Mart 2009 için arşiv

MEDİKAL SEKTÖR VE DOKTORLAR DİKKAT!

Biyomedikal Malzemeler alanında yaptıkları başarılı çalışmaları Sağlık Dergisine anlatan ODTÜ Biyoteknoloji Araştırma Birimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vasıf Hasırcı, deriden, korneaya birçok dokunun temelini oluşturan biyomalzemenin üretimine geçilebileceğini söyledi.

Biyomedikal malzemeler, vücutta kısa veya uzun süreyle, hasarlı dokuların işlevlerini kısmen veya tümden desteklemek ya da tümden üstlenmek işlevini yapar. Metal, seramik, plastikler ve biyolojik polimerler bu görevi yerine getirmekte kullanılabiliyor. Biyomedikal ürünleri geliştirmeye çalışan Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Biyolojik Bilimler Bölümü Biyoteknoloji Araştırma Birimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vasıf Hasırcı, ameliyat iplikleri, kalp kapakçıkları, stentler, ilaç salım sistemleri gibi çok çeşitli ürünler üzerinde uzun yıllardır çalışmalarını sürdürüyor.

Doku Mühendisliği İle Yapılan Deri
Doku mühendisliğiyle yara örtüsünü yaparken, derinin özelliklerini inceleyerek alternatifini yapmaya çalıştıklarını dile getiren Prof. Dr. Hasırcı, “Önceleri uygulanan yöntemler arasında hastanın kendisinden ya da başka bir insandan deri alınması söz konusuydu ve bu özellikle büyük yanıklarda kadavralardan elde ediliyordu. Bu tip uygulamalarda doğal olarak enfeksiyon riski de yüksekti. Ancak geliştirilmesine bizim de katkıda bulunduğumuz doku mühendisliği yöntemi ile gereken dokuyu laboratuvarda yapmak birçok açıdan çok avantajlı” dedi. Bu yöntemle elde edilen yapay dokunun klasik yara örtüsü gibi, istenilen oranda su emerek sıvı birikimini ve enfeksiyonu önlemekte ancak içerdiği hücreler sayesinde yeni derinin oluşmasına destek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hasırcı, “Bu hücrelerin hastadan biopsi ile alındıktan sonra bağ dokusundan arındırıldılarını, in vitro koşullarda çoğaltıldıklarını ve sonra yapay deriye aktarıldığını belirtti. Oluşturulan deri, bu noktadan sonra hastaya dikilerek ya da yara bölgesine kapatılır ve zamanla hem içindeki hücreler çoğalır hem de biyomalzeme yavaş yavaş erir ve damarlaşma da zamanında oluşarak doğal bir doku ortaya çıkar.” şeklinde konuştu.


Yapay Kornea Üretildi
Avrupa Birliği desteğiyle gerçekleştirilen araştırmalar sırasında korneayı in vitro koşullarda üretmeyi başardıklarını bildiren Prof. Dr. Hasırcı, bu yapay dokunun üretilmesinde Fransa , İtalya ve Almanya’daki göz ve doku bankalarından alınanarak çoğaltılan donör insan hücrelerinin kullanıldığını kaydetti. Hücre taşıyıcısına (hücre iskelesi) orta katman stromanın hücreleri olan keratositleri yükleyip, üzerine epitelyum katmanı için epitel hücreleri, en sonunda da endotelyum için endotel hücreleri yerleştirilerek tam kalınlıklı korneayı oluşturduklarını belirten Prof. Dr. Hasırcı, Alman ortaklarının Alman Oftalmoloji Kongresine çalışmayı sunmak üzere davet edildiğini dile getirdi. Ayrıca 2007 Doku Mühendisliği ve Rejeneratif Tıp (TERMIS) toplantısında (Londra) bu projeye yönelik özel bir oturum düzenlendiğini belirten Prof. Dr. Hasırcı, ancak ülkemizde bunu gerçekleştirme için her hangi bir kurumsal destek görmediklerini ifade etti.
Araştırmalarda kullanılan deney hayvanlarının sayılarını ve kullanımının kısıtlanma yönündeki eğilimlerin bu çalışmada elde edilen yapay kornealara olan ilgiyi artırmasının beklendiğin vurgulayan Prof. Dr. Hasırcı, kozmetik ürün geliştirilme araştırmalarında bazı hayvan deneyleri yerine in vitro koşullarda testlerin gerçekleşeceği bilgisini verdi. Prof. Dr. Hasırcı, dermatolojik ürünlerde alerji ve kızarma için yapılan hayvan testleri gibi benzeri uygulamanın deney hayvanı gözleriyle yapılan testlerin yerini de alacağını söyledi.


