Temmuz 2008 için arşiv

BİLİMİN ÖNCÜLERİ

1994 yılından bu yana kendini kanıtlamış bilim insanlarının üyeliğe kabul edildiği Türkiye Bilimler Akademisi, ödüllerle desteklerken, genç bilimcilere örnek olmaya devam ediyor.

Eylül 1993’te yürürlüğe giren 497 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) kuruldu. Kurucu üyelerin başbakan tarafından atanması, ilk genel kurulun oluşturulmasından sonra Başkan ve Akademi Konseyi seçildi. Başkanın atanmasından sonra da Akademi, 7 Ocak 1994’te çalışmalarına başladı. TÜBA, başbakanlığa bağlı, tüzel kişiliği olan, bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahip bir kurumdur.
TÜBA’nın kuruluş amacı Türkiye’de tüm bilim alanlarında; araştırmaları, bilimci kişiliğini ve araştırıcılığı özendirmektir. Bilim alanlarında emeği geçenleri onurlandırmak, gençleri, bilim ve araştırma alanına yöneltmektir. Türkiye’deki bilimcilerin ve araştırmacıların toplumsal statülerinin yükseltilmesi, korunmasına çalışılarak bilim ve araştırma standartlarının uluslararası düzeye çıkartılmasına yardım etmektir.
TÜBA’nın Görevleri arasında bilimsel konularda ve bilimsel önceliklerin saptanması amacıyla incelemeler ve danışmanlık yaparak, toplumda bilimsel yaklaşım ve düşüncenin yayılmasını sağlamaktır. Hükümete, Türk bilimcileri ve araştırmacılarının toplumsal statüleri, yaşam düzeyleri, gelirleri, bu tür faaliyetlerin gereği olan özel kolaylık ve ayrıcalıklara ilişkin mevzuat değişiklikleri önermektir. Bilimin öneminin ülke kamuoyunca takdir ve kabulünü sağlamak ve bilim adamlığını özendirmek için ödüller vererek faaliyetlerini sürdürmektir.

TÜBA’da Zoru Başaranlar Üye Olabiliyor
Akademilerin çok eski tarihlere dayandığını ve çeşitli bilim dallarında öne çıkmış bilimcileri bir araya getirerek bilimin tanınmasını ve bilimcilerin korunması, desteklenmesi gibi faaliyetleri yaptığını dile getiren Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Konsey Üyesi Prof. Dr. Şevket Ruacan, “TÜBA olarak genel bir akademiyiz yani, hem sağlık bilimleri hem doğa bilimleri hem de sosyal bilimler bünyesinde bulunmaktadır. Akademi olarak üyelerimizin öne çıkmış yayınları, çalışmaları ve kitapları vardır. Bilim adamı eğer tıp alanında çalışma yapıyorsa adını verdiği hastalıklar olmalı veya çalışmaları klasik kitaplara geçmiş kişiler arasından seçiliyor. Üyeler TÜBA’ya çok fazla elemeden geçerek alınıyor. Önce 3 akademi üyesinin önerisi ya da ödül almış kişilere TÜBA doğrudan soruşturma yapıyor. Yapılan bu incelemede üye adayının yayınlarına bakılıyor ve o alandaki hakemlere danışılıyor. Bazı dallarda sadece Türkiye’deki hakemlerin onayı alınırken bazı bilim adamlarında ise yurtdışında bulunan hakemlerden rapor alıyoruz. Yurt içinden de üye olacak kişiyi tanımayan en az 2-3 kişiye soruluyor. Alınan sonuçlar sene de 2 defa yapılan genel kurulda değerlendiriliyor ve konseyin oylama kararı olumlu neticelenirse akademi üyesi seçiliyor” dedi. Akademiye seçilmeye ümit vaadeden fakat yaşı genellikle 40’ın altındaki kişilerin asossiye üye seçildiğini belirten Prof. Dr. Ruacan, 40 yaş üstündekilerin asli üye olduğunu kaydetti. Asossiye üyelerin 2-3 dönem izlendiğini ve sonucun olumlu olması durumunda asli üyeliğe yükseltildiğini ifade eden Ruacan, “70 yaş üzerindeki üyeler direk olarak şeref üyesi oluyor. Türkiye’de toplam TÜBA üyesi 128, Asli üye 77, Şeref üyesi 36 ve asossiye 15 üyesi bulunmaktadır. Üyelerden bazıları yurt dışındaki üniversitelerde çalışmaktadır. Üyelerin yaptıkları araştırmalarda kullandıkları bazı sarf malzemelerin bir kısmı TÜBA tarafından ödenebiliyor. Ayrıca TÜBA’nın ilginç bir programı var. TÜBA tüm Türkiye’yi tarıyor ve her dalda bilim adamlarını çok yakından takip ediyor. Sec,çilen bazı genç bilim adamlarına Genç Bilim adamı Bursu (GEBİB) denilen burs veriliyor GEBİB kapsamında araştırma süresi en fazla 6 senedir. Belirli kriterleri taşıyan GEBİP bursiyerlerinin bazıları da asosiye üyeliğe öneriliyor” şeklinde açıklama yaptı.

