Temmuz 2009 için arşiv

HASTANELER BİRLEŞİYOR

Tarihi binasında yıllardır hizmet veren Eskişehir Zübeyde Hanım Kadın Doğum Ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Eskişehir Doğum Ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi ile birleştiriliyor.

1935 yılında Çocuk Hastalıkları Servisi olarak hizmet veren binada, demiryolu çalışanlarına hizmet vermek amacıyla 50 yataklı bir hastane olarak hizmete açılmıştır. 5283 sayılı yasa ile 19 Şubat 2005 tarihinde Sağlık Bakanlığına devredilmiş ve Eskişehir Zübeyde Hanım Kadın Doğum Ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi olarak hizmet vermeye başlamıştır. Eskişehir’deki hastanelerin ziyaretinde Sağlık Dergisi ekibimize eşlik eden İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Koray Arberk ile birlikte Eskişehir Zübeyde Hanım Kadın Doğum Ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Dr. Cengiz Koçyiğit ile sohbet ettik. 12 Haziran tarihinde resmi olarak Eskişehir Doğum Ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi ile birleşme olduğunu ifade eden Dr. Arberk, önümüzdeki günlerde fiili birleşmenin olacağının bilgisini verdi

Her Şey Daha İyi Hizmet İçin
200 yataklı hastanede 2008 yılında yatan hasta sayısı 14 bin 725, poliklinikte muayene olan hasta sayısı 179 bin 941 olarak belirten Dr. Koçyiğit, 272 kadrolu ve 139 sözleşmeli personel ile hizmet verdiklerini iletti. 2008 yılında gerçekleştirilen doğum sayısının 2 bin 839 olduğunu ifade eden Dr. Koçyiğit, 2009 yılının ilk 4 aylık verileri hakkında da şöyle konuştu: “Yatan hasta sayımız 5 bin 095, poliklinik sayımız 65 bin 865 ve 792 doğum gerçekleştirilmiştir. Binanın tarihi yapısından dolayı, hasta odalarında tek kişilik, 2 kişilik gibi odaların tadilatı ve lavabo eklenmesi söz konusu olmuyor. Ancak raylı sistem üzerinde olan hastane binası depreme dayanıklılık açısından çok güzel inşa edilmiş. Hizmet vermeye başladığımız günden bu yana danışma ve yönlendirme hizmetleri poliklinik, acil servislerde hizmet vermeye başladı. Laboratuar soğuk hava deposu oluşturuldu. Birimlere ısı ve nem ölçer takıldı. Mammografi ve kemik dansitometri cihazları alınırken, hastalara daha konforlu hizmet sunabilmek için hasta perdeleri ve refakatçi koltukları yerleştirildi. Kadın doğum ve yeni doğan yoğun bakım ünitesi oluşturuldu. 15 kuvöz ile birinci basamak yoğun bakım hizmeti verilmeye başlandı. Bebek emzirme odaları hazırlandı. Polikliniklere ekranlar yerleştirildi. Hemşire çağrı sistemleri hizmete girdi” dedi.

Depodan Polikliniğe
2007 yılı Ekim ayından bu yana görev yapan Dr. Koçyiğit, bodrum katın yarısını yemekhane haline çevirerek, yemekhanenin bulunduğu bölümü de radyoloji bölümüne taşıdıklarını böylece fiziksel şartları daha kullanılır hale getirdiklerini kaydetti. Hastanenin arkasında bulunan 2 katlı depo bölümünü çocuk polikliniği haline dönüştürmeyi planladıklarını ifade eden Dr. Koçyiğit, İl Özel İdareden izin alındığında hemen işlemlerin başlayacağının müjdesini verdi. Dr. Koçyiğit, çocuk doktoru açığı bulunan hastanede yoğun bakımın aktif olması için her şeyin hazır olduğunu ancak hekim açığından birinci basamak olarak hizmet verdiklerini kaydetti. Dr. Koçyiğit, 36 haftanın altındaki bebekleri hastanedeki yoğun bakımda tutamadıklarını, çünkü bu tip prematürelerde 2. basamak yoğun bakım hizmetlerinin verilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Reklamlar

Yorum bırakın

BAŞTAN AŞAĞI YENİLENİYOR

Hastanenin tarihi yapısına inat değişim sürecini başlatan Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Zihni Ergün, yakın zamanda açılacak yanık merkeziyle birlikte, dışında yapacaklarını Sağlık Dergisi’ne anlattı.

