Nisan 2012 için arşiv

BU TOPLANTININ AMACI FARKLI

Bu yıl 17.’si yapılan Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları Mezuniyet Sonrası Eğitim Kursunun geliri tıp fakültesi öğrencilerinin okutulması için harcanıyor.
Türkiye’de ilk mezuniyet sonrası eğitimini başlatan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları, Kardiyoloji ve Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalları bu sene 17. Mezuniyet Sonrası Eğitim Kursu’nu düzenledi. Kursu düzenleyen Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları Eğitim ve Sosyal Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu üyeleri bu toplantıların asıl amacının, hekimleri mezuniyet sonrası yeni gelişmelerden haberdar etmek ve iç hastalıkları alanında bilgi eksikliğini tamamlamak; kursun bir diğer amacının ise kursun gelirini tıp fakültesi öğrencilerinin okutulması için harcamak olduğunu belirttiler. Halen 30’un üzerinde ihtiyacı olan tıp fakültesi öğrencisine aylık düzenli burs verildiğini ifade ettiler.
Kursun bilimsel sekretaryasını yürüten ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Ünitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nilgün Sayınalp toplantı hakkında Sağlık Dergisi’ne şu bilgileri verdi: “İç Hastalıkları, Kardiyoloji ve Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyelerinin konuşmacı olduğu17. Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları Mezuniyet Sonrası Eğitim Kursuna (MSEK) aile hekimleri, pratisyen hekimler ve iç hastalıkları uzmanları ile asistanları katıldı. Kursta interaktif toplantılara ağırlık verilerek iç hastalıkları alanındaki en güncel bilgiler çeşitli olgu örnekleri ile tartışıldı. Amacımız iç hastalıkları alanında sık karşılaşılan sağlık sorunlarına öncelikli olarak yer vermek, bu konulardaki yeni gelişmelerden katılımcıları haberdar etmek ve bunları, konusunda uzman konuşmacılarımızla detaylı olarak tartışarak ortak yaklaşım ve çözüm yolları önermek. Kursumuz 1995 yılından bugüne kadar düzenli olarak her yıl düzenlenmektedir. Bu alanda öncü olan kursumuz artık gelenekselleşmiş bir konumdadır. Türkiye’nin her yerinden yıllardır düzenli olarak gelen katılımcılarımız var. Bu yılki toplantı yaklaşık 250 katılımcı ile gerçekleştirildi. Gördüğümüz ilgi karşısında toplantının hedefine ulaştığını düşünüyor ve önümüzdeki yıllarda da devam etmek istiyoruz. Kurstan elde edilen gelirin tamamının tıp fakültesi öğrencilerine burs olarak verilmesi ve bu yolla öğrencilerin eğitimine katkıda bulunmamız bizim için en önemli motivasyon kaynağı oluyor.”
Uzun Yaşamın Sırları
Toplantı süresince alanında uzman konuşmacılar iç hastalıklarının değişik dallarında konferanslar verdiler. Geriatri Ünitesi Başkanı Prof. Dr. Servet Arıoğul, “Uzun ve sağlıklı yaşamın sırları” konulu, ilgiyle izlenen bir konferans verdi. Kardiyoloji Anabilim dalından Prof. Dr. Giray Kabakçı kardiyovasküler hastalıklarda yeni ruhsatlanan pıhtılaşmayı önleyici ilaçlar ile ilgili bilgileri aktardı. Prof. Dr. Murat Akova son bir yılda infeksiyon hastalıkları alanındaki gelişmeleri özetledi.
Prof.Dr. Miyase Bayraktar’ın başkanlık yaptığı panelde ülkemizde görülme sıklığı yüzde 10’u geçen bir hastalık olan Diabetes Mellitus’un bakım ve tedavisi, konunun uzmanları tarafından tartışıldı.
Anemide Yanlış İlaç Seçimi
Prof. Dr. Nilgün Sayınalp anemiye klinik ve laboratuvar yaklaşımı anlattı. Dr. Sayınalp aneminin özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler için önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu vurguladı, dünya nüfusunun yüzde 30’unun anemik olduğunun kabul edildiğini ve bunların çoğunluğunun demir eksikliğine bağlı olduğunu belirtti. Prof. Dr. Sayınalp, sözlerine şöyle devam etti: ” Demir eksikliği anemisinin nedeni beslenme yetersizliği olabileceği gibi o ana kadar hiçbir belirti vermemiş kolon kanseri de olabilir. O nedenle demir eksikliği olan hastaların tanısının doğru konulması, demir eksikliği nedeninin araştırılması, uygun tedavi verilmesi ve iyi izlenmesi gerekir. Tedavide en sık karşılaşılan problemler yanlış ilaç seçimi veya hastanın ilacı yanlış ya da yetersiz kullanımıdır. Katılımcılar yoğun ilgilerini çeken bu konuda çok sayıda soru yönelttiler, konuyu detaylı olarak konuşma imkanı bulduk. “

Yorum bırakın

“KIKIRDAK VE MENİSKUS BAĞIŞI TEŞVİK EDİLMELİ”

