Şubat 2011 için arşiv

PERFORMANSA GÖRE, NOBEL ÖDÜLÜ ALMAK 4 BİN PUAN!

Türk Tabipleri Birliği (TTB) TTB Merkez Yönetim Kurulu Başkanı Eriş Bilaloğlu “Performans sistemi taslağındaki puanlara göre, bir hastasının kalbindeki tümörü ameliyat eden hekim 2 bin puan alırken, kalbi duran bir hastayı yeniden canlandırma işlemi için 200 puan veriliyor. Taslakta, Nobel ödülünün puanı 4 bin puan” dedi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), 31 Ocak 2011 tarihinden itibaren üniversite hastanelerinde uygulanmaya başlayan performans sisteminin tıbbi uygulamaları değersizleştireceğini ve halk sağlığını tehdit edeceğini bildirdi. TTB Merkez Konseyi Yönetim Kurulu üyelerinin katılımıyla, TTB Genel Merkezi’nde yapılan basın toplantısında performans sistemi ile ilgili değerlendirmede bulunuldu. Basın toplantısına TTB Merkez Konsey Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu, Genel Sekreter Prof. Dr. Feride Aksu Tanık, Merkez Konsey Üyeleri Prof. Dr. Gülriz Ersöz ve Doç. Dr. Özlem Azap katıldı.

TTB Merkez Konseyi Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Özlem Azap da çeşitli ülkelerde farklı şekillerde uygulanan ve ülkemizde Sağlık Bakanlığı hastanelerinde uzun zamandır uygulanmakta olan ‘performansa göre ücret’ politikasının, 31 Ocak 2011 tarihinden itibaren üniversite hastanelerinde uygulamaya başlanacağını söyledi.
Yasa’nın, YÖK’e, üniversite hastanelerinde performans uygulamalarını düzenlemesi için verdiği sürenin, Ocak sonunda dolacağını belirten Azap, ”Buna rağmen YÖK, halen bir metin hazırlayamamıştır. Ortada performansın nasıl uygulanacağına dair taslaklar dolaşmaktadır. Bu taslaklarda yer alan düzenlemelerin mantık dışılığı bir yana, hem dünyadaki hem de ülkemizdeki deneyimler, böylesi bir ücretlendirme yönteminin, sağlık alanında büyük tahribatlar yarattığını açıkça göstermektedir” dedi.

“Nobel Ödülü 4 Bin Puan”
TTB Merkez Konseyi’nin Performansa göre ücret konusunu, sağlık alanındaki birçok diğer başlıkla birlikte, Ankara’da 47 Uzmanlık Derneği’nin başkanlarının bir araya geldiği toplantıda, ayrıntılı bir şekilde ele aldığını söyledi. Toplantı hakkında şu bilgiler verildi: “Toplantıda, ‘performansa göre ücret’ uygulamasının sınırlandırılması gerekirken, tam tersine üniversite hastanelerini de kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmasının, hem halkımızı hem de sağlık çalışanlarını ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakacağı, bu nedenle kesinlikle yürürlüğe girmemesi gerektiği konusunda görüş birliği oluşmuştur. Çünkü ağır hastalığı olanlar uygun ve yeterli tedaviye ulaşamamaktadır. Tanı ve tedavisi zor ve zahmetli olan hastalıklar ‘performans puanı’ getirmediğinden, öncelik daha kolay, puanı daha yüksek ve daha az risk taşıyan hastaların tedavisine verilmektedir. Sistem, tıbbi uygulamaların bilimsel, doğru ve nitelikli olmalarına bakılmaksızın, sadece sayısına göre değerlendirilmesidir. Çünkü tıbbi tanı ve tedavi yaklaşımlarını, parasına göre sınıflamaktadır. Ortada dolaşan taslaktaki puanlara bakılacak olursa, örneğin, bir hastasının kalbindeki tümörü ameliyat eden hekim 2 bin puan alırken, kalbi duran bir hastayı yeniden canlandırma işlemi için 200 puan veriliyor. Taslakta, Nobel ödülünün puanı 4 bin puan. Bu puanlar neye göre hesaplanmaktadır?”

“Performansa göre Ücret”
Azap, performansa göre ödeme yapılmasına ilişkin YÖK taslağında, performans ödemelerinin ‘ancak ve ancak performans üretilirse ve üretenlere ödeneceğinin’ belirtildiğini söyledi. Azap, son bir-iki ay içinde İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Aydın, Denizli, Kocaeli, Trabzon, Isparta ve Eskişehir illerinde, Tıp Fakültelerinde öğretim üyeleri ile yapılan toplantılarda, öğretim üyelerinin performans sistemine karşı çıktığı görüşünün edinildiğini söyledi.

