Kasım 2009 için arşiv

MECLİS’İN GÜNDEMİ

Meclisin açılmasıyla sağlık ile ilgili konular gündemdeki yerini aldı. TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı ve AK Parti Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl, Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’ün sorularını makamında yanıtladı.

Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu nedir? Görevleri nelerdir?

Hem sağlık hem de çalışma hayatını ilgilendiren tüm sendikal çalışmalarla, sosyal hayatları ilgilendiren ve aile kurumu ile ilgili yasal faaliyetleri hazırlayan kurumdur.

Tam gün yasa tasarısındaki son yenilikler hakkında bilgi verir misiniz?

Mecliste yakın bir zamanda gündeme gelecek olan Tam Gün Yasası; kamuda çalışan hekimlerin sadece kamuda çalışmaları, özel sektörde çalışan hekimlerin sadece özel sektörde çalışmasını sağlıyor. Böylece hem devlet hastanesinde hem de özel hastanede çalışma şekli ortadan kalkacak. Hekimlerin verimliliğini ve özellikle eğitimcilerin eğitim ve araştırma faaliyetlerini önemli ölçüde aksattığı için yeni düzenlemede bu sorun ortadan kaldırılacak. Eskiden kamu hastanesinde çalışan hekim diğer bir kamu hastanesine ancak belirli şartlarda ve belli bir süre için geçici görevle gidebiliyordu. Yeni düzenlemede kamuda çalışan hekimler farklı kamu hastanesine giderek hizmet verebileceği gibi, üniversitedeki hocalarımızda devlet hastanesine vaka başı veya günü birlik gidip orada yapacağı hizmetin karşılığını döner sermaye olarak alabilecek. İhtiyaç olan hastanelerde hizmet verilmesiyle hizmette verimlilik artacak.

Hem Tıp Fakültesi Hem Devlet Hastanesi
Yeni bir afiliasyon sistemi ile nüfus olarak küçük bir ildeki devlet hastanesinde kurulan tıp fakültesinin de hastaneye ihtiyacı olduğunda, ikinci hastane yapılacağına iki kurum bir hastaneyi ortak kullanabilir hale getirilecek. Devlet hastanesini hem Sağlık Bakanlığı hem de tıp fakültesi beraber kullanacaklar. Döner sermaye, görev ve özlük hakları bakımından sorun çıkmaması için yeni kurulacak tıp fakülteleri içinde düzenlemeler yapılarak sorun çözülecek.

Eğitim ve Araştırma Yapanlara Tam Gün ile Ödeme Geliyor
Hekimlere Tam Gün Yasası ile ameliyat ve muayene, döner sermaye ödenmesinin dışında, eğitim hastanelerindeki ücretlendirme şeklinde de değişiklikler yapıldı. Eğitim ve araştırma için de döner sermayeden ödeme yapılacak. Bu sistem sayesinde hocaların araştırmaya zamanı kalmama durumu ortadan kaldırılıyor. Ayrıca üniversite hastanelerinde hocalara özel muayene ücreti yatırılarak yapılacak tetkiki daha erken saatlere alabiliyor. Bu defa vatandaş ‘paran varsa hizmet var, paran yoksa hastam ölsün mü’ anlayışı içine giriyor. Sağlıkta bu kadar yenilik yapılırken bu durumun oluşması hizmetleri gölgeleyen bir unsur oluyor. Bu yasal prosedür olsa da yeniden düzenlenerek, para verenlerin hizmet alabileceği, sağlığa ulaşabileceği bir sistem bugün ki çağdaş normlara uymamaktadır. Özellikle kamu hastaneleri açısından, özeller konusunda herkes özgürdür. Yeni düzenlemede öğretim görevlisine para yatırılarak hizmet satın alması durumu kaldırılıyor. Mesaisinin önemli kısmını hasta muayene etmekle geçirmiş olan hocalarımız, eğitim ve araştırma yapmaya zaman ayırabilecekler. Eğitim ve araştırma hizmetlerinin böylece üst düzeye çıkacağını düşünüyoruz.


Genel Sağlık sigortası (GSS)’nin yeni uygulaması ile birlikte yeşil kartlılardan bile ücret alınma durumu söz konusu olması bu durumun çok fazla tepki almasına neden oluyor. Bu konu hakkında bilgi verir misiniz?

GSS ile getirilen sistemle amaçlanan hedef, gerçek hastaların hizmet alması. Sağlık sistemindeki dönüşümü görürseniz, her hastaya nitelikli bir oda yapmak isteyen bir devlet, acil hastalara helikopter ambulans ile taşınması için hizmet sunuluyor ki yakında jetler gelecek. Bu devlet 2 TL’ye ihtiyacı olduğu için değil, bu hastane ve sağlık ocaklarına lüzumsuz müracaat ve ilaç yazdırmanın önüne geçilmesinin argümanı olarak getirildi.

Hekimlere, Mecburi Mali Sigorta
Mecburi Mali Sigorta uygulaması getiriliyor. Malpraktis sonucunda, istemeden yapılan yanlışlar karşısında, hekimlere yönelik sigortalama sistemi hazırlanıyor. Daha önce de çıkarılan bu kanuna çok fazla tepki geldiği için iptal edilmişti. Ama şimdi tepki gösterenler bu sigortayı istiyorlar. Hekim ve kurum ortak şekilde sigortayı gerçekleştirilecek. Vatandaş, yanlış uygulama karşısında hak talebinde bulunduğunda, bunun karşılanmasını sağlayacak. Yeni düzenleme ile doktorun da hastanın da mağduriyeti ortadan kaldırıldı.

