Kasım 2013 için arşiv

ORGAN BAĞIŞINDA STRATEJİK DESTEK MEDYADAN

Organ bağışında farkındalığın artırılması için medyanın önemli bir güç olduğuna dikkat çeken Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Arif Kapuağası, “Yapılacak tüm çalışmalarda medya desteği tam olmalıdır” dedi.
Sağlık Bakanlığı ve Avrupa Komisyonu tarafından düzenlenen “Organ Naklinde Uyum için Teknik Destek Projesi” kapsamında, “Organ Bağışında Stratejik Ortak Olarak Medya Çalıştayı”,  Point Otel’de gerçekleştirildi. 

Organ Bağışında Uyum için Teknik Yardım Projesi’nin genel hedefi ve amacı Türkiye’de özellikle kadavradan organ bağışının artırılması ve Avrupa Birliği müktesebatının kamu sağlığı alanında uyumluluğu ve uygulanmasına katkıda bulunmak olacak. 
Proje takım lideri Dr. Lajos Kovacs, projenin, Türkiye’de özellikle kadavradan organ bağışının artırılmasına yoğunlaşarak, Avrupa Birliği müktesebatının kamu sağlığı alanında uyumluluğu ve uygulamasına katkıda bulunmayı hedeflediğini söyledi. Kovacs, AB ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen projenin, Nisan 2015’te son bulacağını belirtti.

Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısının, kadavradan elde edilen organ sayısından kat kat fazla olduğuna dikkati çeken Kovacs, “Ulusal organ bekleme listesine eklenen hasta sayısı her geçen gün artıyor. Buna bağlı olarak organ bekleyen hastalar, uygun organ bulunamadığından hayatını kaybediyor.  AB ülkelerinde kadavradan organ bağışı oranı Türkiye’de var olana göre 7-8 kat daha fazla. Türkiye, yeterli yoğun bakım servis yatağına sahip bir ülke olmasına rağmen, potansiyel organ bağış hedeflerine henüz ulaşamamıştır” diye konuştu.

Kovacs, proje ile tıbbi tedavide, organ bağışının kalite ve güvenlik standartlarının geliştirilmesinin amaçlandığını dile getirerek,  “Türkiye’nin yeterli yoğun bakım servis yatağına ve teknik açıdan yeterli donanıma sahip olmasına rağmen, potansiyel organ bağış hedeflerine yeterli bağış gerçekleşmediği için ulaşılamadı. Projede organ bağışı konusunda 160 eğitici eğitimi verilmesi, bin 500 uzman doktor eğitimi verilmesi, 2 uluslararası bilgi şöleni düzenlenmesi, istatistiki veri toplama sisteminde düzenlemeler yapılması da amaçlanıyor. Türkiye’de kadavradan organ bağış oranları çok az. Amacımız bu oranları Avrupa seviyesine getirebilmektir. Şu ana kadar Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı bu konuyla ilgili pek çok çalışma gerçekleştirdi. Hedefimiz bu projeyle birlikte bu çalışmaları daha da pekiştirebilmektir” şeklinde konuştu.


“ Geçen Yıl Listede Beklerken Bin 800 Hasta Hayatını Kaybetti”
Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Arif Kapuağası da son verilere göre, organ bağışında aile ret oranının yüzde 77 olduğunu belirterek, bu oranla ihtiyacı olan kişilere organ bulma şansının çok zor olduğunu vurguladı. Türkiye’de organ bekleyen hastaların ancak yüzde 16’sına organ bulunabildiğini belirten Kapuağası, geçen yıl listede beklerken bin 800 hastanın hayatını kaybettiğini söyledi.

Türkiye’de Böbrek Nakli için Bekleme Listesindeki Hasta Sayısı 20 bin 830
Kapuağası, Türkiye’de 11 Kasım 2013 itibarıyla böbrek nakli için bekleme listesindeki hasta sayısının 20 bin 830, karaciğer için 2 bin 48, kalp için 404, akciğer için 40 olduğunu belirtti.  Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre, Ocak 2013 ile Kasım 2013 arasında 2 bin 489 hasta için böbrek, bin 71 hasta için karaciğer, 50 hasta için kalp, 27 hasta için akciğer, 3 hasta için pankreas ve 1 hasta için ince bağırsak nakli yapıldığını dile getiren Kapuağası, ancak halen bağış sayısının dünyanın çok gerisinde olduğunu vurguladı.

