Kasım 2011 için arşiv

DANİMARKA’DAKİ İŞİTME CİHAZI MERKEZLERİ NASIL?

İşitme cihazı merkezleri ile ilgili Danimarka’nın Kopenhag şehrine 12Eylül tarihinde bir günlük çalışma ziyareti hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Ali Sait Septioğlu, bu kapsamda, Danimarka Bispeberg Kliniği, İşitme Cihazı Merkezi, AudioNova ve İşitme Cihazı Laboratuarı Delta’ya çalışma ziyaretleri yaptıklarını iletti. .
Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü yetkilileri tarafından yapılan işitme cihazı merkezleri ile ilgili Danimarka’nın Kopenhag şehrine 12Eylül tarihinde bir günlük çalışma ziyareti yapıldı. Ziyaretler hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Ali Sait Septioğlu, Bispeberg Kliniği
hakkında şunları söyledi: “Bispeberg Klinik yetkilisi Birger Christensen, Danimarka’daki işitme cihazı uygulamaları ile ilgili bir sunum yaptı. Hastaların özel kliniklerde hem de kamuya ait işitme cihazı kliniklerinden ürün alabileceklerini belirtti. Klinikte hastaların gerekli muayenelerden geçtikten sonra hastaya ücretsiz olarak satış ve uygulamanın gerçekleştiği, işitme cihazının tamamen geri ödeme kapsamında olduğu belirtildi. Özel kliniklerde ise aynı hizmetin verildiğini fakat cihazın odyologlar tarafından onaylanmadığı sürece geri ödeme kapsamına girmediği, bu nedenle aynı ürünün özel kliniklerde çok daha fazla fiyatlara verildiği belirtildi. Danimarka’da ortalama bir işitme cihazının 420 Euro olduğu öğrenildi.”
Danimarka’da bu merkez gibi toplam 7 merkez bulunduğu belirten Septioğlu, bu merkezlerin standartlarının bu konudaki en iyi ve tüm AB tarafından uygulanan EN15927 standardı olduğu dile getirdi.
İşitme Cihazı Laboratuarı Delta
İşitme Cihazı Laboratuarı Delta ziyareti, kurumun Soeren Hougaard eşliğinde odyoloji laboratuar müdürü Gert Ravn tarafından yapıldığını kaydeden Septioğlu, “Delta’nın test ve danışmanlık, mikroelektronik, ışık ve optik başlıklarıyla üç alanda hizmet verdiği öğrenildi. Test ve danışmanlık altında radyo dalgaları ve manyetik alan, emniyet, akustik (odyoloji), wireless bölümlerinin olduğu, odyoloji ile ilgili tüm çalışmalarında bu alana girdiği öğrenildi.
Tüm Testler Gerçek Ortamda da Yapılıyor
Delta, odyoloji konusundaki başarılarının geniş network ve klinik çevre ile yaptıkları çalışmalar olduğunu anlattı. Çalışma alanlarının, odyoloji alanında akustik ve EMC (radyo dalgalrı ve manyetik alan) gibi akredite işitme cihazı testleri yapmak, özel işitme kliniklerini belgelendirmek, üniversitelerde ve sektördeki teknisyenlere eğitimler vermek, Danimarka işitme sağlığı için danışmanlık hizmeti vermek, ve teknik odyoloji ile ilgili odyometre, batarya, telefon, mp3 çalar gibi cihazların test ve kalibrasyonunu yapmak olduğu belirtildi. Yaptıkları tüm testlerin gerçek ortamda da yaptıklarını böylece işitme cihazı kullanan kişinin sadece sessiz ortamlarda değil aynı zamanda günlük yaşantısını sürdürdüğü trafik, gürültü gibi arka seslerin yoğun olduğu ortamlarda da kaliteli bir şekilde işitmeleri için çalıştıkları dile getirildi.
– Ayrıca kurumda Danimarka’daki işitme cihazları test ediliyor. Danışmanlık hizmeti veriliyor.
– Bağımsız bir firma, kamu tarafından fonlanıyor. Teknoloji hakkında çözümler üretiliyor.
– İşitme cihazları endüstrisi için danışmanlık hizmeti veriliyor. Yapılan testlerden elde edilen gelirler yeni testler yapabilmek için yeniden yatırım yapılıyor. Gelirlerinin yüzde 10’unu devletten, yüzde 90’ını yaptıkları testlerden elde ediyorlar. DANAK (Danimarka Akreditasyon Kurumu) tarafından yetkilendiriliyorlar. Bu nedenle tercih ediliyorlar. Uluslar arası standartlara göre test işlemlerini gerçekleştiriyorlar. Aynı testi defalarca tekrar edip aynı sonucu alıp alamadıklarına bakıyorlar. 300 kişi çalışıyor. İşitme cihazı bölümünde 12 kişi var.
– Özel klinikleri denetliyorlar. Denetleme esnasında oda, çalışanların yetkinlikleri, fiziksel altyapı ve kullanılan ekipmanlara bakılıyor. Şimdi 15927’ye göre işitme merkezlerini kontrol ediyorlar. Minor ve major uygunsuzluklara göre uyarı, kapatma veya akreditasyon iptali veriliyor” dedi.