Koğuş tipi odalardaki yatak sayısını 670’den 540’a indirdiklerini, hasta odalarındaki yatak sayısını da 8’den 6’ya düşürdüklerini kaydeden Dr. Ergün, “Yatak doluluk oranımız yüzde 97, odalarımızı küçültüp, bir veya iki kişilik hale getirip banyosu, tuvaleti olan hale dönüştürmeyi planlıyoruz. 94 uzman hekimin görevin yaptığı hastanemizde toplam 624 personel ve 420 hizmet alımıyla çalışan bulunuyor. Yeni ilave edilenlerle beraber 31 yoğun bakım yatağına ulaşıldı. Hastanenin her yerinde büyük çaplı tadilatlar ve onarımlar yapıldı. Yeni ameliyathane, yoğun bakım, dializ ve merkezi laboratuar ünitesi açıldı. Ameliyathane alt yapısı yeni cihazlarla yenilendi. Ameliyathaneye 30 adet transfer sedye ve 40 monitör alındı. Anestezi cihazları, transfer sedyeler, ameliyathane masaları değiştirildi, tüm alt yapı yenilendi. Ameliyathane ve yoğun bakıma hepafiltreli paket hijyenik klimalar takıldı. Tüm servislere 23 acil müdahale arabası ve 23 tane defibrilatör alındı’’ dedi.

Acil Yenilikler
3 yıldır başhekimlik yaptığı hastanede hedeflerinin daha önce yapılmayan ve kronikleşmiş sorunların üstesinden gelmeye odaklı olduğunu ileten Dr. Ergün, sırasıyla acil servisler, poliklinik , ameliyathane ve en son yataklı servislerinde yenilikler yaptıklarını ifade etti. Acil servise ikinci bir giriş yaparak ambulans ve ayaktan hasta girişinin ayrıldığına dikkat çeken Dr. Ergün, “Acil serviste görüntülemenin kendi içinde olduğu; radyoloji birimi oluşturuldu ve tomografi cihazı eklendi. Yoğun bakım şartlarının mevcut olduğu bir bölüm oluşturuldu. Gözlem odası muayene odasından uzaktaydı, hastaların rahatlıkla gözlemlerinin yapılacağı şekilde tasarlandı. Triaj sistemi kurularak acil servis işleyişi düzenlendi’’ dedi.


Ameliyathane Taşındı ve Yenilendi
Poliklinikleri her hekime bir kişi düşecek şekilde tasarladıklarını ifade eden Dr. Ergün, hastalardan yardıma ihtiyacı olanların işlemlerinin yapılması için hostes görevlendirildiğini kaydetti. 10 ameliyathane yatağı bulunan yeni bir ameliyathane yaptıklarını söyleyen Dr. Ergün, cerrahi işlemlerin olmazsa olmazı olan sterilizasyon şartlarını sağlayacak şekilde farklı bir bölüme taşınarak yeni cihazlarla birlikte modern bir merkezi sterilizasyon ünitesi kurulduğunu vurguladı. Farklı katlarda dağınık şekilde bulunan laboratuarların tek bir merkezde toplanarak birleştirildiğini belirten Dr. Ergün, bu sayede hastalara kolaylık sağlandığını anlattı. Ameliyathanelerin yenilenmesi ile elektrik sorunu yaşandığını vurgulayan Dr. Ergün, 3200 KW’ lik jenaratör ve trafo aldıklarını bu sistemi sanayi şebekesine bağlandığını böylece şehir elektriğinden etkilenilmediğinin altını çizdi. Bu alanın üzerine iki katlı mutfak ve yemekhane yapılarak hastane binasından taşıdıklarını dile getiren Dr. Ergün, bu binadan hastane binasına bağlantı sağlanacağını söyledi. Dr. Ergün şöyle konuştu: “Türkiye de ilk defa Lazer prostatektomi için Özel hastanelerin aldığı green light ta alternatif thullium ve holmium YAG lazer aldık, doku rezeksiyonu yapabiliyor patolojik kesi alıyor,taş kırabiliyor ve buharlaştırma yapabiliyor. Bu işlemler için hastalardan katkı payı , prob parası ve benzeri adı altında ilave ücret alınmıyor. Kalp Damar Cerrahisi’ne alınan endoskopik cihazlar küçük kesiden sempotoktomi ve varitoskopi yapılabiliyor.”


Yanık Ünitesi Açılacak
Ameliyathane içinde kirli ve temiz alanlara ayrılmış, alt katında kirli ve temiz sterilizasyon alanlarının bulunduğu merkezi sterilizasyon ünitesi oluşturulduğuna değinen Dr. Ergün, yıkama ve kaba temizlik işlemlerinden sonra aletlerin sterilize edildiğini ve bohçalandığı bilgisini verdi. Diyaliz ünitesinde de yenilikler yaptıklarını, hastaların rahat edebileceği şekilde yeni karyolalar yerleştirdiklerini ve kulaklıkla kablosuz tv izleyebildiklerini söyleyen Dr. Ergün, hepatitli hastalar için ayrı bölümler ayrıldığını vurguladı. 6 yataklı yanık ünitesinin tamamlandığına değinen Dr. Ergün, bu sayede ilde bulunan ilk yanık ünitesine sahip olacaklarının müjdesini de verdi.