Askeri Hekimler de Tam Gün’e Dahil
Askeri hekimler uzun süre mecburi hizmet yapmakla beraber geneli çok düşük ücret alıyor. Bu hekimlerin de, bu yasa doğrultusunda ücretlerinde artış sağlandı. Sağlık Bakanlığı mensubu hekimlerin de özlük haklarında düzenlemeler yapıldı. Özellikle emeklilikle ilgili sorunlar yaşanıyordu. Hekimlerin verimli hizmet sunumu karşılığında aldığı maaşı, emekli olunca alamayarak yaşadığı sorun yeni düzenleme ile ortadan kaldırılacak. Bundan sonra emekli olacak hekimlerin maaşlarını peyder pey arttıracak bir sistem getirildi.

Kamu Hastane Birlikleri ile ilgili son gelişmeleri anlatabilir misiniz?
Kamudaki tüm hastanelerin ilk etapta yönetimlerini bir başlık altında toplayarak, tek bir elden yönetildiği sistemdir. Yeni yönetim, tek elden tüm ihtiyaçları, satın almayı ve gerekli olan hekimleri görevlendirmeyi sağlayabilecek. Elemanların yerlerini değiştirerek, özerk bir yönetim anlayışı ile hizmet yarışı içinde yer alacak. Böylece hizmet kalitesi artarken masraflar da azalacak. Tek elden yapılacak olan harcamalar alım maliyetlerini oldukça düşürecek. 16 kez ihale yapılacağına tüm ihaleler birden yapılacak. Bu sistem daha kolay ve hızlı şekilde ödeme yapılmasını sağlayacak. Sağlık Bakanlığı hastaneleri A,B,C ve D şeklinde kategorize edildi. Hasta memnuniyetinden yatak kapasitesine kadar hesaplamalar yapılarak, belli araklıklarla denetlenerek, ödeme sıkıntısı yaşanmayacak. Firmalarla direkt yapılacak görüşme ile yaşanan ödeme sıkıntısı ortadan kaldırılacak. Hastanelerin yönetimi sınıflandırmada etkili olacak ve böylece yönetimin değişiminde etkili hale getirilecek.

Hastanelerin sınıflandırılmasının hastaların da sınıflandırıldığı anlamına gelmediğini özellikle vurgulamak isterim. Hastane ve hekimi seçme hakkı devam edecek. Hastaneler kıyaslanacak, hekimler ve hastalar değil!

Domuz gribi ile ilgili olarak yapılan çalışmaları nasıl buluyorsunuz?
Sağlık Bakanlığı gereken tedbirleri aldı. Aşı ithalatını Bakanlığımız programladı, öncelikle kalabalık ortama ve değişik ülkelerden insanların bir araya geleceği düşüncesiyle hacca gideceklere öncelikli olarak uygulanması düşünülüyor. Hacca gidenlerin burada kendilerine bulaşacak domuz gribi virüsünün, hacıların ülkemize döndüklerinde tüm illerde birden ortaya çıkması beklenebilir. Bu açıdan hacılar Grip aşısı yapılacak öncelikli guruba girmektedir aşı temin edilir edilmez yapılacaktır.

Organ Nakli ile ilgili yeni uygulamaları değerlendirebilir misiniz?
Ülkemizde organ nakli bir 4. dereceye kadar yakın akrabadan ikinci Side akraba dışı kişilerden olmak üzere yapılmaktadır. Bu uygulamalar her hastanede oluşturulmuş olan etik kurullarca ( her kurul biri psikiyatrist olmak üzere üç hekimden oluşturulmaktadır) değerlendirilip Nakil gerçekleştiriliyordu. Fakat organ naklinin ticari boyut kazanıyor olması Sağlı bakanlığını harekete geçirip bir dizi olası tedbir almak zorunda bırakmıştır Aksi halde organ nakli çok yanlış işlere neden olabilirdi. Ülkemizde organ nakline olan duyarlılığın devam etmesini sağlamak adına çalışmalar devam ediyor. Ülkemizde organ nakli teklif edilen kişilerin yarısı bunu kabul ediyor ki, bu oran dünya standartlarında ileri ülkelerin seviyesidir.

Reklamlar

Yorum bırakın

MAKEDONYA İLE SAĞLIK GÖRÜŞMELERİ

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, Makedonya Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Bujar Osmani ile sağlık alanında yapılan anlaşma ile ilgili bilgi vermek için basın toplantısı düzenledi.

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, Makedonya Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Bujar Osmani ve beraberindeki Bakanlık Toplantı Salonunda kabul etti. Her alanda iki ülke arasındaki ilişkilerin iyi gittiğini kaydeden Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, sağlığın Türkiye ile Makedonya arasında birinci derecede önemli bir iş birliği alanı olmasından da memnuniyet duyduğunu ifade etti.
2007 yılında Bakan Akdağ’ın Makedonya ziyaretinde imzalanan anlaşma ile Makedonya sağlık reformlarına destek olmak için birlikte işbirliği yürütüleceğini belirtti. Özellikle sağlık personeline, performansa dayalı ödemeler yapma konusundaki ortak çalışmalar ve diğer alanlar için yetkililerin gittiğini söyleyen Bakan Akdağ, “Sağlık anlaşmasına dayanarak tıpkı performans anlaşmasında olduğu gibi diğer birçok alanda çalışacağımız bir stratejik iş birliği ve bunlara ait protokollerin eylem planlarını yapma kararı aldık. Çalışma ekipleri 6 ayda bir, bir araya gelecekler.” dedi.