Yorum bırakın

SAĞLIK YÖNETİCİLERİ ÇALIŞMALARI DEĞERLENDİRDİ

Ankara Kızılcahamam’da yapılan Sağlık Yöneticileri Bilgilendirme ve Değerlendirme Toplantısında . hizmet kalitesi ve vatandaş memnuniyeti üzerinde duruldu.
Sağlık Yöneticileri Bilgilendirme ve Değerlendirme Toplantıları 25-26 Eylül ve 04-05 Ekim tarihlerinde Ankara Kızılcahamam’da gerçekleştirildi. Sağlık Yöneticileri Bilgilendirme ve Değerlendirme Toplantısına Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, Müsteşar Prof. Dr. Nihat Tosun, Müsteşar Yardımcısı Hakkı Yeşilyurt, Strateji Geliştirme Başkanı Başkanı Memet Atasever ve Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Şencan ve Sağlık Bakanlığı üst düzey yöneticileri katıldı.
Toplantıda Strateji Geliştirme Başkanlığı koordinasyonunda kurum yöneticilerine yönelik bilgilendirme ve değerlendirmelerde bulunuldu. Bu toplantılarda işletmelerin finansal sürdürülebilirliği için temel ilke olan gelir -gider dengesinin sağlanabilmesine yönelik Bakanlığın yürüttüğü mali uygulamalar ve uygulama sonuçları paylaşıldı. Farkındalık sağlanmaya çalışılarak, hizmet sunumuna ait planlama ve istihdam politikaları hakkında yöneticilere bilgi verildi.
630 Hastane Yöneticisi Davet Edildi
Her yıl geleneksel hale gelen toplantılarda sağlık hizmeti sunumundan sorumlu tüm tarafların yürüttüğü çalışmaların ve deneyimlerin karşılıklı olarak paylaşılmasının hizmet kalitesini ve vatandaş memnuniyetini konusunda etkili olduğunu dile getiren Strateji Geliştirme Başkanı Memet Atasever, diğer toplantılardan farklı olarak bu toplantıda kamu üniversite hastanelerinin yöneticilerinin de davet edildiğini kaydetti. Atasever şu bilgileri verdi: “Toplantılara Bakanlığımıza bağlı en büyük 285 Hastaneden 570 ve kamuya ait 48 Üniversite Hastanesinden 60 olmak üzere toplamda 630 hastane yöneticisi davet edildi ve büyük oranda katılım sağlandı. .
Hizmet kalitesini ve vatandaş memnuniyetini daha da ileriye taşımak ve ülke kaynaklarının ekonomik, etkin ve verimli kullanılmasını sağlamak amacını tanışıyoruz. Hizmet sunumunda ve sağlık hizmetlerinin finansal yönetiminde zihniyet değişimine katkı sağlayacağını düşündüğümüz bu tür yardımcı faaliyetlere devam edileceğiz.”
Tedavi Hizmetleri Genel Müdürümüz Prof. Dr. İrfan Şencan da sağlıkta hizmet kalitesi ve hasta memnuniyeti konularında bilgi verdi.
Strateji Geliştirme Başkanlığı personeli Bütçe, Muhasebe, Ödenek, İhale, Mali Analiz, Stok Analiz, Malzeme Kaynakları Yönetim Sistemi Danışma Masalarında sağlık yöneticilerine hastaneleri hakkında mevcut durum, mali risk ve finansal sürdürülebilirlik konularında bilgi verildi.

Yorum bırakın

“SİGARA HODGKİN LENFOMAYA NEDEN OLUYOR”

”37. Ulusal Hematoloji Kongresi’de düzenlenen basın toplantısında konuşan THD Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, “Bu yeni bir bilgi. Sigara içmenin Hodgkin Lenfoma’ya yol açtığı anlaşıldı” dedi.
Türk Hematoloji Derneği (THD) tarafından düzenlenen ”37. Ulusal Hematoloji Kongresi”nin basın toplantısı, Sheraton Otel’de düzenlendi. THD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, THD’nin 44. yılını kutladıklarını anımsatarak, derneğin çalışmaları hakkında bilgi verdi. Özcan, hematoloji alanında eğitim gören öğrencileri, aile hekimlerini ve hastalarını hedef kitle olarak aldıklarını ve bu yönde eğitimler verdiklerini anlattı.
Sigara Hodgkin Lenfoma’ya Neden Oluyor
Yeni bir bilgi olarak ”sigara içmenin lenfomaya neden olduğunun tespit edildiğini” bildiren Özcan, ”Sigaranın felaketlerine yeni birisi eklendi. Sigara içmenin Hodgkin Lenfoma’ya yol açtığı anlaşıldı. Bir insanın lenfoma olma riskini 1 olarak kabul ederseniz. İçilen her bir sigara ile bu risk artıyor. Yaşlı erkekler sigara tüketiyorlarsa lenfoma riski yüzde 80 kadar artıyor” diye konuştu.
Özcan, bu bilgiye ulaşmak için milyonlarca veri tabanının tarandığını ve meta analiz yapılarak bunun ortaya çıktığını kaydetti.
PET’in Etkinliğinin İspatlanması Durumunda Kemoterapideki Kür Sayısının Azaltılabilecek
ABD’de Mount Sinai Tıp Merkezi Radyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Lale Kostakoğlu ise, lenfoma tedavisi sırasında erken dönemde elde edilen Pozisyon Emisyon Tomografisi’nin (PET) kemoterapiye hassasiyeti ve uzun süreli yanıtı belirleyici olarak klinik uygulamalarda önemli bir yer alabileceğini anlattı.
Kostakoğlu, bu konuda onkologların tedaviye hassasiyetin erken dönemde yansıtılması konusunda çalışmalar yaptıklarını ifade ederek, PET’in etkinliğinin ispatlanması durumunda kemoterapideki kür sayısının azaltılabileceğini kaydetti.
Gebelikteki Kansızlık, Çocukta Astıma Neden
THD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Teoman Soysal, ABD’de yapılan bir çalışmaya değinerek, 597 aile üzerinde yapılan çalışmayla ailelerdeki doğumları; gebelik sırasında kansızlığı olan annelerin çocuklarının takip edildiğini söyledi.
Bu çocukların doğumdan sonraki ilk yıllarında yüzde 22 oranında astım ve benzeri belirtiler gösterdiklerinin belirlendiğini kaydeden Soysal, “6. yılda takip edildiklerinde ise bu oranın hala yüzde 17 düzeyinde kaldığı belirlenmiş. Bu da gebelikteki kansızlığın çocuklar üzerindeki etkilerine bir yenisi olarak ortaya çıkmış durumda. Kansızlık çok önemli bir problemdir. Dünya üzerinde kansızlık oranı yüzde 40 civarında. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Türkiye’de, yüzde 20-39 arasında kansızlık beklenen kuşakta yer alıyor” dedi. Folik asitin gebelik dönemindeki önemine dikkat çeken Soysal, folik asitin eksik olması durumunda çocuğun nörolojik gelişme bozukluklarının olabileceğini belirtti.
THD Genel Sekreteri Prof. Dr. Mutlu Arat, ameliyat olacak hastalarda kansızlığın önemine dikkat çeken bir konuşma yaptı. Arat, ameliyat olan hastalarda ameliyat öncesi kansızlık olması durumunda ölüm ve komplikasyon riskinin görülebileceğini belirterek, yapılan bir araştırmaya göre 225 bine yakın ameliyat olacak hastanın yüzde 30’unda kansızlığın olduğunun tespit edildiğini aktardı.
THD Araştırma Sekreteri Prof. Dr. Muzaffer Demir ise, yaşlı kişilerin de kansızlık için hedef kitle olduğunu belirtti. Beslenmenin önemine değinen Demir, besinsel nedenlere bağlı olmayan kansızlığın da yaşlı insanlarda görülebileceğini kaydetti.
Demir Eksikliği Çocukta IQ Düşüklüğüne Neden Olabiliyor
Bir gazetecinin, ”Kansızlıkla mücadeleye” ilişkin sorusu üzerine, THD Yönetim Kurulu Üyesi Soysal, kansızlığın en büyük nedeninin demir eksikliğine bağlı olduğunu söyledi.
THD Araştırma Sekreteri Prof. Dr. Muzaffer Demir ise, “Demir eksikliği olan bir kadının çocuklarının IQ’sunun, demir eksikliği olmayan bir kadının çocuklarının IQ’sundan düşük olduğu belirlendi. İki, üç doğumdan sonra yerine demiri koymazsanız, sizin büyümekte olan toplumunuzun IQ düzeyinini düşünün. Son derece önemli halk sağlığı sorunudur” diye konuştu.

