ülkelerde uzman olmadığı için hemşireler yapabiliyor”

“Uluslarası Göz Eğitimi Müfredati Hazır”
Konseyin görevleri arasında eğitimde ne öğretilmelinin üzerinde durularak bir standart oluşturularak müfredat hazırlandığını belirten Prof. Dr. Aydın, “Uluslararası standartta asistan eğitimi için gerekli olan müfredat hazırlandı. Üniversitede göz eğitimi nasıl olmalı, bir ülkede tıp fakültesi göz eğitimini uluslararası standartta verebilmek için gerekli veriler bulundu. Mezuniyet sonrası eğitim yanı sıra, teknisyen ve hemşirelerle çalışma nasıl olmalıdır sorunun yanıtı da yer alıyor” şeklinde konuştu.

2 Yılda Bir Yapılan Kongre 5 Kıta Arasında Olur
Göz hastalıkları uzmanı ve asistanlarına yapılan doğrudan eğitimin farklı ülkelerde farklılık gösterdiğini hatırlatan Prof. Dr. Aydın, bu eğitimin bazı ülkelerde düzenlenen toplantı veya uluslararası kongrelerde yapıldığını kaydetti. Her 2 senede bir 5 kıtadan birinde Dünya Göz Kongresinin gerçekleştiğini söyleyen Prof. Dr. Aydın, 10 senede bir Avrupa’da yapılmasına karşın henüz ülkemizde olmadığını dile getirdi.


Asistan Eğitiminde Günlük Tutmak
ICO tarafından eğitimcilerin eğitiminin Türk Oftalmoloji Derneği işbirliği ile bu yıl ülkemizde yapıldığını ve bu toplantıya 50 kişinin katıldığı kaydeden Prof. Dr. Aydın, “Kursta özellikle eğitim nasıl yapılır, asistan nasıl eğitilir, model olmak, asistan nasıl değerlendirilir, asistan hocayı nasıl değerlendirir, konuları üzerinde duruldu. Dünya göz konseyi başkanının katıldığı toplantı üst düzey eğitmenlere eğitim verildi. Konsey üyeleri, Türkiye’yi görmeleri ve kişilerle tek tek tanışarak grup aktivitelerinde izlediler. Senaryolar oluşturularak neler yapılabileceği üzerinde duruldu. Sorunlu asistanlar öğrenmek istemez, çalışma yapmak istemez. Bu asistanlar ile nasıl başa çıkılacağı öğrenildi. İlk kez asistan sorunları üzerinde duruldu. Asistan eğitiminde olmazsa olmaz ‘Logbook’ denilen günlük tutmak. Her gün asistanın yaptığı cerrahi işlem kaydedilecek, karşılıklı imza atılacak. Asistanın işlemleri yaptığını hocası yaptırdığını kaydetmesi gerekiyor. Bu uygulama çok yaygın değil. Halbuki bunun yapılması kliniğin denetlenmesini sağlanırken, eğitimin yetersiz olması veya hedeflenen eğitimin verildiğini gösteriyor” diye konuştu.

Ülkemizdeki Asistanların Başarısı Yüzde 70 ICO tarafında uluslararası sınav yapıldığını ve dünyanın her hangi bir yerinden bir oftalmologun sınava girebildiğini dile getiren Prof. Dr. Aydın şunları kaydetti: “Oftalmolog başarılı olduğu takdirde uluslararası bilgiye sahip olduğunu kanıtlar. Aynı anda aynı sorularla yapılan iki bölümlü sınav, çok zor olmasına karşın ülkemizdeki asistanlar yüzde 70 oranında başarı gösteriyor. Böylece hangi konularda daha iyi eğitim almışlar, hangi konularda eksik olunduğunu anlayabiliyoruz. Ülkemizdeki sınava katılanların hangi yüzde de olduğunu anlayabiliyoruz. 10 bin oftalmologun girdiği sınavın belgesi, bilginin uluslararası yeterliliği gösteriyor. Bu zamana kadar sınava yaklasik 16 bin kişi girdi. 65 ülkede 95 merkezde yapılan Uluslararası Göz Konseyinin düzenlediği sınava katılanların dünya standartlarındaki başarı oranı yüzde 51.”

