Archive for category Beynin Gizemli Dünyası

ALZHEİMER’A ERKEN TEŞHİS İMKANI DOĞUYOR

Alzheimer hastalığında erken teşhis için geliştirilen yeni bir yöntem, bir hastadan örnek alınarak hazırlanan robot ile tanıtıldı.
Unutkanlık denildiğinde ilk akla gelen hastalıklardan biri olan Alzheimer’ın erken teşhisi için, uzun yıllardır araştırmalar sürüyor.  34. Ulusal Radyoloji Kongresi Siemens standında Alzheimer hastalığında erken teşhis yöntemini tanıtmak için, Gil adındaki hastanın yüz modeli çıkartılarak anlatıldı. Robot, bir Alzheimer hastanın yüz hareketlerini birebir yapıyor.
Amyloid Brain Model’ini tanıtmak için hazırlanan robot hakkında bilgi veren Siemens Moleküler Görüntüleme Sorumlusu  Gizem Uçanok, robotun üç farklı şirketten, 20 çalışanın 6 hafta boyunca birlikte çalışarak geliştirildiğini belirtti. Uçanok, söz konusu robotun Alzheimer’ı diğer demans türlerinden ayıran yeni bir radyoaktif maddeyi ve bu madde için Siemens’in geliştirdiği Amyloid Nöroloji yazılımını tanıtmak için yapıldığını söyledi. Bu yeni radyoaktif madde ve de yazılım ile ilgili Uçanok, şunları söyledi: “Alzheimer şüphesi olan hastalara bu yeni radyoaktif madde veriliyor. Hastanın daha sonra PETBT ya da PETMR ile beyin görüntülemesi yapılıyor. Verilen bu ilaç direk olarak beyindeki Amyloid plaklara yapışıyor ve görüntülenmesini sağlıyor. Daha sonra Siemens Amyloid yazılımı hastanın beyin datasını referans beyin datasıyla karşılaştırıyor ve klinisyenlere hastanın Amyloid oranını sunar. Bugün Amerika’da yaşayan 5. 4 milyon kişi Alzheimer hastası var ve 2050 yılına kadar bu rakamın 16 milyona kadar yükselmesi bekleniyor. 65 yaş üzerindeki her 8 kişiden biri ve 85 yaş üzerindekilerin yarısı Alzheimer hastası. Bu yöntem Amerika’da ve Avrupa’da uygulanmaya  başlandı.”

“Demans Hastalarının Bir Kısmına Yanlış Tedavi Uygulanıyor”
Unutkanlık şikayetiyle doktorlara gidenlere yapılan tetkikler sonucunda bir çoğuna demans teşhisi konduğunu kaydeden Uçanok, genelde hastalara  aynı tedavinin uygulandığını kaydetti. Uçanok, “Aslında demans hastalarının bir kısmına yanlış tedavi uygulanıyor. Alzheimer hastası sayılan hastaların bir kısmı Alzheimer hastası olmayabiliyor. Bu tetkik ve yazılım hastaların Alzheimer hastası mı yoksa başka türlü bir demans hastası mı onu söylüyor ve bunu erken teşhis etmeye yardımcı oluyor” diye konuştu.

Kongreye olan destekleriyle ilgili görüşlerini dile getiren Siemens Sağlık Türkiye Direktörü Şevket On, Türk Radyoloji Derneği’nin kongreyi uzun yıllardır başarıyla gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Şevket On; “Her yıl, Ulusal Radyoloji Kongresi’nde dünyada sunduğumuz en yeni ürün ve teknolojileri paylaşmaya gayret ediyoruz. Yalnızca ülkemizde değil, çalışmalarıyla uluslararası alanda da adını yukarılara taşıyan Türk Radyoloji Derneği’nin bu yılki organizasyonuna da destek vermekten dolayı son derece mutlu olduk” dedi.   
Reklamlar

Yorum bırakın

BEYİN ARAŞTIRMALARINDA NEREDEYİZ?

Cambridge Üniversitesi’ndeki nörobilim araştırmaları hakkında bilgi veren Dr. Muzaffer Kaşer, temel bilimlerde yapılan çalışmaların kliniğe aktarılmasının hedeflendiğini söyledi. 

