Mart 2012 için arşiv

KUSURSUZ CİNAYET YOKTUR

Adli bilimler alanında denemelerinin yanı sıra, gerçek suç öyküleri ve yurt dışındaki mesleki gözlemlerini kaleme alan Adli tıp uzmanı ve kriminolog Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Kusursuz Cinayet Yoktur” kitabında bilerek ya da bilmeden yapılabilecek hatalar ve görgü tanıklarının güvenilebilirliğindeki sorunlar üzerinde durdu.

Günlerce süren işkenceler, yanlışlıkla 19 yıl cezaevinde kalan masumlar, yanlış değerlendirilen deliller, Adli tıp uzmanı ve kriminolog Prof. Dr. Sevil Atasoy’un incelikli anlatımıyla Doğan Kitap’tan çıkan “Kusursuz Cinayet Yoktur” kitabında yer alıyor. Kitap, suç işlemek için bir kılavuz değil : Adli tıp ile ilgili sadece anlatılması gerekenlere yer veriliyor. Yazılan her şeyin literatürle pekiştirildiği kitapta, hatalı laboratuvar sonuçları, işini iyi yapmayan insanlar, yönlendirilen ifadeler, olay yerinin iyi incelenmemesi ve görgü tanıkları yüzünden yanlış mahkumiyetler ele alınıyor.
Ağırlıklı olarak cinsel zevk amaçlı cinayetlerin ve seksüel seri katillerin ele alındığı kitapta Atasoy, sadistlerin ve mazoşistlerin kanlı serüvenlerini de aktarıyor, “zevkine ölüm” dosyalarını aralıyor.
Adli tıp uzmanı ve kriminolog Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Kusursuz Cinayet Yoktur” kitabı’ hakkında Sağlık Dergisi’nin sorularını yanıtladı
Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi mezunu, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı’nda uzmanlık, doçentlik ve profesörlüğün yanı sıra, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nün kurucuları arasında yer almış, kesintisiz 18 yıl müdürlüğünü sürdürmüş bir akademisyenim. Çok sayıda yurt dışındaki mesleki deneyim arasında 2005-2010 yılları arasında yürüttüğüm Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu üye ve başkanlığı öne çıkar.
Kitabınızı yazmanızdaki etken nedir?
Bu ilk kitabım değil. 2005’ten bu yana gerçek suç öyküleri ve adli bilimler alanında denemelerin yanı sıra, yurt dışındaki mesleki gözlemlerimi kaleme alıyorum.
Devam kitabı yazmayı düşünüyor musunuz?
Her yıl yeni bir kitap yayınlayacak şekilde bir planım var. Beş yıldır sürdürüyorum, umarım daha uzun süre gider.
Kitapta vermek istediğiniz mesaj nedir?
Aslında farklı hedef kitleleri gözeterek yazmaktayım. Vermeye çalıştığım mesaj, her kitabımda değişmekte. Bu kez, daha çok vahşetin boyutları üzerinde durmayı ve cinsel saldırılara odaklanmayı tercih ettim.
Fotoğrafı çeken Tamer Haertevioğlu
Okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Kusursuz cinayet yoktur, kusursuza yakın olanlar vardır, diyor ve olay yeri incelemeden başlayarak, soruşturmanın her aşamasında bilerek ya da bilmeden yapılabilecek hatalar, görgü tanıklarının güvenilirliğindeki sorunlar üzerinde durdum.
Kitabınız yazar olarak size neler kazandırdı?
Bir yazar olduğumu düşünmüyorum. Bir bilim insanıyım. Adli Bilimlerin değişik alanlarını topluma tanıtmayı ve delillerin adaletin tecellisindeki öneminin altını çiziyorum.
Yazdığınız kitaplar arasında en çok etkilendiğiniz kitabınız hangisi?
Kitaplar çok sayıda uzun öykü ve denemeden oluşuyor. Sanırım, son kitabımdaki “Köpek Tasmalı Adam” ile daha önce kaleme aldığım “Bambu Bar’da Bir Yakuza” en sevdiklerim.
Mutlaka herkesin okuması gereken kitap/ müzik/film sizce hangisi?
Beni okumasalar da olur. Gazete bile okusalar makbulümdür.
Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Sağlık haberlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?
Sağlık haberciliği henüz batı ülkelerinde gözlediklerimiz düzeyinde değil. Çünkü büyük ölçüde yabancı kaynakların çevirisinden oluşuyor. Kaleme alanların o dalın uzmanları olmasını ve kendi bilimsel görüşlerini habere yansıtmalarını isterdim.
Türkiye’deki çalıştığınız alandaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Daha gidilecek çok yol var. Alt yapı tümüyle yurt dışına bağımlı. Yerli üretimin desteklenmesi ve patent alınmasına özendirilmesi gerekiyor.
Kendinizi bulunduğunuz alanın neresinde görüyorsunuz? Bütün istediklerini gerçekleştirmiş, hayatından memnun bir yazar mısınız?
Hayatımdan memnunum. Elbette isteklerimi gerçekleştirmiş değilim. Her sabah “Bugün ne değiştirebilirim” diye kalkarım, bu da her gün yeni bir şey öğrenmemi sağlar. Hararetle genç kuşaklara öneririm. İnsanı zinde tutan bir yaklaşımdır.
Hâlâ planlayıp gerçekleştiremediğiniz projeniz var mı?
Elbette var, bütün projelerinizi gerçekleştirdiğinizi düşündüğünüz gün, ölmeye yatmak gerek.