TÜBA Akademi Günü’nde Ödüller Sahiplerini Bulacak
TÜBA’nın düzenlediği ve her yıl verilen çok prestijli ödüllerinin olduğunu ifade eden Prof. Dr. Şevket Ruacan, bu ödülleri Türkiye’de çalışmalarıyla öne çıkmış ve TÜBA üyesi olmayan bilim adamlarına verdiklerini sözlerine ekledi. Ödüllerin üç grupta yer aldığını, bunların onur, teşvik ve bilim ödülleri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ruacan, “TÜBA’da sağlık bilimlerinde 29 üye var. Aralarında Prof. Dr. Gazi Yaşargil, Harvard Üniversitesinde Gökhan Otamışlıgil gibi başarılı çalışmalara imza atmış hocalar da yer alıyor. Akademimiz bünyesinde kanser ve kök hücre çalışma gruplarımız var. Belli dönemlerde düzenlenen seminerlerimiz var, bunlardan birisi kök hücre grubunun düzenlediği ve bu yıl 19 Eylül günü Bilkent üniversitesinde gerçekleşecek olan toplantı. İsteyen herkesin katılacağı toplantıda bir yıl içerisinde kök hücre alanındaki gelişmeler hakkında yurtiçi ve yurt dışından konuşmacılar geliyor. Amerika ve Avrupa’da neler olmuş konuşuluyor. Kanser grubumuzda daha önce toplantılar yaptı. TÜBA’nın amaçları arasında yer alan bir özelliği de çalışma gruplarına dışarıdan katılımcılarında yer alabiliyor olmasıdır. Kanser grubunda işlenen konular arasında; Türkiye’de kanser ilgili bilimlerde eğitim, üniversitelerde kanser eğitimi nasıl oluyor, öğrencilerin mezuniyet öncesi ve sonrası davranışları nasıl oluyor gibi başlıklar altında toplayabiliriz. Akademimizde sağlık alanında bu iki grup aktif, zamanla başka gruplarda yer alacaktır” şeklinde konuştu.

6 Haziranda Kadir Has Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlenecek olan ödül töreni ve akademi gününe tüm akademi üyelerinin katılacağını belirten Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Şevket Ruacan, bilime ödül verildiğini, teknolojiye ödül verilmediğine dikkat çekti. Üniversitenin Kültür Merkezi’nde saat 15.00-18.00 arasınde törenin gerçekleşeceğini dile getiren Prof. Dr. Ruacan, “Akademi Günü’nde, açılış konuşmalarından sonra TÜBA’nın yeni üyelerine beratları takdim edilecek. Bu yıl TÜBA Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanları Programı’na seçilen genç bilimcilerin beratlarının da verilmesinin ardından yeni seçilen akademi üyeleri birer konuşma yapacaklar” dedi.

Reklamlar

Yorum bırakın

MEZOTELYOMA’NIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ

Doç. Dr. Salih Emri’nin de aralarında bulunduğu bir grup araştırmacının Kapadokya çevresinde görülen Mezotelyoma hastalığını araştırarak hem bilimde büyük bir adım attı hem de yaptıkları çalışmayla Amerika’dan ödül aldılar.

Kapadokya bölgesinde 1974’ten bu yana gelen çalışmalar neticesinde bir tür akciğer zarı kanseri olan Mezotelyoma hastalığının etyopatogenezinde genetik ve çevre etkileşimi gösterildi. Araştırmanın yapıldığı bölgede çevresel temastan sorumlu olan bir lif olduğu tespit edildi. Eriyonit adında asbest benzeri olan bu mineral lifi dünyada Kapadokya çevresi dışında hiçbir yerde kanser yapmıyor. Genetik ve çevresel faktörlerin bir arada etki yaptığını tespit eden Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Salih Emri, Dünyada Amerika, Japonya gibi birçok ülkede de bulunmasına rağmen bu ülkelerde lifin kanser yaptığına dair rapor edilmediğini belirtti. Kapadokya bölgesinde sadece 3 köyde Sarıhıdır, Tuz Köy ve Karain köylerinde daha önce Dr. Barış Hocanın yapılan çalışmaları yürüttüğünü dile getiren Doç. Dr. Salih Emri, “Çok önemli bir yer tutan bu çalışmayı yürüten bu ekipte Genetikçiler, Torasik Onkologlar, Jeolog ve Patologlardan meydana gelmiş 10 kişilik bir ekip var. Yaptığımız çalışmada eriyonit denilen maddenin kansere yol açtığı uluslar arası araştırmacılar tarafından da kabul görmüştür. 2000 yılından sonra çevre faktörlerinin yanında genetiğinde etkili olduğu gösterildi. Bu üç köyde doğan insanlar başka yerlerde de yaşasalar yine kanser oluyorlar. Karain denilen köyün adı karın ağrısından geliyor, çok ağrılı geçen bir kanser türüdür. Bu üç köy dışında başka yerlerde genetik olarak kansere rastlanmamış. Öldürücü bir kanser türü olan Mezotelyomanın oluşmasında genetik faktörlerin ortaya çıkması hastalığın genetik tanısı hem de tedavisinde çok önemli bir çığır açacaktır” dedi.