Beyin araştırmaları üzerine Cambridge Üniversitesi’nde geniş kapsamlı çalışmalar yürütülüyor. Hedef temel bilimlerden ve hayvan deneylerinden elde edilen sonuçların kliniğe uyarlanması. Cambridge Üniversitesi Psikiyatri kliniğinde Nörobilim üzerine Doktora yapan Dr. Muzaffer Kaşer,  çalışmalar hakkında  bilgi verdi. 
Cambridge’de araştırma gruplarının bağlı olduğu birçok enstitü olduğunu belirten Kaşer, “Davranışsal ve Klinik Nörobilim Enstitüsü’ndeyim ve burada Beyin Haritalama Ünitesi, Otizm Araştırma Enstitüsü, Tıbbi Araştırma Konseyinin Beyin ve Kognisyon Birimi var. Bu birimler Psikiyatri bölümünün çatısı altında bulunuyor. Sürekli ortak çalışmalar yapılıyor. 

“Deney Hayvanında Bulduğumuz Bir İşlemi,  Klinik Ortama Transfer Etme Şansımız Oluyor” 
Davranışsal ve Nörobilim Enstitüsü’nde daha çok translasyonel yani temel bilimlerdeki bilgiyi klinik ortama uyarlamaya yönelik araştırmalar yapılıyor. Hayvan modelleri boyutunda altta yatan beyin mekanizmalarının nörokimyasal, genetik ve davranışsal yönleri inceleniyor.  İnsanlardaki boyutta yeni nöropsikolojik tekniklerle ve görüntüleme yöntemleriyle çeşitli hastalıklarda beyin işlevleri değerlendiriliyor.  Bu araştırmalar birbirinin içine geçebiliyor. Yani burada insanlarda kullandığımız bir nöropsikolojik testin aynı zamanda deney hayvanı modeli var. Bu da bize şöyle bir imkan sağlıyor; deney hayvanında belirli nörotransmiterlerle ilişkili olduğunu bulduğumuz beyin sistemlerinin işlevi veya bozukluğuna dair daha rafine bilgiler edinebiliyoruz. Sonra da bu bilgileri klinik ortama uyarlama şansımız oluyor.”

“Beyin Görüntülemede Beyin Bölgelerinin Bağlantılarıyla ilgili Analizlerin Klinik Ortama Uyarlanması Hedefleniyor”
Beyin görüntüleme ile ilgili çalışan çok sayıda uzman olduğunu kaydeden Kaşer, “Beyin ile ilgili Avrupa Birliği’nin çok önemli bir projesi var. Bu projelerden bir tanesi Cambridge’de sürüyor. Beyin bölgelerinin bağlantılarıyla ilgili yeni matematiksel modellemeler kullanılarak yapılan analizlerin klinik ortama uyarlanması hedefleniyor. Nihai amaç psikiyatrik hastalıkların tanısında ve tedavi izleminde kullanılabilecek biyolojik belirteçler geliştirmek” dedi. 

“Beynin Nasıl Çalıştığını Artık Daha İyi Anlıyoruz”
Temel bilim genetiğinde çok önemli noktalara gelindiğini hatırlatan Kaşer,  “İnsan genom projesi sayesinde,  genom tarama araştırmaları yapılıyor. Nörobilimde de çok fazla bilgi birikimimiz var. Beynin nasıl çalıştığını artık daha iyi anlıyoruz. Fakat bu bilgileri kliniğe uygulamakla ilgili zorluklarımız var. Cambridge’deki psikiyatri ve nörobilim odaklı araştırmalar translasyonal nitelikte. Yani yöntemsel veya preklinik araştırmalardan edinilen yeni bilgileri hastaların faydasına yönelik hale getirmeye çalışıyoruz. 

“Psikiyatrik Hastalıklardaki Biyolojik Belirteçler: Henüz Uygulamaya Geçmiş Bir Belirtecimiz Yok”
 Birçok psikiyatrik hastalığın tedavisinde daha iyi, daha rafine yöntemlere ihtiyacımız var. Diğer yandan tanısal anlamda da yeni nörobilim yöntemleri bizim için çok önemli. Bir takım aday biyolojik belirteçler ve testler var ancak psikiyatrik hastalıklar için henüz uygulamaya geçmiş bir belirtecimiz yok” diye konuştu.  

Yorum bırakın

BEYNİN PLASTİSİTESİ VAR

Beynin yenilenme özelliğinin olmadığı söylenir. Ancak Cambridge Üniversitesi Psikiyatri kliniğinde Nörobilim üzerine Doktora yapan Dr. Muzaffer Kaser, yapılan son araştırmalarda beynin plastisite özelliğinin olduğunu belirtti.

