Ekim 2011 için arşiv

ANESTEZİSTLERDEN SAĞLIK DERGİSİ’NE ÖDÜL HABERİ

 http://www.haberevet.com/haber/20111101/425195/saglik-dergisi-yazi-isleri-mudurune-odul.html

http://www.saglik-ekonomisi.com/sed/index.php/saglik-sektoru-haberleri/650-45-turkiye-anesteziyoloji-ve-reanimasyon-kongresinde-basin-ozel-odulu

http://www.ekonomihaberleri.org/guncel/SA%C4%9ELIK-DERgISI-YAZI-ISLERI-MUDURUNE-ODUL-1601.htm

ÖDÜL HABERİME YER VEREN TÜM BASIN KURULUŞLARINA TEŞEKKÜR EDERİM.

Reklamlar

Yorum bırakın

ROTAVİRÜS AŞI TAKVİMİNE ALINMALI MI?

Sağlık Bakanlığı’nın aşı takvimine almayı planladığı rota virüs nedeniyle her yıl 450 bin bebek ishal oluyor ve 37 bini hastanede yatıyor.

4. Ulusal Aşı Sempozyumu’nda GlaxoSmithKline’in (GSK) yetkililerinin ve uzmanların katılımı ile bir toplantı gerçekleştirildi. Basın toplantısına GSK Baş Medikal Direktörü Norman Begg, Klinik Araştırmalar ve Medikal Başkan Yardımcısı Anıl Dutta, GSK Medikal Direktörü İpek Yürekoğlu ve Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Bakır katıldı. Toplantıda dünyada aşı üretim ve Ar – Ge teknolojilerindeki son gelişmeler, Türkiye’nin potansiyeli, GSK’nın dünyada ve Türkiye’de bu alanda yürüttüğü çalışmalar konusunda bilgi verildi. Ayrıca Rota virüsün Türkiye’de sağlık ve sağlık ekonomisi üzerindeki etkileri verilere açıklandı. Rota virüs aşısıyla ilgili gelişmeler değerlendirildi.

Sağlık Bakanlığı’nın aşı takvimine almayı planladığı rota virüs nedeniyle her yıl 450 bin bebek ishal oluyor ve 37 bini hastanede yatıyor. Tedavisi için yılda 40 milyon dolar masraf yapılıyor. Aşılama olduğu takdirde hastane başvurularının yüzde 75 oranında azalacağı ön görülüyor. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Bakır, “Her yıl 1 milyon 400 bin ishal başvurusu oluyor. Bunların 450 bini rota virüse bağlı. Rota virüs hijyene bağlı bir ishal değil. O yüzden ona ‘demokratik virüs’ deniyor. Zengini de fakiri de tutuyor ve hastaneye yatırıyor” dedi.
Prof. Dr. Bakır şunları söyledi: “ ‘Maliye beni ikna edin attığınız taş ürküttüğünüz kuşa değsin’ diyor. O yüzden güçlü ikna edici veriler lazım. Hastalıklara harcayacağımız parayı aşıya harcayalım hastalıktan korunalım.

“Rota Virüs için Her Yıl 40 Milyon Dolar Harcanıyor”
Sağlık Bakanlığı verilerine göre hastanelere 450 bin rota virüse bağlı ishal başvurusu oldu. Aile sağlık merkezlerine 100 bine yakın her yıl rota virüse bağlı başvuru olduğunu biliyoruz. Neden rota virüs ishaller içinde daha önemli? Çünkü en fazla hastaneye yatış gerektiren durumdur. Önceki yıllarda ishale bağlı bebek ölümleri çok yüksekti. Şimdi halkın sağlığa erişimi arttığı için bu sayı azaldı. 3-4 yıl önce ishale bağlı 97 tane 5 yaş altı ölüm vardı. 2010 yılında bu sayı 13’e düştü. Ölenler azaldı ama ishal vakası azalmadı.

“Aşı Tüm Hastane Başvurularını Yüzde 75 Oranında Azaltabilir”
Ağır ishaller Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de hijyenin daha iyiye gitmesine rağmen azalmıyor. Çünkü rota virüs hijyene bağlı bir ishal değil. O yüzden ona ‘demokratik virüs’ deniyor. Zengini de fakiri de tutuyor ve hastaneye yatırıyor. O halde burada hastanın sebep olduğu kayıp hastaneye yatışlar. Bu da 6 gün sürüyor. Daha uzun da sürebiliyor. Bu hem aile için hem çocuk için kayıp. Türkiye’de her yıl tedavi için 40 milyon dolar masraf ediliyor. Çünkü 37 bin çocuk her yıl rota virüs sebebiyle hastanede yatıyor. Yapılan çalışmalara göre aşı tüm hastane başvurularını yüzde 75 oranında azaltabiliyor. Hastane yatışlarını ise yüzde 93 oranında azaltabiliyor. Milyonlarca doz yapılmış dünyada oldukça güvenli bir aşı.

Hangi Aşılar Yapılmalı
Her ülkenin her aşıyı yapması gerekmiyor. Herkesin kendi şartlarını bilimsel verilerini gözeterek bu konuda çalışma yaparak bu işe giriyor. Türkiye’de yapılan ve yapılma kararı alınan aşılar var. Örneğin su çiçeği ve hepatit a aşısının yapılma kararı alındı. Sırada bence rota virüs aşısı var. HPV aşısı bence öncelikle yapılması gereken aşıdır. Çünkü kanserden çok ciddi bir koruma sağlıyor. Önümüzde yapılacak diğer aşılar da meningokok ve boğmaca aşısı. Boğmaca aşısı tam bir bağışıklık bırakmıyor, bir süre sonra azalıyor. Dünyada ve Türkiye’de vakalarda artış var. Amerikalılar bunun aşısını yapıyor. Bu aşıyı da yapmamız muhtemelen gündeme gelecek.

