Mayıs 2009 için arşiv

TTB, ROTASYONA KARŞI TAVRINI BELİRLEDİ

Türk Tabipleri Birliği tarafından düzenlenen “Tıp Fakülteleri / Tıp Eğitiminde Kriz” toplantısında, öğretim üyeleri, son dönemde gündeme gelen rotasyon, norm kadro, tam gün gibi konularda görüş alışverişinde bulunarak sonuç bildirgesi yayınladılar.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından düzenlenen “Tıp Fakülteleri / Tıp Eğitiminde Kriz” toplantısı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binasında gerçekleştirildi. Gaziantep, İzmir, Ankara, Kocaeli, Aydın, Kahramanmaraş, Antalya, Adana, Denizli, Samsun, Bolu, Tokat, Zonguldak, Trabzon illerinden, tıp fakültesi dekan ve dekan yardımcıları ile çok sayıda uzmanlık derneğinin ve öğretim üyesinin katıldığı toplantıda sorunlar masaya yatırıldı.
TTB II. Başkanı Prof. Dr. Feride Aksu Tanık ve Ankara Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gülriz Ersöz’ün açılış konuşmalarının ardından TTB Merkez Konseyi Üyesi Prof. Dr. İskender Sayek’in sunumuyla başladı.


Kontenjan Artışı Ve Kadro Meselesi
Hacettepe’nin fiziki donanımının 200 öğrenci kapasiteli olduğunu ancak kontenjan artışları, yatay geçişler ve yabancı uyruklu öğrencilerle birlikte geçen yıl Hacettepe’ye 390 öğrencinin kayıt yaptırdığını kaydeden Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Tıp Fakülteleri Dekanlar Konseyi Başkanı Prof. Dr. Serhat Ünal, ÖSYM`nin kılavuzundan öğrendikleri kontenjan artışına hukuki olarak karşı çıkılabileceğini belirtti. Prof. Dr. Ünal, bir diğer sorunun da kadro meselesi olduğunu, YÖK’ten gelen “yarı zamanlı çalışan öğretim üyeleri çağırılmadan yeni kadro talebinin dikkate alınmayacağı” yönündeki yazı ile öğretim üyeleri arasındaki huzursuzluğun arttığını dile getirdi.


“Bize Fakülte Verin, Biz Onların Eğitimlerinden Sorumlu Olalım”
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Turgut Talı, “YÖK’e şunu önerdik; bize bir tıp fakültesi verin, biz onların eğitimlerinden sorumlu olalım. Hatta hizmetlerini de bir miktar karşılamaya çalışalım. Ancak madem böyle bir şey söz konusu, biz eğitimden, Sağlık Bakanlığı hastaneleri de hizmetinden sorumlu olsun. Sağlık Bakanlığı da şef-şef yardımcılarını o fakültelere yollasın” dedi.

Uzmanlığını Alan Dönmüyor
Rotasyon ile öğretim üyesi talebinde bulunan Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Fırat, yan dal ihtisasına yolladıkları toplam 12 öğretim üyesinden 10’unun tekrar Tokat’ta dönmediğini kaydetti. İki öğretim üyesinin göreve başlamasını da bitirme sınavına girmemelerine borçlu olduklarını ifade eden Prof. Dr. Fırat, 4 öğretim üyesinin mecburi hizmete gittiğini, bu sene içinde de 5 kişinin daha yan dal ihtisasını bitireceğini dile getirdi. Dekan Murat Fırat, “Biz sadece büyük üniversitelere yolladığımız öğretim üyelerimizin geri dönmesini istiyoruz” şeklinde konuştu.

Kardeş Fakülteler Önerisi
Fakülte olarak, yeni açılan 20-25 tıp fakültesinin toplamından daha fazla sayıda yatağa sahip olduklarını belirten Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, her geçen gün eğitimi ikinci plana bırakmak durumunda kaldıklarına dikkat çekti. Prof. Dr. Ökten, sözlerine şöyle devam etti:“Biz her ay 2 bin 600 kişinin maaşını ve sigortasını ödüyoruz. Bin 200’e yakın elemanımıza da döner sermaye tazminatı veriyoruz. Yani ayda bizim en az 11-12 milyon TL para kazanmamız gerekiyor. Böyle bir yükün altında eğitim ikinci planda kalıyor. YÖK, bizden bir kliniğimizdeki öğretim üyesinin yarısını istiyor. Bu klinikte en az 4-5 konuda Türkiye’de çok az merkezde yapılan araştırmalar yapılıyor. Bu öğretim üyelerinin gidecekleri kurumda bunları yapma şansları yok. Biz bunu YÖK Başkanına ilettik. Periferde yetişen öğretim üyelerinin batıya göçünün önlenmesini istedik. Taşıma suyla değirmen dönmeyeceğini söyledik. Hepimizin ortak fikir olarak düşündüğü kardeş fakülteler önerisi sunduk. Bu bir çözüm yolu olabilir. YÖK’ün istediği öğretim üyelerimizi gönderdiğimiz zaman, bizim gibi çok büyük kapasiteyle çalışmak mecburiyetinde kalan kurumlarda işler aksayacaktır.”

