Archive for category Beslenme

TİMOKİNON KANSER HÜCRELERİNİ NASIL ETKİLİYOR?

Timokinon’un kanser hücrelerine ve bağışıklık sistemine etkisi üzerine yapılan araştırma sonuçları hakkında bilgi veren Uzman Diyetisyen Banu Topalakçı, çörekotunda bulunan Timokinon’un etki  mekanizması hakkında Med-Index’e konuştu.   

Bilim insanları, normal koşullarda, eğer sağlıklı bir bağışıklık sistemine sahipsek, kolay kolay kanser olunmayacağını söylüyor. Kilit noktanın, sağlıklı bir bağışıklık sistemi olduğunun üzerinde duruluyor. Çörekotu tohumlarının bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkileriyle ilgili bilimsel çalışmalar hakkında bilgi veren Uzman Diyetisyen Banu Topalakçı, şunları söyledi: “Birkaç kontrollü hayvan deneyinde, çörekotu tohum özütü verilen hayvanların çeşitli kanser yapıcı kimyasal maddelere karşı korunduğu ortaya konuldu. Çörekotu yağındaki doymamış yağ asitlerinin kombinasyonu da mükemmel, kan damarlarını oksitlenmeden korumak için formülünde neredeyse her şey var. Sağlıklı kan damarları ise sağlıklı kan akımı, o da sağlıklı bir beden anlamına gelir. Çörekotunda bulunan Timokinon, kanser hücrelerini ‘programlanmış hücre ölümüne’ yani hücre intiharına sürükleyip kanser kitlesinin büyümesini yavaşlatıyor.

‘Anticancer Research- Kanserden Korunmaya Yönelik Araştırmalar’ adlı dergide ABD kaynaklı bir araştırmanın makalesi şu başlıkla sunuldu: “Çörekotu tohumlarının hem işlenmemiş formu hem de ayrıştırılmış aktif maddeleri deneysel olarak tümör karşıtı etki gösteriyor!”

“Çörekotunun Üç Temel Mekanizmayla Anti-Tümör Etki Gösterdiği Ortaya Konuldu”
2010 yılında ‘Nutrition and Cancer- Beslenme ve Kanser’ adlı bilimsel dergide çörekotu tohumlarının esas etken maddesi olan ‘Timokinon’un hangi etki mekanizmaları ile kansere karşı savaştığını ortaya koyan bir review (bilimsel yayınların özeti) yayınlandı. Birçok çalışmanın özeti anlamını taşıyan bu reviewde, çörekotunun üç temel mekanizmayla anti-tümör etki gösterdiği ortaya konuldu. Birincisi ve en meşhuru, tümör hücrelerini ‘apopitoza’ yani ‘hücre intiharına’ zorlamasıydı. Patolojide buna ‘programlanmış hücre ölümü’ denir ve vücudun kansere karşı en önemli doğal savunma mekanizmasıdır. İkinci yol ‘anjiogenez inhibisyonu’ yani tümörün beslenmesini sağlayan yeni damarların oluşumunun engellenmesi. Tümör, büyümek için beslenmek, kanlanmak zorundadır ve bunu kendine yeni damarlar oluşturarak yapar, işte çörekotundaki bazı aktif maddeler bu oluşumu engeller. Üçüncü yol ise ‘hücre döngüsü arresti’, yani ‘hücre üremesinin durması’. Bununda anlamı şu: tümör büyürken, her bir hücre, özel bir büyüme döngüsüne girer ve bir hücre olarak girdiği o döngüden iki hücre olarak çıkar, bu şekilde de tüm tümör kitlesi büyür. Çörekotundaki Timokinon, bu döngüyü engelliyor ki bu yolak birçok kemoterapi ajanının da etki mekanizması aynı zamanda. 

Bu konuda yapılmış çok daha çarpıcı bir çalışma var ki bu araştırma sonuçlarına göre de; çörekotu Timokinon’un kemoterapi ilaçlarının en önemlilerinden bile daha etkili olduğu öne sürülüyor. Malezya Putra Üniversitesi’nde yürütülen bu hücre deneyi, insan rahim ağzı kanseri hücreleri üzerinde yapılmış.