Farkındalığın artırılmasında medyanın önemli bir güç olduğuna dikkat çeken Kapuağası, “Yapılacak tüm çalışmalarda medya desteği tam olmalıdır. Medyanın da desteğiyle toplumda farkındalık artırılacak, organ bağışına ilişkin kaygılar giderilecek, doğru bilgiye ulaşılabilecektir” dedi.

 “Organ Bağışı Yaşam için Bir Armağan”
AB Türkiye Delegasyonu Sağlık Temsilcisi Figen Tunçkanat da organ bağışında farkındalığın artırılmasında medyanın rolünün büyük olduğunu söyledi. Organ bağışının yaşam için bir armağan olduğunu ifade eden Tunçkanat, nüfusun da yaşlanmasıyla birlikte organa olan ihtiyacın da giderek arttığının altını çizdi.  
Türkiye Organ Nakli Kuruluşları Koordinasyon Derneği’nden Prof. Dr. Uluğ Eldegez de, organ bağışının artırılmasında beyin ölümü bildirimlerinin önemine değindi


“ Belediye Seçimlerinde Özellikle Adaylar, Organ Bağışına İlişkin Mesajlar Vermelidir”
Memorial Şişli Hastanesi Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Münci Kalayoğlu , organ naklinin artırılması için siyasilere de görev düştüğünü ifade ederek,  “Belediye seçimlerinde özellikle adaylar, organ bağışına ilişkin mesajlar vermelidir. Çünkü, seçim gezilerinde çok kişiye ulaşıyorlar. Siyasiler, mutlaka organlarını bağışlayıp bağışlamayacaklarını belirtsinler ki ben de oyumu ona göre vereyim” dedi.

“Bağış Oranları Ciddi Şekilde Azaldı”
Proje koordinasyon ekibinden Dr. Eyüp Kahveci de bekleme listeleri üzerindeki yükün çok fazla olduğunu ve bunun genellikle kadavradan yapılan organ nakilleri ile giderilmeye çalışıldığını bildirdi. Bağış olmadığında nakil yapılamayacağına dikkati çeken Kahveci, “Bağış oranları ciddi şekilde azaldı. Beyin ölümü gerçekleşen kişilerin ailesinin şu an için sadece yüzde 22’si onay vermektedir. Bu oran çok düşük. Bu, bir alarmdır, acilen oranların yükseltilmesi gerekmektedir” diye konuştu.


 Hayata Bağış Haberleri Yer Almalı
CNN Türk’ten Ferhat Boratav, 2007 yılında organ bağışına ilişkin kampanya düzenlediklerini belirterek, o yıllarda organ bağışında şehir efsanelerinin egemen olduğunu, genellikle olumsuz ifadelerin yer aldığını anlattı. Organ mafyasına ilişkin çeşitli haberlerin yer aldığını dile getiren Boratav, basında bu şekilde yer bulan haberlerden örnekler verdi. Boratav, “Hayata bağış haberlerinin yer alması, yetkililer üzerinde baskı kurabilir, doktorları cesaretlendirir, organ bağışını meşrulaştırır” dedi.

Medya-İş Genel Başkanı Gürsel Eser de organ bağışı kampanyasına destek vereceklerini belirterek, “Tüm sendika üyelerine kampanya hakkında bilgi vereceğiz ve üyelerimizi bağış yapmaya çağıracağız” diye konuştu. 

Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Atilla Sertel de Türkiye’de okuma yazma oranlarının oldukça düşük olduğunu, bu nedenle farkındalığın artırılmasında özellikle televizyon programlarının önemli yer tuttuğunu belirterek, dizilerde, kuşak programlarında ve haberlerde bağış yapılması gerektiğine yönelik mesajların verilmesi gerektiğini ifade etti.

Kalp nakli olmuş kişilerden birisi olan İzmir Gazeteciler Cemiyeti üyesi, gazeteci Çağatay Çağlar da tanı konulmasından nakil gerçekleştirilene kadar olan yaşam hikayesini katılımcılarla paylaştı. Bugün nakil sonrası sağlığına kavuştuğunu anlatan Çağlar, “3 yıldır bir başkasının kalbiyle yaşıyorum. Çok mutluyum. Toprakta çürümesin, canda yeşersin. Bunun için organlarınızı bağışlayın” dedi.

