Aralık 2008 için arşiv

BİYOETİK, V. TIP ETİĞİ KONGRESİNDE KONUŞULDU

13-15 Kasım tarihleri arasında V. Tıp Etiği Kongresi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Yerleşkesinde yapıldı. “Tıp Etiğinden Biyoetiğe” ana başlığı altında düzenlenen kongre uluslararası platformda gerçekleştirildi.

Türkiye Biyoetik Derneği’nin 13-15 Kasım tarihleri arasında düzenlediği V. Tıp Etiği Kongresi Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Yerleşkesinde yapıldı. “Tıp Etiğinden Biyoetiğe” ana başlığı altında düzenlenen kongrede, biyoetiğin gelişmesine ve eğitimine katkıda bulunarak, sağlık uğraşları ve diğer bağlantılı alanlarla ortak çalışmaları özendirmek ve geliştirmek amacını taşıdı.

Açılış konuşmasının ardından Gazi Üniversitesi Müzik Eğitimi Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Semlin Tufan’ın destekleriyle Sanatorya Gençlik orkestrası şef Mehmet Efe yönetiminde konser verildi. Kongre’de ayrıca Geriatri ve etik kusu, Klinik araştırmalar ve etik paneli, serbest kongre bildirilerle biyoetiğin temek konuları çok yönlü ve disiplinler arası perspektifle sunumları yapıldı. Kongrede yapılmayanı gerçekleştiren Türkiye Biyoetik Derneği, Dr. Volkan Kavas’ın önderliğinde Seyreylem Belgesel Kolektifi yapımı olan film gösterimi yapıldı.

Tıp Etiği, Ahlaki Değer ve Yargıları Tıp Alanına Uygulanmasını İnceler
Uluslar arası platformda yapılan toplantının açılış konuşmasında Türkiye Biyoetik Derneği ve Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı Doç. Dr. Yeşim Işıl Ülman şöyle konuştu: ”Ankara Üniversitesi Deontoloji Anabilim Dalı işbirliği ile hazırlanan kongrenin alt başlığı ‘Tıp Etiğinden Biyoetiğe’ altında yapıldı. Bu kavram ve süreç hazırlıkların başlangıcından itibaren toplantının ana kurgusunu oluşturmuş ve ufkunu çizmiştir. Kongrenin kapsamı ve ana hatları, tıp etiği, biyoetik, sağlık etiği, dişhekimliği etiği gibi geniş bir perspektif ile oluşturuldu. Tıp etiği temel olarak ahlaki değer ve yargıların tıp alanına uygulanmasını inceleyen bir disiplindir. Ancak bu demokratik ahlak yaklaşımının da üzerinde klinik ortamda ortaya çıkan değer sorunlarını saptama, inceleme, çözüm önerileri sunarak karar üretme sürecini ele alan klinik etiğini de kapsar. Biyoetik kavramı biyoloji ve tıp alanındaki teknolojik gelişmelerin ve ilerlemelerin beraberinde getirdiği etik çatışmalar, sorunlar üzerine tartışmak, çözüm bulmakla uğraşan felsefik bir çalışma alanını niteler.”


Tıbbi Etiğin Geniş Açılımı Yapıldı
ilk kongre başkanlığını yaptığı toplantıda konuşan Türkiye Biyoetik Derneği Kurucu Üyesi ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Yaman Örs, “Tıbbi etiğin daha geniş açılımının yapıldığı bu kongrenin devamında, gelecek yıl İsrail’de toplantı düzenlenecek. Biyoetik terimi anlam kaymasına uğradı, sağlık uğraşları çerçevesinde, etik kurullar biyoetik kurulu olarak anımsanmaya başlandı. Tüm canlılık bilimi etiği anlaşılması, kongrenin biyoetik ile örtüşmüş oluyor” dedi.

Sağlık etiği ve felsefesi alanında öğretim üyesi olan Prof. Dr. Lennart Nordenfelt’te açılış konuşmasında düşüncelerini paylaştıktan sonra konuşan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, tıp uğraşının hedefine varılabilmesinde bilimsel bilgilerin yanında bazı mesleki ve insani değerlerin yansımasının büyük önem taşıdığını belirtti. “Gerçek tıp alanı ile sınırlı kalmayıp yaşama yönelik teknik ve bilimsel her türlü insan uğraşına yansımıştır” diyen Prof. Dr. Ökten, bunun bir sonucu olarak günümüzde biyoetik kavramının sıklıkla kullanılmaya başlandığını ifade etti.
Tıp etiği alanının gelişmesinin ve bugünlere gelmesinin ve bu kalitede bir kongrenin yapılabilmesinin ne kadar önemli olduğuna değinen Ankara Üniversitesi Rektör yardımcısı Prof. Dr. Yasemin Oğuz, ne kadar çok emeğe mal olduğunu ve bu emeğin sevgiyle yapıldığını dile getirdi.


Sorun Kümesi mi Çözüm mü?
Kongrede Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu’ndan İlke Bezen Aydoğdu ile Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Etiği Tarihi Anabilim Dalı öğretim üyesi Nesrin Çobanoğlu, “Tıp Etiğinden Biyoetiğe ilerlerken Biyoetik Uzmanı: Sorun Kümesi mi Çözüm mü?” isimli bir sunum gerçekleştirdiler. “Günümüzde tıp etiğinden, bilim adamının, ilgili alanda araştırma yaparken veya mesleğini icra ederken genel olarak neleri yapması ve neleri yapmaması gerektiği sorusunu ve bilim adamının belirli durumda karşılaştığı bir sorunu nasıl çözmesi gerektiği sorusunu yanıtlaması beklenmektedir” diye görüş belirten konuşmacılar, “Tıp etiği biyoetiğe evrilirken biyoetiğin konusunun tıp etiğinin ana konusu olan insan hayatı değil, doğada var olan tüm organizmaların hayatı olduğu bilinmektedir” şeklinde konuştular.