“Timokinon Kanser Hücrelerini İntihara Sürüklüyor”
Bir yeni çalışmada Suudi Arabistan Riyad’da İnsan Kanserleri Genomik Araştırma Merkezi’nde yürütülen çalışmada; Timokinon’un, özel bir lenf kanseri türü olan ‘primer effüzyon lenfoması’ isimli, akciğer zarında fazla miktarda sıvı birikimiyle seyreden bir lenfoma türünün üremesini baskıladığı sonucuna varılmış.

Timokinon’un kanser hücrelerini intihara sürükleyip kanser kitlesinin büyümesini engellediği bir diğer insan kanseri türü ise ‘Multiple Miyeloma’ ismini verdiğimiz kemik iliği kanseri türü. 
Singapur’da, Ulusal Singapur Üniversitesi, Yong Loon Lin Tıp Fakültesi’nde 2010 yılında yapılan araştırma sonucunda; ‘Kemoterapi ilaçlarındaki en kaygı verici durum, ilaçların seçiciliği olmaması nedeniyle normal hücrelere de verdikleri zararlara bağlı yan etkiler. Normal hücrelere minimum toksik etki gösterecek yeni bileşkelerin keşfine daha fazla önem verilmesi gerekiyor.’ Sözünü ettikleri bu yeni bileşik ise, çörekotu tohumlarındaki Timokinon.

“Çörekotu, Yan Etki Göstermeden Kalın Bağırsaktaki Kanserleşme Sürecini Yavaşlatıyor”
Beyrut Amerikan Üniversitesi Biyoloji Departmanında yapılıp 2005 yılında ‘İnternational Journal of Oncology’ adlı yayında sunulan çalışmada; çörekotu Timokinonu’nun insan kalın bağırsak kanseri hücrelerinde kanserli hücre intiharının tetiğini çektiği ortaya konmuş. Yapılan çalışmalar istatiksel olarak değerlendirildiğinde görülüyor ki; çörekotu, yan etki göstermeden kalın bağırsaktaki kanserleşme sürecini yavaşlatıyor hatta engelliyor.

“Timokinon, Pankreas Kanseri Hücrelerinin Kemoterapi İlaçlarına Hassasiyetini Artırıyor”
Kemoterapi ilaçlarının bazıları kalpte olumsuz yan etkiler oluşturabiliyor. Yapılan bazı çalışmalarla, bu ilaçların kalbe toksik etkisine karşı çörekotu yağındaki Timokinon’un koruyucu olduğunu ortaya konulmuş. Timokinon’un, son birkaç yılın en korkulan kanser türlerinden olan pankreas kanserine karşı da etkili olduğuna dair bilimsel ipuçları var. ABD Wayne Eyalet Üniversitesi Patoloji Departmanı’nda yürütülen bu çalışmada, çörekotu Timokinon’un, pankreas kanseri hücrelerinin kemoterapi ilaçlarına hassasiyetini artırdığı gözlemlenmiş.

Çörekotunda bulunan Timokinon’un kanser tedavisindeki etkisi kanser tedavisinde en yaygın olarak kullanılan kemoterapi ilaçlarından biri ile bir çok çalışmada eş değer çıkmış. Aynı etkiyi yeşil çayda bulunan bileşikler de göstermekte.”
Reklamlar

Yorum bırakın

SAĞLIK ÇALIŞANLARI SAĞLIKLI BESLENİYOR MU?

 

“Daha iyi beslen, daha iyi hisset, daha iyi yaşa ve daha iyi çalış” diyen Uzman Diyetisyen Banu Topalakcı, sağlık çalışanlarının beslenmelerinde dikkat etmesi gereken ip uçlarını Med-Index’e anlattı.