Yorum bırakın

PROTOMİK TARAMA İLE TÜM KANSERLER BELİRLENİYOR

“Her kanser insan vücudunda bir “kanserin kök hücresi” ile ortaya çıkıyor” diyen Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer , “Protomik Tarama” yöntemi sayesinde bir damla kan ile kanser hücresinin moleküler boyuttayken tespit edilebildiğini söyledi.
Kanserde gelecekteki tedavileri ve erken tanıyı sağlayan “Protomik Tarama” yöntemi ile, kanser moleküler boyuttayken bir damla kan ile belirlenebilecek. Kanser türü ve hastalıklarının belirlenebileceği dile getiren Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, “Bununla ilgili özellikle Amerika, Japonya ve Çin’de çalışmaların devam ettiğini, 10 yıldır süren çalışmanın son aşamasına gelindiğini belirtti. Bugüne kadar insanlar üzerinde yapılan birçok çalışma olduğunu kaydeden Prof. Dr. Dinçer, ön sonuçların son derece başarılı olduğunu vurguladı.
Kanser Kök Hücresindeki Yenilikler Ele Alındı
Antalya’daki 2. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi’nde yurt içi ve yurt dışından çok sayıda hematolog bir araya geldi. Kanser kök hücresindeki yenilikler hakkında yeni bilgilerin ele alındığını belirten Kongre Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer Sağlık Dergisi’ne şu bilgileri verdi: “Her kanser insan vücudunda bir kanserin kök hücresi ile ortaya çıkıyor. Bir tane hücrenin kromozomal değişikliği oluyor ve bunlar kontrolsüz büyüyen bütün vücuda yayılan bir kanser dokusu ortaya çıkıyor. Bir tane hücre olmaz ise o kanser hücresi gelişmediği zaman kanser diye bir şey olmuyor” dedi.
“Kanser Kök Hücresine Ne Kadar Erken Tanı Koyarsanız Tedavi O Kadar Başarılı Olur”
İnsan vücudunun oluşumunda 23’ü spermden 23’ü yumurtadan olmak üzere toplam 46 kromozomdan oluştuğunu hatırlatan Prof. Dr. Dinçer, “46 kromozomlu hücre bütün dokulara dönüşebilir, kanser kök hücresinin özelliği de normalde bir karaciğer hücresini başka bir yere inokule edersen çok fazla yaşamaz. Ancak kendi dokusu içinde yaşar. Ama kanser kök hücresinin özelliği aynı çoğalma kabiliyeti kontrolsüz ve sınırsız olabilen bir hücredir. Kontrolsüz ve sınırsız büyüyebilen kök hücre sonuçta kanser hücresini oluşturuyor. Karaciğerde, akciğerde veya beyinde kitleler oluşturuyor. Bunların hepsi kanser kök hücresidir. Bu kanser kök hücresi ne kadar önce tanırsanız ve tedavi etmeye başlarsanız o kadar başarılı olursunuz” diye konuştu.
Bu Duruma En İyi Örnek Steve Jobs
Kanser kök hücrelerinin önceden tanımasının çok önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Dinçeri şunları kaydetti: “ Kanser kök hücresi başındayken yakalarsan iş biter. Geç olduğunda yani metastaz olduğunda yapacak bir şey kalmaz. Bu duruma en iyi örnek Steve Jobs, pankreas kanseriydi ve 6 yıl yaşayabildi. Ancak bunu daha küçükken tümörken yakalarsanız problemi ortadan kaldırırsınız.
Bir Damla Kan ile Kanser Taraması
Protomik analiz denilen test ile insanın bir damla kanı ile bütün genetik yapısı ve bütün amino asit dizilimi ortaya çıkıyor. Bu amino asit dizilimindeki değişiklikler bazı ipucu veriyor. Bunun en büyük hedefi amino asit dizilimindeki bozulmanın çok yoğun olduğu bölgeler. Kanda baktığınız protomik analiz yaklaşık 40 GB’lik bilgi biriktiriyor. Bütün analizlarini yapıyorsun. Bir damla kan içindeki proteinlerin, bütün kromozomal yapısı kadar çözülüyor.
“Tek Hücre İken Tanısı Konulabilecek”
10 yıl önce bu testler milyon dolarlara mal oluyordu. Şu anda kişi başı bin dolara düştü. Önümüzdeki yıllarda bu daha da azalacak. Bu yöntem risk grubundaki kişiler için çok avantaj sağlayan bir tarama programı haline gelebilir. Erken tanı ya da tarama programı, mesela prostat kanseri olma ihtimali aşamasında önlemi alınacak. Moleküler düzeyde kitle oluşturmadan tek hücre iken tanısı konulabilecek.”

