Temmuz 2010 için arşiv

“2025 YILINDA 1.5 MİLYAR ERİŞKİN HİPERTANSİYONDAN ETKİLEYECEK”

2. Hipertansiyon ve Adrenal Bez Hastalıkları Sempozyumu’nun bu yıl, Prof. Dr. Nuri Kamel’in anısına yapıldığını kaydeden Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı öğretim üyesi Prof Dr. Nilgün Başkal, “2025 yılında 1.5 milyar erişkin Hipertansiyondan etkileyecek” dedi.

2. Hipertansiyon ve Adrenal Bez Hastalıkları Sempozyumu bu yıl, Prof. Dr. Nuri Kamel’in anısına yapıldı. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği tarafından düzenlenen toplantıda, 21. yüzyılda doğrudan veya dolaylı etkileri sonunda ölüm nedenleri arasında en ön sıralarda yer alan hipertansiyon ele alındı. 2025 yılında 1.5 milyar erişkini etkileyeceği öngörülen ve günümüzde etyoloji ve sonuçları ile tıbbın çeşitli branşlarını ilgilendirmesi nedeniyle sürekli gündemde olan ve tartışılan hipertansiyon alanında son gelişmeler işlendi. Ayrıca son yıllarda giderek artan oranda görülmekte olan adrenal bezler ile ilgili fonksiyonel fazlalık veya eksiklikle ilişkili klinik tablolar veya fonksiyon göstermeyen, rastlantısal olarak tespit edilen adrenal kitleler, konjenital adrenal patolojiler ve hipertansiyon ilişkisi ele alındı.


Birinci Basamak Hekimleri Tanıyı İyi Koyabilmeli
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı öğretim üyesi Prof Dr. Nilgün Başkal, Adrenal Bez ve Surrenal Bez hastalıkları hakkında bilgi verdi.
Prof Dr. Başkal, “Endokrin bezleri ilgilendiren hastalıklar ‘orkestra şefi’ diye adlandırabileceğimiz hipofizden kaynaklanıyor. Bunlar bütün sistemin etkilenebileceği biraz titiz incelemelerin gerektiği koşullar. Yani biz bir sürrenal ve adrenal bez hastalıklar dediğimizde birinci basamak hekimi hastalıkları görüp düşünebilmeliler. Temel muayene de kan basıncı ölçümü doğru yapmalı. Hastanın hiçbir şikayeti olmasa da tansiyonu mutlaka ölçülmeli. Hastanın posturu farklı şekillerde bu ölçümleri tekrarlanmalı ki çok farklı hastalıklar erken teşhis edilebilsin. Obezitenin dağılımına göre hipertansiyon ile ilişkisi bu zeminde çıkabileceği düşünülmeli. Hastanın tanısı iyi konmalı sonrasında metabolik etkiler incelenmeli. Endokrinolog sayısı ülkemizde çok az, bu nedenle birinci basamak hekimi temel tetikleri iyi yapması gerekir. Araştırma gerektiğinde hastayı yönlendirebilmeli” diye konuştu.

“Birçok İnsanın Gizli Hipertansiyon Olduğunu Bilmeden Yaşamını Sürdürüyor”
Prof Dr. Başkal şu bilgileri verdi: “Böbrek üstü bezinde ve adrenal glandlarda büyüme durumu gözlenebiliyor. Kortexte salgılanan kortizon denilen stres hormonu kitle olduğunda hormon düzeyi yükseliyor. Bu durumda Cushing sendromu gözleniyor. Cushing sendromu dediğimiz böbreküstü bezinin fazla çalışması hastalığı şüphesi varsa 24 saatlik idrarda serbest kortizol veya kanda kortizol ve ACTH hormonlarına bakılır. Böbrek üstü bezinin az çalıştığı durumlar, seks siteroidleri ve hipertansiyon durumu var.”
Gizli hipertansiyonun ne derece önemli olduğu ve birçok insanın gizli hipertansiyon olduğunu bilmeden yaşamını sürdüğünü belirten Prof Dr. Başkal, bu durumun ciddi organ hasarlanmasına neden olabildiğine dikkat çekti.

Reklamlar

Yorum bırakın

TÜRK BİLİMADAMININ BÜYÜK BAŞARISI

Amerikan Nöroradyoloji Derneği tarafından “Onursal Üyelik” ödülü verilen Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Nöroradyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. E. Turgut Tali, Türk Nöroradyologlarının çalışmaları ve düzenledikleri uluslar arası Nöroradyoloji Kursları hakkında bilgi verdi.

Amerikan Nöroradyoloji Derneği tarafından, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Nöroradyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. E. Turgut Tali’ya, “Onursal Üyelik” ödülü verildi. Amerikan Nöroradyoloji Derneği’nin 48 yıllık geçmişinde sadece 37 kişiye layık görülen bu ödülü alanlar arasında Bilgisayarlı tomografinin tıpta kullanımına önemli katkıları olan Nobel ödüllü Godfrey F. Hounsfield, manyetik rezonans görüntülemenin tıpta kullanımını başlatanlardan biri olan gene Nobel ödüllü Paul C. Lauterbur yanı sıra anjiografilerde kendi ismi ile anılan tekniği olan Sven I. Seldinger ve Gazi Yaşargil hocamız gibi birçok ünlü bilim insanı yer alıyor. Bu onur listesinde 37’nci olarak yer alan Prof. Dr. Tali, aynı zamanda bu onura layık görülen en genç ikinci bilim adamı oldu.

Prof. Dr. Tali, 20. Dünya Nöroradyoloji Kongre’si Başkanı
Prof. Dr. Tali, Amerika’nın Boston kentine davet edilerek burada yapılan Amerikan Nöroradyoloji Derneği Kongresi’nin Genel Kurulu’nda ABD ve dünyadan katılan yaklaşık 3 bin katılımcının huzurunda ve Kongre Öğretim Üyeleri özel ödül toplantısında yapılan törenler ile ödülünü aldı.