ÇEKİLİŞ BAŞLIYOR!

Çekilişe katılmak için yapmanız gerekenler:

Blogu izlemeye almak ( yan tarafta siteye katıl yazan yere tık)

Facebook sayfamı beğenmek (kullanmayanlar için zorunlu değil)

– Bu yazının altına yorum yazmak

Adsız yorumlar dikkate alınmayacak. Adınızı ve mail adresinizi yazarsanız memnun olurum.
1 Nisan Pazar günü saat 23:00’a kadar yorum bırakabilirsiniz. Çekiliş sonucu 2 Nisan Pazartesi sabahı buradan duyurulacaktır.

Bloga yorum nasıl yapılır:
Yorum yapılacak yazının altında yer alan “Yorum gönderi / Yorum” tıklayın
Çıkan sayfada yer alan bölümü”resimdeki” gibi doldurun
ve “Yorumunuzu yayınlayın“…
Hepsi bu kadar.. Bol şanslar dilerim

Çekilişi Kitap Delisi Gizem Kazandı. Tebrik ederim. Adresini ilettiğinde Doğan Kitap tarafından kitabı gönderilecek.

17 Yorum

Hastanede Bir İlkokul Açılış Hikayesi

http://corumhaber.net/yonetim/resim/bresim/a323e.pdf

Yorum bırakın

BAĞIMLILIK BİR BEYİN HASTALIĞI MI?