KVC Planlaması
Kardiyovasküler Cerrahi planlaması dahilindeki merkezlerden biri kabul edildiklerini kaydeden Dr. Ergün, “Kalp cerrahi işlemleri başlayacak. Yeni koroner anjio cihazı alındı. Eski cihazı yeniledik. Çok yakında açık kalp cerrahi ve anjio, balon, stent gibi girişimsel kardiyolojik işlemler yapılacak. Endoskopi ünitesi ve cihazları yenilendi. Mide ve Kolon Kanserlerini erken safhada yakalamaya yarayan “Auto-Flourasanslı Endoskopi Sistemi” hastanemizde hizmete açıldı. Türkiye’de ilk olarak hastanemizde kurulan bu sistem Dünyada bile birçok sağlık merkezinde bulunmamaktadır. Hastanemizde “Auto florasanlı Bronkoskopi Ünitesi” kuruldu ve bu sayede erken evrede kanser teşhisi yapılabilmektedir ‘’ şeklinde konuştu.


Göz Bankası
Kendi branşı da göz olan Başhekim Dr. Ergün, göz birimine de birçok yeni cihaz aldıklarını ve bunların 4 foropterli göz ünitesi, YAG lazer, argon lazer, fundus kamera görme alanı ve yeni ameliyat mikroskobu olduğunu iletti. “Aynı statüdeki Devlet hastaneleri arasında ilk defa göz bankası ve kornea nakli merkezi kuruldu” diyen Dr. Ergün, donörü alınan korneanın endotel sayısını gösteren speküler mikroskobunun hastanelerinde mevcut olduğunu ve bu sayede alınan korneanın nakile uygunluğuna bakılabilme şansına sahip olduklarını ifade etti. Dr. Ergün, fako cihazını yenileyerek soğuk fako yapılacak hale getirdiklerini söyledi. Nöroloji alanında EEG ve EMG cihazlarını yenilediklerini , uyku laboratuvarı kurduklarını sözlerine ekleyen Dr. Ergün, ulaşımda zorluk çekilen semtlere 2 tane semt polikliniği açtıklarına işaret etti.

Taş Kırma Ünitesi
Eskişehir’de Kamuda İlk Taş Kırma ve Ürodinami Ünitesinin hizmete açıldığını kaydeden Dr. Ergün, “Hastanemiz cildiye kliniğinde bulunan PUVA Cihazı ile birçok cilt hastalıklarının tedavilerini yapılabiliyor. PUVA tedavisi genellikle sedef, atopik ekzema, vitiligo ve benzeri pek çok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Ayrıca görme engelliler için Türkiyede ilk defa hastanemizde tanıtım kitapçığı hazırlandı” dedi.

Yorum bırakın

BEKLENEN SALGIN LYME & HANTA

“Vektörel Hastalıklar ve Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler” başlıklı panelde çarpıcı açıklamlar yapan Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barbaros Çetin, keneden geçen hastalıklar arasında Hanta ve Lyme olduğunu da belirtti.

İbn-i Sina Hastanesi Hasan Ali Yücel Konferans Salonu’nda “Vektörel Hastalıklar ve Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler” konulu konferansta konuşan Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barbaros Çetin, vektörel hastalıkların kene, sivrisinek, pire gibi canlılarla yayılan hastalıklar olduğunu dile getirdi. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) küresel ısınmanın vektörel hastalıkların büyük oranda artmasına sebep olacağını ve insanlığın 1970’den itibaren 39 yeni salgın hastalıkla karşı karşıya kalacağını açıkladığını aktaran Prof. Dr. Çetin, küresel ısınmanın nedeninin yoğun insan faaliyetleri olduğuna dikkat çekti.

5 Derecelik Artış
1980’lerden itibaren de geriye dönüş olmadan dünyanın ortalama sıcaklığının giderek arttığını belirten Prof. Dr. Çetin, dünya genelindeki 5 derecelik bir sıcaklık artışının doğal yaşam döngüsünde bozulmalara yol açacağını bazı hayvan türlerin artmasına, bazılarının azalmasına neden olacağını belirtti. Prof. Dr. Çetin, bunun da bazı türlerle insanlara bulaşan sıtma, tüberküloz, brusella gibi hastalıklarda artışa yol açabileceğine değindi. Yaz aylarında Türkiye genelinde de sıcaklıklarda artış yaşanacağına işaret eden Prof. Dr. Çetin, ”Ankara’da bu yaz 50 dereceleri göreceğiz. Bir biyolog olarak bunu söylüyorum” dedi.

