Eylül 2013 için arşiv

"2017’DE MOBİL SAĞLIK PAZARI 26 MİLYAR DOLAR OLACAK"

Sektörün en yenilikçi zirvesi olma özelliğini taşıyan Digital Health Summit Turkey’in ikincisi gerçekleştiriliyor. Zirvede, dijital kanalların günümüzde hızla öne çıkan doktor-hasta-hastane üçgeninde “mobil” ve sağlık konusu ele alınarak, gelecek yıllarda bu alanda ne gibi gelişmeler olacağı üzerinde duruluyor.

 Dijital dünyanın getirdiği yenilikleri kabul ederek bu alanda ne gibi yeniliklerin olacağı üzerine araştırmaların konuşulduğu Digital Health Summit Turkey 2013 toplantısında, mobil sağlık konusuna ve mobil sağlık ile kronik hastalıkların yönetimi, ilaç firmalarının stratejileri, hasta-hasta yakını deneyimleri gibi konular ele alınıyor. 

Bu yıl ikincisi düzenlenen Digital Health Summit Turkey 2013 toplantısında bu sene geçen yıldan daha da iyi gelişmelerin yaşandığını belirten PTMS Kıvılcım Kayabalı, dünya dijital çalışmalarda ilk sıralarda yer almaya başladığını kaydetti. 

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Elgiz Yılmaz ve Dr. Cenk Tezcan’ın moderatörlüğünde konuşan İstanbul Üniversitesi Hastaneleri Genel Direktör Yrd. Doç. Dr. Haluk Özsarı, mobil sağlık ile ilgili yapılacak değişiklikler hakkında bilgi verdi. 

“2017 Yılında 26 Milyar Dolar Olacak”
97 bin mobil uygulamanın 20 bininin sağlık alanında olduğunu belirten Özsarı, mobil uygulamaların yüzde 20’sinin sağlık alanında olduğunu kaydetti. Özsarı şu bilgileri verdi: “Yüzde 42 mobil uygulama ücretsiz. Akıllı telefonlarda kullanılan mobil sağlık uygulamaları pazar değeri 2017 yılında 26 milyar dolar olacak.

“58 Milyon Kişi Mobil Sağlık Uygulamaları Etki Alanında Yer Alıyor”
Türkiye’de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu verileri 2013 ilk yarısı sonuçlarına göre; 68 milyon cep telefonu üçte ikisi 3G, 12.4 milyon mobil internet kullanıcısı, 58 milyon kişi mobil sağlık uygulamaları etki alanında yer alıyor. 
Teknolojinin sağlığa etkisi, bölgesel gelişmişlik farkı sağlık hizmetine de yansıyor. Bölgesel farklılıkların azalması, hastaların uzaktan takip edilmesini ve sağlık harcamalarının daha etkili ve verimli kullanmasını ve zamandan tasarruf sağlıyor. Bu uygulamalar hasta nerede olursa olsun izleme şansı veriyor. 
“Hasta Odaklılık Yani Talep Edene Odaklı Hizmet Başladı”
Hastaların kendilerini güvende hissetmesini ayrıca hızlı, doğru ve etkili gelişimi sağlıyor. Hasta odaklılık yani talep edene odaklı hizmet başladı. Tıbbi yaklaşımlar, kişiselleşmiş tıbba dönüştü. Dolayısıyla bu kişiselleşme, yeni teknolojileri çok daha aktif kullanmayı gerektiriyor.

2012-2039 Yılları Arasında 65 Yaş Üstü Nüfusa Sahip Olan Oran Yüzde 7’den 14’e Çıkacak
Mobil sağlık kişilerin kendilerini geliştirmede etkileri, sağlık harcamalarının giderek yükselmesiyle de neden oluyor. 2000-2010 yılları arasında kişi başı yıllık ortalama sağlık harcaması artışı, kişi başı yıllık ortalama Gayri Safi Millî Hasıla (GSMH) büyümesinden daha fazla. 
Nüfus yapısında gelecek çok önemli, 2012-2039 yılları arasında 65 yaş üstü nüfusa sahip olan oran yüzde 7’den 14’e yani iki misli oranda artış olacak.”

Kaynak:
Global Mobile Health Market Report 2013-2017

Med-Index
Reklamlar

Yorum bırakın

MEME BİLİMİNDE YENİ BİR SOLUK: SENATURK AKADEMİ

Ülkemizde meme hastalıkları üzerine farklı bir prensip ile yola çıkan SENATURK Akademi hakkında bilgi veren Fakülte Sekreteri Dr. Cem Yılmaz, “SENA Projesi’nin 4 önemli hedefi var. senolog ve meme hemşiresi yetiştirebilmek, “meme okulu” ve akredite meme üniteleri ve merkezleri kurmak” dedi. 

Senoloji alanında uzun zamandır alt yapı çalışmalarını sürdüren SENATURK Akademi ekibi, geçtiğimiz aylarda merkezin açılışıyla faaliyetlerine hız kazandırdı. Önemli projeleri hayata geçirmek için çalışan ekipten SENATURK Akademi Fakülte Sekreteri Dr. Cem Yılmaz, Med-Index’in sorularını yanıtladı. 