Avrupa’nın Şu Anda Yaşadığı Sıkıntı Kızamık
Aşı karşıtı lobi tüm dünyada çalışıyor. En başta Sovyetler Birliğinin dağılması sürecinde aşılama oranları azalmıştı. Dünyada difteri unutulduğu sırada orada yığınla görülmeye başlanmıştı. Bunun örnekleri çok. Avrupa’nın şu anda yaşadığı sıkıntı kızamık. Avrupa’da kızamık daha önce sorun değildi. Ne zamanki aşı karşıtı lobi çalışmaya başladı Avrupa’da aşılama oranları düştü kızamık vakaları arttı. bunun bir yansıması da geçen kış bizde oldu. Avrupa’dan işçilerimiz vasıtasıyla gelen vakalarımız oldu. 1 yaşından küçük çocukların bağışıklığı olmadığı için onlara bulaştı. Amerika’ya bakıyorsunuz kimde menenjit, aşı olmayanlarda görülmüş. Yaşanmış örneklerden yola çıkmak gerekiyor. Otizme gelince bunlar artık aşıldı. Otizmle ilişkili olabileceği düşünülen bazı prezervatifler, koruyucular aşının içeriğinden çıkarıldıktan sonra bakıldı ki otizm sıklığı azalacağına artıyor. Bazı aşıların yan etkileri var. Mesela grip aşısında bir milyonda bir kişide felç tablosu gelişiyor. Bunların çoğu iyileşiyor. Ancak bir astımlı hastayı ölümcül krize sokabilecek en kötü virüs grip virüsüdür. Bunun gibi kronik hastalığı olanlar ve bebekler için grip virüsü çok tehlikeli. Hastalık riskliyse aşının yan etkisi riskini karşılaştırırsak solda sıfır kalır. Biz bunları ailelere izah ediyoruz. Aşının güvenliği kanıtlanmışsa zaten topluma yapılabilir. Bu noktada toplumu bilinçlendirme zaman zaman yapılıyor. Türkiye’de halkın aşıyı kabul oranı çok çok yüksek Avrupa’daki gibi değil.

“Çocuk Felcinden Kalan Son İsim Melik Minas”
“Melik Minas” ismini hatırlıyoruz. Melik Minas bize son polio, çocuk felcinden kalan son isim. 1998 yılından son vakamızdı ondan sonra görmedik. Aşılama sayesinde. Aşılamadığınız zaman salgın yapacak ve yüzlerce çocukta felç görülecek. Melik Minas’ın fotoğrafını gösteriyorum ailelere.”
GSK Baş Medikal Direktörü Norman Begg, “GSK’nın halen çeşitli hastalıkları önleyen 30’dan fazla ruhsatlı aşısı, 20’den fazla da geliştirilme aşamasında aşı adayı bulunuyor. Şirketimiz 12 ülkede 13 tesiste aşı üretimi yapıyor” dedi.
Klinik Araştırmalar ve Medikal Başkan Yardımcısı Anıl Dutta aşı Ar-Ge’sindeki son gelişmeler ve şirketin bu alandaki küresel faaliyetleri hakkında bilgi vermesinden sonra, GSK Medikal Direktörü İpek Yürekoğlu, Hacettepe Teknokent ile yaptıkları iş birliği sonucu ‘Aşı Klinik Araştırma Merkezi’ni hizmete soktuklarını belirtti.

1 Yorum

"MUAYENEHANESİ OLAN HASTA BAKAMAZ"

26 Ağustos’ta yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname ile Yüksek Öğrenim Kanunu’nun 36. maddesine bir fıkra eklenmesiyle yeni tartışmalar başladı.

Üniversite hastanelerindeki öğretim üyelerine yönelik Tam Gün uygulamasıyla ilgili düzenleme Adalet Bakanlığı’nın kararnamesinden geldi. Yeni düzenlemeye göre muayenehane işleten öğretim üyeleri üniversite hastanesinde hasta bakamayacak ve döner sermayeden gelir getirici faaliyette bulunamayacak. Sadece eğitim ve araştırma yapabilecek.
26 Ağustos’ta yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname ile Yüksek Öğrenim Kanunu’nun 36. maddesine bir fıkra eklendi buna göre; “Öğretim üyeleri, yüksek öğretim kurumlarında yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak ve döner sermaye faaliyetleri kapsamında gelir elde edilen hizmetlerde çalışmamak kaydıyla, mesai saatleri dışında yüksek öğretim kurumlarından başka yerlerde mesleki faaliyette bulunabilir ve meslek veya sanatlarını serbest olarak icra edebilir. Yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde çalışan öğretim üyelerine ek ödeme yapılmaz; bunlar rektör, dekan, enstitü, yüksekokul ve konservatuar müdürü, bölüm başkanı, anabilim ve bilim dalı başkanı, başhekim ve bunların yardımcısı olamaz.”