Kene Tükürüğündeki Şaşırtıcı Gerçek
Biyolojik mücadelede öncelikle o canlının iyi tanınmasının gerektiğine işaret eden Biyolog Prof. Dr. Çetin, kenenin tükürüğünde alerji, iltihap ve pıhtılaşma önleyici, bağışıklığı baskılayıcı, felç yapıcı ve uyuşturucu etkilerinin bulunduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Çetin, ”Kenelerin evrimi gerçekleşirse insanı ısıran birkaç kene felç oluşmasına neden olabilir. Bir kene 400-200 bin dolayında yumurta yapar. Hem ürerken, hem de kan emerken bu virüsleri doğaya bırakıyor. Hal böyleyken, istediğiniz kadar ilaçlama yapın. Her yıl sayıları katlanıyor. Bu nedenle bu canlıyı tanımadan onunla mücadele edilemez. Bu canlı türüyle işimiz zor. Keneyi yiyen canlıların ekosistemde kaybolmasını önlemek gerekiyor. Eşekarısı, kırık kanatlılar, öküz kakan kuşu, memelilerden kirpi, kemirirciler, örümcekler ve karıncalar besin zincirinde yer almaktadırlar. Biyolojik mücadele de Amerika öküz kakan kuşunu kullanıyor” dedi.


Tanımadan Savaşamazsınız
Ekosistemi bozarak hastalıkların artmasına yol açıldığını vurgulayan Prof. Dr. Çetin, “Kimyasallar bilinçsiz kullanılıyor. Sistemi tanımadan savaşamazsınız bunu da biyologlar yoluyla yapmalısınız. Bu sorunların çözümünü biyologlar getirecek” şeklinde konuştu.

Beklenen Salgın Hastalık Lyme
Borrelia burgdorferi adlı bakterinin kenelerin ısırması ile insana geçerek Lyme hastalığına neden olduğunu ileten Prof. Dr. Çetin, “Her geçen gün yayılıyor. Kan emmesi dışında temasta da bulaşıyor. Önümüzdeki yıllarda Lyme patlaması olacak. Tedavisi yıllar alan bir hastalık bu. MS hastalığı ile karıştırılıyor. Bir kısım hastalarda hastalığın belirtileri tedaviden aylar ya da yıllar sonrada devam edebilir. Bu belirtiler kas ağrıları, kireçlenme, boyun tutulması, zihinsel arazlar, sinirsel şikayetler ve aşırı yorgunluğu içerebilir. Ayrıca virüsün kansere neden olduğu şeklinde bulgulara da rastlanmıştır” dedi.

Vektörel Hastalıklar Mücadele
Prof. Dr. Çetin vektörel hastalıklarla mücadele ile ilgili şöyle konuştu: “Doğa ile insanlar arasında köprü sağlayan biyologlar bu süreçte mutlaka istihdam edilmeli, Türkiye’nin eko sistemini talan eden aşırı ve bilinçsiz ilaçlama derhal durdurulmalı. Kanatlı hayvan üretimi yeniden teşvik edilmeli, 2004’te 5177 sayılı yasa ile 3213 sayılı Maden Kanununda yapılan değişiklik derhal kaldırılmalı. Kurban bayramlarında büyük kentlere getirilen hayvanlara dikkat edilmeli. Avcılık yeniden değerlendirilmeli ve bir kaç yıl yasaklanmalı. Anız yakma kesinlikle engellenmelidir.”

“Pireler Hanta Virüsünü Taşıyor”
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ile aynı grupta yer alan Hanta virüsünün çıkması üzerine literatür taraması yaptığını belirten Prof. Dr. Çetin şöyle konuştu: “Literatürdeki yayınlar virüsün 2001’e kadar kemiricilerden insanlara geçtiği yönünde. Ancak 2001’de Marilyn A. Houck, Hong Qin, Heather R. Roberts tarafından yayımlanan bir araştırmada ise Hanta virüslerinin yayılması kene gibi ete yapışan ve gömülen pire isimli pireler üzerinden gerçekleştiği kanıtlandı. Hanta virüsü bulaşan bir hastanın yakını kemiricilerle hiç temaslarının olmadığını söyledi. O zaman bu başka bir neden olmalıydı. Pireler ve keneler de kemiriciler üzerinde yaşıyorlar. Acaba hanta virüsü bu yolla geçebilir mi? diye düşündüm. Sonunda da yayılımını buldum. Bu çalışma dünyada bir ilk. Pireler hanta virüsünü taşıyor. Keneler de taşıyor. Bu çalışma bunu ortaya konmuş. Bu araştırma, normal yaşamını devam ettiren yani kemiricilerin üzerinde olmayan serbest dolaşan kene örneklerinde de virüsün bulunduğunu tespit etti.”