Senoloji nedir?
Türkiye’de yaygın olarak kullanılmasa da, senoloji; meme bilimi demek. Avrupa’da son 20 yılda yaygınlaşan bir branş. Almanya, İtalya, Avusturya ve diğerlerinde hızla Senoloji Merkezleri ve Enstitüleri görülmeye başlandı.

SENATURK hakkında bilgi verir misiniz?
2011 yılında SENA Projesi’nin resmi eğitim bölümü olan, SENATURK resmen kuruldu, tüzük oluşturuldu. Uluslararası sözleşmeler ve master plan ortaya konuldu. Çok kısa bir süre içerisinde, onkoplastik cerrahi kurs harekat planı, kalite ve akreditasyon süreç yönetimi hazırlıkları, meme hemşiresi eğitim planı, halka dönük “meme okulu” projesi, mobil yazılımımız; i-meme, SENATURK e-bülten hazırlandı ve hayata geçirildi. En son olarak da eğitimlerin verileceği modern donanımlı ve ADA standartlarına göre tefriş edilmiş, Meme Merkezi’miz, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı Hastanesi Academic Hospital içerisinde faaliyete başladı. Tüm bunlar 18’i yabancı, 70 öğretim üyesi bulunan SENATURK yönetimi tarafından hızla ortaya çıkarıldı.

SENA Projesi’nin hedefleri nelerdir? 
SENA Projesi’nin 4 önemli hedefi var. İlki senolog yetiştirecek yolu açabilmek, ikincisi meme hemşiresi yetiştirebilecek yolu açabilmek, üçüncüsü “meme okulu” ve muadili hizmetlerle toplumu bilinçlendirmek ve sonuncu ve nihai hedef de, uluslararası standartlarda akreditasyona hazır meme üniteleri ve merkezleri kurmak.

Bunun en önemlisi de şu an içinde bulunduğunuz alan. Gerek Kuzey Amerika ve gerekse de Avrupa’da meme merkezlerinde kadının meme kanseri tanısının konulması ve tedavisinin planlanmasına çok önem veriliyor.

Meme Merkezinin standardı nedir?
Müfredat ve akış şemaları yazılı ve halihazırda uygulanmakta. Örneğin şu an oturma grubunun yerleşim şekli ve masanın açısı, muayene masasının özellikleri bile bir standarda sahip. Hasta kayıt sisteminden, arşivlemeye, hasta hikayesinin alındığı forma kadar geniş yelpazede. Hepsi denetlenebilme, şeffaflık, hasta konforu, tanıyı kolaylaştırma, hatayı azaltma, süreci hızlandırma ve en az psikolojik hasar temelinde şekillenmiş ve her gün güncellenen yasalar aslında.

Masanın ne önemi var?
Doktor masası, ülkemizde yaygın olarak bir makam aracı olarak kullanılıyor. Muayene alanlarında batı bundan kurtulmak üzere. Katılımcı masa adı verilen bu yaklaşımla muayene alanında hastanın demokratik ve şeffaf bir şekilde sürece katkısı sağlanmış.

Merkezde farklı olarak neler olacak?
SENA Meme Merkezi’nde hedefimiz, Türkiye’de genç Senolog adaylarına, örnek teşkil edecek oda şeklini, kayıt sistemini ve iletişim tekniklerini gösterebilmek. Bunun için de bir uygulama merkezine ihtiyaç duyduk. Bu fikri açtığımızda, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı Yönetimi, bizi gönülden destekledi, hepsine ayrı ayrı şükran borçluyuz.

Ne zaman açılıyor ve hizmet verecek?
SENA Meme Merkezi, şu an altyapı süreçlerini, cihaz ve personel yatırımlarını tamamladı. Academic Hospital içerisinde, hastanenin bir parçası olarak büyüme ve gelişme yönünde bir karar alındı. Ve hemen akabinde, hasta kabulüne başlandı. Şu anda, hemşire ve cerrah eğitimi için eğitim altyapısı için gerekli teçhizat temini yapılıyor.

Kimler bu merkezde eğitim alabilir?
SENA Meme Merkezi, SENATURK tarafından düzenlenen ve Avrasya Meme Birliği ve Avrupa Meme Bilimleri Akademisi’nin akredite ettiği eğitimlere katılmış olan Türk, yabancı hemşire ve cerrahlara pratik eğitim verecek. İlk etapta, SENATURK ve Marmara Üniversitesi arasındaki protokolle eğitimlerine başlanan “Meme Hemşiresi” adayları eğitimlerini alacak. Ardından önümüzdeki sene de, Avrupa Meme Bilimleri Akademisi ile birlikte Düsseldorf ve Milano’da düzenlenecek eğitimlerden geçen meme cerrahı adayları da eğitimlerinin bir kısmını burada alacaklar.