GATA Hocalarına Muayenehane Şoku
Kararname aynı zamanda Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde görevli öğretim üyelerinin açtığı özel muayenehanelere de darbe vurdu. Yeni düzenlemeye göre, muayenehanesi olan GATA öğretim üyesi doktorlar, Genelkurmay Başkanı dahi gelse, hastanede bakamayacak. Hükümetin “tam gün” yasası kapsamında çıkardığı KHK, GATA Kanunu’nun “çalışma esasları” başlıklı 32. maddesini yeniden düzenledi. Buna göre; GATA öğretim elemanları Genelkurmay’dan izin almadan muayenehane açamayacak. Muayenehane açtıkları takdirde üniversitede sadece eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunabilecekler. Hastanede askeri öğrenciler, er ve erbaşlar ile gaziler dışında hasta kabul edemeyecekler.

Doktorlar Dava Açacak
Sağlık Bakanlığı yetkilileri yeni düzenlemeye ilişkin, “Eğitim ve araştırma faaliyetlerinin engellenmemesi için yapılan bir düzenleme” açıklamasını yaparken Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu, “Bir öğretim üyesinin ‘ben hasta bakmıyorum’ diyerek hastaya el sürmemesi ama aynı zamanda da eğitimden sorumlu olması makul değil. Hukuki yollara başvuracağız” dedi.
Düzenlemenin köklü üniversiteleri çökertme amacı taşıdığını iddia eden Bilaloğlu şunları söyledi: “Üniversite öğretim üyeleri muayenehane açacak ve üniversitede işlere bakmayacak. Ya da sadece üniversitede hasta bakacak. İşler kaosa girecek ve iyice içinden çıkılmaz hale gelecek. Üniversite hastaneleri kamuoyu nezdinde itibar kaybedecek ve gelir getiremez duruma düşecek. ‘Bakın size muayenehane hakkınızı verdik ama eğitimle ilişiğinizi kesiyoruz’ Bu mümkün değil. Doktor vatandaşa elini sürmeyecek. O zaman çatışmalar doğacak.”

Yorum bırakın

PARA İÇİN DEĞİL EĞİTİM İÇİN AMELİYAT YAPILSIN

Üniversite hastanelerine kararnameyle getirilen “muayenehanesi olan hasta bakamaz” düzenlemesi hocaları isyan ettirdi.

Üniversite hastanelerine kararnameyle getirilen “muayenehanesi olan hasta bakamaz” düzenlemesi hocaları isyan ettirdi. Kamu hastanelerinde bir süre önce uygulamaya geçen Tam Gün şimdi de üniversite hastanelerindeki hocaların göçüne neden oluyor. Fakültelerdeki muayenehanesi olan öğretim üyeleri istifa ederek ya yurtdışına gidiyor ya da muayenehaneyi tercih ediyor. Üniversite yönetimleri ortak bir yolun bulunarak hastaların ve öğrencilerin mağdur edilmemesi gerektiği görüşünde.

Tıpta Eğitim ve Sağlık Hizmeti Bir Bütündür
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, “Eğitim ve sağlık hizmetini ayıramazsınız, etle tırnak gibidir. Muayenehanesi olan hekimler döner sermayeden katkı payı almadan her türlü dahili ve cerrahi müdahaleleri yapabilmelidir. Özel uzmanlığı gerektiren girişimleri yapacak sınırlı sayıdaki doktorların muayenehaneleri var gerekçesiyle hastanede bu işlemleri yapmalarının engellenmesi çok yanlıştır. Bundan hastalar ve hastaneler zarar görecektir. Örneğin göz bölümüne müracaat eden retina cerrahisini gerektiren hastaya müdahale edecek doktorun muayenehanesi varsa ne olacak? Tıp Fakültelerinde eğitim ve sağlık hizmetlerini ayıramazsınız. Tıp fakültelerinde eğitim sadece amfilerde teorik ders şeklinde olmamaktadır. Tıp eğitimi usta çırak işidir. Öğrenci eğitimi ve asistan eğitimi için öğretim üyesinin hasta başı eğitim yapması gereklidir. Cerrahi bölümlerde asistan eğitimi ameliyata girmeden nasıl olacaktır? Pratik uygulamalı hasta başı eğitimler aksayacaktır. Bu sistem tıp eğitimini, uzmanlık eğitimini olumsuz etkileyecektir. Ayrıca muayenehanesi olan hekim hastanede mesaisini oturarak geçirecek ve insan gücü, emeği değerlendirilmemiş olacaktır ” diyen Prof. Dr. Cinaz, 82 öğretim üyesinin muayenehanesinin olduğunu, üç öğretim üyesinin ücretsiz izin aldığını ve altı öğretim üyesinin erken emekli olduğunu belirtti.

Ameliyat Olmazsa Eğitim Olmaz
Üniversite hastanelerinin yapısının bu uygulamaya müsait olmadığını anlatan Prof. Dr. Cinaz şöyle konuştu: “Uzmanlık eğitiminde cerrah ameliyata girmezse bu konudaki bilgisini nasıl aktaracak.. Bu hocalarımızın muayenehanesi olduğu için böyle bir vaka geldiği zaman çok özellikli ameliyatlar yapılamayacak. Ameliyat yapmazsanız eğitimi veremezsiniz. Bu müdahaleyi ehli olmayan biri yapar o zaman da bazı komplikasyonlar ortaya çıkar. Biz yasaya karşı değiliz ama düzeltme yapılmalı. Sadece muayenehanesi olanların döner sermayeden ek para almadan eğitim amaçlı bu tür vakalara girebilsin” istiyoruz.
Türkiye’de muayenehanesi olan öğretim üyesi sayısı fazla değildir. Bazı arkadaşlarımızın yanlışları nedeniyle tüm hekimler kötü uygulamalara maruz kalmamalıdır. Amacımız tam gün yasasının hastalara ve hekimlere zarar vermeden uygulanmasıdır. Ek düzenleme ile bunların düzeltilmesi sağlanabilir” dedi.