Bugünün Etik Sorunu Yarının Tıp Tarihi Konuları Olacak
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Serap Şahinoğlu, doktora öğrencileri ve GATA Diş Hekimliği Bilimleri öğretim üyesi Yavuz Sinan Aydıntuğ’un gerçekleştirdiği “Türkiye’de Tıp Tarihi ve Tıp Etiği Alanlarının Biraradalığı” isimli sunumda ise şu görüşlere yer verildi; “ Türkiye’de birçok tıp fakültesinde tıp etiği ve tıp tarihi uzmanlık alanlarındaki akademik etkinliler tek bir anabilim dalı çatısı altında yürütülmektedir. Tarihsel sürece bakıldığında, bu birlikteliğin çeşitli nedenlerinin olduğu görülebilir. Her iki alan kendi içinde oldukça kapsamlı ve farklı konuları içerirken tek bir anabilim dalı altında çalışmaların yürütülmesinin olumlu ve olumsuz sonuçları olabileceği öngörüsü ve bunu da sıkça alanın çalışanlarınca tartışılıyor olmasından yola çıkarak bu çalışma planlanmıştır. Çalışma Türkiye’de Tıp Etiği ve Tıp Tarihi Alanlarında çalışmış/çalışan bir grup öğretim üyesinin bir anabilim dalı kapsamında bu iki alanın birlikte yürütülmesine ilişkin düşüncelerinin belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. Yapılan çalışmaların sonucunda elde edilen verilere göre uzmanlar, bu iki alanın birlikteliği konusunda farklı görüşlere sahiptir. Bu birliktelik için olumlu düşünenler, iki alanın birbirini desteklediği; tıptaki değerlere tarihsel bir boyut eklendiği; bugünün etik sorunun yarının tıp tarihi konuları olacağı; tıp etiği ve tıp tarihi alanlarının birbirlerini tamamladığı ve her ikisinin bir tür sinerji oluşturduğu olduğu yönündedir. Bu birlikteliği desteklemeyenler ise, bu iki alanın birbirini çok sınırladığı; metodolojileri ve düşünme biçimlerinin birbirinden farklı olduğu; bunun da eğitim programlarının içeriğini sınırladığı gibi görüşlere sahiptir.”

Kongrede, “Felsefi Bakışla Bir Tıp Etiği Olarak -Tıp Etiği-”, Etik ve ahlak; Sınırlar, Kapsam, Farklılıklar ve İlişkiler”, Sağlık Profesyonellerinin Etik Kavramından Anladıkları ve Kurumsal Etik Çalışması Yapanlardan Bekledikleri” gibi birçok sunum, panel ve oturum düzenlendi.

Reklamlar

Yorum bırakın

STENT ARAŞTIRMA SONUCU

Girişimsel kardiyoloji ve ICD takılması konularını Sağlık Dergisi’ne anlatan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmi Değer, özellikle diyabetli ve ince damarlı hastalarda ilaç kaplı stentlerin tercih edilmesinin daha avantajlı olduğunu söyledi.

İnsanlar üzerinde çeşitli stentlerin birbiriyle olan mukayese araştırmalarını değerlendiren Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmi Değer, stentlerin ilaç kaplı veya kapsız olanların çeşitli kullanım alanları olduğunu kaydetti. “İlaç kaplı stentlerin yararlarının yanı sıra, ilaç kaplı olmayan stentlerin tekrar daralmasıyla (restenoz) ilgili şimdiye kadar pek çok araştırma yapıldığını ve belli oranda restenoz oluştuğu bilinmektedir. Bütün çalışmalar prospektif ve retrospektif olarak yapılmaktadır. Farklı stentlerin karşılaştırılmasının yapıldığı bir çalışmada damar çapı, risk faktörleri aynı olan hasta grubunda iki çeşit stentin 6 ay içerisinde gelişmiş olan restenoz oranının hangisinde daha iyi, klinik seyir hangisinde daha iyi olduğunu yorumladık” diyen Prof. Dr. Değer, araştırma neticesinde stentlerin farklı restenoz değerleri gösterdiği sonucuna varıldığını belirtti. Son yıllarda kullanımı gittikçe artan ilaç kaplı stentlerin bu restenoz derecesini anlamlı şekilde azalttığı için oldukça popüler hale gelmiştir.

Geç Stent Trombozuna Dikkat
Stentlerin kullanımında ilaç kaplı stentlerin pahalı ve parayla alınıyor olmasının hastanın seçiminde rol oynadığına dikkat çeken Prof. Dr. Değer, “Dolayısıyla hasta ekonomik gücü varsa biz hastaya izah ediyoruz. İlaçlı stent takıldığındaki avantajlarını anlatarak, hastanın tercihine bırakıyoruz. Stent cinsinde normal sosyal güvencenin karşıladığı stent var, bir de üstüne ek para verebileceği ilaç kaplı stentler var. Hastaların tercihleri ve doktorunun damar yapısı ve risk faktörlerine göre yönlendirmesiyle uygun olan stenti hastaya takıyoruz. Hastaları 1 yıllık takip sonrasında hangi stent nasıl gelişme göstermiş inceleniyor. Stent takıldığında ömür boyu hastada kaldığı ve değiştirmenin mümkün olmadığı için seçim doğru yapılmalıdır. Ancak çıplak stent içerisine tekrar ilaçlı stent takılabilme şansımız var” dedi. Araştırmalar sonucunda özellikle ilaç kaplı stentlerin ilk 6 ayda yeniden daralmaya karşı çok avantajlı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Değer, özellikle diyabetli, ince damarlı ve uzun lezyonu olan hastalarda ilaç kaplı stentlerin tercih edilmesinin daha avantajlı olduğunu söyledi. Damar çapı yeterli genişliğe(3.5mm) sahipse ve diyabet hastalığı yoksa normal stent takılmasında bir sakınca olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Değer, ülkemizde ilaç kaplı stentte abartılı kullanım olduğunu ve risk faktörlerine bakmadan pahalı stentlerin tercih edildiğini ve stent kılavuzlarına girmemiş kullanımın yapıldığını bildirdi. “Yapılan çalışmalarda geç stent trombozu denilen bir rahatsızlık var. 1 yılı geçen süreçten sonra bu ilaç kaplı stentlerde tıkanma ve mortalite görülme olasılığının yüksek olduğu saptandı” şeklinde konuşan Prof. Dr. Değer, bu yüzden ilaçlı stentleri yerinde ve gerekli endikasyonda kullanmak gerektiğini vurguladı.