“Ülkeler Arası Örnek Model”
Toplantıda çok önemli bir hususu ortaya koyduklarını ifade eden Bakan Akdağ, “Türkiye’de geliştirdiğimiz uyguladığımız performansa bağlı ödeme sisteminin Makedonya’ya, Makedonya’nın şartlarına uygun bir şekilde uygulanması için, ortak bir model oluşurmuş bulunuyoruz. Uluslararası sağlık sistemini geliştiren bir alanda ortak bir çalışma ki dünyada benzer çalışmalar yok denecek kadar azdır. Bir adım daha atıyoruz, Dünya Sağlık Örgütü, sağlık sistemlerinin güçlendirilmesini ülkelerin vatandaşları açısında çok önemli görüyor, biz sağlık sitemlerinin güçlendirilmesi konusunda ülkeler arası çalışmalara da örnek oluşturuyoruz. Makedonya ve Türkiye arasında örnek ve yeni bir model oluşturuyoruz.” şeklinde konuştu.

20 Milyon Doza Yakın Aşı
Bakan Akdağ, bir gazetecinin, ”2010 domuz gribi yılı olacak, kitlesel ölümler olacak şeklinde açıklamanız oldu. Türkiye’de ne gibi tedbirler alındı?” sorusuna, “Domuz gribi salgınını dünyada en az hasarla atlatacak ülkelerden birisi Türkiye olacaktır. Çünkü çok ciddi tedbirler aldık. Bu tedbirleri geliştirerek yolumuza devam ediyoruz. 3 ayrı firmadan aşı alıyoruz. Bu firmalardan biriyle anlaşmamız bitti. 25 milyon doz aşıyla ilgili sözleşmemizi bitirdik, tamamladık. İlk dozları bu ayın sonuna kadar almış olacağız. Bunu da ilk defa açıklıyorum. Aşağı yukarı 18 milyon doz aşıyla ilgili olarak da anlaşmamızı bu ay içinde bitirebileceğimizi düşünüyoruz. Önümüzdeki 6 ay içerisinde bu aşılar Türkiye’ye gelecek. Aşağı yukarı 20 milyon doza yakın, 17-18 milyon doz aşının yıl tamamlanmadan elimizde olacağını ümit ediyoruz. Anlaşmaları bu şekilde yaptık” dedi.


Performans Sistemi
Makedonya Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Bujar Osmani ise şöyle konuştu: “Yeni sağlık sistemi vatandaşlara uygun şekilde sunulacak. Yeni hizmet sistemimizin merkezinde hasta olacaktır. Bu sistem için reformlar geliştirilmektedir. Sağlık personelinin ödemesi performans sistemi şekline geçmiştir. Bu modeli Türkiye’den örnek alarak, ülkemize uygulayacağız.”

Yorum bırakın

“KAMPUS PROJESİNİN PROVASINI YAPMAYA TALİBİZ”

Üç ay gibi kısa bir süre içerisinde 6 proje hazırlayan Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Nurullah Zengin, yapacakları yeniliklerle kampus projesinin provasını hastanelerinde yapmaya talip olduklarını söyledi.

Tüm branşlarda üst düzey hizmet vermek hedefiyle hareket ettiklerini belirten Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Nurullah Zengin, “Kampus projesi kesinleşti ve gerçekleştirilecek. Tüm yatırımlarımızı bu 5 yıllık proje kapsamında yapıyoruz. Önümüzdeki 5 yılda hastanemizde nitelikli sağlık hizmeti vermek hedefindeyiz. Kampus projesinin provasını yapmaya talibiz. İdari olarak da verilen hizmet olarak da örnek hizmet vereceğiz” şeklinde konuştu.
Yoğun bakım alanında bütün hazırlıkların tamamlandığını, 35 yataklı yoğun bakım servisinin hizmete açıldığını belirten Doç. Dr. Zengin, şirket elemanlarıyla beraber toplam personel sayısının 3 bin 500 olduğunu ancak bu sayıya rağmen hemşire açıklarının olduğunu söyledi. Altıyüz asistana eğitim verdiklerini kaydeden Doç. Dr. Zengin, günlük 5 bin poliklinik yapıldığını ve bin 140 yatağın çoğunluğunun nitelikli oda olma özelliği taşıdığını iletti.


Yeni Yara ve Yanık Bakım Merkezi Kuruluyor
Ülkemizde çok ihtiyaç duyulan kronik yara ve yanık bakım merkezinin hastaneleri bünyesinde olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Zengin, Akyurt’ta bulunan 7 bin metre karelik ek hizmet binasının bu birim için tahsis edileceğini kaydetti. Doç. Dr. Zengin, “Yoğun bakımı ve 9 nitelikli yatak kapasitesine sahip, erken ve geç dönem müdahalesini yapıyoruz. Bu merkezi tüm Türkiye’ye hizmet verebilecek kronik yara ve yanık merkezi haline getirmek istiyoruz. Merkeze, hiperbarik oksijen sisteminin katılmasıyla daha uygun hale gelecek” dedi.

“Borçların Ödenmesi İçin Ekip Oluşturuldu”
Referans hastane oldukları için zor hastalıkların tedavisinin hastanelerinde yapıldığının altını çizen Doç. Dr. Zengin, “En iyi hizmeti vermek zor bir iş. Borcu olan bir hastaneyiz. Ancak amaçlarımızdan sapmadan borcumuzu makul seviyelere indirmek hedefindeyiz. Bazı önlemler almaya başladık. Otomasyonu verimli kullanarak, daha fazla sağlık hizmeti sunarak giderleri azaltarak daha dikkatli yol almaya çalışıyoruz. Tasarruf adına bir ekip oluşturuldu. Otomasyon sistemini daha verimli kullanmak adına ve gelir artışı için toplantılar düzenliyoruz” şeklinde konuştu.