Sağlık çalışanları hastalara şifa dağıtırken, kendi sağlıklarını düşünmezler. Bu süreçte hastalarının sağlığını korumaya çalışırken, öğün atlarlar, su içmezler ve her sorun yaşandığında çok stres olurlar. Sağlıklı ve dengeli bir yaşam tarzını bir ömür boyu benimseyebilmeyi herkesin çok istediğini ettiğini dile getiren Uzman Diyetisyen Banu Topalakcı, “Hepimiz; sağlıklı yaşam seçeneklerinin neler olduğunu, sağlıklı beslenmeyi, sporun önemini, daha az alkol tüketmemiz, sigarayı bırakmamız ve zayıflamamız gerektiğini çok ama çok iyi biliyoruz. Ancak bütün bunları biliyor olmakla, harekete geçmek, bildiğimiz şeyleri uygulamak ve yaşam tarzı haline getirmek arasında çok fark var. Hayatımızda pozitif yaşam değişiklikleri yapmak kolay değildir. Yapılan değişiklikleri kalıcı hale getirmek ise daha da zordur. Kolay olsaydı; günümüzde moda diyetler, spor merkezlerine yapılan üyelikler, bireysel gelişim uzmanları, yaşam koçları ve medyanın konuya olan ilgisi her geçen gün artıyor olmazdı” dedi.

Hastanelerde sağlık çalışanlarının beslenmesine düzenli olarak dikkat edebilmesinin göründüğü kadar kolay olmadığına dikkat çeken Topalakcı, şunları söyledi: “Sağlıklı beslenebilmek için gerekli olan besinleri temin edebilmek ise büyük bir disiplin gerektiriyor. Hastanede çıkan yemekler ya da dışarıda yemek yenilen restoranlardaki alternatifler, kişinin diyetine ya da beslenme alışkanlıklarına uygun olamayabiliyor. Ara öğün alternatiflerinin nasıl çeşitlendirebileceği konusundaki karar verme süreci ise çoğu zaman çalışanlar ve yöneticiler için ekstra bir zaman kaybı olabiliyor. 

“Soğuk Algınlığına Bağlı Üretkenlik Kaybı 25 Milyon Dolar Civarında”
Unutmamak gerekir ki mutlu ve sağlıklı personel bir kurum için altın değerindedir. Çalışanların sürekli yorgun olmasının nedeni demir eksikliği veya uyku apnesi olabilir ya da çok sık baş ağrısı problemi yaşayanlar acaba gün içinde çok mu susuz kalıyor? Çok sık geçirilen gribal enfeksiyonlar ise iş verimini ciddi oranlarda düşürebilir. Unutmamak gerekir ki, beslenme ve yaşam tarzı, bağışıklık sistemi ve beden sağlığını doğrudan etkilemektedir. Yapılan bir araştırmaya göre soğuk algınlığına bağlı üretkenlik kaybının getirdiği ekstra maliyet ortalama 25 milyon dolar civarındadır. (USA , Bramley et al, 2002).

“Yorgunluğun Faturası Yılda Ortalama 136 Milyon Dolar”
İşyerlerinde yorgunluk son derece yaygın olarak görülmekte olup ciddi verim ve motivasyon düşüşlerine neden oluyor. Yine Amerika’da yapılan bir çalışma yorgunlukla gelen işgücü kaybının şirketlere faturasının yılda ortalama 136 milyon dolar civarında olduğunu göstermektedir (Ricci ve ark, 2007). 

“Sağlık Problemi Yaşayanlar, Sağlıklı Çalışanlara Oranla 3 Kat Daha Fazla İzin Alıyor”
Kötü uyku, stres, hastalık, hastalık kaygısı, şişmanlık, dengesiz ve yetersiz beslenme, fiziksel aktivite azlığı, az su tüketimi yorgunluğa ve baş ağrısana yol açan en önemli nedenlerdendir. Doğru beslenmeye teşvik edilen çalışanların yorgunluk düzeylerinde azalma olduğu yapılan çalışmalarca saptanmıştır. Sağlıklı beslenen çalışanların performans ve iş verim düzeyleri, sağlıksız beslenenlerden 3 kat daha fazla. Sağlık problemi yaşayan çalışanlar, sağlıklı çalışanlara oranla 3 kat daha fazla hastalık izni ya da rapor kullanıyor.”