“Fellowship ile Oftalmologlar İstediği Merkezde Eğitim Alabiliyor”
ICO’nun, Fellowship program sayesinde özellikle belli bir konuda bilgi edinmek isteyen kişinin ücretini, konaklama ve yol masraflarını karşılayarak, istediği bir ülkede istediği kliniğe gitmesini sağladığını belirten Prof. Dr. Aydın, “Afganistan’dan bir göz hekimi retina ile ilgili eğitim almak istiyor, Almanya’ya gitmek istediğinde bu karşılanıyor. Ayrıca bu kişi sınavdan yeterli not almış ise, öncelikle o kişinin isteği karşılanıyor. Hekim bu sınava girmemişse asla gönderilmiyor diye bir kural yok. Çünkü; bazı ülkelerin bu sınava girme imkanı yok. Eğitim alan hekimde ülkesine döndüğünde o da öğrendiklerini oftalmologlara öğretiyor” şeklinde konuştu.


Mükemmelik Merkezleri İmkansızlıklara Imkan Sunuyor
Bir hastalığın teşhisi için standart prosedürler olduğunu ancak yerel koşullardan etkilenildiğini hatırlatan Prof. Dr. Aydın şu bilgileri verdi: “Farklı ülkelerde bulunan cihazların tercih edilmesi buna göre olur. Bütün ülkelerin birbiriyle bağlantısını sağlamak ve ihtiyaçlarını anlatmalarına yardımcı olarak stratejik plan yapılıyor. Örneğin; Afrika’da bizim muhatap alacağımız merkez yoktu. Bazı kıtalarda Mükemmelik Merkezleri geliştirerek eğitim veriliyor.Bu program Afrika ve Doğu Avrupa ülkelerinden Slovenya’da başladı.”

“Ülkemizde Görme Alanı İhmal Ediliyor”
ICO toplantılarında görme eşiği standartlarının neler olduğu üzerinde de durulduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aydın, “Araba kullanma standartları neler olmalı gibi uluslararası çalışmaların birleştirilmesi sonucunda bir fikir ediniliyor. Bir kuruluş uluslararası araba kullanma standartlarına ihtiyaç duyarsa bunlar yazılı var. Ülkemizde renk körlüğü üzerinde durulurken, görme alanı ihmal ediliyor. Ehliyet verildikten sonra göz kontrolü yapılmıyor” dedi.


Etik Komisyon
ICO’nun Etik Komisyonun kurucusu olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın, “Doğru ülkeden ülkeye değişebilir. Bu açıdan etik kuralların tespitinde önem arzediyor. Doğrunun tanımından yana olduğunu anlatmaya çalışırız. Bütün bu eğitim programları talebe eğitimi etik kodlar önceliklidir. Doğrunun yapılması için çok önemli bir konu. Bir önceki Dünya Göz Kongresi’nde ‘Reklamda Etik’ konusunu işlendi. Farklı kıtalardan katılan konuşmacılardan çok farklı fikirler ortaya çıktı. Sorun aynı, çok fazla reklam yapıldığı, kontrol olsa da aynı sorunlar yaşanıyor. Gelişmiş ülkelerde reklam çok fazla iken kontrollerde o derece ağır. Daha az gelişmiş ülkelerde reklamlar daha az. Rekabet Üst Kurumu aktif çalışmaya başlayalı şikayetler ve sorunlar azaldı. Daha önce reklamlarda tek ve en iyisi diye tanıtılan ürünler şimdi artık sadece ürünlerin özellikleri anlatılıyor” diye konuştu.

Yorum yapın

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.