Kemik Oluşturulması
ODTÜ BIOMAT Grubu olarak yaptıkları çalışmalarla Avrupa Topluluğunun özellikle Kemik ve Kıkırdak alanındaki Mükemmeliyet Merkezlerinden biri olarak tanındıklarını kaydeden Prof. Dr. Hasırcı, kemik ve kıkırdak projesi çerçevesinde yapılan araştırmada gerekli hücre taşıyıcıların oluşturulması için çalışmaların sürdüğünü iletti. Yapılması planlanan organın oluşturulması için gerekli koşulları sağlayan malzemenin çok dikkatli hazırlanması gerektiğine değinen Prof. Dr. Hasırcı, “Malzemede dikkat edilmesi gerekenler arasında öncelikle gözenekli yapı oluşturulurken hücrenin tutunmasının sağlaması vardır. Bu yapının hücrelerin gerek duyduğu kimyasalları içerisinde bulundurması ve içine alabilmesi de gerekmektedir. Ayrıca hücreler atıklarını da atabilmelidir. Bu nedenle nanofiberler bu çalışmalar için çok fazla tercih edilmeye başlanmışlardır” şeklinde konuştu.


Biyolojik Plastiklerden Vida Yapılıyor
Kemiklerde oluşan hasarlı yerleri ve boşlukları doldurmak için mercan kayalıklarından elde edilen toz parçalarının ya da kadavra kemik tozlarının kullanıldığını ifade eden Prof. Dr. Hasırcı, ancak kullanılan bu ürünlerle vücutta erime zamanı, vücuda uyumu ve enfeksiyon riski gibi bazı sorunlarının yaşandığını kaydetti. Bunların yerine mikroplara ürettirilen ve vücutta eriyebilen biyoplastiklerin çok daha uygun ve sağlıklı bir seçenek olduğunu kaydeden Prof. Hasırcı, bu plastiklerin başka biyomedikal uygulamalara da uygun olduğunu belirtti. Kemik kırıklarını sabitlemekte kullanılan implant vidalar yerine ürettikleri malzemelerin özellikleri hakkında Prof. Dr. Hasırcı şöyle konuştu: “Biyolojik plastikten yapılan vida, metal vidalar gibi kemikte aşınma ve sonucunda hem kalıcı bir zarar hem de vida da gevşeme yapmadığı gibi zamanla eriyip ortadan kalkarak iyileşmeye destek oluyor. Çalışmalarımızda hedefimiz elde ettiğimiz ürünlerde tüm vücudun uyguladığı yükü bile kaldırabilen vida ve plakalar elde etmektir.”


“Yenilikleri El Ele Vererek Başarabiliriz”
Türkiye olarak Avrupa ve Dünyada biyomalzemeler alanında tanındıklarını dile getiren Prof. Dr. Hasırcı, ülkemizde bu tip çalışmalara gereken önemin verilmediğini kaydetti. Çeşitli uluslararası biyomalzeme dergilerinin editörler kurulunda görev yapan Prof. Dr. Hasırcı, “Biz burada doku mühendisliği ve rejeneratif tıp, hücre tedavilerinin temel bilimini uyguluyoruz. Kemik, kıkırdak, damar, kalp, sinir tedavileri için klasik ve doku mühendisliği yöntemlerle ürünler geliştiriyoruz. Bizim istediğimiz, yurt dışında tanınmış ve yaptıklarıyla itibar kazanmış bir araştırmacılar grubu olarak, hekimlerimiz ve medikal firmalarla el ele vererek sağlığa yönelik yüksek bilim ve teknoloji ürünü malzemelerin ülkemizde üretilmesine katkıda bulunmak” dedi.