YÖK Sorunu Çözmeli
Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Uğur Erdener, fakülteden ayrılanlar olduğunu söyledi. Muayenehanesi olan hocaların mutlaka uygulamalı olarak eğitim vermesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Erdener, “Gelir getirici hiçbir işlem yapılamaz dendiği için hasta raporları da imzalanamıyor. Eğitimin kapsamı açılmalı. Bu sıkıntıların YÖK tarafından yapılacak düzenlemeyle aşılmasını bekliyoruz. Öğrencilerin ve hastaların mağduriyeti önlenmeli. Örneğin bir anabilim dalında hepsinin muayenehanesi var. O zaman ne olacak? Bir an önce yeni bir düzenlemenin yapılmasını bekliyoruz” dedi.

Yorum bırakın

YABANCI YATIMCILAR SAĞLIKTA TÜRKİYE’YE ÇIKARMA YAPIYOR

Hükümetin sağlık alındaki reformlarının ardından, özellikle “yap-kirala-devret” projelerinin hayata geçmeye başlamasıyla sağlık alanında yatırımcılar gözlerini Türkiye’ye çevirdi. Kore’den Kanada’ya , Amerika’dan İran’a kadar pek çok ülkeden önemli yatırımcılar, yatırım yapmak üzere Türkiye’ye geliyor.

Sağlık yatırımları konusunda Türkiye’de yatırımcılarla işletmecileri buluşturan önemli sivil toplum örgütlerinden Sağlık Yatırımcıları Derneği, artan yatırım talebinin doğru yönlendirilmesinin önemine dikkat çekiyor. Dernek Başkanı Dr. İhsan Şahin özellikle Sağlık Bakanlığı’nın ve Başbakanlık Yatırım Ajansının yaptıkları girişimlerin çok önemli sonuçları olduğunu, Samsung gibi dünya devi firmaların yatırım için ülkemize geldiğini söyledi.

Türkiye’yi bölgesinde sağlık alanında cazibe merkezi olarak niteleyen, bu alanda yetişmiş uzman kadro ve teknoloji açısından en avantajlı ülke olduğunu vurgulayan Dr. İhsan Şahin; şuana kadar pek çok hastane yapan ve işleten firmalarla yatırımcıları buluşturduklarını ve her iki taraf için de çok kazançlı işbirliklerinin hayata geçirildiğine değindi.

Yatırımda İlk Üç İstanbul, Ankara ve Antalya’nın
Sağlık sektörüne yapılan yatırımların kalıcı ve ülkemiz için gerekli olan yatırımlar olduğunu belirten Şahin: “Devletin büyük atılımlarının yanında bizler de alandaki sivil toplum örgütü olarak ülkemizdeki sağlık yatırımlarını nasıl arttırabiliriz, bu alandaki uluslararası ölçekteki yatırımcıları Türkiye’ye nasıl çekebiliriz noktasında uğraş veriyoruz. Bu çabalarımızın sonuçlarını da almaya başladık, küresel boyuttaki çok önemli aktörler artık ülkemize sadece fonlara, hisse senetlerine ya da faize para yatırmak için gelmiyorlar, fiilen üretime ve istihdama yatırım yapmak için de geliyor. Bu değişimde Sağlık Bakanlığı’nın PPP projelerini hayata geçirmeye başlaması çok önemli bir rol oynuyor. Elbette ki özel sektörün kurmuş olduğu sağlık tesislerinin de büyük etkisi var. Bugün artık dünya devlerinden Samsung gibi çok önemli şirketlerin yanı sıra Irak’tan, Azerbaycan’dan, Gürcistan’dan yatırım için gelen bölgesel şirketler var. Türkiye’de gerek devlete ait PPP projelerinde gerekse de özel hastanecilik noktasında birçok yatırımda yerli ve yabancı aktörler birlikte hareket ettiğini görüyoruz. Dernek olarak bizler de özellikle son dönemde İstanbul, Ankara ve Antalya’daki birçok hastaneye yatırımcıların yönelmesine yardımcı olduk ve pek çoğu da yatırım yaptı. Hâlihazırda bu bölgelerde devam eden çok kazançlı projeler de ulusal ve uluslararası yatırımcıları bekliyor. ” dedi.

Yorum bırakın

PSİKİYATRİK HASTALIKLAR YALAN MI?