Altı Proje Hemen Hayata Geçirilecek
3 aydır başhekimlik görevini yürüten Doç. Dr. Zengin, bu süre içerisinde 6 proje hazırladıklarını belirtti. Doç. Dr. Zengin projelerle ilgili olarak Sağlık Dergisi’ne şöyle konuştu: “Bunlar acil ihtiyaç duyulanlar ivedilikle yapılması gerekenler. Proje içerisinde eğitim salonlarının yenilenmesi, bekleme yerlerinin yeniden yapılandırılması ve polikliniğin reorganize edilmesi yer alıyor. Poliklinikte, hastalara daha konforlu hizmet sunmak hedefindeyiz. Sağlık Bakanlığı’nın kriterlerini taşıyan, poliklinik oda prototipi geliştirildi. Hasta mahremiyetini esas alarak, sekretaryanın ayrıldığı bir şekilde hazırlanacak. Bilgi işlem elemanları toplu halde bulunmasından öte, her hasta muayene odasına birer tane olmak üzere yerleştirilecek. Yeni bir numaralandırma sistemini de buna dahil edeceğiz. Hastanın polikliniğe gelmesinden itibaren kontrol amacıyla mı, ilk kez mi geliyor bunları gruplandıran bir numaralandırma sistemini de poliklinik projesine monte edeceğiz. Ayrıca internet ortamından randevu alınabilmesi için bir sistem geliştireceğiz. Birbirini tamamlayan projeler kapsamında, hastanın nitelikli muayene edilmesini sağlayacak bir sistem oluşturulacak.”

“Replantasyon Ekibi Oluşturulacak”
Türkiye’deki en büyük açıklıklar arasında replantasyon hizmetinin nitelikli uzmanlar tarafından verilebildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zengin, “Replantasyon hizmetini sunmak için uzman kadromuza el cerrahisinde Doç. Dr. Metin Akıncı’yı bu anlamda hastanemiz bünyesine kattık. Oluşturulan ekip, görev gereği acil replantasyonda görev alacak. Yerine göre de bu ekip, başka hastanelerde de hizmet verebilecek hale gelecek” diye konuştu.

Yorum bırakın

ORTOPEDİ GÜNLERİNDE REVİZYON TARTIŞILDI

Bu yıl ikincisi düzenlenen Ankara Tıp Ortopedi Günleri-2009, yeniliklerle bu yıl da katılımcıları bilgilendirdi.

Ankara Tıp Ortopedi Günleri-2009’ 1-3 Ekim tarihleri arasında Sheraton Hotel’de ikincisi gerçekleştirildi. 180 ortopedist ve 103 hemşirenin katıldığı toplantıda naklen yayın yapılan “Nasıl Yapıyoruz” bölümleri büyük ilgi gördü. Açılış konuşmasını yapan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Derya Dinçer, Avni Duraman Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji branşının kurucusu olduğuna dikkat çekti. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Erdemli ise konuşmasında interaktif yapılan bu toplantıda günlük yapılan operasyonlarda karşılaşılan sorunlarda neler yapıldığını göstermek amacıyla düzenlendiğini belirtti.


“Katılımcılar Kendilerini Ameliyathanede Gibi Hissetti”
Yoğun ilgi gören toplantı hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Prof. Dr. Erdemli şöyle konuştu: “Sıklıkla karşılaşılan sorunlarda neler yapılacağı üzerinde duruldu. Tamamen interaktif bir toplantı, canlı ameliyatlar yapıldı, katılımcılar kendilerini ameliyathanede gibi hissetti. Ameliyatlar revizyon diz protezi, primer çimentosuz total kalça protezi, gelişimsel kalça çıkışı cerrahisi, otolog kondrosit implantasyonu, bening tümör cerrahisi, omurga cerrahisi ve radius alt uç korrektif osteotomi konuları işlendi. Sabah yapılan ameliyatların öğleden sonra teorik olarak anlatıldı.”


“Ameliyatlar İnternetten İzlenebilecek”
Bu yıl ki yapılan toplantının farklı bir özelliği olduğunu belirten Prof. Dr. Erdemli, “Canlı ameliyatlar internet ortamında deneme amacıyla canlı olarak yayınlandı. Gelecek yıl internetten belirlenecek adresten toplantıya ait tüm oturumlar izlenebilecek. Bu yıl artroplastide revizyon cerrahisine ağırlık verildi. Venöz trombo embolide proflaksi açısından yenilikler tartışıldı. Tümör vakalarında ekstremite koruyucu cerrahi video destekli tartışıldı. Travmada katılımcılar sadece video üzerinden asetabulum kırıklarında kullanılan cerrahi yaklaşımlarını, ameliyatta kullanılan anestezi yöntemlerini ve ağrıyla mücadele konusunda yeniliklerini dinleme fırsatı yakaladılar.” dedi.


“Hemşirelerden Yoğun İlgi”
Ankara başta olmak üzere birçok ilden katılan Ortopedi Ameliyathane Hemşireliği toplantısının da çok ilgi gördüğünü kaydeden Prof. Dr. Erdemli, “Bu yıl ilk kez düzenlenmesine rağmen ilgi çok güzel ve geri bildirimlerde özellikle canlı ameliyatların çok faydalı olduğu söyleniyor. Toplantıda workshoplar ve 2 canlı ameliyat yapıldı. Hemşirelere ameliyat sırasında hekime nasıl yardımcı olacağı, sterilizasyonda yapılması gerekenler üzerinde duruldu. Ameliyatın seyri sırasında cerrahın istediği aletlerin nasıl kullanılacağı, ameliyatın işleyişi yönünden bilgi verildi.” şeklinde konuştu.

Yorum bırakın

AZ GÖREN ENGELLİLER REHABİLİTASYON MERKEZİ

Az görenlerin rehabilitasyonu ile hedeflenen her mesafe için yararlı görme düzeyine ulaşmanın mümkün olduğunu kaydeden A.Ü. Az Görenler Birimi Sorumlusu Prof. Dr. İdil: ”Gözlüklerin üstüne monte edilmiş küçük teleskoplu gözlükler ile kişinin yüzde 10’luk görme kapasitesi yüzde 90’ın üstüne çıkabiliyor” dedi.