Rotasyonun Yasal Boyutu
Rotasyonun yasal boyutuyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunan Türk Cerrahi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Semih Baskan, 1982 yılında uygulanan rotasyonda, giden öğretim üyelerine o fakültenin öğretim üyesi olma zorunluluğu getirildiğini ifade etti. Bu kişilerin döner sermaye payı da alamadığını vurgulayan Prof. Dr. Baskan, “Giden öğretim üyelerinin maaşlarına zam veya katkı mümkün değil. 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nun 14. maddesi, sadece o illerde çalışan o fakültenin hocalarına geliştirme ödeneği verilebileceğini öngörüyor. Bu öğretim üyeleri döner sermaye alamayacaklar. Gidenlerin ayrıca konut sorunları da olacak” dedi.


Rotasyondan Sadece Tıp Fakültesi Etkilenmeyecek
Hekim yetiştirmede tam gün sisteminin herkes tarafından desteklendiğini, ancak tam günün bu şekilde uygulanmasının tıp eğitimine çok büyük engel teşkil edeceğini savunan Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakan Abacıoğlu, “Performansla birlikte eğitim ve araştırma tümüyle ortadan kalkacaktır. Tam gündeki ödemeler döner sermaye üzerinden yapılacak. Döner sermayelerin bu yükü kaldırması mümkün değil. Rotasyonla öğretim üyesi gönderdiğimiz zaman sadece tıp fakültesi değil sağlık bilimleri enstitüsü, yüksek okul programları, hukuk fakültelerindeki adli tıp dersleri de etkilenecek. İyi bir iş yükü analizi modeline ihtiyacımız var. Son çıkarılan genelgeyle rektörlüklerin elindeki saklı kadroların tümüyle anabilim dallarına dağıtılması istendi. Üniversite yönetim kurullarında konuşuluyor. Bunlar nasıl dağıtılacak, kriterler nasıl oluşturulacak?” dedi.

Toplantı sonuç bildirgesi şöyle:

• Tıp fakülteleri bugün ciddi bir krizin içindedir.
• Plansız biçimde, alt yapı olanakları oluşturulmadan, öğrenci sayısı eğitim kalitesini tehlikeli şeklide kontenjanlar ve tıp fakültesi sayısı artırılmıştır.
• Tıp Eğitimi Anabilim Dallarının Tıp Fakültelerinde kapatılarak Sağlık Bilimleri Enstitülerine bağlanması tıp eğitimi niteliğini olumsuz etkileyecektir.
• Tıp fakülteleri için yürütülmekte olan norm kadro çalışması ile akademik kadro temini ve geçişleri engellenmiş, akademisyenlerde ciddi kaygı ve motivasyon eksikliği yaratılmıştır.
• Hekimler için yürürlükte olan zorunlu hizmet şimdi de rotasyon adı ile öğretim üyelerine bir kez daha uygulanmaktadır.
• Bunun yanı sıra tıp fakültelerinin finansman yapısı değiştirilerek kamusal destek azaltılmakta, tamamen döner sermayeye bağımlı kılınmaktadır. Sonuçta akademik merkezlerin işletmeye dönüştürülmesi bilimsel mali sıkıntılar doğurmaktadır.
• Bu finansal yapı içerisinde tam gün çalışma sistemine geçilmesi ve bunun performans sistemi ile döner sermaye gelirlerinden karşılanması planlanmaktadır. Bu durumda akademik merkezler eğitim ve araştırma işlevlerinden daha da uzaklaşarak iyiden iyiye hizmet hastanelerine dönüşecektir.

Reklamlar

Yorum bırakın

“DÜNYADA 17 MİLYON KATARKT HASTASI VAR”

TOD Ulusal Oftalmoloji Nisan kursunda bu yıl ‘Katarakt’ konusunda son gelişmeler işlendi. Toplantıyı 1300 göz hekimi izlerken, canlı cerrahi ile komplike olgularda fakoemülsifikasyon cerrahisi sırasında yapılması gerekenler anlatıldı.