Prof. Dr. Tali, birkaç yıldır verilmeyen bu ödülün, Amerikan, Avrupa ve Dünya Nöroradyoloji’si ve kurucularından olduğu Amerikan Omurga Radyolojisi Derneğine olan katkıları nedeniyle komite üyelerinin oybirliğiyle bu yıl kendisine verilmesine karar verilmesinin ve Amerikan Nöroradyoloji Derneğinin halen hayatta kalan üç kurucu üyesinden birisi olan Onursal Üyelikler Komitesi başkanı Prof. Dr. Leeds’den ödülünü almanın kendisi için ayrıca bir gurur kaynağı olduğunu dile getirdi.
Prof. Dr. Tali, 2006 yılında da iki binin üzerinde nöroradyoloğun, nörolojik bilimler ile uğraşan nörolog, beyin cerrahı ve diğer branşlardaki tüm doktorların katılması beklenen 20. Dünya Nöroradyoloji Kongre’si başkanlığına seçilmişti.

“Türk Nöroradyologları, bir çok konuda danışman, en yetkili bilim adamı olarak kabul edilmekte”
Türk Nöroradyologlarının dünyadaki başarılarının önemli göstergelerinden biri olan bu ödüle layık olmanın büyük bir onur olduğunu belirten Prof. Dr. E. Turgut Tali, Türk Nöroradyologlarının dünyada artık önemli ve saygın bir konuma geldiklerini, birçok konuda son sözü söyleyen otörler olarak kabul edildiklerini söyledi. Özellikle klinik araştırmalar ve girişimsel nöroradyoloji alanında dünyada ilk sıralarda yer almaya başlayan Türk Nöroradyologları, birçok konuda danışman, en yetkili bilim adamı olarak kabul edilmekte, çalıştıkları kliniklere tüm dünyadan bilim insanlarının eğitim almak üzere başvuruda bulunmakta olduğunu ve hatta kabul edilmek için sırada beklediklerini ekledi.

Girişimsel Nöroradyolojide Kullanılan Cihaz ve Malzeme Üreticileri
Prof. Dr. Tali, “Bu eğitim ve araştırma faaliyetlerini değerlendiren birçok önemli tıbbi cihaz ve girişimsel nöroradyolojide kullanılan malzemelerin üretici firmaları, Türkiye’de de araştırma geliştirme ve eğitim merkezleri açtı. Bu yeni cihazların denemeleri, bu cihazlarla yapılan uygulamalar, yeni malzemelerin geliştirilmeleri, uygulamaları ülkemizdeki bu merkezlerde yapıldıktan sonra dünyaya tanıtılmaya başlanmakta, bu yeni cihazların, malzeme ve yöntemlerin kullanılma-uygulamaları ile ilgili eğitimleri de ya ülkemizde yapılmakta ya da bizzat gidilmek suretiyle yerinde gene Türk nöroradyologlar tarafından verilmekte” dedi.

Avrupa İleri Düzey Nöroradyoloji Kursları Ülkemizde Yapılacak
Prof. Dr. Tali, Türk Nöroradyologları ve Türk Nöroradyoloji Derneği tarafından düzenlenen Anatolian Course of Interventional Neuroradiology (ACINR) gibi kursların artık dünyada en prestijli ve mutlaka gidilmesi gereken kurslar olarak kabul edilmekte olduğunu kaydederek, bunların yanı sıra birçok uluslararası kuruluş ve kurumdan kurs düzenleme talepleri geldiğini belirtti. 2011 yılında Anatolian MRG, Erasmus Nöroradyoloji kurslarının ve 2012-2014 yılları arasında da Avrupa Radyoloji ve Nöroradyoloji Okulu kapsamındaki Avrupa İleri Düzey Nöroradyoloji Kurslarının ülkemizde kendisi tarafından düzenleneceğini dile getiren Prof. Dr. Tali, Avrupa ve diğer tüm ülkelerden katılacak nörobilim insanlarına ülkemizde eğitim vereceklerini söyledi.

“Türk Nöroradyologların Ülkemizde Gereken Saygı ve İlgiyi Görmüyor”
Türk Nöroradyologların, dünyadaki bu başarılarına, uluslararası kuruluşların gösterdikleri ilgi ve desteğe rağmen ülkemizde gereken saygı, ilgi ve desteği görmediğini söyleyen Prof. Dr. Tali, eski uzmanlık tüzüğünde yer alan Nöroradyoloji üst ihtisasına, tüm uyarı ve çabalara rağmen Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya koyulan yeni uzmanlık tüzüğünde yer verilmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Tali, dolayısıyla da nöroradyoloji alanında bir uzmanlık, yetki ve uygulama karmaşasına yol açıldığını da belirtti.

Prof. Dr. Leeds, Prof. Dr. Tali, Prof. Dr. Hesselink (ASNR Başkanı)

Yorum bırakın

"SAĞLIK TURİZMİ AÇISINDAN ÜLKEMİZİN GELECEĞİ PARLAK"

Uzmanlar zaman ve mesafe parametreleri dışında bir hastanın kendi ülkesindeki tedavi maliyetinin 15 bin ila 20 binden daha yüksek olduğu durumlarda hastaların seyahat kararı almaya değer bulduğunu kaydediyorlar. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Semih Baskan konu ile ilgili şunları söyledi: “Türkiye’de sadece 1 milyon 750 bin yabancı hastaya sağlık hizmeti sunarak 2007 yılında 23.3 milyon geleneksel turistten elde ettiği gelirin aynısını sağlık turizminden elde edilmesi mümkün.

Başkan Prof. Dr. Semih Baskan, turistin gittiği yerde hem tatil hem de uygun fiyatla tedavi olma imkanını da yakaladığını kaydetti. Özellikle Sağlık Turizmi son 10 yıl içerisinde çok hızlı bir büyüme ile dünya çapında bir endüstri haline geldiğini dile getiren Prof. Dr. Baskan, “Tüm dünyada insanlar başta göz, diş veya cerrahi tedavi olmak istiyor. Aynı zamanda turistler, gezmek görmek, gittikleri ülkelerin tüm etkinliklerini tanımak için diğer ülkelere seyahat ediyorlar. Bir başka değişte sağlık turizmini geliştiriyorlar. Sağlık turizmi denildiğinde Hindistan, Tayland, Singapur, Tayvan ve Türkiye ilk akla gelen ülkeler oluyor. Burada özellikle çarpıcı rakamlar dikkat çekiyor. Tedavi için 100 dolar ödeyen bir hasta için tedavi maliyeti, bu ülkelerde 7-8 dolara kadar düşebiliyor” diye konuştu. .

“ABD’de 40-60 Bin Dolarlık Kalça Ameliyatı, Türkiye’de 8-18 Bin Dolar”
Bu gelişmenin altında internetin kullanılmasıyla daha uygun ve ucuz merkezlerin aranması gibi bir takım olanakların artmasının da etkin rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Baskan şunları söyledi: ”Burada en başta Amerika sağlık turizmini uyguluyor. ABD’de tedavi çok pahalı, özellikle kozmetik ve diş tedavilerinin sağlık sigortası kapsamında olmaması veya pahalı olması nedeniyle insanlar daha çok güney ülkelerine seyahat ediyorlar. Tercihen ortopedi ve kardiyovasküler cerrahi, ABD’de bütün tedaviler çok pahalı bu nedenle örnek vermek gerekirse bir kalça ameliyatı ABD’de 40 bin ile 60 bin dolar civarında dolaşırken, sayılan bu ülkelerde bu işlemlerin 8 bin ila 18 bin dolar arasında değişiyor”

Sağlık Turizmi Tersine Göçü Arttırıyor
Sağlık turizminin faydaları arasında özellikle Güney Asya’daki bazı ülkelerdeki şehirlerin medikal turizmden elde ettikleri geliri bütün hastaneleri finanse etmek için kullandıklarını belirten Prof. Dr. Baskan, “Bir başka değişle iç alana bu parayı aktararak şehirde oturanlara da daha yüksek kalitede hizmet verme olanaklarını gelişiyor. Bu durumda Sağlık Turizminde evde iyi maaş imkanı, iyi eğitimli ve tıbbi bakım gerektiren profesyonellerin kendi ülkelerine dönmesine neden oluyor. Bu ülkelerden ABD başta olmak üzere pek çok ülkede bulunanlar gerisin geri kendi ülkelerine dönüyorlar. Dolayısıyla bu defa tersine göç başlıyor” dedi.

“Ülkemizde Termal Tesislerin 3’te Biri Kullanıma Açık”
Türkiye’nin sahip olduğu 1800 termal kaynak iyi planlandığı takdirde, 10 milyar dolar gelir elde etme potansiyeline sahip olunduğunu belirten Prof. Dr. Baskan, “Tüm termal kaynakların sadece 600’ü açık durumda bulunuyor. Sadece 3’te biri kullanıma açık bu kaynakların, tam kullanımı halinde 60 bin yatak kapasitesi gerekiyor. Şu anda termal tesislerin 15 bin yatak kapasitesi var. 15 bin yatağın sadece 1500 yatak kapasitesi nitelikli sayısı arttırılmalıdır. ABD’de Kasım 2008 yılında Başkan olan Obama’nın en önemli çabası 47 milyon civarındaki sosyal güvenceden yoksun insanların sigorta kapsamı içerisine alınmasıydı. Amerika’da akıl, vücut ve ruh sağlığı da bu sağlık turizmi içerisinde önemli olarak yer tutuyor. Dolayısıyla tüm dünyada 4 yıl içerisinde boyutlarının 100 milyar dolara ulaşabileceği hesaplanıyor. Bundan iyi bir pay alabilmemiz için, önemli adımlar atılmalı” şeklinde konuştu.

“Türkiye’ye Gelen Bir Tıp Turisti Ortalama 8 Bin Dolar Para Harcıyor”
Avrupa’da yaşlanan nüfus ve küçülen iş gücü sebebiyle emekli aylığı, yaşlıların bakımı gibi konularında, ekonomik güçlükle karşı karşıya kalındığını vurgulayan Prof. Dr. Baskan, özellikle bu konuda da yapılabilecek çok sayıda çalışmanın olduğunu ifade etti. İsveç’in bu konuda ön plana çıkmış çalışmaları olduğuna değinen Prof. Dr. Baskan, “Yaşlılara düşkünleşmeden veya yatalak olmadan, henüz 60-70 yaşlarında iken bakıma ve bilgilendirmeye değer bulunuyor. Bugün dünyada 600 milyondan fazla insan fiziki veya zihinsel engelle yaşamak zorunda kalıyor. Gelişmekte olan toplumlarda kendi ülkemizde bunun bir örneği; engellilerin durumunun gelişmiş toplumlara göre daha zor olduğunu biliyoruz. Toplumun içerisinde bulunan engelli insanların, yürümesi ve toplu taşıma araçlarına binmesinin sorun olduğunu hepimiz biliyoruz. Türkiye, bu konuda hedef ülke olarak kendisine Avrupa, Ortadoğu Afrika ülkeleri, Orta Asya ve komşu ülkelerini seçebilir. Bizim bu 4 bölgeyi hedef almamız gerekiyor, buralardan bize turist gelebilmesi için. Yapılan araştırmalarda yabancı hastalara tedavi sunan hastanelerden elde edilen verilere göre Türkiye’ye gelen bir tıp turisti ortalama 8 bin dolar para harcıyor. Bu bağlamda sağlık turistinin sadece cerrahi müdahalesi ile geleneksel turistten 30 kat daha fazla KDV yaratması mümkün.

“Ülkemiz Dünyada 7. Avrupa’da 1.”
Termal kaynakları açısından ülkemizin Dünyada 7. Avrupa’da 1. sırada yer aldığını ifade eden Prof. Dr. Baskan, ancak yapılacakların çok olduğunu kaydetti. Sağlık turizminin başkenti olarak İstanbul’u düşündüklerini, bu konuda önemli merkez olduğunu dile getiren Prof. Dr. Baskan, “200’ü aşkın özel hastane 10’u aşkın üniversite bunların en az 50 tanesi çok lüks ve modern, uluslararası akreditasyon kurumlarından onaylanmış hastaneler. Dolayısıyla bu merkezlerde, sağlık turizmi hizmeti verilebilir. Bunun yanı sıra son 10 yıldır sadece İstanbul değil, Ankara ve İzmir’de de hastanelerin hem teknolojik alt yapısı hem de konfor ve kalitesi Avrupa’dakilerle eşit düzeye geldi. Bilgili ve yetenekli doktor ve personelinde sağlık hizmeti verebiliyor. Buna karşın 2007 yılının verilerine göre bir turist ortalama 600 dolar bırakıyor.”

Yorum bırakın

GENEL CERRAHİ KONGRESİNDE İLKLER YAŞANDI

17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nin bilimsel program zenginliği, katılımcılara yurt içi ve yurt dışından meslektaşları ile bilgilerini paylaşma, gelişmelerden haberdar olma ve sorunlarını tartışma imkanı sağlandı. İki yılda bir yapılan kongre hakkında TCD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi, Sağlık Dergisi’ne açıklamalarda bulundu.

Türk Cerrahi Derneği (TCD) tarafından düzenlenen 17. Ulusal Cerrahi Kongresi, Ankara’da gerçekleştirildi. Bir yıla yakın bir sürede hazırlık döneminin ardından kongre, 26-29 Mayıs 2010 tarihleri arasında yaklaşık 3 bin kişilik katılımla yapıldı. Bu kongrede ilk defa kongre Başkanı Türk cerrahi derneği başkanı olmadı. Düzenleme kurulu Dernek yönetiminden oluşmayan 17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nin Başkanlığını ise İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Dursun Buğra üstlendi. Kongre konuları belirlenirken yapılan anket sonucunda oluşturulan program sonucunda yenilikler yapıldı. Özellikle ön plana çıkan konulara daha fazla yer verildi. 20’den fazla bilimsel kurul toplantısı yapılarak hazırlanan program. Bu zamana kadar yapılan kongreler içerisinde rekor sayılara ulaştıklarını kaydeden TCD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi, toplantının 3 bin katılım, 86 stand ve 48 firma tarafından desteklediğini kaydetti. İki yılda bir gerçekleştirilen kongrede tüm genle cerrahi konularını kapsadığını dile getiren Prof. Dr. Terzi, cerrahların günlük hayatlarında en sık karşılaştıkları sorunlar, probleme dayalı çözüm yöntemi ile yani günümüzün çağdaş öğrenme yöntemlerini kullanarak olguların çeşitli bilim insanları tarafından tartışılması üzerine vurgulandı. Prof. Dr. Terzi, konferans yerine olgu üzerine tartışmalı paneller düzenlediklerini ifade etti.

“Sanal Akademi”den Azerbaycanlı Cerrahları Faydalanacak
17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde TCD’nin Türkiye’de ilk defa kullanıma açtığı elektronik öğrenme platformu “Sanal Akademi”den Azerbaycanlı cerrahların da faydalanabilmesi için TCD ile Azerbaycan Sağlık Bakanlığı arasında bir protokol imzalandı.


“Cerrahlar İşsizlik Tehlikesi ile Karşı Karşıya”
Türkiye’de genel cerrahi alanında hazırlanan Türk Cerrahi Derneği (TCD) “İnsan Gücü ve İş Yükü Raporu” kongrede, katılımcılara sunuldu. Çalışma ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Terzi, ilerleyen yıllarda Türkiye’de işsiz cerrah sayısının artacağı görüşünde. Yürütülen çalışma sonrasında oluşturulan raporun hızla artan cerrah oranını gözler önüne serdiğini söyleyen Prof. Dr. Terzi, “Artış bu hızla devam eder ve Sağlık Bakanlığı’nın istihdam politikaları değişmezse yakın bir gelecekte işsiz kalma sorunu ile karşı karşıya kalabiliriz” dedi.
İlgili tespit konusunda gerekli mercileri uyardıklarını anlatan Terzi, “Sorunu Sağlık Bakanlığı ve ilgili genel müdürlükler ve müsteşara ilettik. Çalışmamız değerli bulundular ve önemle karşıladılar” bilgisini verdi. Türkiye’deki hekim dağılımı konusunda da önemli veriler içeren raporla ilgili Prof. Dr. Terzi, “Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde nüfusa bağlı değerler göz önünde bulundurulduğunda aşırı bir yığılma olduğunu tespit ettik. Bu yığılma mecburi hizmete rağmen var. Sorunun çözümü için ciddi önlemler alınması gerekiyor. Yetkilileri bu konuda da uyardık” diye konuştu. Prof. Dr. Terzi, raporun yüz sayfalık bir kitapta derlenerek yayınlandığını ve bu paylaşım sayesinde mesleğin geleceği ile ilgili kaygılarını meslektaşlarıyla paylaştıklarını sözlerine ekledi.

“İdeallerimize Ulaştık”
İki yıldır Türk Cerrahi Derneği (TCD)Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Prof. Dr. Terzi, “Ekibimizle birlikte daha önceden başlatılmış çalışmaları ileri noktalara taşımanın yanı sıra yeni alanlarda da çalışmalar yürüttük. Uyum içerisinde yoğun çalışmalar yürüten bir ekip olarak çok verimli iki yılı geride bıraktık diye düşünüyorum” dedi.


“Ankara’da Bilimsel İçerik Ağırlıktaydı”
Prof. Dr. Terzi, “TCD tarafından genellikle tatil yörelerinde düzenlenen Ulusal Cerrahi Kongresinin Ankara’da yapılması Yönetim Kurulunun en büyük hayallerinden biriydi ve bu yıl hayalimize ulaştık. TCD’nin ilk kongresi yıllar önce yine Başkent’te yapılmıştı. Kongreyi yeniden Ankara’ya almak konusunda çok kararlıydık. Bu kararın ne kadar doğru olduğunu gördük” dedi.

“İlk sanal akademiye katılım 4 bin givi rekor sayıya ulaştı”
Yapılan çalışmalar ile ilgili de bilgi veren Terzi, yenilik anlamındaki en önemli çalışmalardan biri olan “Türk Cerrahi Derneği Sanal Akademisi” hakkında, “Bu bir elektronik öğrenme programı ve Türkiye’de bir ilk. Yaklaşık altı aydır web üzerinden sürekli tıp eğitimi ve sürekli mesleki gelişim programı anlamında uzmanlara ve asistanlara yönelik bir eğitim programı başlattık. Katılım 4 bin gibi rekor bir sayıya ulaştı. Bizden sonra diğer uzmanlık dernekleri de bu alanla ilgilenmeye başladı” açıklamasında bulundu.

Cleveland Klinik’te Burs Müjdesi
TCD’ye ilk onursal üye olarak kabul edilen ABD Cleveland Klinik Kolorektal Departman Şefi Dr. Feza Remzi, yurt dışındaki çalışmalarını Türk meslektaşları ile paylaştığı kongrede; TCD yönetiminin koyacağı kriterlerle belirlenecek olan bir hekime, Cleveland Kliniği bursu sağlayacaklarını bildirerek, “Dernek Yönetim Kurulunun koyacağı kriterler ile belirlenecek bir hekim meslektaşım, görev aldığım klinikte kendisine sağlanacak burs ile iki ay boyunca çalışmalar yürütme imkanı bulacak. Böylesi bir imkanı sağlayabilmekten ve ülkemin bana verdiklerine bir parça olsun cevap verebilmekten son derece mutluyum” dedi.
Kongreye, kanser cerrahisinde çığır açmış olan bir otör Balck Cady ve Amerika, İngiltere’den 12 konuşmacı katıldı.


“Etik Kurallar”
Kongrelerde uyulması gereken “Etik Kurallar” denilen ilkeleri yayınladıklarını kaydeden Prof. Dr. Terzi, “Buna göre bütün konuşmacılar konuşmaya başlamadan önce ilaç firmalarıyla ya da biyomedikal endüstri firmalarıyla her hangi bir finansal ilişkisi olup olmadığını konuşmacılara duyurmak zorundalar. Bu bir etik kural olarak uzun yıllardır yurt dışında uygulanıyor, bizde de dinleyiciye şeffaf davranmış oluyoruz” dedi.

Asistan Komisyonu
Türk Cerrahi Derneğine bağlı bir asistan komisyonu kurduklarını ve bunun da bir ilk olduğunu kaydeden Prof. Dr. Terzi, “Türkiye’deki bütün cerrahi kliniklerinden asistan temsilcileri seçtik. Onlar kendilerine bir çalışma yönergesi oluşturdular” dedi.

Asistanlar sorunlarını düzenlenen forumda paylaştı
Gerçekleştirilen kongrede TCD tarafından hazırlanan “İnsan Gücü ve İş Yükü Raporu” katılımcılara sunuldu. Oturumda, “Ankara, İstanbul ve İzmir’de mecburi hizmete rağmen aşırı bir cerrah yığılması olduğu; gerekli önlemler alınmadığı takdirde işsiz cerrah sayısında artış yaşanacağı” uyarısında bulunuldu.

Genel Cerrahi Yeterlilik Sınavı
Yeterlilik sınavının 2000 yılında uygulama başlandığını söyleyen Prof. Dr. Terzi, derneğin sınavlarına girip yeterlilik sertifikası alan genel cerrahların, kamuoyunda güncel bilgilerle donatılmış olduğunu belgelerle sunabildiğini belirtti. Prof. Dr. Terzi, iki aşamalı yapılan sınava 112 cerrahın katıldığını ve içlerinde doçent olan cerrahların da yer aldığını kaydetti.

Hemşire Programı
Gerçekleştirilen kongre, hemşirelere de kendi sorunlarını ve çalışmalarını paylaşma imkanı sağladı. Cerrahi hemşireleri dört gün süren kongre boyunca, hazırladıkları bilimsel program kapsamında oturumlar düzenledi.

Yorum bırakın

OTTO BOCK ANKARA OFİSİ AÇILDI

Otto Bock firmasının Ankara Ofisi görkemli bir tören ile açıldı. Törene katılan Otto Bock Doğu Avrupa, Ortadoğu Afrika Başkanı Karl Heinz Burghardt, Sağlık Dergisi’ne çarpıcı açıklamalarda bulundu ve Protez- Ortez alanında lisans eğitimi hazırlıklarının yapıldığının müjdesini verdi.

Otto Bock firmasının Ankara Ofisi görkemli bir tören ile açıldı. Törene, Otto Bock Türkiye Genel Müdürü Hasan Ürey, Özürlüler İdaresi Başkanı Abdullah Güven, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Başkanı Yusuf Çelebi, ISPO Türkiye ve Türkiye Protez-Ortez Bilim Derneği Derneği Başkanı Profesör Doktor Serap Alsancak, Ortopedik Protez ve Ortezciler Derneği Başkanı Mustafa Gültekin, Otto Bock Doğu Avrupa, Ortadoğu Afrika Başkanı Karl Heinz Burghardt ve Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Dr. Eckart Cuntz katıldı.
Otto Bock Türkiye Genel Müdürü Hasan Ürey, servis hizmetleri gibi tüm faaliyetlerin yürütülmesinde kullanıcıya daha iyi hizmet verebilmek amacıyla Ankara’da ofis açtıklarını belirtti. Ürey, bu ofiste mesleki eğitim, mezuniyet sonrası eğitim ve yeni ürünlerde teknik bilgilerle ilgili sürekli seminerlerin düzenleneceğini dile getirdi.


91 Yıldır Sektörde…
Otto Bock Doğu Avrupa, Ortadoğu Afrika Başkanı Karl Heinz Burghardt Sağlık Dergisi’ne özel açıklamalarda bulundu. 91 yıl önce kurulan firmanın kurucusu olan Otto Bock’un ismini taşıdığını söyleyen Burghardt, Otto Bock’un seri üretime geçen ve ortopedi endüstrisini ilk kuran kişi olduğunu belirtti. Firmanın kuruluşundan bu yana bilgi ve gelişmelerini hastaya en iyi hizmeti sunacak şekilde oluşturmaya çalıştıklarını kaydeden Burghardt, araştırmaların devam ettiğini söyledi. Burghardt, ürünlerini uzvunu kaybeden bir kişinin ihtiyacını sağlayacak şekilden doğala yakın olarak üretildiğini ifade etti.


“Protez Ortez Lisans Eğitimi Hazırlıkları Yapılıyor”
Türkiye ile işbirliğinin yıllar öncesine dayandığını dile getiren Burghardt, amaçlarının sadece ürün satmak olmadığını, aynı zamanda bilgi ve birikimlerini işbirliği yaptıkları kurumlara aktarmak olduğunu vurguladı. Burghardt, “Amacımız alt yapı hazırlayarak, birlikte Protez ve Ortez endüstrisini bir anlamda geliştirmek, kalkındırmak ve eğitime katkıda bulundurmak. Eğitim alanında da çalışmalarımız var. Örneğin önde gelen bütün üniversitelerle işbirliğimiz var. Protez ve Ortez teknikerliğini, kurumsallaştırmak ve geliştirmek istiyoruz. Bu mesleğe daha yüksek bir diploma derecesi kazandırmak üzere çalışmalarımız sürüyor. Protez- Ortez teknikerliği üzerine gelişmeler ve Protez- Ortez Teknik Lisesi de bizim katkılarımızla kuruldu. Şimdi de 4 yıllık lisans programı hedefliyoruz. Almanya’da Protez ve Ortez teknikerliği üzerinde bir unvan var, sonrasında ustalık eğitimi alınabiliyor. Ustalık eğitimi bitirme projesiyle tamamlanıyor. Bir de lisans tamamlayıp Protez- Ortez üzerine mühendislik eğitimi alınabiliyor. Ancak, Türkiye’de bu mümkün değil ve mevcut olan konsepti uyarlamaya çalışıyoruz. Tabii bu çok kolay olmuyor. Alınan diploma ile uluslararası kurumlarca tanınmasını hedefliyoruz. Böylece Türkiye’deki okullardan mezun olanlar, farklı ülkelerde çalışabilmeli” dedi.

Yorum bırakın

AVİCENNA İLE PERFORMANS TAKİBİ

Datasel ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ortak çalışması sonucunda, Avicenna Hastane Bilgi Yönetim Sistemi kapsamında geliştirilen Performans Sistemi sayesinde adil performans değerlendirilmesi sağlanıyor.

Datasel Bilgi Sistemleri A.Ş. tarafından Gazi Üniversitesi ile birlikte geliştirilen Performans Sistemi bilgilendirme toplantısı kullanıcılar tarafından büyük ilgi gördü. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları anabilimdalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. M. Orhun Çamurdan ve Datasel Bilgi Sistemleri Yazılım Geliştirme Grup Lideri Özden Güven, Gazi Üniversitesinde uygulanmakta olan performans sistemi hakkında bilgi verdi. Sistem mevzuat bağlamında, 2547 sayılı YÖK Kanunu’nun 58. maddesini ve Maliye Bakanlığının 18 no’lu Tebliğ’ini esas alıyor.

“Dağıtılacak Meblağ ve Katkı Payları Dağılımı Her Ay Dinamik Olmalı”
Bu çalışmaya başladıklarında sistemle ilgili yeterli kaynağın olmadığını kaydeden Doç. Dr. Çamurdan şu bilgileri verdi: “Üniversitede performans sistemine aktarılan meblağ, hastanenin o ayki gelir ve giderine göre belirleniyor. Sabit dağıtım sistemleri, hastane zarardayken bile ödeme yapılmasını gerekli kıldığı için riskli olabiliyor. Sistemin, her ay dağıtılacak katkı paylarının dinamik olarak belirlenmesi ve dağıtmasını sağlayacak nitelikte olması gerekiyor.

“Havuz Sistemi Performans Mevzuatına Uygun Değil”
Gazi Üniversitesi’nde, dağıtılacak meblağdan doktorların alacakları payların belirlenmesinde katsayı sistemi uygulanıyor. Doktorların alacağı paylar saat 14.00 sonrasında bizzat bilfiil yapılan işlemlerin belli prensipler çerçevesinde hesaplamalara tabi tutulmaları yoluyla bulunan doktor bazlı katsayıyla belirleniyor. Hakedişler kişisel performans üzerinden hesaplanıyor. Havuz sistemi mevzuata uygun değil.


Döngü Sistemi
Performans sisteminin genel algoritması; işlem bazında kazanç katsayısı, doktor kazanç katsayısı ve doktor hakediş katsayısının hesaplanması sonucunda dağıtılacak katkı paylarının belirlenmesi şeklinde kurgulanmış. Performans uygulamasında hastaların doktorlara adil ve iş barışını bozmayacak şekilde dağıtılmasını sağlamak üzere otomatik bir döngü sistemi tasarlanmış. Polikliniğe başvuran veya yatışı verilen hastalar genel hastaysa bölümde çalışan tüm öğretim üyeleri, bölümün alt departmanına ait bir hastaysa ilgili departmana ait öğretim üyeleri arasında döngüsel tarzda otomatik olarak dağıtılıyor. Hastanın muayene olmak istediği doktoru beyan etmesi veya herhangi bir öğretim üyesinin bir hastaya kendisinin göreceğini söylemesi halinde, sekreterya ilgili doktoru sisteme kaydediyor ve döngü sistemi devreden çıkıyor. Hasta, sistem tarafından atanan doktor değil, başka bir doktor tarafından görüldüğünde, atanan doktoru değiştirme yetkisi de sekreteryaya ait oluyor. Atanan doktor ve diğer doktorun imzalayacakları bir pusula ile bu değişim gerçekleşiyor, bu müdahale istendiğinde kayıtlar dökümante edilebiliyor.

Hizmeti Gerçekleştirebilir Doktor
Hastanede verilen tüm hizmetler için, “Hizmeti gerçekleştirebilir doktor” listesi sisteme tanıtılmış durumda. Örneğin; “MR, sadece radyoloji doktorları tarafından ve hatta radyoloji bölümü içinde belli radyologlar tarafından yapılabilir” şeklinde. Hastanın konsültanı doktor söz konusu hizmeti yapabiliyorsa, döngü sistemi çalışmıyor ve hastanın sahibi doktor hizmeti gerçekleştirmek/konsülte etmekle görevlendiriliyor. Hastanın sahibi olarak belirlenmiş doktor, bu hizmeti gerçekleştirebilir olarak sisteme tanıtılmamışsa, ilgili bölümde hizmeti verebilecek doktorlardan sırası gelen doktor, döngü sistemi vasıtasıyla hizmete atanıyor.

“Her Doktorun Sistemden Faydalanma Şansı Eşit”
Döngü sisteminin yararları; her doktorun sistemden faydalanma şansı eşit oluyor ve kullanıcıları, doktor bilgisini sisteme kaydetme zahmetinden kurtarıyor. Döngü sistemi; hastaya/hizmete ataması yapılan doktorun bu hizmeti gerçekleştirmek/konsülte etmekle yükümlü olması klişesine dayanıyor. Yine, hastayı karşılayan asistanın görevi de sistemde hastanın konsültanının kim olduğunu saptayarak o konsültana danışmak olarak kurgulanmış.


Neden Gider Hesabı Yapılıyor?
Fakültedeki hakedişler, gelir gider farkından hesaplanıyor. Amaç, gider kalemlerinin karşılanması için kaynak oluşturmak değil. Bu giderlerin karşılığı, performans yönetim sistemine kaynak aktarımı yapılırken zaten hesaba katılıyor. Burada amaç, sistemin içinde yer alan doktorlar arasında performans açısından bir kıyas unsurunun oluşturulması.

Hangi Muayene Daha Değerli?
Performans sistemlerine dahil edilecek parametreler objektif ve ölçülebilir olmalı. İşlemin zorluğu, süresi, riski, sorumluluk yüklenme düzeyi, hasta memnuniyeti; bu tür parametrelerin belirlenmesi ve farklı parametrelerin farklı işlemler içerisindeki payının hesaplanması uzun vadede ve geniş katılımlı bir ekiple çözümlenmesi gereken bir konudur. Mesela bir göz muayenesi mi, yoksa nörolojik muayene mi daha değerli? Hangi girişim daha değerli sayılacak? Apandisit ameliyatı mı, tiroidektomi mi, yoksa kateter ile stent konması mı? Bu tür parametrelerin sisteme tanımlanması ve bu verinin doğruluğunun denetlenmesi süreci oldukça sıkıntılı bir süreçtir. Riskli girişimler yapılan ve sonucun rölatif olarak kötü olduğu bir bölüm ile yüz güldürücü sonuçlar alınan bir bölümün kıyaslaması nasıl yapılacak? Bu verinin bu hasta için veritabanına doğru kaydedildiği nasıl denetlenecek? O nedenle sistem kabul edilebilir parametreler ile performans ölçümü ve değerlendirmesi yapmalıdır.

SUT Fiyatları Kullanılıyor
Gazi Üniversitesinde uygulanan performans sistemi için gelir tanımlamasında Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) fiyatları kullanılıyor. Gider hesabına yönelik olarak; hastanenin giderleri, işlem bazına yansıtılabilir giderler ve işlem bazına yansıtılmayacak genel giderler olarak ikiye ayrılıyor. İşlem bazında maliyet hesabında kullanılacak giderler içinde; faturaya yansıyan ve işlemler için kullanılan ilaçlar ve sarf malzemelerinin alış bedelleri, laboratuvar kit-kimyasal bedelleri veya laboratuvar hizmet alımı giderleri, cihaz/demirbaş giderleri (amortisman, bakım-onarım, malzeme) yer alıyor. İşlem bazına yansıtılmayacak gider kalemleri arasında; faturaya yansıtılamayan sarflar ve ilaçlar, akademik ve idari personelin döner sermayeleri, sözleşmeli idari personelin maaşları, elektrik, ısıtma, su, hizmet alımı giderleri (yemek, temizlik, güvenlik, asansör, vb.) bulunuyor.

Performans nasıl pay ediliyor?
Sistemde işlemler: Yatan hastada yatak ücreti; ilaçlar; sarf malzemeleri; anestetik maddeler; radyofarmasötikler; raporlama sırasında yorum gerektirmeyen laboratuvar işlemleri; saat 14:00 öncesi yapılan gelir getirici işlemler ve saat 14:00 sonrası yapılan gelir getirici işlemler olarak gruplandırılıyor.

İşlem bazında gelir; yani tüm hizmetlerin SUT karşılığı bedelleri, gelir hanesine yazılıyor.

Paket Hesabı
Fakülte hastanesinde, tanıya dayalı işlemler için paket hesabı yapılıyor. Paket işlem ile paket dahilinde hastaya verilen hizmetler birbirleriyle mukayese edilerek, paket içi hesap algoritması çalıştırılıyor ve buna göre gelir ve giderler tekrar düzenleniyor. Hastaya uygulanan ameliyatın, iki doktor tarafından yapıldığını varsayalım. O halde işlem kazancı, doktorlar arasında nasıl pay edilecek? Bu tip hizmetler, katkısı olan her doktor için ayrı hesaplamalara dahil ediliyor ve hizmetin gelirinden tüm doktorlar belirli oranlar nispetinde faydalandırılıyor.”