Neredeyse herkesin hayatının bir parçası haline gelen bilgisayar oyunları ve sanal paylaşım sitelerinin yanı sıra, kumar bağımlılığı ve cinsel bağımlılık da kitabın esaslı uyarılarda bulunduğu konuların ele alındığı “Bağımlılık sanal veya gerçek” Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Uzman Dr. Serdar Nurmedovdan tarafından hazırlandı.
Bağımlılığı sebepleri, koruyucu faktörleri ve her geçen gün gelişen tedavi yöntemleriyle etraflı bir biçimde inceleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Uzman Dr. Serdar Nurmedovdan, sadece alkol ve madde bağımlılığının değil, gerçek veya sanal her türden bağımlılığın gelişim seyri ve tedavi aşamasının detaylı olarak ele alındığı kitap hazırladı. “Niçin bağımlı oluyoruz” diye düşünen herkes için fikir verici bir çalışma olan “Bağımlılık” kitabının sonuna eklenen anket ve ölçeklerle okuyucunun bağımlılıkla kendisi arasındaki mesafe konusunda içgörü kazanmasını sağlıyor. Çağımızın en mühim problemlerinden biri olan bağımlılık konusunda en yeni bilimsel gelişmeleri içeriyor.
Bugün neredeyse herkesin hayatının bir parçası haline gelen bilgisayar oyunları ve sanal paylaşım sitelerinin yanı sıra, kumar bağımlılığı ve cinsel bağımlılık da kitabın esaslı uyarılarda bulunduğu konular arasında yer alıyor.
“Değişen Bağımlılık Kavramını Topluma Aktarmak İçin Kitabı Yazdım”
“Bağımlılık Sanal veya Gerçek” kitabının yazarlarından Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlık Dergisi’ne kitabı hakkında şunları söyledi: “Bağımlılıkta ciddi bir paradigma yaşandı. Klasik alkol ve madde bağımlılığı ile ilgili hiçbir kitap şu an ki bağımlılık türlerini kapsamıyordu. Özellikle davranışsal bağımlılık olarak bilinen sanal veya gerçek denilen bir bağımlılık alanı var. Bu bağımlılık son 10-15 yılda beyin çalışmalarıyla madde bağımlılığı gibi ön plana çıktı. Aynı beyni ödül-ceza sistemi gibi aynı şekilde etkiliyor ve bozuyor. Bu nedenle teknoloji ve internet bağımlılığı, seks bağımlılığı, toplama biriktirme bağımlılığı gibi çok farklı bağımlılık türlerinin “neden, niçin” gibi bilimsel ve topluma yönelik verileri aktarmakta fayda var diye düşündüm. Değişen bağımlılık kavramını topluma aktarmak için kitabı yazdım.
Örnek Vaka Kitabı Yazmayı Düşünüyorum
Bundan sonra örnek vakaları ele alıp yazmayı düşünüyoruz. Örnek vakada “ne oldu?” “bağımlılıktan kurtulması için ne yapıldı?” tedavi sonuçları gibi analiz kitabı şeklinde uygulamaya yönelik vaka kitabı düşünüyoruz. Beyin haritası çekiliyor. Tedavi sırasında hastaya beyin görüntülemeleri ile muhtemel nasıl olacağını gösteriyoruz.
Bağımlılıkta 12 Adım Tedavisi
Bağımlılık alanında ülkemizde devlet tarafından Ankara ve Adana’da özel merkezler açıldı. Çünkü hasta çok ve talep var. Böyle bir durumda bir şeyler yapılması gerekiyor. Aslında ilk başta detoks denilen vücuttan toksinleri atmakla ilgili tedavi bir şekilde oluyor. Ancak bağımlılıkta asıl 12 adım tedavileri uygulayabilmek. Kişinin tekrar bağımlı olmaması için neler yapmalı? Yaşam biçimini nasıl şekillendirmeli? Bununla ilgili grup terapileri tarzında tedaviler var.