Türkiye’de üniversite bünyesinde ilk az gören engellilere yönelik rehabilitasyon uygulamaları, Ankara Üniversitesi (AÜ) Halk Sağlığı Anabilim Dalı Görme Engelliler Rehabilitasyon ve Araştırma Birimi’nde yer alıyor.
‘Az Görme Rehabilitasyon Programları’ ile az görenlerin görme kapasiteleri ve yaşam kalitelerini yükseltilebiliyor. A.Ü. Halk Sağlığı Anabilim Dalı bünyesinde hizmet veren Az Görenler Merkezinde, çok az görme kapasitesine sahip engellilerin yaşam kalitesini artırmak, kendi kendilerine yetebilmelerini sağlamak amacıyla çeşitli eğitimler ve teknikler uygulanıyor. Az Görenler Rehabilitasyon Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Aysun İdil, Sağlık Dergisi’ ne açıklamalarda bulundu. Türkiye’de az görme ve körlük ile ilgili ulusal bir kayıt sisteminin olmadığını ancak hesaplamalara göre her bin kişiden 5’inin yüzde 5’in altında görme yeteneği (kör) olduğunu ve bin kişiden 20’sinin ise az görebildiğini belirtti.


“Türkiye’deki Tek Merkez”
Az görenlerin rehabilitasyonunda gerçek yaşam alanlarının yapılandırıldığı bir ‘az görme evi’ kurulacağını kaydeden Prof. Dr. İdil, “Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ ve Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten’in destekleri ile ülkemizde ilk kez gerçekleştirilecek ‘Az Görme Evi’nde az gören hastaların eğitim programları gerçek yaşam alanlarında yürütülecek. Ayrıca ‘Az Görme Evi’ az görenlerin ev, okul ve işyeri gibi yaşam alanlarının düzenlenmesinde hasta ve yakınları için rehber olacak” dedi.

Göz Hekimleri Bu Programa Katılabilir
Türkiye’nin göz hastalıklarının tedavisinde çok iyi bir noktada bulunduğunu, ancak rehabilitasyon açısından eksikler olduğunu belirten Prof. Dr. İdil, ”AÜ bünyesinde hizmet veren Az Görenler Rehabilitasyon Birimi, üniversite bünyesinde Türkiye’de kurulmuş ilk ve tek merkezdir. Ayrıca bu merkez sayısını artırmak amacı ile göz hekimlerine yönelik bir yüksek lisans programı yapmaktayız. Uzman hekimler yüksek lisans kapsamında bu eğitimi alabiliyorlar” bilgisini verdi.

“Hastaların Yüzde 60’ında Yararlı Görme Sağlandı”
Merkezlerinde yaklaşık bin hastanın rehabilitasyon hizmetinden yararlandığını vurgulayan Prof. Dr. İdil, “Hastaların yüzde 60’ında yararlı görme sağlandı. Yüzde 3’ü cihaz kullanımını reddetti, yüzde 9.5’unun görme yeteneği bu sistemi kullanmaya uygun değildi, yüzde 8.4’ü ise az görme yardım cihazı dışında reçeteli normal gözlük desteğiyle hedeflerine ulaştı. Merkeze, 6 yaş altı okul öncesi gruptan yararlananların oranı yüzde 5’tir. Yüzde 26 oranında okul dönemi yaş grubunun ve yüzde 41 oranında 19-64 yaş aralığındaki yetişkin gruptaki kişiler faydalandı. Ayrıca gelenlerin yüzde 93’ü sosyal güvenliği bulunuyor” açıklamasında bulundu.


“Körlük ve Az Görme ile Sonuçlanan Durumların Yüzde 80’i Önlenebilecek”
Uluslararası literatürde 2020’ye kadar gerekli önlemler alındığında körlük ve az görme ile sonuçlanan durumların yüzde 80’inin önlenebileceğini vurgulayan Prof. Dr. İdil, tedavi edilebileceği ya da rehabilitasyonla kişinin yaşam kalitesinin artırılabileceğinin hesaplandığını söyledi. Az gören hastaların merkeze yönlendirilebileceğini dile getiren Prof. Dr. İdil, az görme rehabilitasyon merkezlerinin görme yeteneğini tamamen kaybeden kişiler için olmasa da az görenler için bir umut olduğunu kaydetti.

“Elin Parmaklarını 1 Metre Uzaktan Sayabilme Yeteneğine Sahip Kişi”
Görme düzeyine ilişkin beklentinin kişinin mesleğine, yaşına, eğitim düzeyine, okuma alışkanlığına ve yaşam biçimine göre değişebildiğini anlatan Prof. Dr. İdil, “Yaşam kalitesi ölçekleri ile belirlediğimiz bireysel hedefler için bazen yüzde 10’luk görme kişi tarafından yeterli olarak nitelenebilirken, bazı kişiler yüzde 50’lik bir görmenin bile yaşam kalitelerini olumsuz etkilediğini belirtmektedir. Tıpta, gözlük ya da lens gibi aletlerin yardımıyla yüzde 5 ile onda 3 arasında olanların az gören sınıfında yer alıyor. Rehabilitasyon merkezinde bu ölçümler bireysel hedefe göre belirleniyor. Her türlü yöntem denenmiş, stabil duruma gelmiş ama mevcut görmesi onun yaşamdaki hedeflerini gerçekleştirmesine yetmiyorsa, böyle bir durumda görme düzeyi ne durumda olursa olsun, kişiye onun hedefleri doğrultusunda yakın, ara mesafe ya da uzak görme için uygun sistemlerle ve cihazlarla mevcut görmeyi yararlı hale getiriyoruz. Pratik olarak bir elin parmaklarını 1 metre uzaktan sayabilme yeteneğine sahip kişi, merkezimizdeki uygulamalara yanıt verebilir. Işığı hiç göremeyen ya da el hareketlerini kabaca gören kişilerin az görme rehabilitasyonundan yararlanması ise mümkün değil” şeklinde konuştu.