İnsanların kemik bağışı yapıldığını bilmediğini belirten Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Binnet, “Avrupa’da yılda 250 transplantasyon yapılıyor. Ülkemizde 10’da biri olan rakamlarla uğraşıyoruz” dedi.
Kıkırdak, doku ve menİsküs bağışının, Türkiye’de yasal hale gelmesiyle birlikte Ankara Üniversitesi bünyesinde bağışlanan kıkırdak, doku ve menİsküslerin korunup saklanabileceği bir doku bankası kuruldu. Günümüzde giderek artan kıkırdak, doku ve menİsküs yaralanmalarının tedavisinde yapılan kıkırdak yenileme teknikleri ve menisküs transplantasyonları hayat kurtararak hareket sistemi hastalıklarına çözüm oluyor ve çok sayıda hastayı hayata bağlıyor. Doku bağışı ve doku nakli ile hareket sistemi hastalıklarının tedavi edilebileceğine dikkat çeken Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Binnet, hareket sistemi hastalıkları ile mücadele en önemli etkenin doku bağışı ve doku nakli olduğunu kaydetti.
İlk Menisküs Nakli
Ülkemizde ilk menisküs nakli 1991 yılında Prof. Dr. Mehmet Binnet tarafından yapıldı. Transplantasyonların rejeneratif tıbbın en önemli bölümü olduğunu kaydeden Prof. Dr. Binnet, Sağlık Dergisi’ne şu bilgileri verdi: “Aynı ölçüleri içeren bir kadavradan dokuyu alıp, gereksinimi olan insana naklediyorsunuz. Mevcut sistem içerisinde de en başarılı olduğumuz nakiller, hareket sistemi yani iskelet sistemi, kemik, kıkırdak, menisküs ve bağ doku. Vücudun kabul etmeme sorunu böbrek ve karaciğer gibi değil. Vücut bu konularda daha hoşgörülü, belli bir disiplinle de içine alıyor ve kendi parçası haline getiriyor. Bu yüzden transplantasyonlar önümüzdeki yıllarda özellikle hareket sisteminde Türkiye’de çok gündeme gelecek.
Avrupa’da Yılda 250 Transplantasyon
Bu zamana kadar Amerika’da menisküs transplantasyonu sayısı 5 bin vakayı buldu. Avrupa’da yılda 250 transplantasyon yapılıyor. Ülkemizde 10’da biri olan rakamlarla uğraşıyoruz.
Kemik Naklinin Önü Açılmalı
Kemik sorunu olanlara kadavradan kemik transplantasyonu yapılıyor. İnsanlar böyle bir organ bağışı olduğunu bilmiyor. Hareket sisteminin bağışını kimse istemiyor. Kemik tümörü ya da kanserde transplantasyon yapılıyor. Gerekli olduğunda yurt dışından getirtiliyor ancak kendi ülkelerinde kullandıkları için kalırsa Türkiye’ye geliyor. Türkiye’ye gönderirken de risk almamak için steril ediyorlar ve çok uzun mesafe geleceği için canlı gelmiyor. Taze kadavranın çok büyük avantajları var. Kemik naklinde uyum sorunu yaşanmıyor. Önemli olan boyutlarının uyması ondan sonrası nakil yapılıyor.”
Kıkırdak Nakli
Prof. Dr. Mehmet Binnet, kıkırdak tedavisinde kök hücrelerin kullanımının Türkiye’de daha eskiye dayandığını, yaklaşık 12 yıl önce kıkırdak tedavisini gerçekleştirdikleri hastanın şuan askerlik görevini yaptığını ve hiçbir sorun yaşamadığını söyledi. Binnet, “ Türkiye’de ilk kez bu tedavi 1994 yılında İsveç’ten gelen iki bilim adamı tarafından uygulandı. Kişiden kıkırdak dokusu alarak laboratuvarda 3 ila 4 bin hücreden milyonlarca hücre yaptılar. Sonrasında da problemli bölgenin üzerine yerleştirdiler. Bu bizdeki kıkırdak tedavileri için bir devrimdi.
1994’te ki bu gelişmeyi takiben biz ilk vakamıza uygulamayı yaptık. 13 yaşında bir çocuktu o zamanlar şuanda askerlik görevini yapıyor. Hiçbir sorunu yok ve artık bize kızıyor, artık beni kontrole çağırmayın ikide birde şeklinde. Bu delikanlıyı 12 yıla yakındır takip ediyoruz. 2000 yılında yaptığımız ikinci kişi şuanda mühendislik yapan genç bir arkadaşımız. O da şuanda güneydoğuda görevli ve normal yaşantısına devam ediyor Ondan sonraki yıllarda Türkiye’de laboratuvar alt yapısının olmamasından dolayı çalışmalara ara verildi. Bu süre içerisinde bizlerde üniversitemizde laboratuvar alt yapılarını hazırladık. 2004’de Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsünde bu çalışmalar başladı. 2006 ile 2008 arasında 20 hastaya bu tedaviyi uyguladık. Büyük oranda da başarılı sonuçlarını izledik. Daha sonrada bu yaygınlaşmaya başladı. Geçtiğimiz Ekim ayında hücresel tedavilerle ilgili mevzuat yayınlandı. Türkiye’de sistem belirli temellere kurallara bağlanmaya başlandı. Şuanda da bu tedavi yapılıyor.” diye konuştu.