Merkezler ihtiyaçlara yeterli değil, ekip çalışmasına ve saha çalışmasına ihtiyaç var. Hastaneden çok, bu kişiler ayakta yapılabilecek tedaviler, takipler ve takip grupları çıktıktan sonra sosyal ağlarının yeniden yapılandırmaları gerekiyor. Bunu tek başlarına yapamıyorlar. Yenik düştükleri zaman yardım edecek bir ekip lazım. O anda kişi anne ve babayı arasa yine azarlıyor, “gene mi aldın gene mi içtin” diye. Kişi o anda yenik düşüyor.
Bağımlılık Beyin Hastalığı
Bağımlığın beyin hastalığı olduğu, kişinin durduramadığı anlaşılınca biyolojik kanıt çalışması yapıyoruz. Beyinde ne gibi değişiklikler oluyor. Kişide zarar algısı oluşuyor. Zarar göreceği ile ilgili arabayı nasıl kullandığında kaza yapacağını görüyorsa bu durumu da somut olarak görebiliyor. Biyolojik kanıt, beyin görüntüleme tekniğini kullandığımız için fikri oluyor. Tedavi uyumu daha yüksek oluyor.
Yan Frontal Bölge Depresyon, Alt Frontal Bölge Bağımlılık
Beyin ön bölümü olan frontal lob, kaptan köşküdür. Beynin ön-alt bölgesi, polis merkezi gibidir, dürtüleri kontrol eder. Orta beyin kısmında vites koludur, ödül ve zevki düzenlemeden sorumludur. Bağımlılık hastalarının beynin ön bölgeleri olan frontal, fronta-orbital loblarında ya da anterio singulat bölümünde bozulma oluyor. Yan frontal bölge depresyonda, alt frontal bölge bağımlılıkta bozuluyor. Alt frontal bölge ile beynin orta kısmı ödül-ceza arasındaki bağlantı bozuluyor. Bu kişilere beyinlerindeki sorunları, tedavi sırasında da yüzde kaç düzeldiğini gösteriyoruz. Takipte beyin görüntülemesi ile hastanın ikna olması ve tedaviye uymasını artırıyor.
Psikiyatride beyin haritalama yöntemini, depresyon, şizofreni, manide biyolojik gösterge olarak uyguluyoruz. Psikiyatrik hastalıklar gözle görülmediği ve “yarası içinde” saklı kaldığından hasta kendisi anlayamıyor, yakınları da inanmıyor. Görsel olarak hastaya fiziksel kanıt olarak gösterdiğimizde hasta derdinin anlaşıldığı için mutlu oluyor.
Yeni Tedavi Yeni  Yaklaşımlar Aktarılmalı
Sağlık habercileri, Türkiye’de genel olarak çok organize değiller. Sağlık haberciliğinde daha çok genel ilkeleri olan toplumsal fayda sağlayacak ve yeni bilgiler gibi ilkeleri olmalı. Yeni bilgilere karşı daha açık ve aktif olmaları gerekir. Çünkü sağlık dünyada en hızlı gelişen alanlardan birisi ve yeni tedavi ve yaklaşım Türkiye’de uygulanıp uygulanmadığı ile ilgili sağlık habercilerinin daha yakından takip etmesine ihtiyaç var. Sağlık haberciliği şu anda Türkiye’de yapılan sağlıkla ilgili, tıbbi hataları haber yapma şeklinde bir yol izliyor. Toplumu bilgilendirme olarak bunun yeri ayrı, ancak asıl önemli olan toplumu doğru bilgilendirmek. Doğru toplum bilinci oluşturmak, şifacıların riskinden insanları korumak gerekiyor. Sağlık haberciliğinin topluma karşı bir sorumluluğu var.”