29. Ulusal Oftalmoloji Kursu 10-12 Nisan tarihleri arasında Ankara Sheraton Kongre Merkezinde yapıldı. Türk Oftalmoloji Derneği (TOD) tarafından gerçekleştirilen toplantının bu yıl ki konusu ‘Katarakt’ olarak belirlendi. Her yıl Nisan ayında gerçekleştirilen toplantının bu yıl ki başkanlığını yürüten TOD Ankara Şube Başkanı Op. Dr. Firdevs Örnek, her yıl farklı bir konu işlendiğini ve son gelişmelerin ele alınarak detaylı şekilde anlatıldığını kaydetti. Bin üç yüz göz hekimi ve asistanının katılımı ile gerçekleşen toplantı hakkında Op. Dr. Örnek, Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e şöyle konuştu: “Toplantıda gözün anne karnında oluşumundan başlayarak her türlü aşaması değerlendirildi. Ameliyat ve sonrasında hastaların kısa sürede aktif yaşamlarına dönebilmesi için gelişen bütün teknikler burada en ince ayrıntısına kadar anlatıldı. Gülhane Askeri Tıp Akademisi ameliyathanesinden uydu ile canlı cerrahi gerçekleştirildi. Komplike vakaları içeren, canlı yayında bu tip vakalara nasıl yaklaşılması gerektiği, problemli gözler üzerinde yapılması gerekenler diğer meslektaşlarımıza aktarıldı.”

Katarakt ameliyatı sonrası hastaların görme rehabilitasyonu önceleri kalın camlı gözlükler kullanılarak sağlanırken, katlanamayan göz içi lensi yerleştirilen hastalarda ameliyat için açılan kesinin çok daha büyük olduğuna dikkat çeken Ankara Hastanesi 2. Göz Kliniği Şefi Op. Dr. Örnek, gelişen teknoloji sayesinde küçük kesilerden göz merceğini alıp yerine yapay göz merceği yerleştirmek suretiyle kataraktın neden olduğu görme azalmasının tamamen ortadan kaldırılabildiğini belirtti. Operasyon sonrasında hastanın kısa sürede aktif yaşamına döndüğünü ifade eden Op. Dr. Örnek, klinik açıdan bu durumun büyük bir getirisi olduğunu ve kataraktta teknoloji ile paralel olarak hızlı bir gelişme sağlandığını vurguladı.


“Katarakta Bağlı Yaklaşık 170 Bin Kör Var”
Op. Dr. Örnek, “Dünyada 30-45 milyon insanın görme özürlü olduğu ve bunların yaklaşık olarak 17 milyonunun (yüzde 45) katarakta bağlı olduğu tahmin edilmektedir. WHO tüm Afrika’nın popülasyonunun % 1.2’ sinin görme özürlü olduğunu ve bunun da % 36’sının katarakta bağlı olduğunu ön görmektedir. Nüfusumuzu yaklaşık olarak 70 milyon olarak kabul edip bu rakamları Türkiye’ye uyarladığımızda ülkemizde tahminen 420 bin görme özürlü olduğunu ve bunun da 170 bininin katarakta bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Bu oran görme keskinliği 20/400’ün altında olan hastalarda yüzde 75’e kadar çıkabilmektedir. Artan yaş birlikte katarakt prevalansı artmaktadır. Prevalans 40 yaşından sonra her dekatta (10 yıl) 2 katına çıkarak artar. Belirgin katarakt prevalansı 65 yaş civarında yüzde 5 iken, 75 yaş üzerinde yüzde 50 civarına yükselmektedir.” dedi.


“Modern Cerrahiye Rağmen 100 İla 200 Bininde Geri Dönüşümsüz Körlük”
Kataraktın tüm dünyada 15milyon insandan fazlasında görme özürlülüğüne neden olduğun düşünüldüğünü ve bu rakamın 2020 yılında 40 milyonu geçeceğinin tahmin edildiğini ifade eden Op. Dr. Örnek, “Tüm dünyada her yıl en az 5-10 milyon yeni görme özürlülüğüne neden olan katarakt oluşmaktadır ve modern cerrahiye rağmen bunların da 100 ila 200 bininde geri dönüşümsüz körlük oluşmaktadır. Katarakt oluşumu için; demografiközellikler, ultraviole, diyet, hastalıklar ,ilaçlar ve bilinmeyen nedenler gibi çok farklı faktörler rol oynar. Kataraktın tedavisi cerrahidir, ameliyat sonuçları yüz güldürücü oluyor. ” dedi.

Lazer Sonrası Katarakt Uygulanır mı?
Lazer yapılan kişiye katarakt ameliyatının yapılmasında dikkat edilmesi gerekenin, göz içi lensi dioptrisini hesaplamak olduğunu ifade eden Op. Dr. Örnek, “Bu hasta grubunda laser öncesi keratometri değerlerine ulaşılamıyor. Dioptri gücü özel geliştirilmiş göz içi merceği hesaplama formülleri kullanılarak yapılıyor. Laser uygulanmış kornealarda gözün yüzeyinde düzleşme gelişiyor. Normalde kullanılan formüller yanlış değerler veriyor.” şeklinde açıkladı.

Yorum bırakın

ÖDEMİŞ’E EK BİNA

Hasta memnuniyeti odaklı hizmet sunduklarını ve gerek personel gerekse hasta eğitimleri ile başarı grafiğini gün geçtikçe yükselten Ödemiş Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Ziya Yurdakonar, bu yıl içerisinde projesi hazırlanarak ihaleye çıkılması planlanan ek bina tamamlandığında hastanenin 300 yataklı ve modern bir yapıya kavuşarak hizmet kalitesini daha da yükselteceklerini belirtti.