Beynin hiçbir şekilde kendini yenileme özelliği olmadığı söylenir. Ancak beynin yenilenebildiğini ve esnek olabildiğini (plastisite) belirten Cambridge Üniversitesi Psikiyatri kliniğinde Nörobilim üzerine Doktora yapan Dr. Muzaffer Kaşer, çok kısa bir süre öncesine kadar beyin hücrelerinin kesinlikle bölünemeyeceği gibi bir bilgi olduğunu söyledi. Kaşer, “Şu anda beyindeki plastisitenin, şekillenebilirliğin özellikle belli beyin bölgelerinde çok fazla olduğunu ve sadece bağlantıların artması değil, aynı zamanda yeni hücre yapımının da beyinde gerçekleştiğini biliyoruz. Bir takım yerleşik bilgiler yeni bilimsel bulgularla değişiyor” dedi.

Med-Index

Yorum bırakın

BEYİN MİTLERİNİ YIKIN ARTIK!

“Mozart dinleyenler daha zeki” diye yazan bilgilerin yanlış olduğunu biliyor musunuz? Bilimsel makaleye dönüşmeden basına sızan bir bilgi, yıllardır süren bir hurafe.

Yüzyıllardır en merak edilen mekanizmalardan biri olan beyin, üzerinde en fazla yanlış bilgilerin olduğu konu. Beyin ile ilgili “mit”ler yani doğru bilinen yanlışlar çok fazla. Beynin işleyişine mistik anlamlar katılıyor. Gizemli bir olay olarak tanımlandığı için hep beyin ile ilgili bir takım bilgilerin mit haline gelmesi daha kolay oluyor. Cambridge Üniversitesi Psikiyatri bölümünde Nörobilim üzerine Doktora yapan Dr. Muzaffer Kaşer, yaygın beyin mitleri hakkında Med-Index’e bilgi verdi. 

Mozart Dinlemek Zekanızı Açmaz!
Mozart etkisi ile ilgili Kaşer şunları söyledi: “Amerika’da bir grup araştırmacı deneklere Mozart dinletiyor ve başka bir gruba farklı müzikler dinletiyor. Sonrasında bir takım artimetik işlemler yapmalarını istiyorlar. Bu çalışmada Mozart dinleyen grupta o sırada olumlu bir değişim bulunuyor diğerlerine göre, fakat bu bulgu daha sonra tekrar edilemiyor. Yaygınlaştırılamıyor, dolayısıyla rastlantısal bir bulgu. Fakat bulgu bilimsel makale olmadan önce, basın bu araştırmayı alıp haber yapıyor. O kadar çok ilgi çekiyor ki, hala birçok kişi kendinden emin bir şekilde Mozart dinlemenin zekayı geliştirdiği “mit”ini paylaşıyor. Fakat kesinlikle tekrar edilemeyen bir bulgu.”

“Bilimsel Geçerliliğinden Ziyade İnsanlarda Yarattığı Duygu Daha Ön Plana Çıkıyor”
Bilimsel bulgunun, bilimsel geçerliliğinden ziyade insanlarda yarattığı duygunun daha ön plana çıktığını vurgulayan Kaşer, “Belki de müzik dinleyip zekamınızın daha yüksek seviyeye gelmesi konusunda bir arzumuz var. Bu arzu insanların bu tür mitleri daha çabuk sahiplenmesine neden oluyor. Bazen bilimsel geçerliliği tartışılmamış bir bilgi basın yoluyla o kadar popüler oluyor ki, yıllarca süren bir mit haline gelebiliyor” dedi. 

Şarlatanlara Kanmayın!
“Şarlatanlara Kanmayın” diyen Kaşer, “Bazı alanlarda tedavi yapma yetkisi olmayan kişiler yaptıkları bir takım yöntemlerin önüne nöro ya da beyin dalgalarını ekleyerek bir şekilde daha pazarlanabilir hale getiriyorlar. O tuzaklara düşmemek lazım. Yetkin kişiler tarafından yapılan tedavilere eğitimlere katılın” diye konuştu. 
Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın

BEYNİNİN YÜZDE KAÇINI KULLANDIĞINI BİLMEYEN VAR MI?

Beyninizin yüzde kaçını kullanıyorsunuz? Yoksa daha fazlasını kullansam neler yaparım diyenlerden misiniz? Aslında bu yazıyı okurken bile beyninizin yüzde 100’ünü kullandığınızı biliyor musunuz?