İşyerinde Sağlıklı Yaşam …
Sağlık çalışanlarının uzun çalışma saatleri, iş yemekleri gibi durumların kişinin günlük beslenme planını oldukça fazla etkilediğini hatırlatan Topalakcı, şu bilgileri verdi: Bu yoğunluk ve stres içinde ise sağlık çalışanları, çok hızlı ve hayati kararlar almak zorundalar. Sağlık çalışanlarının, proaktif olmak, hızlı ve doğru karar alabilmek, kriz yönetmek, problem çözmek gibi yetkinliklerin yönetilebilmesi ancak sağlıklı bir beden ve ruh hali içinde daha etkili ve mümkün olabilecektir. 

Bu anlamda sağlık çalışanları için sağlıklı beslenmeye ve beslenme yönetimine ilişkin verebileceğim ipuçlarından bazılarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

Kahvaltı yapma alışkanlığını yaşam felsefesi haline getiriniz; protein ve karbonhidrattan dengeli bir kahvaltı örüntüsü ile güne daha zinde başlayabilir, öğleden sonra oluşabilecek yorgunluk hissini azaltabilirsiniz. Sabah sadece karbonhidrat içeren bir besinin tüketimi, yanında protein alınmadığı için öğlene doğru kişinin kan şekeri düşebilir ve kişi kendini son derece aç hissettiği için takip eden öğünde fazla yeme isteği doğurur.
Aslında ne yediğinizden çok nasıl ve ne kadar tükettiğiniz önemlidir. Örneğin kahvaltıda simit tüketmek istiyorsanız, bunu her gün yapmamak kaydıyla yanında bir iki dilim beyaz peynir , bol domates, maydanoz ve bir meyve ilavesiyle yapabilirsiniz.
Daha fazla hareket ediniz. 
Su içmeyi unutmayınız, masanızda size ait bir su şişesi bulundurarak günlük su tüketimini arttırınız,
Günde 3-4 fincandan fazla kahve tüketmeyiniz (tansiyon hastaları ise günde en fazla bir fincan içmeli), açık çay veya bitki çaylarına ağırlık veriniz. ,
Öğün atlamayınız. Uzun toplantılarda toplantı öncesinde en azından süt ve muz gibi pratik bir atıştırma yapabilir ya da toplantıda ikram olarak kuru meyve ve minik peynirli sandviçler ya da taze meyve ve az miktarda badem, ceviz sunulmasını sağlayabilirsiniz,
Öğün aralarında mutlaka ufak tüketimleriniz olmasını sağlayınız. Süt, sütlü kahve, 1 porsiyon kuru meyve, yoğurt, 10 adete kadar badem, 1 – 2 adet taze meyve, ayran, kefir gibi…
Yemek yemeyi ya da su içmeyi unutmamak adına uyarıcı mesaj içerikleri ile telefonunuz ya da bilgisayarınızdan destek alınız.
Hastanede fiziksel aktivite imkanlarını ve sağlıklı beslenme düzeyini arttırmak için bazı düzenlemeler getiriniz. Örneğin asansör kullanımını azaltmak, her çalışanın kendi işini kendisinin yapmasına teşvik etmek, sağlıklı yaşamı özendirici bilgilendirme duyuruları yapmak gibi.
Haftada bir iki kez mutlaka ızgara ya da buğulama balık tüketiniz. Balık içerdiği yağ asidi sayesinde konsantrasyonu arttırıcı ve stresi azaltıcı etki göstermektedir. Benzer etkileri gösteren muz, elma, badem ve bitter çikolatanın da günlük beslenmenizde yer almasına dikkat ediniz. Tabii ki ne yediğinizin değil, ne kadar yediğinizin önemli olduğunu unutmadan.
Diyelim ki dışarıda yemektesiniz. Yemeğe mutlaka sıcak ve bol limonlu bir çorba ile başlayınız (kremasız olanları tercih etmek doğru olacaktır). Ardından bol miktarda salata ve ızgara et tercih edebilirsiniz. Yemeğinizin yanında bir iki kadeh şarap ya da bir iki duble rakı alabilirsiniz (haftalık sıklığı bir-ikiyi geçmemelidir.) . Yemek uzun bir toplantıya dönüşürse maden suyu ile devam edebilir ya da meyve tercih edebilirsiniz. 
Yemeklerde mutlaka kompleks karbonhidrat alınız. Örneğin; çavdar ekmeği, az yağlı kuru fasulye pilaki ya da bulgur pilavı sizi hem daha iyi doyuracak hem de dengeli bir örüntü sağlayacaktır.
Salata tüketmek her zaman sağlıklı bir seçenek değildir. Bazen sağlıklı bir seçim yapmak isterken gereksiz fazla enerjiye maruz kalabilirsiniz. Salataların içeriği ve sosları bu anlamda bazen çok tehlikeli de olabilir. Örneğin sezar salata sosu son derece yağlı ve yüksek kalorilidir. Bu nedenle salatanızı sossuz sipariş edip masanıza zeytinyağı ve limon isteyebilirsiniz.


Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!


Yorum bırakın

YEŞİL Mİ SİYAH MI DERKEN BEYAZ ÇIKTI!

Günlük hayatımızda çok fazla tükettiğimiz siyah, yeşil ve son günlerde de beyaz çaydan çok sık söz edilir oldu. Peki bu alanda yapılan araştırmalar neler ve çayın rengi değiştikçe etkisi de değişiyor mu? Uzman Diyetisyen Banu Topalakçı, çaylar ve etkileri ile ilgili detaylı bilgi verdi.


İçildiğinde keyif ve sağlık açısından pek çok fayda sağlayan çok az sayıdaki içecekten biri olan çay, büyük olasılıkla sudan sonra dünyada ve ülkemizde,  en yaygın tüketilen içecek.
Güçlü bir antioksidan olma özelliği ile kansere karşı koruma sağladığını kaydeden Uzman Diyetisyen Banu Topalakçı konu hakkında şu bilgileri verdi: “Kan şekerini düşürür, antiinflamatuar (iltihap önleyici) etkisi vardır, kolesterolü düşürür, kalp rahatsızlığı ve kansere karşı korur, metabolizmayı harekete geçirme becerisi mevcuttur.

Çayı çay Yapan Fenolik Bileşkeler ya da Polifenoller mi?
Çayın sağlık açısından faydalarının nedeni içeriğindeki fenolik bileşkeler ya da polifenoller olarak bilinen bitki bazlı büyük bir koruyucu kimyasal grubundan dolayıdır.
Polifenoller, çoğu kanser karşıtı faaliyet gösteren güçlü bir antioksidandır. Bu bileşkelerin 4 binden fazla çeşidi vardır ve flavonoidler, antosiyaninler, izoflavonlar dahil olmak üzere çok sayıda sınıf ve altsınıfa ayrılmaktadır. Polifenoller, diğer antioksidanlar gibi hücrelerin “oksidatif stres” olarak bilinen normal ancak zarar verici fizyolojik süreçlerden korunmasına yardımcı olur. Oksijen her ne kadar yaşam için hayati derecede önemli olsa da aynı zamanda serbest radikaller olarak isimlendirilen reaktif maddeler de birleşir. Bu, vücudumuzdaki hücrelere zarar verebilir, bu zarar ise kalp rahatsızlığı ve kansere sebep olur.  Pek çok araştırmada, polifenollerin kanser karşıtı özellikleri ortaya konmuştur. Bunlar serbest radikallerin hücrelere verdiği zararı durdurabilir, tümör gelişimi için çalışan  enzimleri etkisiz  kılabilir ve kanseri tetikleyen unsurları işlevsiz bir duruma getirebilir.

Çayın Rengi Neyi Değiştirir?
Çayın rengi nasıl bir işlemden geçtiği ile ilgilidir. Çayın yeşil mi, siyah mı, beyaz mı ya da kırmızı mı olacağını belirleyen şey çay yapraklarının hasat sonrası maruz bırakıldığı işlem derecesidir.  Siyah çay tam  fermente edilmiştir, kırmızı çay kısmen fermente edilmiştir, yeşil çay ise hiç fermente edilmemiş ancak belli bir sıcaklıkta çevrilerek kurutulmuştur, beyaz çay ise neredeyse hiç işlem görmemiştir.

