KÖK HÜCREDEN GDO’YA BİRÇOK KONUDA ETİK KURALLAR NE DİYOR?

Hekimin hastaya yaklaşımından, bilimsel araştırmaların temelinde nelere dikkat edilmesine kadar birçok alanı kapsayan ‘Tıp Etiği’ alanında kaynak eksikliğini kapatan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Etiği ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nesrin Çobanoğlu, “Kuramsal ve Uygulamalı Tıp Etiği” kitabında birçok konuyu aydınlatıyor.

Sağlık alanındaki bilimsel ve pratik çalışmaların etik yönden değerlendirilmesi ve ahlaki ikilemlere çözüm bulunması hedeflenen Tıp Etiğinde, tıbbi uygulamalar ve tutumların iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış olarak ele alınmasıdır.
Tıp alanında etiğin önemi üzerinde duruluyor, ancak bu alanda çalışmalar yeterli değil. Bu alanda eksiklikleri kapatmak için Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Etiği ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nesrin Çobanoğlu, “Kuramsal ve Uygulamalı Tıp Etiği” isimli kitabı yazdı. Kitap, Aydınlatılmış Onam, Mahremiyet, Ötanazi, Etik Kurullar, Araştırma ve Yayın Etiği, Bilimsel Etik, Kürtaj, Kök Hücre, Cinsiyet Ayrımcılığı, Organ nakli, AIDS ve Etik, Yaslılık ve Gen-etik gibi tıbbi etik konuları içeriyor. Tıp uğraşı ve hekimlik mesleği çerçevesinde, etik açısından ikilemli gördükleri durumlar konusunda farkındalıkları artırmak, etik ilkeler çerçevesinde çözüm becerilerini geliştirmelerini sağlamak amacıyla gerçekleştirildiğini belirten Doç Dr. Çobanoğlu, tıp fakültelerinde her düzeyde etik duyarlılık artışının kalite olarak topluma yansıyacağını belirtti. Çobanoğlu, “Hekim-hasta ilişkisi sırasında ortaya çıkan değer sorunları Tıbbi Etik alanının konusudur. Tıp öğrenimi yalnız bilimsel bilgi ve teknik becerilerin kazandırılmasına yönelik derslerle sınırlı olmamalı, hekim adaylarına toplumsal sorumluluğu ve çağdaş bir ahlaki tutumu benimsetecek bir bilinçlilik kazandırmalıdır” dedi.

Etik Nedir?
Etiğin, insan eylemlerine ilişkin değerler felsefesi olduğunu dile getiren Çobanoğlu şunları kaydetti: “Etik, insan-insan ilişkilerinde açık uçlu sorulara “iyi-kötü” değerlendirmeleri ile yanıtlar bulmaya çalışır. Etik, ahlaki tutumların ardında yatan yargıları ele alarak, insanın bütün davranış ve eylemlerinin temelini araştırır. Çoğu zaman birbirlerinin yerlerine de kullanıldığı görülen etik ile ahlak arasında yakın bir ilişki bulunmakla birlikte etik, ahlak ve toplumca belirlenen ahlaki ilkelerin niteliğini sorgulayan felsefedir.


Etik: “İyi Yaşamalarını Ve Dünyanın Bir Bütün Olarak İleriye Gitmesi”
İyi ile kötü arasındaki ayrım, evrimsel süreçte mistisizme dayandırılarak Tanrı’nın ve onun yarattığı doğal düzeni temsil etmiş, daha sonra yerini, daha iyi bir dünya ve evrene sahip olma yolunda birey ve toplumsal davranış biçimlerini sorgulayan bir etik anlayışa bırakmıştır. Etik değerler, eskiden metafizik kavramlarla temellendirilirken, günümüzde insanların daha iyi yaşamalarını ve dünyanın bir bütün olarak ileriye gitmesini sağlamaya yönelik kavramlarla temellendirilmektedir.

“Tıbbi Etik; Hekimin, Kendisini Seçim Yapmaya Zorlayan Durumlarda Tutum ve Davranışını Belirleyecek İlkeleri İrdeler”
Geçmişte değerler felsefesi dar bir mekânda, dar bir zaman diliminde oluşan ikilemleri irdelerken, teknolojideki sınırsız ve hızlı gelişmenin yansımasıyla günümüzde, gelecek kuşaklar ve evren kavramları da ikilemlerde belirleyen olarak önem kazanmıştır. Etik genel olarak, her konuyla ilgili normların yapısına ilişkin düşünceler oluşturur, değerlendirmeler yapar. Yeni ortaya çıkan sorunsala ilişkin çözüm önerileri oluşturur, tartışır. Bilimsel bilgileri ve bilimin yöntem bilgisini kullanan uygulamalı bir etkinlik olan tıp alanında ortaya çıkan değer sorunları tıbbi etiğin konusunu oluşturur. Tıbbi etik; hekimin, kendisini seçim yapmaya zorlayan durumlarda tutum ve davranışını belirleyecek ilkeleri irdeleyen kuramsal bir disiplin olarak tanımlanmaktadır.


Biyoetikten GDO’ya
“Kuramsal ve Uygulamalı Tip Etiği” kitabı, tıp etiği ile ilgili bazı temel kavramlara açıklık getirerek, tıbbın önemli seçilmiş sorun kümelerinden bazılarını tıp etiği açısından genel hatlarıyla tartışmayı amaçlamaktadır. Tıp etiğinin kuram ve ilkeleri üzerinde durarak, tıbbi bilimsel araştırma ve yayın etiği, uluslararası biyoetik sözleşmeler, etik kurullar gibi kavramlar ve tıp uygulamalarında mahremiyet, ötenazi, AIDS, kürtaj, kanser, organ nakli, klonlama, kök hücre çalışmaları…gibi tıp etiği açısından duyarlılık gerektiren sorun kümeleri ile hekim – endüstri ilişkileri, hasta hakları, klinik araştırmalar gibi toplumsal yönü olan konular tıp etiği açısından irdelenmektedir. Ayrıca biyoetik alanının konusu olup tıp etiğinde önemli yansımaları olan hayvan hakları (tıp araştırmalarında hayvan deneyleri), toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, genetiği değiştirilmiş organizmalar… gibi konuların yanı sıra, çevre etiğinin konusu olan bazı küresel etik sorunlar, kadına yönelik şiddet gibi toplumsal sorunlar tip etiği ile ilişkisi bağlamında değerlendirilmektedir.