Uluslararası toplantılar düzenleyecek misiniz?
Halihazırda SENATURK, yılda ortalama 20’ye yakın toplantı düzenliyor ve bunların zaten en az üçü uluslararası katılımlı oluyor. Geçtiğimiz Haziran ayında da, Türkiye’deki meme cerrahı adayları için, İngiliz Kraliyet Cerrahi Akademisi ile birlikte onkoplastik cerrahi eğitimlerimizi başarıyla tamamladık.

Yurt dışı ile ortak çalıştığınız merkezler var mı?
SENA Meme Merkezi, Avrupa’da, Avrupa Meme Bilimleri Akademisi’ne bağlı 320 meme merkezi ile aynı misyon ve vizyonla hareket ediyor. Çok yakın bir süre sonra, uluslararası kanser akreditasyon belgesi vermeye yetkili, örnek eğitim ve meme merkezi belgesi alabilmek için hazırlıklarımızı bitirmek üzereyiz. Bu konuda ilk denetim ve toplantımızı da Ekim 2013’te Alman çözüm ortaklarımızla gerçekleştireceğiz.

Sosyal sorumluluk projeleriniz neler?
“Meme okulu” ile başlayan süreçte 5 il ve 2 yabancı ülkede topluma eğitim verdik. Bir yılda toplam 82 eğitim verdik. Meme Okulu popülarize olduktan sonra bunu sanatçılarımızın katılımıyla genişletmek istedik ve “Her Ayın 10’u 10 Dakika Hareketi” doğdu. 12 aktörümüzün desteğini alarak 2014 yılında çok daha farklı ve geniş katılımlı bir toplumsal hareketin içinde olacağız.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Ankara’da eğitimimi gördüm. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum ve ardından da, Türkiye’nin ilk meme kliniklerinden biri olan Ankara Numune Hastanesi 2.Cerrahi Kliniği’nden ihtisas aldım.
İhtisastan sonra devlet hizmet yükümlülüğü ile Rize Ardeşen ve Mardin Nusaybin’de görevler yaptım. Memleketimi tanıma fırsatı buldum, candan insanlar tanıdım ve insani olarak gelişimime çok katkısı oldu. O nedenle mecburi hizmet olarak anmıyorum o hizmeti, hep güzel hatırlayacağım. Ardından askerlik ve sonrasında da, kendimi geliştirme isteğiyle yurtdışı planları yaptım. Milano’da Avrupa Onkoloji Enstitüsü’nde kurslara katıldım. Kısa bir kurstu ama hayatımı değiştirdi diyebilirim, orada ilk defa tanıdığım insanlar şu anda aile dostlarım.

Avrupa Meme Bilimi Akademisi’ne Giden Yol
İtalya’daki kursta, Umberto Veronesi ile tanıştım eşinin Türk olması bana sempati ile bakmasına neden oldu. Düsseldorf Almanya’da bir eğitim merkezi açtıklarını, başında Mahdi Rezai’nin olduğunu ve oraya gidersem teorik ve pratiğime çok katkısı olacağını belirtti. Bir süre sonra kendimi Düsseldorf’ta, MahdiRezai’nin kliniğinde buldum. Avrupa Meme Bilimi Akademisi’nde teorik eğitimlere başladım.

Teorik ve pratik eğitimlere katıldım. Arada teorik eğitimler tamamlandığında, Haziran 2010’da, savunmamı yaptım ve Avrupa Meme Bilimi Akademisi – European Academy of Senology’ye öğretim üyesi olarak kabul edildim. Ardından yeniden ileri cerrahi teknikler, görüntüleme teknolojileri, iletişim teknikleri, kanser merkezi kurma ve yönetme, kalite, akreditasyon ve finans eğitimlerine tabi tutuldum.

Düsseldorf’ta öğretim üyeliği sonrası verilen yönetici eğitimlerinde bir uluslararası işbirliği projesi yazmam istendi. Türkiye’de kamu veya özel zincir bir grubu içine alan, eğitim, akreditasyon, sertifikasyon ve dönüşümü içeren geniş çaplı bir projeydi ve SENA Projesi, Prof.Dr.Bahadır Güllüoğlu’nun katkılarıyla ortaya çıktı. O dönemin, büyük gruplarından birinin genel müdürüne gönderdim projeyi, hala saklarım onun mailini, sonrasında facia olsa da, bugünümü, o güne borçluyum. Bir anda aşka gelip projeyi hızla yazdım, onaya sundum, Umberto ve Mahdi’den onay aldım ve memlekete döndüm.

En büyük desteğim hep Bahadır Güllüoğlu Hocam oldu. Ardından tabi SENA Projesi’nin tüm desteği Avrupa’dan gelmeye başladı.
2010 yılı sonuydu, Umberto, sırf bizi desteklemek ve destek almak üzere, EURAMA’yı (Avrasya Meme Cemiyeti) İstanbul’da kurmaya geldi. Bahadır Hoca yönetime seçildi. Birkaç ay içerisinde Bahadır Güllüoğlu Hoca, Zafer Cantürk Hoca, AbutKebudi Hoca ve yol arkadaşlarım Ahmet Erkek ve Sertaç Ata Güler ile yapılanmayı tamamlamıştık.

Uluslararası dergiler dahil, birisi “BreastCare” mesela, 3 yayın organı içinde aktifiz şu anda, 2 yılda 28 eğitimde yer almışız ve neredeyse her ay bir uluslar arası toplantıda ya oturum başkanlığı, ya da konuşmacı olarak yerimiz var. Hepsi Hocalarımın itibarı sayesinde oldu. 

Yorum bırakın

BİBER GAZI ZARARSIZ MI?

Biber gazı kullanılıyor ve zararsız olduğu iddia ediliyor. Toksikologlar bu duruma ne diyor? Doğal olduğu için zararsız mı yoksa tüm tehlike çözücülerde mi saklı?

“Göz Yaşartıcı Maddeler” toplumsal olayların bastırılmasında ve kontrol altına alınmasında kullanılan kimyasal maddeler. İlk olarak 1900’lü yıllarda kitlesel olaylarda kargaşa bastırmak için kullanılmaya başlandı. Birinci dünya savaşında kimyasal silah olarak kullanıldı. 1970 li yıllardan beri kullanılan “Biber gazı” göz yaşartıcı maddelerden biri ve güvenlik güçleri tarafından son dönemde artan miktarlarda kullanılıyor.

“Biber Gazının Zararsız Olduğunu Garanti Edebilmek Mümkün Değil”
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı Klinik Toksikoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Toksikolog Prof. Dr. Lale Karabıyık, “Biber gazı kullanılıyor ve zararsız olduğu iddia ediliyor. Biberden doğal olarak elde edildiği için zararsız olduğu kabul ediliyor. Ancak bu bilgi tam olarak doğru değil. Her koşulda zararsız olduğu garanti edilemez.” dedi. 

“Biber Gazı O Kadar da Masum Değil”
“Biber gazı açık havada ve kısa süreli uygulandığı zaman önemli kalıcı bir etkisi yok gibi görünüyor. Doğal olduğu için zararsız olduğu kabul edilerek kullanılıyor. Ancak kapalı ortamlarda maruz kalındığında, özellikle yaşlılarda daha önceden kalp ve solunumla ilgili hastalıkları varsa tetikliyor ve alevlendiriyor. Her koşulda her kişide sanıldığı kadar masum olmadığının bilinmesi ve dikkate alınması gerek. Maruz kalma süresi ve maruz kalan kişinin genel sağlık durumu sonucu belirleyen önemli faktörlerdir. Sağlıklı kişiler ve gençler üzerindeki etkileri ise ancak yıllar sonra değerlendirilebilir.” dedi. 

“Hayvanlarda Toksik Etkiler Saptandı”
Göz yaşartıcı kimyasal maddelerin etkilerinin gönüllü insanlarda araştırılmasının etik açıdan mümkün olmadığını belirten Karabıyık şu bilgileri verdi: “İnsanlar üzerinde gönüllülük sağlanamayacağı ve etik olmayacağından bilimsel araştırmalar yapılamadığı için zararlı etkileriyle ilgili kesinleşmiş detaylı bilgilerimiz yok. Ancak, toksikologların yaptığı hayvan deneyleri var. Bu deneylerde çok uzun süre göz yaşartıcı maddelere maruz bırakılan kronik uygulamalarda toksik etkiler saptandı. 

Toksikolojide genel bir prensip vardır; deney hayvanlarında toksik olması insanda toksik olduğu anlamına gelmez, ancak kesinlikle zararlı olmayacağını da garanti etmez. Kaygılarımız bu noktada başlıyor.

“Ağız ve Solunum Yollarında Sekresyon Artışı Şeklinde Etkileri Var”
Biber gazı etkisini göz, ağız ve solunum yollarındaki sinir uçlarını etkileyerek gösteriyor. Biber gazının kısa süreli uygulamalarındaki ani toksik etkileri; göz yaşarması, ağız ve solunum yollarında sulanma şeklinde olur. Göz yaşarması sonucunda gözünüzü kapatıyorsunuz ve göz kapaklarınızda kramp meydana geldiği için gözünüzü bir süre açamıyorsunuz, deride yanma oluyor. Emniyet güçlerinin kitleleri kontrol altına almak ve dağıtmak için kullanma nedeni bu. Ancak bu sırada meydana gelen solunum yollarındaki yakıcı ve ödem yapıcı etkileri nedeniyle öksürük ve solunum sıkıntısı gelişen, kişilerin hastanelerde tedavi edilmeleri gerekebiliyor.

“Biber Gazının Kendisinden Çok Daha Zararlı Olan Kullanılan Çözücüler”
Biber gazı ve diğer göz yaşartıcı maddeler, kimyasal çözücülerle kullanılıyor. Bu kimyasalların kendisinden çok daha zararlı olan kullanılan çözücüler oluyor. Mesela diklorometan uluslararası kanser araştırmaları ajansına göre insanda kanserojen olma ihtimali olan bir madde. Çözücü olarak ne kullandığı çok önemli. Biber gazının bu konuda masum olan çözücülerle kullanılması gerekiyor.

“Dünyada Biber Gazına Maruz Kalmış ve Ölmüş Kişiler Var”
Biber gazına maruz kalmış ve kaybedilmiş kişiler var. Ancak bu ölümlerin direkt biber gazından olmadığı, bu kişilerin zaten sağlık sorunları olduğu iddia ediliyor. Hayatını kaybedenlerin, aslında akciğer ya da kalp hastası olduğu ve göz yaşartıcı gazların uygulanmasıyla bu hastalıklarının tetiklenip alevlenmesi sonucu hayatlarını kaybettiği biliniyor. Kısa süreli uygulandığında öldürmüyor ancak, önceden hasta olan kişilerin hastalığını tetikleyebiliyor. Günümüzde toplumsal olaylarda ve bireysel kullanımı yaygınlaştığı için, göz yaşartıcı gazlara maruziyet devamlılık oluşturmaya başladı. Bu nedenle özellikle akciğer ve kalp hastalığı olan yaşlılar dikkatli olmalı.”

Med-Index

Yorum bırakın

ZONGULDAK SAĞLIKTA YATIRIM ATAĞINA GEÇTİ

Göreve geldiğinden bu yana Zonguldak’ta hastanelerin yenilenmesi için analizler yaparak, kaynakların doğru kullanılması için çalıştığını belirten Genel Sekreter Dr. Korkut Eren, “Hastanelerin ihtiyacı olan tıbbi cihazlar için ihale ilanlarımızı verdik. En iyi kalitede hizmet sunabilmek için kaynaklarımızı ayırdık” dedi.

Kamu Hastaneleri Birlikleri’nin kurulması ile Zonguldak’ta Genel Sekreter olarak göreve başlayan Dr. Korkut Eren, 8 devlet hastanesi ve 2 ağız ve diş sağlığı merkezi olmak üzere 10 sağlık kuruluşundan sorumlu. Hastanelerde 2 bin 194 kadrolu ve bin 487 taşeron işçi hizmet veriyor. Toplam Bin 467 yatak ile hizmet veren hastanelerde yapılan yeni çalışmalarla hem hasta hem de çalışan memnuniyetinin arttığını belirten Dr. Korkut Eren, Med-Index’e yaptığı çalışmaları anlattı. 

Tıbbi Cihazlara 1 Milyon 200 Bin TL Kaynak Ayırdık
Zonguldak’ta göreve başladığı ilk gün detaylı bir analiz süreci başlattığını belirten Eren, “Fiziki mekanlarda ihtiyaç ve eksikliklerin tespiti ile başlayan bu süreç tıbbi cihaz alt yapısının güçlendirilmesine ve kaynakların etkin kullanımı adına gelişti. Hastanelerin ihtiyacı olan tıbbi cihazlar için ihale ilanımız verildi. Bu alana 1 milyon 200 bin TL kaynak ayırdık” dedi. 


Kadın Doğuma Yeni Acil ve Yeni Doğan Yoğun Bakımı 
Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesinin yeterli olmayan acil servisini büyüterek daha kullanışlı hale getirildiklerini kaydeden Eren, şu bilgileri verdi: “İl Özel İdaresinin 100 bin TL desteği ile bakım onarım işi çözümleniyor. Ayrıca 135 yatak kapasitesine sahip hastanemizde 10 yataklı yeni doğan yoğun bakımı açılması için süreç devam ediyor. Otelcilik hizmetlerinin geliştirilerek hastalarımıza daha kaliteli hizmet sunmak adına Hastanemizde, pilot ‘House Keeper’ uygulaması ve yönlendirme refakat hizmetleri verilmeye başlandı.
Ülke Genelinde 3 Meslek Hastalıkları Hastanesinden Biri
İlimizde maden ocaklarından dolayı meslek hastalıkları hastalarımız mevcut. Ülke genelinde 3 Meslek Hastalıkları Hastanesinden biri olan, 142 yatak kapasiteli Uzun Mehmet Göğüs Hastalıkları Hastanesi’ne 6 yataklı yoğun bakım projesi çizildi ve ihale aşamasına geldik. Poliklinik tadilatı için 80 bin TL kaynak ayırdık. Hasta karyolaları ve refakatçi koltukları için 300 bin TL kaynak ayırdık ve alım süreci tamamlandı. Uyku laboratuvarı, sigara polikliniği, yoğun bakımı, acil servisi gibi bölümleriyle halkımıza hizmet veriyor. 
İşci Sağlığı ve Güvenliği faaliyetlerini de geliştiriyoruz. İSKUM Genel Müdürlüğü ile yaptığımız protokolle, tarama faaliyetlerine hız vereceğiz. Meslek hastalıkları riski ile karşı karşıya olan çalışanlarımızı ücretsiz tarama programına dahil edeceğiz. 

Toplum Ruh Sağlığı Merkezi Açıyoruz
591 yataklı olan Atatürk Devlet Hastanesi’nde açılması planlanan Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nin ihale aşamasındayız. Bu merkez için, 100 bin TL kaynak ayrıldı. Yatan hasta katlarında tesis standartlarına uygun kalitede temizlik, düzen ve konuğa özel hizmetin sunulabilmesi için otelcilikte uygulanan Housekeeper (Katlar Şefi) sistemine yeni ihale döneminde geçilecek. Bu sisteme göre yatan hasta katlarındaki temizlik ve hasta destek personellerinin görev tanımları ayrıldı. Bu alanlardaki temizliklerden sorumlu olmak üzere her kat için temizlik şefleri oluşturuldu. Yaşlı ve destek personelleri görevlendirilerek gerekli durumlarda hastalarımıza refakat ediyorlar. Taşeron firma çalışanlarımıza yönelik hazırladığımız performans kriterlerine göre 3 aylık periyotlarda puanlama yapılarak belirlenen puanın altında olan firma çalışanlarımıza uyum eğitimleri veriliyor. Kadın Doğum ve Çocuk Hastanemizde Anne oteline yönelik standartlara uygun odalarımız tanımlandı. 
Fizik tedavi bölümüne ait cihaz ihtiyaçları ve Devrek Devlet Hastanesinin tıbbi cihaz ihtiyaçlarının karşılanması için süreç tamamlanmak üzere. Bunlar için ise ayrılan kaynak yaklaşık 100 bin TL olarak hesaplandı. 
  
Tam Donanımlı Ambulanslar Alındı
Acil Sağlık Hizmetlerinde kullanılan ambulansları tıbbi cihaz alt yapısının ve donanım ihtiyaçlarının güçlendirilmesi için ise 300 bin TL kaynak ayırdık, artık tüm ambulanslarımız tam donanımlı hale geliyor. 
Çaycuma Devlet Hastanesi bünyesinde 10 ünitelik Diş Protez ve Tedavi Merkezi açılması için hazırlıklar sürüyor. 

Tam Donanımlı ADSM Hazırlıkları Sürüyor
İki Ağız ve Diş Sağlığı Merkezimiz de 24 saat hizmete geçerek vatandaşlarımızın diş sağlığına ulaşımı kolaylaştırıldı. 30 üniteli yeni hizmet binamızda, ameliyathane, merkezi klima, merkezi oksijen, merkezi vakum, merkezi kompresör, merkezi sterilizasyon (monşarz) birimleri ile tam donanımlı ADSM olarak yakında hizmet vermeye başlayacağız.

“Personel Memnuniyetine Yönelik Anket Düzenledik”
Bin 200 personelimize, personel memnuniyetine yönelik anket yaptık. Bu anketle amacımız personelimizin gözü ile hastanelerimizi, sıkıntılarımızı ve ihtiyaçlarımızı görmekti. Anket sonuçlarını ve yapılanları, düzeltilenleri personelimizle paylaşıyoruz.

Yeni İnşaat Projeleri ile Daha Kaliteli Hizmet Verilecek
Fiziksel sıkıntılardan dolayı her hastaya bir oda uygulamamız maalesef kısıtlı. Yalınız yapımları devam eden Çaycuma Devlet Hastanesi 75 yataklı ilave Blok ile 400 yataklı Ereğli Devlet Hastanesi ve 100 yataklı Devrek Devlet Hastanesi projesinde odalarımız tek ve iki kişilik olarak planlandı. Çaycuma, Devrek ve Ereğli Devlet Hastanesi, yeni inşaatları ile ilçelerimizde fiziki mekan sorunlarımızı da çözmüş olacağız. Devrek Devlet Hastanesinde özürlülere yönelik karşılama yönlendirme hizmeti veriliyor.”
“İşaret Dili Bilen Personel İstihdamı Oluşturmaya Çalışıyoruz” 
Hasta Haklarına çok önem verdiğini dile getiren Eren, şunları söyledi: “Bu anlamda, karşılama ve yönlendirme hizmetleri ile ilgili planladığımız çalışmalar kapsamında poliklinik ve acil serviste yaşlı, engelli ve ihtiyaç duyan hastalarımızın bu hizmetten yararlanması için çalışmalar planlıyoruz. Ayrıca özürlü hastalarımız için işaret dili bilen personel istihdamı oluşturmaya çalışıyoruz.

“Hekim Dağılımını Mümkün Olduğunca İhtiyaç Çerçevesinde Şekillendiriyoruz”
Bekleme alanlarında büyük ekran televizyonlardan doktor listesi, hasta-çalışan hakları ve genel bilgiler ile ilgili slaytlar yayınlanarak hasta ve hasta yakınları bilgilendiriliyoruz. Hekim dağılımını mümkün olduğunca ihtiyaç çerçevesinde şekillendiriyoruz. Gerektiğinde İl merkezinden ilçelere branş hekimlerimiz görevlendirilerek hastalarımızın mağduriyeti önlenmiş oluyor. 

“İletişim Eğitimi Sayesinde Hastalarımız, Özel ya da İl Dışına Gitmek Yerine Bizi Tercih Ediyor”
Üniversitemizden destek alınarak çalışanlarımıza iletişim, empati beden dili, profesyonel imaj, stres yönetimi ve öfke kontrolü, tükenmişlik sendromu, zor insanlarla başa çıkma gibi eğitimler veriliyor. Bu çalışmalar neticesinde hizmet kalitemiz yükseldi ve hastanelerdeki yatak doluluk oranlarımız her geçen gün artıyor. Hastalarımız, özel ya da il dışındaki hastanelere gitmek yerine bizi tercih ediyor. 

6 Ayda Bir Karne
Verimlilik açışından değerlendirdiğimizde tesislerimizde görevlendirilen idareciler için kurumumuz tarafından performans kriterleri belirlendi. Yaptıkları çalışmalar değerlendirilerek 6 ayda bir karneler veriliyor. Bir nevi yapılan faaliyetlerin özeti niteliğinde oluyor. Belirli parametreler baz alınarak mevcut durumdan alınan yola göre puanlamalar yapılıyor. 
İl Sağlık Müdürü İle Genel Sekreterin Görev Ayrımı Nedir?
663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Sağlık Bakanlığı Merkez Teşkilatı ve bağlı kuruluşlar olarak yeniden yapılandırıldı. İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Bakanlığı’nın taşrada ki temsilcisi konumunda iken Halk Sağlığı Kurumu ve Genel Sekreterlikler ise bağlı kuruluşların taşrada ki uzantıları şeklinde yeniden yapılandırıldı.

“Genel Sekreterlikler İcracı, Sağlık Müdürlükleri Bakanlık Politikalarına Uyumu Gözetiyor”
Sağlık Müdürlükleri illerde Halk Sağlığı ve Genel Sekreterlikler arası koordinasyonun sağlanması başta olmak üzere Acil Sağlık Hizmetlerinin yürütülmesi, Özel Sağlık Kuruluşları ile Eczane gibi hizmet alanlarının ruhsatlandırma ve denetim faaliyetleri ile Bakanlık politikalarına uyum ve düzenlemelerin takibinin yapılması İl Sağlık Müdürlüğünün görevi olarak belirlendi. Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu’na bağlı olarak illerde kurulan Genel Sekreterlikler ise 2. ve 3. basamak sağlık hizmetlerinin icrasında en önemli rolü üstleniyor. Hastanecilik hizmetlerinin İdari, Mali ve Tıbbi açıdan bir bütünlük içerisinde yürütülmesi hasta ve çalışan memnuniyetinin korunarak sağlık hizmetinin geliştirilmesi de bu icracı görevin içinde yer alıyor. Genel Sekreterlikler icracı Sağlık Müdürlükleri ise Bakanlık politikalarına uyumu gözetici bir rol üstlendi.”

Yorum bırakın

ÇOK EŞLİLİK TÜM DÜNYADA KADININ KORKULU RÜYASI

“Ülkemizde çok eşlilik kabul görmese de kırsal kesimde ve şehirde farklı isimler alarak kadınların başına geliyor” diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, bu tip vakalarda neler yapılması gerektiğini anlattı.

Kadınların önemli sorunlarından biri, çok eşlilik. Hayatındaki erkeği başka bir kadınla paylaşan kadınlar, ciddi psikolojik sorunlar yaşıyor ve çoğu zaman bunu gizlemeye çalışırken, daha da travmatik şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar. Birden fazla partneri olan bireylerin, çok eşlilik yani “Poligami” kapsamına girenlerinin sayılarının azımsanmayacak düzeyde olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Cinsel terapist olarak gördüğümüz vakalarda, kadınların önemli bir kısmı çok eşli bir kocası olduğunu fark etmiyor bile. Diğer kadından haberdarlar fakat bunun sosyolojik bir tanıma sahip önemli bir vaka olduğunu bilmiyorlar ve diğer kadınla savaşarak onun gitmesini bekliyor ya da küçük düşmemek için onu görmezden geliyorlar. Tek gecelik ilişki, ihanet gibi arada sorumluluk bağı barındırmayan ilişkiler çok eşlilik kavramı içine girmiyor. Kişinin çok eşli sayılabilmesi için birden fazla olan eşlerine karşı maddi ve manevi sorumluluk duygusuyla kendi içinde düzenli bir yaşam sunması ve kendisinin de bu yaşama dahil olması gerekir. Yani kumalık ve metreslik dediğimiz kavramlar tam anlamıyla çok eşlilik alanındalar. 

“Ülkemiz Medeni Hukukunda Hiçbir Geçerliliği Olmayan Bir Durum”
Erkek aynı zamanda sadece cinsel dürtülerini zengin tutmak ve birden çok kadınla daha fazla ve farklılıklar çerçevesinde tatmin olmak için de böyle bir seçim yapabiliyor. Cinsel terapistlerin üzerinde daha da yoğun biçimde durduğu bir durum. Çok eşlilik farklı kesimlerce kabul görmüş ve temellendirilmişse de ülkemiz medeni hukukunda hiçbir geçerliliği olmayan bir durumdur ve resmi olan nikah dışındaki eşin eşliği kabul edilmez. 

“Her Üç Kadından İkisinin Poligamik Yaşantısının Var Olduğu Ortaya Çıkmıştır”
Metres ya da kumalarından haberdar olan ama açık açık söylemeye utanan ya da bazı sebeplerden dolayı cesaret edemeyen kadınların sayısı oldukça fazla. Bu nedenle elbette sağlıklı sonuç veren istatistikler bulmak zor. Fakat bazı sağlık kurumları tarafından ya da sosyal sorumluluk projesi kapsamında yapılan araştırmalar, anketler sonucunda her üç kadından ikisinin poligamik yaşantısının var olduğu ortaya çıkmıştır.

“İki Partneriyle Birlikte Gelen Erkekler”
Psikologumuzla birlikte gördüğümüz terapi vakalarda iki eşi yani daha doğru tabiriyle iki partneriyle birlikte gelen erkekler, ayrılmak istemediği için kocasına mutsuzluğunu asla belli etmeyen fakat intiharın eşiğine gelmiş kadınlar oluyor. Annesine kuma getirildiği için evlenmekten korkan genç kızlar ve birden çok kadına sahip olabileceğine inandırılarak büyütülmüş, bu nedenle tek eşli kalmakta güçlük çeken fakat ilişkisinin ya da evliliğinin sürmesi için bunu yapabilmeyi isteyen erkeklerle karşılaşıyoruz. Ve tabi çok eşli kadınlarla da!

Poligami Nedir?
Sosyolojik olarak çok eşlilik Poligami başlığı altında incelenir. Poligami iki biçimdedir: erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi Polijini (çok karılılık), bir kadının birden fazla erkekle evlenmesi Poliandri (çok kocalılık). Günümüzde çok kocalılık elbette çok nadir görülen bir durumdur ve modern toplumlarda farklı yansımaları vardır. Fakat çok karılılık çok eskiden beri süre gelen, dini temellere dayandırılan ya da eski uygarlıklardan geçerek güne ulaşan bir yaşam biçimidir. Osmanlı, Hint, Asur ve Mısır gibi medeniyetlerde de örnekleri ve bugüne sürümleri bilinir. 

“Bu Psikolojik Bir Hastalık” 
Fizyolojik bir hastalık olmadığı tam tersine psikolojik bir hastalık olduğunu söylemek mümkün. Ve ne yazık ki sadece poligami yaşantısı olan bireyin değil birlikteliğini sürdürdüğü her iki bireyi de en derinden etkiyen, depresyon gibi hastalıkları beraberinde getiriyor. Hatta kişiyi manik depresif yapıyor. Eğer çocuk varsa çocukların da şuan ki hayatı etkilendiği gibi ileri yaşlarda kuracakları aile yaşantısından umutsuz oldukları, hatalar yaptıkları görülebiliyor. Psikolojik bir hastalık olarak baş gösteren Poligamik yaşantı tedavi edilmediği zaman, çeşitli fizyolojik hastalıklara da neden olabiliyor. Psikolojik problemlerin altında yatan temel neden olan bu sorunun tedavisi mümkün.

“Tedavisi Hem Aile Hem de Toplum Sağlığı için Gerekli”
Aslında poligamik yaşamın çeşitli eksiklikleri tamamlamak ya da çeşitli tatminleri sağlamak için tercih edilen bir yaşam biçimine dönüştüğünü söylersek yanlış olmaz. Tedavisinin yapılması bireylerin sağlığı hem de aile ve toplum sağlığı açısından son derece önemli. Bireylerle tek tek görüşerek kişinin duygu ve düşünceleri doğrultusunda terapiler yapabiliyor ya da tüm bireylerle aynı seansta görüşerek daha doğru ve herkesi etkileyen daha gerçek sonuçlar alabiliyoruz. Fakat tedaviye karar veren bireylerin içten, korkmadan, tüm gerçekliği ile hislerini ve düşüncelerini bizimle paylaşmaları gerekiyor.

“Erkeğin Eşi Dışında Başka Bir Kadını Arzulaması 20 Bin Yıl Öncesine Dayanıyor”
İtalyan bilim adamlarının yaptığı araştırmalar, 20 bin yıl önce erkeklerin birden çok eşi olduğunu ortaya koydu. Journal of Molecular Evolution dergisinde yayımlanan çalışmanın sonucunda, Paleolitik Çağ’da (MÖ. 600.000-10.000) çok az sayıda erkeğin genlerini gelecek kuşaklara aktardığı ortaya çıktı.

Yapılan araştırmalara bakarsak erkeğin eşi dışında başka bir kadını arzulaması 20 bin yıl öncesine dayanıyor. Erkeklerin evliyken bile gözlerinin dışarda olmasının nedenleri ile henüz kesinlik kazanmasa da, erkeklerin eşlerinin kendilerine ait olduğunu düşünüp dışarıya bakmasını çok eşliliğin nedenlerinden sayabiliriz.”

Yorum bırakın