Bu dört çeşit çay arasında olgunlaşmamış, filizleri henüz tam açmadan hemen önce toplanan çay yapraklarıyla yapılan tek çay beyaz çaydır. Filizlerinin üzeri hala gümüş rengi tüylerle kaplıdır, çay kurutulduğunda bu gümüş tüyler beyaza döner ki çayın adıda buradan gelir. Beyaz çay en az işlenen çay türüdür ve aslında polifenoller bakımından da en zengin olan çay türüdür.

“Dünyada Tüketilen Çayın Yüzde 78’ini Siyah Çay,  Yüzde 20 Yeşil Çaydır”
Hepsi de olgun yapraklardan yapılan yeşil, kırmızı ve siyah çay kurutulur. Bundan sonra uygulanan işlem hepsi için birbirinden biraz farklıdır. Yeşil çay yapmak için kurutulan yapraklar buhara tutulur ya da belli bir ısıda karıştırılarak pişirilir, sonra tekrar kurutulur. Kırmızı çay yapmak için kurutulmuş yapraklar önce ufalanır sonra kısmen fermente edilir, sonra belli bir ısıda karıştırılıp kavrularak kurutulur. Siyah çay yapmak için kurutulmuş yapraklar ilk olarak sarılır, sonra tam olarak fermente edilir, ardından belli bir ısıda karıştırılarak pişirilip kurutulur. Dünyada tüketilen çayın yüzde 78’ini siyah çay oluşturur, yeşil çayın kapladığı alansa yüzde 20’dir.

Çay Kanserle Savaşır mı?
Çay yaprağına uygulanan işlemler kimyasal niteliğini değiştirir. Koyu renk çayların daha fazla işlemden geçirildiğini artık biliyoruz, ancak bu durum bu besinin sağlık açısından sağladığı faydaları  kaybettiği anlamına gelmiyor.Yeşil çay ve tahminen ondan daha az işleme tabi tutulan beyaz çay, “katesin” olarak adlandırılan çok güçlü bir polifenol grubu içerir. Katesinler  yeşil çaya kanser karşıtı özelliğini kazandıran bir polifenoldür.
Siyah çay ise, yeşil çaydan daha fazla kompleks polifenol içerir. Siyah çayın fermentasyonu sırasında pek çok özel antioksidan oluşur.

Siyah Çay Tüketimi ile İnme Arasında Bağlantı
Journal of Nutrition’da 2001 senesinde yayımlanan bir araştırma raporunda ve Hollanda National Institute of Public Healtandthe Environment tarafından yapılan bir araştırmada düzenli siyah çay tüketimi ile inme riskindeki düşüş arasında bağlantı bulundu. Yapılan bir başka çalışmada ise, 552 erkek 15 yıl boyunca gözlem altına alınmış ve  siyah çaydaki flavonoidlerin  inme ve kalp krizine sebep olabilecek “kötü “kolesterol yani LDL üretiminin düşmesine yardımcı olduğu sonucuna varılmıştır.

Cancer ‘da yayımlanan yakın tarihli bir araştırma, yüz dokuz Polonyalı kadın arasında yüksek miktarda siyah çay tüketiminin, salyada en güçlüestrojen hormonu olan ve hormonla ilintili kanserlerde kansorejenlerin seviyesinin azalmasına sebep olduğunu ortaya çıkartmıştır.

Yeşil Çay Mucize mi?
Yeşil çay; gerçekten de dünyadaki en muhteşem besinlerden biridir, kanser karşıtı özelliği vardır. Kilo vermeye yardımcıdır. Kolesterolü düşürür. Kalp rahatsızlığı oranını önemli derecede düşürmesiyle bilinir. Ayrıca içinde depresyon ve bunalımın üstesinden gelmeye yardımcı olan bileşkeler içerir.

Araştırma Sonuçları Nasıl?
Kanser önlenmesinde yeşil çayın etkisi o kadar güçlüdür ki; Ulusal Kanser Enstitüsü’nün Kanser Önleme Dalı,  çay bileşkelerini insan deneklerde kanser önleme amaçlı kullanmak için bir plan başlatmış. Örneğin 1994 senesinde Journal of the National Cancer Institute, yeşil çay tüketmenin Çin ‘deki erkek ve kadınlarda yemek borusu kanser riskini yaklaşık yüzde 60 oranında azalttığını gösteren epidemiyolojik bir incelemenin sonuçlarını yayımlamıştır. 2004 senesinde Harvard tıp fakültesinden bir ekip, yeşil çayın yemek borusu ile ilişkili kanser hücrelerinin büyüme ve çoğalmasını engellediğini ifade etmiştir.