Son dönemlerde psikiyatrik hastalıkların tedavisi üzerine çıkan tartışmalara son vermek için Amerika Birleşik Devletleri Maryland Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr.Ulaş Mehmet Çamsarı, Sağlık Dergisi’ne konuyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Son dönemlerde hiperaktivitenin hastalık olmadığı hatta psikiyatrideki birçok hastalığın aslında hastalık olmadığı üzerine tartışmalar başladı. Bu konuda “psikiyatri” ve “hastalık” nedir üzerinde duruluyor. Peki bu durum doğru mu?
“Psikiyatri, tarih boyunca belki de üzerinde en fazla tartışmanın yapıldığı, toplumun genelini bir yana dursun, hekimler tarafından bile kimi zaman tam olarak anlaşılamamış sürekli gelişen, 2000’li yıllara bilimsel birikimini artırarak girmiş ve inanılmaz bir hızla gelişimi sürdüren bir tıp branşıdır. Psikiyatri, insan akıl sağlığı hastalıkları ve davranış bozuklukları ile ilgilenir. Psikiyatri branşının varlığının sebebi akıl-beyin süreksizliğidir. (mind-brain discontinuum).”
Amerika Birleşik Devletleri Maryland Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr.Ulaş Mehmet Çamsarı konu ile ilgili şunları söyledi: “Hastalık, tıpta, insan tarafından tarif edilen bir “istenmeyen” durumdur. 120 yaşına kadar bütün insanlar yaşayacak olsaydı, hepsinde mutlaka ya böbrek yetmezliği ya da kalp yetmezliği bulguları olacaktı. Aynı şekilde 100 yaşını geçen tüm insanlarda Alzheimer hastalığı yani nörodejenerasyon bulguları görülecekti. Doğada normal yaşam süreci içinde bulunan tüm normal fizyolojik süreçler hayat siklusunda bir noktada patofizyolojik bir süreç içine girer ve aslında bu da “normal” dir, ta ki insan bu gidişi değiştirmeye yeltenene ve fizyoloji ile patofizyoloji arasındaki sınırı çizip, çizginin bir yanında “hastalık” diğer yanına “normallik” ismini verene kadar.

Normal Aralıklar Psikiyatri Tarafından Bilimsel Bilgiler Işığında Belirlenmiş Aralıklardır
Bu bilgiler ışığında denilebilir ki, örneğin kan basıncının normal değerlerini belirleyen sınır “insan” tarafından tedavi edilmek istenen sınırdır. Akıl hastalıklarında da benzer bir yaklaşım söz konusudur. Örneğin kaygı düzeyi kişinin normal fonksiyonlarını etkilediği anda “bozukluk” adını alır ve tedavi edilir. Kaygının normal aralığı, duygudurumun normal aralığı, bilinç açıklığının normal aralığı insan tarafından tarif edilmiş, normal aralıkları psikiyatristler tarafından değerlendirilen aralıklardır ve gerek görüldüğünde tedavi edilirler.

“Hastalığın Etyolojisi”
Hastalıkların insanlar tarafından tarif edildiği gerçeğinden yola çıkarak bir diğer basamağa geçelim. Hastalık diye tarif edilen duruma yol açtığı tespit edilen nedene “hastalığın etyolojisi” denir. Bu etiyoloji, bir fizyopatolojik duruma (yine insan tarafından tarif edilir) yol açarak hastalık bulgu ve belirtilerine yol açan bir dizi şelale reaksiyonları yol açar.

Psikiyatrik Hastalıkların Tarifinin Diğer Hastalıklardan Farkı Nedir?
Psikiyatri, beyin ve beynin “seçerek” uyguladığı davranışlarla uğraşır. Uğraştığı organın aktivitelerinde “bilinçli bir seçim” bileşeni olan tek organ beyindir. Bu durumu biraz daha açmak gerekir. Örneğin kalbin “normal” olarak kabul edilen bir anatomisi ve bir fizyolojisi vardır. Her kalbin kadında ve erkekte farklı olmak üzere normal kabul edilen bir ağırlığı ve bir hacmi vardır. Her kalbin pompa gücünün bir normal aralığı vardır. Her kalp bir insan bedeninde yaşama başlar ve o beden hayatta kaldığı sürece o bedenle birlikte yaşar, o bedenin gerçekleri ile yüzyüze kalır, o bedenin gerçeklerine maruz kalarak aktivitelerini sürdürür. Bu anlamda her kalbin ayrı bir hikayesi vardır. Beyin bütün diğer organların özelliklerini taşır. Onun da bir normal hacmi, onun da normal sınırlarda bir anatomisi vardır. Ancak beynin diğer organlardan farklı olarak çok üst seviyede şekillendirerek uyguladığı insan davranışıdır. İnsan davranışı, beynin içindeki fizyolojik mekanizmalara dayanıyor olsa da, bu ilişki direk olarak kurulamaz (akıl beyin süreksizliği), insan beyninin sınırsız motivasyon üretebilme esnekliği sayesinde (dorsolateral prefrontal korteks yönetiminde) insan sınırsız değişik “motive davranış” üretebilme kapasitesine sahiptir. Her insan “aklı”, beyin hücrelerinin fonksiyonlarının görünen bir nedenselliği olmaksızın (mind-brain discontinuum) tamamen bağımsız bir davranış üreticisidir. Tüm davranışlar insan aklının bir ürünüdür ve insan iradesi tarafından değiştirilebilir. Bu anlamda davranış bozuklukları “psikiyatrik hastalık” sınıfına girmezler çünkü davranış bozukluklarının etiyolojisi “insan aklıdır”. Psikiyatriye karşı yapılan saldırıların temelinde yatan bu ayrımın anlaşılamamasıdır.

Psikiyatrik Hastalıklarda “Beyinde Bir Parça Bozukluğu” Gösterilebilir
Psikiyatrik hastalık ve davranış bozukluklarını ikiye ayırmamız gerekir. Psikiyatrik hastalıklar, beyinde gösterilebilir patolojilerin bir ürünüdür ve tıptaki klasik hastalık tarifine uyarlar. Örneğin şizofreni hastalığında beyinde doğuştan itibaren gösterilmiş bir nörogelişimsel patolojiler söz konusudur. Yıllara yayılmış bu patoloji kendini genellikle genç yaşlarda gösterir ve hastalık bulgularına yol açar. Bir anlamda “beyinde bir parça bozukluğu” vardır ve bu gösterilebilir. Bu tip psikiyatrik problemlere “psikiyatrik hastalık” denir.