ICD Kalp Yetmezliğinde Tercih Ediliyor
Maliğn aritmilerde (Ventriküler taşikardi ve fibrilasyon gibi)ritmi hissederek elektiriksel şok yaparak tekrar normal ritme çevirerek hastanın ani ölümünü önleyen sistem olarak adlandırılan İntra Kardiak Defibrilatör’ü (ICD) hastanelerinde kullandıklarını dile getiren Prof. Dr. Değer, ICD pacemaker’ın daha modern sistemler olduğunu söyledi. Ayrıca diğer bir sistem olan Biventriküler pacemakerler resenkronizasyonu sağlayarak, kalbin sağ ve sol ventrikül hareketlerindeki dissenkroniyi düzelterek kalbin daha olumlu çalışmasını sağladığını belirten Prof. Dr. Değer, “Bunların takılımı arttı, birikimimiz halinde neticelerini vereceğiz. Biventriküler pace’te sağ ventrikül(karıncık) ve sağ atriuma(kulakçık) elektrot konuluyor ve kalbin sağından uyarılıyor. Koroner sinustan kalbin arkasını dolaşarak sol ventrikülü uyarıyor. Sistemde 3 tane lead oluyor. Hasta senkronizasyonunda bozukluk olursa pompanın gücünü arttıran bir sistem. Kalp yetmezliğinde kullanılan çok güzel bir yöntem” dedi. Prof. Dr. Değer, gerek ICD gerekse Biventriküler Pacemaker’ler Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalında uygun endikasyonda (İleri derecede kalp yetersizliği,ani ölüm riski olan ciddi aritmilerde) rutin şekilde kullanıldığını söyledi.

İki Yılda Bin Kişinin Tansiyonu Ölçüldü
Hipertansiyonla ilgili bölgesel çalışmalar yaptıklarını ifade eden Prof. Dr. Değer, “Yöremizdeki doğu ve güneydoğu bölgelerinden göç alan kesimlerde risk faktörleriyle ilgili daha önce iskemik kalp hastalığı hikayesi olmayan 30 yaş ve üzeri kişilerde yaptığımız bir çalışma mevcut. Bu çalışmanın yalnızca hipertansiyon koluna bakıldığında bayan-erkek gruplarında ve yaşam alışkanlıkları, diğer risk faktörleriyle diğer bölgelerden farkı nelerdir diye. Sonucunda Türkiye geneline benzer sonuç çıktı ancak, Akdeniz mutfağının diğer bölgelerden daha sağlıklı olduğu için hipertansiyon açısından daha iyi olduğu tespit edildi. İki yılda bin kişiye ulaşıldı, yüzde 26 oranında yeni hipertansif hasta bulundu” dedi.

Tansiyon hastalarında öncelikle insanların tansiyonlarının farkına varılmasının ve tedavinin yoğunluğunun önem arz ettiğini belirten Prof. Dr. Değer, hastanın tedaviye uyumunu arttırarak, yakın takibe alınması gerektiğine işaret etti. “Kan basıncını normal tutma derecesini arttırmak gerekiyor maalesef ki Türkiye’de hala düşük” diyen Prof. Dr. Değer, bu tip hastalara yaşam tarzını değiştirmelerini ve ilaç tedavisini tavsiye ettiklerini kaydetti.

Yorum bırakın

SAĞLIK VE HASTANE İDARECİLERİ TOPLANDI

Antalya Quenn’s Park Resort Otel’de 22-26 Ekim 2008 tarihleri arasında bu yıl ilki gerçekleştirilen Sağlık ve Hastane İdaresi Kongresi, yoğun ilgi gördü. Ayrıca sağlık idareciliği mesleğinde 30 yılını dolduran katılımcılara plaket verildi.

22-26 Ekim 2008 tarihleri arasında Antalya Quenn’s Park Resort Otel’de Sağlık İdarecileri Derneği tarafından gerçekleştirilen Sağlık ve Hastane İdaresi Kongresi gerçekleştirildi. Kongrenin açılış konuşmasında kongre eş başkanları Dr. Bilal Ak ve Doç. Dr. Ezel Afsun Esatoğlu kongrenin düzenlenme amaç ve hedefini anlattı. Sağlık İdarecileri Derneği Başkanı Selçuk Irgıt ise, sağlık sisteminin ana sorununun yönetim, yönetici ve yöntem sorunu olduğunun üzerinde durdu. Kongrenin son gecesinde verilen Gala Yemeğinde, sağlık idareciliği mesleğinde 30 yılını dolduran 42 katılımcıya mesleğe yapmış oldukları katkılardan dolayı plaket verildi. Plaket verilenler arasında Adnan Balcı, Dr. Bilal Ak, Doç. Dr. A.Erdal Sargutan, Prof. Dr. Tevfik Dinçer, Prof. Dr. Mehtap Tatar, Prof. Dr. Korkut Ersoy yer aldı.
330 katılımcının olduğu kongreye; Hacettepe, Ankara, Başkent, Marmara, Erciyes ve Uludağ Üniversitelerinden olmak üzere, K.K.T.C. Sağlık Bakanlığı ve Irak-Musul Üniversitesi’nden akademisyen ve sağlık idarecileri de kongrede bildirileri ile yer aldı. Toplam 3 panel, 4 çağrılı bildiri oturumu içeren kongrede, 16 çağrılı bildiri, 51 sözel bildiri ve 21 poster sunumu yapıldı.