Yıllık 12 bin ameliyat ve 2 binin üzerinde doğumun gerçekleştiğini belirten Ödemiş Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Ziya Yurdakonar, yatak işgal oranlarının kış aylarında yüzde 80’in üzerine çıkarken, yıllık ortalama yatak işgal oranının yüzde 60 olduğunu kaydetti. 265 yatak kapasitesi ve 463 personelle hizmet verdiklerini söyleyen Op. Dr. Yurdakonar, 2008 yılı poliklinik sayısının 501 bin 875 olup, günlük ayaktan hasta müracaat sayısının 2 bin ila 2 bin 500 olduğunu ifade etti. Op. Dr. Yurdakonar, “Hastanemizde Ocak 2006’dan bu yana her hekime bir poliklinik açılarak hekim seçme uygulaması başlatılmıştır.Ancak fiziki mekan yetersizliğinden her hastaya bir oda verilememektedir. Hastanemizde 2005 yılında kurulan hasta hakları birimi halkımızın sorunlarını çözme adına başarılı çalışmalar yapmaktadır. Hastanemiz 2008 yılında 456 ayaktan tedavi edilen hastaya ve 9 bin 876 yatan hastaya eğitim verilmiştir. Hastanemizde hemen her hafta hizmet içi eğitim toplantıları yapılmaktadır.Ayrıca kadın doğum ve çocuk servislerindeki annelere eğitim verilmektedir.” dedi.

“Ödeme Sorunu Yaşanmıyor”
İhale ödemelerinde sorun yaşamadıklarını kaydeden Op. Dr. Yurdakonar, hastanelerine aldıkları her ürünün hem kaliteli olmasına dikkat ettiklerini hem de sağlık personelinin komisyonda yer alarak görüşlerini paylaştıklarını belirtti.

“Kullanılan Malzemenin Steril Barkotları Bulunur”
Telefon ve internet yoluyla sıra alınarak hasta bekleme sorununu çözdüklerini kaydeden Op. Dr. Yurdakonar, 2006 yılından bu yana aktif olarak laboratuar ve hasta bazlı sürveyans çalışması yapan bir enfeksiyon kontrol komitesi bulunduğunu söyledi. 2008 yılı enfeksiyon hızının yüzde 02,5 olduğu bilgisini veren Op. Dr. Yurdakonar, “Hastanemizde kullanılan tüm malzemeler merkezi sterilizasyon ünitemizde tek tek steril edilip üzerlerine barkotları yapıştırılır. Her ameliyatta kullanılan malzemenin steril olduğunu gösteren barkotlar hasta dosyasına yapıştırılır. Sterilizasyon için etilen oksit ve buhar otoklavı kullanılmaktadır.” şeklinde konuştu.

Yeni Hizmete Giren Taş Kırma Cihazı
Radyoloji biriminde iki adet röntgen cihazı, BT, MR, Kemik Dansitometresi, Mamografi,USG gibi cihazlarla hizmet verdiklerini dile getiren Op. Dr. Yurdakonar, yeni hizmete giren flat panel sayesinde direkt grafilerin dijital ortamda görüntülenerek arşivleme sıkıntısının da ortadan kalktığını,ayrıca filmler kağıda basılarak hem tasarruf sağlandığını hem de çevre kirlenmesinin önüne geçildiğini kaydetti. Laporoskopik operasyonlar ve artroskopik girişimlerin
Hastanelerinde başarılı bir şekilde yapıldığını belirten Op. Dr. Yurdakonar, yeni hizmete giren taş kırma cihazı ile de hizmet yelpazelerinin genişlediğini ifade etti.

300 Yataklı Ek Bina İhalesi
Op. Dr. Yurdakonar “Hastanemizin en önemli iki eksiği hekim yetersizliği ve bina yetersizliğidir. Radyoloji, Nöroloji, KBB, Beyin Cerrahi, Kardiyoloji gibi branşlarda ve pratisyen hekimlerde eksiğimiz var. Binamızın eski olması nedeni ile hasta odalarımız koğuş sistemindedir. Bu nedenle yeni ek bina projesi hazırladık. 2009 yılı içerisinde ihale yapmayı planlıyoruz. Yeni projemiz 300 yataklı olup, odalar tek yataklı ve banyolu şekilde düzenlenecek.” açıklamasında bulundu.

Yorum bırakın

KRONİK YARA VE DİYABETİK YARA KONSEYİ

Vakıf Gureba Hastanesi’nde Kronik Yara ve Diyabetik Yara Konseyi açıldı.