Yorum bırakın

TIP BAYRAMINDA SAĞLIK DEĞERLENDİRİLDİ

14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri kapsamında Ufuk Üniversitesi’nde düzenlenen toplantıda konuşan Bakan Akdağ, sağlık çalışanlarının sorunlarından, hekimlerin emeklilik ücretlerine kadar birçok soruna ve konuya değindi. Akdağ, sağlık alanında çalışanların ciddi iş yüküne rağmen topluma ve hastalarına sahip çıktıklarını görmenin kendisine verdiği memnuniyeti dile getirdi.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ,Ufuk Üniversitesi’nde düzenlenen 14 Mart Tıp Bayramı törenlerine katıldı. Sağlığın insan hayatındaki en önemli değerlerden biri olduğunu belirten Akdağ, bu alanda görev yapan sağlık çalışanlarının özveri ve gayretlerinin her türlü övgünün üstünde olduğunu kaydetti. Akdağ, buna gönülden inandığını vurgulayarak, tüm çalışanların bu özel gününü kutladı.
Akdağ, “Toplumla, bireyle, insanla, hemşire arasında bir sevgi ilişkisi kurmak, en azından sistemler kadar kıymetli, en azından teknoloji kadar kıymetli ve en azından tedavi edici şartlar kadar kıymetlidir. Çünkü, biz sağlık çalışanları doğrudan insanla muhatap oluyoruz ve bu kişiler kırılgandır. Dolayısıyla sevgi ilişkisini geliştirmek çok önemli. Eleştirel yaklaşımlarda da sevgi ilişkisini zedeleyecek tavırlar içerisine girilmemesi gerekli. Örneğin, performanstan, paradan, kazançtan bahsederken, bu ülkede insanların 750 TL asgari ücretle aile geçindirmek durumunda oldukları hatırlamak gerekiyor. Bu ülkede, emeklilerin, işçilerin kazançlarını dikkate almak gerekiyor. Aksi takdirde tartışmaları bu çerçevenin dışında götürürsek, kendi fil dişi kulemize hapsedersek, bir süre sonra biz sağlık çalışanlarının toplumla, bireyle ilişkilerinde arazılar ortaya çıkabilir” dedi.
“Sorunlarımızı Böyle Çözemeyiz”
Konuşması sırasında Ankara Tabip Odası Başkanı Bayazıt İlhan’ın eleştirilerine de cevap veren Bakan Akdağ, “Konuşmasında bir olumlu cümle sarf etsin. Dikkatle takip ettim arkadaşın konuşmasını ve elimdeki kartlara 10 sayfa da not aldım. Bir tek olumlu cümlesi yok. Sorunlarımızı böyle çözemeyiz. Vatandaş sağlık sisteminden memnun. Bu Türk halkı herhalde hiç önünü göremiyor ya da Ankara Tabip Odası Başkanı böyle görüyor” dedi.
Bakan Akdağ, sağlıkta dönüşüm programının başladığında Tabip Odası Başkanı ve onun arkadaşlarınca karalama kampanyaları yapıldığını ve sistemin 3 ay içinde çökeceğini iddia ettiklerini söyledi. Bakan Akdağ, “İzmir’de şunu da söylediler. ‘Aile hekimliğini denize gömeceğiz’ dediler. Bu anlayışla hiçbir sorun çözülmez. İdeolojiden kaynaklanan karşı çıkmalarla hiçbir şey çözülmez” şeklinde konuştu.
“2011 Yılı TÜİK Memnuniyet Anketlerinde Vatandaşımız Yüzde 76 Memnun”
Kendilerinin 2003 yılından beri memnuniyet anketleri yaptıklarını belirten Bakan Akdağ, “2003’te verilen sağlık hizmetinden halkın memnuniyeti yüzde 39,5’ti. 2011 yılında Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) memnuniyet anketlerinde vatandaşımız yüzde 76 oranında sağlık hizmetlerinden memnundur. Birileri bilmez ama bu halk çok iyi bilir arkadaşlar. Bu halk bodrumlarda saatlerce ilaç kuyruğunda beklediğini unutmaz. Bu halk ambulans istediğinde, biz araç göndermiyoruz siz kendi aracınızla gidin denildiğini unutmaz. Önceden hiçbir köye ambulans gönderilmezdi. Biz iktidara geldikten sonra her köye ambulans gidiyor. Hatta ambulans helikopterlerinden bütün vatandaşlarımızın hizmetinde” dedi.
“Hekimlerin Emeklilik Maaşları Gerçekten Düşük”
Bakan Akdağ, hekimlerin emeklilik maaşları ile ilgili de bir açıklama yaptı. Hekimlerin emeklilik maaşlarının gerçekten düşük olduğunu vurgulayan Bakan Akdağ, ekonomi yönetimi ile ilgili bu konuda bir çalışma yaptıklarını açıkladı.
Ağır İş Yükünün En Önemli Sebebi, Türkiye’deki Hekim Eksikliği