İmza Kampanyasına 3 Bin 500 Kişi Katıldı
TTB Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu, TTB tarafından yürütülen imza kampanyasına 3 bin 500 akademisyen, asistan ve tıp öğrencilerinin katıldığını belirterek, performansa dayalı ücret uygulamasından vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. Bilaloğlu, üniversite hastanelerinin Sağlık Bakanlığı ile ilişkilendirilmesinin akademik özerkliğe aykırı bir gelişme olduğundan gündemden çıkarılması gerektiğini belirterek, tıp fakültelerine gittikçe artan sayıda öğrenci alınmasının eğitim kalitesini düşürdüğünden engellenmesi gerektiğini vurguladı. Alt yapısı ve eğitmen kadrosu olmayan tıp fakültelerinin açılmasına izin verilmemesi ve üniversitelerde eğitim ve araştırma faaliyetlerinin genel bütçe kaynaklı bir finansal güvence altında olması gerektiğini söyleyen Bilaloğlu, taleplerini içeren kampanyayı YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’a iletilmek üzere randevu talep ettiklerini ancak henüz bir yanıt gelmediğini ifade etti.

Reklamlar

Yorum bırakın

“BU CİHAZ İLE DÖVME BİLE TEK SEANSTA SİLİNİYOR”

Özel bir lazer cihazının, cilt bakımının yanı sıra kalıcı dövmelerdeki 7 rengi de görebildiğini ve silinmesini olanaklı kıldığını belirten Mayasante Polikliniği hekimlerinden Dr. Serkan Öztürk, güneşin bıraktığı lekeler, ciltteki akneler, sivilce izleri, eskiyen kolajen tabakası, çevresel ve genetik pek çok faktörün olumsuz etkisini çok kısa sürede ortadan kaldırabildiğini dile getirdi.

Tıp dünyasında hızla kendine önemli bir yer edinen son teknoloji “karbon peeling” kısa sürede kalıcı çözüm imkanı sunuyor. Yaş, cinsiyet gözetmeksizin ailesinde cilt kanseri hikayesi bulunmayan herkes için uygulanabilen yöntem, ortalama yarım saat sürüyor ve hemen günlük yaşama dönmenizi olanaklı kılıyor. Ağrı ve sızıya yol açmayan, enjeksiyonsuz yapılan yöntemin uygulama sayısı, ciltteki soruna göre en az bir en fazla 10 seans şeklinde oluyor. Mayasante Polikliniği hekimlerinden Dr. Serkan Öztürk, uygulama hakkında Sağlık Dergisi’ne yaptığı açıklamada, karbon peeling yönteminin klasik cilt soyma ve alttan taze yeni cilt getirme, kolajen tabakasını canlandırma işlemleriyle benzerlik gösterdiğini, ancak çok daha kolay, ağrısız ve kalıcı sonuçlar sağladığını söyledi.

Uygulamanın, güneşin bıraktığı lekeler, ciltteki akneler, sivilce izleri, eskiyen kolajen tabakası, çevresel ve genetik pek çok faktörün olumsuz etkisini çok kısa sürede ortadan kaldırabildiğini ve tek uygulama sonrasında dahi cilde parlaklık kazandırdığını belirten Dr. Öztürk, karbon peelingin her yaşta ve her cilt tipine yapılabileceğini ifade etti. Dr. Öztürk, yoğun sorunu olmayan ciltlerde tedavi sonrasında hemen pürüzsüzlük, parlaklık, birçok lekenin anında açılması, porların hemen sıkılaştığının göze çarptığını belirterek, “Leke probleminin çok olduğu kişilerde ise sonuçlar biraz zaman alabiliyor. Zamanla lekeler açılıyor ve cilt sıkılaşıyor. Çok koyu tenli kişilerde dozajlama ayarlanıyor” dedi.
Ailesinde ya da kendisinde cilt kanseri öyküsü bulunmayan herkese uygulamanın yapılabildiğini vurgulayan Dr. Öztürk, karbon peelingin benlerin üzerine doğrudan uygulanmadığına dikkati çekti.

Cihazla, Kalıcı Dövmelerden Kurtulmak Mümkün
Bu yöntemin sadece akne sorunun ortadan kaldırılmasında ve cilt yenilenmesinde kullanılmadığını belirten Dr. Öztürk, “Bunun dışında kalıcı dövmelerinden kurtulmak isteyenler için de bir seçenek olarak karşımıza çıkıyor. Q Switch Nd Yag. Lazer cihazı, dövmede kullanılan tüm 7 rengi de görebiliyor ve kalıcı bir sonuç elde edilmesini sağlıyor. Uygulama başarısında dövmenin yapılış tarzı önem taşıyor. Profesyonel dövmelerin giderilmesinde uygulama seans sayısı artıyor. Daha amatör yapılmış dövmelerde tek seansta bile sonuç alınabiliyor” diye konuştu.