Yorum bırakın

SAĞLIK SAATLİ BOMBA OLMASIN

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’de Sağlık Yönetim Danışmanı Dr.S.Haluk Özsarı “Sağlık Sigortacılığı” konusunda konferans verdi.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’de Sağlık Yönetim Danışmanı Dr.S.Haluk Özsarı “Sağlık Sigortacılığı” konusunda konferans verdi. Sağlık hizmetlerinde üç paydaşın önemli olduğunu söyleyen Dr. Özsarı bunların, hizmeti alan, hizmetin parasını veren ve hizmeti sunan birimler olduğunu kaydetti. Dr. Özsarı, Sağlık Hizmetlerinin özellikleri hakkında şöyle konuştu: “Arzı pahalıdır. Talebi tüketici belirlemez, toplumsaldır. Sadece kar amaçlı olamaz. Talebi rastlantısaldır. Talep esnekliği katıdır. Tanıdıkça beğenisi artan bir branş değildir. Tanıdıkça beğenisi azalan bir alandır. Kapsayıcılık, hakkaniyet, ulaşılabilirlik, harcanan değer olma, maliyet etkililik, verimlilik özelliklerdir. ABD Başkanı Obama, Amerikan Tabipler Birliğinin toplantısında konuşmasında Sağlık hizmetlerinde farklı bir deyim kullandı eğer sağlık hizmetleri ABD’de bu şekilde giderse Amerika’nın ekonomisini iflasa sürükleyebilecek bir saatli bomba olmuştur. Dedi. Sağlık hizmetleri ne kadar kaynak ayırsanız da sorun parayı kim verecek hizmeti kim sunacak noktasında düğümleniyor.” dedi.

Sağlık’ a Yatırım
Sağlık finansmanının ve sağlık hizmet sunumunun toplumu direk olarak etkileyen unsurlar olduğunu ifade eden Dr. S. Haluk Özsarı, “kaynak oluşturma, finansmanını sağlama ve hizmeti sunma anlamında bakıldığında bunlar toplumun sağlık geleceğini direk olarak etkileyen unsurlardır. Ülkenin ekonomik olarak bakıldığında politikaları, kamu hizmetleri kurumlar, beşeri ve yatırım sermayesi ve teknoloji yer alırken diğer tarafta da gelişim çok önemli başlık oluşturur. İnsanları sağlıklı tuttuğunuz veya sağlığına kavuşturduğunuzda üretime katkıda bulunmuş olursunuz. Onun için sağlığa yatırım mı sağlıkta yatırım mı diye düşünüldüğünde sağlığa yatırım kavramı dünyada çok öne çıkmaya başlamıştır. Bütün dünya ülkelerinde de coğrafi olarak sağlıkta çok eşitsizlikler vardır. Sağlıktaki eşitsizlikleri azaltmak, Geri ödeme yöntemleri denildiğinde ödeme biri geri ödemedir. Hizmeti sunanla ödemeyi yapan arasında finansal riski minimalize olduğu ödeme şekli teşhise dayalı ödeme şeklidir. SGK’nın paket sisteminin ödeme sistemidir. Hacettepe Üniversitesinin yaptığı proje kapsamında veri toplanmakta ve hazırlanmaktadır. 70 yaşında şeker hastasının kalp ameliyatı olmasıyla 60 yaşındaki birinin kalp ameliyatı olması veya 40 yaşında obezitesi olan bir kişinin de kalp ameliyatı olması eşit değildir. Bu sistem ortaya çıkarır” şeklinde konuştu.

Ödeme Şekilleri
Geri ödeme yöntemlerinin ekonomistler ile hekimleri karşı karşıya getirdiğini kaydeden Dr. Özsarı, “Ekonomistler derki ödeme mekanizmalarının hekimlerin tutum ve davranışları üzerinde çok etkisi olduğunu savunur, sağlık hizmet sunucuları da akılcı işletmeciler gibi davranmaya çalışır. Hekimlerin karşı çıkışı da, “Hipokrat Yemini”, tıbbi etik yaklaşımı, vicdani tutum vb. temelinde iktisadi yaklaşımın önüne geçer. Ödeme yöntemleri değerlendirme kriterleri sunulan hizmetin kalitesi,maliyeti azaltma etkisi (sağlık harcamalarını azaltma etkisi), yönetim giderleri ( idare, izleme, güçlendirme vb.), teknik verimliliğe ve tahsisat verimliliğine etkisi, hakkaniyete etkisi. Sonuçta, her ödeme sistemi, hükümet, ödeme kuruluşu, hizmet sunucu, hekim ve diğer sağlık görevlileri ile hastalar açısından farklı etkisi olmaktadır. Bir ülkede hangi ödeme sisteminin seçileceğine karar verilirken; sağlık yönetim sisteminin hazırlıklı olması, kurumsal destek durumu, yönetim bilgi sistemlerinin bulunabilirliği, diğer reform bileşenlerinin durumu, ekonominin alanlarındaki reform hareketleri, hükümetin sağlık hizmetlerindeki kısa ve uzun dönem hedefleri dikkate alınmalıdır” şeklinde konuştu.

Sağlık sigortacılığı standartları belirlenmiş hizmeti önceden ödenen prim karşılığı alındığını kaydeden Dr. Özsarı şöyle konuştu: “Neden sağlık sigortacılığı önemlidir? Çünkü, sağlık hizmetleri; talebini tüketici belirlemediğinden sistem, arzı pahalı olduğundan denetim gerekir. Özellikle son 10 yılda yerleşen bir kural var, hizmetin fazla kullanımı, az kullanımı ve kötüye kullanımı. Bunun için denetimi gerekir. “

Yorum bırakın

TUVALLERDE SAĞLIK İZLERİ

5 yıldır resim yapan Sema Efe, tamamı sağlıkçı olan öğrencileri ile birlikte resim sergisi açtı.