Amerikan Kanser Araştırma Derneği (AACR) Landon vakfının kanser önlenmesinde uluslar arası iş birliği ödülü aldıklarını ifade eden Doç. Dr. Emri, verilen ödülün aslında kanserin önlenmesinde yapılan çalışmaya destek ifade ettiğini söyledi. Mezotelyoma hastalığında hangi genin etki ettiğini, bu gene yönelik tedavi seçenekleri ile tümörün önlenmesi söz konusu olduğunu kaydeden Doç. Dr. Emri, Mezotelyomanın maliğn bir kanser türü olduğunu belirterek, “Dünyada da bu kanser giderek artmaktadır, Avrupa’da da önümüzdeki 25 yıl içerisinde 250 bin kişi bu kanserden ölecek. Her yıl Amerika’da 2500 ila 3000 kişi bu kanserden ölürken, Türkiye’de de her yıl 750 kişi bu kanserden ölüyor” şeklinde açıklama yaptı.

Başarının Getirdiği Ödül Yağmuru
Ödül töreninin Amerika’da, 12 Nisan da yapıldığını ve Prof. Dr. Murat Tuncer’in ödülünü almak üzere ABD’ye gittiğini bildiren Doç. Dr. Emri, yapılan çalışma ile ilgili 24 Nisan tarihinde Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın davetlisi olarak gittiklerini ve tebrik edildiklerini dile getirdi. Yapılan çalışma sonucunda Tuz köyünün yeri değiştirildiğini dile getiren Doç. Dr. Emri, bu bölgeye 270’ten fazla villa tipi evler yapıldığını ve bu yenilikler için 17 trilyon harcandığını kaydetti.

Uluslar arası Lung Cancer dergisi ve Avrupa Kanser önleme dergisinin yayın kurulunda görev alan Doç. Dr. Salih Emri Türkçe Lancet dergisinin de editörlüğünü yapmaktadır. 70 tane uluslar arası indekse geçmiş yazısı bulunan Doç. Dr. Emri’nin ayrıca 5 tane kitap bölümü bulunmaktadır. Toraks derneğinin 2006 yılında en iyi araştırması alanında ikinicilik ödülünü alan Doç. Dr. Emri, Avrupa parlementosunda konuşmalara davet edildi. Doç. Dr. Emri ve arkadaşları, ayrıca 5bin dolarlık Rotary İnternational ödülünü araştırma yapılan köylere harcadılar. Başkent grubunda yılın ‘Altın Adamı’ ödülünü alan Doç. Dr. Emri, Amerikan Kanser Araştırma Cemiyetinin 100 bin dolarlık ödülünü de yine araştırmalarda kullanılacağını belirtti.

Yorum bırakın

1982’DEN İTİBAREN KALİTELİ HİZMET

26 yıllık başarılı çizgisinden taviz vermeden yoluna devam edene Özbülbül Medikal, kaliteyi ön planda tutuyor.

Öz Bülbül Medikal Ltd. Şti. 1982 yılında Mehmet Bülbül tarafından Ankara`da kurulmuştur. Firma Fizik Tedavi Cihazları ve Sarf Malzeme konusunda faaliyet göstermektedir. ISO 9001:2000 Kalite Sistem belgesine sahip olan firmanın ithalatını yaptığı tüm ürünler uluslararası ISO ve CE belgelerine sahiptir.
Firmanın kurucusu olan Mehmet Bülbül’den sonra şirket yönetimine geçen kızı İlknur Alıcı, Özbülbül Medikal hakkında Sağlık Dergisine bilgi verdi. İthalat yapmalarına karşın imalatta yaptıklarını ifade eden Alıcı, imal ettikleri ürünleri ihracat etmediklerini belirtti. Türkiye’deki Pazar pay oranlarının yüzde 30-40 arasında olduğunu kaydeden Alıcı, ürünlerini diğer firmalardan ayrıcalıklı kılan niteliklerin arasında kalitesinin olduğunu söyledi. CE belgesi olmayan ürünlerin ülkemize pazarına getirildiğini dile getiren Alıcı, gelecek yeni sistem olan Medula sisteminin her isteyenin her şeyi getirmesinin engellenebileceğine dikkat çekti. Medula ile sağlık hizmeti kullanımına ilişkin bilginin elektronik ortama alınacağını belirten Alıcı, kişilerin sağlık hizmetinden en iyi şekilde yararlanması sağlayacağını ifade etti. Böylece sağlık kurum ve kuruluşlarının kaliteli veri üretebileceğini dile getiren Alıcı, bu yöntem sayesinde yapılacak ödeme işlemlerinin de daha hızlı ve doğru olacağını söyledi.