“Görme Kapasitesi Yüzde 90’ın Üstüne Hatta Tam Düzeye Çıkabiliyor”
Merkeze başvuranların öncelikle tüm görme fonksiyonlarının değerlendirildiğini ve ardından kişiye özel cihazların seçildiğini ifade eden Prof. Dr. İdil, “Bunun için optik ya da optik olmayan sistemler kullanılıyor. Optik sistemlerden, çeşitli formlarda üretilmiş teleskopik, mikroskobik ve benzeri gözlükler kullanılıyor. Az gören hastalar için geliştirilmiş ve gözlüklerin üstüne monte edilmiş küçük teleskoplu gözlükler ile kişinin yüzde 10’luk görme kapasitesi yüzde 90’ın üstüne çıkabiliyor” diye konuştu.
Teleskopik gözlüklerin kullanımının kolay olmadığını, hastanın buna uyum sürecinin aşamalı olduğu için zaman aldığını belirten Prof. Dr. İdil, “Teleskopik gözlük, önce kişiye oturarak kullandırılıyor. Gözlüğü takıp, hastanın alışması sağlanıyor. Çünkü teleskop sayesinde, objeler bulunduğundan büyük ve farklı yerde görülüyor. Bu da özellikle yaşlılar ve çocuklar için düşme riskini artırabiliyor. Yaklaşık 1 ay oturarak kullanım sağlanıyor, ikinci aşamada ise teleskopik gözlüğün model ve uygulama yerleri değiştirilerek, yürürken kullanımı sağlanıyor. Bu sürecin de adaptasyonu 6 ayı bulabiliyor. Daha sonrasında ise evde günlük yaşamda veya mesleki alanda nasıl kullanılacağı öğretiliyor. Az görme rehabilitasyon programları bir muayene sonucunda karar veriliyor. Teleskopik gözlük kullanımı özellikle öğrenciler için çok avantajlı. Örneğin, az görmesi nedeni ile eğitimden yaralanma olanağı kısıtlanan bir öğrenci, teleskoplu gözlük kullanarak bu engeli aşabilmektedir. Çok kitap okuması gereken hukukçular, ara mesafeyi görmesi gereken piyanistler, uzak görüşün çok önemli olduğu fotoğrafçılar da bu cihazları kullanarak mesleklerini yapabiliyor” dedi.

“SGK Şimdi Çok Sınırlı Bir Ödeme Yapıyor Ve Katkı Payını Artırdı”
Teleskoplu gözlük kullanımının yurt dışında 1950’li yıllardan bu yana sıkça kullanıldığını ancak Türkiye’de kullanımının yeni olduğunu söylen Prof. Dr. İdil, gözlüklerin rahatlıkla temin edilebileceğini, fakat geri ödemede sıkıntı yaşanabildiğini belirtti. Prof. Dr. İdil “SGK şimdi çok sınırlı bir ödeme yapıyor ve katkı payını artırdı” diye konuştu. Teleskopik gözlüklerin daha estetik olabilmesi için yurt dışında çalışmalar yapıldığı bilgisini veren Prof. Dr. İdil, “Teleskop, son teknoloji ile gözlük camı haline getirildi. Yani, çok yakında gözlüğün üstüne ayrı bir şekilde teleskop monte edilmeyecek” şeklinde konuştu.

Yorum bırakın

AŞININ BÜTÇESİ: 300 MİLYON TL

3. Ulusal Aşı Sempozyumu Sheraton Hotel‘de Sağlık Bakanlığı yetkililerinin katılımıyla gerçekleşti. Bakan Akdağ, “2010 yılında aşılama için 300 milyon TL’nin üzerinde bütçe ayrıldı” dedi.

3. Ulusal Aşı Sempozyumu 29 Eylül-3 Ekim 2009 tarihleri arasında Ankara’da Sheraton Hotel‘de 800’ü aşkın katılımcı ile gerçekleştirildi. Sempozyumun açılışını yapan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ konuşmasında, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile Türkiye’deki sağlık sisteminde büyük gelişmeler yaşandığını söyledi. Bakan Akdağ, programın etkilerinin sağlık göstergelerine de yansıdığına değinerek, aşılama oranlarında büyük bir artış yaşandığını kaydetti. Bakan Akdağ, “Aşılama oranları yüzde 97’lerin üzerine çıktı ve aşı takvimine yeni aşılar eklendi. 2010 yılında aşılama için 300 milyon TL’nin üzerinde bütçe ayrıldı. Daha önceleri Türkiye’de 2-3 yılda bir büyük kızamık salgınları yaşanırdı, ancak yürüttüğümüz programla bu hastalık Türkiye’de artık ortadan kaldırılmak üzere. Öyle ümit ediyorum ki 2010-2011 yıllarında kıta Avrupa’sında kızamığı elimine eden ülke olarak tarihteki yerimizi almış olacağız” dedi.