Yorum bırakın

CİLT SORUNLARINA ERKEN TEŞHİS İÇİN YENİ VISIA 3D

Yeni Visia 3D ile tamamen bilgisayarlı analiz sistemiyle yapılan ölçümler sayesinde kişinin cildi ve cilt altı dokusunun incelenebildiğini kaydeden Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Orhan Murat Özdemir, “Cilt kalınlığı, cildin kolajen miktarı gibi değerler ölçülüyor, yüzün hangi bölümünün, ne derece ve neden yaşlanmış olduğu saptanıyor” dedi.
Cildinde herhangi bir sorunu olanlar iyi bilir ki akne, leke, ton farklılıkları, siyah nokta, yağ bezecikleri gibi sorunlar bir defa oluşunca kolay kolay tedavi edilmezler.Cilt sorunlarının erken teşhisi, tedavi sürecinin denetlenmesi ve tedavi sonuçlarının bilimsel belgelere dayanarak değerlendirilmesi Yeni Visia 3D sistemiyle ciltte henüz ortaya çıkmamış leke, kırışıklık, akne gibi sorunları her biri için ayrı cilt haritası çıkararak gösteriyor. Visia 3D; cilt sorunlarının oluşmadan önlenebilmesi, tedavi planlaması ve sonuçların değerlendirilmesi için çok değerli bilimsel verileri sunduğunu belirten Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Orhan Murat Özdemir, “Cildin görünen ve görünmeyen yüzeyinin fotoğrafını çekme ve analiz etme prensibiyle çalışan Yeni Visia 3D Ankara’da ilk defa ArtPlast Estetik Cerrahi Kliniği’nde uygulanmaya başladı” dedi. Özdemir, Sağlık Dergisi’ne cihaz hakkında bilgi verdi.
Yeni Visia 3D nedir? Bir röntgen midir, fotoğraflama sistemi midir?
Visia, cilt ve cilt altı değerlendirmeyi lensleri yardımıyla ve özel bir analiz programı ile hem görsel hem de matematiksel olarak sağlar. Özellikle bu matematiksel kısmı önemsemek gerekir çünkü mevcut cilt sorunlarının tedavi öncesi ve sonrasını çekilen herhangi bir öncesi-sonrası fotoğraf ile karşılaştırmak öteden beri mümkündü.
Yeni Visia 3 D ise; bize ciltte lekede, siyah noktalarda vb. sorunlardaki değişimi matematiksel veriler ışığında sunuyor. Yani size cildiniz iyi ya da kötü demenin ötesinden neden iyi ya da kötü ve nelerden ötürü (pigmentasyon, yağlılık, vb.) bu durumdasınız anlatmak çok daha bilimsel verilere dayanarak yapılabiliyoruz.
Yeni Visia 3D nasıl çalışıyor?
Analiz yapılacak kişinin aynı ışık ve pozisyondaki fotoğrafları alınarak cildinin durumu yüzdeler ve grafiklerle hastaya bildiriliyor. Sistem kabaca bu şekilde çalışıyor. Bu fotoğraflar sıradan fotoğraflar değil, her biri cildin bir sorununu derinlemesine analiz etmek üzere özel bir teknikle çekiliyor. Elde edilen görüntüler sayesinde tedavinin başarısı objektif olarak ölçülebiliyor. Yapılması gereken uygulamalar da yine bu raporlar sayesinde net olarak görülüyor; yani önerdiğimiz uygulamaların yapılması veya yapılmaması haline cildin 1 yıl sonraki hali de simüle edilebiliyor. Bu cümleyle şunu demek istiyoruz; cildinizi korumazsanız bir sene sonra hangi leke ve kırışıklarınızın oluşacağını bu akıllı makine bize söylüyor.
Bu sistem ciltle ilgili hangi bilgilere ulaşmamızı sağlıyor?
Ciltte kırışıklıkların değerlendirilmesi, kahverengi lekelerin değerlendirilmesi, UV hasarının değerlendirilmesi ve ciltteki kılcal damarların ve kırmızı benlerin yerleri, yoğunluğu, miktarının öğrenilmesi.
Yeni Visia 3D yaşlanma etkilerine kaşı nasıl bir fayda sağlıyor, daha doğrusu böyle bir faydası da var mı?
Elbette yaşlanmaya karşı savaşta ciddi bir etkisi var. Yaşlanma dediğimiz süreç cildin görünen yüzündeki tabakanın ve göremediğimiz kollajen dokunun kalitesinin azalması, yaşlanmasıdır. Visia’nın tamamen bilgisayarlı analiz sistemi ile yapılan bu ölçümlemeler sayesinde kişinin cildi ve cilt altı dokusu inceleniyor. Cilt kalınlığı, cildin kolajen miktarı gibi değerler ölçülüyor, yüzün hangi bölümünün, ne derece ve neden yaşlanmış olduğu saptanıyor.
Bizler bu analizler ışığında yaşlanma sürecini nasıl azaltacağınız hakkında bir öneri dosyası ve tedavi protokolü hazırlıyoruz.
Yeni Visia 3D analizi üzerine yapılan uygulamaların neleri değiştirdiğini de hastanız yine bu sistemle görebiliyor mu?
Görebiliyor, bizce sistemin en büyük faydası da bu. Uygulanan bakım ve tedavilerden sonra, analizler tekrarlanıyor, böylece yapılan bakım ve tedavilerin ne derece isabetli olduğunu objektif kriterlere dayanarak kontrol etmek mümkün oluyor.

Yorum bırakın

ISMARLAMA PROTEZ VE ORTEZ MERKEZLERİNDEKİ SON YENİLİKLER

Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Ali Sait Septioğlu, 24 Eylül 2011 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan “Ismarlama Protez ve Ortez Merkezleri İle İşitme Cihazı Merkezleri Hakkında Yönetmelik” hakkında bilgi verdi.
Ege Ortez Protez Derneği tarafından Sağlık Bakanlığı aleyhine açılan davada, Danıştay 10. Dairesinin 9 Kasım 2010 tarih ve E.2009/8523-K2010/8941 sayılı Kararı sebebi ile Sağlık Bakanlığı bu konuda yeni Yönetmelik hazırladı. Ortez-Protezleri Ismarlama Olarak Üreten ve Uygulayan Merkezler ile İşitme Cihazı Satış ve Uygulaması Yapan Merkezlere Yönetmelik” hükümlerinin tatbik edilmesinde karşılaşılan sorunlar, güncel ihtiyaçların ortaya çıkması ve Yeni “Ismarlama Protez ve Ortez Merkezleri İle İşitme Cihazı Merkezleri Hakkında Yönetmelik” 24 Eylül 2011 tarihinde Resmi Gazetede yayınlandı. Yeni metin ile getirilen değişiklikler hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Ali Sait Septioğlu şunları söyledi: “Ismarlama protez ve ortez merkezleri ile işitme cihazı merkezlerinin ruhsatlandırılmasına işleyiş ve denetimlerine ilişkin usul ve esaslar yeniden düzenlendi. Terimler yeniden düzenlendi ve kısaltıldı. “Ismarlama ortopedik protez ve ortez” terimi tercih edildi.