Ürünlerine satış sonrası teknik servis hizmetleri verdiklerini ve bu destek Türk Standartları Enstitüsü ve Sanayi Bakanlığı tarafından belgelendirilmiş teknik servis departmanları tarafından yürütüldüğünü belirten İlknur Alıcı, servis departmanı pazarladıkları ürünlerin her türlü teknik servis hizmetini verecek kapasitede eğitimli personel ve servis alt yapısına sahip olduklarını dile getirdi.Her ürünün kendi kalitesi ve fiyatı ile karşılaştırıldığını söyleyen Alıcı, Özbülbül ürünlerini kullananların kalitesinden dolayı tercih ettiklerini bildirdi.

Katıldıkları 2. Ulusal Sağlık Kurultayı’nın kendilerine faydalı olduğunu kaydeden Alıcı, satın alma müdürleriyle direk görüştüklerini ve birebir soruları cevapladıklarını dile getirdi. Katılımcı sayısını ve herkesi bir araya getiren bir kongre olduğunu ileten Alıcı, kongreyi çok beğendiklerini ve desteklediklerini ifade etti.

Yorum bırakın

SAĞLIKTA YATIRIM ATAĞI

Antalya’ya yeni 8 hastane ve 3 sağlık ocağı açılma planları yapılıyor. Mevcut 32 hastanede genel anlamda personel açığı olmadığını belirten Antalya İl Sağlık Müdürü Dr. Hüseyin Gül, Antalya için çalışmaların hızla devam edeceğini söyledi.

16 yıldır idareci olarak görev yapan Antalya İl Sağlık Müdürü Dr. Hüseyin Gül, 1999 yılından bu yana Antalya İl Sağlık Müdürlüğünde görev yapıyor. Antalya’da 14 devlet hastanesi, 16 özel hastane ve 2 üniversite hastanesi bulunuyor. 2007 yılı itibariyle Antalya’da bulunan hastanelerin toplam poliklinik sayıları 6 milyon 800 bin iken, bunun 1 milyon 600 bin i Antalya Eğitim ve Araştırması Hastanesi ve 1 milyon 100 bini Atatürk Devlet Hastanesine ait olup kalanı mevcut diğer hastanelere aittir. Birinci basamak sağlık kuruluşlarında da verilen poliklinik sayısı 2007 yılı itibariyle 3 milyon 900 bindir. Antalya hastanelerinin en büyük sıkıntısının yoğun bakım ve yeni doğan yoğun bakım yatak sayısından kaynaklandığını dile getiren Antalya İl Sağlık Müdürü Dr. Hüseyin Gül, geçen yıl Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin tamamlanması ile bu sıkıntının büyük oranda ortadan kalktığını vurguladı.

2008 yılı yatırımlarında il özel idaresi aracılığıyla 3 tane sağlık ocağı yapılacağını bildiren Dr. Hüseyin Gül, “Bakanlığımız yatırım programı dahilinde TOKİ ve Kamu Özel Ortaklığı sayesinde 8 yeni hastane yapılması planlanıyor’ dedi. Planlanan hastaneler: 100 yataklı Korkuteli Devlet Hastanesi, 50 yataklı Kaş Devlet Hastanesi ve Kemer Devlet Hastanesi TOKİ aracılığıyla yapılacak. Kamu Özel Ortaklığı ile ise; Elmalı Devlet Hastanesi, Alanya Devlet Hastanesi, Finike Devlet Hastanesi ve Antalya merkezde Çocuk Hastalıkları Hastanesi planlanan yatırımlar arasında yer alıyor. Ayrıca Bakanlığın yürütmekte olduğu proje dahilinde Fizik Tedavi ve Ruh Hastalıkları Hastanesi yapımı da hazırlık aşamasındadır.

2009 ‘da Antalya Aile Hekimliğine Hazır
Antalya yaz aylarında çok fazla turist aldığı için turist hastalıkları, besin zehirlenmeleri ve yaz ishallerine çok önem verdiklerini belirten Dr. Hüseyin Gül, otellerde eğitim çalışmaları yapmalarının yanı sıra turizmin yoğun olduğu bölgelerde personel takviyesi yaptıklarını da vurguladı. Personel açısından zengin bir il olduklarını dile getiren Dr. Gül, “Sağlık Bakanlığına bağlı 1500 hekim, 5700 sağlık personeli olmak üzere toplam 7200 personelimiz var. Antalya’daki tüm sağlık personeli sayısı 13 bin 500 dür. İlimizde hastanelerimizde bir kaç uzmanlık haricinde genel anlamda personel sayısı yeterli durumdadır. Bakanlığımızın eksik olan kadrolarımızı tamamlama çalışmaları devam etmektedir” şeklinde konuştu.

2009 yılında Antalya’da aile hekimliği uygulamasına geçileceğini belirten Dr. Gül, dağılımın nasıl yapılacağının belli olduğunu, Bakanlık tarafından talimat verildiğinde eğitimlere hemen başlayabileceklerini kaydetti. Eğitim çalışmalarına ağırlık verdiklerini ve sağlık çalışanlarının hizmet içi eğitimi için yıl boyunca bu eğitimlerin devam ettiğine dikkat çeken Dr. Gül, “Hekim eğitimleri arasında özellikle Çilyad denilen çocuk acil yardım eğitimi, Neonatal Resusitasyon Program( NRP) yani yeni doğan canlandırılması programı eğitimi ve acil tıp eğitimleri rutin olarak devam ediyor. Tüm çalışanlara belirli aralıklarla eğitim veriliyor” dedi.
Antalya’ya Burdur, Isparta, Muğla’nın Fethiye ilçesinden ve Anamur’dan hasta sevki olduğunu ifade eden Dr. Gül, hastanelerinde ödeme sıkıntısı olmadığının üzerinde durdu. Malzeme alım ve ödemelerini düzenli bir şekilde yapabildiklerini söyleyen Dr. Gül, anlık sıkıntı olan hastaneye aylık destek olunduğunu ve diğer ay geri ödemeler yapıldığını dile getirdi.