Akdağ, 90’lı yıllarda düzenlenen tıp bayramlarında yapılan konuşmalarda ise Türkiye’de doktor sayının fazla olduğunun, bu sebepten dolayı da tıp fakültelerinin boşaltılması gerektiğinin söylendiğini belirtti. “Bunu kim söylüyor; Tabipler Odası” diyen Akdağ, Türkiye’de hekimlerin, asistanların, hemşirelerin, diğer sağlıkçıların hatta tıp öğrencilerinin üzerindeki ağır iş yükünün en önemli sebebinin, Türkiye’deki hekim eksikliği olduğunu kaydetti. Türkiye’de kişi başına hekime başvuru oranının 2010 yılında yüzde 7.3 olduğunu söyleyen Akdağ, bu oranın ise İspanya’da yüzde 11’lerde, Avrupa genelinde ise ortalama 8’lerde olduğunu belirtti. Bazı öğretim üyelerinin dergilerde sağlık sistemini eleştiren zehir zemberek yazılar yazdıklarını da söyleyen Akdağ, “Bu dergilerde makalelerin nasıl yazıldığını herkes çok iyi biliyor. Ülkeyi karalamakla bir yere gidemezsiniz. Yanlış yaparsınız” dedi.
“Nobel Ödülü Alanın, Altınları Başından Aşağı Dökeceğim”
Bakan Akdağ, bir doktorun Nobel Ödülü’nü alması halinde, başından aşağı altın dökeceğini söyledi. Akdağ, “Bir meslektaşım Nobel Ödülü alsın, ben kaynağını nereden bulursam bulacağım, altınları başından aşağı dökeceğim. Çünkü layık” diye konuştu.
“Beyaz Önlük Giyinmek İçin Çok Emek Sarf Edilmesi Gerektiğini Biliyoruz”
Akdağ, hekimlerin hastalar için var olduğu anlayışının kaybolduğunda “hakikaten her şey bitmiş demektir” yorumunda bulunarak, hekimliğin zor olduğunun bilinerek tercihte bulunulduğunu söyledi. Öğrencilerin geçtiği dönemlerden zamanında kendisinin de geçtiğini, yaşanan birçok sıkıntıyı kendisinin de yaşadığını dile getiren Akdağ, “Beyaz önlük giyinmenin ne kadar sıkıntılı bir iş olduğunu ve bunu hak etmek için ne kadar çok emek sarf edilmesi gerektiğini biliyoruz” dedi. Akdağ, bu emeğin sonucunda bir “altın bilezik” kazanıldığını anlatarak, “Bu altın bilezik, hekimlik, uzmanlık, hemşirelik mi? Bana göre değil. Bu altın bilezik, insana ömür boyu hizmet edebileceğimiz özelliklerle donanmış olmamızdır. Bundan daha önemli birşey olamaz.
“İlk Kez Yeni Doğan Nakil Küvezi Geldiğinde NASA’dan Gelen Bir Cihaz gibi İlgi Gördü”
Geçmiş yıllarda sağlık sorunlarına ilişkin örnekler veren Akdağ, çok sayıda bebeğe gerekli cihaz olmadığından ağız ağza solunum yapıldığını anlattı. Akdağ, ilk kez yeni doğan nakil küvezinin 1990’ların sonunda hastaneye geldiğini ifade ederek, cihazın NASA’dan gelen bir cihaz gibi ilgi gördüğünü belirtti. Bugün Türkiye’nin her ilçesinde söz konusu nakil kuvözlerinin bulunduğuna işaret eden Akdağ, hekimlerin sorunlarının bulunduğunu kabul ettiklerini, sorunların özlük haklarından ya da sistemden kaynaklanabildiğini söyledi.
“Hastanelerde Şiddet”
Bakan Akdağ’ın daha önce dile getirdiği Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sadece Türkiye’ye özgü olduğu şeklindeki ifadelerini hatırlatan Ankara Tabip Odası Başkanı Beyazıt İlhan’ın, bu programın sadece Türkiye’ye ait olup olmadığını sordu. Özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin çok ciddi sıkıntıları olduğunu belirten İlhan, özel hastane sahipleri ile Sağlık Bakanlığı’nın 14 Ekim’de bir mutabakat metni imzaladığını hatırlattı. Bu mutabakat metninden bölümler okuyan İlhan, bu mutabakat metniyle hekimlerin ücretlerinin düşürüldüğünü söyledi. Sağlık Bakanlığı’nın hastanelerde şiddeti önlemek için bir kampanya başlattığını dile getiren İlhan, “Ama ne olursa olsun, bunların yetersiz olduğunu görüyoruz. Döner bıçağıyla kadın hekime saldırıldığını ya da doktorun kalkıp hemşire dövdüğünü görüyoruz” diye konuştu.
Bu konuda adımlar atılmasını istediklerini belirten Beyazıt, 2005 yılında Sağlık Bakanlığı’nın internet sitesine konulan bir yazıyla, bin 600 hekimin sürgün edildiğini ifade etti. “Eğitim araştırma hastanelerindeki hekimleri tekrar sürgün etmek mi istiyorsunuz?” diye soran Beyazıt, ayrıca sağlık alanında üniversitelere uğramadan, hemşire kökenli olup Profesör olan kişilerle bile karşılaştıklarını söyledi.