Geçmişten günümüze toplumlar, tıp alanı ve tıp etiği ile yakından ilgilenmektedir. Geçmişte sadece hekimler tarafından sunulan sağlık hizmeti günümüzde hekimlerin yanı sıra, farklı uzmanlık alanlarından sağlık profesyonellerinin (hekimler, hemşireler, psikologlar, diyetisyenler, odyologlar, fizyoterapistler..) interdisipliner ve değişik alanlardan uzmanların multidisipliner biçimde (sosyal hizmet uzmanları, tip hukukçuları, tıbbi bilişim uzmanları, turizm ve otelcilik hizmetleri mensupları, sağlık idarecileri, sağlık merkezleri mimarları…) birlikte çalışarak hizmet sunduğu hastaneler aracılığıyla yürütülmektedir. Toplumun her kesiminden bireylerin, yaşamlarının herhangi bir döneminde çeşitli hastalıkların yanı sıra doğum, yaşlılık, şişmanlık ya da sağlıklı yaşam önerileri gibi nedenlerle sağlık profesyonellerine gereksinim duyduğu gözlenmektedir. Bu bağlamda “Kuramsal ve Uygulamalı Tip Etiği” kitabının konuyla ilgili tüm kesimlerin ilgisini çekeceği düşünülmektedir.”

Nesrin Çobanoğlu Kimdir?
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. “Kamu yönetimi uzmanı” ve “Tıp Tarihi ve Tıbbi Etik” alanlarında PhD (doktor) ünvanlarını almıştır. Başkent Üniversitesi’nde Tıp Tarihi ve Tıbbi Etik Anabilim Dalı’nın kurucusudur. Halen Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Etiği ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı kurucusu ve Anabilim Dalı başkanı olarak görev yapmaktadır. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde (Siyasal Bilgiler Fakültesinde) doktora dersleri vermektedir. Böylece, bilimsel kariyerini iki alanda da sürdürmektedir. Gazi Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü (2006-2009) yapmıştır. Ulusal ve uluslar arası birçok bilimsel kurumun Etik kurullarında görev üstlenmiştir.
Türk Tabipler Birliği’nde Genel Yönetim Kurulu üyeliği ve Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyeliği (Genel Sekreter) yapmıştır. Ulusal ve uluslar arası çok sayıda yayınları vardır. Türk Tabipler Birliği, Biopolitics International Organisation, BPW (Business and Professional Woman), Sosyoloji Derneği, AIDS ile Savaşım Derneği, Hacettepe AIDS Tedavi Merkezi (HATAM), Kamu Yönetimi Uzmanları Derneği, Türkiye Felsefe Kurumu, Biyoetik Derneği üyesi olan Nesrin Çobanoğlu evli ve bir erkek çoçuk annesidir.

Yorum bırakın

ALMANYA’DA TIPTA UZMANLIK EĞİTİMİ ALMAK İSTEYEN TÜRK HEKİMLERİ NASIL BİR YOL İZLEMELİ?

Almanya’da yaptığı moleküler biyomühendislik yüksek lisansı ve dahiliye asistanlığı sirasinda edindiği tecrübeleri kaleme alan Dr. Mehmet Eren Yüksel, Türk meslektaşlarına yol göstermek amacıyla “Almanya’da Tıp ve Tıpta Uzmanlık Eğitimi“ isimli kitabı yazdı.

Almanya’da tıpta uzmanlık eğitimi alan Dr. Mehmet Eren Yüksel, meslektaşlarına yol gösterecek bir rehber kitap yazdı. Dr. Yüksel kitabı nasıl yazdığı ile ilgili şunları söyledi: “Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2004 yılında mezun oldum. Aynı yıl Türk Eğitim Vakfı ve Alman Akademik Değişim Servisi’nin ortaklaşa sınavla seçtiği öğrencilere verdiği bursu kazanarak Almanya’da Dresden Teknik Üniversitesi’nde Moleküler Biyomühendislik yüksek lisans programına başladım. Yüksek lisans programına devam ederken Türkiye ve Almanya’nın eğitim-öğretim sistemlerini karşılaştırmaya, her iki sistemin olumlu ve olumsuz yönlerini tespit etmeye çalıştım. Ayrıca, yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra Fachkrankenhaus Coswig ve Greifswald Üniversitesi hastanelerinde dahiliye asistanı olarak çalışırken Türk ve Alman tıp eğitim sistemlerini karşılaştırma fırsatını buldum.

“Almanya’da Doktor Adayları Hasta Bakıcılık da Yapıyorlar”
Almanya’da tıp eğitimi kırk sekiz haftalık uygulamalı eğitimi de içeren toplam altı yıllık bir eğitimdir. Bunun yanı sıra tıp fakültesinden mezun olabilmek için tıp fakültesi öğrencisinin ilk yardım konusunda eğitim alması, üç ay süre ile hastabakıcı olarak hastanede çalışması, dört aylık “famulatur” da denen stajları yapılıyor. Burada amaç tıp fakültesi öğrencilerinin hastanenin işleyişi hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlamak ve tıp fakültesi öğrencilerine hasta bakımını öğretmektir. Hastabakıcılık eğitimi toplam üç ay olmak üzere birer aylık dönemler şeklinde de tamamlanabilir.

“Almanya’da Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) Sınavı Yok”
Almanya’da tıpta uzmanlık sınavı (TUS) sınavı yok. Türkiye’deki tıp fakültelerinden mezun olanlar da Almanya’da tıpta uzmanlık eğitimi veren hastanelere doğrudan başvurabilirler. Almanya’da tıpta uzmanlık eğitiminin süresi seçtiğiniz dala göre değişir.