“Beyninizi daha çok kullanıp aslında şimdiki halinizden daha iyi olmak ister misiniz?” diye başlayan haberlere veya yazılara dikkat edin. Bunlar aslında sadece birer safsata, neden mi? Yıllardır insanlar beyinlerinin tamamını değil sadece yüzde 10’unu kullandığını düşünüyor. Birçok bilim insanı bu hurafenin artık değişmesi için çalışıyor. 

“Beynimizin yüzde kaçını, nasıl kullanıyoruz?” sorusunu Cambridge Üniversitesi Psikiyatri kliniğinde Nörobilim üzerine Doktora yapan Dr. Muzaffer Kaser, Med-Index’e yanıtladı. 

Yüzde On “Mit”i

“Beynimizin yüzde 10’unu kullanıyoruz diye bir yanlış bilgi daha var” diyen Kaşer, şu bilgileri verdi: “Beynin yüzde 100’ünü kullanıyoruz. Beyin görüntüleme araştırmaları sayesinde beynin bir bütün halinde çalıştığını, bağlantıların etkileşim halinde olduğunu ve bir görev yapılmadığında dahi arka planda çalışan aktivitesi (default mode network) bulunduğunu biliyoruz. Parmağımızı şıklattığımızda dahi beynimizin yüzde 90’ını çalıştırıyoruz. Zaten vücudun enerjisinin büyük kısmını kullanan bir organın, çoğunun çalışmadan kalması yaşamla bağdaşmazdı.”

İnsan Türünün “Benmerkezci” Yapısı 

Bilimsel gerçekliğinin dışında, insanların nasıl böyle bir bilgiyi sahiplenebildiklerini sorgulayan Kaşer, “Bu konuda şöyle bir düşüncem var; insan yüzyıllar boyunca kendini evrenin merkezinde olduğunu düşünegelmiş. Bu derece benmerkezci bir canlının, kendi beyniyle de ilgili beklentilerinin yüksek olmasını bekleyebiliriz. Yüzde 10 “mit”inin altında tarihsel olarak böyle bir motivasyon olabilir. Aslında beynimin tümünü kullanmıyorum; yüzde 100’ünü kullansam neler yapabilirim? Düşüncesi bu nedenle bu derece sahiplenilmiş” dedi. 

“Kişisel Gelişim Adındaki Kitapların Yanlış Bilgilerin Yayılmasında Etkisi Büyük”

“Kişisel gelişim” adıyla çıkan kitapların, özellikle modern çağda insanların iş hayatındaki sorunlarına yönelik popüler kültür ürünleri olduğunu söyleyen Kaşer, bu kitapların yanlış bilgilerin yayılmasında çok büyük payı olduğunu kaydetti. Kaşer, “Çünkü bu kitaplarda sürekli kişilere aktarılan, şöyle bir mesaj var; ‘Siz aslında kapasitenizin daha fazlasını yapabilirsiniz, yapmalısınız da.’ Bunu bir şekilde temele oturmanın en kolay yolu da ‘aslında beyninizin tamamını kullanmıyorsunuz’ demek. Böylece insanlara daha fazlasını kullanmanın yollarını vaad ederek kazanç sağlayan bir sektör var. Derslerimde bu bilgiye inanan çok sayıda kişiyle karşılaşıyorum” diye konuştu.

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!


Yorum bırakın

BEYNİNİZ İLE ALIŞVERİŞ YAPMAYI ÖĞRENİN!

Nörobilim alanında yapılan çalışmalar pazarlama alanında “nöromarketing” adıyla kullanılıyor. Sağlık sektöründe bu yöntemin kullanımı hakkında bilgi veren Sales Brain Ortağı Kıvılcım Kayabalı, beynin duygusal konulara karşı daha hassas olduğunu söyledi.

Nöromarketing karar verme eğilimlerimizi bilimsel bir yol ile açıklamaya çalışan yeni bir disiplin. Nöromarketing’in amacı müşterilerin tercihlerini anlayabilmek ve bir ölçüde öngörebilmek. 
Nöromarketing’in geçmişi 90’lı yıllarda Harward Üniversitesinde başlatılan ve daha sonra birçok araştırma kurumunda devam eden nörobilim ile ilgili çalışmalara dayanıyor. Bunların arasında çok önemli kabul edilen bir çalışma ise 2004 yılında Houston, Teksas Tıp Fakültesi Baylord College’de gerçekleştirilen Cola ve Pepsi’nin karşılaştırıldığı meşhur araştırma (blind test). Bugün bilimsel verilere dayanarak satın alma kararlarımızın ardında mantıksal nedenlerden çok duygularımızın olduğunu biliyoruz. 