Yorum bırakın

ORTOPEDİDE DİSPOSABLE MOTORLAR

Geo-Med firmasının ülkemize getirdiği yeni disposable motorlar hem fiyatı hem de kullanım kolaylığından dolayı önümüzdeki günlerde çok tercih edilecek.

Ortopedi implantları sektörüne 19 yıl hizmet vermiş ve deneyimlerini kendi dünya görüş çerçevesinde bağımsız olarak daha iyi hizmet verebilmek amacı ile 2002 yılında Geo-Med Ltd. Şti kuruldu. Ağırlıklı ortopedi ürünleri satan ithalatçı firmanın tüm ürünlerinde kalite belgeleri mevcut. Firmanın ürünleri arasında diz, kalça, dirsek ve omuz protezlerinin yanında bunların revizyon protezleri bulunuyor. Geo-Med Ltd.Şti. ürünlerini piyasaya pazarlamalarının, yanında bayilik de vermektedir. Ürünlerinin hem hastalara hem de hekimlere en iyi kalitede hizmet sunmayı hedeflediklerini dile getiren Geo-Med Ltd. Şti. Genel Müdürü Dönmez Güler, “firması hakkında şöyle konuştu: “O günden bugüne amacım, sektöre yeni bir bakış açısı ve hizmet kalitesi getirmekti. Satışı ve teknik servisi ile örnek bir firma olma yolunda hızlı ve emin adımlarla ilerlemekteyiz. Genç bir firma olmamıza rağmen dinamik yapısı, kalitesi, imajı ve en önemlisi kuruluş gününün heyecanını yitirmeden sektörde hedeflediğimiz noktaya sağlam ve hızlı adımlarla ilerlemekteyiz. AB normlarına uygun tarzdaki uygulamalarımızla yurtdışında yabancı firmalar ile geliştirdiğimiz iş hacmimizi de, yabancı ülkelerdeki Türk işbirliğinin zincirine güvenli ve saygın bir halka ilave etmiş bulunmaktayız” dedi.
Diz protezinde 5 femur kesisini birden yapabilen ilk diz protezini piyasaya süren Güler protez hakkında şöyle konuştu: “Protezin kemiğe yerleştirilmesi için kemiğin protezin en yakın numarasına göre hazırlanması gerekiyor. Kemiğin proteze göre tam kesilmesi gerekiyor ki protez düzgün yerleştirilebilsin. Birçok protezde önce 1 kesi sonra da 4 kesi yapılıyor. O zaman da kemiklere çivi çakılan noktalardan milimetrik kayma olsa bile protezin hatalı çakılmasına sebep oluyor. Tek ölçü alınıp çakılan 2 çividen sonra 5 kesi birden aynı anda yapılıyor. Bu uygulama hem ameliyat süresini kısaltıyor hem de cerrah açısından büyük kolaylık sağlamış oluyor.”

Her 3 Kullanımda Yeni Disposable Motor Açılacak
Ortopedide delici- kesici motorların yurt dışına bağımlı olarak çalışıldığını belirten Güler, delici kesici motorların fiyatlarının 12 bin Euro’ya ithal edilip, en fazla 50 ameliyatta sorunsuz olarak kullanabildiğini kaydetti. Servise gönderilen motorların zaman kaybına sebep olduğunu ifade eden Güler, “2007 yılında yurt dışında bir firma ile anlaşarak aynı motorların disposable ürünlerini bulduk. Hem delici hem kesici olan motorlar tekrar steril edilerek 1 ila 3 ameliyatta kullanılabiliyor. Aynı özellikleri içinde barındıran disposable delici kesici motorlar çok daha güçlü olmasının yanında, çok fazla maliyeti olmadığı gibi, her motor steril şekilde açılır açılmaz hemen kullanılabiliyor. Bu motorlar sayesinde ameliyatta arıza olması durumuyla karşılaşma zorluğu olmuyor. Çünkü, herhangi bir sorunda ellerindeki yeni bir ürünü kullanabiliyorlar. Bu motorların yaklaşık maliyeti 100 Euro oluyor hem de ellerinde birden fazla motor bulundurma avantajını sağlıyor. 12 bin Euro’ya aldığınız motorların, hiç arıza vermediğini varsayarsak maksimum 100 ameliyatta kullanabiliyorsunuz. Basit bir hesap yapmanız gerekirse, 12 bin Euro’ya aldığınız motoru 100 ameliyatta kullanabilirsiniz. Bu da 120 tane disposable motor eder. Oysa ki 12 bin Euro’ya 100 Euro’dan, 120 motor alıyorsunuz ve her bir motoru tekrar steril ederek sorunsuz yaklaşık üç ameliyatta kullanıyorsunuz. Dolayısıyla harcayacağınız 12 bin Euro karşılığında 360 ameliyat yapabiliyorsunuz” dedi.