25 yıldır hemşirelik yapan Sema Efe, geçirdiği bir rahatsızlık sonrasında doktoru Prof. Dr. Raci Aydın’ın teşvikleri sonucu terapi amacıyla resim yapmaya başladı ve bu zamana kadar 35 resim sergisi açtı. Sema Efe Atölyesi’nin yaptığı tablolar “Sağlıkçıların Fırçalarıyla Resim Sergisi” 12-21 Haziran tarihleri arasında Armada’da sergilendi. Grup Tridy müzik dinletisinin de yapıldığı serginin açılışını Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mahmut Koç gerçekleştirdi. 150 tablonun sergilendiğini kaydeden Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Polikliniği Hemşiresi Sema Efe, 3 yıldır Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde resim dersleri verdiğini iletti. 150 ye yakın öğrenci yetiştirdiğini söylen Efe, hastanenin kliniklerine de duvar resimleri yapmakta olduğunu ifade etti.Ünlü ressamlardan ders aldığını söyleyen Efe, “Açılan bu sergideki tablolar doktorlar ve hemşireler tarafından yapıldı. Başhekim Doç. Dr. Mahmut Koç ve Başhemşire Zülfiye Selli Ataç’da öğrencilerim arasında bulunmaktadır. ” dedi.

2006 yılından bu yana Sema Efe’den ders aldığını bildiren Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş, Çene Hastalıkları ve Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serpil Duran, “Çocukluğumdan bu yana resim yapmaya ilgim vardı. Ama kabiliyetli olduğumu düşünmezdim. Sema Hoca sayesinde boyamayı, çizmeyi öğrendim. 24 tablom burada sergileniyor.

Hekimler Müzik Grubu
1974 yılından bu yana gitar çalan Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diş Polikliniği Sorumlusu Dr. Dt Nesimi Duran, sergiye Grup Tridy olarak destek verdi. Dr. Dt.Nesimi Duran, grupta müzik yapanlardan birinin doktor, diğer beşinin diş hekimi olduğunu söyledi. Sema Efe ile 1 yıl yağlı boya resim çalıştığını ancak hasta yoğunluğu nedeniyle daha sonra devam edemediğini, her zaman yaptıkları müzik ile ressamlara tamamlayıcı rengi vereceklerini ve Armada’da bu etkinliğin gerçekleşmesini sağlayan Sayın Yıldır Ertem’ teşekkür ettiklerini belirtti.

Yorum bırakın

RADYOLOJİ’DE HİBRİT GÖRÜNTÜLEME

Son yıllarda geliştirilen PET-BT ile görüntüleme Çok Kesitli BT Kursu’nda anlatıldı.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalının geleneksel hale gelen Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografi (BT) Kursunun üçüncüsü 5-6 Haziran tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Kursta bu yıl her yıl olduğu gibi Çok Kesitli BT ile ilgili olmak üzere farklı konuların üzerinde duruldu. Oturumlarda özellikle travmalarda Çok Kesitli BT ile görüntüleme ve PET-BT uygulamaları işlenen konular arasında en dikkat çeken başlıklar olarak yerini aldı. 400 uzmanın katıldığı toplantıda ÇKBT üreten firmalar da cihazlarının kullanımını ve özelliklerini anlatma fırsatı yakaladılar.
Toplantıya katılanların ortak görüşü kursun çok başarılı olduğu yönünde idi. Kursta ayrıca hangi durumlarda MR ile hastaya daha doğru tanı koyulabileceği da örnek vakalar üzerinde gösterildi.

PET-BT İle Görüntüleme
PET-BT ile ilgili çalışmaların bundan sonraki yıllarda da konuşulacağını belirten Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Deniz Akata, “BT ya da MR gibi radyolojik görüntüleme yöntemleri ile morfolojik görüntüleme yapılır, bu yöntemler fonksiyon hakkında bilgi vermez. PET ise dokunun glikoz kullanım düzeyini ölçerek fonksiyonel bilgi verir. Bu farklı tetkiklerin ve kavramların üst üste getirilerek hem fonksiyon hem de morfoloji hakkında bilgi edinilmesini sağlayan tekniklere “hibrid görüntüleme” diyoruz. PET-BT günümüzde hibrid görüntülemeye en popüler örnektir. BT ile anatomik ve patolojik bilgi edinirken ve PET ile aynı bölgenin fonksiyon ve metabolizması ile ilgili bilgi edinirsiniz. Bu özellik en çok kanser hastalarında büyük önem taşır. Örnek vermek gerekirse bir hastadaki tümörün tedavi sonrası tümü ile küçülüp kaybolmadığı MR ya da BT incelemesi sonrası gözlenebilir. Peki hakikaten bu izlenen nedbe dokusu mudur yoksa içerisinde canlı tümöral doku mu içermekte midir? Canlılığı gösteren en önemli şey tümörün aktivitesini yitirip yitirmemesidir. Bu nedenle hala kitle olmasına rağmen PET incelemesinde aktivite yok ise yani doku glikoz kullanmıyor ise, tümör tedaviye cevap vermiş demektir. Bu ve benzer örnekleri çok sayıda arttırmak mümkün. Bu nedenle fonksiyonel ve morfolojik görüntüler birleştirilerek PET-BT ile hibrid görüntüleme yapılmaktadır. Bu tanısal görüntüleme yöntemi özellikle kanser tanı ve tedavisinde yepyeni ufukların yol açmaktadır. Hibrid görüntüleme değişik uzmanlık alanlarının bir arada çalışmasını gerektirmektedir. Avrupa ve Amerika’da pek çok merkezlerin çoğunluğunda Radyolog ve Nükleer Tıp uzmanları görüntüleri beraberce yorumlayarak raporluyorlar. Bu kursta, Radyoloji Anabilim dalımızdan uzmanlıklarını alarak Amerika’da Ulusal Kanser Enstitüsü gibi saygın araştırma kurumlarında çalışan bilim adamlarımız konu ile ilgili en yeni bilgileri bizlere aktardılar” dedi.