1999 yılında Journal of Consumer Research’te yayınlanan Kathryn Braun’un makalesi de bu sürece ışık tutmak açısından bir mihenk taşı oldu. Eskiden, tüketicilerin satın alma davranışında eylem sıralamasının “düşün-hisset-yap” şeklinde olduğu sanılırken, Braun’un çalışması gerçek sıralamanın “hisset-yap-düşün” olduğunu ortaya koydu. Yani satın alma hareketimiz rasyonel bir düşünceyle başlamıyor, hissederek başlıyor. Önce duygularımızla karar veriyor ve daha sonra verdiğimiz kararı mantıklı bir zemine oturtmaya çalışıyoruz. Bu durum hiç giymeyeceğimiz bir ayakkabıyı satın alırken de, çok büyük iş anlaşmalarını imzalarken de geçerli. İlginç bir şekilde alınan risk ne kadar büyükse duygular o kadar çok devreye giriyor. Kalifornia’da UC Irvine Nörobilim Bölümü Direktörü ve karar mekanizmalarında duyguların etkisini inceleyen en önemli uzmanlardan olan Antonio Damasio, ‘Descartes Error’ adlı kitabında “Biz hisseden düşünme makinaları değil, düşünen hissetme makinalarıyız ” diyor. 

Pazarlamacıların beynin çalışma mekanizmalarına giderek daha fazla ilgi duyduğunu ve yeni bakış açıları kazandığını söyleyen Sales Brain Ortağı Kıvılcım Kayabalı, “Nöromarketing çalışmaları pazar araştırmaları açısından önemli bir yer tuttuğu gibi, bu kavramın pazarlama dünyasında kabul görmesi ve uygulanması, pazarlama ve satış alanındaki stratejilerimize büyük katkılar sağlayacak” dedi. 
Nöromarketing konusunda sağlık sektörünün nasıl faydalanması gerektiği üzerine Kayabalı, Med-Index’in sorularını yanıtladı. 

Bu toplantıların amacı nedir?
Bu toplantılarda katılımcılara müşterinin nasıl karar verdiğini, karar verme mekanizmasının altındaki bilimsel gerçekleri anlatıyoruz. Nörobilim üzerinde son yapılan araştırmalara dayanarak müşterini nasıl etkileyebileceklerini gösteriyoruz. Programda gerçek karar vericinin beynimizin hangi bölgesi olduğunu, neden duygulara hitap etmemiz gerektiğini açıklıyoruz. Yine nörobilim çalışmalarından elde ettiğimiz verilere dayanarak değer mesajlarını ve iddia’larını oluşturma, etkili sunum yapma ve kişiler arası ilişkilerde önem verilmesi gereken noktalara değiniyoruz. Bu açıdan dünyadaki tek work-shop.

Bu Workshop’ta neler anlatılıyor?
21.yüzyılın eğitimli tüketicileri mantıklı görünen seçimlerinde ve kararlarında sandıklarından daha az kontrole sahipler ! Beyni farklı hücresel ve işlevsel özellikleri olan üç bölüme ayırarak inceleyebiliyoruz. Yeni beyin yani neokorteks düşünür, rasyonel verileri işler, entelektüel süreçlerden sorumludur. Orta beyin; hisseder, duyguları işler. Eski beyin ya da sürüngen beyin adını verdiğimiz bölge ise karar vericidir. 

Nörobilim alanında yapılan son çalışmalar gösteriyor ki, beyinde satın alma kararı rasyonel gerekçelere dayanarak verilmiyor. Kararları duygularımızın etkisiyle içgüdüsel olarak veriyoruz ve daha sonra verdiğimiz kararı rasyonelize etmeye çalışıyoruz. Nöromarketing ise eski beyni etkileyen süreçleri ve satın alma kararlarının arkasındaki nedenleri inceliyor