“Konjuge Pnömokok Aşısı İle Birlikte Bağışıklık Sağlanan Hastalık Sayısı 11”
Ulusal Aşı Takvimi’ndeki son yeniliğin Kasım 2008 tarihinden itibaren Pnömokok aşısının takvime eklenmesiyle gerçekleştiğini dile getiren Bakan Akdağ, “Konjuge Pnömokok Aşısı ile birlikte bağışıklık sağlanan hastalık sayısı 11’e yükselmiştir. Aşı takvimimiz kapsamı itibarıyla dünyada ilk sıralarda yer almaktadır. Son 3 yıldır bebeklik dönemi aşılama oranlarımız Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölgesi ortalamalarının üzerinde gerçekleşmektedir. Ülkemizde aşı üretimi konusunda ilk adımlar atılmıştır. 2010 yılından itibaren ilk defa ülkemizde enjektöre dolumu yapılmış beşli kombine aşı kullanıma sunulacaktır. Pandemik grip aşısı ile ilgili olarak yapılan görüşmeler neticesinde bu aşının Ekim 2009 tarihinden itibaren ilk teslim edilecek aşılara ulaşabilen sınırlı sayıdaki ülkelerden birisi de Türkiye Cumhuriyeti olacaktır” bilgisini verdi.

Yeni Aşı Çalışmaları Sürüyor
Yeni doğan bebek ve anne ölüm hızlarında da büyük düşüşler olduğunu işaret eden Akdağ, OECD’nin yayımladığı raporda Türkiye’nin, sağlık sisteminin geliştirilmesi açısından örnek ülke olarak gösterildiğini söyledi. Türkiye’de uygulanan aşı takviminin dünyanın en gelişmiş ülkeleriyle benzer olduğunu belirten Akdağ, “Türkiye’de bazı aşıların dolumu yapılması için çalışmalar yürütülüyor. Aşılama oranlarının yükselmesinde sağlık çalışanlarının büyük rolü bulunuyor. Aşı takvimine rota virüsü, hepatit A ve belli gruplar için Human papilloma virüsü (HPV) aşısı eklenmesi üzerinde de çalışmalar sürüyor” dedi.

“Risk Grupları Tanımlandı”
Türkiye’de aşının tarihçesini anlatarak genişletilmiş bağışıklama programında amacın hassas yaş gruplarına enfeksiyona yakalanmalarından önce ulaşıp bağışıklanmalarını sağlamak olduğunu kaydeden Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Doç. Dr. Turan Buzgan, aşı ile korunulabilir bebek ve çocuk hastalıklarından kaynaklanan sakatlık ve ölümleri önlemek olduğunu ifade etti. 2008 yılı başından itibaren DaBT-İPA-Hib aşıları tek enjektör içinde uygulanmaya başlandığını bu şekilde bir seferde 5 hastalığa karşı aşılama yapılması sağlandığını belirten Buzgan, “Böylelikle 1 yaşına kadar 15 enjeksiyon şeklinde aşı yapılması gerekirken bu sayı 12’ye düşmüştür. Aşı ziyareti sayısı da 7 iken 6’ya düşmüştür. Aşı takviminde yer almayan aşılarla ilgili de, tanımlanmış risk gruplarına; grip, polisakkarid pnömokok aşısı, hepatit A aşısı sosyal güvenlik kurumları tarafından ödeniyor. Bağışıklama Danışma Kurulu tarafından ek olarak risk grupları tanımlanarak ve suçiçeği ile polisakkarit meningokok aşıları kapsama alınmasını da önerdik” dedi.


Soğuk Zincir
Son dönemlerde kamuoyunu meşgul eden kızamık hastalığının geç dönem komplikasyonu olan subakut sklerozan panensefalit ile ilgili olarak Bakanlığın bu vakalara gereken desteği sağladığını belirten Turan Buzgan, soğuk zincir konusunda ise şöyle konuştu:
“Tüm kurumlarımızdaki buzdolaplarını yenileme çalışmalarımız tamamlanmak üzeredir. Aşı dolaplarında sürekli ısı ölçen ve kaydeden termometreler kullanılmaktadır. Ücretsiz uygulamak ve aşı uygulanan kişilerin bilgilerini geri bildirmek şartı ile özel sağlık kurumlarına aşı verilmesi uygulamasına devam edilmektedir.”

“Ulusal Aşı Şemamız Batı Avrupa Ülkelerine Yaklaşmıştır”
Ulusal aşı takvimlerinin oluşturulmasında ve bu takvimlere yeni aşıların eklenmesindeki temel ilkelerle ilgili olarak konuşan Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı ve Sempozyum Başkanlarından Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “Rutin aşı uygulamaları her ülkede hastalıkların sıklığı, mortalitesi, sekelleri, hastalığa bağlı giderler ve aşıların o ülkede maliyeti, yan etkileri, uygulanabilirliği ve başka tedavi yollarının etkinliği dikkate alınarak, bir şema dahilinde uygulanması gerekiyor. Bu faktörler ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösteriyor. Dünya üzerinde uygulanan çok sayıda ulusal aşı şeması vardır. Genişletilmiş aşı şemaları 5 aşı ile başlamış, ülkemizde 11 aşıya kadar ulaşmıştır. Ulusal aşı şemamız yüzde 95’lere ulaşan uygulama oranı ile Batı Avrupa ülkelerinin şemalarına oldukça yaklaşmıştır. Önce çiçek hastalığının rutin aşılama ile eradikasyonu, daha sonra poliomiyelitte bu noktaya yaklaşılması ve kızamık eliminasyon programı ile kızamık vaka sayılarında sağlanan azalma, aşılamaya güveni artırmış ve daha fazla aşının ulusal aşı şemasına eklenmesi için çalışmalara hız verilmesine yol açmıştır” şeklinde konuştu.


“Sürveyans Çalışmaları Yeterli Değildir”
Ulusal aşı takvimine eklenecek aşıların belirlenmesinde teknik, sosyal, algısal, ekonomik ve politik değerlerin önemine işaret eden Prof. Dr. Ceyhan, “Teknik karar hastalık yükü, aşının güvenilirliği ve etkinliği, maliyeti yanında immünizasyon programı ve sağlık sektörü üzerine net etkileri dikkate alınarak, genellikle akademisyenlerden oluşan bir danışman kurum tarafından alınır. Hastalığın ciddi bir sağlık problemi olduğunun idare ve halk tarafından algılanması kararı kolaylaştıracaktır. Ancak maalesef bu değerlendirmelerin daha çok gerekli olduğu gelişmekte olan ülkelerde hastalık ile ilgili sürveyans çalışmaları yeterli değildir. Aşılama dışında daha etkin ve ucuz korunma yöntemlerinin varlığı, o hastalık için aşılama önceliğini ortadan kaldırır. Ayrıca, yeni aşılar eklenmeden önce, mevcut programın performansı değerlendirilmelidir. Aşı oranları düşük bir programda ilk yapılması gereken, aşılama oranlarını artırmaktır. Yeni eklenen aşının etkili olup olmadığını takip etmek için, hastalık ve aşı ile ilgili verilerin sürveyansı gerekir. Bunun dışında maliyet değerlendirmelerini yapacak veriler de elde edilmelidir” bilgisini verdi.

Yorum bırakın

AŞILAR SOĞUK ZİNCİR İLE TAKİP EDİLMEZSE ETKİSİZ OLABİLİR

Soğuk zincirin takibi uygulamasında ısıya karşı hassas ürünlerin saklandıkları ortamın derecelerinin kayıt altına alınması için Fridge-tag elektronik termometreleri piyasaya sunan Keymen İlaç Sanayi ve Ticaret Şirketi Genel Müdürü Dr. O. Mutlu Topal, “Aşıların soğuk zincir takibinin daha güvenli hale gelmesi ile ürünlerin son kullanıcıya kadar uygun koşullarda ve sağlam olarak ulaştırılmasında karşılaşılan sorunlar ortadan kalkıyor.” dedi.

Aşı ve insülin gibi ısıya hassas ürünlerin soğuk zincirinin güvenliği için ürünlerin belli sıcaklık içinde tutulmasını gerektiğini belirten Keymen İlaç Sanayi ve Ticaret Şirketi Genel Müdürü Dr. O.Mutlu Topal, söz konusu ürünlerin sıcağa ve donmaya karşı hassas olmalarından dolayı belirlenen limitlerin dışına çıkılması durumunda özelliklerini kaybetme riskine maruz kalabildiğine dikkat çekti. Topal, “Özellikle aşıların son tüketiciye kadar uygun saklama koşullarda sağlam olarak iletilmesi gerekiyor. Aşıların depolandığı her türlü depo ve buzdolaplarında soğuk zincirin takibinde kullanılan, Dünya Sağlık Örgütü onaylı Fridge-tag elektronik termometrelerini 2006 yılında hizmete sunduk. Ülkemizde kullanılan Dünya sağlık örgütünden onaylı tek ürün Fridge-tag’tir” dedi.


“Soğuk Zincirin Sürekli Takibini Uygulayan Dünyanın İlk Ülkesi”
Soğuk zincir ürünleri grubundaki ürünlerinden Fridge-tag’in hiç bir bilgisayar bağlantısına ihtiyaç duymadan kullanılabildiği bilgisini veren Topal, “Sağlık ocaklarında aşıların saklandığı buzdolaplarının ısısının 24 saat sürekli takip edilebilirliğini sağlıyor ve son 30 güne ait veriler tek seferde ekranında izlenebiliyor . 2006 yılından bu yana uygulanan sistemde kamunun içinde aşı bulunan tüm buzdolaplarında soğuk zincirin 24 saat süreyle kesintisiz takibinin uygulandığı dünyanın ilk ülkesiyiz. Bu ürün kullanılmaya bailandıktan sonra bazı buzdolaplarıının ayarlarının doğru yapılamamış olduğu ortaya çıktı. Fridge-tag’in kayıtlarına müdahale edilmiyor. Pili bittiğinde pili değiştirilemiyor ve yenisinin alınması gerekiyor. Böylece pil değişimiyle Fridge-tag de kayıtlı bilgilerin değiştirilme sorunu olmuyor. Teftiş esnasında ürün yok edilebilir ama pili değiştirilemez.” şeklinde konuştu.

Aşılar Kayıt Altında
Fridge-tag ekranında anlık saat ve dereceyi göstermesinin yanında ortam ısısı limitler dışına çıktığı zaman görsel olarak alarm da verebildiğini ifade eden Topal şöyle konuştu: “Günlük en yüksek ve en düşük derecenin ölçüm verilerinin yanı sıra limit dışına çıkılan toplam süreyi de gösteriyor. Eskiden aşıların saklandığı buzdolaplarında 24 saat kayıt yapan termometreler olmadığı için günlük kontrol zamanları haricinde aşıların gerçekte hangi derecelere maruz kaldığı bilinemiyordu ve tereddüt durumunda aşılar kullanılmayarak imha ediliyordu. Nadiren de olsa etkisiz hale gelmiş aşılar uygulanıyordu. Yani ürün donup tekrar çözündüğünde etkisiz hale gelmesine rağmen bu durum farkedilmeyerek, ürün kişilere uygulanıyordu. Ancak artık böyle bir durum söz konusu değil. Şimdi tüm ürünlerin saklama koşulları 24 saat ölçülerek kaydediliyor.”

1960’lı yıllardan bu yana çocuk aşılarında Türkiye’nin ana tedarikçilerinden olduklarını kaydeden Topal, aşıların yanısıra beşeri ilaçlarda da genişleyen ürün yelpazesi bulunduğunu belirtti. Ayrıca soğuk zincir ürün grupları içinde yeralan ve ithal edilen aşı nakil kaplarının da Dünya Sağlık Örgütünden onaylı olduklarını belirtti.

Yorum bırakın