Archive for category Doç. Dr. İrfan Şencan

ARTIK ÜLKEMİZDE DE “ADLİ PSİKİYATRİ HASTANELERİ” OLACAK

İlk olarak 1815 yılında İngiltere’de “yüksek korumalı adli psikiyatri” hastane sistemi yakında ülkemizde de uygulanmaya başlanacak. Suç işlemiş psikiyatri hastalarının, normal psikiyatri kliniklerinde tedavi görmesi diğer hastalar tarafından tedirginlik yaratıyor. Bu durum Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı dahilinde çözüme kavuşturulmayı bekliyor. Sağlık Dergisi, bu hastanelerin sahip olması gereken özellikleri ve çalışanların güvenliği ile ilgili olarak konu hakkında uzmanlardan görüş aldı.
Son yıllarda ülkemizde artan suç işleme oranları ve akıl sağlığının yerinde olmamasından dolayı ceza almayan ya da akıl hastanelerinde tedavi gören suçlular için artık “Adli Psikiyatri Hastaneleri” kurulma çalışmaları başlatılıyor.
Psikiyatri dallarının yasal sorunlar karşısında birlikte ele alındığı bilim alanı olan Adli Tıpta, suçun ve cezanın ne olduğunu bilerek ya da kavrayarak hareket etmeyen kişiye ceza verilmez. Cezanın etkili olabilmesi için cezadan ders alınması ve cezanın anlamının bilinmesi gereklidir. Ceza sorumluluğu; “bir kişinin, belirli bir tarihte, tam bir akli sağlık içinde ve gerçekleştirdiği eylemin, suçun anlam ve sonuçlarını kavrayıp, değerlendirme yeteneğinin kısaca bilinç ve eylem özgürlüğünün yerinde olması” durumudur. Muhafaza ve tedavi altına alınmasına karar verilen akıl hastaları Sağlık Bakanlığına bağlı Bakırköy, Manisa, Samsun, Elazığ, Adana Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanelerinin kapalı ya da açık düşük güvenlikli servislerinde tedavi altında bulunmaktalar.
“Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı ile Adli Psikiyatri Hastaneleri Açılacak”
Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan “Toplum Temelli Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı” kapsamında, ruh sağlığı tedavi hizmetlerinde devrim niteliğinde yenilikler için harekete geçti.
Plan kapsamında “Adli psikiyatri” için özel hastaneler yapılacak. Suç işlemiş bazı kişilerin hapishanede değil, adli psikiyatri kliniklerinde yatırılacak. Konu hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Şencan şunları söyledi: “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 57 nci maddesinin birinci fıkrasının “Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar” hükmü gereğince işlemiş oldukları nitelikli suçlar nedeniyle müşahade altında tutulması gereken akıl hastası suçlulara ilişkin yaptırım kararlarının infazında “yüksek güvenlikli adli psikiyatri hastanelerine” ihtiyaç duyulmuştur.
Mevcut Durum Nedir?
Ülkemizde halen adli psikiyatri yatakları sadece Bakırköy, Manisa, Adana, Samsun ve Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanelerinde bulunmaktadır. Bu hastanelerdeki 668 adli psikiyatri yatağının 551’i yüksek güvenlikli olmadığı halde Kanun’da bahsedilen müşahede, muhafaza ve tedavi amacıyla kullanılmaktadır.
Planlama Nedir?
Bakanlığımızca yapılan “Sağlık Hizmet bölgesi tabanlı planlama çalışmaları” kapsamında ülkemizdeki bu ihtiyaçta göz önünde bulundurulmuş ve halen 5 ildeki 5 hastanede verilen bu hizmetlerin 16 ilde 18 hastanede verilebilir hale gelmesi planlanmıştır. Bu iller Ankara ve İstanbul’da ikişer hastane olmak üzere Adana, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Manisa, Samsun, Trabzon’dur. Bu planlamanın gerçekleşmesi sağlandığında halen 668 olan adli psikiyatri yatak sayısı 2 bine ulaşmış olacaktır.
Uygulama Hangi Aşamada?
Ülkemizdeki adli psikiyatri yataklarının artırılması için yapılan planlamanın uygulamadaki ilk adımı olarak Temmuz 2011 tarihinde Bakanlığımız Kamu özel Ortaklığı Daire Başkanlığınca “Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Psikiyatri ve Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Hastaneleri Yapım İşleri ile Ürün ve Hizmetlerin Temin Edilmesi İşinin ön yeterlik ihalesi” yapılmıştır. Altı firmanın ön yeterlik aldığı bu ihalede tekliflerin alınması ile 2012 yılında ihale kapsamındaki adli psikiyatri hastanelerinin yapımına başlanacaktır.
Bakanlığımızca yapımı planlanan tüm hastane yatırımları gibi Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Hastanelerinin de 2016 yılında yapımı tamamlanmış olacaktır.”