ÇEKİLİŞ BAŞLIYOR!

Çekilişe katılmak için yapmanız gerekenler:

Blogu izlemeye almak ( yan tarafta siteye katıl yazan yere tık)

Facebook sayfamı beğenmek (kullanmayanlar için zorunlu değil)

– Bu yazının altına yorum yazmak

Adsız yorumlar dikkate alınmayacak. Adınızı ve mail adresinizi yazarsanız memnun olurum.
29 Mart Perşembe günü saat 23:00’a kadar yorum bırakabilirsiniz. Çekiliş sonucu 30 Mart Cuma sabahı buradan duyurulacaktır.

Çekilişi İsa Erdoğan oldu. Adresini ilettiğinde kitap gönderilecek.
 

11 Yorum

KAR PALETLİ AMBULANSLAR İLE 3 BİN HASTA

Sağlık Bakanlığı’na ait 224 adet kar paletli ambulans, Ocak ayı itibariyle binin üzerinde hasta taşıdı.
Tüm yurdu etkisi altına alan karlı hava, hastaları da olumsuz etkiledi. Sağlık Bakanlığı’na ait 224 adet kar paletli ambulans, Ocak ayı itibariyle binin üzerinde hasta taşıdı. Şehirlerdeki vakaların yüzde 93’üne ilk 10 dakikada, kırsaldakilerin ise yüzde 96’sına ilk 30 dakikada ulaşıldığını belirten Bakanlık yetkilileri, karayolları ekiplerinin kar kepçeleriyle açamadıkları bazı bölgelerde, köyün yakınına 112 ekiplerine ulaştırılmak için köylüler tarafından kızakla taşınan hastaların olduğunu açıkladı.
Bu tip aksaklıkların önüne geçilmesi adına kırsal bölgelerdeki hamilelerin doğumdan 1-2 ay önceden ilçe ve şehir merkezlerinde “misafir anne projesi” kapsamında misafir edildiği kaydedildi.
Ambulans Sayısı 3 Bin 563
Bakanlıktan alınan bilgilere göre 2002 yılı sonunda 618 olan tam donanımlı 112 ambulansı sayısı Eylül 2011 itibariyle 2 bin 563’e, 481 olan 112 istasyon sayısı da bin 663’e çıkarıldı.
112 Acil hizmetlerinden yararlanan kişi sayısı 2002 yılında 350 binken, 2011 yılında bu sayı 2 milyon 900 kişiye ulaştı.

Yorum bırakın

"MİSAFİR ANNE PROJESİ" İLE 18 BİN DOĞUM

Anne ve bebek ölümlerini azaltmak için gebelerin doğumlarını hastanede gerçekleştirmesi için Sağlık Bakanlığı’nın 2008 yılında başlattığı “Misafir Anne Projesi”yle, 18 bin 635 hamile kadın misafir edildi.
Sağlık Bakanlığı’nın 2008 yılında başlattığı “Misafir Anne Projesi”yle, 18 bin 635 hamile kadın misafir edildi. Kırsal’da yaşayan hamile kadınların doğumlarına yaklaşık bir ay kala il ve ilçe merkezlerindeki hastanelerde kalmasını amaçlayan projeyle anne ve bebek ölümlerinin de azaltılması hedefleniyor.
Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Ali Coşkun, hamile annelere çağrıda bulunarak, bu konuda duyarlı olmalarını istedi. Doğum tarihininin daha önceden tahmin edilebildiğini dile getiren Coşkun, “Özellikle kış aylarında köy yollarında sıkıntılar yaşanabiliyor. Bu konuda duyarlılık artarsa ambulanslar beklenmeyen kazalar gibi travma vakalarına yoğunlaşabilir” dedi.
Aile Hekimleri ve Kadın Doğum Doktorlarından Büyük Çaba
Anne ve bebek ölümlerini azaltmak için gebelerin doğumlarını hastanede gerçekleştirmelerinin büyük önem taşıdığını ifade eden Coşkun şunları söyledi: “Bu doğum eyleminin gerçekleştirilebileceği hastaneden uzak bir yerleşim merkezinde oturan gebelerin, ilgili hastaneye ulaştırılarak doğum eyleminin bu kurumda gerçekleştirmesini istiyoruz. Bu gebelere sağlık personeli tarafından ulaşılarak gerekli sağlık ve sosyal desteğin verilmesi, özellikle elverişsiz hava ve yol şartları, maddi imkansızlık gibi nedenlerle annelerin sağlıklarını tehdit edebilecek olan koşullara karşı gerekli önlemlerin alınması için tüm İl Sağlık Müdürlükleri, kendi yerel şartları doğrultusunda misafir anne projesini gerekli tedbirleri alarak hayata geçirdi.”
Aile hekimleri ve kadın doğum doktorlarının kırsalda yaşayan anneleri ikna etmek için büyük çaba gösterdiğini belirten Coşkun, özellikle Doğu Anadolu’daki annelerin bu projeyle çocuklarını dünyaya getirdiğini anlattı.