Ülkemizde ender bulunan Kronik Yara ve Diyabetik Yara Konseyi İstanbul’da İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi, Şişli Eftal Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Vakıf Gureba Hastanelerinde açıldı. Vakıf Gureba Hastanesi ‘Kronik Yara ve Diyabetik Yara Konseyi’ açılışı 18 Mart tarihinde gerçekleştirildi. Şişli Eftal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Ortopedi Kliniği Şefi Prof. Dr Ünal Kuzgun, Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Klinik Şefi Lütfü Baş ve diğer konsey üyelerinin katılımıyla gerçekleşen töreninde konuşma yapan Vakıf Gureba Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Turan Aslan, şunları kaydetti: “Hastanemize diyabetik yara nedeniyle pek çok hasta müracaat etmektedir. Kronik Yara ve Diyabetik Yara Konseyi ile hastanın, hastaneye yatırılışında ve doğru tedavisinin takibinde multidisiplinler yaklaşım sağlayacak. Hastalar tek elden hızlı ve etkin bir şekilde hastaneye yatırılıp tedavisi gerçekleştirilecektir. Bugünden itibaren bu tip hastalarımızın tedavisi multidisiplinler olarak Kronik Yara ve Diyabetik Yara Konseyi ile ortopedi, kalp damar cerrahisi, plastik cerrahi, genel cerrahi, cildiye, enfeksiyon, dahiliye ve fizik tedavi kliniklerinin işbirliğiyle çalışacaktır.”

“Diyabetik Hastaların Yüzde 15’i Diyabetik Ayak Şikayetiyle Başvuruyor”
Vakıf Gureba Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği doktoru Doç. Dr. Yusuf Kalko, “Tüm diyabetik hastalarımızın yüzde 15’i diyabetik ayak şikayetiyle başvuruyor, bu da bu sorunun ne kadar çok sık rastlandığının bir göstergesidir. Ayrıca hastanemizde her türlü damar ameliyatı başarıyla yapılmaktadır. Bu da diyabetik ayak, kronik iskemik yaralarda başarı oranını artıracaktır” dedi.

Yüzde 50 Oranda Kaybedilme Riski
Zamanında müdahale edilmeyen hastaların bir ayaklarında kayıp olduğunda diğer ayağında da yüzde 50 oranda kaybedilme riskinin olduğunu dile getiren Vakıf Gureba Hastanesi Plastik Cerrahi Uzm. Dr. Tayfun Türkaslan, böyle hastaların yatalak olacağına dikkat çekti.

Yorum bırakın

HEDEF HASTANIN SAĞLIĞI

Kurulduğu günden bu yana ortopedi ürünlerinde kalitenin takipçisi olan Kifidis, hastaların sağlığı için getirdiği yeni ürünleri ile yine aranan adres olmayı başardı.

1919 yılında kurulan ve Türkiye’nin ilk ortopedi firması olan Kifidis, ülkemizde doğru ve kaliteli malzemenin öncüsü oldu. Türkiye’ye ilk basınçlı varis çoraplarını getirdiklerini kaydeden Kifidis Ortopedi Eğitim Koordinatörü Mustafa Aypolat, ortopedi alanında en kaliteliyi ve hastalar için en iyisini ülkemize sunduklarını, inanmadıkları ürünleri asla satışa sunmadıklarını dile getirdi.
Ürünleri arasında yer alan korselerde önemli olanın, hastanın vücudunda iken sürekli aynı gerginlikte durması olduğuna dikkat çeken Aypolat, “Korsede amaç vücut duruşunu desteklemektir. Kalitesiz bir kumaştan imal edilmiş korse kullanmışsanız, kumaş kendini salar ve gövdeyi desteklemez. Patoloji ilerlemeyi sürdürür. Piyasadaki bazı marka korseleri mankene giydirmeden önce mezura ile uzunluğunu ölçün. 15 gün sonra çıkarıldığında, korseyi en az 5 santim daha uzun bulacaksınız. Bu kalitesiz kumaşın sürekli gergin durmaya dayanamayarak kendini salmasından kaynaklanır. Kendini salan korse ise bize büyük gelir ve belimizi desteklemez. Ancak bizim ürünlerimizde böyle bir sorun ile karşılaşmazsınız” dedi. Satışta üretime değil de al-sat modeline ağırlık vermelerinin nedenini Aypolat şöyle açıkladı, Avrupa Birliği ülkesinde bir firma, vertebra üzerine bir ürün geliştirildiğinde, devlet üreticiye belli destekler veriyor, ödenek sağlıyor, ürünün kurum ödemelerini sağlıyor. Ancak biz araştırma yaparken destek göremiyoruz, geliştirdiğimiz ürünün kaydını yaptırıp, hastanın kurumdan ödeme almasını sağlayamıyoruz. İşte bu sebepten Ar-Ge çalışmalarını geride tutup, Avrupa da geçerliliği ve fayda sağladığı bilimsel olarak kanıtlanmış Ar-Ge departmanlarına çok ciddi yatırımlar yapan firmaların ürünlerin ithalatını yapıyoruz.
Ortopedik ürünlerde kullanılan hammaddenin çok önem arz ettiğini ifade eden Aypolat, hastaların ölçülerine göre imal edilen tabanlıkların hasta üzerinde 1 hafta prova edildiğini, prova sonuçları hakkında, doktoruna bilgi verilmeden son teslimin yapılmadığını, ancak insanların internet üzerinden tabanlık aldıklarına dikkat çekti.