Uygulama Nasıl Yapılıyor?
Dr. Öztürk konu ile ilgili şunları kaydetti: “Karbon peeling uygulamasında ilk adım, hastanın cildi iyice temizlendikten sonra ince bir tabaka karbon kremi sürülmesiyle başlıyor. İşlem sonrasında 10 dakika bekleniyor. Ardından, tıbbın bu alandaki üstün teknolojik cihazı olan “Q Switch Nd Yag. Lazer” cihazı sayesinde karbon partüküller, ciltteki gözeneklerin içine atışlar yapılarak gönderiliyor. Gözeneklerin içine yerleştirilen karbon partükülleri, lazer cihazının ikinci modu çalıştırılarak patlatılıyor. Hasta uygulama esnasın sadece hafif bir sıcaklık artışı oluyor. Tüm cilt yüzeyi tamamlanıncaya kadar işleme devam ediliyor. Uygulama toplam yarım saat sürüyor. Hasta, uygulama sonrasında hemen günlük yaşanıma dönebiliyor. Uygulama sonrasında kişinin özel bir bakım uygulaması gerekmiyor, ancak güneş korumasına özen gösterilmesi isteniyor. Uygulamanın adından ciltte, yanık, kızarıklık ya da kabuklanma görülmüyor.

“Ciltteki Kolejen Yapı Uyarılıyor”
Cilde uygulanan karbon peelingde, ısı artışı dolayısıyla derideki kolajen yapılar uyarılıyor ve kolajen yapılar uyarıldığında da ciltte toparlanma oluyor. Ciltteki sarkmalar, toparlanıyor. Ani patlama sırasında gözenekler içerisinde refleks olarak kapanma oluşuyor. Uygulama sonrasında hastanın cildindeki geniş gözenekler kapanıyor. Bunların dışında cildin üst kısmındaki tabaka da bir miktar soyuluyor. Kimyasal peelinglere benzer bir etki oluşturulduğu için cilt yenileniyor.
Uygulama ile özellikle akne ve benzeri problemi olan ciltlerde yağ dengesini oturtularak, akne sorunu ortadan kaldırılıyor.

“1.5 Yıl Uygulamaya Gerek Duyulmuyor”
Yöntemin uygulama sayısı, hastanın cildindeki soruna göre değişiklik gösteriyor. İlk uygulama sonrasında dahi ciltte belirgin sıkılaşma ve gözeneklerin kaybolduğu belli olurken, uygulama en fazla 10’ar gün arayla 10 seans yapılabiliyor. Bu kürden sonra, ortalama 1-1.5 yıl bir kez daha bir uygulamaya ihtiyaç duyulmuyor. Uygulamanın, ciltte yağ dengesinin oturtulması, aknelerin ortadan kaldırılabilmesi için 10’ar gün arayla 5 seans, melazma denilen lekelerin giderilebilmesi için 10 gün arayla 10 seans ve cilt canlandırılması için peelin olarak ise tek seans yapılması yeterli oluyor. Uygulamanın hiçbir aşamasında enjeksiyon olmamasından dolayı hasta, ne uygulama öncesi ne uygulama sonrasında kesinlikle ağrı ya da sızı hissetmiyor. Uygulama, toplamda yarım saat sürüyor.”

Yorum bırakın

SGK BAŞKANI’NDAN KAREKOD AÇIKLAMASI

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanı Emin Zararsız, depo ve eczane kayıtlarında görünen ama aslında olmayan 146 milyon kutu ilaç olduğunu belirterek, “Devletin her bir kutuyu ortalama 10 liradan aldığını hatırlarsak gerisini siz düşünün” dedi.

SGK Başkanı Zararsız, 2010 yılı uygulamaları ve 2011 yılı hedeflerine ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Zararsız, 1 Ocak 2011 tarihi itibariyle ‘karekodlu’ olmayan ilaçların ödenmeyeceği uygulamasına ilişkin eleştirilere de yanıt verdi.

“Sistem Kayıtlı 166 Milyon 314 Bin Geçici Karekodlu İlaç Var”
Türk Eczacıları Birliği’nin iddia ettiği gibi vatandaşın hiçbir ilacı alma sorunu bulunmadığını dile getiren Zararsız, kamuoyunun yanıltıldığını söyledi. Haziran ayında piyasada bulunanın kat be kat üzerinde ‘geçici’ karekodlu ilaç tespit ettiklerini belirten Zararsız şunları kaydetti: “230 milyon geçici karekod bulunmaktaydı. Sektöre bunu rasyonelleştirin, çağrısı yaptık. Böylece yaklaşık 40 milyon numara pasif hale geldi. Sistem kayıtlarına göre şu anda 166 milyon 314 bin geçici karekodlu ilaç bulunuyor. Eczane ve depolardan bize gelen bildirimler 16 milyon kutu ilaç olduğunu gösteriyor ama hadi 20 milyon kutu olsun. Oysa 166 milyon 314 bin stiker bulunuyor. Sağlık Bakanlığı bütün eczanelerde kendi raflarında ne kadar karekodlu olmayan ilaç olduğu bilgisini istedi. Maalesef İstanbul Eczacı Odası kendisine bağlı eczanelere bu bilgileri vermeme talimatı verdi. Bu nedenle Türkiye çapında bilgiler toplanamadı.”