Odyometri Teknikeri ve Odyolog Tanımları Değiştirildi
1219 sayılı Kanun’a yapılan ek düzenlemeye göre meslek tanımları yeniden düzenlendi.
Odyometri teknikeri ve Odyolog tanımları değiştirildi. Uzman Odyolog unvanının ve tanımlamasının 1219 sayılı Kanun’da yer almaması nedeni ile Yönetmelikten çıkarıldı. 1219 sayılı Kanun’a ek düzenlemede yeniden adlandırılan ve tanımlanan Tıbbi protez ve ortez teknisyeni/teknikeri tanımı değiştirildi. Ortetist-protetist ve Uzman Ortez-protez unvanının ve tanımlamasının 1219 sayılı Kanun’da yer almaması nedeni ile Yönetmelikten çıkarıldı.
Tüm Merkezlere Gerçek Kulak Ölçümü Cihazı Bulundurma Zorunluluğu Getirildi
İşitme cihazı merkezlerinde tuvalet ve lavabo aranması şartı kaldırıldı. 7 yaşa kadar olan çocuklara işitme cihazı satış ve uygulaması yapacak merkezlere, gerçek kulak ölçümü (real ear measurement) cihazını bulundurma ve cihaz programlama ünitesi oluşturma zorunluluğu, yayım tarihi ile birlikte, getirildi. Ek olarak bir yıl içinde tüm merkezlere gerçek kulak ölçümü (real ear measurement) cihazı bulundurma ve cihaz programlama ünitesi oluşturma zorunluluğu getirildi.
KBB uzmanı tabiplerin mesleğini icra ettiği özel muayenehanelerin bulunduğu bina ve müştemilatında işitme merkezi açamayacak. Ortopedi ve travmatoloji uzmanı hekimlerin mesleğini icra ettiği özel muayenehanelerin bulunduğu bina ve müştemilatında ise ısmarlama protez ve ortez merkezi, açılamayacağı hükmü getirildi.
Sorumlu Müdür Olacakların Eğitim Durumu
İşitme cihazı satışı bakım-onarımı ve uygulaması alanında en az ön lisans seviyesinde meslekî eğitim ve öğretim veren yüksek okullardan mezun olma zorunluluğu getirildi. Bu konuda yurt dışındaki bir eğitim ve öğretim kurumundan alınmış diplomalarının denkliği yetkili makamlarca kabul edilen odyolog veya odyometri teknikeri ile yürürlükten kaldırılan Yönetmeliğin Geçici 3’üncü maddesi hükmüne göre sorumlu müdür sertifikası bulunan şahıslar merkezlerde sorumlu müdür olarak çalışabilecek.
Ismarlama olarak üretilen ve uygulanan ortez-protezlerin uygulaması alanında en az lise ve önlisans seviyesinde meslekî eğitim ve öğretim veren okullardan mezun olanlar veya bu konuda yurt dışındaki bir eğitim ve öğretim kurumundan alınmış diplomalarının denkliği yetkili makamlarca kabul edilen tıbbi protez ve ortez teknisyeni/teknikeri ile yürürlükten kaldırılan Yönetmeliğin Geçici 2 inci maddesi hükmüne göre sorumlu müdür sertifikası bulunan şahıslar merkezlerde sorumlu müdür olarak çalışabilecek. .
Sorumlu Müdürün Görev ve Yetkileri Genişletildi
Sorumlu müdürün görev ve yetkileri genişleterek, izinler, görev tanımı, ayrılma süreçleri vb. düzenlendi. Sorumlu müdür olarak görev yapanlar ile odyometri teknikerlerine kapsamlı eğitim programı düzenlenmesi ve bu eğitime katılım zorunluluğu getirildi. Merkezlerde, sorumlu müdür haricinde, ortopedik protez ve ortezleri ısmarlama olarak üreten ve uygulaması ile işitme cihazı satışı bakım-onarım ve uygulaması yapmaya yetkili olan kişilere personel çalışma belgesi düzenlenmesi kaydıyla çalıştırılmasına izin verildi.
“Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreyle ya da devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, kamunun sağlığına karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından hapis cezasına mahkûm olanların” sorumlu müdür olarak mesleklerini icra edemeyecekleri hükmü getirildi.
Yönetmeliğe aykırı faaliyette bulunduğu tespit edilen merkezler ve kişiler hakkında, fiilin mahiyetine göre 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu, 29/6/2001 tarihli ve 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ve 07/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun ilgili hükümlerinin uygulanacağı hükmü getirildi.”

Yorum bırakın

“FİZİK TEDAVİ İLE ROMATOLOJİ KARIŞTIRILMAMALI”

Romatoloji Araştırma ve Eğitim Derneği(RAED) Başkanı Prof. Dr. Hasan Yazıcı, “Ülkemizde Romatolog sayısı 200’e ulaştı ama bu sayı yeterli değil. Uygar batıda fizik tedavicilerin romatoloji yapması kalmadı ” dedi.
5. Türk-Yunan Romatoloji Günleri ve 12. Ulusal Romatoloji Kongresi, Antalya’da yapıldı. Romatoloji Günleri etkinliğine 80’i Türk, 35’i Yunanistan’dan olmak üzere toplam 115 uzman katılırken 12. Ulusal Romataloji Kongresi’ne de 21’i yabancı konuşmacı olmak üzere 500 hekim katılıdı. Kongreye ilişkin Cornelia Diamond Hotel’de düzenlenen basın toplantısında konuşan Romatoloji Araştırmaları ve Eğitim Derneği (RAED) Başkanı Prof. Dr. Hasan Yazıcı, romatoloji hastalıklarına doğru tanı ve tedavinin konulması, uygun ilaç tedavisinin belirlenebilmesi için iç hastalıkları uzmanlığının gerekli olduğunu vurguladı. Romatolojinin, iç hastalıklarının bir yan dalı olduğunu belirten Yazıcı, romatolojik hastalıklara fizik tedavi uzmanlarının da baktığını anlattı. Yazıcı, “Fizik tedavi uzmanları, romatoloji uzmanlarının denetiminde bakmalıdır” dedi.
“Fizik Tedavi ile Romatoloji Ayrılmalı”
Yazıcı, romatolojik hastalıkların tedavisinde her geçen gün daha fazla kullanılan biyolojik ilaçları etkili ve güvenli kullanabilmek için çok iyi bir iç hastalıklar bilgi ve becerisi olması gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi: “Bu nedenle ilgili uzmanlık ve yan dal yönetmelikleri hazırlanırken ülke sağlığı için yaşamsal olan bu nokta, halen baskın olan kariyerist etkiler sonucu göz ardı edilmemelidir. Behçet hastalığı ana tema olacak. Bu hastalıkta ilaç tedavileri çok önemli. Oldukça pahalı olan biyolojik ilaçlar var. Yıllık kullanımı kişi başı 35 bin Türk lirası civarında baya pahalı ilaçlar. Bunların yan etkileri de olabiliyor. Dahiliye hastalıklarını iyi bilmemiz gerekir. İç hastalıklara bağlı bir disiplin olması çok gerekli.
Ülkemizde halen Avrupa’dan farklı olarak fizik tedavici arkadaşlarda yeni yönetmeliklerle romatolojiye katılıyorlar. Bizim ülkemizde asimetriler var. Ekonomik bakımdan 17. olan ülkenin üniversitesinin 380. olması çok ciddi bir asimetridir. Onun paraleli burada da var. Uygar batıda fizik tedavicilerin romatoloji yapması kalmadı. Çok ciddi iç hastalıklar bilgisi gerekiyor, bizimde artık bilmemiz gerekiyor. İyi fizik tedavici iyi bir romatolog olabilir ama, eğitimlerinin iyi olması gerekir.”