Dernek, Medikal Sektöre Yardıma Hazır
Her yıl uluslararası katılımlı bir kongre BIOMED (Uluslararası Biyomedikal Bilim ve Teknoloji) Sempozumu düzenlediklerini ve alanlarında çok tanınmış yerli ve yabancı bilim adamlarının bu toplantılara katıldığını ifade eden Prof. Dr. Hasırcı, 16-19 Ağustos 2009 tarihinde Kıbrısta gerçekleşecek 15. Uluslararası Biyomedikal Bilim ve Teknoloji Sempozumuna (BIOMED 2009) hekimlerin ve medikal firma sahiplerinin de katılarak birçok yeniliği öğrenme fırsatı yakalayabileceklerini kaydetti. Biyomalzeme ve Doku Mühendisliği Derneğini Mayıs 2008’de kurduklarını dile getiren Prof. Dr. Hasırcı, başkanı olduğu bu derneğin üyelerinin ülkemizdeki medikal firmalara danışmanlık, eğitim, araştırma ve benzeri bir çok hizmeti de sunabileceklerini , kendileriyle temasa geçilmesini beklediklerini belirtti.

Dernek ile ilgili bilgi edinmek için : www.biyomalzeme.org.tr
Düzenlenecek kongre ile ilgili bilgi edinmek için: www.biomed.metu.edu.tr/biomed2009

Yorum bırakın

KORONER KALP KRİZİ VE İNME’DE GEREKLİ TEST

Yapılan araştırmalara göre ; LP- PLA2 enzim seviyesi koroner arter ve inme hastalıklarının önceden belirlenmesinde yol gösterici oluyor.

LP- PLA2 ( Lypoprotein Associated Phospholipase A2 ) enziminin vasküler spesifik bir İnflamatuvar enzim olarak, kalp krizi ve inme hastalıklarında bağımsız bir biomarker olduğu bildirildi. The American Journal Of Cardiyology dergisinin 16 Haziran 2008 tarihli vol 101 – 12A sayısında yayınlanan çalışmalara göre; Ani Kardiyak ölümlerinin yüzde 76’sı ve akut miyokard enfarktüsünün de yüzde 68’i hassas plaklar nedeniyle olduğu ve LP- PLA2 enziminin, bu hassas plakların oluşmasında, kırılganlaşmasında ve yırtılmasında başrol oynadığı saptanmıştır.

The American Journal Of Cardiyology dergisinde yayınlanan araştırmaya göre: “Aterosklerozun inflamatuvar bir olay olduğu bilimsel bir gerçektir. Bu inflamatuvar olayın lezyon oluşumundan plak rüptürüne kadar aterosklerozun tüm gelişim sürecinde var olduğu gösterilmiştir. İnflamasyon öngörücüleri olarak bugüne kadar bilinen biyomarkerların değerleri, yapılan bir çok çalışmalarda araştırılmıştır. Ancak bunların, diğer sistemik belirleyicilerle benzer şekilde hassas plak varlığını gösteremediği ortaya çıkmıştır.”

Biyo Değişkenliği Yüzde 10
Aynı dergide yayınlanan başka bir çalışmaya göre, diğer bir inflamatuvar marker olan CRP’nin biyo değişkenliği yüzde 42 iken, LP-PLA2’nin biyo değişkenliğinin ise sadece yüzde 10 olduğunun önemi de ayrıca vurgulanmıştır.
Son yayınlanan bir çalışmada ise LP-PLA2 enziminin hassas ve kırılgan plak varlığının saptanmasında bağımsız ve en değerli bir biyomarker olduğu önemle işaret edilmektedir.

LP- PLA2 ENZİM AKTİVİTE ÖLÇÜMÜ= PLAC TEST
Başta The American Journal Of Cardiyology dergisi olmak üzere Uluslararası Guideline’larda yayınlanan çalışmalardaki verilerin ışığında, ATP III yönergelerine de dahil edilen LP- PLA2 enzim aktivitesinin Plac test ile ölçülmesi büyük önem arz etmektedir. En azından bilinen koroner hastalığı olanlarda girişim gereksinimi saptamak ve prognozu belirlemek açısından büyük önem taşıdığı bilinen koroner arter hastalığı olanlarda Plac testin yapılarak hastanın tedavisine yön verilmesinin uygun olacağı kanısı özellikle belirtilmiştir.

PLAC TEST , Biocan Tıp ile Ülkemizde
Amerikada yaklaşık 15 yıl önce başlayan araştırmalar sonunda, son üç yıldır da tüm eyaletlerinde başarıyla kullanılan PLAC TEST hakkında bilgi veren Biocan Tıp Genel Müdürü Mustafa Sert, bu ürünü ülkemize getirdiklerini iletti.
Aterosklerozun primer korunma yoluyla azaltılmasında ve neticede koroner arter ve inme hastalıklarına bağlı olayları önlemede yer aldıkları için mutlu olduklarını belirten Sert, söz konusu testin hemen hemen tüm Biyokimya Otoanalizörlerinde rahatlıkla kullanılabilir fortmatlarda olduğunu ve kullanılacak serum numunesinin de gün içersinde aç veya tok her an alınabileceğini ifade etti.