Davranış Bozukluklarında “Beyinde Bir Parça Bozukluğu” Gösterilemez
Beyindeki “parça bozukluklarına” bağlı olarak davranış bozuklukları oluşabilir, ancak davranış bozukluklarının büyük bir kısmı beyinde gösterilebilir patolojilerin sonucunda oluşmazlar. Örneğin kokain bağımlısı olan bir birey, doğuştan bir “parça bozukluğu” ile doğmaz. Birey kendi iradesi ve motivasyonu ile tercihi doğrultusunda bu maddeyi bedene maruz bırakarak “davranışa bağlı bir patofizyolojik süreci” başlatır. Davranış kontrol edildiğinde ise patolojik süreç ortadan kalkar.

Davranış Bozuklukları Neden Hastalıklardan Farklıdır?
Davranış bozukluğu bireyin tercihine tabi durumların bireyin hayatında sorunlara yol açtığı durumlar için tarif edilir. Bu tarif çağdan çağa, zamandan zamana değişecektir, çünkü insan davranışı tarih boyunca sürekli değişmiştir ve değişmeye devam etmektedir. Örneğin bundan 20 yıl önce “internet bağımlılığı” diye bir sorun yokken, şu anda böyle bir durum sorun olarak ortaya çıkabilir ve psikiyatri hekimi bu sorunla karşı karşıya kalabilir. Bu bir hastalık değildir, davranış problemidir ve davranış değişikliğine birey ikna edilerek tedavi edilebilir. Bireyin davranış değişikliğine ikna edilmesi işlemine “psikoterapi” denir. Psikoterapi bir “ikna” işlemidir. Hiçbir ikna işlemi bir hastalığı tıbbi anlamda tedavi edemez, ancak bireyin davranışını değiştirmesi için ikna ederek sorunun çözümüne yardım edebilir. Günümüzde psikiyatri dışındaki hekimlerin ve toplumun en fazla kafasını karıştıran durumlar “davranış bozukluklarıdır”.

Neden Psikiyatrideki Teşhis ve Yaklaşımların Anlaşılması Zordur?
Davranış bozuklukları, Amerikan Psikiyatri Birliği’nin kullandığı akıl sağlığı ve hastalıkları teşhiş kılavuzu olan DSM kitapçığında psikiyatrik hastalıklarla birlikte gruplanır ve hepsine birden “bozukluk” denir. Örneğin bu sistemde kullanılan multiaksiyel yaklaşımda teşhis kısmına gerçek bir hastalık olan “Şizofreni” ile örneğin, “kumar oynama bozukluğu” ya da “hiperseksüel bozukluk” yan yana yazılır. Bu çok kafa karıştıran bir durumdur çünkü bunlardan birisi “tıbbi anlamda hastalık” diğerleri ise “davranış bozukluğu” dur. Bunu bu şekilde gören hekimler dahi bazen psikiyatrik teşhişlerin “bilimselliği” konusunda şüpheye düşerler. Buradaki problem, psikiyatrinin yaklaşımlarının bilimsel olup olmadığı değil, teşhis sistemlerinin nasıl kullanıldığı ve bunu uygulayan hekimlerin psikiyatrik yaklaşımıdır. Psikiyatrinin bilimsel yaklaşımı tüm diğer tıp branşları kadar bilimsel metotları kullanır. Kullandığı metotlar, hastalık ve davranış bozukluğu olarak tarif ettiği durumların belirtilerini semptomatolojik olarak gruplar ve etyoloji arar. Sorun şudur ki, psikiyatrik hastalık ve davranış bozuklukları çok komplekstir, ve belirtilerden nedene gitmek akla hayale sığmayacak kadar çok bilgi birikimi gerektirmektedir ve bu sebeple psikiyatrik sorunların etyolojisini tespit edilmesi süreci diğer tüm tıp branşlarına göre geri kalmıştır bunun da nedeni bellidir. Bir şizofreni hastalığının etyolojisi için gerekli bilgi ve araştırma yükü örneğin dört odacıklı basit bir pompadan ibaret olan kalbin hastalıkları için gerekli bilgi ve araştırma yükünün binlerce katı olarak tahmin edilebilir.