Yorum bırakın

BİLGELİK YOLU II VE OSHO


Osho’nun, Türkiye’de yayımlanmış son kitabı Bilgelik Kitabı II yayınlandı.

Osho’nun, Türkiye’de yayımlanmış son kitabı Bilgelik Kitabı İki cilt olarak, Ganj yayınlarından çıktı. Bilgelik Kitabı, okuru sadece bir okuma eylemine çağırmakla kalmıyor; aynı zamanda tüm sorgulamaları, yargılamaları, kararları, yorumları ve hükümleri hiçe saymaya da çağırıyor. Osho’nun son kitabı Bilgelik Yolu’nun editörü Amrit Sangeet ile Osho ve son kitabı Bilgelik Yolu hakkında sorularımızı yanıtladı.

Osho’nun kitaplarını çıkaran Ganj Yayınları’nın, Osho kitaplarını lokomotif eser seçmesinin sebebi nedir?

Aslında Osho kitapları basmak düşüncesinin ürünüdür Ganj Yayınları. Yani bizlerin yayıncı olmasına sebep Osho’dur. Yayıncı olduktan sonra başka kitaplara da şans tanımaya karar verdik hepsi bu. Ama Osho her zaman Ganj Yayınları’nın esas iştigal ettiği alan olacaktır. Osho’nun tuttuğu ışığı Türk Toplumuna yansıtmak, Türkçeye kazandırmak bizim en sevdiğimiz işler arasındadır.

Biliyoruz ki, Osho’nun kaleme aldığı tek bir kitabı bile yok. Tüm kitaplar Osho’nun konuşmalarından derleniyor. Bu açıdan, nasıl bir çalışma gerçekleştiriyorsunuz?

Biz Ganj Yayınları olarak yayınladığımız tüm kitapların teliflerini satın alıyoruz. Bizler derleme yapmıyoruz zaten oluşturulmuş olan metinlerin Türkçeleştirilmesini sağlıyoruz.

Son kitap Bilgelik Kitabı’nda okurları neler bekliyor?

Zihnin, bilincin ve kendini tanımanın inceliklerini anlatan bir ustaya sorulan maneviyatla ilgili sorularda pek çok modern insanın ruhsal yolculuğuna ilişkin verilmiş cevaplar var. Kitabı oluşturan konuşmaların bu kendine has yapısı sayesinde, aslında modern insan zihni ve onun meseleleri çözümleniyor ve hakiki maneviyatın önündeki engeller ve yanlış anlaşılmalar bir bir gideriliyor.

ÇEKİLİŞ BAŞLIYOR!

Çekilişe katılmak için yapmanız gerekenler:

Blogu izlemeye almak ( yan tarafta siteye katıl yazan yere tık)

Facebook sayfamı beğenmek (kullanmayanlar için zorunlu değil)

– Bu yazının altına yorum yazmak

Adsız yorumlar dikkate alınmayacak. Adınızı ve mail adresinizi yazarsanız memnun olurum.
25 Mart Pazar günü saat 23:00’a kadar yorum bırakabilirsiniz. Çekiliş sonucu 26 Mart Pazartesi sabahı buradan duyurulacaktır.

Kazanan Rukiye D adresini ilettiğinde kitapları göndereceğim.

12 Yorum

2 BİN YENİ AİLE HEKİMİ İSTİHDAM EDİLECEK

Kırsalda görev yapan aile hekimleri için bir takım kolaylıklar getirilmesini öngören düzenlemeyle ilgili açıklama yapan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “Bu bizim için 2 bin-2 bin 500 civarında yeni aile hekimi istihdamı gerektirecek” dedi.
Kırsal kesimde görev yapan ve hastalarını bulundukları yerlerde takip etmek zorunda kalan aile hekimlerinin iş yükü hafifletilecek. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, yapılacak düzenlemeyle kırsaldaki aile hekimlerinin daha az sayıda nüfustan sorumlu olacağını açıkladı.
Kırsalda görev yapan aile hekimleri için bir takım kolaylıklar getirilmesini öngören düzenlemeyle ilgili açıklama yapan Akdağ, özellikle kırsalda mobil hizmete gidilen yerlerdeki aile hekimlerinin sorumlu olduğu kişi sayısının azaltılacağını kaydetti. Akdağ, bu hekimlerin maaşlarının daha fazla hastaya bakan şehirlerdeki meslektaşlarıyla aynı olacağını, gelirlerinin azalmayacağını belirtti.
Köye Gidiş Geliş İhtiyacı Olan Yerlerdeki Aile Hekimlerine Daha Az Kişiyi
Sağlık Bakanı Akdağ şunları söyledi: “Kırsal kesimde mobil hizmete çıkma ihtiyacı duyulan yerler var. Şehirlerde çalışanlar bulundukları yerde hizmet veriyor, ama belli bir köy nüfusu bağlanan aile hekimi bunun için belirli aralıklarla köye gitmek zorunda kalıyor. Bu zaman istiyor. Dolayısıyla köye gidiş geliş ihtiyacı olan yerlerdeki aile hekimlerine daha az kişiyi bağlayacağız ki rahat çalışabilsinler.”
2 Bin-2 Bin 500 Civarında Yeni Aile Hekimi
Şehirlerdeki aile hekimlerinin ortalama 3 bin-3 bin 500 kişiden sorumlu olduğunu, kırsaldakilerin ise ortalama 2 bin kişiye bakacağını belirten Akdağ, daha az kişiden sorumlu olacak bu aile hekimlerinin maaşlarında bir azalma olmayacağını söyledi.
Uygulama dolayısıyla yeni aile hekimi istihdam edeceklerini de belirten Akdağ, ”Bu bizim için 2 bin-2 bin 500 civarında yeni aile hekimi istihdamı gerektirecek” dedi.