Sağlık İdaresi Mezunlarının Kadro Sorunu
Kongrenin açılış konuşmasında Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Uz. Dr. Turan Buzgan, kongreye katılan sağlık yöneticilerine ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı ve Getirdikleri’ hakkında bilgi verdi. Ülkemizin sağlık idarecileri ile sağlık yöneticilerinin karşılaştığı sorunları paylaştığını ifade eden Buzgan, özellikle sağlık idaresi mezunlarının kadro alamama sorununda kendilerinin çözüm üreteceğini ve kendilerinin de sorunun çözümüne destek vereceği sözünü verdi.

3 Ayrı Başlıklı Eğitim Verildi
Kongrede; sağlık idarecilerinin problemleri ve çözüm önerileri, sağlık sektöründe tıp bilişimi uygulamaları, sektörel sorunlar, çözüm yolları ve tıp bilişiminin geleceği hakkında görüşler ve tıbbi cihaz ve malzeme üreticilerinin problemleri ve çözüm önerileri konulu paneller yapıldı. “Tanı İlişkili Grup Maliyetleri”, “Yöneticilikte Duygusal Zeka” ve “Sağlıkta Güncel Sorunlar, Veri Madenciliğine Dayalı Çözüm Önerileri ve Örnek Uygulamalar” olmak üzere 3 ayrı başlıklı eğitim verildi ve eğitime katılanlara sertifikası verildi.
Kongrede ülkenin sağlık meselelerinin bilimsel olarak ortaya konmasının, sağlıktaki yeniliklerin, sağlık yöneticilerinin sorunlarının ve çözüm önerilerinin dile getirilmesinin yanı sıra kongre sosyal aktivitesi olarak özellikle 2365 m. Yükseklikteki Tahtalı’ya yapılan teleferik gezisi katılımcılara doğa ile iç içe olma fırsatı sağladır.

Yorum bırakın

2020 KANSER HEDEFİ, 11 MİLYON KİŞİ

20-22 Kasım tarihlerinde Bilkent Otelde gerçekleştirilen 4. Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Sempozyumu’nda kanser üzerine yapılan son araştırmalar üzerinde duruldu. Ayrıca Ulusal Kanser Enstitüsü kurulmasına dair istekler sıkça tekrarlandı.

4. Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Sempozyumu 20-22 Kasım tarihleri arasında Bilkent Otel’de yapıldı. Sempozyumun başkanlığını Prof. Dr. Şevket Ruacan ve Prof. Dr. Faruk Zorlu paylaşırken “Prof. Dr. Lale Atahan anısına” konuşması ile toplantı başladı. Kanser çalışanlarını bilgilendirme amaçlı yıllık toplantıda, yapılan son araştırmalar ve yenilikleri sunuldu. Temel Onkoloji Kursundan sonra kanserin değişik boyutları, konunun uzmanları tarafından ayrıntılı olarak tartışıldı. Dünyada ve ülkemizde kanser yükü, kanser enstitülerinin durumu, son yıllarda giderek önem kazanan çevre ve kanser ilişkisi, ülkemizin de gündemine oturan tütün politikaları özel oturumlarda ele alındı. Nükleer onkoloji ve radyoterapideki gelişmeler konunun uzmanları tarafından sunuldu. Meme, kolon, akciğer, mesane kanserleri, Ewing sarkomu, nörobalstomun tanı ve tedavilerinde gelinen son noktalar ayrı oturumlarda değerlendirildi. Kanser hastalarında tedavi sonrası yaşam kalitesi ve hastaların beslenmesi ile ilgili sorunlar da gene uzmanlar tarafından tartışıldı.


Çevre Ve Kanser İlişkisi
Türkiye’de kansere yönelik araştırma, eğitim ve klinik hizmet sağlayan ilk kuruluş olan Hacettepe Onkoloji Enstitü Müdürü Prof. Dr. Şevket Ruacan sempozyum hakkında Sağlık Dergisi’ne konuştu: “Bu yıl 4.sü yapılan sempozyumun Türkiye’de onkoloji kanserle savaş nereye gidiyor, Türkiye ve Dünya’da son gelişmeler özellikle genç hemşire, biyolog, eczacı kısaca kanserle çalışan asistan ve uzmanlara kanser konusunda neler var, neler gelişti, bir yıl içerisinde neler oldu sunmak istiyoruz. Başta Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi olarak düşünülen toplantıya, Türkiye’nin her yerinden katılımcılara burs ile yolluk ve kalınacak yerler ayrıldı.” 400 kişinin katıldığı sempozyumun ilk gününde kurs yapıldığını ve bu kursta da temel bilimlerdeki gelişmelerin anlatıldığını kaydeden Prof. Dr. Ruacan, her yıl toplantının temasının farklı olduğunu bu yılda ‘Çevre Ve Kanser İlişkisi’ üzerinde durulduğunu ifade etti.

Ulusal Kanser Enstitüsü
Kanserle ilgili çalışmaları, araştırmaları planlayacak danışmanlık yapacak, koordine edecek bir kuruluş kurulmasını istediklerini dile getiren Prof. Dr. Ruacan, bazı ülkelerde bulunan bu enstitülere Ulusal Kanser Enstitüsü denildiğini ve bu kuruluşların, alanında en iyi uzman ve bilim adamlarını bir araya getirdiğini belirtti. Prof. Dr. Ruacan, devlete danışmanlık yapan, en uygun bilgileri süzüp veren bir kuruluş olması yönünde çalışmalarının sürdüğünün bir örneğinin Amerika’daki Kanser Enstitüsü olduğunu ifade etti. Kurumun danışmanlık yapması, araştırma konuları belirlemesi, fon vermek gibi işlevleri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ruacan, insan yetiştirmek, hem halka hem de profesyonellere eğitim vermesinin yanında ne kadar fizikçi ne kadar biyolog lazım onları planlayıp devlete fikir verecek bir kuruluş olduğunu dile getirdi.