Yorum bırakın

“FIRSATINIZ OLSAYDI MESLEĞİNİZİ DEĞİŞTİRİR MİYDİNİZ?”

14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla Sağlık-Sen tarafından düzenlenen toplantıda ‘Türkiye’de Sağlık Çalışanlarının Tükenmişlik Araştırması’ sonuçlarını açıklayan Sağlık-Sen Genel Başkanı Metin Memiş, “’Fırsatınız olsaydı mesleğinizi değiştirir miydiniz?’ sorusuna sağlık çalışanlarının yüzde 60.80’i ‘Evet, fırsatım olsa başka bir meslek seçerdim’, yüzde 39.2’si ‘Hayır’ cevabını verdi” dedi.
Sağlık-Sen Genel Başkanı Metin Memiş, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla düzenlenen basın toplantısında, ‘Türkiye’de Sağlık Çalışanlarının Tükenmişlik Araştırması’ sonuçlarını açıkladı. Memiş toplantıda yaptığı konuşmada, sağlık çalışanlarının sorunlarına dikkat çekerek, sağlık alanındaki istihdam yetersizliğinin, çalışanların iş yükü altında ezilmesine neden olduğunu, bunun da AB ülkelerindeki çalışanlara göre Türkiye’deki sağlık çalışanlarının en az 3 kat fazla çalışmaya mecbur bırakıldığını söyledi. ‘Tam Gün Yasası’ndaki resmi düzenleme ile haftalık 8 saate indirildiği söylenen mesai saatleri ve nöbet sürelerinin, halen ve fiilen 9 saat olarak uygulanmaya devam edildiğini kaydeden Genel Başkan Metin Memiş, mesai saatlerinin belirsizliği ve nöbet sürelerinin uzunluğunun sağlık çalışanları için önemli bir sorun olduğunu kaydetti.
“Sözleşmeli Personel İstihdamı Ve Taşeron Firma Çalışanlarının Durumu En Çok Tartışılan Konular”
Döner sermaye oranlarındaki belirsizlikler ve değişikliklerin çalışanların motivasyonunu da etkilediğini söyleyen Metin Memiş, “Döner sermaye bir bahşiş değil, çalışanın emeği sonucunda elde ettiği haktır” diye konuştu. Memiş, sağlıkta daha adil bir ek ödeme sisteminin bir an önce ikame edilmesi gerektiğine de vurguladı. Sağlıkta farklı istihdam modellerine bir an önce son verilmesini isteyen Memiş, ” Sözleşmeli personel istihdamı ve taşeron firma çalışanlarının durumu sahada en çok tartışılan konulardan biridir. İş güvencesi tehdidi altında olan çalışanlar ile sağlıkta daha nitelikli bir sonuç elde etmeye çalışmak haksızlıktır. Sağlıkta farklı istihdam modellerine bir an önce son verilmelidir. Sağlık hizmetleri, kadrolu kamu çalışanı eli ile gördürülmelidir.” dedi. Şiddet olaylarına da değinen Memiş, “Sağlık ortamında yaşanan şiddet, diğer çalışma oranlarına göre 16 kat fazladır ve günden güne de artmaktadır.” şeklinde konuştu.
“Türkiye’de Sağlık Çalışanları Tükenmişlik Araştırması”
Sağlık-Sen Genel Başkanı Metin Memiş tarafından açıklanan“Türkiye’de Sağlık Çalışanları’nın Tükenmişlik Araştırması’nda” katılımcılara yöneltilen sorulara verilen cevaplardan bazıları ise şu şekilde yer aldı:
‘Fırsatınız olsaydı mesleğinizi değiştirir miydiniz?’ sorusuna sağlık çalışanlarının yüzde 60.80’i ‘Evet, fırsatım olsa başka bir meslek seçerdim’, yüzde 39.2’si ‘Hayır’ cevabını verdi.’Fırsatınız olsa çalıştığınız hastaneyi değiştirir miydiniz?’ sorusuna ise, katılımcıların yüzde 55.5’i ‘Evet değiştirirdim’ derken, yüzde 44.5’i değiştirmeyeceğini belirtiyor.
-‘Sağlık Bakanı olsaydınız yapacağınız ilk icraatınız ne olurdu?’ sorusuna sağlık çalışanlarının yüzde 45’i, ‘Döner sermaye dağılımı ve performans sistemini değiştirirdim’ cevabını verdi. Katılımcıların yüzde 14.1’i ‘Çalışanlarımla iletişim halinde olurdum’ derken yüzde 12.1’i ‘Sözleşmelileri ve şirket elemanlarını kadroya alırdım’ diyor.
-Sağlık çalışanlarını en çok kızdıran üç seçenek işaretlenmesi istendiğinde, ‘hastane yönetimi’ yüzde 24.6 ile ilk sırada, ‘Sağlık Bakanlığı’ yüzde 24.3 ile ikinci sırada, ‘hasta ve hasta yakını’ seçeneği ise yüzde 22.1 ile üçüncü sırada yer alıyor.
-Türkiye’de en zor mesleklerden biri olarak bilinen polislikte duygusal tükenmişlik düzeyi 25,85 iken sağlık çalışanlarında bu oran 23,96 düzeyindedir. Bu rakamlar da göstermektedir ki sağlık çalışanlarının mesleki anlamda yaşadıkları zorluklar polislerin yaşadığı zorluk düzeyine yakındır. Bu husus araştırmamızda dikkat çekici bir unsur olarak yerini alıyor. Bundan dolayı bütün sağlık çalışanlarına da polislik mesleğinde olduğu gibi fiili hizmet zammı (yıpranma payı) verilmelidir.
-Kadın sağlık çalışanları, duygusal tükenmeyi erkek çalışanlara göre daha fazla yaşıyor. Yaş ilerledikçe tükenmişlik düzeyleri düşüyor. Tükenmişliğin en yoğun yaşandığı sağlık kurumları arasında üniversiteler ilk sırada yer alıyor. Bunu Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastaneler ile 112 Acil sağlık hizmetleri takip ediyor.
-‘Hangisi olsaydı daha mutlu olurdunuz’ sorusuna ‘Adil yöneticiler’ diyen sağlık çalışanlarının oranı yüzde 23 iken, ‘Değer ve saygınlık’ diyenlerin oranı yüzde 18.6 olarak yer aldı. ‘Daha anlayışlı hasta ve hasta yakınları’ diyenlerin oranı ise yüzde 14.1 oldu.

Yorum bırakın

14 MART’TA YENİ LOGO

14 Mart Tıp Bayramı kutlamalarında Sağlık Bakanlığı’nın yeni logosunu ve sitesini tanıtan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “Sağlık çalışanlarının Türk insanına verdiği kıymeti, bu logoyla halkımıza göstermiş olacağız” dedi.
81 ilden ‘Yılın Doktorları’, ‘Üstün Hizmet Ödülleri’, ‘Altın Steteskop’ ve ‘Medya Ödüllerinin’ verildiği, ATO Congresium’da düzenlenen 14 Mart Tıp Bayramı kutlama törenine Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, AK Parti Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve AK Parti Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl katıldı. Törende bir konuşma yapan Bakan Akdağ, Tıp Bayramı’nı kutlayarak, “Bugün bireyin en değerli varlığını korumak için yemin eden sağlık çalışanlarımızın bayramı, bugün bizim bayramımız” dedi. Akdağ, sağlık alanında, emeklilikte sorunlar olduğuna dikkati çekerek, Başbakan Erdoğan’ın bu sorunun giderilmesi için talimat verdiğini ve emeklilikte iyileştirmeler yapmak için elinden geleni yapacağını söyledi.
Hasta Hekim İlişkisi DNA Sarmalı
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, büyük ilerlemelerin yaşandığı tıp alanında hasta merkezli anlayışın tartışılmaya başlandığını söyledi. Hasta, doktor ya da başka bir merkezi esas alan tanımlamaların yanlışlığına dikkat çeken Akdağ, “Biz burada hizmet veren doktor, hemşire ya da bakanlık görevlisi ile her ne ise adı, hastayı ve hasta yakınını aynı düzlemde, iki eşitler olarak görmeye başladığımız zaman sistemimizi, aklımızı, vicdanımızı bu düzleme getirdiğimiz zaman işimiz çok kolaylaşacak” dedi.
Hasta ile doktor arasındaki ilişkinin DNA sarmalına benzetildiğini anlatan Akdağ, hastaların tüm problemlerinin yakından bilinmesinin önemine dikkat çekti. Akdağ, şunları söyledi: ”Birbirimize yakın durmamız gerekiyor. Masanın bir tarafına doktoru, öbür tarafına hastayı ya da yakınlarını koyarak bu işi olması gerektiği gibi götüremediğimiz bir gerçek. Kimseyi merkeze koymayalım. Herkesi olduğu yere birbirinin eşitleri olarak koyacağımız bir sistemi geliştirmeye devam edeceğiz. Dünyada da Türkiye’de de buna ihtiyacımız var.”