Kitapta Almanya’da Tıpta Uzmanlık Eğitimi İsteyenler için Gerekli Olan Her Türlü Bilgi Mevcut
Farklı hastanelerde çalışmanın, diğer kültürlerle etkileşmenin, yeni yöntem ve tekniklerle uğraşmanın bilimsel gelişmenin temeli olduğu kanaatine vardım. Bunun üzerine Almanya’da tıpta uzmanlık eğitimi almak isteyen meslektaşlarıma yol gösterecek bir kitabı yazmaya karar verdim. Bu kitapta Almanya’da tıp doktoru olarak çalışabilmek için hangi yasalara uyulması gerektiğini, tıpta uzmanlık eğitimi veren hastanelere nasıl başvurulacağını, çalışma izninin nasıl alınacağını, denklik sınavında nasıl başarılı olunacağını da içeren birçok soruya cevap bulunacak.”

5 Yorum

HASTA GÜVENLİĞİ İÇİN KURUMLARDA NELER YAPILMASI GEREKTİĞİ “HELSİNKİ BİLDİRGESİ”NDE TARTIŞILDI

Her yıl dünya genelinde 230 milyon hastaya cerrahi girişimi için anestezi uygulandığını belirten Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, bu konunun ciddiyeti üzerinde durarak, Helsinki’de toplandıklarını ve hasta güvenliğinin sağlanması konusunda “Helsinki Bildirgesi”ne imza attıklarını söyledi.

Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği de hasta güvenliğinin sağlanmasında esas alınacak standartların belirlendiği ve Avrupa’daki tüm ulusların anestezi derneklerinin de içinde yer aldığı Helsinki Bildirgesi’ni imzaladı. TARD Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, Sağlık Dergisi’ne yaptığı açıklamada, sağlık hizmetinde tanı ve tedavi kadar hasta güvenliğinin sağlanmasının da çok önemli olduğunu söyledi.

“Cerrahi İşlemlerden Yılda Bir Milyon İnsan Hayatını Kaybediyor”
Anesteziyolojinin, anestezi, yoğun bakım, acil tıp ve algoloji alanlarında kalite ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu olduğunu belirten Prof. Dr. Şahin, bunun hastanın gerek hastane içi ve gerekse hastane dışında özellikle risk altında bulunduğu durumları kapsadığını söyledi. Prof. Dr. Şahin, “Anestezi uzmanı, cerrahi bir operasyonda kişinin tüm yaşam fonksiyonlarını takip eder. Her yıl dünya genelinde 230 milyon hastaya cerrahi girişimi için anestezi uygulanıyor. Bu cerrahi işlemlerle ilişkili olarak 7 milyon kişide ciddi komplikasyon gelişmekte ve 200 bini Avrupa’da olmak üzere yılda bir milyon insan hayatını kaybetmektedir. Konu ile ilgilenen herkesin görevi, komplikasyon oranlarını azaltmaya çalışmaktır. Anesteziyoloji özellikle Avrupa’daki hasta güvenliğinin geliştirilmesinde sorumluluk almada rolü çok önemli olan bir uzmanlık dalı” dedi.

“Bizler Ameliyathanenin Emniyet Mühendisleriyiz”
Prof. Dr. Şahin operasyon sonrasında hastaların hiç ağrı duymasını istemediklerine değinerek şunları kaydetti: “Genel olarak hastalar ameliyat sonrasında bir miktar ağrı duyabileceklerini kabulleniyorlar. Ancak ağrı; hastanın derin nefes almasını ve dokuların oksijenlenmesini zorlaştırıyor. Bu durum birçok komplikasyona neden olurken hastanın uygun tedavisini ve taburcu edilmesini geciktiriyor. Anestezistler adeta ameliyathanelerin “emniyet mühendisleri” olarak görev yapıyor ve hastaların kısa sürede sağlıklı olarak yaşantısına dönebilmesi için çok önemli bir pozisyonda görev alıyorlar.”

Anestezide Hasta Güvenliği İçin Helsinki Bildirgesi
Prof. Dr. Şahin, anesteziyoloji uzmanlık dalını temsil eden derneklerin başkanları olarak 13 Haziran 2010 tarihinde Helsinki’de toplandıklarını ve hasta güvenliğinin sağlanması konusunda “Helsinki Bildirgesi”ne imza attıklarını söyledi. Burada yapılan toplantıda birçok konuda uzlaşma sağlandığını kaydeden Prof. Dr. Şahin, “Hastaların tıbbi uygulamalar sırasında kendilerini güvende hissetme ve bir zarara uğramama beklentisi içinde olmaları en doğal haklarıdır. Anesteziyoloji cerrahi dönemde hasta güvenliğinin sağlanmasında anahtar bir rol oynar. Bu nedenle Dünya Anesteziyoloji Dernekleri Federasyonu’nu “Güvenli Anestezi Uygulaması Uluslararası Standartları”nın tamamını onayladık” diye konuştu.

Helsinki Bildirgesi’nde Uzlaşı Sağlanan Konular
Hastaların tıbbi uygulamalarının güvenli olması konusunda eğitilmelerinin önemine dikkat çeken TARD Genel Sekreteri Prof. Dr. Hülya Bilgin, onların verecekleri geri bildirimin daha sağlıklı olması ve diğer hastalardaki uygulamaların da iyileştirilmesi bakımından önem kazandığını dile getirdi. Prof. Dr. Bilgin hasta güvenliğinin sağlanabilmesi için Helsinki Bildirgesi’nde uzlaşı sağlanan konular hakkında şu bilgileri verdi: “Hasta güvenliğinde insan faktörünün tıptaki önemini bilen anesteziyologlar, cerrah, hemşire ve ekipteki diğer elemanlarımız ile birlikte bu eğitimin geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve sunumunu tümüyle desteklemekteyiz. Tıbbi malzeme ve ilaç üreten firmalar, hastalarımızın bakımı için gereken güvenli ilaç ve araç-gereçlerin üretiminde ve geliştirilmesinde önemli bir rol oynar. Tıpta hasta güvenliğinde gelinen noktanın yeterli olmadığını ve bu alanda hala araştırmaların ve yeni yöntemlerin gerektiğine inanmaktayız. Etik, yasal veya düzenleyici hiç bir kural, bu bildirgede hasta güvenliğinin sağlanması için belirtilen önlemleri azaltmamalı veya ortadan kaldırmamalıdır.”