3 Yorum

BİLİME KADRO VERİLMİYOR

Ülkemizde bilime verilmesi gereken önemin verilmediğini dile getiren Biyologlar Birliği Derneğinin Başkanı Kadir Sorucuoğlu yaptığı açıklamada, biyolojik zenginliklerimizin kaçırıldığını ve bunun önüne geçmek için bilime gereken değerin verilmesi gerektiğini kaydetti.

Biyologlar Birliği Derneği Başkanı Kadir Sorucuoğlu yaptığı basın açıklamada, “Son günlerde dikkatimizi çeken bir konu var. Sürekli İsrail malları boykot edilmeye çağrılıyor. Bizler bu çağrı için çok geç kalındığını düşünüyoruz ve sadece İsrail değil tüm yabancı ürünleri boykot etmeye çağırıyoruz. Çünkü bizler, 1974 de kıbrısdaki masum soydaşlarımızı kurtarmaya giderken bize ambargo koyanları unutmamalıyız. Öncelikli olarak yerli malları kullanmalı ve insanları bu konuda uyarmalıyız. İsrailin bugün filistine yapmaya çalıştığı soykırım bizlere yüzyıllardır uygulanmaya çalışılmaktadır hem de çok farklı milletlerce. Öyleyse bizler de başkalarını değil ülkemizi kalkındırmaya çalışmalı bu ülkenin zenginliklerine sahip çıkmalıyız” diye konuştu.

“Ülkemizin biyolojik zenginlikleri kaçırılıyor”
Ülkemizdeki biyolojik zenginlikleri kaçıran başka ülkelerin bilim adamları konusunda uyarıda bulunduklarını ifade eden Sorucuoğlu, İsrailli bilim adamlarının da ülkemiz içinde biyolojik araştırmalar yaptığını hatta pek çok canlı türünü ülkelerine kaçırdıklarını söyledi. Bu ülkede her yıl mezun olan 3-4 bin biyologun başka alanlarda çalışmaya mecbur edildiğini belirten Sorucuoğlu, “Devlet kadrolarına neredeyse hiç biyolog alınmazken, pek çok mezun iyi eğitimli biyolog yurt dışında çalışmaya mecbur oluyor. Başka ülkelerin bilim adamlarının bizim zenginliklerimizi kendi çıkarları için kullanması garip değil mi? Kısa süre önceye kadar kendi kendine yetebilen ülkemiz artık tahıl ürünlerini bile dışarıdan almaya başlamıştır. Tohumlar ve genetiği değiştirilmiş gıdalar yurtdışından çoğunlukla İsrail’den alınmaktadır. Bütün bunlar olurken yetkililerin İsrail’i kınama açıklamalarını sahici bulmuyoruz. Bu durumu Konya’da İsrail uçaklarının eğitim uçuşlarından daha tehlikeli buluyoruz. Bilime gereken değer verilmediği takdirde daha da gerileyerek, dışa bağımlı hale geleceğiz” dedi.

Yılda 4 Bin Biyolog Mezun Oluyor
“Öncelikli ve haklı talebimiz biyolog istihdamı sorununun çözülmesidir” diyen Sorucuoğlu, mezun olan biyologlara iş olanakları sağlanması gerekliliğini belirtti. Alanlarında iyi eğitim almış biyologların istihdam edilerek, devletin belli bölümlerinde yer alması gerekliliğini ifade eden Sorucuoğlu, ülkenin gelişmesi için biyolojik çalışmalara destek verilmesinin gerekliğinin altını çizdi. Sorucuoğlu, “Bundan sonrası için de devletimizin planlamayla ilgili kurumları önümüzdeki on yıllık dönemde hangi mesleğe ait ne kadar kişiye ihtiyaç olduğu belirlemeli ve ona göre üniversite ve meslek okullarına kontenjan verilmelidir. Yılda kamuya alınan biyolog sayısı 10 civarında, yılda mezun olan biyolog sayısı ise 4 bin. Bu eşitsiz dağılımın son bulması gerekiyor” dedi.