Yorum bırakın

GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ’NDE SAĞLIK HABERCİLİĞİ VE SOSYAL MEDYA


Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi İletişim Mesleklerine Giriş dersinde sağlık muhabirliğini ve sosyal medyayı anlattım. 

Davet için Doç. Dr. Elgiz Yılmaz hocama çok teşekkür ederim.



Yorum bırakın

ALZHEİMER’A ERKEN TEŞHİS İMKANI DOĞUYOR

Alzheimer hastalığında erken teşhis için geliştirilen yeni bir yöntem, bir hastadan örnek alınarak hazırlanan robot ile tanıtıldı.
Unutkanlık denildiğinde ilk akla gelen hastalıklardan biri olan Alzheimer’ın erken teşhisi için, uzun yıllardır araştırmalar sürüyor.  34. Ulusal Radyoloji Kongresi Siemens standında Alzheimer hastalığında erken teşhis yöntemini tanıtmak için, Gil adındaki hastanın yüz modeli çıkartılarak anlatıldı. Robot, bir Alzheimer hastanın yüz hareketlerini birebir yapıyor.
Amyloid Brain Model’ini tanıtmak için hazırlanan robot hakkında bilgi veren Siemens Moleküler Görüntüleme Sorumlusu  Gizem Uçanok, robotun üç farklı şirketten, 20 çalışanın 6 hafta boyunca birlikte çalışarak geliştirildiğini belirtti. Uçanok, söz konusu robotun Alzheimer’ı diğer demans türlerinden ayıran yeni bir radyoaktif maddeyi ve bu madde için Siemens’in geliştirdiği Amyloid Nöroloji yazılımını tanıtmak için yapıldığını söyledi. Bu yeni radyoaktif madde ve de yazılım ile ilgili Uçanok, şunları söyledi: “Alzheimer şüphesi olan hastalara bu yeni radyoaktif madde veriliyor. Hastanın daha sonra PETBT ya da PETMR ile beyin görüntülemesi yapılıyor. Verilen bu ilaç direk olarak beyindeki Amyloid plaklara yapışıyor ve görüntülenmesini sağlıyor. Daha sonra Siemens Amyloid yazılımı hastanın beyin datasını referans beyin datasıyla karşılaştırıyor ve klinisyenlere hastanın Amyloid oranını sunar. Bugün Amerika’da yaşayan 5. 4 milyon kişi Alzheimer hastası var ve 2050 yılına kadar bu rakamın 16 milyona kadar yükselmesi bekleniyor. 65 yaş üzerindeki her 8 kişiden biri ve 85 yaş üzerindekilerin yarısı Alzheimer hastası. Bu yöntem Amerika’da ve Avrupa’da uygulanmaya  başlandı.”

“Demans Hastalarının Bir Kısmına Yanlış Tedavi Uygulanıyor”
Unutkanlık şikayetiyle doktorlara gidenlere yapılan tetkikler sonucunda bir çoğuna demans teşhisi konduğunu kaydeden Uçanok, genelde hastalara  aynı tedavinin uygulandığını kaydetti. Uçanok, “Aslında demans hastalarının bir kısmına yanlış tedavi uygulanıyor. Alzheimer hastası sayılan hastaların bir kısmı Alzheimer hastası olmayabiliyor. Bu tetkik ve yazılım hastaların Alzheimer hastası mı yoksa başka türlü bir demans hastası mı onu söylüyor ve bunu erken teşhis etmeye yardımcı oluyor” diye konuştu.

Kongreye olan destekleriyle ilgili görüşlerini dile getiren Siemens Sağlık Türkiye Direktörü Şevket On, Türk Radyoloji Derneği’nin kongreyi uzun yıllardır başarıyla gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Şevket On; “Her yıl, Ulusal Radyoloji Kongresi’nde dünyada sunduğumuz en yeni ürün ve teknolojileri paylaşmaya gayret ediyoruz. Yalnızca ülkemizde değil, çalışmalarıyla uluslararası alanda da adını yukarılara taşıyan Türk Radyoloji Derneği’nin bu yılki organizasyonuna da destek vermekten dolayı son derece mutlu olduk” dedi.   

Yorum bırakın

SAĞLIK TURİZMİNE YENİ BİR SOLUK GELİYOR

Sağlık turizminde önemli adımlar atan ve 6 farklı ülkede hizmet vermeye başlayan Hospitality hakkında bilgi veren şirketin Genel Koordinatörü  Ayşen Toksöz, bu çalışmaların hem hekimler hem de hastanelerin uluslararası açılım yapması için büyük bir fırsat olduğunu söyledi. 