Bildirgede Yer Alan Hedefler
Hasta güvenliğinin sağlanması için bildirgede belirtilen hedefler şöyle: “Hastalara (Avrupa’da) cerrahi anestezi bakımı sağlayan tüm kurumlar, ameliyathane ve derlenme alanlarında minimum monitorizasyon (hayati fonksiyonların izlenmesi) standartlarına uymalıdır. Bu kurumlar, cihaz ve ilaçların kontrolü, ameliyat öncesi değerlendirme ve hazırlık, enjektörlerin etiketlenmesi, zor/başarısız entübasyon, malign hipertermi (habis ısı artışı), anaflaksi (ciddi allerjik reaksiyon), lokal anestezik toksisitesi (lokal anestezik madde zehirlenmesi, enfeksiyon kontrolü, ağrı kontrolü gibi gerekli olanaklara sahip almalıdır. Tüm kurumlarda anesteziyoloji tarafından uygun görülen standartlar esas alınmalıdır. Bütün kurumlar Dünya Sağlık Örgütü, ‘Güvenli Cerrahi Hayat Kurtarır’ girişimi ve kontrol listesini desteklemelidir. Avrupa’daki bütün Anesteziyoloji Departmanları, hasta güvenliğini artırıcı bölgesel önlemleri ve sonuçları kapsayan yıllık bir rapor hazırlamalıdır. Anesteziyolojik bakım sağlayan tüm kurumlar, ölüm ve sağ kalım ile ilgili yıllık bir rapor oluşturabilmek için gerekli verileri toplamalıdır. Anesteziyolojik bakım sağlayan tüm kurumlar, gerek yurt içi ve gerekse yurt dışındaki güvenli uygulama ve kritik olay bildirme sistemlerindeki raporların düzenlenmesine katkıda bulunmalıdır.”

“Avrupa’daki Tüm Ulusların Anestezi Dernekleri İmzaladı”
Sağlık sistemi içinde çalışan herkesi bu bildirgeyi imzalamaya davet ettiklerini belirten Prof. Dr. Bilgin, bu bildirideki uygulamaların ne derecede gerçekleştiğini gözden geçirmek ve güncellemek amacıyla her yıl tekrar toplanılacağını kaydetti. Bu bildirgeyi, Avrupa’daki tüm ulusların anestezi derneklerinin imzaladığını ifade eden Prof. Dr. Bilgin, bildirgede hasta güvenliğinin nasıl geliştirilebileceği, kurumların neler yapması gerektiği, hastaların ne gibi katkı sağlayacağı gibi konulara temas edildiğini söyledi.

Yorum bırakın

MÜKEMMELİYET MERKEZİNDE ‘KÖK’LÜ ÇALIŞMALAR PLANLANIYOR

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kök Hücre Enstitüsüne bağlı kurulması planlanan mükemmeliyet merkezinde, kanser aşısından, kök hücre nakliyle kornea tabakası ve omuriliğin onarılmasına kadar birçok çalışma yapılması planlanıyor.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kök Hücre Enstitüsüne bağlı kurulacak mükemmeliyet merkezi ile ilgili düzenlenen basın toplantısında gazetecilere bilgiler verildi. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesindeki Kök Hücre Merkezine bağlı mükemmeliyet merkezi ve uygulama hastanesi kurulması çalışmalarıyla ilgili Ankara Üniversitesi Rektörlüğünde düzenlenen basın toplantısında, gazetecilere bilgiler verildi. Türkiye’de bir ilk olacak merkezde, çaresiz olduğu düşünülen pek çok hastalık için umut olabileceğini dile getiren Ankara Üniversitesi Kök Hücre Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Günhan Gürman, “Burada hücresel tedaviler, doku mühendisliği uygulamaları, kök hücre bankacılığı, gen tedavisi ve tümör aşısı uygulamaları, üst düzey bilimsel veri üretimini sağlayacak yüksek teknolojili bilimsel araştırmalar yapılacak. Üniversite içinden ve dışından bilim insanlarına eğitim desteği ile bilimsel danışmanlık sağlanacak” diye konuştu.

“Kök Hücre Çalışmaları Henüz Deneme Aşamasında”
140 milyon TL’ye mal olması öngörülen merkez için arazi tahsisi sağlanması amacıyla Milli Emlak Genel Müdürlüğü’ne başvurduklarını belirten Prof. Dr. Gürman, “Projede yer alan farklı uzmanlık dallarından bilim insanları bugüne kadar çok başarılı çalışmalara imza attı. Merkezin kurulmasıyla bu başarılar daha da artacak. Kök hücre çalışmaları henüz deneme aşamasında, bu çalışmaların birçoğu insanlar üzerinde denenmedi. Ancak insanlar üzerinde uygulanıp başarı elde edilenler de oldu” dedi.