Yorum bırakın

SAĞLIK HABERCİLİĞİ PROJE OLDU

TÜBİTAK ve Anadolu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu’nun desteğiyle sürdürülen “Türkiye’de Sağlık Konulu Yayıncılık İlkelerinin Belirlenmesi: Kaynak, İleti ve Hedef Kitle Bağlamında Sağlık Konulu Yayınların Analizi” başlıklı proje hakkında bilgi veren Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Basın ve Yayın Bölümü Başkanı Prof. Dr. Erkan Yüksel “Proje ile sağlık konulu yayıncılığa ilişkin ilkelerin ortaya konulması ve bu alana ilişkin toplumsal bilincin artırılması amaçlanıyor.” dedi.

Son yıllarda sağlık haberciliğinin önemi artmaya başladı. Bu bağlamda sağlık haberciliğini ile ilgili geniş kapsamlı bir araştırma yapılıyor. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ve Anadolu Üniversitesi’nin desteğini alan “Türkiye’de Sağlık Konulu Yayıncılık İlkelerinin Belirlenmesi: Kaynak, İleti ve Hedef Kitle Bağlamında Sağlık Konulu Yayınların Analizi” başlıklı araştırma, 2010 yılı Nisan ayında başladı ve bugünlerde çalışmanın üçüncü aşaması tamamlanmak üzere. Proje hakkında bilgi veren, proje yürütücüsü ve Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Basın ve Yayın Bölümü Başkanı Prof. Dr. Erkan Yüksel şunları söyledi: “Projede sağlık konulu yayıncılığın betimlenmesi, yayın içeriklerinin irdelenmesi, kamuoyunun algı ve değerlendirmelerinin belirlenmesi ve bu bağlamda sağlık konulu yayıncılığa ilişkin ilkelerin ortaya konularak bu alana ilişkin toplumsal bilincin artırılması amaçlanıyor. Projenin ilk aşamasında 2010 yılındaki gazete, dergi, televizyon ve internet üzerinde yayınlanmış olan tüm sağlık konulu içerikleri elektronik ortamda temin ettik. Yaklaşık 20 kişilik bir grupla bu içeriklerin fotoğrafını çekmek, içeriklerde neler olduğunu tanımlamak üzere bir içerik analizi uygulaması başlattık. İkinci aşamada sağlık konulu yayınların kaynağı niteliğindeki sağlık ve medya profesyonelleri ile görüştük. Bu yayınları hazırlayan, sunan, yayınlarda görüş bildirilen ve konuyla ilgili olduğunu düşündüğümüz kişilere sağlık konulu yayınları nasıl bulduklarını ve kendi deneyimlerini kapsayan sorular yönelttik. Her biri yaklaşık 45 dakika süren 180 civarında görüşme gerçekleştirdik. 79 sağlık profesyoneli, 59 medya profesyoneli, 13 akademisyen ve diğer uzmanların görüşlerini aldık. Ardından bu alanda ileri gelen kişilerle dört oturum halinde İstanbul’da bir çalıştay düzenledik. Çalıştayın sonunda da bir sonuç bildirgesi hazırlayarak imza attık. Temel olarak sağlık konulu yayınların izlenmesi, denetlenmesi ve kamuoyuna doğruların ve tartışmalı noktaların duyurulması adına bir mekanizma oluşturulması gerektiği üzerinde görüş birliğine vardık.”
Ülke Çapında Kamuoyu Anketi
İletişim sürecinin “hedef kitle” konumundaki kamuoyu üzerindeki etkilerine yönelik olarak da ülke çapında 33 ili kapsayan ve yaklaşık 2 bin 500 kişi üzerinde bir kamuoyu anketi gerçekleştirdik. Bu anketle halkımıza; sağlık konulu yayınları ne düzeyde ve nasıl izlediklerini, bu yayınları beğenip beğenmediklerini, ne ölçüde bu yayınlardan bilgilendiklerini, edindikleri bilgileri kullanıp kullanmadıkları gibi sorular sorduk. Önümüzdeki günlerde bu anketin sonuçlarını elde etmeye çalışacağız. Bir yandan da içerik analizi uygulamasında kodlama aşamasının artık sona geliyoruz. Onun analizi de önümüzdeki aylarda gerçekleştirilecek. Bahar aylarında ikinci bir çalıştay yaparak bugüne dek elde ettiğimiz bilgileri yine belli başlı konunun uzmanlarına sunmayı ve hep birlikte tartışmayı planlıyoruz. Gelecek yıl başında da projemiz sonuçlanmış olacak.”
“En Kapsamlı Proje”
Proje ekibinden de söz eden Prof. Dr. Erkan Yüksel, şu bilgileri verdi: “Bu proje iletişim bilimi alanındaki en uzun süreli, en büyük bütçeli ve en kalabalık araştırma grubu ile ortaya konan projelerden biridir diyebilirim. İki ayrı kurumun destekliği, üç yıl süreli projemizde bugüne dek 30’a yakın kişi görev aldı. Projemizin araştırmacıları; Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Yalçın Kaya, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. Ece Karadoğan Doruk ve Anadolu Üniversitesi’nden Yard. Doç. Dr. Sinan Aydın. Halen projemizde görevleri devam eden bursiyerlerimiz de Arş. Gör. Pelin Öğüt, Öğr. Gör. Asuman Kaya, Uzm. Hande Demiroğlu, Arş. Gör. Barış Yılmaz, Arş. Gör. Kutlu Akçoral ve Arş. Gör. Çağdaş Ceyhan.”
“En İyi Bildiri Ödülü”
Proje kapsamında bursiyer olarak görev yapan doktora ve yüksek lisans öğrencilerinin sağlık konulu yayınlar üzerine tezler hazırladıklarını belirten Prof. Dr. Yüksel, “Arş. Gör. Pelin Öğüt, ülkemizdeki sağlık konulu yayınların tarihçesi çerçevesinde kapsamını inceliyor. Ferhan Özmen, sağlık konulu yayın içeriklerine etki eden dışsal unsurları inceliyor. Arş. Gör. Barış Yılmaz, sağlık konulu yayınların dilini sorguluyor. Öğr. Gör. Asuman Kaya ise sağlık konulu yayınlara yönelik etik ilkeler üzerine bir tez hazırlıyor. Uzm. Hande Demiroğlu da kriz haberciliği bağlamında domuz gribi haberlerindeki kamuoyunda panik yaratan unsurların neler olduğuna ilişkin tezini tamamlamış durumda.”
Proje kapsamında bugüne dek sunulan pek çok bildiri ve yayımlanan makale olduğunu dile getiren Prof. Dr. Erkan Yüksel “Bu makalelerden ‘Sağlık Haberlerinde Mucize Tedaviler’ başlıklı araştırmamız, Trabzon’da Karadeniz Teknik Üniversitesi tarafından düzenlenen bir kongrede en iyi bildiri ödülü aldı. Aynı bildiri İngilizce olarak San Diego’da düzenlenen uluslararası bir sempozyumda da en iyi bildiri ödülü ile ödüllendirildi. Bugün edek sayısı 10’u bulan sağlık konulu yayınlara ilişkin akademik çalışmamız oldu.” dedi.

Yorum bırakın

Sürprizlerle Dolu 14 Mart



 http://corumhaber.net/yonetim/resim/bresim/d2630.pdf

Yorum bırakın

HUZURSUZ BACAĞA “NÖRALTERAPİ”