“PACS yoksa Çok Kesitli BT almanın pek anlamı yok!”
Bilişim sektöründen de katılımların olduğu toplantıda, görüntü arşivleme sistemlerinden (PACS) günlük pratikte çok yararlanıldığını ileten Prof. Dr. Akata, radyolojik görüntüleme yapılan hastalarda hastaların eski görüntüleriyle yeni görüntülerin karşılaştırılmasının doğru tanı açısından önemi üzerinde durdu. Yeni cihaz alacak hastanelerde PACS sistemi yoksa çok kapsamlı cihaz alımının gerekmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Akata, “Bu köy yolunda Ferrari ile gitmeye benzer. Önce alt yapı hazırlanmalı sonra bu cihazlar alınmalı” şeklinde konuştu.

Yorum bırakın

e-OGÜ OLMA YOLUNDA

Dijital kalem kullanımı ile Türkiye’de bir ilke imza atan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hastanesinin Başhekimi Prof. Dr. Bülent Tünerir, yakın zamanda pack sisteminin de başlayacağını söyledi.

Bin 100 yatak kapasitesi ile günlük bin ila bin 500 poliklinik sayısına ulaşan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hastanesinde yatak doluluk oranı yüzde 85 ile 100’ü buluyor. Bin 500 sağlık personeli, 750 yardımcı hizmetli personel, bin 200 öğretim üyesi ve araştırma görevlisi ile hizmet verdiklerini dile getiren Hastane Başhekimi Prof. Dr. Bülent Tünerir, hastanenin toplam 110 yatak kapasitesine ulaşan yoğun bakım üniteleri ile çevre illerin ihtiyacını da karşıladıklarını kaydetti. Modüler sistemle yapılmış olan hastane binasında hasta odalarının genellikle 2 veya 3 kişilik olduğunu, 100 adet özel odanın ise tek kişilik ve banyosu olduğunu ileten Prof. Dr. Tünerir, 160 yatak kapasiteli yeni 4 katlı ek binada ise her odanın tek kişilik ve banyolu olduğunu ifade etti.

Yataklı Onkoloji ve Radyoterapi Merkezi
Hastaneye bağlı olarak çalışan 150 yatak kapasiteli onkoloji merkezin de iki yıldır kanser hastalarına yataklı radyoterapi ve kemoterapi tedavileri başarıyla uygulandığını kaydeden Prof. Dr. Tünerir şunları söyledi: “Bölgesinde tek yataklı onkoloji merkezi olma özelliğiyle kısa süre içerisinde bu merkezimizin doluluk oranı yüzde yüzün üzerine çıkmış ve Türkiye’nin sayılı yataklı onkoloji merkezleri arasında yer almıştır. Bu da ESOGÜ hastanesini diğer hastaneler yanında ayrıcalıklı bir konuma getirmektedir. Yine Avrupa standartlarında hizmet veren Kardiyoloji ve Kalp cerrahisi Birimlerinde dünyada uygulanan en son kalp tedavi yöntemleri, kemik iliği, karaciğer ve böbrek transplantasyonları hastanemizde başarıyla uygulanmaktadır.”