Hastanenin ve hekimlerin istediği malı aldıramadığını vurgulayan Güler, hal böyle olunca doktorun bilmediği bir ürünün alındığını ve bunun kullanımının zorluk çıkarttığını dile getirdi. Ucuz malzeme alımının, hastaneye para kazandırmadığını, bunun aksine zarara sebep olduğunun altını çizen Güler, kendi firmasının piyasaya sürdüğü ürünlerin dünya çapında uzun soluklu olduğuna dair yayınların olduğuna dikkat çekti. Sadece ürün fiyatını baz alarak düşünmemek gerektiğini aynı zamanda bu ürünlerin kullanılabilmesi için protezin yerleştirilmesine yarayan enstirimantasyon (çakma, çıkarma) setlerinin de kullanışlı ve kullanılan proteze göre milimetrik dizayn edilmiş olması gerekliliğini belirten Güler, 15-20 yıl kullanılabilen protezler yerine ucuz olsun diye alınan protezlerin Çin, Pakistan Kore malı ve uzun dönem yayınları olmayan ürünler olduğunu vurguladı. Bu ürünlerin 2-3 yıl kullanıldıktan sonra erken gevşemeler olduğunu ve enfeksiyonlara yol açtığını dile getiren Güler, hastanın revizyona gittiği zaman, hastanenin revizyona ödediği para, normale ödediğinin 3 katı daha fazlası anlamını taşıdığını işaret etti.

Yorum bırakın

FİZYOMED MLS LAZER VE HİLT TERAPİ CİHAZLARINI TANITTI

Fizyomed Tıbbi cihazlar distribütörü olduğu ASA S.R.L. firmasının 25. kuruluş yılı kutlamaları Hotel Etap Altınel’de yapıldı. Toplantı sonunda değerlendirmesini aldığımız Fizyomed Genel Müdürü Turan Ünal, toplantıyı olumlu bulurken; ihracata başlayacaklarının müjdesini verdi.

Fizyomed Tıbbi cihazlar distribütörü olan ASA S.R.L. firmasının 25. kuruluş yılı kutlamaları 18 Haziran tarihinde Hotel Etap Altınel’de yapıldı. Kutlamalara geçilmeden önce sabah 10.00 da başlayan 18.00 da biten bayii eğitiminden sonra kutlamalarda MLS Lazer-Hilt Terapi ve Magneto Terapi cihazları hakkında Dr. Lucio Zaghetto sunum yaptı. 2002 yılında kurulan firma 2006 yılına kadar şahıs firması iken 2006 yılında limited şirketi oldu. İthalat ve imalat yapan firmanın ihracat için hazırlık çalışmaları sürüyor. Fizik tedavi ve kardiyoloji üzerine ithalat yapan Fizyomed, 24 farklı çeşitte fizik tedavi ürün imalatı yapıyor.

Toplantıda Fizyomed Genel Müdürü Turan Ünal açılış konuşmasında şunları dile getirdi:“ASA S.R.L. firmasını 25. kuruluş yılını kutlamanın onurunu yaşıyoruz. Dünya genelinde teknolojik bilimsel gelişmeleri yakından takip ederek bu bilimsel gelişmeleri sizlere en hızlı ve doğru şekilde ulaştırmayı hedefliyoruz.” Teknolojik ve bilimsel gelişmelerin öncüsü olan ASA lazer firmasının Başkanı Dr. Lucio Zaghetto, ASA firmasının ürettiği ürünler hakkında bilgi verdi. Ağrı yönetimi, spor yaralanmaları, travmatoloji gibi durumların olduğunda uygulanan üç tedavi yöntemi bulunduğunu belirten Dr. Lucio Zaghetto , “Bunlar MLS terapi, HiLT terapi ve manyetik alan tedavisidir. Uygulanan tedaviden çok önemli kişiler memnun kalmıştır. Ürünlerimiz dışında ASA kampus içerisinde bilimsel araştırmalar ve eğitimler bulunmaktadır. Bilimsel araştırmalar kısmında yeni gelişmeler, yeni tedavi yöntemleri hakkında bilgiler veriliyor. Burada edindiğimiz bilgiler kısmından eğitim kısmına geçiriyoruz. Forum kısmında müşterilerimize direk destek verme şansına sahip olabiliyoruz. Müşterilerimiz merak ettikler soruları sorabiliyorlar ve anında cevap alabiliyorlar. Ayrıca web sitemsizde online olarak eğitim görme imkanı da sunuyoruz. Firmamızın birçok yayınını ve DVD’leri bulunmaktadır” dedi. Lazer tedavisinde MLS (Multip Lift System) yani, çok dalgalı kenetlenmiş bir sistem olduğunu kaydeden Zaghetto, uzun çalışmalar sonunda sadece ASA firmasında bulunan cihazı ürettiklerini bildirdi. Bu özel tedavi sayesinde ağrıların gittiğini, inflamasyonları ortadan kaldırdığına dikkat çeken Zaghetto, klasik lazer tedavisi ile MLS lazer tedavi farkının daha kısa süre de daha derine inerek daha etkili sonuçlar alabilme imkanı sunduğunu ifade etti. Tarama yönteminin bir nokta üzerinde yapıldığını dile getiren Zaghetto, yeni MLS sistemi ile kemiğe daha yakın bölgeye kadar ulaşmanın mümkün olduğunu vurguladı.