“Sağlık Çalışanları ile Gurur Duyuyorum”
Ülkedeki sağlık çalışanlarıyla gurur duyduğunu dile getiren Akdağ, “Bir taraftan yankıları hala devam eden başarılı nakil ameliyatları, öte yandan bu nakil ameliyatlarına aileleri, organları ya da dokuları vermeye hazırlayan arkadaşlarımızın katkıları, öbür taraftan o nakli yapan doktorlar ya da ekiple bağışçıyı bir araya getiren hava ambulans sisteminin kullanıcıları. Bu meselenin bir ekip çalışmasıyla bizi bu başarılara götürdüğü muhakkaktır” diye konuştu.

“Şiddete Sıfır Tolerans”

Türkiye’de Sağlıkta Dönüşüm Programı ile yaşanan gelişmelere de değinen Akdağ, son 10 yılda sağlığa erişimin 2,5 kat arttığına işaret etti. Anne ve bebek ölümlerinde büyük düşüşler yaşandığını, OECD ülkelerinin 10 yılda kat ettiği yolu Türkiye’nin 8 yılda katettiğini belirten Akdağ, sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranının yüzde 76’ya çıktığını bildirdi. Sağlık personeli sayısındaki yetersizliğe de işaret eden Akdağ, bunların sayısını artırmak için gayret gösterdiklerini söyledi. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti önlemek için tedbirlerini geliştireceklerini ifade eden Akdağ, “Şiddete sıfır tolerans göstermeye devam edeceğiz” diye konuştu. Sağlık çalışanlarının şiddete maruz kaldığını hatırlatan Akdağ, “Bazı kendini bilmezlerin sağlık çalışanlarına gösterdiği şiddete asla kayıtsız kalmayacağız. Sağlık çalışanları şiddete maruz kaldığında haklarını kendi arıyorlardı, şimdi Sağlık Bakanlığının avukatıyla bu sorunu çözeceğiz” şeklinde konuştu.
Van depreminde sağlık çalışanlarının gösterdiği fedakarlığa da değinen Akdağ, UMKE ekiplerinin burada insanüstü gayret gösterdiğini belirtti. Akdağ, ”Sağlık çalışanları bu ülkenin şerefli evlatları olduklarını Van depreminde gösterdiler” dedi.

Yeni Logo ve Site

Sağlık Bakanlığı’nın yeni logosunu tanıtan Akdağ, “Logomuzun tanıtımını 14 Mart Tıp Bayramı’nda yapıyoruz. Belki 200’ün üstünde örnek üzerinde çalışıldı. Kendi hilalimiz ve yıldızımızla insanı öne çıkaran bir logo benimsedik. İnşallah sağlık çalışanlarının Türk insanına verdiği kıymeti, bu logoyla halkımıza göstermiş olacağız” dedi.
Sağlık Bakanlığı’nın yenilenen web sitesi http://www.saglik.gov.tr 14 Mart Tıp Bayramı’nda hizmete girdi. ‘Sağlık Bakanlığı’nın internet portalı tek tıklamayla doğru sağlık hizmetine ulaşabileceğimiz bir portal’ başlığıyla yapılan tanıtımda Bakanlığın yeni web sitesinde sunulan hizmetlere yer verildi.

Yılın Sağlık Çalışanları

Törende ”Yılın Sağlık Çalışanları” ödüllerine organ nakli yapan ve bu nakillerin gerçekleşmesini sağlayan ekiplere layık görüldü. Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yaptıkları karaciğer nakillerindeki başarılarından dolayı Prof. Dr. Sezai Yılmaz ve organ nakli ekibi, kol, yüz, rahim, kalp ve diğer nakillerle Türkiye’nin gündeminde olan Akdeniz Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan ile nakil ekibi, aileleri organ bağışına ikna ettikleri için Uşak Devlet Hastanesi’nden Uzm. Dr. Cenk Şahin Güler ve Dr. Zafer Aydın ”Yılın Sağlık Çalışanları” ödülünü aldı.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, yaptığı konuşmada, sağlık hizmetinin bir ekip işi olduğunu belirterek, bunun organ ve doku nakilleri için de geçerli olduğuna dikkati çekti. Akdağ, ödüllerle bunu Türkiye’nin görmesini istediklerini söyledi.
Prof. Dr. Özkan da nakil yaptıkları gece yaşadıkları heyecanı dile getirerek, ödülden dolayı büyük mutluluk duyduklarını belirtti. Van depremi sırasında yaptıkları çalışmalarla Türkiye’nin takdirini kazanan sağlık çalışanları arasından seçilen 20 personele de ”Yılın Sağlık Çalışanları” ödülü verildi.
İllerde yılın doktoru seçilenlerin ödüllerini Sağlık Bakanı Recep Akdağ’dan aldığı törende, ”Üstün Hizmet Ödülü”, tıp mesleğine uzun yıllar hizmet eden halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Çağatay Güler ve genel cerrahi uzmanı Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’ye verildi. Aynı ödülü alan ancak törene katılamayan genel cerrah Hüseyin Talha Demirağ’la bir tanıtım filmi sunuldu.

Tören, doktor ve aynı zamanda şarkıcı olan Ferhat Göçer’in konseriyle son buldu.

Yorum bırakın

YEME BOZUKLUKLARININ BAŞARILI TEDAVİSİ

Harvard Tıp Okulu Uzmanlarından D.B.Herzog ve D.L.Frank tarafından hazırlanan “Yeme Bozukluklarının Başarılı Tedavisi” kitabı Optimist Yayınları tarafından çıktı.