Ödem Çözücü
Kanser hastalarının aldığı ilaçlardan dolayı yada lenflerindeki problemden ötürü kolları ve bacaklarının şiştiğini ve bu tip hastalara ödem çözücü kompressor cihazının kullanılması tavsiye edildiğini kaydeden Aypolat, ancak hekimlerin cihazın yanında manşonu reçete etmediğini ancak cihazın kullanılması için gerekli aparatıda yazmasının gerektiğini aksi taktirde ürünün kullanılmadığını ve devletinde ödeme yapmadığını belirtti. Lenf ödem sistemlerinde getirdikleri yeni bandaj sistemi hakkında Aypolat şöyle konuştu: “Genelde göğsü alınan bayanlarda ve ileri derece varis hastalarında ödem problemi oluşuyor biz bunun için yeni bir bandaj sistemini öneriyoruz. Mobiderm isimle bandajımızı kullanırken sargının, sarılma şeklini çok önemlidir, sıklık veya gevşeklik gibi etkenler ürünün işlevselliğini etkileyebilir. Civa basıncı üzerinden ölçülen farklı basınçlarda bandajlar vardır, düşük, orta ve yüksek gibi. Bunun için Biflex ödem bandajlarımızın üzerinde dikdörtgenler var bandaj gerilip bacağa sarılırken dikdörtgenler kare olur. İşte bu kareler bize gösterge olur. Böylece tüm uzva aynı basıncı uygulamış oluruz. 16-17-23 ve 24 civa basıncını hassas bir şekilde ayarlamış oluruz. olur.

“Sargı Bezi İle Bandaj Ayrımına Varılmalı”
Fransa ve Almanya’da bu konuyla ilgili eğitimi aldığını ve bilinçli olarak satış yapıldığını kaydeden Aypolat, her varis ameliyatından sonra bacağa belli bir basınçta bandaj uygulanması gerektiğini söyledi. Hastanelerde yaptığı presentasyonlar sonucunda, hekimlerin ameliyat sonrasında Biflex bandajları kullanmaya başladığını ve çok etkili sonuçlar aldığını anlatan Aypolat, ülkemizde sargı bezi ile bandaj ayrımına varılması gerektiğini belirtti.

“Fil Hastalığına Etkili Bandaj”
Mobiderm Ödem çözücü bandaj ve Biflex Basınç bandajlarının kombine kullanımının lenf sistemi içerisinde özel bir basınç oluşturarak birçok farklı hastalıklarda ödem sorununu ortadan kaldırdığını kaydeden Aypolat, bu sistemin Fil hastalığında da kullanıldığını vurguladı. Üçüncü günden sonra ödemlerin ortalama yüzde 25 oranında azalmaya başladığının üzerinde duran Aypolat, “Fransa’dan alınan görüntüler ve tıbbi literatürlerde, Fil hastalığında ödem tedavisinin birinci ayından itibaren dramatik derecede ilerlemeler kayıt edildiği ve hastanın sarkan derileri toparlaması için estetik cerrahi uzmanlarına teslim edildiğini belirtti.

Boynunuza Özel Boyunluk
Hastaların boyun yükseklikleri dikkate alınmadan piyasada tek yükseklikte boyunlukların bulunduğunu dile getiren Aypolat, burada önemli olan boynunun, hekimin istediği pozisyonda sabitlemek olduğunu söyledi. Hastaların anatomik duruş pozisyonunda köprücük kemiği ( sternum ) ile çene ( mandibula) arasındaki uzunluğun ölçülerek, hastanın boyun ölçüsüne göre uygun yükseklikte boyunluk verilmesi gerektiğine dikkat çeken Aypolat, üç farklı boyda boyunluklarının bulunduğunu ve çocuklar içinde özel boyunlukların satışa sunulduğunu dile getirdi.

Yorum bırakın

UYKU APNESİNE PALATAL İMPLANT

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinde 12 hasta üzerinde yürütülen çalışmada, saf horlama hastalığı veya hafif-orta şiddette tıkayıcı uyku apnesi sendromu (TUAS)’na palatal implant tedavisinin etkileri araştırıldı.

Uyku esnasında nefes kesilmeleri anlamına gelen uyku apnesinin, gündüz yorgunluk ve uyku hali, otururken uyuklama veya uykuya dalma hali, sabah başağrısı, cinsel isteksizlik, huzursuzluk gibi şikâyetlere neden olduğunu kaydeden Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Karadağ, bu rahatsızlığın tedavisi için Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Erişen ile ortak yaptıkları çalışma hakkında Sağlık Dergisine bilgi verdi.