Datasel ile Eğitimler Devam Edecek
Datasel Yönetim Kurulu Murahhas üyesi ve Genel Müdürü Andonis Filippidis toplantı ile ilgili olarak şunları söyledi: “Bu toplantı bizim için çok önemliydi ve performans ile ilgili çalışmaların teorikten uzak, pratik olarak izlenmesi için imkan sunuldu. İlk defa böyle bir çalışma oldu. Oturmuş bir çalışma olduğu için bu toplantıda, sektördeki çalışanların bir araya gelerek paylaşım sağlanmasını hedeflendi. Böyle performans sistemlerinin hastanelerde kurulması yeni gelişmelerle birlikte gereklilik haline gelmiştir. Amacımız mevcut deneyimlerimizin sektör çalışanları ile paylaşılması idi, bunu da başardığımıza inanıyoruz.”

Yorum bırakın

MİNİVAL İNVAZİVDE SON NOKTA: TEK PORTTAN LAPAROSKOPİK CERRAHİ

Altı aylık bir gebede sadece göbekten girilen tek bir port ile kolesistektomi ameliyatı uyguladıklarını belirten Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Koray Topgül, Tek Port Laparoskopik Cerrahisi üzerine Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

Minimal İnvaziv Cerrahi son 20 yılda cerrahinin rotasını büyük ölçüde değiştirdi. Daha küçük kesiler ve daha az cerrahi travma hastaların ameliyat sonrası konforlarını, normal yaşam ve işe dönüş sürelerini olumlu şekilde düzeltti. Bu özelliklerle beraber açık olarak yapılan birçok ameliyat aynı cerrahi prensiplere sadık kalınarak uygulanabilir düzeye geldiğini hatırlatan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Koray Topgül, hatta kolesistektomi ve reflü ameliyatı gibi bazı işlemlerde laparoskopik cerrahinin altın standart olduğunu ifade etti.

Tek Porttan Laparoskopik Cerrahi
Laparoskopik cerrahideki gelişmeler hem kullanılan el aleti ve cihazlarda gelişmeleri tetiklerken bir yandan da nasıl daha da az invaziv olunacağını gündeme getirdiğini belirten Doç. Dr. Topgül, “Bu arayışlar laparoskopik cerrahide yeni bir halka olan tek porttan laparoskopik cerrahinin (Single İncision Laparoscopic Surgery) doğuşuna neden oldu. Dünyada yeni yeni uygulanan bu teknik ülkemizde de hemen gündeme girdi. Literatürdeki ilk seriler ve olgu sunumlarında da Türk cerrahlar hemen yerlerini aldı” diye konuştu.

“Altı Aylık Bir Gebede Sadece Göbekten Girilen Tek Bir Port İle Kolesistektomi Ameliyatı”
Laparoskopik cerrahiyi yakından takip ettiklerini ve kliniklerinde uygulamaya başladıklarını bildiren Doç. Dr. Topgül, “Bu uygulamalardan biri de yine dünyada bir ilk oldu. Altı aylık bir gebede sadece göbekten girilen tek bir port ile kolesistektomi ameliyatı uyguladık. Hastamız 27 yaşında 6 aylık bir gebe idi. Yakın aralıklarla iki kez bilier akut pankreatit atağı geçirdi ve her ikisinde de tıbbi tedavi uyguladık. Hastamıza hastalığı ve olası komplikasyonları anlatıldı ve ameliyat önerildi. Ameliyat öncesi yapılan tetkikleri ve konsültasyonları da sorunsuz olan hastamıza, tek porttan kolesistektomi ameliyatı uyguladık. Ameliyat 85 dakika sürdü. Ameliyat sonrası, sorun yaşamayan hastamız ilk günün sonunda onstetrik konsültasyonları da yapılarak taburcu edildi. Özellikle hastanın 6 aylık gebe oluşu ve el aletlerinin ters açılı olarak çalışılması teknik yönden zorluk yaratabilirdi. Ancak özellikle az koter kullanımı ve uterusa çok az temas ederek sabırlı bir süreç sonunda ameliyatı sorunsuz tamamladık. Tek port laparoskopik cerrahi konvansiyonel laparoskopik cerrahiden daha güç bir teknik. Sadece göbekten girilen özel yapılmış bir port içine 3 trokar girilerek yapılıyor. Safra kesesi karın duvarına dikiş ya da zımba ile asılarak dördüncü bir alet kullanımı gereksinimi ortadan kaldırılıyor. Biz bu hastada safra kesesini de asmadan sadece bir kamera ve iki el aleti ile tekniği uyguladık. Ayrıca kullandığımız portun özelliği olan sol eli dominant yapma karakteri de ilk olgularda zorlayıcı faktör oluyor. Yani sol elinizle diseksiyon yapıyorsunuz. Solaksanız sorun olmayabilir ama sağ el kullanıcıları için her iki elinizi de aynı özellikte kullanmanızı gerektiriyor” dedi.

“Sektör Yenilikler Üzerine Ciddi Şekilde Eğilmiş Durumda”
Önümüzdeki yıllarda laparoskopik cerrahide çok daha yeni gelişmeler yaşanacağını söyleyen Doç. Dr. Topgül şunları söyledi: “Sektör de bunun üzerine ciddi şekilde eğilmiş durumda. Özellikle cerrahların öneri ve eleştirilerini çok dikkate alarak kullanılan malzemelere yeni özellikler ekleyerek olumlu bir yarış içine giriyorlar. Türk cerrahları da bu ve benzeri yeni teknikleri yakından takip ediyor zaman zamanda lokomotifi konumuna geliyor, dünya literatürüne katkıda bulunuyor.”


Resim 1: Göbek insizyonundan uterus görülmekte.


Resim2: Tek porttan girilmiş bir kamera ve iki el aleti görülmekte.


Resim 3: Safra kesesi diseksiyonu sırasında sol altta uterus görülmekte.


Resim 4: Safra kesesi ‘endobag’e yerleştirilirken uterus görülmekte.

Yorum bırakın