Toplumun aydınlatılmasını ve sağlık bilincinin gelişmesini hedefleyen Acıbadem, dünya çapında uzman doktorlarca hazırlanan ve toplumda yaygın olarak görülen sağlık konularıyla ilgili en yeni, güvenilir bilgileri içeren “Harvard Tıp Fakültesi Sağlık Dizisi Kitapları”nı Türk okurlarına sunuyor.

Çocuklarda yeme alışkanlıklarında meydana gelen değişiklikler aileler tarafından yeme bozukluğu olup olmadığı anlaşılmıyor. Harvard Tıp Okulu Uzmanlarından D.B.Herzog ve D.L.Frank tarafından hazırlanan “Yeme Bozukluklarının Başarılı Tedavisi” kitabında, birçok çocuk ve anne baba öyküsü yer alıyor. Çocuklarda yeme bozukluklarının işaretleri nelerdir? Çocuğunuz için doğru tedavi yöntemleri neler olabilir? Oğlunuza ya da kızınıza iyileşme sürecinde nasıl destek olabilirsiniz? Yeniden yeme bozukluğunun eline düşmesinin önüne nasıl geçebilirsiniz? gibi soruların yanıtı yer alıyor.

Yeme bozuklukları daha çok ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde başlayan karmaşık hastalıklardır; kadınlar arasında erkeklere göre, daha yaygındır. Sanılanın aksine, yeme bozuklukları sadece zengin ailelerin problemi değildir. Hem zenginleri hem de yoksulları etkiler.

Maudley Terapisi
Kitabın birinci kısmında çocukta yeme bozukluğu olup olmadığının nasıl anlaşılacağı çeşitli ipuçlarıyla gösteriliyor. İkinci kısım tedavi ve iyileşmeye ayrılmış. Farklı hastalıkların fiziksel sonuçları, bunların nasıl giderilebileceği ve ilaçların yardımı üzerinde duruluyor. Bu arada aileyi temel alan Maudley terapisi tanıtılıyor. Üçüncü kısım ise, yeme bozukluklarını önlemeye ve farkındalığı artırmaya odaklanıyor. Kitabın son bölümünde ise, yeme bozuklukları alanında kaydedilen ilerlemeler anlatılıyor.

Kitapta yer alan çok sayıda çocuk ve anne baba öyküsü hem bireysel terapi konusunda bir fikir edinilmesini sağlıyor, hem de çocukla bu konuda yürütülecek diyalog konusunda önemli ipuçları veriliyor.

Yazarlar Hakkında
Dr. David B. Herzog Harvard Tıp Okulu ile Massachusetts Hastanesi Harris Merkezinde yeme bozuklukları alanında psikiyatri profesörüdür. Aynı zamanda bu merkezin yöneticiliğini yapmaktadır.

Dr. Debra L. Franko Northeastern Üniversitesinde Eğitim Psikolojisi ve Rehberlik Bölümünde profesördür. Aynı zamanda Massachusetts Hastanesi Harris Merkezinde yönetici yardımcısıdır. Pat Cable Harris Merkezi yayın bölümü yöneticisidir.

ÇEKİLİŞ BAŞLIYOR!
Çekilişe katılmak için yapmanız gerekenler:
Blogu izlemeye almak ( yan tarafta siteye katıl yazan yere tık)
Facebook sayfamı beğenmek (kullanmayanlar için zorunlu değil)
– Bu yazının altına yorum yazmak
Adsız yorumlar dikkate alınmayacak. Adınızı ve mail adresinizi yazarsanız memnun olurum. 26 Nisan Pazar günü saat 23:00’a kadar yorum bırakabilirsiniz. Çekiliş sonucu 27 Nisan Pazartesi sabahı buradan duyurulacaktır.


Kazanan belli oldu, Lerzan Kara.. Adresini ilettiğinde kitabı göndereceğim.