Hayali Reçete Hayali Satış
Hayali olarak üretilmiş bazı reçeteler ile hayali olarak yapılmış ilaç satışlarının tespit edildiğini belirten Zararsız, 1 Ocak 2011 uygulamasıyla bu tür hayali satışların önlendiğini vurguladı. Ancak Türk Eczacıları Birliği’nin itirazı üzerine Danıştay’ın 12 Ocak’ta, SGK’nın savunmasını bile almadan yürütmeyi durdurma kararı aldığını söyledi. Zararsız, “Kasım ayında geçici karekodlu sistemini zorunlu hale getirdik, çünkü tespitlerimiz oldu. Bütün sektörü töhmet altında bırakmak istemiyorum bunları bireysel olarak değerlendirmek gerekir. Maalesef hayali olarak üretilmiş bazı reçeteler ve bu reçetelere dayalı olarak ilaç takip sistemine kayıtlı hayali ilaç satışlarına dair tespitler oldu, dolayısıyla bunun önüne geçmek için bir kanıt belgesi olsun diye reçete arkalarına hem de etiket bölümünün kutunun üzerindeki barkod bölümünün kesilerek uygulamasını getirdik” dedi.

1.5 Milyarlık Yolsuzluk
Bir gazeteci, ‘yani siz olmayan 146 milyon ilacın ortalama 10 liradan devlete satılmak istenerek 1.5 milyar liralık yolsuzluk yapılmaya çalışıldığını mı söylüyorsunuz? Potansiyel 1,5 milyar liralık yolsuzluğu mu önlemiş oldunuz’ sorusuna, Zararsız, “1.5 milyar liralık yolsuzluğu biz 1 Ocak’ta durdurmuştuk ama Danıştay’ın kararının ardından bu orada duruyor” yanıtını verdi.

“İlaç Takip Sisteminde 166 Milyon 314 Bin 847 Adet Numara Kayıtlı”
Zararsız, “SGK eskiye dönüyor diye eleştiri aldık. Bunlar durup dururken yapılan şeyler değil. 1 Ocak tarihinden itibaren sorun çözülmüştü. Eczane raflarında bulunan 10 milyon ilaç eczaneden toplanıyor. Bu ilaçların tamamı orijinal karekodlu üretildi. Yaklaşık olarak 15 bin eczanede 3 milyon 420 bin civarında karekodlu olmayan ürün tespit edildi. 8 bin civarında bilgisini vermeyen eczaneleri eklersek ciddi miktarda bir rakam ortaya çıktı. Bütün eczanelerin raflarında 9 milyon karekodu üretilmemiş kutu ilacı bulunuyor. Maalesef 166 milyon 314 bin adet geçici karekod numarası bulunuyor. Eczane raflarında 10 milyon, depolarda 7 milyon karekodsuz kutu bulunuyor. 3 milyon daha verelim, 20 milyon civarında karekodsuz kutu bulunuyor. Ancak ilaç takip sisteminde 166 milyon 314 bin 847 adet numara kayıtlı. Aradaki farkın takdirini kamuoyuna bırakıyorum” diye konuştu.

“Tek Bir Vatandaşımız, En Basit İlacı Da En Ciddi İlacı da Almakta Zorlanmıyor”
Eczane raflarında bulunan 10 milyon ilacın da 3-5 ilaçtan oluştuğunu ve az sayıda eczanede toplandığına dikkat çeken Zararsız, “Kaldı ki bu ilaçların tamamının orijinal karekodlusu da eşdeğeri de mevcut. Vatandaş orijinal karekodlusunu bulabilme imkanına sahip. Tek bir vatandaşımız, en basit ilacı da en ciddi ilacı da almakta zorlanmıyor. Küçük bir kesimin elindeki ilacın satışını yaptırmak için gürültü koparılıyor” şeklinde konuştu.

Hastalardan Usulsüz Olarak ‘Fark Ücreti’ Alan Hastanelere Uyarı
Başkan Zararsız, hastalardan usulsüz olarak ‘fark ücreti’ alan hastanelerini de uyardı. Bu konuda kendi müfettiş grubuyla yaygın denetime başladıklarını belirten Zararsız, “ Hastanelere sesleniyorum. Fark ücreti alınmaması gereken alanlarda fark ücreti alınmasının tespiti halinde sözleşmenin feshine kadar giden cezalar var. Oranların yetiyor olup olmaması başka tartışmadır ve buna Bakanlar Kurulu yetkilidir. Sınıflandırmada hangi oran alınması gerekiyorsa onun üzerinde tek bir kuruş alınmasına müsamaha olamaz” dedi.

Yorum bırakın

TÜRK KAREKODU ABD’YE İHRAÇ EDİLİYOR

İlaçta karekod sisteminin dünyada ilk Türkiye’de uygulandığını belirten Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hanefi Özbek, ABD başta olmak üzere birçok ülkenin karekod ile ilgili talepleri olduğunu söyledi.