2020 Yılında Kanserden Ölenlerin Sayısı 11 Milyona Yükselecek
Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Pediatrik Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Tezer Kutluk, Kanser yükü 2008 isimli konuşmasında şunlara değindi: “2004 yılından 2005 yılına gelindiğinde erkeklerde 3592, kadınlarda 1832 olmak üzere kanserden ölen birey sayısı toplam 5424 artmıştır. Kanserden ölüm hızları yüzde 1 oranında azalmıştır. 1998-2002 yılı kanser pervelansına dayanarak dünyada şu an 25 milyon kanserli insanın bulunduğu tahmin edilmektedir. Böyle giderse 2020 yılında her yıl kanserden ölenlerin sayısı yedi milyondan 11 milyona yükselecektir. Her yıl görülen yeni kanser vakalarının sayısı ise yüzde 50 artışla 11 milyondan 16 milyona yükselecektir. Bunda en önemli neden mevcut tütün kullanımı ve sağlıksız yaşam tarzıdır. Tüm kanserlerin üçte ikisi gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir. Tüm ölümlerin yüzde 12,5’i kanser nedeniyle olup, bu değer HIV/AIDS, tüberküloz ve malarya’nın tümünün sebep olduğu ölümlerden daha fazladır. Tüm kanser ölümlerinin yüzde 43’ü tütün, diyet ve enfeksiyonlarla ilişkilidir. Tütün tüm kanser ölümlerinin yüzde 30’undan sorumludur. Tütüne karşı Dünya Sağlık Teşkilatının yürürlüğe koyduğu “Tütün Çerçeve Anlaşması” konusunda ülkemizde de önemli bir adım atılmış ve 19 Mayıs 2008 tarihinde tütün yasakları ülkemizde de başlamıştır. Küresel düzeyde enfeksiyonlar tüm kanserlerin yüzde 17,8’inden sorumludur. Ancak bu alanda önemli gelişmeler yaşanmıştır. Hepatit virüsü, insan papilloma virüsü(HPV), helikobakter pilori ile başa çıkılabileceği görülmüştür. Kronik Hepatit B infeksiyonu aşılama ile yüzde 90-95 oranlarında önlenmektedir ve aşı dünyada giderek daha yaygın kullanmaktadır. Bu yıl içindeki önemli bir gelişme insan papilloma virüsünü bulan Dr. Zurhausen’in Nobel ödülü almasıdır.”

ABD’de her üç kadından birisi, her iki erkekten birisinin yaşam boyu kansere yakalandığını kaydeden Prof. Dr. Kutluk, kadınlarda ilk üç sırayı meme, akciğer, bronş, kolon ve rektum kanserleri; erkeklerde ise prostat, akciğer, kolon ve rektumun aldığını belirtti. Prof. Dr. Kutluk, ABD’de çocuk kanserleri 1-14 yaş grubunda ikinci en sık ölüm nedeni olmaya devam ettiğini vurguladı.


Hacettepe’de 2002 Yılından İtibaren Kanser Kayıtları Toplanıyor
Ülkemizde 1983 yılından bu yana kanser, bildirimi zorunlu hastalıklar arasında olmasına rağmen uzun yıllar güvenilir veri temininde sorunlar yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Kutluk, “8 ilin verileri birleştirildiğinde kanser insidansı yüzbinde olarak kadınlar 140.75; erkekler için 194.25 toplam 167.72 olarak hesaplanmıştır. Yine 8 ilin verilerine göre en sık görülen kanserler kadınlarda meme, deri, tiroit, akciğer, mide, kolon, endometrium, over, kemik iliği, beyin ; erkeklerde akciğer, prostat, deri, mesane, mide, larinks, kolon, kemik iliği, beyin, rektum kanserleri olarak bildirilmiştir” dedi. Hacettepe Üniversitesi Hastanelerinin 2002 yılından itibaren her üç hastanesinden de kanser kayıtlarını düzenli olarak toplanmaya başlandığını vurgulayan Prof. Dr. Kutluk, 2007 yılı verilerine göre 4636 vakaya ulaşıldığını ve buna göre ilk sırayı erkeklerde akciğer, prostat, kolorektal, kadınlarda ise meme, kolorektal ve lenfomaların aldığını bildirdi.

Türkiye’de 3 Onkoloji Enstitüsü Var
Dünya Türkiye’de kanser enstitüleri başlığı altında konuşma yapan Onkoloji Enstitü Müdürü Prof. Dr. Şevket Ruacan, “Kanser savaşı genellikle yaygın örgütlenme, temel-epidemiyolojik ve klinik araştırma, multidisipliner tedavi yaklaşımı, ileri teknoloji ve yüksek maliyet gerektirir. Birçok ülkede bu çok yönlü gereksinimleri karşılamak üzere “kanser enstitüleri” modeli getirilmiştir. Kanser enstitülerinden beklenen temel görevler; eğitim, araştırma, klinik uygulama, danışmanlıktır. Ulusal kanser enstitülerinin en gelişmiş örneği ABD’de bulunan Ulusal Kanser Enstitüsü’dür (National Cancer İnstitute). Kuruluş yasası 1937 yılında çıkan bu enstitü dünyada kanser araştırmalarına yönelik en büyük kuruluştur. Kendi yapısı altında 5000’den fazla araştırıcı ile yürüttüğü araştırmalara ilaveten birçok üniversite ve kanser merkezinde yılda 200 000 hastanın katıldığı 1300 civarında klinik çalışmaya destek vermektedir.
Türkiye’de tümü üniversiteler bünyesinde yer alan 3 onkoloji enstitüsü bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Ruacan, Hacettepe, İstanbul ve Dokuz Eylül Üniversitesi enstitüleri olduğunu kaydetti.

