Mayıs 2008 için arşiv

TÜYAP, FUARCILIK DÜNYA DEVLERİYLE YARIŞIYOR

2008 yılı Expomed fuarını değerlendiren TÜYAP (Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ) Proje Grup Başkanı Ömür İnce, bu yıl ki fuara 49 ülkeden 1691 firma ve firma temsilcisi katılarak yurtiçi ve yurt dışından 50 ülkeden toplam 23.756 kişi ziyaret ettiğini belirtti.

Esra Öz: TÜYAP tıp fuarı nasıl oluştu?
Ömür İnce:
Başlangıçta tıp kongreleri yanında tıbbi sergiler olarak hazırlandı ve yaklaşık 10 yıl süren ön çalışmalarda Tüyap ülkemiz tıp fakültelerinin birçok anabilim dalı başkanlıkları ile iş birliği kurarak sayısız Ulusal, Uluslararası, Avrupa, Dünya kongreleri ve bağlı tıbbi sergi organizasyonlarını büyük bir başarı ile gerçekleştirdi. Bu organizasyonlarda edindiği tecrübe ve sağlık sektörüyle kurduğu ilişkiler sonucunda Tüyap tıp fuarı ilk olarak 1994 yılında o günkü fuar merkezimiz olan Tüyap Tepebaşı İstanbul Sergi Sarayı’nda 3000 m2’lik kapalı sergi alanında EKSPOMED İstanbul Tıbbi Analiz Teşhis, Tedavi, Koruma ve Rehabilitasyon Ürün, Cihaz, Teknik ve Ekipmanları Fuarı adı altında hazırlandı. Ekspomed fuarımızın yanına 4 yıl sonra LABTEK İstanbul Laboratuar teknolojisi ve Ekipmanları Fuar’ını da ilave ederek Fuarımızın kapsamını daha da büyüttük. Tüyap, 15 yıldır Tıp Fuarlarını düzenliyor

E.Ö.: TÜYAP Expomed fuarına katılan firmalara sunulan avantajlar nelerdir?
Ö.İ.:
Tüyap Expomed Labtek fuarı 15 yıllık süreç içerisinde Türkiye sağlık endüstrisinin istikrarla, sürekli gelişimi, büyük rekabet içerisinde bulunan diğer ülkenin etkisizleştirilmeleri ve firmalarımızın dış Pazar paylarının yükseltilmesi için bölgemizde hazırlanan en güçlü fuar organizasyonu olmuştur. Türk tıp sektörünün bilimsel ve teknolojik alanlarda dünya standartlarındaki gelişimini gösteren ürünler bu fuarda rekabet ettiğimiz yabancı pazarlara bir bütün halinde sunulmaktadır Avrupa, Orta Asya, Güney Asya, Kafkasya, Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin büyük güven duydukları sektöre ait ürünlerin, anılan bölgelerden gelecek ziyaretçilere tanıtılması için Ekspomed/Labtek Fuarı bir fırsattır.
Bu fuarda Tıp sektöründe ülkemizin sağlık tesislerinin, bilgi birikiminin, üretilen tıbbi cihaz, donanım ve malzemelerin yabancı ülkelere, yurt içindeki tüm sağlık kurum ve kuruluşlarına tanıtılması ve pazarlanması için önemli bir platform oluşturulmuştur. Yerli ve yabancı yatırımcıların bu fuara ziyaretlerinin sağlanması gerek yurt dışına açılmak ve gerekse yurt içi ve yurt dışı girişimcileri ile iş birlikleri oluşturmak, sektör girişimcileri için bir yatırım fırsatı olarak görülmektedir.

E.Ö.:Tüyap yurtdışı ofisleriniz yeterince destek veriyor mu?
Ö.İ.:
Ekspomed/Labtek Fuarımız geçirdiği 15 yıllık süreç içerisinde Tüyap’ın yurt dışında bulunan Halep Suriye, Tiflis Gürcistan, Moskova Rusya, Sofya Bulgaristan ve Tahran İran ofisleri kanalı ile Almanya Dusseldorf MEDICA ve B.A.E Dubai ARAB HEALTH Fuarlarında yapılan etkin tanıtım çalışmaları ile uluslararası geniş kitlelere, yeni nitelikli yabancı fuar ziyaretçilerine ve sayısız yabancı firmaya ulaşmıştır. Bu sayede fuarımızı uluslararası fuar takvimine aldırarak UFİ Küresel Fuar Endüstrisi Birliği üyesi olmasını sağladık. Ülkemizde üretilen Tıbbi cihaz ve ekipmanların dış pazar paylarının arttırılarak, yeni pazarlar bulunması imkanını oluşturduk.

E.Ö.: Tüyap Expomed/Labtek 2008 fuarını kimler ziyaret etti?
Ö.İ.:
Yurt içinde tıp doktorları, eczacılar, tıp kökenli üniversitelerimizin rektörleri, tıp fakültelerimizin dekanları, devlet, özel, askeri ve meslek hastanelerimizin başhekimleri, hastane müdürleri, satın alma yetkilileri, tıp fakültelerimizin anabilim dalı başkanları ve öğretim üyeleri, veterinerlik fakülteleri, fen edebiyat fakülteleri biyokimya bölüm başkanları, veterinerlik fakülteleri bölüm başkanları, Türkiye Kızılay Kan Merkezi, kan bankası yetkilileri, tüm sağlık kurum kuruluşlarının yöneticileri ve T.C Sağlık Bakanlığı yetkilileri davet edilerek fuar süresince ağırlanmış ve katılımcı firmalarımız ile ticari temaslar kurmaları sağlanmıştır.

Ayrıca bu yıl ki fuarımıza Türk İş Adamları Kalkınma Ajansı (TİKA), DTM, T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı ve T.C.Sağlık Bakanlığı Dış ilişkiler Daire Başkanlığı ile müşterek bir çalışma başlatarak fuarımıza 47 ülkeden alım heyetleri getirdik. Bu çalışmalarımız gelecekte de gelişerek devam edecektir.

E.Ö.:Bu sene ki fuara katılım nasıldı?
Ö.İ.:
Tüyap’ın hazırladığı Ekspomed/Labtek fuarı 60.000 m2’lik kapalı alanda düzenlenen ülkemizde ve Avrasya coğrafyasında konusunda en önemli, en etkili ve en büyük fuar olmuştur. Bu yıl ki fuarımıza 49 ülkeden 1691 firma ve firma temsilcisi katılmış ve fuarımızı yurtiçi ve yurt dışından 50 ülkeden toplam 23.756 kişi ziyaret etmiştir.

Fuarımız artık tüm dünyanın kabul ettiği ve özellikle Türkiye beraberinde tüm komşu ülkeler ve dünya ülkelerinin buluştuğu, her yıl büyük bir hevesle beklenen bir etkinlik olarak zaman içerisinde daha da gelişecek, büyüyecek ve gerek yurt içi ve gerekse Avrasya bölgesindeki liderlik vasfını sürdürecektir. Bizler Tüyap ailesi olarak fuarımızın gelişmesinde ve büyümesinde bizlere destek veren sağlık sektörünün saygın meslek örgütlerine ve çok değerli katılımcı firmalarımıza, sağlık kurum ve kuruluşlarının değerli yöneticilerine ve çok değerli hocalarımıza, Türk İş adamları Kalkınma Ajansına, TC Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığımıza ve T.C. Sağlık Bakanlığımıza teşekkür ederiz.

Yorum bırakın

HEPATİT B ENFEKSİYONLARINA TÜBİTAK’TAN YENİ ÇÖZÜM

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü (GMBE) bilim adamları Hepatit B enfeksiyonunun tanısında serolojik ve moleküler yöntemler kullanılarak tanı kitlerinin geliştirilmesi projesi hakkında bilgi verdi. Bilim adamları Kronik HBV taşıyıcılarının toplumda temas ettikleri her insana HB virüsünü geçirme ve hastalığın yeni döngüsünü başlatma açısından en büyük risk grubu olduğu için bilinçli davranılması gerektiğini söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından yaklaşık 2 milyar kişinin HBV ile enfekte olduğu tahmin ediliyor. Tüm dünyada 350 – 500 milyon kişi HBV taşıyıcısı bulunuyor. Her yıl yaklaşık 2 milyon kişi Hepatit B virüsünün neden olduğu hastalıklar dolayısıyla ölüyor. Hepatit B virüsü (HBV) insanlarda akut ve kronik hepatite, siroza ve karaciğer kanserine neden oluyor ve günümüzde halen bir çok ülke için önemli sağlık sorunlarından biri olarak yerini alıyor. Hepatit B virüsünün, AIDS’e göre daha riskli hale gelmesinin asıl nedeni, vücut sıvıları ya da kanla, bulunduğu yüzeylerde bir hafta kadar canlılığını koruyor olmasıdır.Hepatit B virüsü, infekte kişilerin kan ya da vücut salgıları ile parenteral temas (perkutan bulaşma), cinsel temas, infekte anneden yeni doğan bebeğe bulaşma (perinatal – vertikal) ve infekte kişilerle yakın temas ile bulaşma (horizontal) olmak üzere 4 farklı şekilde bulaşıyor.

Ülkemizde orta risk grubu içerisinde olan HBV, yaklaşık 4 milyon taşıyıcı bulunuyor. Yeterli sağlık hizmetleri bulunmayan bölgelerde HBV yakalanma riski daha da artıyor. Böyle bölgelerde yaşayanlarda hem karaciğer kanserine yakalanmaları hem de HBV taşıyısı oluyorlar.

Kronik HBV taşıyıcılarının sağlıklı gibi görünmelerine rağmen toplumda temas ettikleri her insana HB virüsünü geçirme ve hastalığın yeni döngüsünü başlatma açısından en büyük risk grubunu oluşturuyorlar. HBV’nin erken tanısı toplum sağlığı açısından büyük önem arz ediyor. HBV tanı kitleri tamamen yurtdışından getirilerek önemli dış alım maliyetine yol açıyor.

HBV, HCV Ve HIV’in Ayni Kan Öğrneğinden Tesbit Edilecek
Hepatit B enfeksiyonunun erken tanısı için monoklonal antikorlara dayalı ELISA kitlerinin geliştirilmesi TÜBİTAK MAM Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nde (GMBE) yürütülen proje kapsamında hedefleniyor. Ayrıca aynı kan örneğinde HBV, HCV ve HIV’in tanımlanabilmesi için duyarlılığı daha yüksek moleküler tanı kitleri geliştiriliyor.

Enfeksiyon hastalıkları ülkemizde kalp-damar hastalıkları, diyabet, yüksek tansiyon ve kanser gibi kronik hastalıklarla birlikte yaygın gözlenen hastalıkların başında geliyor. Bu yaygınlığın başlıca nedenlerinden birisi de hastalık etmenlerinin erken tanısının etkin ve yaygın olarak gerçekleştirilememesi geliyor. Enfeksiyon hastalıklarında mücadele de patojenlerin moleküler yöntemlerle tiplendirilmesinin hızlı ve ulaşılabilir halde yapılıyor. HBV’nin tanısı ve tedavisine yönelik çalışmalarının başlatılması gerek toplum sağlığı açısından gerekse ekonomik açıdan büyük bir önem taşıyor.

HBV antijenleri üretilmek üzere klonlama yapılıyor
Hepatit B enfeksiyonunun serolojik tanısın da monoklonal antikorlar, ilgili antijenlerine özgünlüğü ve sürekli elde edilebilirliği nedeniyle tanı ve tedavide geniş bir kullanım alanı buluyor. Monoklonal antikor kullanımına dayalı ELISA testleri biyokimyasal ve mikrobiyolojik testlere göre daha güvenilir sonuçlar veriyor. Artık bu testler hemen her laboratuarda rutin uygulanan bir yöntem halinde bulunuyor. HBV’nin erken tanısına yönelik ELISA kiti geliştirilmesi çalışmalarında TÜBİTAK MAM GMBE’de önceki projeler kapsamında Hepatit B yüzey antijenine (HBsAg) karşı farelerde geliştirilmiş anti-HBsAg monoklonal antikorları kullanılıyor. Yine proje kapsamında bugüne kadar yapılan çalışmalarda HBV kor antijenine ve HBV’e antijenine karşı monoklonal antikorlar da elde edilmiştir. TÜBİTAK MAM GMBE Laboratuarında geliştirilen monoklonal antikorların karakterizasyonu tamamlanarak, HRPO enzimleriyle işaretlenmiş ve antikor-enzim konjugatının özgünlüğü hasta serumlarında ticari kitlerle karşılaştırılma çalışmaları başlatılmıştır. HBV ELİSA kit panelinde kullanmak üzere tavşanlarda hepatit B virüsü antijenlerine karşı poliklonal antikorlar da geliştirilmiştir. Ayrıca, proje kapsamında ELISA kitlerinde kullanılmak üzere rekombinant DNA teknikleriyle Hepatit B virüsü antijenleri üretilmek üzere klonlama çalışmaları da yapılıyor.

Plazma Fraksinasyon Endüstrisi Önümüzdeki Yıllarda Ülkemizde Olacak
Hepatit B enfeksiyonunun moleküler tanısında da kanla bulaşan enfeksiyon etkenleri arasında ilk sırada HBV yer alıyor. HBV bulaşmalarını önlemek amacıyla, yaklaşık 30 yıldan bu yana, HBsAg tarama testleri kan bankalarında rutin olarak kullanılıyor. Laboratuvarlarda yapılan bu taramalar son yıllarda ileri derecede özgül ve duyarlı ELISA testleriyle gerçekleştiriliyor. Böylece bulaşma oranları oldukça düşük oranlara indirilmiş oluyor. Ancak, özellikle “serolojik pencere dönemi” olarak tanımlanan dönemde bulunan kan vericilerinden bulaşmalar bu tür tarama testleriyle tamamen önlenememektedir. Öte yandan, günlük transfüzyon uygulamalarında taramaların moleküler testlerle yapılmaları, hem serolojik testlerle ulaşılan güvenlik düzeylerinin yeterliliği, hem de maliyetlere getireceği büyük artışlar yüzünden uygulamaya girmemektedir. Özellikle maliyetlerdeki artışlardan dolayı, ancak endüstriyel ürünlere dönüştürülerek rasyonalize edildiği durumlarda moleküler testler (nükleik asit testleri) rutin olarak taramalarda kullanılıyor. Bu nedenle, toplanan kanların plazma fraksinasyon endüstrisi aracılığıyla değerlendirildiği ülkelerde güvenlik oranını % 100’e çıkarmak amacıyla yapılan düzenlemelerle bir zorunluluk haline getirilmiştir. Kanların serolojik taramalarının yani, serolojik testlerle negatif bulunan örneklerde HBV, HCV ve HIV için ve NAT (Nucleic Acid Amplification Technology) testleriyle yapılması gerekiyor. Yakın bir gelecekte ülkemizde de kurulması için çalışmaların sürdürüldüğü plazma fraksinasyon endüstrisinin, kaçınılmaz bir şekilde benzer bir düzenlemeye yol açması bekleniyor.

Antijen ve antikorların ELISA tekniği ile bakılması en yaygın kullanılan tanı yöntemi. Bununla birlikte özellikle HBV-DNA PCR tetkiki kronik hastaların infektivitesinin belirlenmesinde etkili bir yöntem. HBV-DNA incelemesi ile HBV’nün gerçek replikasyon siklusunu saptayarak atipik serolojik sonuçların alındığı hastalarda gerçek durumu ortaya koymak hedefleniyor. Son yıllarda gündeme gelen ve “okült” HBV infeksiyonları olarak tanımlanan ve serolojik olarak negatif sonuç elde edilen HBV infeksiyonlarının tanısını gerçekleştirmek için çalışmalar sürüyor.Böylece tedavinin etkinliğini izlemek; ve mutant suşların rol oynadığı HBeAg (-) / Anti-HBe (+) bulunan olgulardaki virus replikasyonunu saptamak olası olacak. Bu dört farklı durumlar için kalitatif ve gerektiğinde kantitatif HBV-DNA tayinleri, tanı ve tedavinin izlenmesinde önemli ve gerekli testler.

HBV-DNA miktarı viral replikasyon işaretidir. Günümüzde moleküler hibridizasyon ve PCR teknikleri ile HBV-DNA varlığı spesifik olarak saptanmakta. Böylece nekahat dönemindeki tanıda ortaya çıkacak yanlış pozitif sonuçlar ortadan kaldırılmış olmakta. Aynı zamanda HBV-DNA’ya özgün prob ve floresan boyalar kullanarak Real-Time PCR sistemi kullanılabiliyor. Bu durumda HBV-DNA miktarı kantitatif olarak belirlenebiliyor. Bu da hastalığın derecesinin ve tedaviye verilen yanıtın izlenmesinde yararlı oluyor. TÜBİTAK MAM GMBE’de yürütülen proje kapsamında HBV’nin real time-PCR ile moleküler tanısı çalışmaları sürdürülmekte, geliştirilecek teknik, aynı örneklerde HCV ve HIV tanısı için de kullanılacak.

Yorum bırakın

DAMARLANMAYI ÖNLEYEN ÇALIŞMA

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM), Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü (GMBE) tarafından yürütülen projede, damarlanmayı engellemek amaçlanıyor.

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM), Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü (GMBE) tarafından yürütülen “Antianjiyogenik antikanser uygulamaların in vitro olarak ve hepatosellüler kanser oluşturulmuş transgenik farelerde in vivo olarak gerçekleştirilmesi projesi” kanserle tedavi yöntemleri konusunda önemli ipuçları verdi. 3 merkez tarafından ortak yürütülen projede, damarlanmayı engellemek amaçlanıyor. Proje kapsamında, damarı oluşturan hücreler olarak bilinen endotel hücrelerinin proliferasyon ve migrasyon işlevlerini kontrol eden vasküler endotelyal büyüme faktörü taranıyor. Endotel hücrelerinin yüzeyinde yer alan reseptörüne karşı (VEGF-R) blokan monoklonal ve rekombinant antikorlar geliştirmesi sağlanıyor. Ligand ile reseptör arasındaki özgün etkileşimi engelleyen blokan antikorlar, reseptörden hücre içine sinyalin iletilmesini bloke ediyor. Blokan antikorların etkileri, öncelikle in vitro koşullarda primer endotel hücresi kültürlerinde deneniyor. Hedef, bu antikorları kullanarak in vitro kültür ortamında endotel hücre proliferasyonu, migrasyonu, tüp formasyonunu engelleyebilmek.

VEGF reseptörü ile etkileşen ve VEGF-VEGF reseptörü (VEGF-R2) etkileşimini bloke eden iki rekombinant antikor ( 1.3 ve 2.6 ) ve peptit kütüphanesi taranarak iki peptit belirleniyor. Belirlenen rekombinant antikor ve peptitler, kanser tedavisinde kullanım potansiyeli taşıyan ürünler olarak tanımlanıyor.

Yorum bırakın

TEKNOKENT GÜNLERİ HEDEFİNE ULAŞTI

3-4 Nisan 2008 tarihleri arasında düzenlenen Hacettepe Teknokent Günlerine çok sayıda bürokrat, sanayici ve üniversite öğretim üyesi katıldı. Üniversite ve sanayi işbirliğinde teknolojik yenilikler ve gelişmelerin anlatıldığı etkinlikte, ülkemizin dünya ülkeleriyle rekabet edilebilecek konuma geldiğinin sinyali verildi.

Hacettepe Üniversitesi Teknokent Günleri – 2008 (HÜTEG’08) etkinliğinin açılış konuşmasını yapan Hacettepe Teknokent A.Ş. Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili İlyas Yılmazyıldız, “Teknokent çok zor şartlar altında kurudu ve kısa sürede hızla büyüyerek önemli sektörleri bünyesinde barındırır hale geldi. Hep beraber Hacettepe Teknokent’in 5. yılına erişmenin mutluluğunu yaşıyoruz” dedi. Ülkemizde araştırma-geliştirme faaliyetlerine ilginin giderek arttığını vurgulayan Yılmazyıldız, Hacettepe Teknokent bünyesinde faaliyet gösteren firmaların yürüttükleri projelerle ülke ekonomisine önemli katkı sağladıklarına dikkati çekti.

Hacettepe Teknokent A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. H. Selçuk Geçim ise şöyle konuştu: “Üniversitede yürütülen Ar-Ge çalışmalarının başarıyla sonuçlandırılmasına akademisyenler büyük katkı sağlıyor. Ar-Ge firmalarına akademisyenlerce verilecek danışmanlık destekleri giderek daha da artacaktır.”

Türkiye’de İlk Otomobil Mühendisliği Bölümü Hacettepe Üniversitesi’nde
Teknokent Günlerine Almanya’da Mercedes ve Porsche arabalarının geliştirildiği, üretiminin yapıldığı Baden Württemberg Eyaleti İşadamları Derneği Başkanı Wolfgang Wolf katıldı. Wolf konuşmasında şunları söyledi: “Hacettepe Üniversitesi’nin 5 yılda yaptığı çalışmalardan çok etkilendim. Burada yapılan çalışmalar dünya çapında ses getirecek ve çok ilgi görecek.
Ayrıca Ar-Ge projelerinin gerçekleştirilmesinden mutluluk duydum. Dünyada 700 şubesi bulunan Steinbeis Teknoloji Transfer Merkezi’nin bir şubesini Hacettepe Üniversitesi ve Hacettepe Teknokenti ile ortaklaşa Ankara’da kuracağız.” Wolf ayrıca Türkiye’de ilk defa otomobil mühendisliği bölümünün Hacettepe Üniversitesi’nde açıldığını öğrendiklerini belirtti. Kuracakları Steinbeis Teknoloji Transfer Merkezinin başlangıçta Türkiye’nin ihracatında da birinci sıraya yükselen otomobil sektöründe daha sonra da kimya ve tıp alanında faaliyet göstermesini planladıklarını belirtti.

Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği Teknokent Günlerine 1986 yılı Dün Federico Santa Maria Medal madalyası sahibi, 1996 yılı IEEE FELLOW gibi dünya çapında pek çok ödül alan Prof. Dr. Fuat Akyıldız katıldı. Üniversite-Sanayi İşbirliği ve İnovasyon konusunda bir seminer veren Geniş Band Kablosuz Network Laborutuvarı Direktörü Prof. Dr. Akyıldız, aynı zamanda Elektrik ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümünde Ayrıcalıklı Kürsü Profesörü. Prof. Dr. Akyıldız, yeni fikirleri ve teknolojik Ar-Ge çalışmalarını “iş melekleri” fikrinin yerleştirilmesi, şirketlerin desteklediği kürsü profesörlüklerinin kurulması gibi konuları hakkında konuşma yaptı.

Teknokent Günlerinde Sürpriz Konuklar Vardı
Microsoft’a yazılım üreten, İNTEL’e çip ve elektronik devre üreten, sağlık, tıp, nükleer tıp, biyoteknoloji, medikal, kimya, çevre, gıda ve diğer alanlarda yürütülmekte olan araştırma geliştirme çalışmaları hakkında katılımcılara bilgi verildi. Teknokent firmalarının sunumları ve ortaya koydukları başarılı çalışmaları, katılımcılar tarafından büyük ilgiyle izlendi.

Toplantıya katılan İÇASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akyürek ile Türkiye Tıbbi Cihaz Üreticileri Birliği (TÜDER) Başkanı Mustafa Daşçı tarafından katılımcı firmalara yapılan işbirliği teklifi ile Teknokent Günleri’nin amacına ulaşmasına katkı sağlanmış oldu.

Türk-Kazak ortaklığıyla kurulan Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Rektör Yardımcısı Bakst Baymuhanov, Hacettepe Üniversitesi Teknokent Günlerine gelerek katılımcılara hitap etti. Üniversiteler arasında oluşturulacak işbirliği ile yeni teknolojik ürünlerin gelişmekte olan ülkelere de transfer edilebileceğinin önemini vurguladı.

Yorum bırakın

Sterilizasyonda Dev Bir İsim: “TRANS MEDİKAL”

Sterilizasyonda bir çok yeni çözümler ortaya koyarak, uluslararası akredite edilmiş kuruluşlardan kalite belgeleri alan Trans Medikal, alanında önemli başarıların altına imza atıyor.Trans Medikal’in 38 yıldır süregelen başarılı ticari yaşamı hakkında Sağlık Dergisine konuşan Fabrika Koordinatörü Bülent Aslan, “Başarımızı hiç bitmeyen azmimiz ve artarak devam eden ticari tecrübemize borçluyuz” dedi. Aslan, tıbbi cihazda piyasa gözetimi ve denetiminin daha etkin hale getirilmesini istedi.

38 yıldır üretim kalitesini arttırarak yoluna devam eden Trans Medikal, alanında en kaliteli sterilizasyon ürünleri üreterek, bir çok Avrupa ülkesine ihrac ediyor. 1970’de üretime başlayan firma, pazar payını arttırmaya yönelik çalışmalarına hız verdi. Trans Medikal’in başarı öyküsünü Sağlık Dergisi’ne anlatan Fabrika Koordinatörü Bülent Aslan tıbbi cihaz üretiminde Türkiye’nin en başarılı şirketleri arasında yer aldıklarını söyledi. Şirketlerinin 14 ülkeye ihracat yaparak, sterilizasyon konusunda anahtar teslimi çözümler sunduklarını vurgulayan Bülent Aslan, “Biz Trans Medikal olarak sterilizatör üretiyoruz. Sterilizatör İhtiyacı olan başta sağlık kuruluşları olmak üzere herkesin çözüm ortağıyız. Yerli üretici firma olarak ülkemizde Prizmatik Sterilizatör pazarının yüzde 80’ine hitap ediyoruz. Başta CE belgesi olmak üzere, bir sterilizatörde olması gereken tüm ulusal ve uluslararası kalite belgelerimiz mevcuttur. Cihazlarımız uluslararası sertifikasyona sahip TÜRKAK tarafından kabul edilen laboratuarlarda test edilir. Cihazlarımız bu uygulamalar ve testler sonucunda belgelendirildiği için, uluslararası arenada ileri tıp teknolojisine sahip ülkelerin firmaları ile mücadele ederek sürekli galip çıkar” şeklinde konuştu.

Devlet ihaleleri ile ilgili bazı düzenlemeler yapılmasını isteyen Aslan, önce piyasa gözetimi ve denetiminin daha etkin hale getirilmesi gerektiğini belirtti. Aslan, piyasa denetiminin yapıldığını ancak istenilen düzeyde olmadığını söyledi. Denetim konusunda kendilerinin otokontrol oluşturduklarını ve ürünlerini uluslar arası standartlara uygun olarak ürettiklerini kaydeden Aslan, bu bağlamda belli standartlar çerçevesinde piyasanın gerektiğine vurgu yaptı. Kamu hastanelerinin ihalelerde ortaya koyduklareı yaptırımlar hakkında da konuşan Bülent Aslan, bu hastanelerin ihale şartnamelerinin karşılığı gelen cihazları iyi bir şekilde kontrol etmeleri gerektiğini bildirdi. Aslan, “Bu bir şikayet değil, bir öneridir. Bu öneriye uydukları oranda, ilerde karşılaşacakları sorunları ortadan kaldıracaklardır” şeklinde konuştu.

Trans Medikal TÜBİTAK Destekli Ürünler Üretiyor
Şirketlerinin AR-GE’ ye son derece önem verdiğini ve bu anlamda devletin teknolojik yatırımlara verdiği teşviklerden faydalandıklarını dile getiren Aslan, “AR-GE teşvikleriyle ürettiğimiz ürünleri fuarlara getiriyoruz. Özellikle de TÜBİTAK gibi seçici bir kurumun teşviklerinden faydalanabilen firmalardan biriyiz. Çünkü yaptığımız çalışmalar gerçekten ileri teknoloji üreten ülkelerin çalışmalarıyla paralel, sterilizatör gibi spesifik alanlarda da bu ülkelerden daha ilerdeyiz” dedi.

TÜYAP Expomed 2008 fuarını değerlendiren Aslan, fuarın her sene geliştiğini ve daha da gelişeceğini söyledi. Ayrıca uluslararası boyutta da fuarın daha etkin hale geleceğini beklediklerini ifade eden Aslan, fuarlara gelen cihazların kalitelerinin her geçen gün daha da arttığına dikkat çekti.

Yorum bırakın

PEKTUS DEFORMİTESE HASTALIĞINA TÜRK BİLİM ADAMLARINDAN ÇÖZÜM

Nuss ve Abramson barlarından esinlenerek ortaklaşa geliştirilen yerli üretim barların kullanımından başarılı sonuçlar elde edildiğini dile getiren Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Yüksel, Kunduracı ve güvercin göğsü olan hastalara yeni bir umut ışığı olan yöntem hakkında Sağlık Dergisine bilgi verdi.

Kunduracı göğüsü olarak bilinen göğüs kafesinde doğumsal şekil bozukluğu olan Pektus Deformitesinde sıklıkla göğüs kemiğinin içeri doğru çökük olduğunu belirten Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Yüksel, daha nadir görülen şeklinin de çıkıntının dışarı doğru olması durumuna da güvercin göğsü dendiğini ifade etti. Hastalar için görüntü bozukluğu oluşturduğu için cerrahi müdahale gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Yüksel standart cerrahi düzeltme yöntemi olarak Rawitch sternoplasti tekniği uygulandığını kaydetti. Bu eski yöntemde göğüs ön bölgesine yapılan 10-20 cm’lik bir kesi ile kemik yapılara ulaşılarak, şekil bozukluğu olan kaburga ve kıkırdakların tamamen çıkarıldığını söyleyen Prof. Dr. Mustafa Yüksel, göğüs kemiği de kesilerek düzeltilip sabitlendiğini ifade etti.

Amerikalı Çocuk Cerrahı Prof. Dr. Donald Nuss’un geliştirdiği ve kendi adıyla anılan Nuss yöntemi, göğüs ön duvarında herhangi bir kesi olmadan gerçekleştirdiğini anlatan Yüksel,bu yeni yöntem herhangi bir kemiğin kesilip çıkartılmadan gerçekleştiğini belirtti. Göğüs kafesinin alması istenen şekil verilerek metalik bir barı, endoskopik olarak 2 cm’lik iki kesi ile göğüs kemiğinin arkasından geçirerek sabitlendiğini ifade eden Yüksel, hastanın 2-4 yıl süre ile takip edildikten sonra bu barın çıkartıldığını kaydetti.

Opere Ettiğimiz Olgu Sayısı 40’ı Buldu
Nuss yönteminin, avantajlarını sıralayan Prof. Dr. Mustafa Yüksel, “Kısa ameliyat süresi, konforlu ameliyat sonrası süreç ve başarılı sonuçlarla son yıllarda dünyanın pek çok ülkesinde başarıyla uygulanmaktadır. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı olarak 2005 yılı Ağustos ayından beri uygulamaktayız. Opere ettiğimiz olgu sayısı bugüne kadar 40’ı buldu. Bu 40 hastanın 35’i erkek 5’i kız olup yaşları 7 ile 27 arasında değişmekte idi. Hastaların 37’sinde tanı kunduracı göğsü 3’ünde ise güvercin göğsü idi. 40 hastanın ikisinde ağrı nedeniyle yerleştirilen barlar çıkartıldı. Diğer 38 hastanın, henüz planlanan bar çekilme süresine ulaşılmadı. Hem kunduracı göğsü hem de güvercin göğsü nedeniyle opere ettiğimiz olgularda, bir Türk firması ile Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı ve Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı olarak Nuss ve Abramson barlarından esinlenerek ortaklaşa geliştirdiğimiz yerli üretim barlar kullanıldı ve başarılı sonuçlar elde edildi” dedi.

Uygulanan yöntem yaşam kalitesini ve hasta memnuniyetini değerlendirmesi sonucunda hastaların tamama yakınının göğüs kafeslerinin yeni görünümünden memnun olduğuna işaret eden Yüksel, “Pektus deformiteli hastalar için Nuss tekniği ve onun modifikasyonları, kısa ameliyat süresi, daha estetik görüntü sağlaması, ameliyat sonrası dönemde hastaya daha az sorun yaşatması ve yüksek hasta memnuniyeti oranları ile tüm dünyada ve ülkemizde giderek daha yaygın olarak uygulanmakta ve tercih edilen düzeltme yöntemleri olmaktadırlar” şeklinde konuştu.

Yorum bırakın

ULUSAL SAĞLIK KURULTAYINDA ÖDÜLLER SAHİPLERİNİ BULDU

Bu sene ikincisi düzenlenen Ulusal Sağlık Kurultayının son gününde düzenlenen Gala yemeği eşliğinde, kurultaya emeği geçen tüm katılımcı ve sponsorlara plaket verildi.

Ödül törenine, ana sponsor ve aynı zamanda Gala Yemeğinin de sponsoru olan Birim Bilgi Teknolojileri Anonim Şirketinin kısa filmi izlenerek başlandı. SAYED’in sağlık sektöründe tüm taraflarını bir araya getiren bir sivil toplum kuruluşu olduğu, 3. yılında olmasına rağmen yaptığı işlerle adından söz ettirdiğini dile getiren SAYED Başkanı ve Kongre Başkanı Doç. Dr. Metin Doğan törende şöyle konuştu: “Bizim burada bir araya gelmemizi sağlayan başta Birim firması olmak üzere tüm sponsorlarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Sağlık Yönetimi Ve Eğitimi Derneği aslında çok yeni bir dernek, ülkemizdeki sağlıkla ilgili sorunların neler olduğunu, bunların nasıl çözümlenebileceğini kendine amaç edinmiş, sağlıkla ilgili tüm bileşenleri bir araya getirmeyi, aralarındaki iletişimi kurmayı, bu vesileyle de ülkemizde kolay ulaşılabilen, yurt çapında yaygın olan ve en ekonomik şekilde vatandaşlarımıza sunmayı amaç edinmiş, bu amaç uğrunda da sağlık yöneticilerini eğitmeyi, bileşenlerini bir araya getirmeyi hedeflemiş bir dernektir. Türkiye’nin dört bir yanından gelerek bize destek veren sağlık yöneticilerine yürekten teşekkür ediyorum. Başta Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, Sayıştay, Kamu İhale Kurumu, Türk Standartları Enstitüsü gibi resmi kurumlar olmak üzere, sağlık alanında faaliyet gösteren tüm kuruluşların yöneticilerine teşekkür ediyorum. Bu kalabalığın buraya toplanmasını sağladıkları ve gösterdikleri ilgiden dolayı.”

Konuşmaların ardından, SAYED’e ve organizasyona maddi ve manevi destek veren kuruluşlara plaketleri takdim edildi. Plaketleri Doç. Dr. Metin Doğan takdim etti. Programın ana sponsoru ve Gala Yemeğinin Sponsoru olan Birim Bilgi Teknolojileri Anonim Şirketine Altın Sponsor, Bilişim Sponsoru olan Çözüm Bilgisayar Firmasına Bronz Sponsor, Medikal Sektör Altın Sponsoru, Çanta Sponsoru ve Transfer araçlarının sponsoru Kompozit Group Of Companies Medikal Firmasına plaketleri verildi. Ayrıca Medikal Sektör Bronz sponsoru Dolsan Medikal ve Akmed Medikal, Laressa Yatak, Bürotime Mobilya, Biat Möble, Phizer, Akgün Yazılım, Çözüm Haber, Sağlık Yayıncılık, Hastane forumu ve BT haber’e medikal sektöre destek sponsorları olarak plaketleri sahiplerini buldu.

Panelist ve konuşmacılara beşer kişilik gruplar halinde plaketleri takdim edildi. Plaket alan isimler şöyle; Abdullah Kaya, Ahmet Korkut, Ahmet Özçam, Ahmet Üner, Ali Sait Septioğlu, Aslan Atlı Barış Ninler, Cengiz Batıgün, Cafer Tokmaklı, Cumali Yüksek, Dursun Aydın, Enis Güney, Erdoğan Taş, Erol Öztürk, Eyüp Kızılkaya, Hakan Özer, Fatih Taşlıçay, Galip Akhan, Hakan Karagöz, Halil Akar, Hasan Çağıl, Hasan Güler, Hilal İnce, İnci Yılmaz, Hasan Bağcı, Mahir Ulgu, Mahmut Kaçar, Mahmut Tokaç, Mehmet Bozdemir, Mehmet Demir, Mehmet Karayılanlı, Mehmet Atasever, Metin Demir, Metin Doğan, Muhammet Gedik, Muhsin Açık, Murat Uğurlu, Mustafa Özmen, Nazmi Tezcan, Necati Kaya,Necip Turguter, Nihat Akpınar, Niyazi Akbaşlı, Nuri Şaşmaz, Ömer Siso, Osman Acar, Osman Ayyıldız, Reyhan Yalçın Bozkurt, Sami Kıraçlı, Sedat Çakıcı, Sedat Gülay, Seraceddin Çom, Serdar Mercan, Soner Kırıcı, Temel Akgün, Tuncay Çimen, Uğur Eşme, Yakup Arslan, Yusuf Ziya Odabaşı.

Yorum bırakın

LABORATUARDA SON NOKTA

Amerika’da Chicago Northwestern Üniversitesinde görev yapan Dr. Rıdvan Seçkin Özen aynı zaman da yeni açılan ve genetik laboratuar alanında çok iddialı olan Dr. Pakize İ. Tarzi PGT Laboratuvarı ve İstanbul Laboratuarları hakkında Sağlık Dergisi muhabiri Esra Öz’e bilgi verdi.

Türkiye genelinde ortaklarının olduğu, İstanbul Laboratuarları adı altında yeni bir laboratuar kuruldu .Bu laboratuar biyokimya, mikrobiyoloji , immünoloji, patoloji ve genetik üzerine bölümlerinin yer aldığı tam teşekküllü olan laboratuar, aynı zamanda Pakize Tarzi Laboratuarları güvencesi altında hizmet sunuyor.

Yapılan testlerin referans olarak değer taşıyabileceği ve bunu yaparken yurt içi ve yurt dışı merkezlerle birlikte çalıştıklarını dile getiren Genetik Uzmanı Dr. Rıdvan Seçkin Özen, testlerin başarısını gördüklerinde ona göre kredilendirileceğini ve böylece üniversitelerle de birlikte çalışıp referans olarak gösterilecek bir laboratuar olmayı hedeflediklerini ifade etti. Bir ay önce kurulan laboratuarın, genetik bölümünde hem moleküler genetik hem de sitogenetik alanında testler yapıldığını vurgulayan Dr. Özen, yurtiçindeki ve yurtdışındaki üniversiteler arası itibarı olan, yeni çalışmalar yapılan bir merkez olmayı hedeflediklerini belirtti. Dr. Özen laboratuarları hakkında şunları söyledi, “Genetik Tanı alanında uzmanlaşmış ve geniş tecrübeleriyle itibar kazanmış elemanların yer aldığı bir kadroya sahip oluyoruz. Oluşturulan test panelleri için hazır kit bağımlılığı içerisinde kalmayıp, kendi standart deneylerini ve standart testlerini de oluşturabilecek kapasiteye sahibiz. Amacımız test sonucu veren bir laboratuar olmanın ötesinde bilgilendirici ve yönlendirici bir rapor verebilen Tanı Merkezi olmak, bunu yaparken çeşitli laboratuar ve klinik verileri bir arada değerlendirerek hekimlerin ve dolayısıyla hastaların test sonuçlarından azami yararlanabilmesini sağlamak istiyoruz. Sadece sık görülen hastalıklarda değil aynı zamanda nadir görülen hastalıkların da laboratuar tanılarının yapılabildiği ve yönlendirilebildiği bir referans merkez olmayı hedefledik. Türkiye’ye uluslararası alanda itibarlı ve kalıcı bir değer kazandırmayı amaçlıyoruz.”

Uluslararası Reprodüktif Genetik Merkezi
6 yıl Amerika’da Şikago Reprodüktif Genetik Enstitüsünde görev yapan Dr. Rıdvan Seçkin Özen, Türkiye’de Uluslararası Reprodüktif Genetik Merkezi (International Reproductive Genetics Center) adı altında merkez açıklarını ifade eden Özen, bu merkezin hem ülke içi hem de ülke dışı üniversitelerin, hastanelerin ve özel merkezlerin bilgilenerek servis alabildikleri ve birlikte bilimsel çalışmalar yapabildikleri güvenilir bir merkez olduğunu sile getirdi. Şikago`da Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT) konusunda dünya genelinde referans merkezi haline geldiklerini belirten Dr. Rıdvan Seçkin Özen, “Bir takım halinde büyük özveri göstererek Şikago da PGT alanında dünya genelinde her yönüyle en gelişmiş yeri oluşturduk. Bu başarının daha da fazlasını ülkemizde sağlayabileceğimizi çok net olarak görebiliyorum. Ben bir bilim adamının veya daha geniş kapsamıyla bir aydının gerekli olanaklar sağlandığında, çalışmalarının ürünleri en güzel kendi ülkesinde alabileceğini düşünüyorum. Bu demek değil ki yabancı ülkelerde bu başarı mümkün değil, tüm dünyada yüzlerce çok başarılı insanlarımız var. Benim vurgulamak istediğim konu ülkemizin dinamiklerini öğrenmenin zaman alıyor oluşu ve bitirdikten sonra ise onları pratikte daha verimli işler haline getirmenin gerekliliği. Bunu yapmak maddi kaynak gerektiriyor. Ben kendimi bu imkana sahip olabilen ve dürüst insanlar ile çalışma imkanını yakalayabilen nadir şanslı insanlardan biri olarak görüyorum. Şimdi bu ülkenin kaynakları ve enerjisi ile çok daha büyük değerlerini bu ülkenin geleceğine kazandırabileceğimizi düşünüyorum. Kendilerini yurt dışı merkezlerin veya kişilerin bağlantı noktası olarak gösteren kurumlar şu an için ticari olarak çekiciliklerini arttırabiliyorlar ve sadece hizmet sektörü gelişimi anlayışı taşıyarak ülke içerisinde yerleşik bir değer katmış olmuyorlar. Biz Türk hekimlerinin kendi birikimlerini ortaya koyabilecekleri platformlar ile Türkiye’de, dünyada söz sahibi olabilen ve dünyanın izlemeye değer bulduğu ve sonraki jenerasyonlar ile daha da güçlenecek bir yapılanmayı bitirdiğimize inanıyoruz. Bunu yapabilmemizde en büyük desteği Dr. Pakize İ. Tarzi laboratuarlarından gördük. Sayın Doç. Dr. Nezih Hekim Bey bize bilimsel, ahlaki, saygınlık ve sözüne güvenilirlik dahil her konuda çok ciddi anlamda önderlik etti ve yolumuzu açtı. Kendisine ve onun kadar saygın tüm Dr. Pakize İ. Tarzi Laboratuarları üyelerine bir takım olarak çok teşekkür ediyoruz.”

Yorum bırakın

KBB BAŞARILARINI ÖDÜLLERLE TAÇLANDIRIYOR

Focus Safety, If Design ve son olarak da Red Dot tasarım ödüllerini alan Tautmann markası hakkında, Sağlık Dergisi’ne bilgi veren KBB Özel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Murat Ataman, yeni ürünleriyle ödüllerin devamının geleceğinin işaretini verdi.

Tautmann markasının 2006 yılında, Avrupa standartlarında hastane ekipmanları üretmek amacıyla doğduğunu dile getiren KBB- Tautmann Genel Müdürü Murat Ataman, aynı yıl içerisinde Stuttgart’ta yerleşik Industrial Design adlı tasarım firması ile anlaşma yaptıklarını söyledi. Ürünleri piyasaya sürerken çıkış noktalarının; 15 senelik sektör tecrübelerini, profesyonel bir tasarım anlayışı ile birleştirmek olduğunu ifade eden Ataman, böylece dünya standartlarında hastane ekipmanlarını ortaya çıkarttıklarını kaydetti.

Ataman, şirketleri hakkında, “2007 senesi Ocak ayında Ostim’de, yüksek teknolojili cihazlarla oluşturulan özel makina parkında üretime başladık. İlk ürünümüz, geçen sene Şubat ayında çıktı. Bu ürün, paslanmaz çelik ameliyat hasta transfer sedyesiydi. Ardından; hasta nakil sedyesi, hastaneler için bekleme koltukları, kirli ve temiz çamaşır arabaları, hareketli serum askıları, son olarak da hastabaşı komodin ve ekipmanlarını ürettik” dedi. İlk ödüllerini geçen yıl Almanya’da katıldıkları Focus Safety tasarım yarışmasında aldıklarını kaydeden Murat Ataman, yarışmada her sene farklı temaların işlendiğini, geçen yılın temasının “güvenlik” olduğunu ifade etti. Ataman, ürünlerinde kullanıcı güvenliğinin ön planda tutulması ve işçilikteki incelik sebebiyle, jüri tarafından gümüş ödüle layık görüldüklerini belirtti.

İlk ödülün ardından dünyanın en eski, en prestijli ve en bilinen tasarım ödüllerinden IF Design Awards’a layık görülen Tautmann markası hakkında Ataman şöyle konuştu; “2007 yılında Focus Safety yarışmasında jüri tarafından daha çok ürünlerin pazardaki ömrü, kullanım rahatlığı, güvenliği, sağlamlığı ve üretimdeki incelik kriterlerine göre değerlendirilmiştik. IF Awards jürisi ise ürünleri; tasarım kalitesi, materyal uyumluluğu, inovasyon, çevre duyarlılığı, kolay kullanım, fonksiyonellik, marka değeri, evrensellik, estetik, ergonomi, güvenlik, işçilik, sağlamlık ve dayanıklılık kriterlerine göre değerlendiriyor. Sağlık sektöründe ilk defa iF’i, transfer sedyeleriyle Tautmann aldı. Bu yarışmada çok büyük firmalar da ödül aldılar. Bu firmalarla anılmak çok önemliydi.”

Aynı Konsept İle Üç Farklı Yarışmada Ödül

2008’in ikinci ayında ise, Tautmann’ın dünyanın en saygın tasarım ödüllerinden biri kabul edilen Red Dot ödülünü de aldığını açıklayan Murat Ataman, bu yarışmada temanın fonksiyonellik, estetik, tasarım ve kullanım olduğuna dikkat çekti. Ataman, bu güne kadar Red Dot alanlar arasında, Apple iPod, Lamborghini, Sony VAIO, BMW 3 Series Coupe, Nokia gibi ünlü markalar olduğunu söyledi. Bu markalarla birlikte, aynı tasarım tescilini taşımaktan ötürü gurur duyduklarını ifade eden Ataman, “Dünyada medikal alanda bir ürünle, bu üç ödülü alan tek firma biziz. Başka hiçbir marka aynı ürünle, üç farklı yarışmada ve temada ödül alamamış. Haziran ayında Red Dot ödül töreni var. Bu davete şirket olarak katılarak bu gururu Türkiye adına da yaşamak istiyoruz. Önümüzdeki dönem için de, henüz piyasaya sunulmamış yeni projelerimiz var. Kullanıcıya sunulan ürünlerde güvenlik, sağlamlık ve estetik en önem verdiğimiz ve asla taviz vermeyeceğimiz üç öğe. Yeni ürünlerimizi şimdi makyajlıyoruz, Mayıs ayı başında da piyasaya sunacağız. Bunlardan biri, multi-fonksiyonel hasta taşıma sedyesi. Bu sağlık sektörünün ihtiyacı olan bir üründü. Yeni ürünümüz, karyola ile sedyenin birleşimi gibi düşünülebilir” dedi. Bu yeni ürünle hasta nakli sırasında tüm gerekli hareketlerin yapılabilineceğini vurgulayan Ataman, bu sedye ile de ödüller alacakları şeklinde iddialı bir açıklama yaptı. Tautmann firmasının Türkiye’den çok Avrupa odaklı üretim yaptığını belirten Murat Ataman, ürünlerinin İngiltere ve Mısır’da da satışa sunulduğunu kaydetti. Üretici firma olarak İngiltere’deki satışları gördükçe gurur duyduklarını dile getiren Ataman, yurt dışındaki fuarlarda çok ilgi gördüklerini ve yeni bağlantıların başladığını belirtti.

Yorum bırakın

Çağla Medikal Muadilsiz Bir Antiseptiği Türk Piyasasına Sundu:“OCTENISEPT”

Ünlü dezenfektan markası Shülke&Mayr’ ın Türkiye Genel Distribütörü Çağla Medikal Genel Müdürü Melih Aydınoğlu, direkt açık yaraya uygulanabilen muadilsiz bir antiseptik olan Octenisept adlı ürünü piyasaya sürdüklerini açıkladı.

Dezenfeksiyon alanındaki tüm ürünleri bünyesinde bulunduran Çağla Medikal, ürün yelpazesine çeşitlilik kazandırmaya yönelik çalışmalarına hız verdi. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Genel Müdür Melih Aydınoğlu, dezenfeksiyon alanında yenilikler sunmaya devam edeceklerini söyledi. Aydınoğlu, Çağla Medikal’ in 2001 yılında Ankara’da kurulduğunu belirterek, Alman şirketi olan Schülke&Mayr’ ın Türkiye Genel Distribütörü olduklarını ifade etti. Schülke&Mayr’ ın 1889 yılında Almanya’ da kurulduğunu bildiren Melih Aydınoğlu, direkt açık yaraya uygulanabilen muadilsiz bir antiseptik olan Octenisept adlı ürünü piyasaya sürdüklerini açıkladı. Söz konusu ürünün ilaç ruhsatı aldığını belirten Aydınoğlu, bu ürünün dünyanın hiçbir yerinde eşdeğerinin olmadığını kaydetti. Türkiye’de birçok bayii ile beraber çalıştıklarını ancak Ankara merkezli bir firma olduklarını kaydeden Genel Müdür Aydınoğlu, şirketleri için 2007 yılının 2006 yılına göre daha başarılı bir yıl olduğunu söyledi. Aydınoğlu, yeni düzenlenen çerçeve sözleşmesinden dolayı 2007 yılında beklentilerine ulaşamadıklarını belirterek; “Birçok hastanenin çerçeve sözleşmesi ihale sonuçları belli olduktan sonra nasıl bir strateji izleyeceğimiz belli olacak. Bu sorunların üstesinden gelmek için elimizden geleni yapacağız. 2008 yılı için her şeye rağmen 2007 yılına göre daha iyi beklentiler içerisindeyiz. 2009 yılında da bu ivmeye hız kazandıracağımıza inanıyoruz. Hedeflerimiz Türkiye’de bulunan özel hastane, devlet hastanesi, tıp fakülteleri ve askeri hastanelere azami şekilde ulaşıp, ürünlerimizin tanıtımını yapıp, bu yerlerde ürünlerimizin kullanılmasını sağlamaktır. TÜYAP’ a katılım amacımızda bu yönde bir anlam taşımaktadır. Fuarda direkt olarak firmamıza gelen katılımcılara ürünlerimiz hakkında daha fazla bilgi verme olanağını sağlıyoruz. Ulaşamadığımız noktalardaki firmalarla fuarda birebir konuşarak, bulundukları yerlere hizmet vereceğimizi ilettik” dedi.

Kalitemizden dolayı tercih sebebiyiz
Ürün yelpazelerini, yer ve yüzey dezenfektanı, el dezenfektanı, cerrahi alet dezenfektanı, endoskopik alet dezenfektanı, hızlı yüzey dezenfektanı, yara ve mukoza antiseptiği olarak sıralayan Aydınoğlu, ürünlerinin benzerlerinin üretildiğini ancak kaliteli olmalarından dolayı kullanıcılar tarafından kendi ürünlerinin daha çok tercih edildiğini bildirdi.

Aydınoğlu, yeni ve farklı ürünlerin piyasaya sürümü konusunda ilk önceliklerinin ellerindeki ürünü Türkiye’nin her yerine ulaştırmak daha sonrasında yeni ürünlere yönelmek şeklinde olduğunu vurguladı.

Yorum bırakın