“Kanser Aşısına Çalışmalarına 2011’de Başlanabilecek”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Hakan Akbulut meme, akciğer ve kolon kanserinde başka bir tedavi şansı kalmamış hastalarda uygulanmak üzere kanser aşısı geliştirilmesi çalışması yürüttüklerini bildirdi. Projeyi ABD’deki başka bir merkezle birlikte yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Akbulut, “Belirli bir grup insan üzerinde klinik araştırma yapmak üzere ABD’de gerekli onay alındı. Türkiye’de de Sağlık Bakanlığı’ndan onay alınması halinde çalışmalara 2011’de başlanabilecek. Bu aşıyı ilk olarak başka şekilde tedavi şansı kalmamış 20 meme kanserli hastada denenecek. Diğer hastalıklarda kök hücre geliştirilmesi üzerinde durulurken kanserde, tedaviye rağmen tümörde yüzde 1 oranında bulunan, kendilerini yenileme yeteneğine sahip hücrelerin yok edilmesi üzerinde durduruyoruz. Bugün kanserde tedavi şansı yüzde 50 oranında. Kanser hastasında çoğalma yeteneğine sahip, sınırsız sayıda hücre vardır. Bunlardan yüzde 99’unu tedaviyle yok edebiliyoruz, ancak yüzde 1’i bu tedaviye rağmen çoğalma yeteneğini kaybetmiyor. Yaptığımız çalışmada, meme, kolon ve akciğer kanserinde bu yeteneğe sahip hücreleri bulup bunları yok etmeyi amaçlıyoruz. Kanser aşısında hedef, bunları yok etmeye yönelik. Halen uygulanan kemoterapide istediğimiz her yere ulaşamayabiliyoruz. Bu aşıyla savunma sistemini harekete geçirip ulaşamadığımız yerlere de ulaşıp, bu yüzde 1’lik hücreleri de yok etmeyi hedefliyoruz” dedi.

Ankara Üniversitesi Kök Hücre Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Murat Elçin de, böbrek ve kalp gibi organlarda yetmezlik gelişmesi halinde başvurulacak kök hücre çalışmalarının daha başlangıç aşamasında olduğunu, ancak kıkırdak, deri ve kemik dokularıyla ilgili uzun zamandır başarılı çalışmalar yürütüldüğünü söyledi.


“Kök Hücre Nakliyle Kornea Onarılabiliyor”
Gözdeki kornea tabakasının etkilenmesi halinde görme kaybı ortaya çıktığını kaydeden Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Emin Özmert, “Bu durumda diğer gözden, bu da etkilenmişse akraba veya kadavradan alınan kök hücre nakliyle kornea onarılabiliyor. Böylece görme kaybı ortadan kalkıyor. Kornea ile ilgili rutin klinik çalışması bulunuyor. Ancak diğer göz hastalıklarıyla ilgili çalışmalar adım adım ilerliyor” dedi.

Bu Çalışmalar Henüz Deneme Aşamasında
Ankara Üniversitesi Kalp Merkezi ve Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği öğretim üyesi Prof. Dr. Rüçhan Akar da, kök hücre tedavisinin kalp-damar hastalıklarında hasar gören bölge ve damarların onarılmasında bir umut olarak görüldüğünü, ancak bu çalışmaların da henüz deneme aşamasında olduğunu bildirdi.

Yorum bırakın

YEDİ KULE’YE YENİ BİNA

Kısa bir süre sonra 200 nitelikli odanın yer aldığı ek binanın hizmete gireceği Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Sedat Altın, 10 yıldır yaptığı görevinde dal hastanesi olarak ülkenin en iyileri arasında yer aldıklarını söyledi.

Göğüs hastalıları alanında ülkemizin en eski kurumlarından biri olan Yedikule Göğüs hastalıkları Hastanesi’nde yenilikler hızla devam ediyor. 10 yıldır başhekimlik görevini sürdüren Doç. Dr. Sedat Altın, 406 yataklı kapasitesine sahip olduklarını dile getirerek, yakın zamanda ek binanı hizmete açılacağını, içerisinde banyosu ve tuvaleti olan 200 nitelikli odanın faaliyete geçeceğinin müjdesini verdi. Birçok üniversite hastanesinden daha nitelikli hizmet verdiklerini belirten Doç. Dr. Altın, uyku laboratuarı, bronkoskopi ünitesi, yoğun bakım ve alerji ünitelerinde bulunan tüm cihazların son teknolojiye sahip olduğunu dile getirdi. Doç. Dr. Altın şunları kaydetti: “Ek binanın hizmete girmesiyle birlikte 4 olan ameliyathane sayımız 8’e, 10 yoğun bakım yatağımız da 32’ye yükselmiş olacak. Hastanenin daha gelişmiş olması için yatırımlarımız sürecek.

“2011’de Akciğer Nakline Başlıyoruz”
Doç. Dr. Altın, “Son 4 yıldır ülkemizdeki en fazla göğüs hastalıkları hastası tedavi eden kurum oldu. Yaklaşık 70 uzman hekim ve 32 asistan doktorumuzla 9 dâhili 3 cerrahi şeflik olarak hastalarımıza hizmet veriyoruz. Hastanemizde özellikle kronik bronşit , astım, akciğer kanseri zatürre, pulmoner emboli denilen pıhtıya bağlı hastalıklar ve diğer interstisyel akciğer hastalıklar gibi nadir rastlanan hastalıklar gerek ayaktan gerekse yatırılmak suretiyle tedavilerini yapılıyor. Daha sonra hastaların kontrolleri yapılmaktadır. Yeni ünitelerimizde evde bakım hizmeti vermeye başladık. 2011 yılı içerisinde eğitimlerini tamamlamış olan sağlık ekibimizle ‘Akciğer Nakli Ünitemizi’ faaliyete sokacağız. Hastanemizde yıllık yaklaşık 300 bin poliklinik hizmeti verilirken, 17 bin yatan hastaya yatarak tedavi hizmeti vermekteyiz ve yaklaşık 6 bin civarında da ameliyat gerçekleştiriliyor. Bunun yanı sıra akciğer tübörkülozu ile ilgili de özellikle İstanbul’da ‘Doğrudan Gözetim’ tedaviye geçildikten sonra genç ve erken vakalarda tedavi başarı oranları yükseldi. Biz de daha çok, komplike ve çok ilaca dirençli tüberküloz hastalarını yatırmaktayız”