Yorum bırakın

AVRUPA ANTİBİYOTİK FARKINDALIK GÜNÜ

Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği tarafından düzenlenen, ‘Avrupa Antibiyotik Farkındalık Günü’ basın toplantısında, antibiyotiğin yanlış ve gereksiz kullanımı üzerinde duruldu. Vatandaşların antibiyotikleri bilinçsizce kullanmaya devam etmeleri halinde bunun tüm toplumu etkileyeceğine dikkat çekildi

18 Kasım tarihinde Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği’nde düzenlenen basın toplantısında Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Erdal Akalın ve Genel Sekreteri Prof. Dr. Serhat Ünal, ‘Avrupa Antibiyotik Farkındalık Günü’ dolayısıyla konuşma yaptı.

Prof. Dr. Akalın, bakteriyel olduğundan emin olunmayan hastalıklarda bilinçsizce antibiyotik kullanılmaması gerektiğini dikkat çekerek, nezle gibi hastalıklarda antibiyotiklerin hiçbir etkisinin bulunmadığını söyledi. Doktora danışılmadan antibiyotik kullanılmaması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Akalın, ”Nasıl bir tansiyon veya kanser hastasının ilacını doktorun verdiği reçeteyle kullanması gerekiyorsa, antibiyotiğin de doktor kontrolünde kullanılması gerekir” dedi.

En Basit Bakteriyel Enfeksiyonlar Bile Ölüme Neden Olabilecek
Antibiyotiklerin bilinçsizce kullanımıyla bakterilerin bu ilaçlara karşı direnç kazanmaya başladığını anlatan Prof. Dr. Akalın, “Antibiyotik kullanılması gereken durumlarda da bu ilaçların etkisiz kalabiliyor. Bu sorunun ciddi şekilde ele alınmaması ve antibiyotik kullanımının bu hızla devam etmesi halinde bütün Avrupa’nın antibiyotik öncesi dönemleri hatırlatan bir sonuçla karşı karşıya kalınacak. Böylece en basit bakteriyel enfeksiyonlar bile ölüme neden olabilecek” şeklinde konuştu. Türkiye’de geçen yıl yüzde 16.2 ile en çok antibiyotiklerin kullanıldığını, Avrupa’da ise antibiyotik kullanım sıklığının 4. sırada yer aldığını belirten Prof. Dr. Akalın, ”Uygun olmayan ve yaygın antibiyotik kullanımı toplumun sağlığını tehdit eden ciddi bir sorun haline gelmiştir. Vatandaşlar antibiyotikleri bilinçsizce kullanmaya devam ederse bunun etkisi toplumun bütüne olacaktır” diye konuştu. Prof. Dr. Akalın, Türkiye’de kullanılan antibiyotiklerin de en çok solunum yolu enfeksiyonları için tercih edildiğini, bunun da çok yanlış bir uygulama olduğunu belirtti.

Solunum Yolları Enfeksiyonlarında Antibiyotik Kullanılmaz
Vatandaşların ateşli hastalıklarda dahi antibiyotik kullandıklarını ancak antibiyotiklerin ateş düşürücü olmadığını kaydeden Prof. Dr. Ünal, ateşli hastalıkların ancak bakteriyel olduğu gözlemlendiğinde antibiyotik kullanılması gerektiğini dile getirdi. Prof. Dr. Ünal, vatandaşların da doktorlara antibiyotik yazmaları için baskı yapmamaları gerektiğini söyleyerek hekimlerinde bu baskı altında her hastaya geniş spekturumlu antibiyotik yazmamaları gerekliliğinin altını çizdi. Antibiyotiklerin sadece bakterileri öldürdüğünü, virüs, parazit veya mantarlara etkisinin bulunmadığını belirten Prof. Dr. Ünal, solunum yolları enfeksiyonlarında da antibiyotik ilaçların kullanılmaması gerektiğini, solunun yolu hastalıklarının yüzde 95’inin viral olduğuna dikkat çekti.

Enfeksiyona Neden Olan Canlıların Yüzde 85’i 2 -3 Antibiyotiğe Dirençli
Antibiyotiklerin 1940’larda Dünya Savaşı’nda mucize ilaçlar olarak geldiğini ancak o günlerin eskide kaldığını ifade eden Prof. Dr. Ünal, “Çünkü siz gözle görülmeyen küçük canlılarla savaşıyorsunuz, onlar da yaşamak için kurgulandığı için bu ilaçlara karşı savaş geliştirir. Hastalık enfeksiyonuna neden olan bu canlıların yüzde 85’i en az 2 ya da 3 antibiyotiğe dirençlidir”dedi. Antibiyotiğin gerçekten gerekli olduğunda reçeteye yazılması gerektiği ve antibiyotiğe başlandığında doktorun belirttiği süre ve ölçüde kullanılması gerektiğini Prof. Dr. Ünal,”İngiltere’de, Amerika’da vatandaşlara yönelik antibiyotik eğitimleri yapılıyor. Türkiye bu basamağa geldi, geçti bile. Vatandaşların bu konudaki eğitimleri son derece yetersiz” diye konuştu.

Yorum bırakın

ANKARA TIP’TA HASTA GÜVENLİĞİ TOPLANTISI

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı ve İbni Sina Hastanesi Başhemşireliği tarafından ‘Hasta Güvenliği Günü’ adı altında düzenlenen konferansta yapılan hatalar ve yapılması gerekenler anlatıldı.

12 Kasım tarihinde Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesi Hasan Ali Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen ‘Hasta Güvenliği Günü’ toplantısında sağlık kuruluşlarındaki hasta güvenliğine ve sağlığına yönelik eksiklikler ile bu eksikliklerin giderilmesi için yapılacak çalışmalar masaya yatırıldı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı ve İbni Sina Hastanesi Başhemşireliği tarafından gerçekleştirilen toplantıya Hacettepe Üniversitesi tıp Fakültesinden ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinden öğretim üyeleri de sunumlarıyla katkıda bulundular.


Önce Zarar Vermeyiniz
Konferansın açılış konuşmasını yapan İbni Sina Hastanesi Başhemşiresi Uzman Hemşire Emel Türkbey, sağlık kuruluşlarındaki yönetim standartlarının önemine değinerek, 2005 yılından itibaren Fakültemiz ve Hastanelerimizde akreditasyon çalışmalarına başlandığını belirtti. Günümüzde her gün yüzlerce hatta binlerce insanın sağlık kuruluşlarından yararlandığını ifade eden Türkbey, “Riskli alanlar olarak da tanımlanan hastanelerin hasta güvenliği konusunun önemi üzerinde durması gerekiyor. Tıbbın babası Hipokrat’ın da dediği gibi “Önce zarar vermeyiniz “ ilkesinden hareketle hastanelere gelen hastalara öncelikle başka bir hastalık bulaştırılmaması gerekir. Güvenli bir sağlık hizmeti için hastaların, yaralanmaması, sakatlanmaması, ek hastalıklara maruz kalmaması son derece önemlidir” dedi. Amerika Birleşik Devletlerinde her yıl 98 bin kişinin hastanelerdeki tıbbi hatalar nedeniyle yaşamını kaybettiğini belirten Türkbey, “Buna rağmen oradaki hastane ve kliniklerin bu rakamları net bir biçimde ortaya koyuyor. Böylece hatalarını ve neden hata yaptıklarını görüyor ve ona göre önlemler alıyorlar. Ülkemizde de bu konuya ciddi olarak eğilmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu. Dünyada her 10 hastadan birinin meydana gelen tıbbi hatalar nedeniyle ciddi şekilde zarar gördüğünü belirten Türkbey, yanlış şeyin yapılması ya da doğru şeyin yanlış yapılmasının tıbbi hatalara neden olduğunu belirtti. Hasta güvenliği konusunda hazırlanan hasta güvenliği rehberine de değinen Türkbey, bu rehberin; hasta kimlik bilgilerinin doğru olması, hasta bakımını sağlayanların arasındaki iletişim etkinliğinin geliştirilmesi, önemli ilaçların kullanılmasında güvenliğin sağlanması gibi maddeleri içerdiğini de sözlerine ekledi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sadık Ersöz , hasta güvenliği konusunu önemine vurgu yaparak, “Hasta güvenliğinde aklınıza gelmeyen başınıza gelebilir” şeklinde konuştu. Hastaların güvenliğinde, temizlik, titizlik ve dikkatin çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Ersöz, bu tür toplantıların bu konudaki eksikleri tespit etme ve çözülmesi konusunda önemli işlevler üstleneceğini de söyledi.


Cerrahide Hasta Güvenliği
Hasta güvenliği konferansının yapılmasında büyük emeği geçen Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Semih Baskan, 1 Temmuz 2007 tarihinde Yakındoğu Üniversitesi tarafından yapılan hasta güvenliği toplantısına katıldığını, bu toplantıdan sonra aynı şekilde bir toplantının Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde de yapılabileceğini düşünerek çalışmalara başladıklarını ve bu toplantıyı organize etmekten mutluluk duyduklarını söyledi. Toplantıda katılımcılara “Cerrahide Hasta Güvenliği” konusu hakkında bilgiler aktaran Prof. Dr. Baskan, tıp biliminde kendilerine öğretilen ilk kuralın önce zarar verme, olduğunu belirtti. Tıbbi hataların aynı zamanda kişisel ve toplumsal anlamda sağlık giderleri açısından da artışa yol açtığını belirten Prof. Dr. Baskan, bu durumunda ülke ekonomilerine büyük ek maliyetler getirdiğini dile getirdi. Başlıca tıbbi hataları; yanlış ilaç kullanımı, hastane enfeksiyonları, hastanın yatağından ya da sedyeden düşmesi, ameliyat hataları olarak sıralayan Prof. Dr. Baskan, “Tıbbi hataların yüzde 6.6’sı maalesef ölümle sonuçlanıyor” dedi.

Prof. Dr. Baskan, Tıbbi Hataları Önleme Listesini 3’e Ayırdı
Sağlık hizmetlerinde hizmet kalitesinin yükseltilmesi ve tıbbi hataların önlenmesine yönelik çalışmaların son derece önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Baskan, dünyada her yıl 1 milyon kişinin ameliyat esnasında ve ameliyatlar sonrasında öldüğünü söyledi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından dünyanın her yerinde uygulanabilir bir tıbbi hataları önleme listesi hazırladığını belirten Prof. Dr. Baskan, bu listenin 3 bölüme ayrıldığını ifade etti. Ameliyat öncesi yapılacak işlemler bölümünde; hasta kimlik bilgilerinin doğruluğu, hangi tarafa ameliyat yapılacağı, ne ameliyatı yapılacağı, hastanın bilinen bir alerjisinin olup olmadığı maddelerinin olduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Baskan, ameliyat esnasındaki önlemler içerisinde; ameliyat ekibinde herkesin birbirini tanıması, ameliyat öncesi antibiyotik uygulamasının yapılıp yapılmadığı, cerrahın ameliyat süresini ekibiyle paylaşması olduğunu söyledi. Prof. Dr. Baskan, WHO’nun ameliyat sonrasında alınacak önlemleri ise şöyle sıraladı: ”Yapılan ameliyatın tanımının belirlenmesi, ameliyat hemşiresinin cerrahi alet, tampon, kompres ve iğne sayımlarını kontrol etmesi, ameliyat esnasında herhangi bir olay meydana gelmişse bunun yazılı kayıt altına alınması gereklidir.”

Yorum bırakın

CERRAHİ GÜNLERİ HEDEFİNE ULAŞTI

14-15 Kasım tarihleri arasında Ankara Sheraton Otel’de gerçekleştirilen Ankara Cerrahi Günleri-4’te rutinde sıkça yapılan ameliyatlarda dikkat edilmesi gereken hususlar, otörler tarafından canlı yayında ameliyatlarla anlatıldı.

14-15 Kasım tarihleri arasında Sheraton Otel’de gerçekleştirilen Ankara Cerrahi Günleri-4 uluslar arası katılımınla ve canlı yayınla yeni cerrahi teknikler paylaşıldı. Senitel lenf bezi biyopsisi, meme kanseri, güvenli kolesistektomi, endo-vasküler aort anevrizması tamiri, laparoskopik insizyonel herni tamiri, hemoroid cerrahisi ve perianal fistül cerrahisi başlıkları altından bilgi verildi.

Ankara Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalının düzenlediği toplantının amacı mezuniyet sonrası eğitimde uzmanların dikkat etmesi gerekenler yer aldı. Bütün devlet hastanelerinden ve üniversite hastanelerinden genel cerrahi uzmanlığını almış ve hizmet veren genel cerrahlar güncel bilgilerin yanı sıra gerek canlı ameliyat yayınlarıyla gerek video gösterileri gerekse teorik bilgi olarak bilgilerini pekiştirildiler. Mezun olmuş insanların yıllar sonra yeni bilgilere kısa yoldan ulaşması açısından toplantının çok önemli olduğunu belirten Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Kuzu, geleneksel hale gelen diğer Genel Cerrahi toplantılarından ana farkının birebir canlı vaka takdimleri, günlük hayatta karşılaşılan zor sorunların çözülmesi ve onlara uygulanan yeni tekniklerin diğer meslektaşlara öğretilmesi olduğunu kaydetti.


Rutin Yapılan Ameliyatlara Dikkat Çekildi
“Türkiye Cumhuriyetinin ilk üniversitesi olan Ankara Üniversitesi Genel Cerrahi Kliniği çok eski ve köklü bir klinik olduğu için uluslararası alanda yapılan tüm yenilikler bizim genel cerrahi kliniğinde de birebir uygulanmakta. Genel cerrahi yapısı içerisinde alt bölümler halinde çalıştığımız için meme, endokrin cerrahisi, hepatopankreatikobiliar cerrahi, üst gastro- intestinal cerrahisi, kolo-rektal cerrahi, transplantasyon cerrahisi ve vasküler cerrahi gibi bütün bu alt bilim dalları dünya üzerindeki yenilikleri birebir takip ediyor. Kliniğimizde yenilikler standart olarak uygulanmaktadır. Ancak toplantı sayesinde periferden gelen cerrahlar, Ankara içinde eğitim gören meslektaşlarımızla bilimsel arenada konuşarak yeni bilgi paylaşımı yaşandı. Hem bizim hem de meslektaşlarımızın bilgileri yenilendi” diyen Prof. Dr. Kuzu toplantıya katılım sayısının 300 olduğunu kaydetti.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sadık Ersöz toplantı hakkında şöyle konuştu: “Memede sentinel lenf nodu biyopsisi lenf bezlerinin örneklendirilmesiyle ilgili ameliyat, iki vakada birden yapılarak gösterildi. Ayrıca safra kesesi laparoskopik kolesistektominin ve damar cerrahisiyle ilgili değişik uygulamalar yapıldı. Hemoroid cerrahisi ve komplike perianal fistül cerrahisi konusu üzerinde duruldu. Hemoroid ameliyatları genelde yanlış cerrahi işlemler yapıldığı için çok dikkat edilmesi gerekiyor. 4 ayrı teknikle hemoroid ameliyatları canlı yayınla gösterilerek anlatıldı.” Fistül ameliyatlarının genelde çok sıkıntılı olduğunu belirten Prof. Dr. Ersöz, sfinkterlerin ve makatı kontrol eden kasların korunması açısından çok dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çekti


Sentinal Lenf Nodu İşaretleme Tekniği İle Lenf Bezi Çıkartma
Prof. Dr. Ersöz, dünyada bu cerrahi ameliyatları yapan otörlerle beraber yapılan ameliyatların eğitim kalitesini artırdığını belirterek , özellikle meme cerrahisinde Robert Mansel’in tartışmacı ve konuşmacı olarak yer aldığına dikkat çekti. Meme ve sentinal işaretlemenin eski ve yeni yöntemlerinin nasıl yapıldığıyla ilgili bilgi verildiğine değinen Prof. Dr. Ersöz, “Önceden bütün meme lenflerinin tamamı koltuk altından çıkartılıyordu. Ameliyat edilen tüm hastaların kolunda ödem ve şişlik oluşuyordu. Hasta kolunu kullanamıyordu. Sentinal lenf nodu işaretleme tekniği ile lenf bezi çıkartma yöntemiyle sadece hastalıklı lenf bezlerini çıkartma tekniği ortaya atıldı. Bunu popülerize ederek yayan Mansel’dir. Bu yöntem bizim kliniğimizde rutin olarak uygulanıyor. Dolayısıyla bu toplantı uygulamaların bütün meslektaşlarımızla paylaşılması açısından çok önemli yer tutuyor” dedi.

Total Mezorektal Eksizyon Kursu
16 Kasım tarihinde Cerrahi Günlerinin ardından yine Sheraton Otel’de rektum kanseri tedavisinde çok önemli yeri olan Total Mezorektal Eksizyon Kursu yapıldı. Ankara Üniversitesi Genel Cerrahi Kliniği tarafından daha önce de düzenlendiğini dile getiren Prof. Dr. Kuzu, bu kursta rektum kanserinin oluştuğu yerin makata en yakın bölüm olan rektum denen bölgede oluşan kanserlerin tedavisinde özel bir teknik uygulandığını belirtti. Teknik ve hastalığın nüksü halinde hastanın sağ kalımı açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kuzu, 150 kişinin katıldığı toplantıda total mezorektal eksizyon tekniğinin anlatıldığını kaydetti. Kadavra diseksiyonunu çizgi film haline getirerek 4,5 saatlik bir video olarak hazırlayan Prof. Dr. Kuzu, bu cd’yi kursta dağıttıklarını ifade etti.

Yorum bırakın