Amerikan Sağlık Bakanlığı dünyada ilk defa Türkiye’nin uygulamaya başladığı karekodlu ilaç sistemi için Türk bürokratlardan yardım istedi. Sağlık Bakanlığı ile iletişime geçen Amerikalı yetkililer, ilacın üretim aşamasından kullanıcıya kadar giden süreçte ilacın takibini sağlayan sistemle ilgili telekonferans yoluyla bilgi aldı.

ABD’ye Danışmanlık Hizmeti, Fransa Hazırlık Aşamasında
Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hanefi Özbek konu ile ilgili şunları kaydetti: “ABD Sağlık Bakanlığı üst düzey yetkilileri ilaç takip sistemi ve karekod uygulamasının getirisi, götürüsü ve maliyeti üzerine sorular sordular. Karekod uygulamasına geçmek istiyorlar ancak çok başındalar. Yaklaşık bir saat süren bir konuşma oldu. ABD’li yetkililer karekod uygulamasının hazırlık aşamasından itibaren bütün süreçler hakkında bizden bilgi aldılar. Türkiye’nin kendilerine danışmanlık yapmasını istediler. Fransa da karekodlu ilaç sistemine geçmek istiyor. Onların da bununla ilgili çalışmaları var.”

İlaç Üretimden İtibaren Takip Ediliyor
1 Temmuz’da karekodlu ilaç sistemine geçildiğini hatırlatan Dr. Özbek, ilk günlerde yeni sistemle ilgili biraz sıkıntı yaşansa da sistemin artık oturduğunu aktardı. Karekodlu ilaç sistemi hakkında bilgi veren Dr. Özbek, “İlacın üretiminden tüketimine kadar bütün evrelerini izleyebildiğimiz bir sistem. İlaç üretiminde herhangi bir seride hata çıkması ya da son kullanma tarihi geçen ilaçların satılması da sistem tarafından engelleniyor. Sahte ilacın piyasaya çıkmasını engelleyecek yegane önlem budur. Bu sistemle kupür yolsuzluğunun da önüne geçmiş oluyoruz. Karekod uygulaması başarılı bir şekilde ilk kez Türkiye’de uygulanıyor.”

Karekod Nedir?
Kare kod, 2 boyutlu barkodlara verilen Türkçe isimdir. Karekod (Datamatrix) tipi barkodlar klasik tek boyutlu (çizgilerden oluşan) barkodlardan farklı olarak beyaz ve siyah kare veya dikdörtgenlerden oluşan matris yapıdaki bir barkod türüdür ve daha fazla bilgiyi içinde barındırabilmektedir.

Karekod İlaçlarda Neden Kullanılıyor?
Tanımlayıcı olarak 2D Datamatrix yeterli miktarda bilgiyi küçük bir alanda saklaması ve veri kurtarma imkanı bulunması sebebi ile seçilmiştir. Böylece EAN13 barkodu ile karışmalar da engellenmiş olacaktır.
Karekod içerisine 2335 karaktere kadar bilgi saklanabilir. Oysa kullandığımız standart barkod sadece 13 karakterden oluşur
Burada amaç;
• İlacın barkodunu
• İlacın parti numarasını
• İlacın son kullanma tarihini
• İlacın seri numarasını tek bir barkod ile okutmaktır. Bu bilgiler haricinde ek bilgiler Karekod içerisine eklenebilir.

Yorum bırakın

ORTADOĞU ÜLKELERİ KEMİK İLİĞİ NAKLİNDE TÜRKİYE’Yİ TERCİH EDİYOR

İsrail ya da Ürdün de yapılan nakiller sonrasında hastaların bir süre sonra yaşamını yitirdikleri bilgisini veren Suriyeli yetkililer, kemik iliği naklinin başarı ile yapılması nedeniyleTürkiye’yi tercih ediyorlar.

Suriye’deki Askeri Teşhir Hastanesi ile Bayındır Hastaneleri arasında yapılan işbirliği protokolü kapsamında Türkiye’ye tedavi görmek için gelen 15 yaşındaki lösemi hastası D.M’aya kemik iliği nakli gerçekleştirildi. Yurt dışında başarılara imza atan Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı ve Bayındır Hastaneleri Hematoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, Ortadoğuda kemik iliği naklinin Katar ve Ürdün gibi ülkelerde yapıldığı kaydetti. Bu ülkelerde yapılan nakil koşullarının Türkiye’de daha iyi olmasından dolayı ülkemizin tercih edildiğini söyleyen Prof. Dr. Dinçer, “Kemik iliği nakli İsrail’de 150 bin Avro’ya, Ürdün’de 100 bin dolara yapılıyor. Türkiye’de ise hem daha kaliteli, hem daha iyi şartlarda hem de yaklaşık 75 bin dolara yapılıyor” dedi.