DSM Kitapçığındaki Sıralamalardan Doğan Kargaşa
DSM kitapçığında sağlıksız ve etyolojiden bağımsız listeleme, diğer deyişle, davranış bozuklukları ile psikiyatrik hastalıkların birarada gruplanması psikiyatriyi derinlemesine anlamayan ya da psikiyatrinin varlığından rahatsız olan kesimlerce psikiyatrinin aleyhinde kullanılmış, toplumdaki geçerliliğinin azaltılması için bazı çevrelerce mesleğin saygınlığını zedelemek amacıyla kullanılmış ve halen kullanılmaktadır. Psikiyatrik yaklaşımları doğru anlamayan kişiler şu tip soruyu sorabilir. Daha önce hastalık olan bir durum şimdi nasıl DSM’den çıkarıldı? Daha önce hastalık olan durum şimdi değil midir? DSM kılavuzuna neden sürekli yeni hastalıklar ekleniyor? Bu soruların yanıtları, DSM kılavuzuna eklenip çıkarılan durumların büyük bir kısmı “davranış” kategorisinde incelenmesi gereken durumlardır ve hastalık değildir. Şizofreni ve bipolar hastalık örneğin, beyindeki parça bozukluğundan kaynaklandığından emin olduğumuz, genetik kökenli beyinde gösterilebilir patolojilerin olduğu hastalıklardır ve her zaman öyle kalacaklardır. Ancak örneğin, alkol bağımlılığı alkol olan bir yerde olacak, alkol olmayan bir yerde olmayacaktır. Alkole maruz kalmamış bir toplumda alkol bağımlılığı bir sorun olarak karşımıza çıkamaz, genetik yatkınlıktan bahsedilse dahi. Davranış sorunları çağdan çağa, toplumdan topluma değişiklik gösterir ve soruna yol açtığı anda tarif ve teşhis edilir, o durumda tedavi edilmesi gerekir. Davranış problemleri, psikiyatrik tıbbi hastalıklardan çok farklıdır, sınırsız bir çeşitliliğe sahiptir ve sürekli değişir. Psikiyatrinin tüm diğer branşlardan farkı budur, çünkü insan bedeninde beyinden başka hiçbir organın “davranışından” söz edilemez. Psikiyatri tüm diğer tıp branşlarının sahip olduğu “hastalık” kategorisine sahiptir, ve dahası sayıları sınırsız olabilecek “davranış” kategorisine de sahiptir. Hekimlerin büyük kısmı dahi bazen psikiyatriyi diğer branşlardan ayıran bu temel farkı anlamayabilirler çünkü psikiyatri dışındaki hiçbir branşın hastalık kategorisi dışında bir “davranış” kategorisi yoktur.

Psikiyatrik perspektifler nelerdir?
Psikiyatri insan akıl sağlığına 4 şekilde yaklaşır :
1-Hastalıklar (Disease) — (Person HAS / Beyindeki Bozuk Parça)
2-Davranışlar (Behavior) – (Person DOES / Kişinin Yaptıkları)
3-Karakteristikler (Dimensions) – (Person IS / Kişinin doğuştan sahip olduğu normal özellikler)
4-Yaşananlar (Life Story) – (Person ENCOUNTERS / Kişinin yaşamı boyunca karşılaştıkları)
Bu basit yaklaşımı bir analoji ile daha anlaşılabilir hale getirmek gerekir.
Bir insanı, bir arabaya benzeterek kuracağımız benzetmede şu durum ortaya çıkacaktır. Arabanın markası (karakteristikler), arabanın üretim hatası (disease), arabanın sürücüsü (davranış), arabanın sürüldüğü yollar (hayat hikayesi)

“Psikiyatride Bozuk Parçalara İlaçla Müdahale Edilir”
4 perspektiften yola çıkarak bir tıp branşı olarak psikiyatrinin hastaya nasıl yaklaştığı konusunda ve sorunlara nasıl çözüm bulabileceği konusunda bazı fikirler öne sürülebilir. Hastalıklar, diğer deyişle, “bozuk parçalar” , tıpta ya değiştirilir, değiştirilemiyorsa ıslah edilmeye çalışılır. Biri cerrahi biri tıbbi iki tip yaklaşım vardır. Psikiyatrik sorunlarda “parça” değişikliği yapmak günümüz tıbbi olanakları ile mümkün değildir. O nedenle psikiyatride bozuk parçalara ilaçla müdahale edilir. Çok nadiren (derin beyin stimulasyonu) beyindeki bazı parça bozukluklarına pil takma girişimleri gibi müdaheleler son yıllarda gündeme gelmiştir.

“Davranış Problemleri Kişiyi İkna Ederek Değiştirilir”
Psikiyatrideki “davranış problemleri” yani “psikoterapi” bireyle konuşarak onun davranışını istenilen şekilde değiştirmeye yönelik pasif bir girişimdir. Kognitif Davranışsal Tedavi (Cognitive Behavioral Therapy) gibi yerleşmiş bazı teknikler kişilerin davranışlarında ciddi değişiklere yol açabilerek oldukça etkili olabilirler. Psikanaliz, psikodinamik terapi gibi eski usül yöntemlerin (koltuğa uzanan hasta, onu dinleyen psikiyatrist modeli) bilimsel geçerliliği yoktur, Freud doktrinlerine dayalı, dogmatik, ve bilimsel olarak doğrulanamayan bir teorik alt yapıya sahiptirler, buna rağmen kişinin “ikna” edilmesi sürecinde etkili olabilecekleri için halen nadiren de olsa kullanılmaktadır.

“Hayat Hikayesinden Yeniden İşlenmeli”
Psikiyatrideki “hayat hikayesi” sorunları, yaşanmış travmatik olaylar, kişilerin bu olayları nasıl hatırladıklarına ve bunlara ne anlam yüklediklerine göre etkili olduğu için yine kişiyi bu konuların anlamlarını “yeniden işlemeleri” konusunda “ikna” edilerek tedavi edilebilir. Travmaya bağlı olan vejetatif ve fizyolojik sorunlara da ilaçla da müdahele edilebilir.