Sağlık turizmi alanında önemli adımlar atılıyor ve yurt dışından hastalar tedavi amaçlı ülkemize geliyor. Henüz gelişmeye başlayan sektörde hastaları doğru noktaya doğru fiyatla yönlendirmek sektörün geleceği açısından çok  önem taşıyor. Bu alana bakış açıları ve  çalışmalarıyla yeni bir soluk getirdiklerini belirten Hospitality Genel Koordinatörü Ayşen Toksöz, ülkemizin yüz akı olan  serbest çalışan hekimler ve hastanelerle anlaşma yaptıklarını söyledi.  Toksöz, anlamalı kurum veya doktorların uluslararası açılımını sağlamak adına 6 dilde hizmet sunan  www.hospitalitytr.com adresindeki  web portal aracılığı ile tanıtımı yaptıklarını ve portalın internet aramalarında ilk sıralarda çıkması için de ciddi bir destek programı başlattıklarını  kaydetti. 

Kamu Hastane Birlikleri ile Anlaşma Yapılıyor
Güney Marmara Bölgesi Kamu Hastane Birliği ile sağlık turizmi alanında iş birliği yapmak için anlaşmaya vardıklarını söyleyen Toksöz, kamu hastaneleri için ayrı bir fiyat listesi hazırladıklarını ve talepte bulunan hastalara bu seçeneği de sunduklarını ifade etti. Toksöz, hastaların isteklerine göre   uçak bileti  ve  otel rezervasyonları  konusunda yardımcı olduklarını, ofisleri olan ülkelerden  gelen hastaları kendi elemanları  tarafından uçağa bindirildiğini ve alanda  karşılanarak otele ya da  hastaneye hastayla aynı dili konuşan elemanları tarafından yerleştirildiğini dile getirdi. 

İskandinav Ülkelerinde de 12 Farklı Noktada Bağlantı Sağlanacak
Bugüne kadar  kendi çabalarıyla çalışmalarını sürdüklerini belirten Toksöz, büyümek için Ekonomi Bakanlığının teşviklerinden de faydalanmak istediklerini belirtti. Toksöz, “Her doktorun ya da hastanenin belli ülkelerde ofisinin olması her birinin ayrı ayrı portal hazırlayıp sürekliliğini sağlaması  pek mümkün değil , bizim  Almanya, İsveç, Kosova, Arnavutluk,  İngiltere ve Makedonya gibi birçok ülkede ofisimiz ve her ihtiyaca hizmet edecek geniş  bir web portalımız var. Sektördeki hizmet sunucuların bizden faydalanmaları  yurt dışına açılırken çok para ve zaman harcamamaları akıllıca olur.  Biz onların yerine çaba gösteriyor ve hastalardan gelen taleplere göre, bizimle anlaşmalı doktorlar ve hastanelere yönlendiriyoruz. Çalıştığımız kişi ve kuruluşlar için bu durum tanıtım ve hasta akışı açısından da büyük önem taşıyor. Kısa gelecekte İskandinav ülkelerinde de 12 farklı noktada bağlantı sağlayacağız” diye konuştu. 

Kamu Desteklemezse Bu İş İlerlemez!
Kamudaki yetkililerin sağlık turizminde  yol göstermesi ve çabaları doğru şekilde desteklemesi  gerektiğine dikkat çeken Toksöz, şunları söyledi: “Eğer, böyle bir sorumluluk üstlenilmezse sağlık turizminin ilerlemesi mümkün değil. Her ülkenin sağlık sigorta sisteminin zayıf noktaları  var. Bu noktalar iyi değerlendirilmeli ve her ülkeye yönelik ayrı bir strateji belirleyip çabalar o yöne yoğunlaştırılmalıdır. Bir iki örnek vermek gerekirse, Balkan ülkelerinde ciddi bir devlet güvencesi olmasa dahi başvuruya bağlı olarak hastanın masrafını devlet karşılıyor. Ancak çeşitli nedenlere bağlı olarak fiziki ve beşeri  olarak sağlık alanında imkansızlıklar içindeler. İngiltere’de teknoloji ve doktor var ancak sistem o kadar tıkanmış ki hastaya 6 ay sonrasına randevu veriliyor. Buna ne yazık ki kanser hastaları da dahil. İsveç’te “90 + 90”  kuralı var. Eğer hasta acil değilse  ilk muayene için 90 gün sonrasına randevu veriliyor.  İlk muayeneden  sonra da yapılacak işlem için yine 90 gün sonrası  için randevu veriliyor. Acil hizmetlerde son derece iyi olan sistem, acil olmayan vakalarda hastayı 6 ay sonrasına erteliyor. Bu fırsatları iyi değerlendirmek lazım’’ 