5 Yorum

LONDRA’DA İLK TIP BAYRAMI FESTİVALİ

14 Mart Tıp Bayramı kapsamında, Londra’da, Avrupa Türk Sağlık Elemanları Federasyonu (ATSEF) tarafından ilk kez Tıp Bayramı Festivali yapıldı.
Londra’da 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında Avrupa Türk Sağlık Elemanları Federasyonu (ATSEF) tarafından Tıp Bayramı Festivali yapıldı. ATSEF’in, İngiliz- Türk Sağlık Elemanları Derneği (ATHPA) ve Türkiye Londra Büyükelçiliği ile beraber düzenlediği Festivale, İngiltere, Fransa, Hollanda, Avusturya, Kıbrıs ve Türkiye’den 70 kadar Türk doktor ve sağlık çalışanları katıldı. Türkiye Londra Büyükelçiliği, Türkiye Londra Başkonsolosluğu, Anglo-Turkish Society temsilcileri ve politikacılar ile beraber Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’nde bir resepsiyon ile kutladı.
Toplantıyı açan ATSEF Büyük Britanya temsilcisi ve ATHPA kurucu başkanı Dr Müge Herrewegh-Trak ve ATHPA Başkan Yardımcısı Dr. Turan Hüseyin 5 Eylül 2011 tarihinde ATSEF’in Büyük Britanya kolunu oluşturmak üzere resmi kaydını yaptırmış olan ATHPA’nin 50 kadar resmi üyesinin bulunduğunu ve şimdiye kadar yaptıkları çalışmaları ve gelecekteki planlarını anlattılar. İlk konuşmacı olan Türkiye Başkonsolosu Ahmet Demirok İngiltere’de yaşayan Türk toplumunun sağlık sorunları ile ilgili gözlemlerini ve bu tür organizasyonların önemini belirtti. Konsolosluk olarak ATHPA’ya her türlü desteği vermeye hazır olduklarını söyleyen Başkonsolos Türk doktorları ve sağlıkçılarının Tıp Bayramlarını kutladı.
ATHPA ile Türk Hekimlere Tam Destek
ATHPA kurucu başkanı Dr Müge Herrewegh-Trak, Sağlık Dergisi’ne toplantı hakkında şunları söyledi: “Diploma denkliği konusunda İngiltere’deki Türk Büyükelçiliğimiz bize bu mücadelede sonuna kadar yanımızda olduklarını söylediler. ATHPA’nın 6 Ocak’ta Büyükelçiliğe yaptığı ziyaretin sonucunda yapılan plana göre, İstanbul’da görev yapmakta olan Dr. Dilek Uzer Göz Hastalıkları Uzmanı ve Dr. Mustafa Bekerecioğlu Diş Hekimi diploma denkliği için ATHPA’ya resmi dilekçe ile başvurularını yollayıp bu konudaki mücadelemizde öncülük etmeyi kabul ettiler.
Dr Yunus Gökdoğan ve Dr Akan Emin Müsteşarımız Sadık Doğan’ın istemiş olduğu GMC (General Medical Council) raporunu hazırlamak için gönüllü oldular ve raporun son aşamasına gelmiş bulunuyorlar. Rapor hazırlanır hazırlanmaz Büyükelçiliğe sunulacak. Eski çalışma ataşemiz Ayşegül Yeşildağlar ise başlatacağımız bu hukuki mücadelemizde bizlere rehberlik etmekten memnuniyet duyacağını belirtmişti. Ona ve bize sonsuz güveni ile güç veren Müsteşarımıza ATHPA olarak şimdiden teşekkürü bir borç biliriz.
Tirkiye. Londra Büyükelçiliği Müsteşarı Ahmet Sadık Doğan diploma denkliği mücadelemizde hem madden hem de manen sonuna kadar ATHPA’nın arkasında olduklarını belirtti. Ayrıca Türkiye Londra eski çalışma ataşesi ve Ankara Anlaşması uzmanı Ayşegül Yeşildağlar ATHPA’nın bu mücadelesinde seve seve danışmanlık hizmeti vermeye hazır olduğunu belirtti.
Hollanda’da verdiği diploma denkliği mücadelesinde İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar giden Hacettepe Üniversitesi İngilizce Tıp mezunu Dr. Müge Herrewegh-Trak bireysel mücadelenin sonuçsuz kaldığını ancak10 yıldan sonra gelinen bu aşamadan dolayı memnuniyetini ifade etti.
ATHPA İngiltere’de çalışmakta olan uzman doktorlar tarafından kurulmuş kar amacı gütmeyen bir dernektir. Diploma denkliği mücadelesinin öbür ucu da tabii Türkiye’nin yurtdışında yapılmış olan eğitim ve ihtisasları kabul etmesi için olacak. YÖK Avrupa ülkelerinden alınmış olan diplomaların kabulünde bir sorun olmadığını söylediği halde Türkiye Sağlık Bakanlığı İhtisas Kurulu İngiltere’deki ihtisasları otomatik olarak kabul etmeyeceklerini belirtti.”
Avrupa’da Yaşayan ve Türkçe Konuşan Sağlıkçılar
Viyena’dan katılan ATSEF kurucu başkanı Dr. Serdar Beklen ATSEF’in öncelikli hedefleri arasında Avrupa’da yaşayan ve Türkçe konuşan sağlıkçıları bir araya getirerek diploma denkliği başta olmak üzere sağlıkçıların yasadıkları sorunlara çözüm bulmak, araştırma ve bilim alanında Türkiye ile Avrupa arasında köprü görevi sağlamak ve Türkçe konuşan hastalara daha organize bir şekilde hizmet verme idealinin yer aldığını belirtti.
Toplantıya katılanlar tarafından büyük bir ilgi gören dünyaca ünlü Imperial Koleji Kanser Araştırma Merkezi’nin kurucusu ve başkanı Prof. Mustafa Camgöz’ün kanser araştırmaları ile ilgili sunumunu büyük ilgi gördü. ATSEF’in Avrupa Birliği Projesi kapsamında başlattığı Avrupa’da yaşayan Türk gençlerindeki uyuşturucu problemleri ile ilgili araştırma projesi ve ATHPA’nın İngiltere’de yaşayan Türk halkında görülen depresyon ve intiharlarla ilgili projesi takip etti.
Toplantıya onur konuğu olarak katılan Baroness Meral Hussein-Ece ATHPA’nın faaliyetlerini medya aracılığı ile hayranlıkla takip ettiğini, Türk toplumunun sağlık problemlerinin çözümü için ATHPA gibi organizasyonların oynayacağı rolün ve bunun mecliste temsil edilmesinin önemini vurguladı. Dernek üyelerini tebrik eden Barones Ece kendilerini Lordlar Kamarası’na davet etti. Toplantıya Türkiye Londra Müsteşarı Ahmet Sadik Doğan, Muavin Konsolos Bilal Camlık, Eski Çalışma Ataşesi Ayşegül Yeşildağlılar ve Liberal Demokrat Parti’den Turhan Özen, Yunus Emre Türk Kültür Vakfı Başkanı Mevlüt Ceylan, Anglo-Turkish Society temsilcileri, ATSEF Avusturya, İngiltere, Hollanda, Fransa ve KKTC temsilcilerinin yanı sıra Türkiye dahil olmak üzere birçok Avrupa ülkesinden gelen Türk doktorları ve sağlıkçıları, bilim adamları ve öğrenciler de katıldılar.
Bu yıl Berlin’de resmileşmesi planlanan Federasyona İngiltere, Almanya, Hollanda, Fransa, Avusturya ve Kıbrıs’ın yanı sıra İsviçre, Belçika ve Türkiye’nin de katılması bekleniyor.

Yorum bırakın