Acil serviste ilkler (Dijital kalem Uygulaması)
2 yıldır başhekimlik görevi yapan Prof. Dr. Tünerir hizmet kalitesini yükseltmeye yönelik çalışmalar yapmayı hedeflediklerini ve bu amaçla özellikle acil serviste bir takım reorganizasyonlar yaptıklarını vurguladı. Acil servisin anabilim dalı başkanlığı altında yönetildiği bilgisini veren Prof. Dr. Tünerir, acile gelen hastaların tümünün ilk başvuru sırasında A, B ve C grupları altında uluslar arası sınıflandırmaya göre , paramedik tarafından sınıflandırıldığını, böylece C grubunun hafif, B’nin orta ve A’nın ağır hasta olarak farklı birimlerde tedavi gördüklerini belirtti. Acilde hiçbir hastanın sıra beklemediğini söyleyen Prof. Dr. Tünerir, “Bir yıldır uygulanan bu modelin yanı sıra Türkiye’de ilk kez Djital kalem uygulaması başlatıldı. Bu kalem sayesinde yetkili olan doktorların her türlü istemi kaydediliyor ve tüm tıbbi bilgiler kalemin hafızasına alınıyor. Bilgisayara istenen tüm tetkikler anında aktarılıyor. Böylece kayıtlar daha güvenli, veri akışı son derece hızlı hale geliyor. Bu da hastaların acil servislerde bekleme ve tedavi sürelerini oldukça kısaltıyor. Bizim prensibimiz acile başvuran her hasta acildir. Çok acil hastalarda saniyeler önemlidir, dijital kalem ile ambulansta doktor muayene formlarını doldurup bluetoothlu bir cep telefonu üzerinden hasta bilgilerini gönderebilmektedir ve hasta daha ambulanstayken hastanın bilgileri acil servise ulaşmaktadır. Böylece hasta için gerekli hazırlıklar önceden yapılabilmektedir. Kullandığımız bu teknoloji henüz Amerika’daki sağlık merkezlerinde bile yok. Avrupa’da çok yeni geliştirildiğinden, sadece birkaç Avrupa ülkesinde kullanılmaktadır” dedi.

“3. Basamak Hizmetleri Döner Sermayeyi Eritiyor”
Üniversite hastanelerinin sadece sağlık hizmeti sunmadığını, aynı zamanda Tıp Fakültelerinin bünyesinde ülkeye pratisyen hekim, uzman hekim ve akademisyenler yetiştirdiğini de hatırlatan Prof. Dr. Tünerir, hastane döner sermayelerinden eğitime de kaynak ayırmak zorunda olduklarını ifade etti. 3. basamak sağlık hizmeti sunan üniversite hastanelerine diğer sağlık kuruluşlarından risk grupları yüksek hastaların sevk edilmekte olduğunu ve bu grup hastaların tedavi maliyetlerinin tüm Dünyada çok yüksek olduğunu belirtti. Paket fiyat ödemesi adı altında ödeme kurumları tarafından 2. basamak devlet hastanelerine yapılan ödemenin aynısını üniversite hastanelerine de yapıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Tünerir, “Ancak devlet hastanelerinde bir hastalığın tedavi masrafı bir birim kabul edildiğinde , üniversite hastanelerinde aynı hastalığın tedavisi 1.7 birime mal oluyor. Bunun nedeni risk grubu yüksek hastaların tıp fakültesi hastanelerine sevk edilmesinden kaynaklanıyor. Ancak maliyetlerin karşılanamaması nedeniyle bu masraflar döner sermayelerin erimesine neden oluyor. Üniversite Hastaneleri yeni yatırımlar yapılamaz hale geliyor. Üniversite Hastanelerinin bir sıkıntısı da sözleşmeli personelinin maaşlarını döner sermayeden ödüyor olmasıdır. Bu anlamda Sağlık Bakanlığı hizmetin sunumunda nasıl devlet hastanelerini 2. basamak ve üniversite hastanelerini 3. basamak olarak nitelendirmişse, geri ödeme kurumu olan SGK’nın da fiyatlandırmada bu basamakları göz önüne alarak farklı fiyatlandırma yapılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

Dijital Hastanecilik
Dijital hastanecilik sistemine geçmeyi hedeflediklerini kaydeden Prof. Dr. Tünerir, Sağlık Bakanlığının bu alandaki projelerinin Sağlıknet olarak adlandırıldığını, bu projeleri kurum olarak desteklediklerini, böylece sağlık sisteminin daha kaliteli ve istatistiklerin daha doğru olmasının sağlanacağını ifade etti. Sağlık politikalarını belirlemede daha doğru kararlar alınmasına yardımcı olacağını işaret eden Prof. Dr. Tünerir, dijital dosya sistemi ile pack sistemine yakın zamanda başlanacağını kaydetti.

Kalibrasyon Laboratuarı
Prof. Dr. Tünerir şöyle konuştu: “Türkiye’de TÜKAK’tan akredite olmuş tek kamu Kalibrasyon laboratuarı bizim hastanemiz bünyesinde bulunmaktadır. Tıbbi cihazların kalibrasyonlarının düzenli olarak yapılması çok önemli olup, sağlıkta kalitenin olmazsa olmazıdır.Yine hastane enfeksiyonlarıyla mücadelede modern sterilizasyon ünitesinin çalışmaları ve tüm hastane birimleri Enfeksiyon Kontrol Komitesi tarafından sürekli olarak izlenmekte ve hastane enfeksiyon sonuçları raporlanmaktadır.”

Yorum bırakın