“Yüksek Güvenlikli Akıl Hastaneleri Bir An Önce Kurulmalı”

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hamit Hancı konu hakkında Sağlık Dergisi’ne şu bilgileri verdi: “Yüksek güvenlikli akıl hastaneleri, akıl hastaları suç işlediği zaman bu kişilere ceza verilemiyor. Ceza yasamızda akıl hastalarının işlediği suçun sonuçlarını anlamayacak düzeyde ise akıl hastalığı bu kişiye ceza verilemiyor. Bireyin cezadan ders alması gerekir. O nedenle cezalandırmanın bir anlamı olmuyor. Ama bu kişi tehlikede arz ediyor, serbestte bırakamazsınız. Ancak bu kişi için güvenlik tedbirlerine hüküm olunuyor. Bazen de indirim sebebi olabiliyor. İleri derecede zeka geriliği, şizofreni, paranoya gibi pek çok şeyler olabilir. Eğer akıl hastasıysa ceza veremiyorsak güvenlik tedbire hükmedilen akıl hastaları yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi sağlanıyor.”
Adli Psikiyatri Yan Dalı Olmalı
Özel uzmanlık alanındaki kişilerin çalışması gereken Adli Psikiyatri Hastanelerinde görev alması gerektiğini ancak ülkemizde hala adli psikiyatri yan dalının bulunmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Hancı, “Adli tıp uzmanları iki yıl üst ihtisas yapıyorlar ya da psikiyatristler 2 yıl adli tıp eğitimi alıyorlar. Adli psikiyatrinin yan dal olması gerekiyor. Çünkü ceza hukuku ve medeni hukuk açısından adli psikiyatrinin ele alınması gerekiyor” dedi.
Türkiye’de ilk Adli Hemşireliği Ankara Tıp’ta Kuruldu
Özel eğitilmiş personelin çalışmasının şart olduğunu belirten Prof. Dr. Hancı sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de ilk adli hemşireliğini bizim kurumumuzda kurduk. Adli psikiyatri konusunda uzmanlaşması ve takip edilmesi tehlikenin ortaya çıkıp çıkmaması önemlidir. Hastanenin bahçesi olmalı ve güvenlik ve koruma çok önemli. Hapishane gibi korunması gerekiyor. İngiltere’de “Ramton”, Amerika’da Kansas City Eyalet Hastanesi,.“panoptikum” adı verilen mimari stilde inşa edilmiştir. “Panoptikum” mimari sitili merkezde bir idare birimi ile ışınsal dağılımlı ünitlerden oluşan ve hapishaneler ile Pentagon gibi özel amaçlı binalarda kullanılan kontrol, güvenlik ve korumanın daha kolay uygulanabildiği farklı bir yapıdır.

  
“İngiltere’de 400 Hastaya Bin 400 Personel Çalışıyor”
Yüksek korumalı, kriminal akıl hastalarının tedavi gördüğü merkezlerdir. Bu tip hastalar, normal psikiyatri hastaları ile aynı yerde tutulduğunda diğer hastalar rahatsız oluyor. Daha yüksek sayısal personel gerekiyor, İngiltere’de 400 hastaya bin 400 personel çalışıyor. İsrail’de , Norverç’te, Azerbaycan’da bu hastaneler bulunuyor.
Sıradan Bir Hekim Bir Hastanın Gerçekten Akıl Sağlığı Yerinde mi Değil mi Ayırt Edemiyor
Sıradan bir hekim bir hastanın gerçekten akıl sağlığı yerinde mi değil mi ayırt edemiyor. Türkiye’nin en az 5 ayrı bölgesinde, tercihen 7 bölge en az 200 yataklı olarak düzenlenecek, Marmara bölgesi gibi nüfus yoğunluğu fazla bölgelerde 400 yatak kapasitesine kadar çıkması gereken, yerleşimin çok yoğun olduğu bölgelerin dışındaki sahalarda inşa edilecek ya da mevcut uygun binaların düzenlenmesi ile hazırlanacak bölge hastaneleri şeklinde hazırlanabilir. 100 yatak başına 2 adli tıp uzmanı ki adli psikiyatri yan dal uzmanlığı olan, 2 psikiyatri uzmanı, 1 nöroloji uzmanı, 5 pratisyen veya aile hekimi ile bir diş hekiminden oluşan hekim kadrosu görev yapmalıdır.”

  
TPD: Yüksek Güvenlikli Servisler İçin Rapor Hazırladı
Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) Merkez Yönetim Kurulu tarafından “Yüksek güvenlikli servisler hakkında görüş ve öneriler raporu”nu hazırladı. Adli Psikiyatri Bilimsel Çalışma Birimi adına Koordinatör Doç Dr. Doğan Yeşilbursa şu bilgileri verdi: “Suçun şiddet derecesi, psikiyatrik bozukluğun ağırlığı, gelecekteki suç riski göz önüne alınarak ya özelleşmiş adli hastanelere ya da genel hastanelerdeki özel ünitelerde tedaviye alınırlar. Böylece hem tıbbi tedavi uygulanarak şiddet davranışı doğrudan bastırılır hem de çevreden, silah ve hedeften uzaklaşma sağlanır.
Yurt Dışında Adli Psikiyatri Hastanelerinin Durumu Nedir?
İngiltere de ruh sağlığı yasası ile ciddi derecede tehlikeli hastalar yüksek güvenlikli, riskli olabilecek hastalar orta güvenlikli, en düşük risk grubundaki hastalar ise genel psikiyatri hastanelerinde tedavi altına alınmaktadırlar. ABD’de ve İngiltere’de bazı bölgelerde cezaevlerindeki akıl sağlığı birimleri (Correctional Mental Health Units) hastaneleri yapılarak tutuklu ve hükümlü tedavileri ve gözlemleri ayrılmıştır. Bu kurumlarda kapatmadan daha ziyade tedaviye odaklanılmalıdır.
Hemen hemen tüm ülkelerde psikiyatrist, iç hastalıkları uzmanı, klinik psikolog, sosyal hizmet uzmanı, hemşire, iş terapisti, eğitimci, tıbbi sekreter, yardımcı personel ve güvenlik görevlileri bulunur.
  •  New York’ta 160 yataklı yüksek güvenlikli hastanede 330 çalışan, Alabama da 137 yatağa 220 çalışan bulunmaktadır. Michigan da 7 yatan hastanın tedavisini 1 psikiyatrist üstlenmiştir. Ünitenin direktörlüğünü psikiyatrist yapmaktadır. Ayrıca ünite koordinatörü olarak da sosyal çalışmacı görev yapmaktadır.
  • ABD’de Kirby Adli Psikiyatri Merkezi’nde 150 yataklı olup her 25 yataklı üniteye 1 full-time psikiyatrist, 1 psikolog, 1 sosyal çalışmacı, 1 hemşire, 3 güvenlik görevlisi düşmektedir. Ayrıca 2 iç hastalıkları uzmanı görev yapmaktadır. ABD’de 3 metre yükseklikte 2 çitle çevrilidir. Mikrodalgalı elektromanyetik güvenlik sistemi mevcuttur. Elektronik kapılar ve alarm sistemi bulunmaktadır. Dış güvenlik kameraları, yangın alarmı ve acil telefon hattı bulunmaktadır. Tüm ünitelerde merkezi olarak izlenen manyetik kart sistemi mevcuttur. İç kısımda tedavi programı yapılan alanlarda kamera bulunmamaktadır. 15 yataklı yatakhanelerde 2-3 yataklı odalar bulunmaktadır. Ayrıca kütüphane, farklı spor mekanları, müzik alanı, oyun masaları bulunmaktadır.
  • Hollanda da her bölgeye ait Adli Psikiyatri Servisi bulunmaktadır. Toplam 19 serviste 54 psikiyatrist çalışmaktadır (Bir kısmı part-time). Ya genel hastaneler de ya da özel çalışan hekimler bağımsız çalışırlar. Ücretleri Adalet Bakanlığın’ca karşılanır. Ayrıca 9 yüksek güvenlikli hastane (TBS) bulunmaktadır. Bunlardan 2’sinde adli psikiyatri hastaları, 1’inde zeka geriliği olanlar ve psikiyatri hastaları birlikte kalmaktadır.
  • Almanya’da yüksek güvenlikli hastanelerde psikiyatrist dışında, nörolog, iç hastalıkları uzmanı, minör cerrahi girişim yapacak cerrahi ekip, diş hekimi, göz hastalıkları uzmanı, röntgen laboratuvarı, EEG-EMG laboratuvarı bulunur. 200 kişiye 3 psikiyatrist, 1 dahiliyeci, 3 psikolog, 109 hemşire, 14 iş eğitimcisi, 1 tıbbi sekreter, 21 güvenlik görevlisi bulunmaktadır. 250-300 yataklı yüksek güvenlikli hastanelerde 300 çalışan bulunmaktadır. Almanya da 5 metreden yüksek erken uyarı sistemi olan elektronik aygıtlı duvarlarla kaplıdır. Birbiriyle ilişkili 3 binadan oluşan 10 koğuşta hastalar tek yataklı odalarda kalmaktadır. 2 koğuş nörozlar ve kişilik bozuklukları, 2 koğuş zeka geriliği olanlar, 2 koğuş bağımlılara, 1 koğuş psikotiklere, 1 koğuş cinsel suçlular, 1 koğuş krize müdahale edilenler, 1 koğuş gözlem ve değerlendirme yapılanlara ve 1 koğuş psikotik olmayan hastalara ayrılmıştır.
  • İngiltere de her bir milyon nüfusa 30 orta güvenlikli kurum yatağı önerilmiştir. Yüksek güvenlikli hastaneler ise 500-1300 yataklıdır.
Bölge Ruh Sağlığı Hastaneleri Çevre İllere göre Belirlenmeli
Bölge Ruh Sağlığı Hastaneleri’nin sayılarının artırılması ve kurulacağı iller ve sorumluluk alanının, çevre illerinin ulaşım kolaylığı ilkesine göre belirlenmesi gerekir. Bu hastanelerin servisleri, hastaların hukuki durumuna göre değil tıbbi durumlarına göre “Genel psikiyatri servisi”, “Düşük Güvenlikli”, “Orta Güvenlikli” ve “Yüksek Güvenlikli” olmak üzere, güvenlik ilkesine göre dört aşamalı olarak tanımlanmalı ve hastalar “tehlikelilik” derecesine göre bu servislerde bulundurulmalıdır. Hastanın tehlikelilik derecesi tedavi ile değiştikçe, hastaların bulundukları servislerin de değiştirilmesi kural olarak belirlenmelidir. Bu bağlamda Yüksek Güvenlikli Servislerin iç ve dış güvenliğinin nasıl sağlanacağı, kadro ve sağlık ekiplerinin nasıl yapılandırılacağı da ayrıca tanımlanmalıdır. Bölge hastaneleri dışında Sağlık Bakanlığı’na bağlı genel hastanelerin psikiyatri servislerinin de tıbbi ölçülere göre güvenlik önlemleri içeren odaları bulunmalıdır.”
“Önce Cezai Ehliyet Anlayışına Bakmak Lazım”
Psikiyatrist Dr. Cemil Bikmen : “Bu mevzunun ele alınıp Türkiye şartlarına uygun bir tavır alınması takdir edilmesi icab eden bir husus bunu belirtmek lazım. Konuya yalnız cezai ehliyeti olmayanlar için hastaneler açmak hususu değil, bunun yanında mevcut kanunların gözden geçirilmesi ve tıp eğitiminin ruh sağlığı ve hastalıkları hususunda daha tıbbiyeden başlayarak duyarlı olması psikiyatri eğitiminin bugünkü ilaç odaklı durumunun gözden geçirilmelidir. Amerika’daki New York ve Connecticut’ta hem devlet hastanelerindeki çalışmamda hemde kendi özel muayenehanemde yakından gördüm tatbikatın içindeydim. Önce cezai ehliyet anlayışına bakmak lazım. Kuralı bir işlem de şahsın işlediği suç esnasın da doğru yanlış ayırımı yapıp yapmama kabiliyetine sahip olup olmadığı. İkinci kıstas, şahıs yaptığı işin yanlış olduğunu biliyor fakat yaptığı işe mani olamıyor yanında polis bile olsa kendine mani olamıyor. Aşırı obsesssif compulsif rahatsızlığı.
Yan Adli tıp ihtisasından bahsediliyor bizde olmadığı söyleniyor hastanelerin yapımı elemanların yetiştirilmesi zaman alıcak bir husus. Bir eylemde ciddi hasarlar verip cezai ehliyeti olmadığı ruhi rahatsızlık mevzuu olduğu zaman bu sosyal iyileşme kararı ile şahsın cemiyete dönme hadisesi yakından incelenmeli. Yapılan akta sebep olan hastalık geçti veya azaldı, demek ayrı şahsın tahliye edilip suç işleme olasılığını psikiyatrik bilgimiz bu hususta çok sorgulanmalı. Hiç vakit kaybetmeden bir komisyon hem cezai ehliyetin yokluğu hem sosyal iyileşmeyle olan tahliyeleri ve neticelerini kontrol etmeli” şeklinde konuştu

YÜKSEK GÜVENLİKLİ ADLİ PSİKİYATRİ HASTANELERİ

Planda yüksek güvenlikli hastanelerin nerelerde ve kaç yataklı olarak kurulacağı tabloda gösterilmiştir.

Reklamlar

Yorum bırakın

HASTANIN ACİL OLUP OLMADIĞINA KİM KARAR VERECEK?

Özel hastanelerin hastalardan ücret farkı aldığı tespit edildiğinde gerekli işlem yapılarak cezai müeyyide uygulanıyor. Hangi hastanın acil olup olmadığı konusundaki karışıklıklar yeni uygulamalarla çözüm buluyor.

Ülkemizde acil servislere yapılan başvuruların önüne geçmek için çeşitli önlemler alınırken, hastanın acil olup olmadığı konusunda bazı çelişkiler oluyor. Hasta acil olduğu düşüncesiyle başvurduğu özel hastaneden, “acil değilsin” cevabı karşılığında ödeme yapmak durumunda kalıyor.
Ortaya çıkan bu karışıklık hakkında Sağlık Dergisi’ne açıklamada bulunan Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü İrfan Şencan, acil olduğu tespit edildiğinde gerekeni daha önce yaptıklarını aynı durum olduğunda yine yapacaklarını belirtti. Şencan, ödeme güçlüğü olan bir hastadan para almanın, karşılığının suç olduğunu söyleyerek, vatandaşların şikayetleri yazılı olarak Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğüne ya da SABİM’e iletebileceklerini dile getirdi.

“Hastanelere Fark Alıyor mu?” Diye Müfettiş Görevlendirmemize Gerek Yok
Şencan, konuyla ilgili şunları söyledi: “Şu anda vatandaşlarımızın hepsi acil servislere başvuruyor. Önemli olan acil servislerde özel hastanede olsa para almayacağı, kanaatinin oluşmasıydı, bu da oluştu. Herkes kendi işini kendi takip edebiliyor. Hastanelere fark alıyor mu diye müfettiş görevlendirmemize gerek yok, vatandaşlar zaten bu duyarlılığa ulaştı. Birkaç büyük hastaneye şikayet üzerine inceleme sonucunda ceza verildi. Mahkeme sonucu belli olmadığı için isim veremiyorum.

