Archive for category Dernek

TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ

Ameliyat sonucunda istenmeyen bir yan etki veya komplikasyon durumunda basında kötü şekilde yer alan bir tıp dalı olmaktan kurtulmak istediklerini belirten Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, birçok başarılı operasyona imza atan anestezi uzmanlarının doğru anlatılmasını istediklerini kaydetti.

Esra Öz: Derneğiniz hakkında kısaca bilgi verir misiniz? Prof. Dr. Şükran Şahin: 1956 yılında kurulan Anesteziyoloji cemiyeti, 1972 yılında Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği adını aldı.

Ne gibi faaliyetleriniz var? Derneğinize kimler üye olabiliyor?

Şu anki üye sayınız nedir? Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanı hekimlerin, asistan ve araştırma görevlilerinin bilgi ve becerilerinin arttırılması için çalışmalar yapıyoruz. Türkiye’de uzmanlık eğitimi kalitesinin yükseltilmesi için faaliyetlerde bulunurken, üyelerimizin çalışma yaşamlarında karşılaştığı idari, yasal ve bilimsel anlamda çeşitli sorunlarda destek oluyoruz. Derneğimiz, ülke çapında sürekli tıp eğitimi kapsamında konferanslar, ulusal ve uluslararası kongreler, bölgesel ve genel sempozyumlar ve mezuniyet sonrası kurslar ve atölye çalışmaları düzenlemektedir. Türkiye’de Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlık eğitiminin kalitesinin yükseltilmesi ve standart bir zemine oturtulması için çalışmalar yürütüyoruz, bu alandaki bilimsel çalışma ve araştırmaları teşvik ediyoruz. Derneğimiz, ilerleme ve daha iyiye ulaşılmasını sağlama amacıyla gerektiğinde yarışmalar düzenleyerek, ödüller veriyor.

Bin 700’ün üzerinde üyemiz vardır. Üyelerimizin önemli bir kısmı cerrahi girişimler sırasında hastaların ağrı duymamaları yanında bu dönemi güvenle geçirebilmelerini sağlamak üzere anestezi uzmanı olarak çalışıyor. Yine önemli diğer bir kısım üyemiz; Anesteziyoloji ve Reanimasyonun çalışma alanına giren, Yoğun Bakımlarda yaşamını tehdit eden ileri derecede hastalığı olan hastaların bakımında ve Ağrı tedavisi (Algoloji) bilim dalında çalışmakta, geçirilemeyen ağrıların tedavisinde yoğunlaşıyor.

Derneğinizin yeterlik kurulu ve yeterlik sınavı var mı? Yapılan sınavlar hakkında bilgi verir misiniz?

Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği yeterlik kurulu (TARD-YEK), ulusal yeterlik belgelendirmesi eğitimin standardisazyonu, eğitim kurullarının teknik ve eğitsel alt yapılarının değerlendirilmesi çalışmalarını gerçekleştirmek amacıyla kuruldu. Bu görevi çerçevesinde TARD yönetim kuruluna bağlı olarak çalışan bir kuruluş. En önemli amacı TARD-YEK belgelendirilmesinin, öncelikle Avrupa Uzmanlık Dernekleri Yeterlik Kurulu (UEMS/EBA) ve Avrupa Anestezi Derneği’nin (ESA) hazırladığı Avrupa Anesteziyoloji ve Reanimasyon yeterlik belgelendirilmesine nitelik olarak paralellik göstermesini sağlamak ve daha sonra, eşdeğer olarak işlem görebilmesi için çalışmalar yapılıyor. TARD-YEK belgesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanı olan kişilerin profesyonel aktivitelerini hiçbir şekilde kısıtlamayan ancak özendirici bir ödül belgesi niteliğinde olan, herhangi bir şekilde yasal bir yeterlilik derecesine, imtiyaz nedenine veya bir lisansa karşılık gelmiyor. Ancak TARD-YEK sınavlarına girmek veya belgesine sahip olmak için başvuruda bulunmak gönüllü bir çabadır.

Branşınızı ve derneğinizi, dünya ile değerlendirdiğinizde nerede görüyorsunuz? Sizce neler yapılmalı?

Türkiye Anesteziyoloji ve Reanimasyon alanında diğer dünya ülkeleri ile karşılaştırıldığında teknik ve mesleki bilgi anlamında oldukça ileri düzey yer alıyor. Ancak nüfus sayısı göz önünde bulundurulduğunda hekim sayısının azlığı önemli ölçüde göze çarpıyor. Bu anlamda anestezi alanında çalışacak hekimlerin çalışma koşullarının iyileştirilerek yeni hekimlerin özendirilmesi anlamında çok ciddi çalışmalar yürütüyoruz.

Dernek başkanlığınız süresince hedefleriniz nelerdir?

Daha önce alt yapılarını hazırladığımız ve üyelerimizin kendi çalıştıkları ünitelerde eksik kalan bilgi ve görgülerini yurt içi ve yurt dışı rotasyon programlarında ilerletebilmeleri konusundaki projelerimizi hayata geçirmeye başlıyoruz. Bu yıl gerçekleştireceğimiz bir diğer projede, yurtdışı yayınlar konusunda ciddi bir gereksinim olan İngilizce makale düzeltimi konusunda üyelerimize yardımcı olacağız. Bilimsel konular yanında sosyal konularda da gerek mesleki kötü uygulamalar ile ilgili sağlık sigortası, gerekse mesleğimiz ile ilgili diğer yasal konularda üyelerimize yardımcı olmaya çalışmak da projelerimiz arasında yer alıyor.

Branşınızda yapılması gerekenler nelerdir?

Anesteziyoloji ve Reanimasyon branşının önemi giderek daha çok anlaşılmakla birlikte, gerek yönetimler ve diğer branşlar, gerekse halkımız arasında önemi hala çok iyi bilinmiyor. Ancak istenmeyen bir yan etki veya komplikasyon durumunda basında yer alan bir tıp dalı olmaya devam ediyor. Hekime çok büyük bir sorumluluk yükleyen, uzun çalışma ve nöbet saatleri, anestezik gazlara maruz kalma ve stres ile iş yükünün çok ağır olduğu bu branşta çalışma koşullarının iyileştirilmesi çok önemli.

Özellikle branşınızla ilgili bir beklentiniz var mı?

En önemli beklentimiz çalışma koşullarımızın iyileştirilmesi, özellikle riskli hastalarda kullanılması gereken araç ve gereçlerin ülkemizin her bölgesindeki her hastanede bulunabilir olmasıdır.

Branşınızın uzmanlık süresi ve içeriği sizce yeterli mi, yan dal hakkında ne düşünüyorsunuz?

Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanlık eğitimi süresi ülkemizde 4 yıl olmakla birlikte pekçok eğitim kurumunda bu dönem ancak 5 yılda tamamlanabiliyor. Anesteziyoloji ve Reanimasyon branşına bağlı 2 adet yan dal mevcut; Yoğun Bakım ve Algoloji. Bu yan dallarda yetişmiş anestezi uzmanı hekimler hastalara en az konu ile ilgili diğer branş hekimleri kadar çok yararlı katkılar sağlayabiliyor.

Branşınızın tercih edilme oranı nedir?

Anesteziyoloji ve Reanimasyon daha önceleri çok tercih edilmeyen bir branştı. Ancak günümüzde TUS sıralamasında tercih oranı olarak ortalarda yer alıyor.

TUS sınavı hakkında ne düşünüyorsunuz? Uzmanlık eğitimi alabilmek için sizce nasıl bir yöntem olmalı?

TUS kişilerin branşa olan ilgilerini ve o konudaki yeteneklerini ölçen bir sınav değil. Revizyondan geçirilmeli diye düşünüyorum. Tabii ki bilimsel bilgi düzeyi de çok önemli ama kişisel özelliklerin de uygunluğunun belirlenebilmesi gerekir.

Branşınızda özellikle üzerinde durulması gereken bir konu var mı?

Tıbbi yanlış uygulamalar, anestezistlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi, zorunlu mesleki sorumluluk sigortası, anestezist memnuniyeti, anestezistlerde tükenme sendromu, anestezide performans ve SUT (SKG) uygulamaları günümüzde en çok konuşulan mesleki sorunlarımız arasında yer alıyor. Derneklere örnek teşkil edecek çalışmalarınız nelerdir? Derneğimiz oldukça aktif çalışan bir dernek olmakla birlikte diğer mesleki derneklerin de aktif çalışmalarını büyük bir memnuniyetle izliyoruz. Üyelerimizin dernek web sitesinden kongre konuşmalarına ulaşabilmeleri, yabancı dergilerde yayın yapmak isteyen üyelerimize verilen profesyonel yardım ve hukuk, etik ve mortalite, morbidite konularındaki desteklerimiz örnek teşkil edebilir.

Dernek yönetim kurulu üyelerini tanıtır mısınız?

Prof. Dr. Şükran ŞAHİN Başkan – Uludağ Üniversitesi

Prof. Dr. Ülkü AYPAR 2.Başkan – Hacettepe Üniversitesi

Prof. Dr. Güner KAYA 2. Başkan – İstanbul Üniversitesi

Prof.Dr. Hülya BİLGİN Genel Sekreter – Uludağ Üniversitesi

Doç.Dr. Ömür ERÇELEN Veznedar – Amerikan Hastanesi

Prof. Dr. İbrahim YEGÜL Üye – Ege Üniversitesi

Prof.Dr. Asuman UYSALEL Üye – Ankara Üniversitesi

Doç. Dr. Altan ŞAHİN Üye – Hacettepe Üniversitesi

Doç. Dr. Süleyman GANİDAĞLI Üye – Gaziantep Üniversitesi

Dernek tarafından düzenlenen etkinlikler nelerdir?

Konferanslar, ulusal ve uluslararası kongreler, bölgesel ve genel sempozyumlar ve mezuniyet sonrası kurslar düzenlemektedir. Dernek iletişim bilgilerini verebilir misiniz?

TARD Merkezi –TARD Merkez Binası İnönü Cad. Zambak Apt. No:7/4 34437 Taksim İstanbul TEL:0212 251 75 55

FAX:0212 251 75 56

Reklamlar

Yorum bırakın

TÜRKİYE SOLUNUM ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ

Bir yılda ortalama 15 bini geçen sayıda akciğer kanseri vakası teşhis edildiğini belirten Türkiye Solunum Araştırmaları Dernek (TÜSAD) Başkanı Prof. Dr. Can Öztürk, 40 yıllık geçmişi olan dernek hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

Esra Öz: Derneğiniz hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
Prof. Dr. Can Öztürk:
1970 yılında kurulan dernek, solunum hastalıkları alanında , tüberküloz ağırlıklı kurumsal yapılanmaların dışında, uzmanlık derneği niteliğinde ilk sivil toplum kuruluşudur. Kuruluşunu izleyen yıllarda, Türkiye’nin değişik yörelerinde, tüm “Göğüs Hastalıkları” alanında çalışan hekimleri bir araya getiren, 30 adet yıllık ulusal kongre gerçekleştirmiş ve düzenli olarak kongre kitaplarını (Bildiri ve sunum özetlerini içeren belirli) yayınlamış.
TÜSAD, 40 yıllık geçmişinde, 30 ulusal kongre, sayısız bilimsel toplantı, sempozyum, çeşitli bilimsel yayınlar, çok sayıda uluslararası sempozyum, bir dünya kongresi, halka yönelik ve değişik sağlık sorunlarına odaklanan farkındalık projeleri, Sağlık Bakanlığı , Türk Tabipleri Birliği ve diğer kuruluşlarla işbirliği içerisinde yürütülen birçok etkinliği başarıyla gerçekleştirdi. TÜSAD, Avrupa Birliği standartlarında göğüs hastalıkları uzmanlık eğitiminin esasını oluşturacak olan “Eğitim Programı”nın hazırlığını yürüten organizasyonlardan biridir.

Ne gibi faaliyetleriniz var? Derneğinize kimler üye olabiliyor? Şu anki üye sayınız nedir?
TÜSAD; solunum siteminin fonksiyon ve hastalıkları ilgili konularda, tıp mensupları, halk ve hastalar için eğitici, öğretici toplantılar düzenlemek, bu konularda bilimsel ve sosyal çalışmalarda bulunmak, üyelerinin mesleki sorunlarına yönelik çözüm geliştirmek başlıca hedeflerdir. Bu hedeflere ulaşmak için, derneğin yönetim organları dışında; çalışma grupları, komiteler ve kurullar büyük bir uyum içinde faaliyetlerini yürütmektedir.
Son yıllarda; çevresel etkenler ve özellikle tütün kullanımı, alerjik faktörler ve çocukluk döneminde geçirilmiş infeksiyonlara bağlı olarak ileri yaşlarda ortaya çıkan komplikasyonlar; solunum sistemi hastalıklarını toplumda en sık rastlanılan sağlık sorunları haline getirmiştir. Çoğu kronik seyirli olan bu hastalıkların, ülke koşullarına uygun olarak maliyet-etkin bir şekilde kontrol edilmesi gerekliliği ve bunlara önlemeye yönelik yapılması gereken faaliyetler ve organizasyonlar derneğe çok önemli bir misyon yüklemektedir.
Göğüs hastalıkları uzmanlık alanımızla ilgili konularda, gerek Sağlık Bakanlığı, gerekse Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türk Tabipleri Birliği gibi sağlık alanında otorite durumundaki kurumlara, dernek tarafından önemli bir danışmanlık hizmeti aktarımı yapılmakta ve bu kurumlarla ortak bir vizyon oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Derneğimizin üye sayısı bin 800 dür. Tüzüğümüze göre derneğimizin iki çeşit üyesi vardır:
A. Asli üyeler
1. Göğüs hastalıkları uzmanları ve araştırma görevlileri
2. İlgili meslek grubu üyeleri: Solunum Sistemi ve hastalıkları ile ilgili konularda derneğin amaçlarına uygun çalışan ve araştırmalar yapan yüksek öğrenimini tamamlamış kişiler.
Üyelik başvurusunu takiben Dernek Yönetim Kurulu kararı ile üyelik kesinleşir.
B. Onursal üyeler
Dernek Yönetim Kurulu önerisi ve Genel Kurul onayı ile derneğin amaç ve çalışmalarına katkıda bulunan kişilere onursal üyelik verilir.

Derneğinizin yeterlik kurulu ve yeterlik sınavı var mı? Yapılan sınavlar hakkında bilgi verir misiniz?
Türk Göğüs Hastalıkları Yeterlik Kurulu 2001 yılında Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği ve Türk Toraks Derneği tarafından ortaklaşa ve eşgüdüm ile kurulmuştur. Dokuz kez yeterlik sınavı yapılmış ve 280 uzmana yeterlik belgesi verilmiştir.

Branşınızı ve derneğinizi, dünya ile değerlendirdiğinizde nerede görüyorsunuz?
Solunum hastalıklarının büyük bir kısmını kronik gidişli hastalıklar oluşturuyor. Bizim alanımızdaki en sık karşılaştığımız kronik hastalıklar, astım gibi allerjik kökenli hastalıklar, KOAH dediğimiz kronik obstrüktif akciğer hastalıkları ve bunların ötesinde nedeni bilinmeyen bazı akciğer hastalıkları, uyku ile oluşan solunum bozukluklarıdır. Ancak bizim alanımızda bu hastalıkların dışında alt solunum yollarının enfeksiyon hastalıkları önemli bir yer tutuyor. Pnömoni veya bronş enfeksiyonları bu alanda sık karşılaştığımız sağlık sorunları…

“Bir Yılda Ortalama 15 Bini Geçen Sayıda Akciğer Kanseri Vakası Teşhis Ediliyor”
Akciğer kanseri özellikle ülkemizde son yıllarda da gittikçe artma eğilimi gösteren ve halk sağlığı sorunu boyutuna ulaşmış önemli bir problem. Ülkemizde özellikle sigara tüketiminin çok yoğun olması nedeniyle, akciğer kanseri sayıları gittikçe artma eğilimi gösteriyor. Bir yılda ortalama 15 bini geçen sayıda akciğer kanseri vakası teşhis ediliyor her yıl Türkiye koşullarında. Dolayısıyla, önlenebilir kanserlerden olan bu hastalık bizim açımızdan son yıllarda çok sık karşılaştığımız bir sorun haline geldi. Ayrıca tüberküloz son dönemde farklı bir boyutuyla ön plana çıktı. Dirençli tüberküloz dediğimiz, tedaviye dirençli olan hastalarla kendini gösterebilen ve toplum için ciddi bir risk haline gelen bir sağlık sorunu. Bu da yine bizim alanımızda sık karşılaştığımız hastalıklardan birisi. Ayrıca solunum yetmezliği gibi yoğun bakım gerektiren problemler, iş ve meslek ile ilgili hastalıklar ki bunlar da son yıllarda çok gündemde olan konular. İşyerlerindeki sağlık koşullarının olumsuzluğu nedeniyle ortaya çıkan pnömokonyozlar ve diğer mesleki hastalıklar, gerek maluliyet gerekse takip ve tedavi standartları açısından göğüs hastalıklarını yakından ilgilendirmektedir.

Dernek başkanlığınız süresince hedefleriniz nelerdir?
Tüm üyelere saygılı ve eşit mesafede olmak; sürekli tıp eğitimi etkinliklerinde ve toplumsal projelerde üyelerimizin her birini derneğimiz çatısı altında arzu ettikleri pozisyonlarda fonksiyone edebilmek için tüm olanaklarımızı kullanmak, ana hedefimdir.
Uzmanlık alanımız için çok önemsediğimiz ve derneğimizin de önemli bir katkı verdiği “ Türk Göğüs Hastalıkları Yeterlik Kurulu”, uzmanlık eğitiminde Avrupa Birliği ile uyumu sağlayacak eğitim programını bu dönemde hazırladı. Toplumun akciğer sağlığını korumaya ve geliştirmeye yönelik projelere bu dönemde ağırlık verildi. Bu dernek, 21. yüzyılın her türlü teknolojik ve iletişim unsurlarını aktif bir şekilde kullanarak, bilgiyi tüm üyelerine en etkin ve ulaşılabilir boyutta aktaracak bir çizgiye çok kısa sürede gelecektir.

Branşınızda yapılması gerekenler nelerdir?
Solunum hastalıkları alanında son yıllarda tüm dünyayla beraber Türkiye’de de oldukça hızlı gelişmeler yaşanıyor. Bu gelişmeleri tanı aşamasında ve tedavi aşamasında olmak üzere iki gruba ayırabiliriz. Özellikle solunum hastalıklarının tanısında endoskopik yöntemler ya da bize özel tanımlayacak olursak bronkoskopik yöntemlerde son derece belirgin ilerlemeler ve yenilikler var. Son yıllarda gündeme gelen bronkoskopik yöntemlerle, akciğer kanseri başta olmak üzere diğer birçok akciğer hastalığının tanısını ve ayrıntılı değerlendirmesini bugün çok rahatlıkla yapabiliyoruz.
Türkiye koşullarında maalesef bu gelişmelerin hepsinden tam olarak yararlandığımız söylenemez. Özellikle yüksek teknolojiyi gerektiren ve yüksek maliyetli cihazlarla gerçekleştirilebilen bazı incelemeler ve uygulamalar sadece belli merkezlerde şu an için uygulanabiliyor. Çok yaygın olarak uygulandığını söylememiz mümkün değil. Ancak bunun ötesinde tedaviye yönelik gelişmelerden bahsedecek olursak, dünyadaki güncel gelişmelere paralel olarak uluslararası organizasyonların ve uzmanlık derneklerinin uyguladığı ve geliştirdiği kanıta dayalı bilgiler ile tedavi önerileri, kongre, kurs ve sempozyum gibi faaliyetlerimiz çerçevesinde hekimlerimize ulaştırılmaktadır.

TÜSAD; bu çerçevede her yıl bir ulusal “ solunum” kongresi düzenlemekte ve sayıları binin üzerinde meslektaşımız bu bilimsel ortama katılarak, araştırmalarını sunmakta ve diğer katılımcılarla etkin bir bilgi paylaşımı gerçekleştirilmektedir. Derneğin 15 adet, farklı alanlarda etkinlik gösteren çalışma grubu vardır ve bu gruplar tüm yıla yayılmış olarak birçok bilimsel toplantı organize etmektedirler. Bu bilimsel etkinliklere katılım konusunda, özellikle asistan meslektaşlarımız, iş yükleri ve sayısal yetersizlik gibi nedenlerle zorlanmaktadırlar. Üniversite ve Eğitim hastanelerinde asistan sayılarının gerçekçi düzeylere ulaşması halinde bu eğitim etkinliklerine katılım, müfredat programları çerçevesinde daha düzenli olarak sağlanabilecektir. Yine asistanların ‘ERASMUS’ gibi değişim programları çerçevesinde yurtdışı deneyimlerinin sağlanması, önümüzdeki dönem için önemsediğimiz bir konudur.
Dernek; ayrıca, üyelerinin uluslararası toplantılara katılımı için burs vermekte, kapsamlı ve nitelikli araştırma projelerine maddi destek sağlamaktadır. Derneğin maddi olanaklarının artması ile paralel olarak, uzun süreli yurtdışı ve yurtiçi eğitim programlarının desteklenmesi de sağlanabilecektir.

Özellikle branşınızla ilgili bir beklentiniz var mı?
Göğüs Hastalıkları Uzmanlarının poliklinik sayılarının, batı ülkelerindeki düzeylerde gerçekleştiği, çalışma koşullarının çağdaş ortamlara dönüştüğü ve uzmanlık eğitimi aşamasında; müfredat programı kapsamında gerekli bilgilerin ve pratik eğitimin tüm merkezlerde tamamıyla alınabildiği günlerin daha fazla gecikmeden sağlanması en önemli beklentimizdir.

Branşınızın uzmanlık süresi ve içeriği sizce yeterli mi, yan dal hakkında ne düşünüyorsunuz?
Branşımızın uzmanlık süresi yeni uzmanlık yönetmeliğinde 4 yıl olarak belirlenmiş olup bu süre bizim için yeterli değildir, Türk Göğüs Hastalıkları Yeterlik Kurulu ve yine Sağlık Bakanlığı tarafından oluşturulan Tıpta Uzmanlık Kurulu Müfredat Oluşturma Komisyonu (TUKMOS) tarafından da bu sürenin 5 yıla çıkmasının gerekliliği konusunda ortak görüş birliğine varılmıştır.

Branşınızın tercih edilme oranı nedir?
2010 Nisan dönemi Tıpta Uzmanlık Sınavı sonuçlarına göre en çok tercih edilen 10 branş içinde “Göğüs Hastalıkları” yer almamaktadır. Bu durumda özellikle son yıllarda dahili branşlara karşı azalan ilginin ve “ Yoğun Bakım” eğitiminin uzmanlık eğitimi sürecinde getirdiği zorlukların etkisi olduğunu düşünüyoruz.

TUS sınavı hakkında ne düşünüyorsunuz? Uzmanlık eğitimi alabilmek için sizce nasıl bir yöntem olmalı?
TUS sınavı uzmanlık öğrencilerinin seçimi için oldukça adil ve objektif bir sınav olmakla birlikte sadece yazılı sınav ile seçim yapmanın kişisel özelliklerin değerlendirilmesi ve iletişim açısından bir ölçme yapılabilmesi olanağını ortadan kaldırması nedeniyle bir ilk basamak olarak devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz. İlaveten sözel bir sınav veya görüşme, hatta iletişim becerileri ve kişisel özelliklerin değerlendirildiği bir deneme süresinin de olabileceğini düşünüyoruz.

Branşınızda özellikle üzerinde durulması gereken bir konu var mı?
KOAH olarak, sağlık profesyonelleri dışında toplum ve hastalar tarafından fazla bilinmeyen ve özellikle sigarayla ilişkili olan bir hastalık üzerinde durulması gerektiğini düşünüyoruz.. Bu hastalık sigara içenlerin yaklaşık yüzde 15’inde ortaya çıkıyor. Ülkemizde yaklaşık 4 milyon civarında KOAH’lı hastamız olduğunu düşünüyoruz. Ancak bu hastalar, özellikle sigara içen kişiler, bu hastalığa ilişkin bulgular ortaya çıkmasına rağmen çoğu zaman bunun farkında olmayabiliyorlar. Bu hastaların en önemli belirtileri; düzelmeyen, geçmeyen öksürükler, zamanla gittikçe artan ve efor kapasitesini azaltan nefes darlığı ve balgam çıkarma şeklinde olabiliyor. Örneğin, eskiden yürüyebildiği mesafeleri veya çıkabildiği merdivenleri, sigara içen kişiler zaman içerisinde yürüyemez ya da çıkamaz hale geliyorlar. Sonuçta, akciğerlerde, bronşlarda geriye dönüşü olmayan bazı yapısal bozulmalar karşımıza çıkıyor ve bu bozulmalar neticesinde iltihabi diyebileceğimiz nitelikte kronik gidişli bir hastalık şeklinde KOAH dediğimiz bu durum gelişiyor. Tedavi yaklaşımında özellikle bu hastalara erken tanı konması ve ileri evrelere erişmeden hastalığın tedavisi büyük önem taşıyor. Tedavi edilmediği takdirde akciğer içi damar basınçlarıyla başlayan problemler zamanla kalbi zorlayarak ve yükleyerek hastaları kalp yetmezliğine kadar götürebiliyor. Yani karşımıza kalp yetmezliği ve solunum yetmezliğiyle nefes darlığı içinde ve oksijen desteği almadan yaşamını sürdüremeyecek duruma gelmiş olan bir hasta grubu çıkıyor, bu hastalığın son dönemlerinde. Bu nedenle hastalık özellikle çok sık görüldüğünden ve sigara yönünden de ilişkisi çok net ve kesin olduğu için, KOAH dediğimiz hastalığı biz gerçekten önemsiyoruz ve bir şekilde bunun halk tarafından ve sigara içenler tarafından bilinmesini sağlamamız gerekiyor.

Derneklere örnek teşkil edecek çalışmalarınız nelerdir?
Derneğimiz her yıl düzenli olarak yılda bir kez genellikle Ekim ayı sonunda olmak üzere ulusal kongre yapmaktadır ve bu kongrede bilimsel konular ana hedef olmakla birlikte her yıl mutlaka bir global veya toplumsal tema da işlenmektedir. Örneğin geçen yıl, “Doğal Hayatı Koruma Vakfı” ile birlikte küresel iklim değişiklikleri ve insan sağlığı üzerine etkileri, doğal kaynakları koruma, doğal hayatı koruma gibi konularda, kongre katılımcıların farkındalığının artırılmasına yönelik bir dizi etkinlik gerçekleştirilmiştir.

E-Eğitimler
Sürekli Tıp Eğitimi Etkinliklerinin, elektronik ortamda gerçekleştirilebilmesi için yürüttüğümüz “E- Eğitim” projesi, değişik konularda “Çağrı Merkezleri” projeleri, derneğin maddi olanakları çerçevesinde gerçekleştirmeyi düşündüğümüz, tüm uzmanlık derneklerine örnek teşkil edebilecek çalışmalar.

Yorum bırakın

ACİL TIP UZMANLARI DERNEĞİ

Ülkemizde hastanelerde en çok başvurulan bölüm olan Acil Servislerde görev yapan Acil tıp uzmanlarının tanınmaması ve gereken değerin verilmemesi üzerine Acil Tıp Uzmanları Dernek Başkanı Doç Dr. Başar Cander ile konuştuk.

Esra Öz: Derneğiniz hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
Doç Dr. Başar Cander:
Acil Tıp Uzmanları Derneği 1999 yılında Bursa’da ülkemizde acil tıp uzmanlık dalının kurucusu olan John Fowler başkanlığında bir ekip tarafından kuruldu.Ülkemiz acil tıp uzmanlığıyla 1993 yılında tanışmış ve 1994 ten itibaren acil tıp uzmanlık eğitim programları 2-3 üniversitemizde başlamıştı.İlk acil tıp uzmanları 1998 yılının sonunda eğitimini tamamladı.Bunun hemen akabinde 1999 yılında uzmanlık derneği kurulmuş oldu.Derneğimiz için bu yıl özel bir yıl 10. yılımızı kutluyoruz. 2006 yılında genel kurulda alınan karar sonucunda dernek merkezimiz Ankara’ya taşınmış bulunuyor

E.Ö.: Ne gibi faaliyetleriniz var? Derneğinize kimler üye olabiliyor? Şu anki üye sayınız nedir?
B.C.:
Branşımız Türkiye’de en genç branştır ama aynı zamanda en çok ihtiyaç duyulan branştır.Dernek olarak bir taraftan acil tıp dalının yeni olmasından kaynaklanan çeşitli sorunlarla uğraşırken bir taraftan da her derneğin yaptığı eğitim çalışmaları,kurslar, kongreler gibi aktivasyonları gerçekleştiriyoruz.Acil tıp sistemlerinin iyileştirilmesi günümüzde en önemli gelişmişlik kriterlerinden biridir.Bu yüzden Sağlık Bakanlığıyla ortak olarak sistemin yeniden nasıl kurulacağını ve ileriye dönük planlamaların nasıl yapılacağını belirlemeye çalışıyoruz.Acil Tıp çalışmalarının özlük haklarının iyileştirilmesi de acil tıp hizmet kalitesinin artmasında en önemli faktörlerden biridir.Bu yüzden bu konuda da çalışmalar yapmaktayız.Her yıl ulusal kongre ve en az 2 bölgesel sempozyum düzenliyoruz.Bu çalışmalarda hem acil tıp çalışanlarını bir araya getiriyor, hem de alanımızdaki son gelişmeleri içeren derslerle bilimsel eğitime katkıda bulunmaya çalışıyoruz.Çeşitli kurslarımız var.Türk Kardiyoloji Derneğiyle ortak düzenlediğimiz İleri Kardiyak Yaşam Desteği Kursları var.Bu aslında bütün branşlara hitap eden bir kurs.Temel ultrasound kurslarımız var acil durumlar için.Bunun dışında ilk yardım kursları düzenliyoruz. Camiamızla ilgili bilimsel çalışmaların yayınlandığı Akademik Acil Tıp Dergisi var.Yılda 4 defa düzenli olarak yayınlanıyor.Kitap çalışmalarımız var Dernek üyelerimiz acil konularda eksik olan Türkçe kaynak kitaplar üzerinde çalışmalar yapıyorlar. Ayrıca derneğimiz EUSEM(Avrupa Acil Tıp Derneği) üyesidir. Hatta süreç olarak biz onlardan öndeyiz. Onlarla da ortak çalışmalarımız var. Avrupa Acil Tıp Eğitim müfredatının hazırlanmasında önemli görevler aldık ve hazırlayanlar arasında yer aldık. 2012 Avrupa Acil Tıp Kongresinin ülkemizde yapılması konusunda da ben bizzat söz aldım Ülkemizdeki uzmanların çoğu derneğimize üye 300 civarında acil tıp uzmanı var Bunların 250 den fazlası derneğimize üye. Ayrıca fahri üyelerimiz var Araştırma görevlileri fahri üye olabiliyor.300 civarında da fahri üyemiz var. Uzmanlık derneği olduğumuz için sadece uzmanlar asil üye olabiliyor. Sadece Acil tıp uzmanları üye olabiliyor

E.Ö.: Derneğinizin yeterlik kurulu ve yeterlik sınavı var mı? Yapılan sınavlar hakkında bilgi verir misiniz
B.C.:
Yeterlilik kurulumuz var ve bu ay içinde genel kurulda tekrar seçim yapılarak yenilendi.Bazı ön sınav çalışmaları yaptık. Şu an yeterlilik sınavı için hazır durumdayız.

E.Ö.: Branşınızı ve derneğinizi, dünya ile değerlendirdiğinizde nerede görüyorsunuz?
B.C.:
Acil tıp uzmanlığı tüm dünyada en çok ihtiyaç duyulan aynı zamanda en yeni branşlardan biridir.İlk olarak ABD de yaklaşık 40 yıl önce başlamıştır ve o günden itibaren hızla gelişmiş, ve en popüler branşlardan biri olmuştur.Bu gelişmede çeşitli faktörler rol almıştır.Bunlardan en önemlisi özlük haklarının daha iyi olmasıdır.Acil tıp uzmanlığının ABD de kazandığı başarılar Avrupa dışı ülkelerde de bu branşın oluşmasına yol açmıştır.Ülkemizde de1993’te ayrı bir branş olarak belirlenmiştir.Daha sonraki yıllarda yakın geçmişte Avrupa ülkeleri de acil tıp uzmanlığına zorunlu bir geçiş sağlamaya başlamışlardır.Acil servis hizmetlerinin önemi anlaşıldıkça ve insanların beklentileri arttıkça acil servis hizmetlerinin bu konuda uzmanlaşmış kişiler tarafından verilmesi kaçınılmaz bir olgu haline gelmiş ve tüm dünya ülkelerinde de hızla yayılmaya başlamıştır.Ülkem,iz bu konuda göreceli olarak erken yol almaya başlamışsa da istenilen düzeyde bir gelişme ve yaygınlaşma sağlanamamıştır.Çeşitli faktörler bu durumda etkin olmuştur.Acil tıp uzmanlığı çalışma koşulları en zor olan daldır.Zamanla yarış ve hata payının olmaması gerekliliği kadar tüm branş vakalarında da bilgili olmak ,çabuk karar verebilmek, gibi meziyetler çalışma hayatı boyunca gereklilik göstermektedir.Böyle zor ve meşakkatli bir işin başarılı şekilde ve arzulanarak yapılması için çaşitli ayrıcalıkların olması gerekmektedir.Ancak acil tıp uzmanları için ülkemizde böyle bir ayrıcalık olmadığı gibi yeni bir branşın kabullenmesi zorlukları da buna eklenmektedir.Bu yüzden acil tıp uzmanlığı istenilen düzeyde tercih edilen seviyeye ulaşamamıştır.Bu durum bu sistemde başarıyı engelleyen ve yavaşlatan bir faktör olmuştur.Derneğimiz bu konuda sürekli olarak iyileştirme önerileri, planlama yapmakta ve Sağlık Bakanlığı yetkilileriyle bu konuları paylaşmaktadır. Bunun dışında da EUSEM’le aktif bir çalışma ve işbirliği içindedir.Dolayısıyla dernek çalışmaları istenilen düzeylerde ancak belirlenen sağlık politikaları istenilen düzeyde değildir.Acil servise başvuran ve çok kritik durumda olan hastaların bakım kalitesinin geliştirilmesi tamamen branşımızın teşvik edilmesine bağlıdır.

E.Ö.: Dernek başkanlığınız süresince hedefleriniz nelerdir?
B.C.:
Daha önce belirttiğim gibi ülkemizde acil servise başvuran hasta sayısı rekor düzeydedir.Bir ülkede gelişmişliğin en önemli göstergesi zaman içinde bu zor dönemde verilen sağlık hizmetinin kalitesiyle ölçülecektir. BU yüzden bu hizmetlerin iyileştirilmesine yönelik çalışmalar öncelikli hedefimiz olmaktadır.Bu konuda Sağlık Bakanlığıyla işbirliği sonu8cunda önemli mesafeler kaydettik. Ancak bu hizmet kalitesinin artışı için acil tıp uzmanlığının en çok istenen en çok tercih edilen bir branş olması gerekmektedir. Bunun için özlük haklarının olabildiğince düzeltilmesi gerekmektedir. Bu yüzden özlük haklarımızın iyileştirilmesi yine öncelikli hedeflerimiz arasında yer almaktadır.Acil tıp uzmanlarının planlı bir şekilde görevlendirilmesi de eğitim kalitesinde artışa neden olacaktır.Bu yüzden az sayıda uzmanın en çok verimli olarak bölgelerde hizmet vermesi sağlamak için çalışmalar yapmaktayız.Çok geniş bir çalışma alanına sahip olan derneğimizin bütün çalışmalarının tüm üyelerin katılımıyla ve ortak çalışmalarla yürütülmesini hedefliyoruz.Bunun dışında yurt dışı özellikle Avrupa Acil Tıp camiasının bir parçası olarak Avrupa’daki acil tıp yapılanmasında yer almak ta önemli bir hedefimiz.

E.Ö.: Branşınızda yapılması gerekenler nelerdir
B.C.:
Bir çok uzman doktor hala acil tıp uzmanının ne yaptığını sormaktadır.Dolayısıyla bu konuda da ülkemizde sağlık camiasında bir bilinç oluşturmalıyız. Bu bilinci halka da yaymalı acil servise başvuran hastalar acil tıp uzmanı tarafından değerlendirilmeyi istemelidir. Acil tıp çalışanlarının karşılaştığı sorunları çözmeye gayret göstermeliyiz.

E.Ö.: Özellikle branşınızla ilgili bir beklentiniz var mı?
B.C.:
En önemli beklentim bu branşın öneminin kavranarak bütün ülkeye yaygınlaşmış olmasıdır.Bu şekilde acil servislerde profesyonel bir yaklaşımla hataların en aza indirgenmesidir.Acil tıp uzmanlığının önemini iyice anlaşılacağı ve hakkının verileceği günleri özlemle bekliyoruz

E.Ö.: Branşınızın uzmanlık süresi ve içeriği sizce yeterli mi, yan dal hakkında ne düşünüyorsunuz?
B.C.:
Şu anda uzmanlık süresi 5 yıl ve daha fazla bir süre zaten öngörülmüyor.Bu süre yeterli ancak şunu unutmamak gerekir ki her branşta eğitim ömür boyu olmalı ancak bu bizim branşta çok daha fazla belirgin hale gelmektedir.Ülkemizde 15 yıllık bir geçmişimiz var içeriği çoğunlukla yeterli olmakla birlikte bu branşın doğan ihtiyaçlardan dolayı her gün geliştiği görülmektedir. ABD Kanada gibi ülkelerde yan dal programları oturmuştur.Yakın gelecekte biz de de bunlara uygun yan dalların olacağını umut ediyoruz. Toksikoloji,travma, kritik bakım , acil pediatri gibi yandalar mevcut.Ülkemizde de özellikle acil pediatrinin bir an önce yan dal olması öncelikli ihtiyaç.Ancak diğer yan dalların da olması gerekiyor

E.Ö.:Branşınızın tercih edilme oranı nedir?
B.C.:
Maalesef ülkemizde acil tıp uzmanlığının tercih edilme oranı istenenin çok altında kalmaktadır.İdealist az sayıda insan dışında genelde çok tercih edilmemekte bu da gerek ekonomik şartların diğer branşlara göre iyi olmaması gerekse çalışma şartlarını ve stresin çok yüksek olmasından kaynaklanıyor.Zaten ülkemizde en büyük sorun bu ve bu her şeyi açıklıyor

E.Ö.:TUS sınavı hakkında ne düşünüyorsunuz? Uzmanlık eğitimi alabilmek için sizce nasıl bir yöntem olmalı?
B.C.:
TUS sınavı objektif ve merkezi sistem olması nedeniyle önceki uygulamalardan daha iyidir.Ancak bu konuda farklı bir sistem oluşturmalıyız.Herkesin uzman olabilmesinin önünü açmalıyız.Bunun için herkese 3 yıl pratisyen hekimlik yaptıktan sonra uzmanlık hakkı tanıyan bir sistem bu sorunu çözer.Bu şekilde pratisyen hekim ihtiyacı 3 yıllık çalışmayla çözümlenir.Sonra da herkese uzmanlık hakkı sağlanır.Çünkü eğitimin önüne engel konulmamalı

E.Ö.:Branşınızda özellikle üzerinde durulması gereken bir konu var mı?
B.C.:
Bu branş yüzyılın eşsiz branşıdır ve hak ettiği yere gelmesi için gereken bütün özendirmeler yapılmalıdır

E.Ö.:Derneklere örnek teşkil edecek çalışmalarınız nelerdir?
B.C.:
Tüm halka yönelik yaptığımız eğitim çalışmalarıyla birlikte sağlık camiasına verdiğimiz İleri Kardiyak Yaşam Desteği Kursları insan hayatına verilen en önemli katkı.Bu yüzden İKYD kuslarını çok önemsiyorum

Yorum bırakın

ÇOCUK NEFROLOJİ DERNEĞİ

Yan dal uzmanlık dernekleri içerisinde en aktif olanlardan biri olduklarını dile getiren Çocuk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Oğuz Söylemezoğlu, bilimsel anlamda yurt dışı ile yarışır seviyede olduklarını belirtti.

Esra Öz: Derneğiniz hakkında kısaca bilgi verir misiniz ?
Prof. Dr. Oğuz Söylemezoğlu :
1990 yılında Prof. Dr. Ümit Saatçi başkanlığında kuruldu. 19 senedir çocuk nefroloji alanındaki uzmanları, bu alana ilgisi olan pediatristler, hemşireler üyelerimiz içerisinde yer alıyor.

Ne gibi faaliyetleriniz var? Derneğinize kimler üye olabiliyor? Şu anki üye sayınız nedir?
Derneğimizin 150 uyesi var ve 3 yılda bir kongre düzenlemekteyiz. Son yıllarda da 2 yılda bir kongre düzenlemeye başladık. 2005 yılında derneğimizin önderliğinde Avrupa Pediatrik Nefroloji Kongresi ülkemizde yapıldı. Ayrıca Nisan 2009 da Dünya Pediatrik Transplantasyon Kongresi’ni düzenledik ve 62 ülkeden katılım gerçekleşti. Aylık Eğitim toplantılarımızı genelde Ankara’da kongre olmayan yıllardaki eğitim sempozyumlarını da Ankara dışındaki illerde düzenliyoruz.