“Kalbin Herkeste Farklı Olan Hacmi gibi Her Bireyin Karakteri Farklıdır”
Kişinin karakter yapısı ile ilgili olan boyutsal perspektif (arabanın markası analojisi) kişinin doğuştan sahip olduğu karakterlerdir. Aynı bir kalbin herkeste farklı olan hacmi gibi, bir böbrekteki kişiden kişiye değişen nefron sayısı gibi, normal kabul edilen sınırlarda her bireyin karakteristik beyin özellikleri ve davranış yatkınlıkları vardır. Bunlara kısaca “huy” ya da “mizaç” denir. Bu özellikler kişinin hayatında sorunlar yaratıyorsa, psikiyatri hekimi hastaya bu sorunlara yönelik bir “kılavuzluk” yapabilir. Analojimize dönersek, arazi özellikleri olmayan bir arabayı, arazide kullanmaya çalışan ve sorunlarla karşılaşan bir sürücüye arabanın özelliklerinin bu duruma uygun olmadığı konusunda verilecek bir tavsiye psikiyatri hekiminin işidir.”

Dr.Ulaş Mehmet Çamsarı
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, Amerika Birleşik Devletleri’nde Cleveland Clinic ve Johns Hopkins Hastanelerinde genel psikiyatri ihtisası yapmıştır. Halen Maryland Üniversitesi Hastanesinde Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi alanında yandal uzmanlığı yapmaktadır. Dr. Çamsarı, psikiyatr, klasik piyanist ve bestecidir.

1 Yorum

HASTANIN ACİL OLUP OLMADIĞINA KİM KARAR VERECEK?

Özel hastanelerin hastalardan ücret farkı aldığı tespit edildiğinde gerekli işlem yapılarak cezai müeyyide uygulanıyor. Hangi hastanın acil olup olmadığı konusundaki karışıklıklar yeni uygulamalarla çözüm buluyor.

Ülkemizde acil servislere yapılan başvuruların önüne geçmek için çeşitli önlemler alınırken, hastanın acil olup olmadığı konusunda bazı çelişkiler oluyor. Hasta acil olduğu düşüncesiyle başvurduğu özel hastaneden, “acil değilsin” cevabı karşılığında ödeme yapmak durumunda kalıyor.
Ortaya çıkan bu karışıklık hakkında Sağlık Dergisi’ne açıklamada bulunan Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü İrfan Şencan, acil olduğu tespit edildiğinde gerekeni daha önce yaptıklarını aynı durum olduğunda yine yapacaklarını belirtti. Şencan, ödeme güçlüğü olan bir hastadan para almanın, karşılığının suç olduğunu söyleyerek, vatandaşların şikayetleri yazılı olarak Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğüne ya da SABİM’e iletebileceklerini dile getirdi.

“Hastanelere Fark Alıyor mu?” Diye Müfettiş Görevlendirmemize Gerek Yok
Şencan, konuyla ilgili şunları söyledi: “Şu anda vatandaşlarımızın hepsi acil servislere başvuruyor. Önemli olan acil servislerde özel hastanede olsa para almayacağı, kanaatinin oluşmasıydı, bu da oluştu. Herkes kendi işini kendi takip edebiliyor. Hastanelere fark alıyor mu diye müfettiş görevlendirmemize gerek yok, vatandaşlar zaten bu duyarlılığa ulaştı. Birkaç büyük hastaneye şikayet üzerine inceleme sonucunda ceza verildi. Mahkeme sonucu belli olmadığı için isim veremiyorum.

Acil Servislerin Suistimal Edildiği Bir Gerçek
Bu konuda hiçbir müsamahamız yok kural belli şikayet varsa inceliyoruz, ispatlanırsa gereğini de yapıyoruz. Acil servislerin kullanım olarak suistimal edildiği de bir gerçek. Gündüz yetişemediğimiz için basit bir ağrıyı acil kapsamında görenler, baş ağrısını, üç gün önceki ayak burkulmasını acil diye gidenler var. Acillerde yaptırdığımız araştırma sonucunda, vatandaşların yüzde 43’ü acil olmadığı halde acile başvurduğunu söylüyor.

Acilde Çalışanlara göre Acile Gelenlerin Yüzde 80’i Acil Değil
Sağlık sektöründe çalışanlarda, acilde çalışanlarda acile gelenlerin yüzde 80’inin acil olmadığı kanaatinde. Böyle bir durumda dengeli olmamız gerekiyor. Suistimal edilmesine karşı özel hastanelerin yüzde 30-70 oranında fark alma durumu da var.

Hastanın Acil Olup Olmadığına Kim Karar Verecek?
Hastanın başvurusu esnasında acil olup olmadığına karar verileme süreci önemli. Daha sonra bilimsel kurulun karar vermesi kolay. Ancak sorumluluğu acilde bakan doktor üzerindedir. Bazen öyle oluyor ki karın ağrısıyla kalp krizi görülebiliyor. “Karın ağrısı acil değildir” gibi genel bir hüküm vermek mümkün değil. İtiraz olursa bilirkişi kararı uygulanıyor.

Hangi Durumda Kim Para Ödüyor?
Sosyal güvencesi olmayıp, parası olan biri Sosyal Güvenlik fiyatlarından özel hastaneye ödeme yapıyor. Özel hastanenin kendi fiyatlarından değil. Hastanın, sosyal güvencesi varsa, sosyal güvencesinden ödeniyor. Ekstra para alınmıyor. Sosyal güvencesi olmayıp parası da olmayanlardan da para alınmıyor. Vatandaş “param yok” diye beyan ettikten sonra para alınmaz. “

Yorum bırakın