Toplantıda satış ve pazarlama dünyasındaki yöneticilere müşterilerin nasıl düşündüğünü kavrayabilmenin pazarlamacıları başarıya götürecek en önemli yol olduğu mesajını veriyoruz. Karar verme mekanizmalarının ardındaki bilimsel gerçekleri öğrenmek ürün özelliklerinden ve ürünlerin piyasa ve müşterilere nasıl ulaştığından daha fazla önem taşıyor. Yeniliklere açık olan pazarlama yöneticileri, konfor alanlarını genişleterek farklı disiplinleri keşfetmeye çalışıyorlar. Bizde onlara beyin, nörobilim alanında yapılmış araştırmaları aktarıyoruz ve bu bilgileri satış ve pazarlama alanında nasıl kullanabileceklerini gösteriyoruz. Örneğin konferansta katılımcılara müşterilerin beynindeki karar verici bölge olan eski beyine ulaşmayı sağlayan 6 temel uyarı hakkında örneklerle detaylı bilgi veriyoruz.
Bunlar; 
Eski Beyin benmerkezcidir. 
Zıtlık eski beynin hızlı ve risksiz karar vermesini sağlar. 
Eski beyin somut ve kolay anlaşılır verilere ihtiyaç duyar
Eski beyin başlangıç ve bitişlerden hoşlanır
Eski beyin görseldir
Eski beyin yalnızca duygular tarafından harekete geçer.
Bu workshop’ta farklı seviyelerden satış ve pazarlama uzmanları müşterinin bakış açısını ve karar verme mekanizmasını öğretiyor.

Nöromarketing sağlık sektöründe nasıl kullanılabilir?
Nöromarketing prensipleri tüm sektörler için geçerli. Hatta kişiler arası iletişimimizde bile aynı yöntemleri uygulayabiliriz. Bir ürün veya hizmeti tanıtırken en etkili yol, hizmeti götürdüğünüz kişinin sıkıntısını keşfetmek. Onun duygularına hitap edebilmek ve en önemlisi ’ben’ değil ’biz’ dilini kullanmak. Yani verdiğiniz hizmet, ürünleriniz hakkında bilgi verirken asıl üzerinde odaklanmanız gereken nokta bu hizmetin kişinin hangi sıkıntısını gidereceğini, kişiye sağlayacağı yararları net bir şekilde anlatmak. Ayrıca hizmeti sunduğumuz kişinin duygularına hitap edebildiğimiz sürece akılda kalıyoruz ve değerimiz artıyor. Duygulara etkili hitap eden markalar veya kurumlar tercih ediliyor. 
Dünyada Siemens gibi sağlık alanında çalışan birçok kurum ve sağlığa yönelik hizmetler pazarlayan şirketler bu konuda danışmanlık alıyor. Sağlık veya diğer sektörlerdeki kişisel ilişkilerimizde de aynı prensipler geçerli. İlkel beyin veya eski beyin güvenilir kanıtlar karşısında etkileniyor. Bu kanıtları kolay anlaşılabilir şekilde sunmak önemli. Başarılı kişilerin doğal olarak bu yöntemleri uyguladığını görüyoruz.

Nöromarketing bilmenin avantajları nelerdir?
Nöromarketingin en büyük yararlarından biri satış ve pazarlama için ortak bir dil içermesi. Birçok kurumda satış ve pazarlama bölümleri iletişim için ortak bir dil platformu paylaşmıyor ve firma da bu bölünmüşlüğün faturasını ağır ödüyor.
Nöromarketing ile birlikte satış ve pazarlama işlevleri dört basit ve temel adım üzerinde yoğunlaşıyor ve aşağıdaki mesajlar iletiliyor;
Müşterinin sıkıntısını teşhis edin: teşhis ederken ’yargılamayın, derinlemesine dinleyin, varsayımlardan kaçının, araştırın ve düşünün 
Firmanızın iddialarını farklılaştırın : yeri doldurulamaz olmak, farklı olmayı gerektirir.
Kazancı gösterin : kazancı verilerle kanıtlayın
Eski beyne iletin : eski beyne iletirken siz üslubunu kullanın, büyük resmi gösterin, zıtlıklardan yararlanın, bir hikayeniz olsun
Bütün bunları gerçekleştirmek için öncelikle duygulara hitap etmeyi, etkili sunum hazırlamayı, topluluğa hitap etmeyi, satış ve pazarlamanın tüm diğer boyutlarını etkili kullanmayı öğreniyorsunuz.