Yorum bırakın

ANKARA TIP, ALACAKLI FİRMALARI SEVİNDİRDİ

Uzun zamandır alacaklarını bekleyen firmaları sevindirecek açıklamayı, Sağlık Dergisine yapan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, ödeyecekleri borçların planlamasını yaptıklarını ve ödemeye başladıklarının müjdesini verdi.

Göreve 12 Kasım tarihinde başlayan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, ilk iş olarak uzun yıllardır biriken borçları ödemeye başladı. Medikal firmaların alacaklarını alamadıklarından yakınmalarının son bulacağının açıklayan Prof. Dr. Ökten, 35 trilyona yakın borç ödediklerini ve diğer borçlarının kapatılacağını ifade etti. Prof. Dr. Ökten, “2006 yılı Temmuz ayı itibariyle 2007 Mayıs’a kadar olan borçları ödedik. 27 aylık borç çizelgesi şimdi 19 aya kadar düştü. 2009 yılı bitmeden, 2007 yılı borçları bitecek ve 2008 yılının borçların ödemeye başlamış olacağız. Hedefimiz 2010 yılında da en az 2-3 ay geriden takip edebilmektir” dedi.

“Yeni cihazlar almaya başladık”
Göreve geldiğinde eczanede ilaç açığı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ökten, acil de dahil olmak üzere şimdi 2-3 ay yetecek ilaç stoklarına sahip olduklarını belirtti. Tıbbi malzemelerden birçoğunu aldıklarını da kaydeden Prof. Dr. Ökten, hastanelerinde eksik olan cihazlar arasında yer alan dijital mamagrofi, MR gibi cihazları da aldıklarını söyledi. Borçlar nedeniyle bakımları yapılmayan cihazların bugün bakım anlaşmalarını yapılmış olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ökten, “Radyasyon onkolojisi de çalışmaya başlayacak ve hafta sonu da dahil olmak üzere günlük 18 saat hizmet verebilecek. Haziran ayından sonra Cebeci bölümümüze yeni bir CT aleti alacağız” dedi.

6 Bin 200 Personel ile Yola Devam
Yeni bir eğitim sistemi aradıklarını kaydeden Prof. Dr. Ökten, daha fazla sayıda öğrenciye daha iyi eğitim sunmak için toplantılar düzenlediklerini ifade etti. Hastanelerinde 2 bin 200 yatak kapasitesi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ökten, eski binaları rehabilite etmenin oldukça zor olduğunu hatırlatarak yatak ve odaları günün şartlarına uygun hale getirmeye çalıştıklarını söyledi. 6 bin 200’e yakın çalışan personelleri bulunduğunu ve bunların 2 bin 600’ünün maaşlarının döner sermayeden karşılandığını kalan personele de döner sermaye tazminatı ödediklerini belirtti.

“Türkiye’nin Yıldızı Olacağız”
Hastanede medikal cihaz alımı yaparken yüksek fiyatla ürün satan firmaları tercih etmeyeceklerini belirten Prof. Dr. Ökten, bunun yanı sıra firmalara en kısa zamanda ödeme yapacaklarını kaydetti. Sağlık politikasını en iyi uygulayan hastane olduklarını ifade eden Prof. Dr. Ökten, “Teknolojik yenilenmede sıkıntılarımız oldu, yeniliklerimizi tamamlayınca konularında başarılı 398 profesör ve öğretim üyeleri ile Türkiye’nin yıldızı biz olacağız” dedi.

Acil servisteki bazı aksaklıkları da telafi etmeye çalıştıklarını dile getiren Prof. Dr. Ökten, bu bölümdeki uzman ve asistan sayısını arttırarak talebi karşılayacak düzeye getireceklerini iletti. Tam gün yasası çıkmadan birçok part-time öğretim üyesinin tam güne geçmesinin sevindirici bir durum olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ökten, “Emekli olan 657 kadrosundaki personelin yerine yeni personel gelmiyor. 3 kişi emekli olduğunda yerine 1 kişi geliyor. Personel sayısını tamamlamak için sözleşmeli personel alıyoruz ki onun maaşını da biz ödemek zorunda kalıyoruz” şeklinde konuştu.

“SGK ödemeleri yetmiyor”
Prof. Dr. Ökten hastane ile ilgili olarak ayrıca şunları söyledi: “Hastalara verilen hizmette sıkıntılar yaşanabiliyor; SGK özel odaya 15 TL, refakatçiye de 7,5 TL ödüyor. Bir hastanın yemeği için dahi ücret karşılanamıyor. Hastane hizmeti içerisinde büyük sıkıntılar yaşanıyor. Bazı tedavi giderleri daha az ödeniyor. Görüntüleme yönteminde MR 110 TL ödenirken şimdi 70 TL ödeniyor.”

Yorum bırakın

AKROMEGALİ FARKETTİRMEDEN YAŞAM SÜRESİNİ KISALTIYOR

Hekimlerin de bazen fark edemediği akromegali, geciken teşhis ile hastaların yaşam sürelerini kısaltıyor.

Erişkin yaş grubunda, fark edilmeden ilerleyen ve vücutta büyümeye neden olan akromegalinin asıl nedeni büyüme hormonunun (growth hormon-GH) aşırı salgılanmasıdır. Türkiye’de yaklaşık 4 bin 200 akromegali hastası olduğunun tahmin edildiğini dile getiren Hacettepe Tıp Fakültesi, Endokrinoloji ve Metabolizma Ünitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Tomris Erbaş, hastalığın başlaması ile tanı arasında geçen sürenin yaklaşık 8-10 yıla kadar uzadığını belirtti. Hastaların kendilerinde olan değişikliği fark edemediklerini kaydeden Prof. Dr. Erbaş, hastalarda el ve ayaklarda büyüme, yüz kemiklerinde genişleme, burun ve çenede büyüme, başağrısı, aşırı terleme ve horlamanın hastalığın tipik belirtileri arasında yer aldığını ifade etti. Hastaların genellikle ekstremitelerindeki büyümenin hastalık belirtisi olduğunun farkında olmadıklarını ve tanıdan önce pek çok farklı branşlara başvurduklarını vurgulayan Prof. Dr. Erbaş, hastalığın birincil nedeninin hipofizdeki bir adenomdan aşırı büyüme hormon salınımı olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Erbaş, “Hipofiz adenomlarının yüzde 80-85’i makroadenomlardır. Yüzde 15-20’sini ise mikroadenomlar oluşturur. Akromegali nadiren, McCune-Albright sendromu, ailesel akromegali ve Carney kompleksi gibi genetik sendromlar ile birlikte görülebilir. Büyüme hormonu salgılayan adenomların yüzde 25 kadarı büyüme hormonu ile birlikte prolaktin de salgılar” şeklinde konuştu.

“Gigantizm Çocuklar ve Gençlerde Görülüyor”
GH salgılayan adenomlar çocuklarda ve gençlerde epifiz hatları kapanmadan önce meydana geldiğinde ‘gigantizm’ adı verilen devlik hastalığı görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Erbaş, epifiz hatları kapandıktan sonra oluşan GH salgılayan adenomların ise akromegali kliniğine yol açtığı bilgisini verdi.

“Akromegali Tedavi Edilmediğinde Kanser Riski Artıyor”
Hipofiz adenomunun oluşturduğu direkt kitle etkisi ile başağrısı ve görme sorunlarının arttığını kaydeden Prof. Dr. Erbaş, hastaların yaklaşık yüzde 60-65’inin kardiyovasküler hastalıklardan, yüzde 25’inin solunum hastalıklardan, yüzde 15’inin ise kanser nedeni ile kaybedildiğini belirtti. Akromegali hastalarının uygun şekilde tedavi ve takip edilmediklerinde özellikle kolon, rektum, tiroid, meme ve prostat kanserlerinin görülme sıklığının arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Erbaş, ayrıca hastaların yüzde 60’ında hipertansiyon, aritmi ve kalp kapak hastalıklarının geliştiğini ifade etti.

“Apne Tedavisi Gören Hastalar Akromegali Yönünden Değerlendirilmeli”
El bileğinde karpal tünelden geçen median sinirin bası altında kalması sonucu oluşan karpal tünel sendromunun, akromegali hastalarında görülme oranının yüksek olduğunu dile getiren Prof. Dr. Erbaş, uyku apnesi nedeni ile incelenen hastalarda da akromegali ihtimalinin düşünülmesi gerektiğini işaret etti. Akromegali hastalarındaki ciddi horlama sorunlarının tedavi sonrasında düzeldiğini vurgulayan Prof. Dr. Erbaş, akromegali hastalarında tiroid hastalıklarının, özellikle nodüler guatrın yüksek oranda tespit edildiğini söyledi.

Akromegali tanısı için, oral glukoz tolerans testi sırasında GH ölçümü yapılması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Erbaş, insüline benzeyen büyüme faktör -1 ölçümününde tanıda çok değerli olduğunu, hipofiz MR görüntülemesi ile de adenomun boyutu ve lokalizasyonun tespit edildiğini belirtti. Prof. Dr. Erbaş, hipofiz hastalıkları ve akromegalinin tartışılacağı 6. Hipofiz Sempozyumu’nun 21-22 Kasım 2009 tarihlerinde Ankara’da yapılacağını ifade etti.

Cerrahi Müdahale Şeklini Hekim İyi Belirlemeli
Ellerinde ve ayaklarında büyüme olan ve çok farklı şikayetlerle başvuran hastaların olduğunu dile getiren Hacettepe Tıp Fakültesi, Nöroşirürji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Ziyal, bu tip hastalarda, genellikle ilk planda cerrahi operasyona ihtiyaç duyulduğunu iletti. Büyüme hormonu salgılayan adenomun alınması için iki farklı cerrahi yaklaşım tercih edildiğini ifade eden Prof. Dr. Ziyal, operasyonun burundan ya da kafatası açılarak yapıldığını ve bunda hekimin kararının çok önem arz ettiğini dile getirdi.

Şah Damarı Fatal, Araknoid Yırtığı Menenjite Yol Açabilir
Hipofiz bezinin içinde bulunan sella çukurundan tümörün çıkarılmasında adenomun yapısının önem arz ettiğini kaydeden Prof. Dr. Ziyal, “Adenom şah damarına yapışıksa ve yırtılırsa fatal sonuçlar doğurabilir. Cerrahi girişim sırasında beynin orta zarı olan araknoid yırtıldığında beyin suyu akar ki bu istenmeyen bir durumdur. Menenjite neden olmaması için cerrahi olarak tamir edilmelidir. Hipofiz bezinin işlevine devam etmesi için zarar verilmemesi gerekir ki zarar verildiğinde bu durum diabet insipit denilen hastalığa neden olabiliyor. Böyle hastalarda çok fazla idrara çıkma ve çok sık su içme ile karşılaşılıyor. Bu durum öldürücü de olabilir. Ameliyat sonrasında burundan sıvı gelmesi yani rinore olduğunda belden kateter takılarak belden beyin suyu boşaltılıyor ve akıntının durması sağlanıyor” dedi.

“Yanlış Teşhis Ve 2 Yanlış Operasyon”
10-15 yıl kadar önce hipofiz bezinde oluşmaya başlayan tümör ile vücudun içten ve dıştan sürekli büyümeye başlamış olmasına, doktorlar tarafından şişmanlık diye yanlış tanı konulduğu anlatan Akromegali ile Yaşam Derneği Başkanı Dr. Mehmet Özden, ellerinde ve ayaklarında büyüme, aşırı terleme, horlama, apne şikayetleri nedeniyle farklı ve yanlış operasyonlar geçirdiğini belirtti. Küçük dilinin ve burun kemiklerinin alındığını ancak soluk almasındaki sorunların geçmediğini ifade eden Dr. Özden, kendisine solunum cihazı aldığında solunum yollarındaki sorunun geçeceğinin söylendiğini ancak Akromegali tanısının kimsenin aklına gelmediğini kaydetti.

Akromegali Yaşam Derneği
Uzun yıllar kendisini görmeyen bir hekim arkadaşının tesadüfen teşhis koyduğunu bildiren Dr. Özden, “Aldığım kıyafetler altı aylık süreçte yine olmuyordu. Anatomi ve fizyoloji üzerinde uzun yıllar eğitim verdiğim için hastalığın teşhisi konması döneminde korkmadım. Günde üç kez olmak üzere bir yıl boyunca cilt altından enjekte edildi. Cerrahi müdahalenin yapılması gerektiğiyle ilgili durum oluştuğunda ameliyatımı Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tunçalp Özgen başarı ile gerçekleştirdi. Hastalığımın teşhisinden bugüne kadar ise Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bölümünde tedavime devam edildi. Hastalığın erken teşhis ve tedavi edilmesi çok önemli olduğundan Akromegali İle Yaşam Derneği’ni kurmuş bulunuyoruz” dedi.

15 Nisan “Akromegali Günü”
Akromegalik hastaların kendisi gibi yanlış teşhis nedeniyle gereksiz operasyonlara maruz kalmamaları için, akromegali hastaları ile birlikte Akromegali ile Yaşam Derneği’ni kurmaya karar verdiklerini ifade eden eski Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Müdürü Dr. Özden, 15 Nisan “Akromegali Günü” olarak tespit edildiğini ve bu kapsamda Ankara Kent Otel’de hasta eğitimi amacıyla toplantı düzenleyeceklerini kaydetti.

Yorum bırakın

YERLİ ÜRETİM DESTEKLENMELİ

1960’tan bu yana gelişerek kalitesini arttıran Ağaoğlu Medikal Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Halil Ağaoğlu, üretici firmaların yaşadığı zorluklar hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

Sağlık hizmetleriyle tanınan Ağaoğlu Medikal Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Halil Ağaoğlu, ülkemizde hastanelerin, medikal ürün alımlarında kaliteye bakılmaksızın gerçekleştiğini kaydetti. Çin’de üretilen ürünlerin ülkemize gelmesine aracılık eden AB ülkelerinin, AB uyum yasası aracılığıyla aleyhimize kullanılmasına neden olduğuna dikkat çeken Ağaoğlu, gümrük mevzuat eksikliklerinden ve Dünya Ticaret Anlaşmasından kaynaklanan açıkların bu durumu oluşturduğunu belirtti. AB ülkelerinin Çin ürünlerini destekleyen tutumu olduğunu dile getiren Ağaoğlu, AB ülkelerinden ithal edilen ürünlerin, aslında Çin malları olduğunu ve AB ürünü gibi ülkemize girmesine yol açtığını vurguladı. AB uyum yasasının gerekli denetimleri ortadan kaldırdığını vurgulayan Ağaoğlu, Türkiye’deki 3. dünya ülkelerinden ülkemize giren tıbbi cihazların ülkemizdeki standartların denetimsiz olmasından faydalandıklarını söyledi.

“Devlet Üreticiye Destek Vermeli”
Kamu İhale Kanunu kapsamı içerisinde en düşük fiyatı veren ürünün tercih edilmesinin çok yanlış bir tutum olduğunu kaydeden Ağaoğlu şöyle konuştu: “ Bu durum sonucunda yerli üretim büyük darbe almaktadır. Sağlık personelinin ürün tercih hakkı olmasına rağmen sıkıntı yaşamamak için en düşük fiyatlı ürün tercih ediliyor. Kamu İhale Kanunu yerli üretimi desteklemek için yüzde 15 fiyat avantajı sağlamasına rağmen uygulama, kurum yetkisine bırakılıyor ki, böyle olması da Türkiye’de medikal sektörü durma noktasına getirdi. Sağlık Bakanlığının Türkiye’deki sağlık pazarının alımının yüzde 80’ini oluşturuyor, yani en büyük alım devlet tarafından gerçekleştiriliyor. Devletin kendi ülkesindeki üretimi desteklemesi gerekirken; ‘Biz sizin müşteriniziz dolayısıyla olayın ekonomik şekline bakarız’ mantığında hareket ediliyor. Bu tutum devletin üreticiye sahip çıkmadığını gösteriyor. Üretici firmalar, Avrupa ülkelerine çok sayıda ihracat yaparken, kendi ülkemizde zorluklarla karşılaşıyoruz. Buna rağmen çalışmamızı sürdürüyoruz ve ülkemizin kalkınmasına katkıda bulunmaya devam ediyoruz.” dedi.

“Kamu Kurumları Ödeme Tarihlerini Netleştirmeli”
Kamu İhale Kanununda bütçesi olmayan kamu kurumlarının alıma çıkamayacağının belirtildiğini hatırlatan Ağaoğlu, kanunda yer aldığı şekilde, ödeme yer ve tarihi belirtilse de yazılı metne uyulmadığını belirtti. Tarihten sonraki cümlede ‘Mali yıl içerisinde döner sermaye bütçesine göre ödeme yapılacak’ ibaresinin belirsizliğe neden olduğuna dikkat çeken Ağaoğlu, “Kağıt üzerinde yapılan bütçeler değil ödeme tarihini de kesin bir şekilde belirtilerek, o tarihe uyulması ülke çıkarları doğrultusunda olacaktır.” şeklinde konuştu.

Yorum bırakın