Derneğinizin yeterlik kurulu ve yeterlik sınavı var mı? Yapılan sınavlar hakkında bilgi verir misiniz ?
CND Yeterlik kurulu 2002 yılında kuruldu. Yan dal dernekleri içinde ilk yan dal yeterlik sınavını biz gerçekleştirdik. Dernek kurulumundan bu yana iki kez sınav yaptık, hem yazılı hem de sözlü sınavlar gerçekleştirildi. İlk sınavdan 10, ikincisinden 8 kişiye yeterlik belgeleri verildi. Ayrıca çocuk nefroloji müfredatı ve asistan karneleri oluşturuldu. Yeterlik sınavına girerken asistan karnelerine bakılıyor ve değerlendirilmeye alınıyor.

Branşınızı ve derneğinizi, dünya ile değerlendirdiğinizde nerede görüyorsunuz?
Branş olarak dünya ile yarışacak konumdayız. 2000 yılının başından bu yana Avrupa’da Türk nefrologları çok saygın bir yer edindiler. Pediatric Nephrology dergisinde yayınlarda ilk sırada Amerika yer alır, ikinci sırada Japonya’dan gelen yayınlar ve üçüncü sırada da Türkiye’den gelen yayınlar yer alır. Pediatric Transplantation dergisinde de durum aynı ve Türkiye basılan makalelerde 3. sıradadır.

Dernek başkanlığınız süresince hedefleriniz nelerdir?
Dernek Başkanlığında ikinci dönemim ve bu dönemde V. Dünya pediatrik transplantasyon kongresini yaptık. Yine bu dönemde Ulusal kongrenin yanı sıra Balkan Pediatrik Nefroloji toplantısını düzenledik. Türki cumhuriyetlerle çok iyi ilişkilerimiz var. Derneğimize yeni bir merkez aldık ve bu merkezlerde çeşitli eğitimler vermeye başlayacağız.

Branşınızda yapılması gerekenler nelerdir?
Ülkemizde çocuk nefrolojisinde cihaz ve eğitim açısından hiçbir sıkıntımız yok. Yalnız genetik tetkiklerde zorlanıyorduk ve nefrolojik genetik tetkikler de yurt dışına bağlıydık. Ancak Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Nefrogenetik laboratuaru açıldı. Benzer bir laboratuarda Ege Üniversitesinde var ve böylece bu sorunda çözümlendi.

Branşınızın uzmanlık süresi ve içeriği sizce yeterli mi, yan dal hakkında ne düşünüyorsunuz?
4 yıllık pediatri eğitimi üzerine 3 yıl yan dal eğitimi alınıyor. Dolayısıyla yeterli eğitim alınmış olunuyor.

Branşınızın tercih edilme oranı nedir?
Branşımızı genelde yoğun çalışma şartlarını seven, gelişmeye ve yeniliklere açık pediatristler tercih ediyorlar. Hastalarımız zaman zaman çok ağır vakalar oluyor. Bir hasta için uzun saatler ilgilenmemiz gerekebiliyor. Ancak en sıkıntılı hastalarımız olan diyaliz hastalarında bile organ nakli yaptığınızda sonuçlar olumlu olunca çok büyük keyif alınıyor. Ayrıca koruyucu hekimlik alanında da çalışmalar yapabiliyorsunuz.

Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) hakkında ne düşünüyorsunuz? Uzmanlık eğitimi alabilmek için sizce nasıl bir yöntem olmalı?
TUS bu zamana kadar bulunmuş en iyi yöntem, 6 yıllık periyot sonunda uzmanlığı alırken objektif değerlendirme açısından olumlu bir sınav. Tabii artıları ve eksileri var. Belki tek bir sınav yerine 6 yıllık eğitim süresi içerisinde birkaç farklı sınav uygulayarak klinik ve preklinik sonuçlarının TUS’a yansımaları değerlendirilirse daha iyi olur. Amerika’da sürdürülen sistemler gibi olabilir. 3. sınıfın sonunda ve okul bitince yapılacak sınav sonucları TUS’a yansıtılabilir ve tercih edilecek yerlerde interviewler yapılabilir.

Branşınızda özellikle üzerinde durulması gereken bir konu var mı?
Halka yönelik olarak eğitimlerde üzerinde durduğumuz, idrar yolu enfeksiyonunun tedavi edilmesi ve erken dönemde doktora götürülmesidir. Atlanılan idrar yolu enfeksiyonları, komplike idrar yolu enfeksiyonlarına dönüşebiliyor ve mesane disfonksiyonlarına neden olabiliyor. Bunların altında da veziko üretal reflü denilen hastalık yatabiliyor. Kronik böbrek yetmezliği olan çocuk hastaların yaklaşık yüzde 40’ı bu nedenle hastalanıyor. Bu demektir ki tamamen önlenebilecek bir hastalıkken, iyi tanı almaması ihmal edilmesi, iyi tedavi edilmemesi yüzünden bu hastalar son dönem böbrek yetmezliğine gidiyor. Özellikle 5 yaş altındaki idrar yolu enfeksiyonlarının altında başka bir nedeni var mı diye araştırmak gerekiyor. Bir neden bulunmazsa tedavisi yapılıyor. Ancak başka hastalık varsa ona göre tedavi uygulanıyor. Bunların sonucu gelişen kronik böbrek yetmezliği ülkeye 100 binlerce dolara mal oluyor. Özellikle diyaliz hastalarının maliyeti 35-40 bin dolar civarında. Organ nakil sayısı da ihtiyacı karşılamıyor.

Derneklere örnek teşkil edecek çalışmalarınız nelerdir?
Derneğimizin içerisinde çok farklı çalışma grupları var. Çok merkezli çalışmalar yapıyorlar ve o grup içerisinde yurt dışı yayına dönüştürüyorlar. O çalışmalar içerisinde biz Türkiye’de bir çok hastalığın profilini ortaya çıkarttık. Ayrıca derneğimizin daimi kurulları var. Kayıt kurulu, bilimsel toplantı düzenleme kurulu, yurt dışı ilişlikler kurulu ve bilimsel çalışmalar kurulu var. Bu kurullar sayesinde yurtdışındaki dernekler ve önemli kişilerle temasta bulunuluyor. Yurtdışındaki kongrelerin bilimsel kurullarında üyelerimizin yer alması için çalışmalar yürütülüyor ve üyelerimiz bir çok yurt dışı organizasyonun yönetim kurullarında yer alıyorlar.
http://www.cocuknefroloji.org.tr

Yorum bırakın