” Önce Yetiştir Sonra Üniversiteyi Aç “
‘Türkiye’de yeterli sayıda romatolog var mı?’ sorusuna Yazıcı, “Şimdi Türkiye’de sayı 200’e geldi. Yeterli değil ama bundan 20- 30 yıl önceye göre çok daha iyi. Bunun yeterli olmaması bunu fizik tedavici yapar anlamına gelmiyor. Romatologların yardımıyla fizik tedavicilerde yapabilirler. Her ülkede bu var, az çok. Yeni bir branş. Beraber romatologların her üniversitede bölümü var. Orada eğitimleri alsınlar. Çok geride kalıyoruz. Önce yetiştir sonra üniversiteyi aç. Yoksa araştırma çok az çıkıyor” diye cevap verdi.

“Bu İş Politikayla Olmamalıdır”
‘Uzmanlıklar politik olarak mı algılanıyor bu politika fizik tedaviciler lehine mi işliyor?’ sorusuna ise Yazıcı, “Fizik tedavicilerin sayıları bizden çok daha fazla. Birkaç bin kişi ile birkaç yüz kişinin politik açıdan yapacağı baskı farklı olur. Bu gelenekleri bozmak çok zor.. Biz daha yeni birkaç yüz olunca sesimizi duyurmaya başladık. Sadece bilgi, beceri olmalı, bu iş politikayla yapılmamalıdır. Ama bu sorunlar düzgün dile getirilemiyor” yanıtını verdi.
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülen Hatemi de aynı soru üzerine, “Yan dal yapmak için talep var. Bugüne kadar açılan hiçbir romatolog kadroları boş kalmadı” dedi.
Türkiye, Behçet Hastalığının En Sık Görüldüğü Ülkelerden
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülen Hatemi, Behçet hastalığının en sık görüldüğü bölgelerin İpek Yolu üzerinde olduğu için “İpek Yolu” hastalığı olarak da anıldığını belirtti. Hatemi, “Türkiye, hastalığın en sık görüldüğü ülkelerin başında geliyor, farklı saha çalışmalarında toplumda sıklığı 100 bin kişide 20 ila 420 hasta olarak bulunmuştur. Hastalık erkek ve kadınları benzer sıklıkta etkiler ancak hastalığın seyri genç erkeklerde belirgin olarak daha ağırdır” dedi.
“Yoksa Yanlış Verilen İlaçlar Yanlış Sonuçlara Yol Açabilir”
RAED Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Sebahattin Yurdakul da, “İç hastalık uzmanı olmayan bir insanın, kalp tahlilleri yapması, tanı koyması, ameliyat yapması bir sanattır. Diğer konudaki bu işleri eğitimi olmayan arkadaşlar yapamaz. Mutlaka iç hastalıkları uzmanının hastalık tanı kriterleri, hasta konusunda bilgisi olması gerekir. Yoksa yanlış verilen ilaçlar yanlış sonuçlara yol açabilir” diye konuştu. 
“Aile Hekimi Sadece Reçete Yazmaz”
‘Aile hekimleri arasında romatologların bulunmasında performans sisteminin katkısı oldu mu?’ şeklindeki soruyu ise Yazıcı, şöyle yanıtladı: “Dahiliye zor bir iş. Dahiliyecilik sanıldığı gibi her işi yapmaz. Aile hekimliği 2 ya da 6 ayda düzelmez. Dahiliyeciliği aile hekimliğinde kullanmak yanlış. 10 sene 20 sene sonrası için yanlış bir şey. Aile hekimi sadece reçete yazmaz. İcabında doğum yaptırır, gerektiği yerde ameliyatta yaparlar. 2 ayda veya 5 ayda kurs ile aile hekimi geldi, olmaz. Çok büyük yanlışlar var. Hekim reçete yazan bir insan değildir. Gerçek aile hekimliği önemlidir. Halka hizmet götürürken çok dürüst hizmet götürmek gerekir.

“Batıdaki Performans İle Bizdeki Tamamen Ayrı”
Performansa göre demek ne demek. 10 yıldan beri performansa bağlı sistem konuşuluyor. Bu sistemi geliş tehlikesi de var. Çünkü doktorlar komplike vakalar almamaya başlıyorlar. Başarısız olduğu her hastada çünkü performansı düşecek. Bizimki performans falan değil. Bizim yaptığımız şimdiye kadar ölçmediğimiz kalemleri zaten ölçmüyorduk. Kaç işlem yapıldı, bu bilinmiyordu. Batının terk etmek istediği sistemi oturtmaya çalışıyoruz. Performans deyince sayım yapıyoruz. İngiltere’deki değil. Batıdaki performans ile bizdeki tamamen ayrıdır.”
“Performans Sistemi Doktoru Anonimleştiriyor”
RAED Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Hamuryudan ise, “Performans sistemi; farklılıkları ortadan kaldıran, doktorları anonimleştiren, gelişmeleri engelleyen bir sistem. Doktor asistanla aynı işi yapıyorum diyor, farklı olmak istemiyor. Tamamen doktoru anonimleştiren duraklatan bir sistem” dedi.

