Haziran 2010 için arşiv

“TÜRKİYE’DE DOKTORLARIN KALİTESİ BİLİMSEL ANLAMDA ÇOK YÜKSEK”

8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’ne katılan Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Emre Seli, ülkemizdeki hekimlerin çalışmaları hakkında düşüncelerini Sağlık Dergisi’ne anlattı.

8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nde ‘Mesleğin Ustaları’ özel oturumunun konuşmacıları arasında yer alan ve ‘Polikistik Over Sendromunda Tedavinin Optimizasyonu’ konulu bir sunum yapan Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Emre Seli, polikistik over sendromunun kadınların en çok yakalandığı hastalık olması yanında, kalp ve şeker hastalıklarına yol açması açısından da önemli olduğunu söyledi.

Esra Öz: Polikistik Over Sendromu kadınların en fazla doktora gitme nedenlerinden biri. Bu konuyu biraz daha detaylı anlatabilir misiniz?
Doç. Dr. Emre Seli:
Polikistik over sendromu adet bozukluklarından sorumlu olduğu için en sık görülen jinekolojik olgulardan biridir ve kadınların en fazla doktora gitme nedenleri arasında bulunan adet bozukluklarına neden olur.
Polikistik over sendromunun görülme sıklığı yüzde 5-8 dolayında. Ayrıca bunun yanında bazı kadınlarda diyabet, kalp hastalığı gibi ciddi sekonder sorunlara yol açtığı için, genç yaşta tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Bu yönüyle, insanların tüm hayatlarına etki edebilen olgulardan, kadın doğumcuların da insanların tüm hayatına müdahale edebildiği hastalıklardan biridir.

Polikistik over sendromu olan bir hastanın eğer insülün problemi varsa, şeker hastalığı öncesi konumu varsa yada kalp hastalığı riski varsa, kadın doğumcu yerinde bir müdahale ile bu riskleri azaltıp, yalnız bu hastalığı adet düzensizliğini tedavi etmekle kalmayıp, tüm hayatına ve genel sağlığına etki etme olanağı vardır.

Türkiye’yi yakından tanıyan bir bilim adamı olarak, Amerika’dan bakınca Türkiye’deki kadın doğum alanındaki gelişmeler nasıl görülüyor?
Türkiye’de kadın doğumun seviyesi çok iyi durumda bulunuyor. Türkiye’de doktorların kalitesi hem bilimsel hem klinik anlamda çok yüksektir. Bu yalnız benim fikrim değil, kendi branşımda en önemli bilimsel dergilerde en çok yayın yapan altıncı ülke Türkiye. Mesela, Türkiye futbolda dünya altıncısı değil ama bilimsel yayınlarda sürekli olarak ilk 6 ülkeden biriyiz. Ayrıca Türkiye’de yetişmiş, başka ülkelerde ve Türkiye’de çalışan dünyaca tanınmış çok insan var. Avrupa ve ABD’de de Türk hekimler başarılı bulunuyor.
Şunu da belirtmeliyim, tıp sadece doktorlar tarafından yapılan bir şey değil. Hastane temizliğinden, hemşire kalitesine, yönetim konularına kadar geniş bir alanı kapsıyor. Bir hastanın tedavisinin sonucunda ne kadar başarılı olunduğu, sadece doktorların sorumluluğunda değildir. Genel sonuçlarını bilmiyorum ama Türkiye’de tıbbın ve Türk doktorların çok iyi olduğunu biliyorum.

Kongreyi genel olarak değerlendirebilir misiniz, bilimsel çerçevesi sizce tatmin edici mi?
TJOD tarafından düzenlenen bu kongre son derece başarılı. Öncelikle katılımı çok yüksek ve konu şimdiye kadar dinlediğim konuşmalar çok başarılı. Ben, TJOD’un ABD’deki karşılığı olan ACOG tarafından düzenlenen kongrede de geçen yıl konuşmacıydım. Bu yıl TJOD’a geldiğim için katılamadım. Benim gözlemlediğim kadarıyla TJOD çerçevesinde yapılan konuşmalar en az ABD’deki konuşmalar kadar iyi, hatta daha iyiydi.

Yorum bırakın

TIBBİ CİHAZ SEKTÖR TOPLANTISINDA SORUNLAR MASAYA YATIRILDI

SGK Tıbbi Cihaz Sektör Toplantısında taraflar bir araya gelerek sorunların çözümleri üzerine karar aldılar.

SGK Tıbbi Cihaz Sektör Toplantısına, Sosyal Güvenlik Kurumu Genel Sağlık Sigortası Genel
Müdürlüğü Hasan Çağıl, Tıbbi Malzeme Daire Başkanı Hüseyin Özbay, Şube Müdürleri Reyhan Bozkurt, Sabahattin Yılmaz ve SGK Kocatepe SGM Müdürü İsmail Kobal ile Sağlık Bakanlığı İEGM Tıbbi Cihaz Bilgi ve Değerlendirme Şube Müdürlüğünü Meral Yılmaz, Maliye Bakanlığı BÜMKO Ali Günkut, Kamu İhale Kurumundan Avşar Kemal Keyik ile Tıbbi Cihaz Sektör Temsilcilerinden SEİS, TÜMDEF, SADER, ORDER, TıpGörDer ARTED ile TÜDER’den temsilciler katıldılar.

Tıbbi Malzeme Daire Başkanlığı Kuruldu
Toplantının açılış konuşmasını yapan Genel Müdür Hasan Çağıl, öncelikle SGK’nın yeni yapılanması hakkında bilgi vererek kurumun tıbbi cihazlarla ilgili konuları yürütmek üzere Tıbbi Malzeme Daire Başkanlığının kurulduğunu ve artık tıbbi cihazların ilaç ile eşdeğer
oranda öneme kavuşturulduğunu belirten Çağıl, 25 Mart 2010 tarihinde yayımlanan SUT’ta yaşanan sıkıntılar dolayısı ile yakın bir zamanda yeni bir SUT yayımlayacaklarını belirtti. Tıbbi cihazların SGK geri ödeme kapsamına alınmasına ilişkin esas ve usullerin daha sistematik hale gelmesi ve şeffaf açık net bir yapı kurulması yolunda çalıştıklarını söyleyen Çağıl, ancak bunun zaman alacak bir iş olduğunu, çalışmalara başladıklarını, kriterler netleşmeden de sistemi çalıştıracaklarını bildirdi. Çağıl, belirsizliklerin sektörü zor duruma soktuğunu bildiklerini, yanlışlık ve eksikliklerin revize edileceğini belirterek, bu netliğin sağlanması aşamasında, sektörün önerilerini de beklediklerini iletti.

Beyan Esaslı Bir Sistem…
Tıbbi cihazların yüksek hacmi ve büyüme hızı nedeniyle beyan esaslı bir sistem
oluşturmaya çalışıldığını kaydeden Çağıl, her malzeme için aynı kurallar uygulanabilir değilse de, çeşitli gruplara has yeni kurallar getirilebileceğini belirtti. MR’ların kapasite kullanımına ilişkin makul rakamlar dışındaki sapmanın kontrol edileceği dile getiren Çağıl, yeni uygulamaya giren takip sistemi sayesinde hizmet alımlarında da ilaçtaki gibi anormallikleri görebileceklerini belirtti. Ellerinde bin hasta için bir nörologun kaç MR çekmesinin makul olabileceğine ilişkin istatistiklerin eksik olduğunu ifade eden Çağıl, bu istatistikler toplandığında daha sağlıklı bir geri ödeme sistemi kurulacağını kaydetti.

“Piyasa Gözetim ve Denetimin Etkin Çalışmaması”
SUT’ta 01 Mayıs 2010 olan belgelerin toplanması için tanınan müddeti ile ilgili Çağıl, “15 Haziran 2010 olarak değiştirildi. CE teknik dosyasında bulunan testlerin özet sonuçlarını beyan etmeleri, bunun da üretici ve ithalatçının bu beyanı ile piyasaya arz ettiği malın, sorumluluğunu üstlenmesini hedefliyoruz. Böylece yaşanan bir sorun olursa, sorumluluk beyanı veren kişinin sorumlu olacak. Piyasa Gözetim ve Denetimin etkin çalışmamasının bizi bu duruma itti” dedi.
SGK geri ödeme listelerine alınma esas ve usullerinin açık ve şeffaf olması gerektiğini kaydeden Çağıl, bu nedenle bir kılavuz hazırlanmasının gerekli görüldüğü, elektronik ortamda herkese açık şekilde girilmiş olmasının düşünüldüğünü belirtti. Bu konuda sektörün önerilerini de beklediklerini dile getiren Çağıl, işin zorluğuna dair, kurallar belirlendikten sonra hâlihazırda listeye alınmış cihazlar kapsam dışı kalırsa onlara ilişkin nasıl bir yol izleneceğinin de dikkatlice düşünmek gerektiğini söyledi.

Belge Tamamlama
Tıbbi Cihaz Sektör Platformunun sekretaryasını yürüten SEİS tarafından hazırlanan sunum üzerinden SUT 2010’da problemli olduğu görülen maddeler tartışıldı.
Buna göre SGK Tıbbi Malzeme Daire Başkanlığı’ndan Şube Müdürü Sabahattin Yılmaz, Sağlık Uygulama Tebliği’nin yeniden yayınlanacağını söyleyerek, yapılacak değişikliklere değindi ve belgelerin temini için verilen son müddet olan 01.05.2010 tarihini, 15.06.2010 tarihine ertelendiğini belirtti.
Belgelerin şimdiye kadar kabul edilmemiş olmasının sektörde ödemelere ilişkin bir sıkıntı yarattığına değinen Sivil Toplum Örgütleri, bu belgelerin gecikmeli bir şekilde tamamlandığında da geçmişe yönelik ödeme alma sıkıntısı içine düşülebileceğini söylediler. SUT 2010 7. 1.22. g) maddesine göre 01.05.2010 tarihine kadar istenen belgeleri ibraz eden firmaların ürünlerine tavan fiyat uygulanacağına dair maddenin, uygulamasının nasıl olacağı soruldu. Belgelerin eksik olması durumunda firmaların tavan fiyatı almayı beklememelerini söyleyen Yılmaz’a Sivil toplum Kuruluşları temsilcileri tarafından, belge tamamlama işinin, SGK’nın belgeleri kabul etmemesi nedeniyle aksadığını, il sağlık müdürlüklerine duyurarak, geçen süre zarfında yaşanacak keyfi ve göreceli uygulamaları engellemesi talebinde bulundular.

“Tıbbi Malzemeleri Satan İthalatçı ya da Üretici Firmalarla Sözleşme Yapmaya İlişkin Düzenlemeyi de İptal Ettik”
Yılmaz, yeni SUT’da 7.1.23 Md. göre Ek-5/E Omurga cerrahisi ile Ek-5/F Ortopedi ve
Travmatoloji branşı Artroplasti alan grubunda kullanılan tıbbi malzeme listelerinde yer alan tıbbi malzemeleri satan ithalatçı ya da üretici firmalarla sözleşme yapmaya ilişkin düzenlemeyi de iptal ettiklerini, sözleşme yapmayacaklarını belirtti.
HTA belgesinin üretim merkezi ülkede kullanılan mı geri ödeme sistemine dahiline mi ilişkin bir belge olduğunun netleştirilmesi isteklerine SGK yetkilileri, ithal edilen ürünün menşei ülkesinde geri ödeme sistemine dahil edildiğinin belgelendirilmesi gerektiğini söylediler.
13485 Tıbbi Cihazlar için Kalite Yönetimi Sistemi belgesinin üretici standardı olduğu
İthalatçılardan bu belgenin istenmemesi gerektiğine dair sektör görüşüne karşın 13485 Tıbbi
Cihazlar için Kalite Yönetimi Sistemi standardını lojistik alanı ile ilgili olarak ithalatçılarında alabileceklerini bu nedenle bu belgeyi istediklerini ancak yeni yayımlanacak SUT da ISO 2001 standardının da kabul edileceğini bildirdiler.

Yılmaz, yeni yayımlanacak olan SUT revizyonunda, (7.2.1.b) Kamu İhale Kanununa tabi
olmayan kamu ve özel hastanelere yapılan ürünlerin fiyatlarının tespitinde kullanılan en düşük 5 fiyatın belirlenmesinde il sağlık müdürlüklerini yetkilendirdiklerini dile getirerek, bu 5 fiyatın belirlenmesi ile ilgili olarak branş kodu yada GMDN kodlarının kullanılabileceğini söyledi. Branş kodu ile ödeme esasının kaliteli malın arzına engel olacağı yolundaki görüşlere, menşei ülkede geri ödeme bildirimini istedikleri ürünlerin kalitesiz olacağını düşünmediklerini ve yeni SUT metninde esas alınan adedin 5’ten aşağıda bir rakam olarak belirlenerek kolaylık sağlandığını ifade etti.

“Kanıta Dayalı Tıbbı Kullanarak Geri Ödemeleri Planlansın”
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Tıbbi Cihaz Satın alma Daire Başkanlığı Şube Müdürü Reyhan Yalçın Bozkurt, SGK’nın kanıta dayalı tıbbı kullanarak geri ödemeleri planlamasını doğru bulduklarını kaydetti. Ancak, verilerin henüz 3 yıllık olduğunu belirten SGK yetkilileri, Ortopedi ve Kardiyoloji gibi alanlarda 15 yıllık bir geçmiş bulunduğunu bildirdi.
SGK geri ödeme sistemine yeni ürünlerin girebilmesi için yılda 4 kez olmak üzere pozitif liste yayınlanmasının planlandığını, Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel
Müdürlüğünün SUT hazırlıklarına dahil olduğunu, Tıbbi Cihaz Kurumunun kurulmasına olan
ihtiyaç vurgulandı ve yeni SUT’un tekrar yayınlanacağını belirttiler.
Kur farkına ilişkin ithalatçıların sorunlarına değinen Sivil toplum Kuruluşları temsilcileri,
hastanelerin çok farklı oranlarda ıskonto taleplerine ilişkin rahatsızlıklarını dile getirirken, Ek 5 E ve F listelerinin revizyonunu ve belgeleri değerlendirecek alt komisyonlar kurulmasını önerdi.

Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü Tıbbi Cihaz Bilgi ve Değerlendirme Şube
Müdürlüğünü temsilen konuşan Meral Yılmaz ise, Piyasa Gözetim ve Denetimin çalışmakta olduğunu, TİTUBB uygulamasının halihazırda beyana dayalı ve mevzuatın gerektirdiği her tür belgeyi içerdiğini, yeniden bu belgeleri istemenin, ikinci bir evrak ve kağıt işi getireceğini, uygunluk beyanlarının TİTUBB içinde mevcut olduğunu belirtti. SGK yetkilileri ise, bu belgeleri geri ödeme kuruluşu olarak istemeye Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel
Müdürlüğü’nden yetkililer ile birlikte karar verdiklerini dile getirdi.
Sektör temsilcileri, Artoplasti ve Spinal alan grubu ürünleri dışındaki SGK Geri Ödemesine tabi Travma Kardiyoloji gibi diğer iyileştirici tıbbi malzeme ürün gruplarına ilişkin kurum politikasını ve yenilikçi ürünlere ilişkin geri ödeme prosedürünün ne olacağını Ar-Ge potansiyeline engel olmayacak şekilde dikkatle düzenlenmesi gerektiğini dile getirdi.

Örnekleme uygulamasının çok problemli olduğuna dikkat çeken sektör temsilcileri, bunun yerine daha adil bir uygulamaya geçilmesini talep etti. Sektör temsilcileri, Artoplasti ve Spinal alan grubu ürünleri dışındaki SGK Geri Ödemesine tabi Travma, Kardiyoloji gibi diğer iyileştirici tıbbi malzeme ürün gruplarına ilişkin kurum politikasını sordu. SGK yetkilileri nihai olarak geri ödeme kapsamında olan tüm branşların fiyatlarının belirlenmesini amaçladıklarını ve tıbbi cihaz geri ödemelerini sağlık hizmet sunucularına fatura tarihinden itibaren 15 gün içinde avans ödemesi yaptıklarını, 60 gün içinde de tamamını ödediklerini söyledi.

Bir sonraki SGK Tıbbi Cihaz Sektör Platformu toplantısının, 23 Ağustos 2010 tarihinde yapılmasına, gerek görüldüğü halde Sağlık Bakanlığı, DPT, KIK ve Maliye Bakanlığı’nın da katılımı ile gerçekleştirilmesine karar verildi.

Yorum bırakın

‘SEZARYEN SALGINI’ DÜŞÜRMENİN YOLU: EĞİTİM

TJOD 8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nde konuşma yapan Dr. Aris Antsaklis, “Sadece Türkiye’de değil bütün dünyada sezaryen oranları dramatik biçimde yükseliyor. Biz buna “Sezaryen Salgını” adını veriyoruz. Bence buradaki en önemli konu ve yöntem; eğitim” dedi.

TJOD 8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nde “Primer Sezaryen Sectio Oranlarını Azaltmak Mümkün mü?” konusu üzerine sunum yapan Dr. Aris Antsaklis, bütün dünyada sezaryen oranlarının dramatik biçimde arttığını ve bununla mücadelede en etkin yolun eğitim olduğunu söyledi. Sağlık Dergisi’ne açıklamalarda bulunan Dr. Antsaklis, genç hekimlerin ve kadınların normal doğum konusunda bilinçlendirilmesinin yanında, ilk kez sezaryen olanların sayısının azaltılması yönünde atılacak adımın genel oranı aşağıya çekeceğini vurguladı.

Esra Öz: Sezaryen oranlarını aşağıya çekmek için herkes arayış içinde, sizce ilk adım ne olmalıdır?
Dr. Aris Antsaklis:
Kadınların ilk yaptığı doğumdaki tercihleri önemli. Eğer ilk doğumlarında sezaryen olanların oranlarının azalmasını sağlayabilirsek, genel anlamda düşüş sağlayabileceğimize inanıyorum. Tabii ki bu tercihi yapmalarını sağlamak için en önemli yollardan biri, annelerin tercihlerini etkileyebilmek. Doktor olarak bizim tercihimiz, annelerin ancak tıbbi bir zorunluluk halinde sezaryeni tercih etmeleri. Genel olarak sezaryen oranlarının azaltılmasında ikinci bir yol, bebeğin ters gelmesi durumundaki tercihleri ile ilgilidir. Bunun nasıl üstesinden gelineceğini genç hekimlere özellikle öğretebilirsek ve öğrenebilirsek, oranlarda azalma sağlayabiliriz. Sezaryen yönteminin seçimi için kriterlerin çok kesin ve doğru biçimde konulması, bu konudaki verilerin doğru ve kesin biçimde hekim tarafından alınması gerektiğinden eminiz.

Türkiye’deki sezaryen oranları oldukça yüksek durumda bulunuyor. Bu nedenle tedbirler alınmaya çalışılıyor, dünyada durum nasıl?
Sadece Türkiye’de değil bütün dünyada sezaryen oranları dramatik biçimde yükseliyor. Biz buna “sezaryen salgını” adını veriyoruz. Bunun başlıca nedenlerinden biri, kadınların tercihi. Bunun yanında aile planlamasına yönelik çalışmalar insanları buna yönlendiriyor. Tabii sezaryen oranlarının Dünyanın her yerinde yüksek olması nedeniyle herkes bir çözüm bulmaya çalışıyor.

Bence buradaki en önemli konu ve yöntem; eğitim. Genç bireylerin yanında genç hekimlerin de eğitilmesi önemli. Özellikle sezaryen hangi durumlarda gerçekleştirilmelidir? Burada yapılacak eğitim, diğer yöntemlerin hepsinden daha etkin olacaktır. Tabii ki, burada bahsettiğim konu, kadınların bilgilendirilmesi. Kadınlar büyük acılar çekeceklerini, doğumun ardından sorun yaşayacaklarını düşünüyorlar. Neyle karşılaşacakları konusunda net biçimde bilgilendirilmeleri, doğum ve doğum sonrası yaşayacakları konusunda gerçek bilgilerin verilmesi kadınların tercihinde önem taşıyacaktır.

Kongre hakkındaki düşünceniz nedir, Türk meslektaşlarınızı başarılı buluyor musunuz?
Öncelikle, Kongrenin çok iyi organize edilmiş olduğunu görüyoruz. Katılım yüksek ve tabii ki bu mutluluk verici bir durumdur. Türk meslektaşlarımız eğitimi yüksek ve bilgili ayrıca, onların Dünya çapındaki kongrelere katılım oranları yüksek ki bu çok önemli. Organizasyonu yapanlara çok teşekkür ederim.

Yorum bırakın

“SAĞLIKTA ÜST YÖNETİM ARTIK YÖNETİCİLER DEĞİL, HİZMET ALAN KİŞİLERDİR”

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. Oya Gökmen: “Sağlıkta üst yönetim artık yöneticiler değil, hizmet alan kişilerdir. Hizmet alan kişilere daha iyi, daha sağlıklı nasıl hizmet verebiliriz, bunları tartışıyoruz” dedi.

8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nde Sağlık Dergisi’ne konuşan Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Oya Gökmen, Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerin toplam kalite yönetiminin ardından, hastayla ilgili tüm medikal hizmetlerin kalite standartlarına bağlı çalışmasına yönelik girişim başlattığını, kaliteye yönelik adımların Türk tıbbını bir üst basamağa taşıdığını söyledi.

Türkiye’de Toplam Kalite
Prof. Dr. Gökmen, toplam kalite yönetiminin hastaneler için vazgeçilmez bir unsur haline geldiğinin altını çizerek, “Türkiye’de toplam kaliteyle ilgili çalışmalar Zekai Tahir Burak Hastanesi’nin 1999’larda başlayıp, 2001 yılında Avrupa Toplam Kalite Ödülünü almasıyla sonuçlanan süreçtir ve bence Türk tıbbına büyük bir yol açmıştır” dedi.

“Sağlıkta Üst Yönetim Artık Yöneticiler Değil, Hizmet Alan Kişilerdir”
Özel hastanelerin toplam kalite yönetimi yaklaşımıyla çalıştığını hatırlatan Prof. Dr. Gökmen, Sağlık Bakanlığı’nın kendi bünyesinde de kalite çalışmalarını organize etmesinin önemine değindi. Prof. Dr. Gökmen sözlerini şöyle sürdürdü: “Sağlık Bakanlığı, kendi bünyesindeki hastaneler için Kalite Genel Müdürlüğü kurdu. Kalite Genel Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı bünyesindeki hastanelerde, ne, nasıl, ne zaman, kime, neden, nasıl yapılacak prosesleri dediğimiz ‘yapılacak işlemlerin yazılması, çıktılarının alınması onların evalüe edilmesi ve daha iyiye nasıl ulaşılabilir?’ sorularını tanımlayan toplam kalite felsefesi içinde çalışılması önemlidir. Aslında, sağlıkta toplam kalitenin hedefi zaten budur. Sürekli iyileştirme ve geliştirme çalışması yapılması gerekiyor. Çünkü sağlıkta sürekli yenilik var. Sağlıkta üst yönetim artık yöneticiler değil, hizmet alan kişilerdir. Hizmet alan kişilere daha iyi, daha sağlıklı nasıl hizmet verebiliriz, bunları tartışıyoruz.”


“Yazdığımız Her Şeyi Yapabilmemiz, Yaptığınız Her Şeyi Yazabilmeniz”
Prof. Dr. Gökmen, kalite yönetimindeki en öncelikli konunun “yazdığımız her şeyi yapabilmemiz, yaptığınız her şeyi yazabilmeniz” prensibi olduğunu vurgulayarak, dökümantasyonun ve buna bağlı analiz ve çalışmaların olumlu etkisine vurgu yaptı. “Dökümante etmeniz ve onun da doğruluğunu kabul ederek; onun hakkında hakiki bir şekilde çalışmanız lazım. Söyleyip de yapmamak, yapıp da yazmamak söz konusu olamaz” diyen Prof. Dr. Gökmen, bir sonraki aşama olan bütün medikal hizmetlerin standarda bağlanmasına yönelik çalışmalardan duyduğu memnuniyeti vurguladı. Prof. Dr. Gökmen, “Bundan sonra hastane hizmetlerinin iyileştirilmesi yanında, medikal hizmetlerin de standardizasyonu için American Joint Committee of Accreditation kriterleri uygulama aşamasına gelindi. Yani bir hasta en kısa sürede, en iyi laboratuvar hizmetini, en iyi operasyon süresini, en iyi medikal hizmetin girdisi ve çıktısı arasındaki farkları nasıl hasta hayatına ve lüksüne ve emniyetine ayırabiliriz arayışı ortaya çıktı. Joint Committee toplam kalitenin ulaşmadığı hastanecilik prensiplerinin dışındaki hastaya yönelik medikal hizmetleri kapsıyor, bu önemli bir çalışma” dedi.

“Güzel Netice Demek Hasta Sağlığı Demek, Hasta Sağlığı da Türkiye’nin Sağlığı Demektir”
Prof. Dr. Gökmen, Sağlık Bakanlığı hastaneleri Joint Committee standartları sistemini uygulamaya başladığını, üniversite hastanelerinin de uygulama için çalışma başlattığını bildiğini kaydetti. Prof. Dr. Gökmen, “Türkiye bence çok iyi bir yolda, hastane hizmetlerinin akredite edilmesi, toplam kalite felsefesi içinde hizmet verilmesidir. İnşallah hastanelerimizin hepsi bu yolda güzel netice elde edecekler. Güzel netice demek hasta sağlığı demek, hasta sağlığı da Türkiye’nin sağlığı demektir” dedi.

Yorum bırakın

SAĞLIK BAKANLIĞI STOK YÖNETİMİ

Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Memet Atasever ‘Stok Yönetim Vizyonu’ hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

Sağlık Bakanlığı stok yönetiminde temel amaç olarak, vatandaşların sağlık işletmelerince temin edilmesi gereken her türlü ihtiyaçlarını karşılanması olduğunu kaydeden Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Memet Atasever, vatandaş memnuniyetini en üst düzeyde tutmak olduğunu dile getirdi. Atasever, bu ihtiyaçları etkin bir şekilde karşılarken, kaliteli ürün temini, düşük stok düzeyi ve düşük maliyet temel öncelikleri olduğunu belirtti. İşletmelerdeki stok yönetimi nakit yönetimine paralel olarak risk yönetim mantığı ile yönetildiğini ileten Atasever, “Sağlık işletmelerinde bulundurulması gereken ürünlerin büyük bölümünün oldukça pahalı ve miatlı ürünler olup, bunların eskime ve demode olma riskinin yüksek olduğu unutulmamalıdır. Bu ürünlerin önemli bir özeliği de kullanıcılarına göre oldukça farklılık gösterebilmesidir. Bunların maliyetlerinin işletmelerin ödeme kabiliyetine göre de önemli değişikliler göstermesi diğer önemli bir husustur. Ayrıca fazla stok işletmelere depolama maliyeti, personel maliyeti gibi yeni yükler getirerek kaynakların etkin ve verimli kullanılmasını önlemektedir” dedi.
Sağlık işletmelerinde stok yönetimini, ihtiyaç tespitinden ödemelerin yapılmasına kadar birçok farklı aşamada çok iyi yönetilmesi gereken bir süreç olduğunu vurgulayan Atasever, ancak iyi işletmecilik uygulamaları ile gerçekleştirilebileceğini dile getirdi. Atasever şu bilgileri verdi: “Bu sürecin bütün aşamalarını, iyi yönetilmesi için neler yapılması gerektiğini ve Sağlık Bakanlığı işletmelerinde uyguladığımız stok politikasını, geliştirdiğimiz yeni tedarik yöntemleri ile birlikte şöyle sıralayabiliriz:

1.Aşama: Uygun Bir Stok Programı Kullanılarak Stok Kayıt Düzeninin Sağlanması:
Kontrol önemli bir yönetim fonksiyonudur. Bu açıdan stokların iyi yönetilebilmesi için kayıt altına alınması, giriş ve çıkışların düzenli olması ve kontrol edilebiliyor olması gerekir. On binlerce malzeme ve ilacın kullanıldığı sağlık işletmelerinde bu kontrol ancak uygun bir program vasıtasıyla yapılabilir. Sağlık Bakanlığı olarak işletmelerimizdeki stokları yönetebilmek ve kontrol edebilmek amacıyla Malzeme Kaynakları Yönetim Sistemi (MKYS) diye adlandırdığımız web tabanlı bir stok programı kullanıyoruz. Bu program ile gerek merkez teşkilatı gerekse işletmelerimiz bütün ülkedeki Sağlık Bakanlığına bağlı kurumların stokları hakkında bilgi alabiliyorlar. Örneğin; Hakkâri Şemdinli Devlet Hastanesinde alınan bir aspirinin hangi tarihte kaç adet alındığını, hangi firmadan hangi fiyata alındığını ve yıllık ihtiyacının ne olduğunu, günlük ne kadar kullanıldığını biliyoruz. Bu bilgiler diğer hastanelerimiz tarafından da görülebiliyor. Bu şekilde bizim işletmelerimiz bir ürün için piyasanın hangi fiyattan oluştuğunu çok kolay tespit edebiliyor ve sağlıklı bir piyasa araştırması yapabiliyorlar. Bunların merkezden ve işletmelerimiz tarafından biliniyor olması bile önemli bir kontrol mekanizmasıdır.
Stokların kayıt altına alınması önemli olduğu gibi bunların giriş ve çıkışlarının da düzenli olması gerekir. Aksi takdirde bu kayıt düzeni de çok işe yaramayacaktır. Sağlık işletmelerindeki her türlü stok hareketlerinin düzenli olması, optimum stok yönetiminin temel şartlarından biridir. Bu giriş ve çıkışların optik okuyucular vasıtasıyla otomatik yapılması ve anlık izlenmesi tercih edilmelidir. İşletmelerde ara depo, laboratuar deposu, servis deposu gibi depolar çok az kullanılmalı kullanım mecburiyeti olması durumunda bile buralar ana depoya bağlı alt depolar olarak tanımlanmalı ve kesinlikle buraya verilen ürünler kullanılmış gibi çıkış yapılmamalıdır. Bu giriş ve çıkışların mali tabloların sağlıklı bir şekilde üretilmesinde önemli bir rol oynadığı unutulmamalıdır. Kullanılmadığı halde çıkış yapılan ürünlerin işletmenin giderlerini olduğundan fazla göstereceği kullanıldığı halde çıkış yapılmayanların ise giderleri olduğundan az gösterecektir. Dolayısıyla bilanço ve gelir tablosu gibi işletmelerin mali gücünü ve performansının gösteren temel mali tabloların hatalı oluşacağı da dikkate alınmalıdır. Hatalı mali tablolarla sağlıklı bir işletme analizi yapılamaz.