“Göğüs Cerrahisinde Bilimsel Yayınların Yüzde 10’u”
İlaca dirençli vakaların daha uzun yatırılarak tedavi edilmelerinde başarı elde edildiğini kaydeden Doç. Dr. Altın, Ayrıca hastanede akciğer kanserli hastaların ileri dönemde bronkoskopik işlemleri, endobronşial tedavileri denilen yöntemlerle lazer, Argon Kriyoterapi (Dondurarak Tedavi) denilen yöntemlerle hastaların rahat nefes almalarını sağladıklarını bildirdi. Ana bronşta tıkayıcı tümörleri olan hastalara, stent yerleştirilerek hastaların son dönemlerini daha rahat geçirmesinin sağlandığını ifade eden Doç. Dr. Altın, “Kemoterapi ünitemizde de akciğer ameliyatı olduktan sonra veya olamayan hastalarda da akciğer kanser tedavileri yapılıyor.
Göğüs cerrahisi konusunda ülkemizde üretilen yayınların yüzde 10’nu hastanemiz çalışanları tarafından gerçekleştiriliyor. Ülkemizde yıllardır ihmal edilen bir konu da, akciğer naklidir. Türkiye’de yılda ortalama 300-400 hastaya akciğer nakli yapılması gerekiyor. Yurtdışında 100 bin dolara mal olan, parası olanların bile sıra gelmediği için hayatını kaybettiği akciğer nakli, Türkiye’deki maliyeti yaklaşık 10 bin dolar. Devlet hastanesinde yapıldığı için sosyal güvencesi olan hastalar, bu parayı da ödemeyecek” dedi.

Hastane 2011 Yılında Akredite Olacak
Doç. Dr. Altın, günlük müracaat eden hastaların yüzde 85’nin işlemlerinin aynı gün içerisinde çözümlendiğini sadece tomografi ve patoloji gereksinimi olan hastaların en geç bir hafta içerisinde teşhis ile tedavilerine başlandığını söyledi. 2004 yılında kalite belgesi aldıklarını 2011 yılında da akredite olacaklarını belirten Doç. Dr. Altın, çalışmalarının devamlı olması için stratejik plan geliştirdiklerini, iç ve dış denetim yaptıklarını kaydetti.

“SUT Düzenlemeleri ile Gelirler Yükseltilmeli”
Doç. Dr. Altın, göğüs Hastalıkları Hastanelerinde, tüberküloz hastalarının ücretsiz muayene edildiğini, ayrıca Bütçe Uygulama Talimatındaki göğüs hastalıkları ve göğüs cerrahisinin işlem fiyatlandırılmalarının düşük olduğun bildirdi. Hastanede iyi hizmet verebilmek için döner sermaye kaynaklarının arttırılması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Altın, “Özellikle hastalarımızın daha iyi imkanlardan faydalanabilmesi ve döner sermaye kaynaklarının arttırılabilmesi için Sağlık Uygulama Talimatı (SUT)’nda fiyat düzenlemelerinin yapılması lazım. Bununla ilgili girişimlerimiz var, sonuçlanmasını bekliyoruz. Ayrıca Dal hastanesi olduğumuz için diğer branşlar konsültan şeklinde döner sermayeye katkıları daha düşük” şeklinde konuştu.

“Çerçeve İhalesinin Çerçevesi Tam Olarak Çizilmeli”
İki yıldan bu yana ihale sisteminde sorun yaşadıklarını dile getiren Doç. Dr. Altın, “Hastanelerin ortak ihale sistemlerinde satın alınan malzemelerin teknik şartnamelerin çok iyi hazırlanmadığından dolayı, kullanılan malzemelerden sıkıntı çekiyoruz. Çerçeve ihalesinin çerçevesi tam olarak çizilmeli. Ödemelerimizi 3 ay içerisinde yapıyoruz, son yıllarda hastane ödemeleri belli kurallara bağlanarak güvence altına alındı. Yeni açılacak ek binanın ihtiyaçları için yeni alımlarla ilgili Sağlık Bakanlığımız destek verecek” dedi.

Yorum bırakın

YEŞİL KARTLILARA DİŞ MÜJDESİ

Erken Çocukluk Gelişimi Konferansı’nda konuşan Sağlık Bakanı Akdağ: “Yeşil kartı olanlar artık bundan böyle diş tedavilerini sağlık kuruluşlarından alabilecek” dedi.

Hilton Otel’de düzenlenen “Erken Çocukluk Gelişim” konulu konferansa Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, BM Türkiye temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı. Konferansın açılışında konuşan Bakan Akdağ, Dünya Sağlık Örgütü ile çocukların eğitimi konusunda ortak çalışmalar yürüttüklerini söyleyerek, Türkiye’de sağlık personelinin az olmasından yakındı. Akdağ, “Yeterince sağlık personelimiz vardır diyemem. Türkiye’de hekimlere elimizden geldiği kadarıyla dengeli dağıtım yapıyoruz. Bakanlık olarak yılda 2 milyon acil vakayı taşıyoruz. Bazen gerektiğinde helikopterle taşıyoruz. Türkiye’de çocuk hekimlerini çok iyi eğitmemiz gerekir” dedi.

Türkiye’de anne ve çocuk ölümlerinde çok ciddi düşüş olduğunu vurgulayan Akdağ, 2008 yılında anne ölümlerinin yüz binde 23 olduğunu kaydetti. Bu rakamı 2011 yılında yüz binde 15’in altına düşürmek için büyük çaba harcadıklarını belirten Akdağ, Türkiye’nin yüksek-orta gelirli grubun arasında olduğunu söyledi. Türkiye’nin 1990-2008 yılları arasında 5 yaş çocuk ölümleri içinde en çok düşüş olan ülkeler arasında olduğunu dile getiren Akdağ, bebek ölümlerinin 2009 yılında binde 17 olduğunu belirtti. Bakan Akdağ, anne ve bebek ölümlerini azaltmak için çalışmalar yaptığını anlatarak, çalışmaların gayet iyi gittiğini söyledi. Bakan Akdağ, “Şu an Türkiye’de ciddi bir sorun var. Bu sorun çocukluk çağı obezitesi. Türkiye aşırı şişmanlığı yaşamaya çalışan ülkelerden birisidir. Bununla ilgili iki çalışma yaptık. Türkiye’de obezite yayılıyor. Bu problemi gündemimize aldık. Ayrıca Milli Eğitim Bakanımız ile bu konuyu tartışıyoruz” diye konuştu.