Yurt Dışında Yaşayan Türk Vatandaşları Yararlanabilecek
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının, ülkemize geldiklerinde genelde kulaktan duyma tavsiyelerle tedavi olduğuna dikkat çeken Toksöz, “Ancak biz alanında uzman isimleri belirleyerek, hastalarımızı onlara yönlendiriyoruz. Uluslararası pazarda sağlık turizmi alanında başarılı olmak istiyorsak, gelen hastaları doğru noktada doğru fiyatla tedavi etmeliyiz. Gelen hastayı,  en az komplikasyonla göndermeliyiz. Bunlar sağlık turizmini büyütecek  önemli adımlardır. Yüksek fiyatla fırsatçılığa soyunur ve aslında çok da yapılmayacak operasyonlara talip olup  büyük komplikasyonlara neden olursak  kendi yolunuzu kendimiz tıkamış oluruz” şeklinde konuştu.  

Termal Tesisler Kamu Adına Kullanılabilmeli
Önümüzdeki yıl Kiev’de düzenlenecek olan sağlık turizmi fuarına katılacaklarını kaydeden Toksöz, konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Termal turizm ve 55 yaş üstü sağlık turizminde de hizmet vermek için yeni adımlar atıyoruz. Termal merkezlere hasta getirmek çok fazla işimiz değil, çünkü seyahat acentesi değiliz. Bizim için işin tedavi bölümü önemli .Hastalar termal merkezlerde fizik tedavi için başvuruda bulunuyorsa bu bizim ilgi alanımıza giriyor.Turistik amaçlı konaklamalarla ilgilenmiyoruz. Bu yüzden vatandaşlarının bu tür tedavilerini üstlenen hükümetlerle tek tek görüşmek istiyoruz. Ancak bizim olanaklarımız bu anlamda sınırlı, devletin bir şekilde bu tür anlaşmaları yapıp, şirketlere, o ülkelere  adım atması için yol açması gerekiyor.  Büyük sigorta şirketlerinden sağlık turizmi adına adım atılmasını bekliyoruz. Kamu ve özel sektör el ele vererek Türkiye’nin hem hizmet hem sağlık sektörlerini hem de doğal güzelliklerini birlikte pazarlayacak olan Sağlık Turizminde uluslararası bir isim olmasını sağlayabiliriz.”

Yorum bırakın

ANKARA TIP ÇOCUK ACİL YENİ BİNAYA TAŞINACAK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Yerleşkesinde Çocuk Hastanesi olarak yapılan yeni binaya çocuk acil servisin taşınacağını belirten Üniversite Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, erişkin acil servisinin de iç mekanlarının yenilendiğini yaptıklarını söyledi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Yerleşkesindeki Çocuk Hastanesi bölümünde yapılan inşaat çalışmaları tamamlandı. Cihaz ihalelerinin bir kısmı  yapılan hastanenin, önümüzdeki aylarda ameliyathane malzemeleri ve radyoloji aletleri alındıktan sonra yıl sonuna varmadan hastanenin hizmete açılacağını belirten Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş,  “Eski bina ile yeni bina birbirine entegre şekilde hizmet verecek. Çocuk acil servisi yeni binaya taşınacak. Acil serviste şu anda günlük 400-500 hastaya bakılıyor” dedi.

Erişkin Acil Yenilendi
İbn-i Sina Hastanesi acil servisinin de tadilat işlemlerinin tamamlandığını kaydeden Erkan İbiş, “Göreve başladığımızda ilk koyduğumuz hedef gerek alt yapısı gerekse hizmet kalitesi ile Ankara Tıbba yakışır bir acil servis olsun istedik. Bu konu üzerinde hassasiyetle duruyoruz. Gerekli yatırımları yapıyoruz. Eleman desteği ve yoğun bakım desteği sağlıyoruz. Daha da iyi hizmet vermek için imkanlar ölçüsünde maksimum kaynağı ayırmaya kararlıyız” diye konuştu. 