2.Aşama: İhtiyaçların Sağlıklı Olarak Tespit Edilmesi:
Stok yönetiminin en önemli unsurlarından biri de ihtiyaçların sağlıklı olarak tespit edilmesidir. İhtiyaçların sağlıklı olarak tespiti bir işletmenin her hangi bir ürünü bir yılda ne kadar kullanacağını bilmesi ile mümkündür. Bu da stokların kayıt altına alınması ile ve stok hareketlerinin düzenli olması ile mümkündür. İşletmelerin, ihtiyaçlarını sağlıklı bir şekilde tespit etmeden bu ürünleri tedarik sürecini başlatması, depolarda miadının dolmasını bekleyen, yıllardır hiç hareket görmeyen yüzlerce ürünle karşılaşması sonucunu doğuracaktır.
İhtiyaçların sağlıklı tespit edilmemesi, alternatif ürünlerin yeterince araştırılmaması ve fayda maliyet analizlerinin yapılmaması işletme maliyetlerini de olumsuz etkilen faktörlerden biridir.
Bütün bu yanlışların sonucu nakit darboğazına düşen bir işletme olarak karşımıza çıkacaktır. Bir tarafta parası ödendiği halde yılardır kullanılmayan ürünler bir tarafta ödemeler geç yapıldığı için yükselen stok maliyetleri kaçınılmaz olarak işletmelerin nakit akışının bozulması sonucunu doğurur.

Bu hataları yapmamak için Sağlık Bakanlığı olarak işletmelerimizde ihtiyaçları sağlıklı bir şekilde tespit eden İhtiyaç Tespit Komisyonları oluşturulmasını istiyoruz. İhtiyaç Tespit Komisyonları, gereksiz bürokrasi oluşturmayacak şekilde çalışarak işletme ihtiyaçlarının her yönden sağlıklı bir şekilde tespit edilmesini sağlayacaklardır. Bu komisyonlar teminine karar verilen bir ürünün sadece ne kadar satın alınacağına değil bunun geri ödeme kurumları tarafından ödenip ödenmediğine ve en fazla hangi fiyattan satın alınabileceğine de karar vereceklerdir.
Bu komisyon ayrıca alternatif ürünleri de araştırarak ihtiyacın daha düşük maliyetlerle karşılanmasının mümkün olup olmadığına da karar vereceklerdir. Tabi ki hizmet sunumu için gerekli olup olmadığı da oldukça önemlidir.
İhtiyaç Tespit Komisyonlarının işletmelerimizde ilgili başhekim yardımcısının başkanlığında ilgili hastane müdür yardımcısı ve konusuna göre eczacı, başhemşire, taşınır kontrol yetkilisi vb. kişilerden oluşmasını öneriyoruz. Komisyona temin edilecek ürünlerin özelliğine göre uzman kişilerden de katılım sağlanmalıdır.

3.Aşama: İhtiyaçların Tedarik Edilmesi:
İhtiyaçların sağlıklı olarak tespit edilmesinden sonra yapılacak işlem ihtiyaçların her hangi bir gecikmeye mahal vermeden tedarik edilmesidir. Burada işletmelerin İhale sürelerini ve ihalelerine karşı oluşabilecek bir itiraz halinde nasıl hareket edeceklerini de planlamaları gerekir.
Sağlık Bakanlığı olarak 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren sürekli kullanılan ürünler için işletmelerimizi en fazla 3 aylık stok miktarı ile sınırlandırdık. Yani işletmelerimiz kullanacağı bütün ürünlerde azami stok miktarı yıllık ihtiyacının ¼’dür. Buradan işletmelerimizin ihalelerini 3 ayda bir tekrarlayacakları anlamı çıkarılmamalıdır. İhtiyaçlar yine eskisi gibi 1 yıllık veya çerçeve alımla 1 yıldan uzun süreli temin edilecek ancak pey der pey teslim yöntemi kullanılarak depolarda 3 aylık ihtiyacın üstünde stok bulundurulmayacaktır.
Sağlık Bakanlığınca ihtiyaçların tedarik edilmesi ile ilgili olarak geliştirilen yöntemler:

Kamu Sağlık Hizmet Sunucularından Temin:
İhtiyaçların rahatlıkla temin edilebilmesi ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı olarak son yıllarda birçok yöntem geliştirdik. İlk olarak Kamuya bağlı bütün sağlık hizmet sunucularının ihale yapmadan birbirlerinden doğrudan mal ve hizmet alabilmelerinin önünü açtık. Bununla ilgili yönetmelik 7 Şubat 2009 tarihinde 21134 sayılı resmi gazetede yayımlandı. Bu yönetmeliğe göre Kamuya ait sağlık hizmet sunucuları kurumların ihtiyacı olmayan fakat bir türlü ihtiyaç üstü satın alınmış ürünleri birbirlerine doğrudan satabilmelerine imkân sağladı. Bununla Kamu sağlık hizmet sunucuları depolarındaki atıl ürünleri tüketebiliyorlar.

Stok Fazlası Ürünlerin Temini:
Sağlık Bakanlığı olarak azami stok miktarını 3 ayla sınırlandırarak işletmelerin depolarında olup 3 aylık ihtiyaçları üzerinde bulunan ürünlerin program vasıtasıyla diğer işletmelerin kullanımına sunduk. Buna göre işletmelerimiz diğer kurumlarımızdan stok fazlası sorgulama yapmadan ihaleye çıkamıyorlar. İhtiyaçlarını öncelikle diğer kurumlarımızdan temin etme cihetine gidiyorlar. Bu uygulama ile 2009 yılında 128 milyon TL civarında ürün kurumlarımız arasında el değiştirerek nakit ihtiyacı önemli ölçüde azaltılmış oldu.

İhtiyaç Fazlası Ürünlerin Temini:
İhtiyaç fazlası ürünler stok fazlası ürünlerden farklı olarak işletmelerce her hangi bir şekilde temin edilmiş fakat yakın bir gelecekte kullanılması mümkün görülmeyen veya miadı dolma veya bozulma riski olan ürünlerdir. Bu ürünlerin ihtiyacı olan kurumlarımıza hiçbir bedel gözetilmeden devredilmesi kuralını getirdik. Bu sayede Sağlık Bakanlığına bağlı işletmelerde bir türlü temin edilmiş olup kullanılamadığından dolayı zayi olabilecek veya atıl olarak bekletilen ürünlerden dolayı oluşacak riski önemli ölçüde azalttık. . Bu uygulama ile 2009 yılında 88 milyon TL civarında ürün kurumlarımız arasında el değiştirerek nakit ihtiyacı önemli ölçüde azaltılmış oldu.

İllerde Stok Koordinasyon Ekipleri ve İl Stok Havuzları Oluşturuldu:
İllerde ilin bütün stokları kontrol eden ve gerektiğinde kurumların ihtiyaçlarını dışarıdan satın alma yapmadan karşılayan stok koordinasyon ekipleri oluşturuldu. Bununla birlikte ildeki işletmelerdeki bütün stoklar il stok havuzu olarak değerlendirilerek bu stok koordinasyon ekibinin emrine verildi. Bu uygulamalarla ilgili olarak 2009 yılında 2300 personele eğitim verildi.

Küçük Hastanelerin İhtiyaçlarının Büyük Hastanelerce Karşılanması:
Düşük bütçeli olan ve satın alma kapasitesi yetersiz olan hastanelerin ihtiyaçlarını büyük bütçeli ve satın alma kapasitesi güçlü hastanelerce karşılanması kuralını getirdik. Bununla hem küçük kurumlarımızı rahatlattık hem de satın alma sayımızı düşürdük. Bu uygulamalarla daha yüksek miktarlarda toplu alım yaptığımız için stok maliyetlerimizde azaldı. Bu uygulama ile İlaç ve tıbbi sarf malzemesi satın alan hastane sayısı 835’den 416’ya indirilmiştir.

Çerçeve alım Yöntemi ile Toplu Satın Almalar:
Çerçeve anlaşmalar kamu alımları açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Bu yöntem ilk olarak ve yaygın bir şekilde Sağlık Bakanlığında uygulanmaya başladı. Bu uygulamalarla bütün illerde il düzeyinde çerçeve alım yöntemi ile toplu alımlar 2009 yılının ikinci yarısında başlatıldı ve uygulanıyor. Çerçeve alım yöntemiyle yapılacak toplu alımlar açısından İstanbul 10 bölge Ankara iki bölge diğer iller ise tek bölge olarak değerlendirildi. 24 Nisan 2010 tarihi itibariyle 452 çerçeve anlaşma ihalesine çıkılmış olup bunların 152’si sonuçlandırılmıştır.
Sağlık Bakanlığınca yeni geliştirilen tedarik yöntemleri ile İhalelere katılımlar ve rekabet artırılmış, bürokratik işlemlerin azaltılması yanında 2009 yılında yapılan ihale sayısı bir önceki yıla göre yüzde 25 civarında (4.389 adet) azaltılmış olup azaltılan bu ihalelerden sadece 11 milyon TL civarında ilan ücretlerinden tasarruf sağlanmıştır.

4.Aşama: Borçların Zamanında Ödenmesi:
Sağlık Bakanlığı olarak gerek stok yönetiminde yaptığımız düzenlemeler gerekse yeni geliştirilen tedarik yöntemleri ile borçları ödeme süremizi oldukça düşürdük. Hedefimiz bütün işletmelerimizin finansal yapısını, borçlarını en geç 90 gün içerisinde yapabilecek duruma getirmektir. Bunun için düşük stokla çalışma prensiplerini geliştirdik. Finansal risk analizine göre işletmelerimizi yakından takip ediyoruz. Mali performans kriterleri geliştirdik bunları kurumsal bazda ve yöneticiler için uygulamaya başladık.
Bu uygulamalarımıza paralel olarak firmalara, 2008 yılı sonunda 1 milyar TL civarında borcumuz, 2009 yılı sonunda 500 milyon TL’nin altına gerilemiş olup bugün ise 200 milyon TL civarındadır.

Sağlık Bakanlığı olarak stok yönetimi alanında yaptığımız çalışmaların 2009 yılı sonuçları, izlenen politikaların ve yapılan işlerin ne kadar doğru olduğunun en bariz göstergeleridir.”

Yorum bırakın

PROF. DR. HALDUN GÜNER:“İDRAR KAÇAKLARINDA BANT TEDAVİSİ UYGULANMALI”

İdrar kaçırmada anatomi veya fonksiyon bozukluklarında tedavide dikkatli seçim yapılmasını vurgulayan ürk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Haldun Güner, “İdrar kaçaklarında bant tedavisi uygulanmalı” dedi.

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Haldun Güner, kadınlarda belli yaştan sonra çok ciddi bir problem olan ve yüzde 40’lara kadar çıkan idrar kaçakları ile 8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nde Sağlık Dergisi’ne konuştu. İdrar kaçaklarında cerrahi tedavi uyguladıklarını kaydeden Prof. Dr. Güner, ancak bu yöntemlerle yüzde 100 başarı sağlanamadığını, en iyi tedavilerin yüzde 90-95 civarında olduğunu ve bir kısmında kaçakların devam ettiğini dile getirdi. Prof. Dr. Güner, “İdrar kaçaklarında ‘Stres inkontinans’ adı verilen ameliyatın ‘Trans optüratör tape’ denilen operasyonları yapılıyor. İdrar yolunun altında bant yerleştirerek idrar kaçağını önlüyor. Bu bant bazen düzgün yerleştirilmeyebiliyor. Düzgün yerleştirilse de yerinden kayma ve vücudun kabul etmeme durumlarında idrar kaçağı devam ediyor. Böyle durumlarda yeniden bant yerleştirilmesi öneriliyor. Nüks olduğunda Kadın Doğum uzmanı, Üroloji uzmanına yönlendiriyor. Ürologlar ‘Periürotral injeksiyon’ denilen işlemler yapar ki, bunun başarı oranı düşüktür. Önerilen yöntem daha önceki ameliyatta yerleştirilen materyal aynen kalarak bir tane daha yerleştirilmesidir” dedi.

Anatomi ve Fonksiyon Bozukluklarının Tedavisi
Vücutta fonksiyonların rutin şekilde sürdürülmesi gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Güner, “Fonksiyonlarda sorun olduğu zaman tedavi girişiminde, çok dikkatli davranmak gerekiyor. Anatomi düzeltilse de fonksiyon bozukluğu devam ediyor. Hatta bazı durumlarda operasyon sonrası, fonksiyon bozukluğu daha da şiddetli ortaya çıkabiliyor. Ameliyat öncesinde hastanın tanısının net konulması ve cerrahi uygulanması ile ilgili net bir şekilde tanının konması gerekir. Uygun vakaya uygun ameliyatın yapılması son derece önemlidir. İdrar kaçaklarının bir kısmı mesaneye bağlı olabiliyor. Hastalarda İstemsiz mesane adalesinin kasılmasına bağlı, yeterli şekilde dolmadan idrar kaçırabiliyor. Bunların tedavisinde cerrahi değil medikal tedavi uygulanmalıdır. Bazı gruplarda da kaçaklar hem anatomik hem de aşırı aktif mesane sorunu olduğunda cerrahi ve tıbbi tedavi bırakılmamalıdır” şeklinde konuştu.

“İdrar Kaçırma Oranları Yüzde 40’lara Çıkabiliyor”
Yaş ilerledikçe hastalığın artma oranının yükseldiğini ve yüzde 40 oranlarına kadar çıktığını belirten Prof. Dr. Güner, kadınlarda görülen bu hastalık daha çok menapoz sonrasında görülürken, aşırı doğumlardan sonrada da arttığını dile getirdi. Pelvik taban yetersizliği denilen durum ile idrar kaçağı olduğunda rahim sarkması denilen olaylarla birlikte düşünülmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Güner, bu durumda kombine tedavi edilmesi gerektiğini belirtti.

Yorum bırakın

PROF. DR. DEMİRCİ: “GENİTAL PROLAPSUS TEDAVİSİNDE MEŞ CERRAHİSİ KAÇINILMAZDIR”

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Fuat Demirci, prolapsus tedavisinde meş cerrahisinin yaygınlaştığını ve bu tedaviye ilişkin tartışmaların azaldığını kaydetti

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Fuat Demirci, 8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nde Sağlık Dergisi’ne konuşan prolapsus tedavisinde meş cerrahisinin yaygınlaştığını ve bu tedaviye ilişkin tartışmaların azaldığını kaydetti. Kadın üreme organlarının, normal bulunmaları gereken yerden aşağı doğru sarkması sonucu oluşan prolapsus hakkında Prof. Dr. Demirci şunları söyledi: “Prolapsus oranı doğurganlığın yüksek olduğu ülkelerde üçte iki oranında değişik derecelerde görülebilmektedir. Tedavisindeki başarısızlıklar yeni yöntemlerin geliştirilmesine neden olmuştur. İdrar kaçırmada meşlerin kullanımıyla birlikte, prolapsus cerrahisinde de meş kullanımı gündemdedir ve başarıyla uygulanmaktadır. Kısa ameliyat süreleri, başarı oranının yüzde 90’ların üzerinde ve minimal invaziv olması meş tedavisini öne çıkarmıştır. Kaçınılmaz bir trenddir ve meş cerrahisi daha da yaygın olarak kullanılmak durumundadır.”

Randomize Kontrollü Çalışma Sonuçları
Meş cerrahisi ile ilgili tartışmaların giderek azaldığını belirten Prof. Dr. Demirci, “Bunun Randomize kontrollü çalışmaların sonuçlarının gelmesi, 24 aya kadar olan başarı oranlarının yüksek olması, komplikasyonların abartıldığı kadar olmaması, doku erezyonun ise yüzde 5 dolayında kalması meş cerrahisinin önemini artırmaktadır. Ürojinekoloji ile ilgilenen hekimler kayıtsız kalamaz. Bunu öğrenmek zorundadırlar. Videodan görüldüğü şekilde değil de eğitim alarak uygulanmak gerekir. Literatürdeki komplikasyonların bir kısmı da gerekli eğitimin alınmamasından kaynaklanan komplikasyonlardır” şeklinde bilgi verdi.

Yorum bırakın