12 hasta üzerinde yürütülen çalışmada saf horlama hastalığı veya hafif-orta tıkayıcı uyku apnesi sendromu (TUAS) rahatsızlıklarında etkin tedavi yöntemini araştırdıklarını kaydeden
Prof. Dr. Karadağ, yumuşak damağı (palatal bölge) sertleştirerek, horlamaya neden olan titremeyi azaltacak ve yumuşak damağın hava yolunu tıkanmasına engel olacak üç implatın,
palatal bölgeye yerleştirilmesi işleminin etkili olduğunu ifade etti. Tedavi etkinliği açısından diğer yöntemlerle eşdeğer olduğu, düşük morbidite ile tek seans uygulanması ve hasta uyumu açısından diğer yöntemlere göre avantajlarının olduğunu belirten Prof. Dr. Karadağ, “Bu hastalıkların tedavisinde, yaşam tarzına yönelik bazı önlemler ve cerrahi dışı tedaviler kadar cerrahi girişimlerin de yeri büyüktür. Cerrahi girişimler, üst solunum yolundaki patolojiye bağlı olarak çok farklı olup, birçoğu yumuşak damağa yöneliktir. Tedavide amaç, hastalığı ve ona bağlı yakınmaları ve morbiditeyi ortadan kaldırmak veya en aza indirmektir. Ayrıca girişime bağlı sorunlardan, komplikasyonlardan mümkün olduğunca kaçınmaktır. Bu amaçla birçok soğuk ve sıcak cerrahi yöntemler tanımlanmıştır. Yöntem ne olursa olsun bu bölgeye yönelik cerrahi girişimlerin temel prensibi; var olan aşırı yumuşak doku hacmini azaltmak veya gevşek olan dokuları gerginleştirmektir.” dedi.

Cerrahi Yöntemler
Tedavi amacıyla birçok cerrahi yöntem tanımlandığını ifade eden Prof. Dr. Karadağ, klasik cerrahi yöntemlerinden biri olan Uvulopalatofarengoplasti (UPPP) ile havayolunu açmak için yumuşak damağın bir kısmının, küçük dilin ve bademciklerin çıkarılarak gerçekleştirildiğini vurguladı. Prof. Dr. Karadağ, “cerrahi yöntemlere baktığımızda UPPP ameliyatı TUAS’da uygulanan en sık ve en eski yöntemlerden birisidir. Ancak apnenin şiddeti arttıkça UPPP’nin etkinliği azalmaktadır. Bu yöntem yumuşak damak arkasındaki tıkanıklıklarda başarılı olurken, dil arkasındaki tıkanıklıklarda başarılı değildir. Ameliyattan sonra yaklaşık iki hafta süresince yoğun ağrı olması nedeniyle parasetamol yeterli olmayıp non-steroid anti enflamatuarlar hatta bazen narkotik analjezikler gerekmektedir.” şeklinde konuştu.

Sıcak uygulamalar
Sıcak uygulama olarak ünipolar veya bipolar koter, lazer, radyofrekans, thermal welding ve plazma koagülasyonu gibi bazı enerji kaynakları kullanılmıştır. Yumuşak damağa lazer uygulamasının sık tercih edilen yöntemlerden biri olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Karadağ, lazer ile küçük dilin kalacı şekilde küçültüldüğünü kaydetti, ancak bu yöntemin TUAS’da başarı oranının düşük olduğuna dikkat çekti. Lazer uygulamasının saf horlama rahatsızlığı olan hastalarda tercih edildiğini vurgulayan Prof. Dr. Karadağ, RFTA yöntemi olan radyofrekans enerjisi ile hedef dokuda ısı oluşturularak, hacim küçülmesi sağlanan cerrahi yöntemine göre dezavantajlarının olduğunu belirtti. Prof. Dr. Karadağ, hem belirgin boğaz ağrısı hem de maliyetinin fazlalığı nedeniyle tercih edilmediğine dikkat çekti.

“Palatal İmplant Girişimi Saf Horlama Hastalığında Oldukça Etkin”
Palatal implant işleminin basit, poliklinik şartlarında uygulanabilir, minimal morbiditesi olan bir yöntem olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karadağ, “Yumuşak damak kas tabakası içine paralel olarak yerleştirilen ince silindir şeklinde üç polyester çubuktan oluşan sistem, yumuşak damak titreşimini azaltır ve yumuşak damağın havayolunu kapamasını engeller. Palatal implantların saf horlama hastalığındaki başarısına baktığımızda, minimal morbiditesinin olduğu, horlama şiddetini belirgin azalttığı ve eş memnuniyetinin
oldukça iyi olduğu literatürde görülmüştür. Hastanın eşine göre horlamada görsel analog skalaya göre yüzde 35 düzelme oldu ve bu istatistiksel olarak anlamlı idi. Ayrıca yine eşe göre horlama sıklığında istatistiksel olarak anlamlı olmasa da belirgin azalma oldu. Hastada 5-7 kez horlama sıklığı yaklaşık yüzde 50 oranında azaldı. Benzer şekilde horlama şiddetinde belirgin düzelme saptandı ve eş taraşından bildirilen “ara-sıra yumuşak horlama” şiddeti oranı yüzde 50’den yüzde 75’e çıktı. Sonuç olarak uygun hasta seçildiğinde, palatal implant girişiminin saf horlama hastalığında oldukça etkin bir tedavi yöntemi olduğunu ve diğer tedavilere iyi bir alternatif olduğunu düşünmekteyiz.” dedi.