“Acil Yoğun Bakımı Açtık”         
Triaj sisteminde zorluklar olduğunu dile getiren İbiş, yatan hastanın taburcu edilmesinde, malzemelerin alımının gecikmesi veya diğer işlemlerin uzamasının etkisi olduğunu kaydetti.  Göreve başladıklarında acil servisin hizmet anlamında tıkanmış olduğunu gözlemlediğini söyleyen İbiş, şunları ilave etti: “Bu sorunun çözümü için acil servis sorumlusundan ve akademisyenlerinden brifingler aldık toplantılar yaptık. Hep birlikte sorunlar çözümü, memnuniyetin yükselmesi,kapasitenin ve hizmet kalitesinin artırılması için yoğun şekilde çalıştık. Tüm bu çaba ve çalışmalar sonuç vermeye başladı. Burayı destekleyecek yoğun bakımı da açtık. 6 yataklı dahili yoğun bakım olmasına rağmen, acil hastalara ağırlıklı olarak hizmet veriyor.  Hemşire ihtiyacını karşılayabilirsek 30 yatak kapasiteye çıkartmayı planlıyoruz. Bizim yatak sayımız 2 bin, mevcut hemşire sayımız 950.  Diğer üniversitelerle yatak kapasitesi ile karşılaştırdığınızda olması gerekenin çok altında olduğu ve bu konuda büyük sıkıntı yaşadığımız görülüyor.”

Yorum bırakın

“TÜRKİYE’DE HER YIL 14 BİN YENİ PROSTAT KANSERİ VAKASI GÖRÜLÜYOR”

Prostat kanserinin tüm dünyada erkeklerde kansere bağlı ölüm nedenleri arasında akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer aldığını belirten Avrupa Ürogenital Radyoloji Derneği Prostat Kanseri Çalışma Grubu Üyesi Doç. Dr. Ahmet Tuncay Turgut, Türkiye’de her yıl 14 bin yeni prostat kanseri vakası görüldüğünü kaydetti. 

34. Ulusal Türk Radyoloji Kongresi kapsamında yapılan basın toplantısında Türkiye’de prostat kanserinde belirgin artış olduğu, prostat kanserinin erkeklerde akciğer kanserinden sonra ikinci sıraya yerleştiği bildirildi. Avrupa Ürogenital Radyoloji Derneği Prostat Kanseri Çalışma Grubu Üyesi Doç. Dr. Ahmet Tuncay Turgut, prostat kanseri için dünya ortalamasının 100 binde 28’lerde ve Avrupa ortalaması 100 binde 60’larda iken, Türkiye ortalamasının 100 binde 37’lerde olduğunu söyledi. Turgut, bu bilgiler doğrultusunda Türkiye’de her yıl 14 bin yeni prostat kanseri vakası görüldüğünü açıkladı. Turgut, burada önemli bir sorunun batı ülkelerinden kısmen farklı olarak erken tanı oranının hâla önemli ölçüde düşük olduğunu ve bu durumun hastalığa yönelik farkındalığın düşük olması ve özellikle kültürel faktörlerle ilişkili olmak üzere, hekime başvurma oranının istenen düzeyde olmaması ile açıklanabileceğini ifade etti. Turgut, “Maalesef toplumun geneli herhangi bir yakınması olmaması durumunda kontrol amacıyla doktora başvurmamaktadır” dedi.

“Tüm Kanser Vakalarının Yüzde 11’inden ve Kanserden Ölümlerin Yüzde 9’undan Sorumlu”
Manyetik rezonans görüntüleme ve multiparametrik manyetik rezonans teknolojisinde son dönemde kaydedilen gelişmeler sayesinde prostat kanserinin kolaylıkla tespit edilebildiğini ve tümörün davranış özelliklerinin belirlenebildiğini belirten Turgut, prostat kanseri görülme sıklığı ve prostat kanserinin toplum sağlığı açısından taşıdığı önem konusunda bilgi verdi. Turgut, yapılan araştırmalarda, gelişen hayat standartları sayesinde yaşam beklentisinin artmasına paralel olarak özellikle 65 yaş üzerinde olmak üzere kanser vakalarında önümüzdeki 30 yıl içinde 3 kat artış meydana geleceğinin hesaplandığını söyledi. İleri yaş hastalığı olarak ortaya çıkan prostat kanseri için de aynı sözlerinin tekrarlanabileceğini kaydeden Doç. Dr. Turgut, konu ile ilgili şunları söyledi: “Prostat kanseri genel olarak orta yaşı geçmiş erkeklerde en sık tanı konan kanser olup tüm kanser vakalarının yüzde 11’inden ve kanserden ölümlerin yüzde 9’undan sorumludur. Çok çarpıcı bir veriyle devam etmek gerekirse, yapılan araştırmalar her 6 erkekten birinin yaşamı boyunca prostat kanserine yakalanacağını göstermiştir. Prostat kanseri tüm dünyada erkeklerde kansere bağlı ölüm nedenleri arasında akciğer kanserinden sonra ikinci durumdadır. Bu çerçevede her 36 erkekten birinin prostat kanseri nedeniyle hayatını kaybettiği düşünülmektedir. Tüm dünyada yılda 900 bin hasta prostat kanseri tanısı alırken, her yıl 258 bin hasta prostat kanseri nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Benzer şekilde ABD’de 2012 için öngörülen yeni olgu sayısı 241 bin 740, ölüm sayısı ile 28 bin 170’dir. Mevcut artış durumun devam etmesi halinde 2030 yılında dünyada her yıl 1 milyon 700 bin yeni olgu ve 500 bin ölüm görüleceği düşünülmektedir.”


Görüntüleme teknolojisindeki baş döndürücü hızdaki gelişmeler sayesinde, kanserli hastaya yaklaşımda radyolojik değerlendirmenin çok temel bir konuma geldiğinin altını çizen Turgut, görüntüleme sayesinde elde edilen tümöre ait yapısal, metabolik ve fonksiyonel bilgilerin, uygulanacak tedavi yaklaşımını doğrudan belirler hale geldiğini söyledi. Turgut, prostat kanseri tanısında MR görüntüleriyle üç boyutlu ultrason görüntülerinin birleştirilmesini sağlayan cihaz kullanıldığını, yeni biyopsi tekniği sayesinde prostat kanserinin kolaylıkla saptanabildiğini söyledi. Turgut, geleneksel yöntemler ve devrim olarak adlandırdığı yeni teknolojik gelişmeler arasındaki farkı şöyle açıkladı: “Prostat kanseri taraması için yöntemlerden biri kanda PSA ölçümü olup kan PSA düzeyinin artışı durumunda ultrason rehberliğinde prostat bezinden özel iğnelerle parça alınması işlemi gerçekleştirilmektedir. PSA düzeyinde artışın prostat kanseri dışındaki bazı sebeplere de bağlı olabilmesi nedeniyle rutin PSA taraması pek çok gereksiz biyopsiye yol açmaktadır. Bezin hangi kısmının anormal olduğu dikkate alınmadan, adeta kör olarak parça alınmaktadır. Son dönemde geliştirilen bir teknikle körleme parça alma yerine işlemin prostat bezi içerisinde saptanan şüpheli bölgelerden hedef gözeterek yapılması esas alınmaktadır.”

Burada hastanın önce multiparametrik MR adı verilen yeni bir teknikle MR’ının çekildiğini, elde edilen görüntülerin özel yazılımlarla değerlendirilmesi sonucunda prostat bezinde kanser şüphesi yüksek alanlar belirlendiğini aktaran Turgut, “Burada çok önemli bir konu da prostat kanserinin her tipinin tedavi gerektiriyor olmaması. Özellikle belli kanser tipleri tedavi edilmeyip sadece kontrollerle yetinilse bile hastaya önemli bir zarar vermiyor” diye konuştu. 

Kadınlara Mamografi Erkeklere MR
Halihazır uygulamalarla birçok hastaya gereksiz ameliyatları da kapsayan ve uygun olmayan tedavi yöntemleri uygulandığını kaydeden Turgut, “Kadınlarda meme kanseri taramasına yönelik olarak mamografinin kullanılmasına benzer şekilde yakın gelecekte erkeklerde de prostat kanseri tanısına yönelik olarak Manyetik Rezonans (MR) görüntülemenin kullanılmasının gündeme geleceğini düşünüyoruz” diye konuştu. 

Yorum bırakın

SAKARYA ÜNİVERSİTESİ’NDE SAĞLIK İLETİŞİMİ DERSİ

Sakarya Üniversitesi İşletme Bölümünde Sağlık İletişimi dersine misafir hoca olarak katıldım. Sayın Hocam Yrd. Doç. Dr. Harun Kırılmaz’a daveti için teşekkür ederim.

Yorum bırakın