Bu programa katılanlar ne gibi bilgiler edinecek?
Sales Brain kurucu ortağı Christophe Morin, tarafından gerçekleştirilecek olan Nöromarketing workshopta katılımcılar bilimsel verilerin ışığında müşterilerinin satın alma kararlarını etkileyen faktörleri öğrenecekler, karar verme sürecinde duyguların rolü üzerinde geniş bir vizyon kazanmış olacaklar.
Günümüzde satış ve pazarlama artık hiç olmadığı kadar zor. Çünkü müşteriler çok bilinçli, rekabet çok yoğun, geleneksel anlaşma tekniklerine olan direnç çok arttı.
Bu workshop etkili pazarlama stratejileri yaratmak ve başkalarını etkileme yeteneğinizi geliştirmek, ikna edici sunumlar yapabilmek ve mesajlarınızın akılda kalıcı bir şekilde sunulabilmesi için devrimsel nitelikte teknikler aktarıyor. İstanbul’da bir önceki konferansımıza katılan kurumların web sitelerindeki değişiklikleri ve farklılaşan iddialarını görmek etkileyiciydi.

Yayınlar
Neuron, Vol. 44, 379–387, October 14, 2004, Neural Correlates of Behavioral Preference for Culturally Familiar Drinks (http://www.librimedia.com/website/content/research/papers/neural_correlates_of_behavioral_preference_for_culturally_familiar_drinks.pdf)
Journal of Consumer Research Vol 25 Nov 4 March 1999 Kathryn Braun Consumer Memory ( http://www.jstor.org/discover/10.1086/209542?uid=3739192&uid=2&uid=4&sid=21102060296521)
Kitaplar
Neuromarketing “Understanding the Buy Button Inside Your Customers’ Brain”(Patrick Renvoise&Christophe Morin )
Descartes Error (Damasio)
Neuromarketing (Zurawicki)
How Customers think (Zaltman)

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın

İKİ SİNİR BİLİMCİDEN BEYİN SOHBETLERİ

Hayatını sinir bilime adamış iki bilim insanı, yıllardır edindikleri birikimlerini eğlenceli bir gösteri tadında sunuyor.

Bilimsel çalışmalar denildiğinde insanlar genellikle konunun fazla karmaşık olacağını düşünerek bir miktar uzak dururlar. Bilim insanları aslında bu çalışmaların düşünüldüğü gibi sıkıcı olmadığını göstermek adına, çok farklı çalışmalar yapıyor. Onlardan biri de [n] Beyin ismiyle yola çıkan Doç. Dr. Sinan Canan ve Araştırma görevlisi Serkan Karaismailoğlu. Arzu eden herkesi, iki sinirbilimcinin rehberliğinde, beyin ve sinir bilimin garip dünyasında eğlenceli bir keşfe davet ediyorlar.

Anlatılanlar Hayatınıza Uygulayacağınız Nitelikte
İki sinirbilimci, beyin ile ilgili farklı bir sunum hazırlıyorlar, ancak sıkıcı bilimsel ve anlaşılmaz terimlerden arındırılmış, merak uyandıran bu sunum yaklaşık 2.5 saat sürüyor. Sunum, beyin ile ilgili temel bilgileri, ders havasından çok uzakta anlatılarak başlıyor. Ortada kocaman bir beyin maketi ile dikkatle dinliyorsunuz. Çünkü, anlatılanlar hayatınıza uygulayacağınız nitelikte ve esprilerle renklendirilmiş. 

nBeyin, temel konuların yanı sıra oldukça tartışmalı ve ucu felsefeye kadar uzanan derin konulara da girilen, benzerine pek rastlamadığımız bir sunum şekli. Sunumda değinilen bazı konular şöyle: Beyinlerimiz nasıl çalışır? Beyinde neden sağ ve sol ayrımı var? Evlilik aşkı öldürür mü? Erkek ve kadınların beyinleri gerçekten de farklı mı? Bilinç nedir? Zihin kontrolü mümkün mü? Gerçeklik nedir ve biz gerçekten “var olduğumuzu” bilebilir miyiz? 

nBeyin, Sinan Canan ve Serkan Karaismailoğlu’nun araştırmayı, öğrenmeyi ve başkalarına anlatmayı çok sevdikleri bilimsel bazı öykülerden oluşuyor. Birbirinden bağımsız gibi görünen öykülerin tamamı aslında sinir sistemimiz ve beynimizin çalışmasını anlatırken, daha genelde “bizi bize” anlatmayı amaçlıyor.