Obezite ile ilgili 2 Büyük Çalışma
Çocukluk çağı obezitesinin erişkinliğe geçişte önemli bir problem olduğuna dikkat çeken Akdağ, “Türkiye artık obeziteyi, aşırı şişmanlığı büyük bir problem olarak yaşamaya başlayan ülkelerden biridir. Bu konuda 2 büyük çalışma yaptık. Bunlardan birisi yakında Antalya’da açıklanacak. Diğerinin sonuçlarını 2 ay içinde alacağız. Bunun ilk sonuçları da elimizde. Çocukluk çağı ve erişkin obezitesi Türkiye’de süratle yayılıyor. Obezite ile diyabetin, kalp hastalıklarının hatta kanser ve kronik hastalıkların yakın ilişkisi var. Dolayısıyla bu problemi artık gündemimize aldık ve Milli Eğitim Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı olarak çok yakın çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.


“Türkiye’de İlk Kez Bir Hükümetin Acil Eylem Planı’nda Anne ve Çocuklar Yer Aldı”
8 yıllık iktidarları döneminde sağlık alanında önemli gelişmeler olduğunu kaydeden Akdağ, anne ve çocuk sağlığına yönelik ilerlemelerin bunların en önemlilerinden biri olduğuna dikkat çekti.
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diye yola çıktıklarını, Türkiye’de ilk kez bir hükümetin Acil Eylem Planı’nda anne ve çocukların da yer aldığını hatırlatan Akdağ, Türkiye’de anne ve bebek ölüm oranlarındaki düşüşlere dikkat çekti. Akdağ, 2008’de yüz binde 23 olan anne ölüm oranının bugün yüz binde 16’lara gerilediğini söyledi.

“2011’de Yüz Binde 15’in Altında Bir Değer”
Türkiye’nin yüksek-orta gelir grubundaki ülkeler arasında yer aldığını, bu ülkelerde ise ortalamanın yüz binde 82 olduğunu vurgulayan Akdağ, “Biz artık kendimizi yüksek gelir grubundaki ülkelerle karşılaştırıyoruz. Bu ülkelerde oran yüz binde 15’tir. Amacımız 2011’de yüz binde 15’in altında bir değeri yakalamaktır. Çok zor bir hedef ama 5 yılda da yüz binde 10’un altına inmeyi hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

“Çocuk Psikoloğu Sayısı Yetersiz”
5 yaş altı çocuk ölümlerinde de Türkiye’de çok iyi bir noktaya gelindiğini kaydeden Akdağ, çocukların psikososyal destek görmesi için de bir entegre program başlattıklarını belirtti. Bu programın önemine dikkat çeken Akdağ, ancak çocuk psikoloğu sayısının yetersiz olduğunu, üniversitelerde bu konuda bir çalışma yapılabileceğini söyledi.

Yeşil Kartlılara Diş Tedavisi Müjdesi
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, toplantıdan ayrılırken gazetecilerin çeşitli konulara ilişkin sorularını da yanıtladı. Sağlık Bakanı Akdağ, gazetecilerin ‘Yeşil kartlara diş tedavisi yapılacak. Bununla ilgili ne gibi çalışmalarınız var?’ yönündeki sorusu üzerine, yeşil kart sahiplerine müjde vererek, “Mevzuattaki eksiklikten dolayı diş tedavisiyle ilgili dolgu konusunda sıkıntı vardı. Maliye Bakanlığı ile görüşerek bu sorunu çözdük. Bu hususta hiçbir sorun kalmadı. Yeşil kartlı vatandaşlarımız ağız ve diş sağlığı tedavilerinde aldıkları gibi dolgu ve kanal tedavilerini bundan böyle sağlık kuruluşlarından alabilecek. Yeşil kartlılar her türlü sağlık hizmetinden istifade ediyorlardı” dedi.


“Tam Gün Yasası’ndan Dolayı Doktor Sayısında Düşüş”
Bir gazetecinin “Tam Gün Yasası’ndan dolayı doktor sayısında düşüş olduğu haberleriyle” ilgili sorusu üzerine de Akdağ şöyle konuştu: “Tam Gün Yasası’ndan istifa ettiğine dair haberler soru önergesinden dolayı alıntılarla yapıldı. Doktor sayısı aksine azalmadı arttı. Bu yasa ile büyük avantajlar getirdik. Yasadan önce Sağlık Bakanlığı’na bağlı doktor sayısı yüzde 88’di, şu anda bu sayı yüzde 92 oldu.”

Sözleşmeli Personelin Tek Tip Hale Getirilmesi
“Sözleşmeli personelin tek tip hale getirilmesiyle ilgili çalışma” konusundaki bir başka soru üzerine de Akdağ, sözleşmeli personelin durumlarını geriye götürecek hiçbir düzenleme yapmayacaklarını belirtti.
Bu personelin özlük haklarını birbirine yaklaştırmak ve tek çatı altında toplamak için çalışmayı yaptıklarını belirten Akdağ, “Ama henüz tamamlamış değiliz. Hem Maliye Bakanlığı hem diğer ilgili bakanlıklar ve Devlet Personel Dairesi Başkanlığı ile de görüşmemiz gerekecek. Bir niyet beyanı olarak böyle bir çalışmaya başladık. Ama söylediğim gibi sözleşmelilerimizin haklarını geriye götüren değil aksine bazı alanlarda daha da ileriye götüren bir taslak üzerinde çalışıyoruz” diye konuştu.

Yorum bırakın

ULUSLARARASI ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİ SEMPOZYUMU

”Uluslararası Ortopedi ve Travmatolojideki Tartışmalı Güncel Konular Sempozyumu” 23-26 Eylül tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirildi. Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile Hospital for Special Surgery ortak düzenlediği toplantıya, yurt dışından da ilgi büyük oldu.