Yorum bırakın

GAZİ TIP’TA ÖĞRENCİ KONGRESİ



Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. Ulusal Öğrenci Kongresi’nde konuşan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, “Kongremiz ödüllü araştırma sunumları ve düşüncelerini özgürce dile getirebilecekleri nesnel yapılandırılmış tartışmalar gibi öğrencilerimizin yararlanabilecekleri birçok aktiviteyi de içeriyor” dedi.
21-23 Ekim tarihleri arasında Ankara’da yapılan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. Ulusal Öğrenci Kongresinde çalıştaylar gerçekleştirilerek, araştırma sunumları yapıldı. Toplantıda, kök hücre araştırmaları, robotik cerrahi, nöropsikiyatri, girişimsel radyoloji gibi güncel konuları ele alındı. Ayrıca; Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan cerrahi girişim ve operasyonların yer aldığı çeşitli çalıştaylar gerçekleştirildi.
Cerrahi Operasyonlar Full-HD Kalitesinde Canlı Yayında
Açılışta konuşan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, kongrenin ikincisini düzenlemekten büyük mutluluk ve gurur duyduğunu belirtti. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesince düzenlenen öğrenci kongresinin birçok ”ilklere” imza atacağını ifade eden Cinaz, “Yenileyerek şu an ülkemizin en modern toplantı salonu haline getirdiğimiz Tıp Fakültemiz Konferans Salonu’nda, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılacak cerrahi operasyonların full-HD kalitesinde canlı yayınlar şeklinde sunulduğu çeşitli çalıştaylar gerçekleştirilecek” ifadesini kullandı.
Ödüllü Araştırma Sunumları
Cinaz, “Key-pad sistemiyle katılımcıların olgu ve bilimsel deneyimlerle ilgili çalışmalara aktif katılımları sağlanacak. Anlık değerlendirmeler yapılarak, katılımcı öğrencilerimize sunulacak. Kongremiz ödüllü araştırma sunumları ve düşüncelerini özgürce dile getirebilecekleri nesnel yapılandırılmış tartışmalar gibi öğrencilerimizin yararlanabilecekleri birçok aktiviteyi de içeriyor. Bunların yanı sıra öğrencilerimizin aktif katılımlarıyla en güncel konular arasındaki kök hücre araştırmaları, nöropsikiyatri, girişimsel radyoloji ve ‘cerrahi robot’ ile ilgili çalışmaları içeren oturumlarla öğrencilerimize yeni ufuklar açılacak” dedi.
Yurt dışı ve yurt içinden toplam 34 üniversiteden 350’yi aşkın tıp öğrencisinin katılacağı kongre 3 gün sürdü.

Yorum bırakın

MUAYENEHANE AÇMAK İÇİN VALİLİKLERE GİDİLECEK

Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan yeni düzenlemeye göre, muayenehane açılış başvuruları, müdürlüklerin incelemesinden sonra sağlık müdürlüklerinin bağlı olduğu valiliklerce değerlendirilecek.

Sağlık Bakanlığı, muayenehane açılışı başvurusunda dikkat edilecek hususları yeniden belirledi. Bakanlığın, 81 il valiliğine gönderdiği genelgeye göre, muayenehane açılış başvuruları, müdürlüklerin incelemesinden sonra Ankara’da değil, valiliklerce (sağlık müdürlüklerince) değerlendirilecek. Valiliklere muayenehane yetki devri yapan Bakanlık, halen Ankara’da bulunan başvuruların da ilgili şehirde sonuçlandırılmasına karar verdi.
Sağlık Bakanlığı, muayenehane standartlarıyla ilgili geçtiğimiz Temmuz ayında yayımlanan genelgeyi yürürlükten kaldırarak, yeni bir genelge yayımladı. Müsteşar Nihat Tosun imzalı genelgede, muayenehane uygunluk belgesi başvurularının artık tamamen sağlık müdürlüklerince değerlendirilmeye tabi tutulacağı belirtildi. Önceden, başvuruların, müdürlüklerce değerlendirildikten sonra dosyaların Bakanlığa gönderildiğinin hatırlatıldığı genelgede, bundan böyle muayenehane açılış müracaatlarının tamamen valiliklerce (müdürlüklerce) yapılacağı vurgulandı. Halen Bakanlıkta bulunan müraacatların da müdürlüklerce karara bağlanacağının dile getirildiği genelgede, muayenehane uygunluk belgesinin nasıl düzenleneceğinin de önceden tanımlandığı hatırlatıldı.
Her Hekim İçin En Az 16 Metrekarelik Muayenehane Odası 
Genelgede, Sağlık Bakanlığının, Danıştayın, ilgili yönetmeliğin bazı fıkralarının yürütmesini durdurmasının ardından muayenehane açılışı esnasında yaptığı düzenlemelere de yer verildi. Aynı mekânın birden fazla tabip tarafından kullanılması durumunda; hasta bekleme salonunun genişliği, tek hekim için en az 12 metrekare, iki hekim için 24, ikiden fazla her hekim için ilave 5 metrekare olmak üzere kullanım alanı olacak. Pansuman odası, bebek emzirme ve bakım odası, arşiv birimi ve tuvalet ortak alan olarak kullanılabilecek. Her hekim için asgari 16 metrekarelik muayene odası, ilgili yönetmelikte belirtilen özelliklere göre oluşturulacak.
Muayenehanenin, bir tabip tarafından mesleğini serbest olarak icra etmek üzere, müstakil olarak açılan sağlık kuruluşu olması sebebiyle müşterek muayenehaneler de dâhil, şirket sahipliğinde açılmasına izin verilmeyecek. 03 Ağustos 2010 tarihinden önce ilgili mevzuat kapsamında açılmış muayenehaneler; 03 Ağustos 2015 tarihine kadar depreme dayanıklılık raporu hariç, diğer belgelerle 12/D maddesine uyum sağlayarak uygunluk belgesi alacak. Muayenehanelerde, fiziksel çevrenin özürlüler için ulaşılabilir ve yaşanılabilir kılınması amacıyla imar planları ile kentsel, sosyal, teknik altyapı alanlarında ve yapılarda Türk Standartları Enstitüsünün ilgili standardına uyulacak.
Müracaatlarda Yangına Karşı Alınan Tedbirler Yok
Genelgede, Sağlık Bakanlığına intikal eden başvuru dosyalarında; muayenehanenin açılacağı mekânda yangına karşı gerekli tedbirlerin alındığını gösteren belgede, binanın yangın açısından uygunluğuna dair hususların yer almadığına dikkat çekiliyor. Yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi başvurusunda 19 Ağustos 2008 tarihinden önce olanlarda, yangına karşı gerekli tedbirlerin alındığını gösteren belgede binaya dair bilgilerin de yer alması gerektiğinin vurgulandığı genelgede, başvurusu bu tarihten sonra olan binalarda sadece muayenehanenin içinde alınan tedbirlerin yer almasının yeterli olacağı dile getirildi. Yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi başvurusu 19 Ağustos 2008 tarihinden sonra yapılan binalarda depreme dayanıklılık raporu istenmeyecek.
Bundan böyle, bütün muayenehane müracaatlarının, sağlık müdürlüklerince değerlendirilerek sonuçlandırılacağının kaydedildiği genelgede, işlem çıktısı alınarak düzenlenen uygunluk belgesiyle birlikte Bakanlığa gönderileceği açıklandı.