İthalattan Sonra İhracat Yapılacak
Toplantı sonunda Sağlık Dergisi’ne değerlendirme yapan Fizyomed Şirket Genel Müdürü Turan Ünal şöyle konuştu: “Toplantı güzel ve verimli geçti. Katılımcılar memnun olduklarını ilettiler. Bu akşam toplantıda MLS teknolojisi ile üretilmiş lazer terapi cihazının özellikleri de anlatıldı. Diğer piyasada bulunan terapi cihazlarından farkları ortaya kondu. Kesikli ve sürekli uygulamalar ayrı ayrı olurken MLS’de ikisinin senkronize edilmiş şekliyle işlem yapılabiliyor. Normal lazerler ile hasta 8-10 seansta iyileşirken, MLS teknolojisi ile 2-3 seansta iyileşme gözüküyor. Bunun bilimsel yayınları da var. Ayrıca ASA firmasının kampüsü de var.” İthal ettikleri ürünlerinin hepsinin CE belgesi bulunduğunu kaydeden Ünal, imalat yaptıkları ürünlerinden bir tanesinin dünya üzerinde patent işlemlerinin tamamlandığını belirtti. Diğer imal edilen ürünlerin görünüm patentleri ve marka tescillerinin yapıldığına dikkat çeken Ünal, “ISO 90001-ISO 13485 ve CE belgelerini aldık. Katalog çalışmaları bittikten sonra ihracata geçeceğiz” dedi.

Yorum bırakın

RADYOLOGLAR, ÇOK KESİTLİ BT KURSUNDA BULUŞTU


Hacettepe Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı tarafından gerçekleştirilen “Çok kesitli BT” kursunda radyoloji alanındaki son gelişmeler değerlendirildi.

Günümüzde hastalıkların tanı ve tedavisinde önemli rol oynayan Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografi (BT) cihazlarının teknolojik özellikleri ve kullanımı Ankara’da düzenlenen “Çok kesitli BT” kursunda gözden geçirildi. Hacettepe Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı tarafından gerçekleştirilen kursta 2 gün boyunca 50 sunum yapıldı. Söz konusu sunumlarda radyoloji ve özellikle Çok Kesitli BT alanındaki son teknolojik gelişmeler masaya yatırıldı. 35 farklı ilden ve KKTC’den 400’e yakın radyoloji uzmanının katıldığı kurs hakkında bilgi veren Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Deniz Akata, söz konusu kursun radyoloji uzmanları açısından büyük önem taşıdığını kaydetti. Prof. Dr. Akata bu yıl ikincisi gerçekleştirilen kursun geleneksel hale geleceğini belirterek, “Kurs, konularında yüksek deneyime sahip öğretim üyelerimiz tarafından verildi. Kursumuzda Bilgisayarlı Tomografi alanında tam bir teknoloji gösterisi yapıldı. Hacettepe olarak tıbbi ve teknolojik anlamda donanımlı sağlık personeli yetiştirilmek bizim için çok önemli. BT kursunun amacı bilgisayarlı tomografi ile koroner anjiografi, halk ağzı ile “kansız kalp anjiografisi” gibi A’dan Z’ ye birçok güncel teknolojik yöntemleri kullanarak tanıya doğru ve hızlı ulaşabilmenin yolunu açmak. Kursa katılanların, hastanelerinde bulunan cihazları tam kapasite kullanabilmeleri için eğitimler veriyoruz. Bunun yanı sıra radyoloji alanında yatırım yapmayı düşünenlerin cihazların özelliklerini anlamalarını sağlayarak ihtiyaçlarına en uygun tercihleri yapmaları için yardımcı oluyoruz“ şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Akata, yapılan eğitimde çok kesitli bilgisayarlı tomografinin temel prensipleri hakkında da bilgi verdiklerini ifade ederek, “Radyoloji Anabilim Dalımız bünyesinde farklı düzeylerde 6 çok kesitli BT cihazı bulunuyor. Bunun yanı sıra Siemens’in en yüksek teknolojiye sahip BT cihazını da ünitemizde bulundurmaktayız. Bu cihaz ile BT ile koroner anjiografi tetkiklerini (kansız kalp anjiosu) yüksek kalitede yapabilmek mümkündür. Bu cihaz çift röntgen tüplü bir sistemden oluşuyor. 2006’nın başında hizmete girdi” dedi.
Bilgisayarlı tomogrofilerin teknolojik ömrünün 7-8 yıl olduğunu kaydeden Akata, bu kursa katılanların çoğunluğunun yenilenecek cihazlar hakkında bilgi sahibi olduklarına değindi. Bu kursun alt yapı oluşturmak ve bilgi birikimi yaratmak açısından büyük faydası olduğunu vurgulayan Akata, “Katılımcılara kurs sonunda sertifika verdik. Memnuniyeti çok yüksek bir kurstu. Geri bildirim formlarından da alınan cevaplar çok olumlu idi. Bu kursların devamı gelecek.
Yakın tarihte yine Anabilim Dalımızca Girişimsel Nöroradyoloji toplantısı da düzenlendi. Bu toplantıda yine Hacettepe Radyoloji Anabilim Dalında gerçekleştirilen vakalar naklen canlı yayın ile 3 gün boyunca katılımcılarla paylaşıldı. 3 yıldır yapılan bu toplantılar da vaka sırasında canlı yayında video konferans sistemi ile katılımcılar uygulayıcıya eş zamanlı olarak sorularını yöneltebiliyor, çok sayıda vakanın gerçekleştirilmesini canlı olarak seyrederek bilgilerini zenginleştiriyorlar”diye konuştu.

Koroner anjionun artık radyolojik tetkikler arasında sayıldığını belirten Prof. Dr. Akata, “Eskiden koroner anjiyo yani kalbi besleyen damarların görüntülenmesi sadece kateter ile yapılabiliyordu, ancak kateter anjionun çeşitli riskleri var. Hatta belli bir oranda küçükte olsa ölüm riski de var. Ancak bilgisayarlı tomografi ile yapılan anjiyoda bu tarz bir risk yok. Sadece koldaki damardan kontrast (boyalı) madde vererek çekim yapılıyor. Bu anlamda vücudun diğer bölümlerinin tomografi incelemesinden farklı değil. Koroner damarların ayrıntılı tetkiki eskiden BT ile yapılamıyordu, çünkü kalp hareketli bir organ ve bu nedenle bilgisayarlı tomografi ile görüntülemek mümkün olmuyordu. BT cihazlarının çekim süreleri çok hızlandığı için artık bu tetkik 5-10 saniyede gerçekleştirilebiliyor. Tetkikten sonra hasta evine gidebiliyor. Bunun dışında BT ile yapılan koroner anjiografinin en büyük avantajı erken koroner arter hastalık tanısını koyabiliyor olmasıdır. Çünkü sadece damarın içini değil, başka şekilde gösterilemeyen damar duvarı da bu şekilde ayrıntılı olarak görüntülenebiliyor. Erken dönemde koroner damarın içinde hiçbir sorun olmamasına karşın duvarında ciddi hastalık olabilir” şeklinde konuştu.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muşturay Karçaaltıncaba ise Hacettepe Radyoloji Anabilim Dalı Kardiyovasküler Ünitesi olarak Bilgisayarlı tomografi ile koroner anjiografide çok büyük deneyime sahibi olduklarını söyledi. Dr. Karçaaltıncaba “Bilgisayarlı tomografi ile koroner anjiografi yapılan hasta sayımız 8 binin üzerindedir. Bu sayı ile Türkiye birincisi ve Avrupa’nın ilk 5‘i içindeyiz. Ayrıca tüm öğretim üyelerimiz bu özel tetkiklere yönelik eğitimlerini ABD’de almış olup bu tetkikleri Türkiye’de daha sonra geliştirmiş ve yaygınlaştırmışlar ve çok sayıda makale üreterek dünya tıp literatürüne katkıda bulunmuşlardır” dedi.

Aynı Vakada Farklı Markaların Cihazları Gösterildi
Doç. Dr. Muşturay Karçaaltıncaba ise, kurs hakkında şu bilgileri verdi: “4 ana üretici firma olan GE, Philips, Toshiba, Siemens’ e aynı vakalar verilerek sunum yapılmaları sağlanıyor. Bu firmalar kalınbağırsakta, koroner arterlerde ve beyni besleyen damarlardaki farklı uygulamaların hepsini kendi cihazında nasıl işleyeceğini canlı olarak gösteriyor. Katılımcılar sunum sonucunda cihazları kendisi değerlendiriyor” şeklinde konuştu.
Dual enerji denilen bir kavram olduğunu belirten Karçaaltıncaba, bu kavramın tomografi de çığır açabilecek bir yenilik olduğunu kaydetti. Dual enerjinin bazı hastalıkların tanısında denendiğini söyleyen Karçaaltıncaba, şu bilgileri verdi: “Bu çalışmada tomografide kontrastlı (ilaçlı) bir görüntü elde ediliyor. Sadece tek görüntü alarak görüntüden daha sonra kontrastı bilgisayar tekniklerini kullanarak atıp sanal kontrastsız görüntüler elde edilebiliyor. Hacettepe Radyoloji Anabilim Dalının Siemens Medical Solutions grubu ile araştırma geliştirme anlaşması bulunmaktadır. Bu anlaşma çerçevesinde karşılıklı yeni araştırma protokolleri ve yeni kullanım alanları geliştiriyoruz”

Yorum bırakın