Gerçekleştirilen yüzlerce yeşil çay araştırması, yeşil çayın insanlarda görülen ve kolon, yemek borusu, pankreas, rektum ve mide kanser türlerini önlemekte etkili olduğu artık günümüzde oldukça kesinleşmiş bir gerçektir.

Yeşil çaydaki katesinlerin kanser karşıtı ve antioksidan etkilerini gösteren araştırmaların sayısı oldukça çoktur. Tek bir örnek vermek gerekirse Japonya Tokyo’da Kanser Kemoterapi Merkezi’nde gerçekleştirilen, lösemi ile kolon kanseri hücre kültürlerinin kullanıldığı bir araştırmada yeşil çayın telomerazı doğrudan ve güçlü bir şekilde engellediği kanıtlanmıştır. Telomeraz, tümör hücre kromozomlarının uç noktalarını besleyerek kanser hücrelerini “ölümsüzleştiren” bir enzimdir.

Yeşil Çay Kolesterolü Düşürür mü?
Yeşil çayın kolesterol düşürücü etkisi hem hayvan hem de insan üzerinde  yapılan araştırmalarda kanıtlanmıştır. Yeşil çay aynı zamanda vücutta yer alan pıhtı ve inmeye sebep olabilen  fibrinojen maddesinin de miktarını azaltır. Circulation Journal ‘da Temmuz 2004 ‘te yayımlanan “Yeşil Çay Tüketiminin Koroner Arter Rahatsızlığının Gelişimi Üzerindeki Etkileri” başlığını taşıyan bir makalede araştırmacılar, hastaların yeşil çay tüketimlerinin  koroner arter rahatsızlığına yakalanma olasılıklarını düşürdüğü sonucuna varmışlardır.

Yeşil Çay Kilo Vermeye Yardımcı mıdır?
Yeşil çay kilo vermek isteyen kişilere de yardımcı olabilir. American Journal of Clinical Nutrition ‘da yayımlanan bir araştırmada yeşil çay içirilen erkekler, yeşil çaydan farklı ancak ona çok benzer bir içecek tüketenlere kıyasla daha çok kalori harcamıştır.  Araştırmalar yeşil çayın metabolizmayı daha fazla çalıştırdığını dile getirmektedir.

Yeşil Çay Kendinizi İyi Hissetmenizi Sağlayan Dopamin’in Salgılanmasını Sağlar mı?
Yeşil çaydaki tenin adlı madde, iyi bir ruh haline ve artan bir rahatlama hissine neden olur. Hatta Japonya’da sadece bu maksatla kullanılmaktadır.
Tenin, beyni sakinleştirme eğilimi olan bir hormonun salgılanmasını sağlar. Aynı zaman da mutluluk ile yakından ilintili olan temel beyin kimyasallarından dopaminin salgılanmasını da tetikler. Dopamin beynin temel zevk ve ödül sağlayıcısıdır ve çay içildiğinde salgılanan dopamin büyük oranda mutluluk hissine katkıda bulunur.

Alzheimer’a Karşı Yeşil Çay İçilmeli mi?
Antioksidanların nörodejeneratif rahatsızlıkların önlenmesinde önemli  bir rolü vardır. Annals of Clinical Psychiatry’de 2005 senesinde yayımlanan “Antioksidanlar ve Alzheimer Hastalığının İncelenmesi” başlıklı bir araştırmada, Alzheimerın önlenmesine yardımcı  olacak etkenler bildirilmiştir  ki bunlar:  Yeşil çay,  sarımsak, resveratrol (üzüm çekirdeği), C ve E vitaminidir.”

Kaynak
1. Bowden Jonny, The 150 Healthiest Foods on Earth, 2007
2. Mahan l.K, Stump E.S, Raymond J.L, Krauses Food and the Nutrition Care Process, 13. Edition, 2012
3. Miandji A.M, Tıbbi Bitkiler Atlası, 2010

1 Yorum