Yorum bırakın

ÜNİVERSİTELER SÖZLEŞMELİ HOCAYA NASIL BAKIYOR?

Üniversite hastanelerindeki muayenehanesi olan hocaların sözleşmeli olarak çalışmasına ilişkin açıklama, üniversite camiasında makul karşılandı.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın üniversite hastanelerindeki muayenehanesi olan hocaların sözleşmeli olarak çalışmasına ilişkin açıklaması üniversite camiasında makul karşılandı.
Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Uğur Erdener, “Tıp fakültelerini olumsuz etkileyen mevcut gelişmelerin yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyurduğu açık. Üniversitelerin görüşü alınıp bir uygulama yoluna gidilmesinin uygun olacağını düşünüyorum. Sözleşmeli öğretim üyesi olabilir ama öğretim üyesinin saygınlığı önemli. Saygıyı olumsuz etkileyemeyecek her türlü çözüme biz taraftar oluruz” derken, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinaz da “Sözleşmeli çalışabilir, bunda bir sakınca görmüyorum. Bizde tam gün çalışılmasından yanayız. Ancak hastanede özel hasta bakılması kaldırıldı. Üniversiteye para girdisi ortadan kalktı. Geçen yıl özel muayenenin cirosu 27 trilyondu. Hacettepe’nin de 30’a yakındı. Amacımız tüm öğretim üyelerinin özel hasta bakabilmesini sağlamak. Bu ortadan kalktığı için hasta grubumuz dağıldı. Öğretim üyesini boş boş oturtmak israf. Hasta bakarsa hem kendine hem hastaneye katkısı olacak” yorumunu yaptı.
Tam Gün Çalışanlar Haklarını İstiyor
Türk Tabipleri Birliği Başkanı Eriş Bilaloğlu ise herkesin tam günden yana olmasına rağmen yaklaşık 2 yıldır sürekli “bir yamalama” yapıldığını ileri sürdü. Bilaloğlu, “10 bin öğretim üyesinin 9 bin 400’ü tam gün çalışıyor. Onlar şimdi, ‘Tam Gün Çalışıyoruz Haklarımızı İstiyoruz’ diye bir imza kampanyası başlatıyor. Tam gün çalışanlara bir hak verdiği yok, o yüzden memnuniyetsizler” diye konuştu.
Öğretim üyelerinin sözleşmeli çalıştırılmasına da değinen Bilaloğlu, “Sözleşmeyle dışarıda çalışanların üniversiteden ilişiğini kesmek. Saat başı para alacaklarını duyuyoruz. Kamuoyunda hocalara o kadar para veriyoruz ama yine bunlar memnun kalmayacaklar diye bir imaj yaratma faaliyeti bu” dedi.
Bakanlığın yabancı doktor ve hemşire için Türk vatandaşlığı şartını ortadan kaldırmayı planladığını hatırlatan Bilaloğlu, tüm emekçilerin emeklerini almasını istediklerini ancak buradaki amacın insanları dar bir ücretler çalıştırma politikalarının bir parçası olduğunu öne sürdü.
Hemşireler İçin Dil ve Denklik Şartı
Bakan Akdağ, yabancı doktor ve hemşire çalıştırmanın önünün açılmasına ilişkin düzenleme yapacaklarını açıklamasına karşılık Türk Hemşireler Derneği uygulamayı eleştirirken Özel Hastaneler Platformu Derneği ise destekledi.
Türk Hemşireler Derneği Başkanı Saadet Ülker, ‘yabancı hemşire’ açıklamasını eleştirirken, şunları söyledi: “Kendi vatandaşına verdiği ücretler ortadayken acaba hangi ülkenin ücreti bizden daha iyi olan hemşiresi Türkiye’de hemşirelik yapmayı tercih edebilir. Geliri çok iyi olmayan, Türkiye’deki koşulları aratan insanların gelmesi söz konusu olacaktır. Dil ve kültür farkı sorun yaratır. Sadece diliyorum ve inanmak istiyorum ki Sayın Bakan artık bu konuyu bir daha dile getirmemek üzere gözden geçiririz ve bir daha gündeme getirmez.”
Türkçe Bilen Hemşire Aranıyor
Bakanlık yetkililerinden alınan bilgiye göre düzenlemenin ardından YÖK ile görüşülüp şartlar belirlenecek ve Türkiye’de denkliği olan ülkelerin hemşireleri çalışabilecek. Yabancı doktorda olduğu gibi gelecek hemşirelerin de Türkçe biliyor olması gerecek.
Yabancı Sağlıkçı Kaliteyi Artırabilir
Sağlık Bakanı Akdağ’ın yabancı sağlık personeli fikrine destek Özel Hastaneler Platformu Derneği’nden geldi. Dernek Başkanı Dr. Mehmet Altuğ, Bakanlığın yabancı doktor çalışmasını desteklediklerini belirterek, “Türkiye’nin önemli oranda hekim ve hemşire açığı olduğu açık. Bu sorun özel sektörde daha çok kendini hissettiriyor. Özel hastaneler doktor ve hemşire bulmakta zorlanıyor. Yabancı doktor sağlık hizmetlerinde kaliteyi artıran bir argüman olabilir” dedi.

Yorum bırakın