Romatizmal hastalıklarla karıştırılan ve nedeni bilinmeyen ağrının “Huzursuz Bacak Sendromu” olduğunu belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı. Dr. Ayşe Zeliha Kaya, çok sık görülmesine rağmen tanıda dikkat edilmesi gereken sorularla ayırt edilebileceğini söyledi.
Her yüz kişinin 1-5’inde rastlanan Huzursuz Bacak Sendromu, ileri yaşlardaki kişilerde daha çok görülüyor . Sebebi tıbbi olarak tam bilinmemekle birlikte ve her üç hastanın birinde genetik geçiş gözleniyor.
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı. Dr. Ayşe Zeliha Kaya konu hakkında Sağlık Dergisi’ne şunları söyledi: “Huzursuz Bacak Sendromu otururken veya yatınca bacaklarda bir rahatsızlık hissi ile ortaya çıkar, genellikle hastalar tarafından tam olarak ifâde edilemez. Ancak uyluk, baldır, bacak ve ayaklarda, hatta bazı hastalarda kollarda ürperme, kaşınma, ağrı, sızı, ezilme hissi, yanma, karıncalanma, hareket ettirme ihtiyacı, uyuşma ve benzerleri gibi hislerle ifade edilebilen bazı hastaların ise kas krampı ile karıştırabildikleri bir hastalıktır.
Hastaların Yüzde 95’inde Bir Sebep Bulunamıyor
Merkezi sinir sisteminde bir problem olduğu düşünülüyor. Demir eksikliği anemisi, şeker hastalığı, gebelik ve kanser sebep olarak belirlense de hastaların yüzde 95’inde bir sebep bulunamıyor. Bazı bulantı ilaçları, depresyon ilaçlarının çoğu ve kalsiyum kanal blokajı yapan ilaçlar tansiyon ve kalp hastalarında kullanılır, Huzursuz Bacak Sendromu’nu daha da arttırabiliyor.
Hasta Ağrısını Tarif Edemez
Şikâyetler günün ilerleyen saatlerinde özellikle de geceleri ortaya çıkar. Hasta şikâyetlerini anlatmakta güçlük çeker ve “bacaklarım kıpraşıyor”, “gıdıklanıyor”, “yanıyor”, “karıncalar geziyor” ,’’bacaklarım sıkılıyor’’gibi cümlelerle yaşadığı sıkıntıyı anlatmaya çalışır.
Bu garip his genelde; ağrı, karıncalanma, uyuşma ve çekilme şeklinde tanımlanır. Bacaklar hareket ettirilerek geçici bir rahatlama sağlanabilir. Hastalar akşamları TV seyredemezler, misafirliğe gidemezler ve en önemlisi uykuya yattığında bacaklarındaki huzursuzluk hissinin harekete zorlaması nedeniyle uykuya dalamazlar, yataklarından kalkıp dolaşmak isterler. Adetâ yatakla boğuşurlar. Aynı his gece yarısı uyanmalara ve uykuya dalma zorluğuna da yol açabilir. Bu hastalar uzun süreli istirahattan ve yolculuktan çok rahatsızlık duyarlar. Bu durum uykusuzluğa ve dolayısıyla gün içinde performans düşüklüğüne yol açar.
Romatizmal Hastalıklarla Karıştırılabiliyor
Oldukça sık görülse de romatizmal hastalıklarla karıştırıldığından hastalığın teşhisi bazen uzun sürebiliyor. Ağrının hareketle azalması ve istirahat ile tekrardan başlaması özellikle de akşam geç saatlerde ortaya çıkması bu hastalığın ayırıcı özelliğidir.
Tanı İçin Sorular
Hastaya şu soruları yöneltmek gerekir ve yanıtın evet olması tanı koymada yardımcı olur.
• Otururken veya uzanırken bacaklarınızda tanımlayamadığınız kötü bir his oluyor mu? Bu his nedeniyle bacaklarınızı hareket ettirmek ihtiyacı hissediyor musunuz?
• Bacaklarınızı hareket ettirmek bu şikâyetleri azaltıyor mu?
• Bu şikâyetleriniz günün ilerleyen saatlerinde daha fazla mı oluyor?
• Gündüz uykunuz gelir mi? Kendinizi uykusuz hisseder misiniz?
• Uykuda bacaklarınızı veya kollarınızı ritmik olarak hareket ettirdiğiniz söylenir mi?
• Ailenizde böyle şikâyetleri olan ve Huzursuz Bacak Sendromu tanısı konmuş kimse var mı?
İlaç Tedavisi İçin Epilepsi, Parkinson İlaçları
Demir eksikliği gibi altta yatan bir neden var ise bunu tespit edip tedavi etmek Huzursuz Bacak Sendromu’nu da tedavi edecektir. Ancak bu durum çoğu zaman mümkün olamıyor. Sebebi belirsiz olan durumlarda ilaç tedavisi için epilepsi, parkinson ilaçları verilebilir. Hastaya, tedavi amacıyla yaşam şekli değişikliği önerileri ve ilaçlar ön plana çıkıyor. Ağrı kesici ilaçlar işe yarayabilir, ılık banyo ve masaj yapmak şikâyetleri azaltabilir, bacaklara sıcak veya soğuk dönüşümlü olarak her ikisi birden uygulamak hastayı bir miktar rahatlatabilir. Gevşemek için meditasyon yapmak bazı hastalarda işe yarayabiliyor.
Nöralterapi ve Huzursuz Bacak Sendromu
Huzursuz Bacak Sendromu’nda sinir sisteminde bir aksaklık, bir dengesizlik, bir işlev aksaması olduğu düşünülüyor. Vücudumuzun belirli noktalarında sinir sistemine verilen olumlu uyarılarla vücudun kendi kendini tamir ve tedavi mekanizmalarını harekete geçiren nöralterapi ile bu hastalara yardımcı olunabiliyor.”

Yorum bırakın