“İsrail ya da Ürdün de Yapılan Nakiller Sonrasında Hastaların Bir Süre Sonra Yaşamını Yitiriyor”
Suriyeli bir hastaya Türkiye’de ilk kez kemik iliği nakli yapıldığını belirten Prof. Dr. Dinçer, “Operasyon, Suriye’de çok ses getirdi. Çünkü Suriye’deki yetkililer, ‘İsrail ya da Ürdün de yapılan nakiller sonrasında hastaların bir süre sonra yaşamını yitirdikleri’ bilgisini verdiler. Naklin başarı ile yapılması Türkiye’de hem sağlık turizmi hem de Türk hekimlerinin başarısına iyi bir örnek teşkil etmesi açısından çok önemli. Türkiye’nin bu alanda çok ileri durumda” diye konuştu.

Suriye’den Gelen ve Türkiye’de Kemik İliği Yapılan İlk Hasta
Prof. Dr. Dinçer konu ile ilgili şunları kaydetti: “Suriye’deki Askeri Teşrin Hastanesi ile Bayındır Hastaneleri arasında yapılan protokol sonrasında 15 yaşındaki lösemi hastası D.M’un tedavisi için Türkiye’de hazırlıklara başlandı. Suriye’de yaklaşık bir yıldan bu yana lösemi tedavisi gören D.M, Temmuz ayında Türkiye’ye geldi ve tedavisi planlandı. Yaklaşık 2 ay Türkiye’de lösemi tedavisi gördü. Ardından kuzeninden kemik iliği nakli gerçekleştirildi. D.M, Suriye’den gelen ve Türkiye’de kemik iliği yapılan ilk hasta unvanını taşıyor. Başarılı geçen nakil sonrasında, geçtiğimiz hafta içinde kontrol için Türkiye’ye gelen D.M, sağlıklı bir şekilde günlük yaşantısına döndü. Tüm tedavisi 3-4 ay süren ve hepsi Türkiye’de gerçekleştirilen D.M’nin genel sağlık durumu gayet iyi.”

D.M: “Kendisini Türk Hekimlere Emanet Ettiği İçin Çok Şanslıyım”
Suriye’den Türkiye’ye lösemi tedavisi için gelen ilk hasta unvanını taşıyan ve 12 Temmuz 2010 tarihinden bu yana Bayındır Hastanesi Söğütözü Kemik İliği Nakli Ünitesi’nde tedavi gören D.M, geçtiğimiz hafta içinde taburcu oldu.

Türkiye’den ayrılmadan önce kendisini Türk hekimlere emanet ettiği için çok şanslı ve sağlığına kavuşmanın heyecanı içinde olduğunu ifade eden D.M doktorlarına duygu dolu bir mektup bıraktı. D.M’nin doktorlarına yazdığı mektup şöyle:
”Ben D.M. Arap Suriye Cumhuriyeti’ndenim.
2010 Şubat ayı sonunda hastalandım. Suriye’de bulunan Teshrin Hastanesi’nde kemoterapi tedavisi aldım ve Kemik İliği Nakli’ne ihtiyacım olduğunu öğrendim. Ancak böyle bir tedavi ülkemizde yoktu. Askeri Teshrin Hastanesi’nden Dr. Hala Hadish ve Dr. Muhammed Barr Ali ile Suriye Tıbbi Yardımlaşma Örgütü Başkanı Dr. Khaled Ataya’nın yardımları ile Türkiye’ye tedavimin gerçekleşmesi için gönderildim.
Bayındır Hastanesi’ne 12 Temmuz 2010 tarihinde ulaştım. Ancak hastaneye gelirken çok korkuyordum. Hastalığım ve tedavisi için çok endişelerim vardı. Kullanacağım ilaçlar, acı çekmek ve dil konusunda yaşayacağımı düşündüğüm sıkıntılarım mevcuttu. Herkes güleryüzlü ve yardımcıydı. Böylece kendimi hastanede değil de evimde gibi hissettim.
Prof. Dr. Süleyman Dinçer, Uzman Dr. Cafer Aksoy, Dr. Ahmet Oymak ve Dr. Buket Çiçek bir insan olarak değil de sanki gökyüzünden inmiş birer melek gibilerdi. Benim için aynen annem gibi sevdiğim Dr. Hadish gibi oldular. Gelişimden bu yana her zaman bir ihtiyacım olup olmadığını sordular ve her türlü sorunumu çözmeye çalıştılar. Şimdi Allah’ın izni ile Suriye’ye evime dönüyorum. Benimle ilgilenen herkese çok teşekkür ediyoruz.
Teşekkürler.
D.M.”

Türk Doktorlar Suriyeli Hekimlere Eğitim Veriyor
Askeri Teşrin Hastanesi ile Bayındır Hastaneleri arasında yapılan protokol gereği, Suriyeli hekimler Türkiye’de bir süre eğitim aldı. Protokol uyarınca iki ülke arasında hasta değişimleri yapılacak. Türk hekimler tarafından, Suriye’de Talesemi ve kök hücre toplantıları düzenlenecek.

Yorum bırakın

ANKARA TIP’TA NELER DEĞİŞTİ?

Göreve geldiğinden bu yana birçok yeniliğe imza atan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İbrahim Aşık, hastanede yapılan yenilikleri ve 2011 hedeflerini Sağlık Dergisi’ne anlattı.

Hastanede 920 yatakla yılda 400 bin poliklinik hastası 30 bin acil , 15 bin in üzerinde ameliyat yapıldığını belirten Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İbrahim Aşık, yapılan ameliyatların görüntülü ve sesli canlı olarak dış merkezlerden izlenebildiğini söyledi. Bin 500 kişilik konferans salonu, 50 bin kitaplık kütüphane ve 140 süreli yayın imkanı sunduklarını kaydeden Prof. Dr. Aşık, “Çoğu hastanede olmayan Behçet Hastalığı merkezi, ağrı merkezi, başağrısı merkezi,psikiyatri konsultasyon liyezon ve doku bankası gibi spesifik birçok polikliniğimiz bulunuyor” dedi.

Acil Servis Hastanenin Aynası
Acil serviste yılda yaklaşık 30 bin hastaya ayaktan ve yatarak hizmet verdiklerini belirten Prof. Dr. Aşık, “Acil serviz hizmetlerini rahatlatabilmek için, hastanemizin laboratuarlarında köklü değişiklikler yaptık. Acil servise özel radyolojik tetkik cihazları alındı ve gerektiğinde acil cerrahi girişimleri acil servis içinde yapılır hale getirmek üzereyiz” diye konuştu.

Yılda Ortalama 30 Hastaya Böbrek Nakli
Merkez ameliyathanede bulunan 26 ameliyathanede günde 80-110 ameliyat yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Aşık, cerrahların ameliyat yapabilmek için sıra beklediğini ve ameliyat sayılarının arttığını kaydetti. Prof. Dr. Aşık, transplantasyon biriminde canlı vericilerden ve kadavralardan yılda ortalama 50 hastaya karaciğer ve böbrek nakli yapıldığını söyledi.
Yenilenen Hemodiyaliz Biriminde 35 Cihaz ile Yılda Bin 500 Hastaya 12 Bin Seans
Prof. Dr. Aşık, Yenilenen Hemodiyaliz biriminde 35 cihaz ile yılda bin 500 hastaya 12 bin seansın üzerinde hemodiyaliz ve CAPD biriminde de günde 60 hastaya kronik periton diyalizi uygulandığını kaydetti.

Laboratuarlar ve Doku Bankası
Laboratuar koordinatörlüğü liderliğinde merkez laboratuvarında değişiklikler yaptıklarını hem yönetimini hem de çalışma koşullarını yenilediklerini kaydeden Prof. Dr. Aşık, “Merkez laboratuarı, endokrin laboratuarı, hematoloji laboratuvarı yenilendi. Kemik iliği transplantasyon merkezinde yılda yaklaşık 70 hastaya nakil yapılıyor. Bu konuda hastane referans merkezi haline geldi. Avrupa’da hematoloji alanında çok önemli bir başarıya ulaştık, Avrupa kemik iliği transplantasyonunda 117. merkez olarak kabul edildik. Türkiye’deki bütün olgular buradan geçiyor” dedi.

Yenilikler Sürüyor
Polikliniklerde sıra alma olayı kalktığını ve hastanın geldiği gün içerisinde işlemlerinin yapıldığını dile getiren Prof. Dr. Aşık şunları kaydetti: “Grafi, rutin tetkikler aynı gün içerisinde yapılırken, tomografi, sintigrafi, ultrasonografi ve MR’da randevu veriliyor. 3 Tesla MR aldık, bir tane daha alınıyor. Ameliyathanedeki anestezi cihazlarını yeniliyoruz. Polikliniklerin çatısı tamamen yenilendi. Akreditasyon çalışmalarımız sürüyor. Hastane afet planı hazırlandı. Tüm yangın kapıları standartlara uygun olarak yenilendi. Ameliyathane bloğunun dış cepheleri de yaptırıldı.”

2011 Hedefleri
PACS ihalesini yaptıklarını, röntgen ve tomografi filmlerinin kalkacağını ifade eden Prof. Dr. Aşık, hekimlerin sonuçları bilgisayarlarından takip edeceğini söyledi. Prof. Dr. Aşık, Teşhisle ilgili gruplandırma (DRG) ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı ile Ankara Üniversitesi arasında bir protokol imzalandığını ve uygulamanın Türkiye çapında oluşması ve yayılmasını birlikte yaptıklarını kaydetti.
Prof. Dr. Aşık, borçlarda ödeme vadelerin 10 aya kadar düştüğünü, kısa sürede bunu daha da düşürmek için plan yaptıklarını belirten Prof. Dr. Aşık, “1 Şubattan sonra döner sermaye olarak hastadan katkı payı alınamayacak. Bu da yılda 25- 30 milyon gelir kaybına neden olacak. Performansın nasıl işleyeceği ile ilgili hala netlik yok. İstanbul üniversitesinin öncülüğünde YÖK’ün bir çalışması var. Ancak hala nasıl olacağı ve kaynağın nereden geleceği belli değil” dedi.

“Global bütçeye geçiliyor”
Prof. Dr. Aşık, Sağlık Bakanlığı’nın Global bütçeye geçilme kararı aldığını ancak bunun üniversite hastanelerinde nasıl bir etki yaratacağı ile ilgili hiçbir bilgimiz bulunmamaktadır” diye konuştu.

“Üniversitedeki Mimara “İyi Mimar” Diye Çizim Yaptırılıyor, Neden “İyi Hekime” Gidilmesi Engelleniyor”
Spesifik olarak iş yapan yaklaşık bin 500 öğretim üyesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aşık şunları kaydetti: “Malpraktis davaları varlığında kimse performans sonucunda riske girmek istemeyecek. Başka mesleklerden uzmanlara karışılmıyor ancak hekimler sürekli neden hedef alınıyor? Hukuk fakülteleri, mimarlar dışarıda da çizim yapıyor ve yaptıkları iş karşılığında tatminkar ücret alıyorlar, neden hekimler bu anlamda engelleniyor? Neden üniversitedeki mimara “iyi mimar” diye çizim yaptırılıyor da, neden “iyi hekime” gidilmesi engelleniyor? İllegal yollarla hastadan para alınıyorsa o yanlış, ancak hasta kendi gönlüyle o hekimi seçiyorsa bunda ne sakınca var? Tıpkı yurtdışında olduğu gibi hocalar çok kazandıkça çok vergi alınsın. Üniversite öğretim üyelerine ait bin 200 muayenehane var. Bu kavga neden devam ediyor. Toplam 2 bin kişi için mi?”

“Üniversiteyi Üniversite Yapan Özerkliğidir”
Marmara Üniversitesinin, Sağlık Bakanlığı ile ortak anlaşması üzerine Prof. Dr. Aşık şunları söyledi: “Üniversiteyi üniversite yapan özerkliğidir. Bu duruma yönetim olarak olumlu bakmıyoruz. Yurt dışında bu tip ortaklıklar var. Devlet hastaneleri ile üniversite hastaneleri beraber çalışıyor, ancak üniversite yönetiminin her zaman özerk olması koşuluyla. Üniversiteler yönetiminin siyasi irade altına geçmesi, o üniversiteyi bilimsel arenadan uzaklaştırır ve yalnızlaştırır”

Yorum bırakın

BEM-BİR-SEN’DEN SAĞLIK DERGİSİ’NE ÖDÜL

Bem-Bir-Sen’in 17. Kuruluş Yıldönümü nedeniyle düzenlenen “İbrahim Keresteci Basın Ödülleri” töreninde Dergimiz Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e de ‘başarı’ ödülü verildi.

Sendikanın 17. kuruluş yıldönümü sebebiyle Bem-Bir-Sen Genel Sekreteri İbrahim Keresteci adına verilen basın ödülleri töreni İçkale Otel’de yapıldı. Törenin açılışında konuşan Sendikanın Genel Başkanı Mürsel Turbay, gazetecilerin yıpranma hakkının ellerinden alınmasını eleştirdi. Turbay, bu hakkın gazetecilere tekrar verilmesi gerektiğini ifade etti. Törene, sendika yöneticileri ve gazetecilerin yanı sıra Ak Parti İstanbul Milletvekili Abdullah Kıyıklık, AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu (MKYK) Üyesi Mehmet Oymak ve MEMUR-SEN Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu ile konfederasyona bağlı sendikacılar katıldı.

Merhum Genel Sekretere Vefa
“Yerel yönetim çalışanları adına sağlamış olduğumuz büyük kazanımların yanında 2010 yılı içinde büyük acılar da yaşadık” diyen Turbay sözlerine şöyle devam etti: “ Teşkilat çalışmaları için Çorum’a giden Genel Sekreterimiz İbrahim Keresteci’yi Mecitözü ilçesinde geçirdiği ağır trafik kazasının ardından enfeksiyon sebebiyle girdiği koma nedeniyle 10 Şubat 2010 tarihinde kaybettik. Vefatının 1. yılına yaklaştığımız şu günlerde samimiyeti, dürüstlüğü, çalışkanlığı ve inancı ile bir büyük dava adamı olan İbrahim Keresteci’yi rahmetle ve minnetle bir kez daha anıyoruz. Bu yıl 17. Kuruluş yıldönümümüz vesilesi ile başlattığımız ancak bundan sonraki yıllarda da sürmesini temenni ettiğimiz “İbrahim Keresteci Basın Ödülleri” töreni, Merhum Genel Sekreterimiz İbrahim Keresteci’nin isminin Sendikamızla birlikte yaşatılması adına son derece önemli buluyoruz” diye konuştu.
Konuşmanın ardından plaketler sahiplerini buldu. Gazeteciler gününün de kutlandığı törende Dergimiz Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e ‘başarı’ ödülü verildi.

1 Yorum