Bakanlık Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile New York “Hospital for Special Surgery”nin birlikte düzenlediği “Uluslararası Ortopedi ve Travmatolojideki Tartışmalı Güncel Konular Sempozyumu” 23-26 Eylül tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirildi. Sempozyumun özel oturumunda, kıkırdak naklindeki uygulamalar ele alındı.
Türkiye’nin dört bir yanında görev yapan ortopedi ve travmatoloji branşındaki hekimler ile birlikte anesteziyoloji ve reanimasyon, romatoloji, genel dâhiliye ve beyin cerrahisi branşlarındaki hekimler de toplantıya katıldı. Bilkent Otel’de yapılan sempozyumda, dünyada yeni uygulanan ”Kondrosit hücre kültürleri”, ”Kalça atroskopisi”, ”Yeni omuz atroskopi uygulamaları”, ”Dizde ileri atroskopi uygulamaları”, özellikle tartışmalı travma vakaları gibi ileri cerrahi ve laboratuvar teknikleri tartışıldı, bu konularla ilgili ameliyathaneden toplantı salonuna canlı yayınla cerrahi teknik uygulamaları aktarıldı.
Sempozyuma, 400 civarında katılımın olduğu ayrıca, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından davet edilen Afganistan, Etiyopya, Bosna-Hersek, Gürcistan, Suriye, Irak, Filistin, Türkmenistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Karadağ, Arnavutluk, Moldova ve Almanya’dan hekimler katıldı.
Sempozyumun, Onursal Başkanlığını Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nihat Tosun, Başkanlığını Bakanlığın Sağlık Eğitimi Genel Müdürü Prof. Dr. Safa Kapıcıoğlu ve Genel Sekreterliğini ise Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Metin Doğan yapıyor.

Farklı Disiplinler Katıldı
Prof. Dr. Kapıcıoğlu, ortopedi travmatoloji ağırlıklı hekimlerden oluşan ekip tarafından hazırlanan sempozyumda, dahiliye, anestezi, reanimasyon, romatoloji ve diğer disiplinleri de ilgilendiren oturumların düzenleneceğini söyledi. Prof. Dr. Kapıcıoğlu, tüm bu disiplinlerin bir arada ele alınmasının sempozyumu, diğer ortopedi kongrelerinden ayıran bir özellik olduğunu vurguladı.

Dünyada Yeni Uygulanan Yöntemler Anlatıldı
Prof. Dr. Kapıcıoğlu ayrıca şu bilgileri verdi: “Sempozyumda, dünyada yeni uygulanan ‘Kondrosit Hücre Kültürleri, Kalça Artroskopisi, Yeni Omuz Artroskopisi Uygulamaları ve Dizde İleri Artroskopi Uygulamaları’, tartışmalı travma olguları gibi ileri cerrahi ve laboratuvar teknikleri tartışıldı, bu konularla ilgili ameliyathaneden toplantı salonuna canlı yayınla cerrahi teknik uygulamaları aktarıldı. Amerika’da son on yılın en iyi ortopedi hastanesi seçilen ‘Hospital for Special Surgery’in dünyaca ünlü doktorlarından David L. Helfet (Travma Cerrahisi), Frank P. Camissa (Omurga Cerrahisi), Thomas L. Wickiewitz (Spor Cerrahisi), Robert Bully (Eklem Cerrahisi), Brian T. Kelly (Kalça Artroskopisi), C. Ronald MacKenzie (Romatoloji) ile bu hastanede başarıyla görev yapan Türk hekimlerden Doruk Erkan (Romatoloji) ve Semih Güngör (Anesteziyoloji ve Ağrı Tedavisi) konuşmacı ve eğitmen olarak katıldı.”

“Bu Toplantı Çevre Ülkelerden de Yaklaşık 50 Hekime Ev Sahipliği Yaptı”
Kongre Sekreterliğini ise Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Metin Doğan sempozyum ile ilgili şu bilgileri verdi: “Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanan “Sağlıkta Dönüşüm” ilkeleri uyarınca ülkemizde sağlık sisteminde köklü değişiklikler oldu. Artık, hastalar, kendi sorunu ile ilgili hekime hiçbir zorluk çekmeksizin ve ek herhangi bir gayret sarf etmeksizin ulaşabiliyor. Sadece hizmetin çabuk ve etkin olması değil, aynı zamanda kaliteli olması da bu süreçte en önemli hedef oldu. Bu çabaların en son ürünü olarak da, Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi merkezli olarak Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile Amerika’nın “Ortopedi ve Travmatoloji”de bir numaralı hastanesi olan “Hospital for Special Surgery” (HSS) ortak toplantı düzenlendi. Bu toplantı çevre ülkelerden de yaklaşık 50 hekime ev sahipliği yaptı. Toplantıyı ortak gerçekleştirdiğimiz hastane olan HSS, ortopedi alanında birçok yeni ameliyat tekniği ve cerrahi aletin ilk olarak geliştirilip dünyaya ulaştırıldığı bir hastane. Bu hastaneden dünyaca tanınan 8 doktor tarafından 2 günlük yoğun bir eğitim programı yaklaşık 500 katılımcıya sunuldu. Ortopedinin tartışılan güncel konuları Amerikalı ve Türk hekimler tarafından tartışılarak, tecrübeler karşılıklı olarak paylaşıldı. Ayrıca 3 canlı cerrahi uygulaması ile cerrahi eğitim için de önemli bir uygulama gerçekleştirildi. Amerikalı hekimler, bizimle olan sohbetlerinde Türkiye ve Türk sağlık sitemine olan hayranlıklarını sıklıkla dile getirdi. Yapılan bu toplantı, ileride yapılacak daha verimli toplantı ve eğitim aktivitelerinin de habercisi olup, sadece ülkemiz hekimleri değil, bizi önemseyen ve değer veren yakın ve hatta uzak coğrafyamız için de önemli bir dönüm noktası oldu.”

Yorum bırakın

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.