Yorum bırakın

DÜŞÜKLER ÖNLENEBİLİYOR

Günümüzde açıklanamayan kısırlıkların ve tekrarlayan düşüklerin tedavisinde kullanılan Lenfosit aşısı hakkında Ferti-Jin Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü Op. Dr. Seval Taşdemir, Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

Ülkemizde gebeliklerin yüzde 10-15’ı düşükle sonlanırken, istenen bir bebeğin kaybedilmesi anne adaylarını da derinden yaralıyor. Düşüklerin birçok nedeninin bulunduğunu kaydeden Ferti-Jin Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, en sık düşük nedeninin bebeğin gelişimindeki anormalliklerden kaynaklandığına dikkat çekti. Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Taşdemir, “Yapılan çalışmalar düşüklerin birçoğunun genetik anomalilere bağlı olduğunu gösteriyor. Bunun yanında anne – baba adayına bağlı problemler ve çevresel faktörler de düşük nedenleri arasında sıralanıyor. Rahimdeki anomaliler, rahim içi yapışıklıklar, rahim ağzı yetmezliği, hormonal nedenler, enfeksiyonlar ve bağışıklık sistemindeki bozukluklar tekrarlayan düşüklere neden oluyor.” dedi.

“Düşükler Bağışıklık Sistemi Bozukluğuna İşaret Olabilir”
Gebeliğin 20’nci haftadan itibaren (139 günden önce) sonlanması ile düşük meydana geldiğini dile getiren Op. Dr. Taşdemir, “Düşük üreme çağındaki çiftlerin yüzde 5’inde kısırlığa sebep olabiliyor. Düşüklerin yüzde 75’i-16’ıncı gebelik haftasından, yüzde 62’si 12’ci gebelik haftasından önce gerçekleşiyor. Gebelik ilerledikçe düşükle sonlanma ihtimali azalıyor. Son yıllarda yapılan çalışmalarda çiftlerin birçoğunda bağışıklık sistemindeki bozuklukların kısırlığa neden olduğu bulunmuştur. Bağışıklık sistemindeki bozukluklar bebeğin anne rahmine tutunmasını engellerken, erken dönemde düşük yaşanmasına sebep oluyor. Tekrarlayan düşük yapan kadınların yüzde 22’sinde kısırlık; tüp bebek tedavilerinde gebelik elde edilemeyen kadınların yüzde 50’sinde ise bağışıklık sistemine bağlı problemler görülüyor.” şeklinde konuştu.

Lenfosit Aşısı Nedir?
Günümüzde açıklanamayan kısırlıkların ve tekrarlayan düşüklerin tedavisinde kullanılan Lenfosit aşısı hakkında Op. Dr. Taşdemir şöyle konuştu: “Bu aşıda erkek eşten alınan kan örneğinden lenfositler özel solüsyonlar kullanılarak ayrıştırılıyor. Ayrıştırılan lenfositler anne adayının ön koluna 4 ayrı noktada cilt altı enjeksiyonu ile veriliyor. Aşı hazırlamadan önce baba adayı Hepatit ve HIV açısından inceleniyor. Hepatit taşıyıcı olan kişilerden alınan kan, aşı hazırlanmasında kesinlikle kullanılmıyor. Anne adayının Rh negatif olduğu durumlarda ileride kan uyuşmazlığına bağlı problemlerin oluşmaması için aşı ile beraber önlemler alınıyor”

Düşüklere Karşı Lenfosit Aşısı
Lenfosit aşısının anne adayına ve gelişmekte olan bebeğe herhangi bir zarar vermediğini belirten Op. Dr. Taşdemir, lenfosit aşısı ile tedavi gören anne adaylarının bebeklerinde doğumsal anomali artışı veya gelişme geriliği saptanamadığını da ifade etti. Op. Dr. Taşdemir Lenfosit aşısı yapılan kadınların bağışıklık sisteminde de herhangi bir bozukluk olmadığını ifade etti.

Yaşa göre risk tablosu
Anne adayının yaşı Düşük ihtimali
20 yaş altı % 9,9
20–24 arası % 9,5
25–29 arası % 10
30-34arası % 11,7
35–39 arası % 17,7
40 -44arası % 33,8
44 yaş üstü %53,2

Yorum bırakın