Amacımız Asla Bilim Dersi Vermek Değil
Sunumları hakkında Doç. Dr. Sinan Canan şunları söyledi: “nBeyin, “sadece biz karar versek, derslerimizi nasıl anlatırdık” sorusuna üretebileceğimiz cevaplar üzerine gelişti aslında. Bir müfredat sınırlaması varsa, dünyanın en zevkli konusu dahi keyifli bir şekilde anlatmanız zordur. Fakat dünyanın en zevkli konusu olan sinirbilimlerini hiç bir kısıtlama olmadan ilgilenen herkese anlaşılabilir bir şekilde sunmak, aslında bizim temel amacımız. İstedik ki, arzu eden herkes, sinirbiliminin en karmaşık sonuçlarını bile temel düzeyde anlayabilsin ve insanoğlunu doğrudan ilgilendiren bu bilim ile bu bilimin hayata dair açılımları hususunda herkes kendine göre faydalanabilsin. Amacımız asla bilim dersi vermek değil; düşündürmek, farkındalık oluşturmak ve insanların hayatına bilgi ile elimizden geldiğince olumlu katkılar sağlayabilmek. Sunumlarımızın ardından aldığımız geri bildirimler de amacımıza ulaşmada doğru yolda olduğumuza dair kanılarımızı güçlendiriyor. Açıkçası ilk başladığımızda böyle büyük bir ilgi beklemiyorduk; fakat şu anda onlarca üniversiteden teklif geliyor ve biz de onlara cevap vermeye gayret ediyoruz.

Rüyamız, nBeyin’i insanların ilgisini cezbeden daha profesyonel bir gösteriye dönüştürmek ve bütün Türkiye’deki meraklı insanlara birebir ulaşabilmek. Elbette böyle yoğun ve masraflı bir turne programı bizim gibi iki akademik insanı biraz aşıyor. Bundan dolayı şu anda bazı sponsor görüşmeleri yapıyoruz; alabileceğimiz desteklere göre gösterimizi çok daha keyifli ve eğlenceli bir hale getirmeye gayret edeceğiz.

nBeyin, insanoğlunun en büyük aşama kaydettiği sinirbilimleri alanının modern zamanlarda beynimiz ve davranışlarımız hakkında bizlere neler söylediği ile ilgili. Bu bilgileri elden geldiğince çok insanla paylaşarak, özellikle gençlerin sinirbilimleri alanlarına yönlenmesinde teşvik edici bir rol oynamak istiyoruz. Zira yakın bir gelecekte, bu günkünden çok daha önemli ve ileri noktalara gelecek olan sinirbilimleri ve ilişkili alanlarda dünyada söz sahibi bilim insanları yetiştirmeye çok ihtiyacımız var. Bu da ancak genç ve meraklı zihinleri bu yolla tanıştırmak sayesinde mümkün olacak diye düşünüyoruz.

Ayrıca bilimle uğraşmasak bile günlük hayatta yaşadığımız her şeyin beyin ve sinir sistemimizle doğrudan ilişkisi var. Arzularımız, heyecanlarımız, fikirlerimiz, anlaşmazlıklarımız… Bunların hepsi sinirbilim bilgileri ışığında düşünüldüğünde bize bambaşka ipuçları verebiliyorlar. Mesela, sunumumuzda kadın-erkek beyni arasındaki farkları anlattığımızda yüzlerde beliren şaşkın ifade bunun bir göstergesi. Bir çok katılımcı “demek ondan böyle yapıyormuşum; yahut yapıyormuş!” diyerek adeta bir aydınlanma geçiriyorlar. Örneğin kadının ilişkideki seçici rolü, erkeklerin genel olarak akla gelen vurdumduymazlığı, erkek-kadın arasındaki empati farklılıkları gibi konular, izleyen herkesi şaşırtıyor. Bunun yanında sinirbilimleri ile uğraşan takipçilerimizin de pek fazla duymadıkları konuları gündeme taşıyoruz. Mesela hepimizde gizli bir yetenek olan “örüntü algısı”, beynin kaotik işleyişi, bilimin öngörülemez dediği bazı gelecek hadiseleri tahmin etme; yahut kendimize genetik olarak en uygun eşi seçme gibi yeteneklerimizi insanlara anlattığımızda, hayatları ile ilgili ilginç düşüncelerin de kapısını araladığımızı düşünüyorum.

Bunların hepsinin ötesinde nBeyin’in çok beğenilmesinin bence en büyük nedeni, hem biz, hem de dinleyenler, anlatılanlardan büyük zevk alıyorlar ve hepimiz bu işlere meraklıyız. Bence işin gerçek sırrı bu.”

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın