Mart 2010 için arşiv

GELENEKSEL ANKARA TIP BİYOKİMYA GÜNLERİ

Geleneksel Ankara Tıp Biyokimya Günleri’nin bu yıl 3.’sü 13 Nisan tarihinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji binasında gerçekleştirilecek.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı tarafından bu yıl 3.’sü gerçekleştirilecek olan ‘Ankara Tıp Biyokimya Günü’, 13 Nisan tarihinde yapılacak. Katılımın ücretsiz olacağı toplantıda, tüm gün sunumlar sürecek. Türk Tabipler Birliği tarafından kredilendirilecek olan toplantının sonunda katılım sertifikası dağıtılacak. Türkiye’deki birçok üniversiteden ve hastaneden konuşmacının yer alacağını kaydeden Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu, Sağlık Bakanlığı yetkililerinin de toplantıda olacağını söyledi. Toplantıda biyokimya alanında yapılan çalışmaların anlatıldığını ifade eden Prof. Dr. Sunguroğlu, diğer kongre ve günlerden farklı olarak biyokimyayı içine alan tüm fakültelerden ve hastanelerden yoğun ilgi gördüklerini dile getirdi.


Biyokimya Dernekleri Bir Araya Gelecek
Geçen yıl ‘Tıpta Uzmanlık Eğitimi’ isimli panelde konuşulan konularda ne gibi gelişmeler olduğu üzerinde durulacağını belirten Prof. Dr. Sunguroğlu, geçen bir yıl içinde biyokimya uzmanlığı eğitiminde yapılan çalışmaların sunulacağını söyledi. Biyokimya alanında çok sayıda dernek olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Sunguroğlu, “ Düzenleyeceğimiz ‘Derneklerimiz Paneli’nde dernek başkanları derneklerini ve faaliyetlerini anlatacaklar. 2001-2002’de benim genel başkanı olduğum Türk Biyokimya Derneği’nin, Ankara merkezin dışında İstanbul, İzmir ve Adana’da şubeleri var. Şu anki başkanlık görevini Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalından Prof. Dr. Nazmi Özer yapıyor. Türkiye Klinik Biyokimya Derneği’nin başkanı Prof. Dr. Oya Bayındır, merkezi İzmir’de, Ankara’da şubesi var. Klinik Biyokimya Uzmanlar Derneği’nin başkanı Prof. Dr. Necip İlhan, merkezi İstanbul’da bulunuyor. Moleküler Tıp Derneği’nin başkanı Prof. Turgay İspir, merkezi İstanbul’dadır” dedi.

Reklamlar

Yorum bırakın

Türkiye’nin ilk CE işaretli ELISA Kitleri

Türkiye’nin CE işaretli ve Sağlık Bakanlığı’na kayıtlı ilk ELISA kitlerinin üretimine ve ihracatına başlandı. Tanı Medikal Ltd. Şti. Genel Müdürü Mete Elçi tarafından Sağlık Dergisi’ne yapılan açıklamada, baştan sona yerli üretim TML marka ELISA kitlerinin Türkiye ve Almanya’da tescil edildiği ve başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere ihracatlarının gün geçtikçe arttığı belirtildi.

Rutin ve spesifik laboratuar ürünlerinde kalitesinden ödün vermeden 14 yıldır hizmet veren Tanı Medikal Ltd. Şti., ithalatın yanı sıra üretime de başlayarak, ihracatta kendine önemli yer edindi. Küreselleşen bir dünyada ve ekonomik sistemde, sadece aracılık yapan firmaların geleceğinin olmadığı ve sağlıkta çok büyük ölçüde dışa bağımlı olan Türkiye’de de yüksek teknolojili ürünlerin üretilebileceği iddiasıyla yola çıktıklarını belirten Tanı Medikal Genel Müdürü Mete Elçi, Sağlık Dergisi’ne şu açıklamayı yaptı: “Özellikle ELISA kitlerinde, uluslar arası pazarın gelişim dinamiklerine bakarak, hangi parametrelerin geliştirileceği konusunda stratejik kararlar alıyoruz. Yurt dışında işbirliği yaptığımız firmalar da bizi yönlendiriyor. Firma olarak ELISA testlerinin birçoğunu, araştırma geliştirme döneminden sonra üretebilecek alt yapıya, donanıma ve bilgi birikimine sahip bulunuyoruz. Örneğin Neopterin ELISA kitinin, dünyadaki üçüncü üreticisiyiz. Bugün ABD’de Abbot Laboratuarlarında bizim ürünümüz kullanılıyor. Yeni bir teknoloji ile ürettiğimiz Neopterin ELISA kiti, yurt dışında özellikle kan bankacılığında kullanılan bir parametre. Herhangi bir viral enfeksiyonu çok erken aşamada tespit etme özelliğine sahip. Hangi virüs olduğunu söyleyemiyor ama viral bir enfeksiyon geçirdiğinizi tespit ediyor. Neopterin düzeyi yüksek çıkan kan örnekleri transfüzyona alınmıyor. Böylece viral enfeksiyonların kan nakli yoluyla yayılmasının önüne geçiliyor.”


Gümrük ve Piayasaya Arz Denetimlerinde Yaşanan Sorunlar
Laboratuar ürünleri sektöründe fiyat ve kalitenin çok önemli yeri olduğunu kaydeden Elçi, bu alanda AB standartlarını baz alan düzenlemelerin yapılmış ya da yapılıyor olmasına rağmen, denetim süreçlerinde ciddi aksaklıkların olduğunu da dikkat çekti: “Tüp Bebek ürünleri için Sağlık Bakanlığı 1.1.2010 tarihinden itibaren, piyasaya arzda CE ve UBB kaydı zorunluluğu getirdi. Önceden ithal edilen ürünler kontrol belgesine tabiydi, dolayısıyla ithalat aşamasında bir kontrol vardı. Şimdi piyasaya arzda CE onayı ve UBB kaydı arandığı için, ithalatta kontrol tamamen kalktı. Tüp Bebek işlemleri, paket fiyat uygulamasına tabi olduğu için, özel merkezler açısından bir ürünün UBB kaydının ya da CE’sinin olup olmadığı bir önem taşımıyor. Bu nedenle de CE’si olmayan bir çok ürün rahatlıkla pazara giriyor ve kullanılıyor. Sadece kamu kurumları, alımlarında UBB kaydı istiyor. Dolayısıyla kontrol ya da denetim mekanizmaları oluşturulmadan ya da altyapısı kurulmadan getirilen her yeni düzenleme piayasa ve kullanıcılar açısından kaosa yol açıyor ve daha da önemlisi düzenleme ile amaçlananın tam tersi bir sonuç ortaya çıkıyor: mutlak denetimsizlik” diye konuştu.


“Satış Sonrası Hizmette Başarılıyız”
Laboratuar yelpazeleri içerisinde, tüp bebekte kültür mediumları, genetik, androloji ürünleri ve invitro diagnostik ürünlerinin yer aldığını kaydeden Elçi, şunları söyledi: “Firma olarak alanında profesyonel bir ekip ile çalışıyoruz. Bilimsel Danışmanlarımızın da yardımıyla, satış sonrası hizmetlerimizde bu ekip hızlı bir şekilde çözüm sunuyor.”

Yorum bırakın

15 AYDA ANKARA TIP BAMBAŞKA BİR YÜZE KAVUŞTU

Göreve geldiği günden bu yana borçların ödenmesinde büyük adımlar atan ve başarılı işlere yapan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, hastaneyi bambaşka bir yüze kavuşturmayı başardı.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde göreve geldiği günden bu yana geçen 15 ay içerisinde birçok başarılı çalışmaya imza atan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, geçen bu süreyi Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e değerlendirdi. Prof. Dr. Ökten, 29 ayın borcunu ödediklerini ve şu anda 2009 yılının Ocak ve Şubat aylarının borçlarını kapatmaya başladıklarını belirterek yoğun çalışma ve tasarruf tedbirleri sayesinde borç süresini 12 aya düşürdüklerini, hedeflerinin 6 ay olduğunu söyledi. Borçların yanı sıra yeni alımların da gerçekleştiğini kaydeden Prof. Dr. Ökten, 15 ayda 122 Milyon TL ödedikleri bilgisini vererek şöyle konuştu: “Yani borçlarımızı ödemenin yanı sıra yenilikler yapmaya devam ediyoruz. Mesela önümüzdeki günlerde ‘Aferez Ünite’sini tamamen yeniliyoruz. Uzun zamandır bekleyen Türkiye’nin en modern Yanık Ünitelerinden biri olan, merkezimizin eksiklikleri tamamlıyoruz. Çok masraflı bir merkez olduğu için açılması gecikmiş olsa da halkımıza en iyi şekilde hizmet vereceğiz. Devlet Planlama Teşkilatı’ndan alınan teşvik sayesinde, ‘Akraba Dışı Doku Bankası’ inşaatı yapıldı. Bina tamamlanınca hizmete girecek.”

“SGK Kesintileri Belirsizlikten Kurtulmalı”
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yapılan kesintilerin bir an önce belirsizlikten kurtulması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Ökten, “Ödemelerle ilgili bir belirsizlik durumu yaşanıyor. SGK’dan yüksek kesinti ile daha önce tahsil edilmiş 20 Milyon TL’ yi, geri ödedik. Mesela, Mart 2009 ‘a kadar SGK’ya 10 bin TL’lik fatura kestiğimizde, fatura inceleninceye kadar, bin TL’si bloke ediliyor. Kalan kısım da 60 gün içerisinde ödeniyor. SGK yetkilileri, faturaları incelendikten sonra, eğer kesinti miktarı yüzde 10’dan daha aşağı ise, kestiği miktar kadar parayı tekrar ödüyor. Kesinti yüzde 10’dan daha fazla ise, alacağınızdan mahsup ediyor. Kurum ile 2007 yılı başından, Eylül 2008 tarihine kadarki mutabakatlarımız sonuçlandı. Bunların hepsinde yüzde 10’dan fazla kesinti olduğu tespit edildi. O döneme ait, 2009’dan önceki döneme ait çok az bir kesinti borcumuz kaldı. Yakın zamanda 2009 öncesi döneme ait SGK kesintisi kalmayacak” dedi.


Tüm Çalışanlar SGK’ya Devredildi
Bir ayda 2 aylık borç ödediklerini vurgulaya Prof. Dr. Ökten şunları kaydetti:” 15 Ocak 2010’dan sonra bütün çalışanlar SGK’ya devredildi. Şu anda bütün memurlar ve 657’ye tabi çalışanları da bu kapsam içerisinde yer alıyor. Bizim çalışanlarımızın da tedavi masrafları artık SGK tarafından ödeniyor. SGK’ya gönderdiğimiz faturaları 60 gün içerisinde tahsil edeceğiz. Böylelikle ne zaman ne kadar para tahsil edeceğimiz ortaya çıkacak.”

“Tomografide Tümörün Yerini Belirleyip, Hastaya Verilecek Işını Veriyor”
İbn-i Sina hastanesinde bir tane dijital mamografi cihazı aldıklarını belirten Prof. Dr. Ökten, “Cebeci hastanesine de bir tane dijital mamografi cihazının ihalesi yapılıyor. Bunların ikisinin maliyeti 1 Milyon TL civarında olacak. Radyoterapi cihazımız çalışmıyordu. Ocak 2009 tarihinden yeniledik ve hizmet vermeye başladı. Günlük 60-70 hastaya, Ankara’daki en iyi radyoterapi cihazlarından biri ile hizmet veriyoruz. Ankara’daki 750 bin TL’ye alınan radyoterapinin planlayıcısı simülatör tek olma özelliği taşıyor. Bu cihaz tomografide tümörün yerini belirleyip, hastaya verilecek ışını sağlam dokulara en az zarar verecek şekilde ayarlıyor. Ayrıca hizmet veren lineer hızlandırıcı radyoterapi cihazımız da var. Hazırladığımız programımıza göre bu yılın sonuna kadar iki tane daha radyoterapi cihazı alacağız” açıklamasında bulundu.


Onkoloji’ye Türkiye’de ilk Olan Cihaz Geliyor
Onkoloji alanında da birçok yeni çalışmalar içerisinde olduklarını kaydeden Prof. Dr. Ökten, şöyle devam etti: “Türkiye’de bir ilk olacak bir cihaz getiriyoruz. İntra Operatif Radyoterapi Cihazı ile, hasta ameliyatta iken, tümör çıkartıldıktan sonra eğer etrafta bir tümör invazyonu varsa, tedavi edilecek. Bunlar daha çok meme, inoperable pankreas ve nüks rektum kanserlerinde kullanılıyor. Şu anda dünyada yaygın kullanım alanı meme koruyucu ameliyatlarında kullanılıyor. Bu cihaz, çıkarılamayan tümörlere veya kalıntılara radyo terapi uygulayarak, ameliyat esnasında nokta atışı yapılarak tedavi ediyor.”

Klostrofobisi Olanlara Özel Kapalı MR
İbn-i Sina Hastanesi’ne hizmet verecek Üç Tesla MR aldıklarını ve normale kıyasla daha geniş olan cihazı kapalı MR’a giremeyen hastalar için aldıklarını kaydeden Prof. Dr. Ökten, açık MR’dan çok daha iyi görüntü verdiğini ve hastaların kapalı MR’da yaşadığı sorunlarla karşılaşmayacaklarına dikkat çekti. Cebeci hastanesine yeni CT cihazı aldıklarını dile getiren Prof. Dr. Ökten, “Ayrıca 16 dedektörlü tomografi cihazı monte ediliyor. Dört tane dijital röntgen makinesi alıyoruz. Bunlardan iki tanesi hizmete girdi. İki tanesi için de henüz alım aşaması sürüyor. 5 adet CR alarak, eski konvansiyonel röntgen makinelerimizi dijitalize ediyoruz. Önümüzdeki günlerde 5 tane de ultrason cihazı, Radyoloji bölümüne C kollu röntgen ve kalp merkezine koroner anjiyo cihazı alacağız” dedi.

Diyaliz Hastaları Evlerinden Alınıyor
Nefroloji kliniğinin tüm diyaliz cihazlarını yenilediklerini dile getiren Prof. Dr. Ökten şunları söyledi: “Hastanemizde tedavi edilmiş ve diyalize devam etmesi gereken hastalarla ilgili de bir taşıma ihalesi yaptık. Diyaliz hastalarını evlerinden alarak hastanemize getiriyoruz. İki yıl öncesine kadar hastalarımıza diyaliz ünitesi yeterli gelmediği için başka yerlerden hizmet alıyorlardı. Şimdi biz bu hastalarımızı hastanemizde diyalize sokuyoruz.”

Gelen Her Hasta Poliklinik Hizmeti Alıyor
1 Ocak 2010 tarihinden itibaren polikliniklerde randevu sistemini kaldırdıklarını açıklayan Prof. Dr. Ökten, bu sayede gelen her hastanın muayene olduğuna dikkat çekti. Daha önce günde 20 hastanın muayene edildiği bazı bölümlerin polikliniklerinde poliklinik sayısını arttırarak günde yaklaşık olarak 250 hastaya kadar muayenenin yapıldığını söyleyen Prof. Dr. Ökten, hasta sayısının artmasının kaliteyi düşürmediğini vurguladı. Poliklinik hizmetlerinin paket program şeklinde olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Ökten, bu durumdan zarar görmelerine rağmen halka hizmet vermek için, daha fazla sayıda hasta kabul ettiklerini dile getirdi. Özellikle Anadolu’dan gelen hastaların, aylarca sonrasına randevu alabildiğinin altını çizen Prof. Dr. Ökten, endokrinoloji bölümüne günlük bin hasta müracaat ettiği ve hastalar en yakın zamanın verildiğini söyledi.


Dijital Hastane
Üç bin kullanılıcılı bir sunucu server ve veri tabanı aldıklarını kaydeden Prof. Dr. Ökten, “Yeni bir veri tabanı aldık. Bu da Mart ayı içerisinde hizmete girecek ve artık tam otomasyona geçeceğiz. PACS sisteminin ihalesini Nisan ayında yapacağız ve bu yıl sonunda hizmete girecek. Bu bizim hastanemizdeki hasta hizmetlerinin hızlandırılmasında, faturalandırmada kapasiteyi artıracak” şeklinde konuştu.

“Yeni SUT Zarar Ettiriyor”
Yoğun Bakım, reanimasyon hizmetlerinin SUT uygulamalarında zarar ettirdiğini belirten Prof. Dr. Ökten, “Yeni SUT uygulamasında itirazlarımızı bildirdik. Yeni SUT uygulamalarında bizim gibi fakülte hastanelerinin maliyetlerinin altında ödemeler yapılıyor. Mesela Kardiyolojide poliklinik paketi içerisine alındı, eskiden EKO paket dışındaydı. Biz bu uygulama ile poliklinik hizmetlerinin, hepsinden zarar edeceğiz. Yeni SUT uygulamasında, bazı özel tetkiklerin paket dışına çıkartılmalıdır. Ayrıca SUT uygulamalarında üniversite hastaneleri için ayrı bir çarpanının olması lazım. Yoğun bakım uygulamaları da pakete girdiği için, bazen tahsil ettiğimiz para o hastaya kullandığımız ilaç için harcadığımız parayı bile karşılamıyor. Yoğun bakımdaki hastaların hepsi zarar ettiriyor. Bizim yoğun bakım yatağımız, toplam yatağımızın yüzde 8’i oranında. Bir araştırmaya göre, eğer yoğun bakım yatağı hastanenin genel yatak toplam oranının yüzde 3’ünü geçerse, bu hastane kaynaklarının büyük kısmının yoğun bakıma ayrılması gerektiğini gösteriyor. SUT uygulamalarında mutlaka, yoğun bakım yataklarında tedavi edilen hastalar için bazı tedavi amaçlı kullanılan enstrümanların paket dışına alınması şart” diye konuştu.

Hastanemizi Tam Gün’e Hazırlıyoruz
Hastaneyi Tam Gün uygulamasına hazırladıklarını dile getiren Prof. Dr. Ökten, “Özellikle dönecek cerrah arkadaşlarımızın ameliyathanede sıra sıkıntısı çekmemeleri için ameliyathaneyi çift vardiya çalıştıracağız. Bizim programımıza göre ameliyatlar sabahtan başlayacak, özellikle merkezi ameliyathanelerimizi, saat 4’ten sonra çalışacak şekilde ikinci bir vardiya ile çalıştıracağız. Üç hastanede toplam 52 tane ameliyat salonumuz var. Poliklinik hizmetlerinde de eğer provizyon alabilirsek, bu konuda herhalde bir düzenleme getirilecek. Hastası fazla olan poliklinikleri Cumartesi günleri de açmayı düşünüyoruz. Performans almak isteyen hekimlerimiz buralarda görev yapacaktır. Hastanemizde tam günle ilgili hiçbir sıkıntı olmayacak, gerekli düzenlemeleri yapıyoruz” dedi.

“Özel Odalar Artık Her Şekliyle Özel Oluyor”
Türkiye’nin yatak sayısı açısından en büyük tedavi kurumu oldukları belirten Prof. Dr. Ökten, şöyle devam etti: “Şu anda 2 bin 200’ün üzerinde yatağımız bulunuyor. Akreditasyon için bazı odalardaki yatak sayıları düşürüldü. Eğer yatak ihtiyacımız olursa, genişleyebilecek fiziki imkana sahibiz. Özel odaların hepsinin yataklarını yeniliyoruz. Mart ayı içerisinde, televizyonu, buzdolabı, refakatçi kanepesi ve telefonu olmayan özel oda kalmayacak. Maliye Bakanlığının talimatları doğrultusunda otelcilik hizmetleri için 25, 50 ve 75 lira alıyoruz. Özel Odalar Artık Her Şekliyle Özel Oluyor.”

“Özel Muayenelerden Fark Kalktı, İşimiz Zorlaştı”
Dönerleri tavandan vermeye başladıklarını dile getiren Prof. Dr. Ökten, “Bizde fazladan istihdam edilen personel vardı. Ama ciromuzu artırarak personel maliyetini düşürdük. İşten çıkarma yerine daha fazla ciroyu hedefledik. Eskiden yüzde 70’lere varan personel maliyeti bugün itibarıyla çok düştü ve yüzde 30’un üzerinde bir ciro artışı sağladık. Eylül ayında sanal performans sistemine geçeceğiz. Yani her bölüm, performans uygulamasına başlanıldığı zaman ne kadar döner sermaye alabilecek veya alamayacak, onun hesabını kendilerine bildireceğiz. Bu şekilde, kliniklerimiz daha verimli nasıl çalışır, onun hesabını yapacağız. Tam gün yasası ile birlikte bizim ciromuz artacak. En önemli gelir kalemimiz olan, özel muayeneden döner sermayeye olan gelirlerimiz ortadan kalkıyor. Bunu da ciroyu artırarak karşılamamız gerekiyor. Özel muayenelerden artık ücret alınmayacak. 2009 yılında bizim döner sermayemiz, özel muayenelerden 11 milyondan fazla bir gelir elde etti. Bu yıl üniversitelerden alınan hazine kesintisi yüzde 5’ten, yüzde 3’e düştü. 2011 yılında da yüzde 1’e düşecek ama oradaki kesinti miktarı bizim kaybımızı tam olarak karşılamıyor, o nedenle bir sıkıntımız olacak. Mesai sonrası ve Cumartesi hizmetleri ile ciromuzun daha da artacağını tahmin ediyoruz. Tam gün ile çalışanlarımızın mağdur olmayacağını tahmin ediyoruz” dedi.

Yorum bırakın

SAĞLIĞIN TEŞVİKİ VE GELİŞTİRİLMESİ ÇALIŞTAYI

Sağlığın Teşviki ve Geliştirilmesi Çalıştayı’na katılan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Türkiye’de aşılama çalışmalarıyla bir çok hastalığın artık görülmediğini belirterek, “Kızamığı Avrupa’da elimine eden ilk ülke olacağız” dedi.

Sağlığın Teşviki ve Geliştirilmesi Çalıştayı’na katılan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, sağlığın teşviki ve geliştirilmesi için önemli bir araya gelindiğini söyledi. Çalıştaya YÖK, üniversiteler, sivil toplum örgütleri ve diğer ilgili kesimlerden uzmanların katıldığını kaydeden Prof. Dr. Akdağ, Batılıların sağlığın promosyonu şeklinde ifade ettiğini, sağlığın geliştirilmesinin, bireyin kendi sağlığını koruması konusunda farkındalık ve davranış değişikliği yaratılması anlamına geldiğini bildirdi. Türkiye’de yürütülen Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık göstergelerinde önemli iyileşmeler meydana geldiğini, vatandaş memnuniyetinin arttığını söyleyen Prof. Dr. Akdağ, sağlığın iyileştirilmesinde bir hedef olarak sadece Sağlık Bakanlığı’nın ajandasında bulunursa başarının bir yere kadar olacağını ve sektörel katılımınım önemini vurguladı. Dünya Sağlık Örgütünün sloganında da bulunan ‘Herkes İçin Sağlık’ zeminin, herkesin ulaşabildiği bir sağlık hizmeti olması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Akdağ, vatandaşın finansal riskten korunmasının son derece önemli olduğunu söyledi.


“Sağlık Sistemleri 3 Ana Başlıkta İnceleniyor”
Sağlık sistemleri incelendiğinde 3 ana başlıkta toplandığını belirten Prof. Dr. Akdağ, “Birincisi sağlık göstergelerinin iyileşmesi, ikincisi vatandaşın hizmetlerden memnun olması ve üçüncüsü de vatandaşın finansal riskten korunmasıdır. Sağlık hizmetleri Türkiye’de hakikaten iyileşiyor” dedi. Anne ve bebek ölümlerinde önemli düşüşler olduğunu, ortalama yaşam süresinin yükseldiğini belirten Prof. Dr. Akdağ, sağlığın geliştirilmesi konusuna önem verdiklerini, bunun için de bakanlıkta bir daire kurduklarını söyledi. Türkiye’de yaşam süresinin son yıllarda daha hızlı bir eğimle yükseldiğinin görüldüğünü kaydeden Prof. Dr. Akdağ, başta bakanlığın olmak üzere, vatandaşın talep yüksekliğinin motive eden bir talep olduğunu ifade etti. Hareketli yaşamın önemli olduğunu, ancak Türk toplumunun yeterince hareket etmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Akdağ, bu konuda bir strateji geliştirilerek hayata geçirilmesinin planlandığını açıkladı.

“Kızamığı Avrupa’da Elimine Eden İlk Ülke Olacağız”
Ülkede tifo, sıtma ve kızamık gibi hastalıklara karşı yürütülen mücadeleyle ilgili bilgi veren ve aşılama sayesinde birçok hastalığın artık görülmediğini belirten Prof. Dr. Akdağ, “Kızamığı Avrupa’da elimine eden ilk ülke olacağız. Bütün bu gelişmeler aşılama konusunda uyguladığımız doğru politikaların sonuçları. Sıtmanın ülkemizde elimine edildiğine dair de Dünya Sağlık Örgütüne başvuracağız” şeklinde konuştu.

“Tıp Fakültelerinde Eğitim Güncellenmeli”
Meme kanserine karşı ülke genelinde ücretsiz tarama çalışması yürüttüklerini, ama başvuruların yetersiz olduğunu anlatan Prof. Dr. Akdağ, burada farkındalığın öneminin bir kez daha ortaya çıktığına dikkati çekti. Tıp eğitiminde farkındalık konusunda yeni bir düzenleme yapılmasında fayda olduğuna işaret eden Prof. Dr. Akdağ, klasik eğitimin kendilerini güncelin uzağına atmaması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Akdağ, “Tıp fakültelerinde neden sağlığın promosyonu ile ilgili ders olmasın, akılcı ilaç kullanımı ile ilgili verilmeye başlanan dersler genişletilsin. YÖK ile birlikte geliştirilecek” diye konuştu.


Uyuşturucuyla Mücadele İçin Hukukçularla Bir Çalışılıyor
Korunma stratejilerini her zaman vurgulamak gerektiğini kaydeden TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Cevdet Erdöl, “Korunma stratejileri, tedavi stratejilerinden çok daha ucuz, daha kolay, daha pratik oluyorlar. Uyuşturucuyla ilgili Bakanlık’ta bir teşkilat kurulmalı, bunun da ötesinde asıl uyuşturucu trafiğini önlemede ne gibi önlemler alınabilir, cezai müeyyideler nasıl değiştirilmeli, uygulamada nasıl değişiklik yapılmalı diye hukukçularla çalışıyoruz” dedi.

Sağlıkla Ekonomi Arasındaki İlişki
Son zamanlarda sağlıkla ekonomi arasındaki ilişkinin giderek daha çok konuşulduğuna değinen
AK Parti Adana Milletvekili Prof. Dr. Necdet Ünüvar şöyle konuştu: “Bunda şüphesiz, sağlığa verilen önem, sağlığın yürütülmesinde kullanılan bir takım enstrümanların ekonomisiyle ilişkisi büyük yer kaplıyor. Ülkemiz koruyucu sağlık hizmetleri ile kısa zamanda olumlu noktalara geldi. Aşı oranlarında o seviyeyi yakaladık. Bebek ve anne ölümleri oranlarında da hızla yol alıyoruz.”


“Önce Toplumu Tanıyacaksınız”
Konuşmasında Halk sağlığı kitap yazarı Prof. Dr. John Lust’ten bir alıntı yapan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Çağatay Güler şunları söyledi: “Halk sağlığı kitabımızın yazarı prof. Dr. John Lust diyor ki, “Hekimler, siz şu motivasyon, motive etmek lafını bir tarafa bırakın. Kimse kimseyi motive edemez. Siz motivlerden yararlanırsınız. Önce toplumu tanıyacaksınız. Onların dürtüleri ne, eğitimleri ne, ona göre onları yönlendirebilirsiniz. Sizin elinizde sihirli bir kuvvet yok. Siz insanları motive etme gücüne sahip değilsiniz.”

Yorum bırakın

TRAVMATOLOJİ EKİBİ OLUŞTURMA VE EĞİTİMİ

Ülkemizde trafik kazalarında rastlanan yaralanmalar üzerine çalışmalar yapılıyor. Hastanın hastaneye taşınmasından ilk müdahaleye, cerrahi operasyonlardan, branşların multidisipliner olması üzerine eğitim veriliyor.

Günümüzde artan trafik kazaları dolayısıyla ortopedi ve travmatoloji alanı giderek önem kazanıyor. Acil vakalarda hasta veya yaralının hastaneye getirilme süresi çok önem arz ediyor. Bu açıdan ilk dakikaların ölüm kalım meselesi olduğunu hatırlatan Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Kemal Durak, çoklu yaralanmalar, parçalı kırıklar ve batın yaralanmalarında travmatolojinin bir alt bölümü olan travmatolojinin önem kazandığını dile getirdi. Bu tip çoklu yaralanmaların beyin cerrahi, ortopedi ve genel cerrahi branşlarının ortak yaklaşımı ile tedavi edilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Durak, bu tip travmalarda bir branşın çoklu yaralanmalarda ekip başı olması gerektiğini söyledi.

Travmatoloji Ekibi Oluşturulmalı
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı olarak, son 15 yıldır Ortopedik Travma konusunda çalışmalar yürüttüklerini kaydeden Prof. Dr. Durak, “Hastalıklı ve fonksiyonlarını kaybetmiş bir eklemin cerrahi yolla yeniden şekillendirilmesi veya oluşturulmasıyla tekrar iş görebilir hale getirilmesi işlemi olan Artroplasti üzerine, ekip olarak müdahale edilmelidir. Multıple travmalarda, yani çoklu yaralanmalarda bir ekip başı olması gerekiyor ve ortopedinin travmatoloji kısmı bu görevi üstleniyor. Amacımız özellikle trafik kazalarının bu kadar yoğun olduğu ülkemizde, bu tür yaralanmaların bakımını çok iyi yapabilen ekiplerin yetiştirilmelerini sağlamak. Günümüzde acile gelen hastaların travma ve yaralanma olan hastaların ciddi olarak bakılması ve bu hekimlerin sayılarının arttırılması gerekiyor” dedi.

Kalça Kırıklarına Özel Madde Geliştiriyorlar
Kalça kırıklarında iki yaklaşım olduğunu söyleyen Prof. Dr. Durak, “Kırığın kaynamasını sağlayan implant ya da çivi gibi araçların doğru kullanılmasının çok önemli olduğunu vurguladı. İmplant tiplerini karşılaştırarak, çok küçük bir insizyonla (kesiyle) ameliyat yapmaya çalışıyoruz. Küçük kesi ile kalça kırığını tespit etmek mümkün. Kırık tedavisinde yeni bir madde kullanarak iyileştirmeyi hızlandırabilir miyiz diye araştırmalar yapılmalıdır. Bu konuda hayvan deneyleri halen devam etmektedir. Bundan sonraki aşamaları takip ediyoruz” şeklinde konuştu.

Yorum bırakın

TAM GÜNDEN KAMPÜSE MERAK EDİLENLER..

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nihat Tosun, Kampüs Projesi’nden Tam Gün uygulamasına birçok konuyu Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı. Prof. Dr. Tosun, Tam Gün Yasası ile tıp fakültelerinde asistanların bir hastayla ilgili ilk hazırlığı yaptıktan sonra, değerlendirmeyi hocasıyla birlikte yapacağını belirterek, ”Bu sistem olmadığında hoca bir hasta için 20 dakika harcayacak iken asistanın hastayı hazırlamasıyla 2 dakikada bakacak. Böylece, hoca daha fazla hastaya bakmış olacak” dedi.

Ankara, Etlik ve Bilkent olmak üzere iki kampüs şeklinde hizmet verileceğini belirten Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nihat Tosun, Etlik Kampüsünün ihale işlemlerinin tamamlandığını, Bilkent Kampüsünün de ihaleye çıkılacağını dile getirdi. Kamu özel ortaklığı ile ilgili ihale ortaklığındaki sürecin uzayabildiğini bildiren Prof. Dr. Tosun, ihalelerin yıl sonundan önce tamamlanacağını ifade etti. Sağlık Kampüsü projesine, genel ve dal hastanelerinin bir arada yer aldığı ve lojistik ihtiyaçların kolay temin edilebildiği bir ortam hazırlamayı hedeflediklerini söyleyen Prof. Dr. Tosun, ulaşımı ve alt yapı koşullarının yanı sıra, bu alanlar seçilirken gelişime açık alanları tercih ettiklerini dile getirdi. Kampüsler açıldığında merkezde sıkışan hastanelerin taşınacağını bildiren Prof. Dr. Tosun, iki kampüste aynı branşların olacağını ve rekabetin de kaliteyi getireceğini sözlerine ekledi. Bünyesinde çok sayıda hastaneyi barındıracak şekilde inşa edilecek ve bazılarında sağlık bilimleri üniversitesi de bulunacak kampüs hastane modelindeki poliklinik sisteminin de asistan-uzman hekim-profesör ilişkisine yönelik oluşturulacağını belirten Prof. Dr. Tosun şu bilgileri verdi: “Bu sistemde, poliklinikte ortada bir oda, yanlarda da birer muayene odası bulunacak. Hocanın oturacağı ortadaki oda görüşme ve çalışma odası şeklinde olacak. Yan taraflarda ise asistanlar hasta bakacak. Her bir asistan hazırladığı hastayı hocasının yanına giderek değerlendirecek, tedaviyi birlikte planlayacaklar.”

Kampüs sisteminin tam günün alt yapısını oluşturduğunu kaydeden Prof. Dr. Tosun, üniversitede çalışan hekimlerin devlet hastanesinde de hizmet verebileceğini veya devlet hastanesinde çalışan bir hekimin üniversitede ders anlatabilmesine imkan sağlandığını dile getirdi. Hasta bakmayan öğretim üyelerinin performans ücretlerinin düşük olacağını belirten Tosun, “O zaman hoca sadece yaptığı bilimsel yayınlardan, hoca olmasından ve çalıştığı klinikteki havuzdan ücret alacak. Bu da esas alacağının yüzde 60’ını bulur, ama geriye kalan yüzde 40’ını da kendi çalışarak kazanacaktır” dedi.

Sektör Temsilcileri İlk Kez Politikalarını Belirleyebilecek
Yeni hastane projeleri dahilinde Samsun, Erzurum, Adana, Mersin, İzmir ve Antalya’da da hastane arazileriyle ilgili sorunu çözülen illerde ihaleye çıkılacağını belirten Prof. Dr. Tosun, “Bir kısım hastanenin yerleri belli, bir kısmının alternatifi var. Netlik kazandığında hastane açacağız. Bu yıl yeni açılacak hastanelerle ilgili tıbbi cihaz ve ürünlerle ilgili de sektörde açılım olacak. Bunu sektör temsilcileriyle de paylaştık. 2009 sonuna doğru toplantı yaparak 2010’daki stratejilerimizi ve onlarla ilgili neler alabileceğimizi sunum yapıp, görüşlerini aldık. Onlar da ilk kez önlerini görecek şekilde politikalarını belirleyecekler” dedi.

“Bir Hekim Çalışmalarından bağımsız olarak yaklaşık 4-5 Bin Lira Alacak”
Hastane birlikleri tasarısının büyük bir kampüsün temeli olacağını dile getiren Prof. Dr. Tosun, kampüslerin hastane gibi yönetilmediğini, kendi içinde özerk yapısının olacağını ifade etti. Cerrahi branşlardaki öğretim üyelerinin de yaptıkları ameliyatlar karşılığında performans alabileceğini bildiren Prof. Dr. Tosun, “Bu branştakiler günde 1-2 ameliyata girdiğinde performansı zaten doldurur. Bu hocalar dersini verse, günde 3-5 hasta baksa, 1-2 ameliyat yapsa, diğer hastaları konsülte etse performansını tamamlar” dedi. Hekimlerin performans sistemi sayesinde çalıştığının karşılığını alacağını kaydeden Prof. Dr. Tosun, “Bir hekim çalışmalarından bağımsız olarak yapmasa bile yaklaşık 4-5 bin lira alacak” diye konuştu. Tetkik, tahlil ve ameliyat yapılmayan bir hastanenin para kazanamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Tosun, tam gün öncesi sistemde üniversite hastanelerinde özel muayene sonrası tetkiklerin hastanede, ameliyatların ise özel bir kurumda yapıldığı eleştirisinde bulundu.

“Tam Gün ile Hekimler Haklarının Karşılığını Alacak”
Tam Gün ile , Anadolu’da açılan bir üniversite hastanesinin uygulama zorluğunun ortadan kalkacağını kaydeden Prof. Dr. Tosun, basit bir protokol yardımıyla çerçevelerin belirlenebileceğini ifade etti. Yani hekim hem üniversiteden ek ödeme alırken, hem de başka bir hastanede baktığı hastalardan performans ücretini alabileceğini söyleyen Prof. Dr. Tosun, kamuda çalışan hekimlerin de özeldeki gibi verdiği hizmetin karşılığını alacağını ifade etti. Özlük hakları açısından hekimin üniversite mi yoksa hastanenin mi bünyesinde olacağı ile ilgili tüzük çalışmalarını sürdürdüklerini ifade eden Prof. Dr. Tosun, tıp fakültelerinin derslerini YÖK’ün belirleyeceğini, ayrıca üniversitelerde de konuyla ilgili yeni düzenlemelerin yapıldığını kaydetti. Prof. Dr. Tosun, Tam Gün uygulamasının devlet hastanelerinde 6 ay, üniversite hastanelerin de 12 ay süre sonunda uygulanmaya başlayacağını söyledi.

“Hem Devlet Hem de Özel de Çalışılmaz”
Hekimlerin tüm gün çalışmasına ilişkin yasayla ilgili bazı sivil toplum kuruluşları ve meslek odalarının eleştirilerine Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nihat Tosun, yanıt olarak şunları söyledi: “Yasanın en fazla tartışılan kısmı, hekimlere üniversite ve kamu hastanelerinde tam zamanlı olarak çalışma zorunluluğu getirmesi. Aynı zamanda özelde de çalışmalarına imkan tanınmamasıdır. Bu düzenleme halkın ve devletin çıkarlarını koruyor. Tam Gün Yasası hazırlanırken her noktanın tek tek üzerinde duruldu. Yasa ile öncelikle akademisyenlere kamunun verebileceği tatminkar bir ücret sunuldu.”

Parası Olmayan İnsanlar da Üniversitede Hekim Seçebilecek
Tam Gün Yasası ile hasta hakları açısından hekim seçme özgürlüğünün kısıtlandığı iddialarına katılmadığını, aksine hasta yararına bir değişiklik yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Tosun, “Kamuda hekim seçmek istediğinizde o hocanın muayenesi için para vermeniz gerekiyordu. Bu durumda o hekimi devlet finanse etmiş oluyordu. Hem devletin tüm imkanlarını kullandırıyorsunuz, hem de karşılığında ayrı bir para alıyorsunuz. Peki, o parayı veremeyecek durumda olan insanların seçim hakkı ne oluyor? Bizim buradaki en önemli çıkış argümanımız bu. Parası olan insanların hekim seçme hakkını üniversitede yapması gerekmiyor, özel sektörde de yapabilir.”

“Tam Gün Sayesinde Öğretim Üyeleri Ek Ödemenin Yüzde 25-35’ini Eğitimden Alacak”
Üniversite hastanelerinde hastaların asistan ya da uzman yerine bir öğretim üyesine muayene olmak istemesi halinde sistemin işleyişiyle ilgili olarak Prof. Dr. Tosun, bu konuda çözümün hastane yönetimi tarafından belirlenebileceğini söyledi. Hastaların genelde asistan ya da uzman yerine öğretim üyesine muayene olmak isteğine dikkat çeken Prof. Dr. Tosun, “Hasta şunu kabullenecek ki, asistanlar uzmanlarla birlikte hastayı hazırlayacak. Zaten asistanın tek başına hastayı değerlendirip sonuçlandırmaya hakkı yok. Hocasına danışacak, hoca ile birlikte değerlendirilecek. Tıp fakültelerine ilişkin eleştirilerden biri de ‘öğretim üyelerinin sürekli hasta baktığı takdirde araştırma yapmaya vakit bulamayacakları, araştırmaya ağırlık verdiklerinde de hasta bakamayacakları’ yönünde oluyor. Asistanların hazırladığı ve hekime sunduğu hastalara bakan hoca aynı zamanda eğitim için de puan alacak. Alacağı ek ödemenin yüzde 25-35’ini eğitimden almış olacak. Bunun dışında o klinikte bakılan hastaların muayenesinden oluşan ortak havuzdan ve ekstra kendi baktıklarından da ücret alacaklar” dedi. Bu sistemde asistanın uzman hekimin işini kolaylaştırdığını ve hasta ile hekim arasında köprü olduğunu anlatan Prof. Dr. Tosun, “Bu sistem olmadığında hoca bir hasta için 20 dakika harcayacakken, asistanın hastayı hazırlamasıyla 2 dakika bakacak. Böylece, o hoca daha fazla hastaya bakmış olacak” şeklinde konuştu.

Yakında Uçak Ambulanslar Faaliyete Girecek
Bu sene uçak ambulansların faaliyete gireceğini kaydeden Prof. Dr. Tosun, uçakların ihalelerinin sonuçlandığını, hizmet alımı yoluyla bir turbo jet ve türbo prob uçağı hizmete başlayacağını belirtti.

Biyologların Çalışma Alanlarında Hassas Davranılacak
Hastanelerin laboratuar hizmetlerinin özel hizmet alımına açılması ile biyologların aktif çalışmasını hedeflediklerini kaydeden Prof. Dr. Tosun, üniversite araştırma laboratuarlarında biyologların yer alması gerektiğini vurguladı. Biyologların yaşadığı kadro ve tanımlanmamış çalışma şartları ile ilgili yaşadığı sıkıntılar konusunda hassas davranacaklarını ifade eden Prof. Dr. Tosun, biyolog dernekleri ve YÖK ile ortak bir çalışma yapacaklarını dile getirdi.

Aile Hekimliği Uygulaması 2010 Yılında Tüm Ülkede Olacak
4 yıldır pilot olarak devam eden ‘Aile Hekimliği Sistemi’ bu yılın sonuna gelmeden bütün ülkede uygulamaya geçileceğini kaydeden Prof. Dr. Tosun, aile hekimliğinin sayısı Ocak ayında 40 ile çıktığını, 9. ya da 10. aya kadar bütün Türkiye’de uygulamaya geçilmiş olacağını belirtti. 2011 yılına girerken aile hekimliği tüm Türkiye’de yerleşmiş ve 4 yıllık tecrübelerin getirisiyle sistemin oturmuş olacağını dile getiren Prof. Dr. Tosun, Ankara ve İstanbul’da çok fazla hekime ihtiyacımız olduğunda bu yılın 6. ya da 7. ayında uygulanmaya başlanacağını söyledi.

Yorum bırakın

HASTANESİNE GÜVENEN KATILSIN!

II. Uluslararası Sağlıkta Performans ve Kalite Kongresi kapsamında gerçekleştirilecek olan “Araştırma Ödülü ve En İyi Uygulama Ödülü” ile, Türkiye’de bir ilke imza atılacak.

Sağlık Bakanlığı’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan II. Uluslararası Sağlıkta Performans ve Kalite Kongresi’nde birçok ilke imza atılacak. II. Uluslararası Sağlıkta Performans Ve Kalite Kongresi, 28 Nisan-1 Mayıs 2010 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek. Toplantıda kurumlar “performans, kalite, hasta ve çalışan güvenliği” alanında çalışmalarını yarışma sayesinde ödüllendirebilecekler. “Araştırma Ödülü ile En İyi Uygulama Ödülü” adında iki farklı alanda değerlendirme yapılacak. Bu yarışmalar sayesinde kurumlar kalitelerini gösterme imkanı bulacaklar. Ödülün Hizmet Kalite Standartları’nın etkinliğinin ölçümünü içeren tebliğler arasından dereceye giren bildiri sahiplerine verileceğini kaydeden Kongre Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Hasan Güler, çalışmanın saha çalışması yapan ve bilimsel gereklilikleri karşılayan hastanelerde yapılması gerektiğini söyledi. İlk üç içerisine giren yarışmacıların kongreye davet edileceğini belirten Dr. Güler, düzenleyecekleri ödül töreninde kendilerine plaket verileceğini ifade etti.

“Hizmet Kalite Standartları En İyi Uygulama Ödülü”
En iyi uygulama ödülünün seçici kurul tarafından belirleneceğini söyleyen Dr. Güler, hasta, çalışan ve laboratuvar güvenliği alanlarında hastanelerde yapılan sistematik uygulamaların değerlendirileceğini vurguladı. Bu yarışma alanında esas alınanın plan ve programlarla çıkartılarak, raporlamanın görsel öğelerle desteklenmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Güler, bu dalda başarılı bulunan çalışmanın benzer kurumlara da örnek olması gerektiğini kaydetti. Bu alanda da dereceye giren ilk üç çalışma sahiplerinin kongreye davet edilerek plaket verileceğini dile getiren Dr. Güler, ilk kez gerçekleştirilecek olan bu etkinliğin tüm tarafları açısından farkındalık oluşturacağını söyledi. Yarışma sonucunun 29 Mart 2010 tarihinde dereceye giren adaylara tebliğ edileceğini belirten Dr. Güler, nihai sonucun kongrede açıklanacağına dikkat çekti.

Soruları Doğru Cevapla Kongreye Katıl
Sağlıkta performans ve kalite uygulamalarının daha ileri düzeye taşınması amacıyla ödüllü soru yarışması düzenlediklerini kaydeden Dr. Güler, hizmet kalite standartları ve uygulamalarına yönelik soruları hazırladıklarını belirtti. Performans, Kalite ve Hasta Güvenliği Ajansının 6. sayısında soruların yayınlanacağını ifade eden Dr. Güler, soru setinin hazırlandığını, bu yarışmaya kamu, özel ve üniversiteden olmak kaydıyla sadece Hemşirelerin katılabileceğini ve bu yarışma sonucunda yapılacak değerlendirme sonucu ilk 5 giren katılımcının kongreye katılımını karşılayacaklarını bildirdi.
Kongre için hazırlanan “Performans, Kalite ve Hasta Güvenliği Ajansı”nın kaynak kitap özelliği taşıdığına değinen Dr. Güler, bu kongrede birçok anlamda ilklerin gerçekleştirileceğini ve hastane çalışanları için tarihi bir önem taşıdığını dile getirdi.

2 Yorum