Acil Servislerin Suistimal Edildiği Bir Gerçek
Bu konuda hiçbir müsamahamız yok kural belli şikayet varsa inceliyoruz, ispatlanırsa gereğini de yapıyoruz. Acil servislerin kullanım olarak suistimal edildiği de bir gerçek. Gündüz yetişemediğimiz için basit bir ağrıyı acil kapsamında görenler, baş ağrısını, üç gün önceki ayak burkulmasını acil diye gidenler var. Acillerde yaptırdığımız araştırma sonucunda, vatandaşların yüzde 43’ü acil olmadığı halde acile başvurduğunu söylüyor.

Acilde Çalışanlara göre Acile Gelenlerin Yüzde 80’i Acil Değil
Sağlık sektöründe çalışanlarda, acilde çalışanlarda acile gelenlerin yüzde 80’inin acil olmadığı kanaatinde. Böyle bir durumda dengeli olmamız gerekiyor. Suistimal edilmesine karşı özel hastanelerin yüzde 30-70 oranında fark alma durumu da var.

Hastanın Acil Olup Olmadığına Kim Karar Verecek?
Hastanın başvurusu esnasında acil olup olmadığına karar verileme süreci önemli. Daha sonra bilimsel kurulun karar vermesi kolay. Ancak sorumluluğu acilde bakan doktor üzerindedir. Bazen öyle oluyor ki karın ağrısıyla kalp krizi görülebiliyor. “Karın ağrısı acil değildir” gibi genel bir hüküm vermek mümkün değil. İtiraz olursa bilirkişi kararı uygulanıyor.

Hangi Durumda Kim Para Ödüyor?
Sosyal güvencesi olmayıp, parası olan biri Sosyal Güvenlik fiyatlarından özel hastaneye ödeme yapıyor. Özel hastanenin kendi fiyatlarından değil. Hastanın, sosyal güvencesi varsa, sosyal güvencesinden ödeniyor. Ekstra para alınmıyor. Sosyal güvencesi olmayıp parası da olmayanlardan da para alınmıyor. Vatandaş “param yok” diye beyan ettikten sonra para alınmaz. “

Yorum bırakın

BAKANLIKTAN ÜNİVERSİTELERE TAM GÜN FORMÜLÜ

Tam Gün Yasası nedeniyle muayenehanesi olanların hasta bakmak, ameliyata girmek gibi döner sermayeden gelir getirici faaliyetleri yasaklandı.

Sağlık Bakanlığı üniversite hastanelerini Tam Gün nedeniyle boşaltan hocaların yerine yenilerini yerleştirecek. Vatandaşın mağdur edilmemesi amacıyla başlatılacak uygulama için Sağlık Bakanı Recep Akdağ imzasıyla üniversite rektörlüklerine gönderildi. Muayenehanesi olanların hasta bakmak, ameliyata girmek gibi döner sermayeden gelir getirici faaliyetleri yasaklandı. Acil bir durumda muayenehanesi olan hoca ameliyata ancak supervisor olarak girebilecek.

Hoca Takviyesi Yapılacak
Sağlıkta son dönemde en çok tartışılan konu Tam Gün uygulaması için bakanlık çıkabilecek aksaklıklara karşı yeni bir dizi önlem aldı. Üniversite hastanelerinde muayenehanesi olan hocaların döner sermayeden gelir getirici faaliyetlerde bulunmasını yasaklayan Bakanlık, poliklinik hizmeti ve ameliyatların aksamaması için takviye yapacak.
Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e açıklamalarda bulunan Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü İrfan Şencan, “Üniversite yönetimi hocaların ayrılması nedeniyle sıkıntı yaşıyorsa bunu bize bildirecekler. Biz takviye yapacağız” dedi.

Muayenehanesi Olan Ameliyatta Supervısor Olacak
Sağlık Bakanlığı hastanelerinde muayenehanesi olan doktorun kalmadığını anlatan Şencan şunları söyledi: “Üniversite hastanelerinde 17.00’dan önce kimse dışarıda iş yapamaz, yaparsa üniversiteden ayrılmış kabul edilir. 17.00’dan sonra muayenehane işletirse eğitim faaliyeti dışında başka işle uğraşmama zorunluluğu getiriyor. Müdahaleli eğitimler de eğitim vakası olacak ve ondan gelir alınamayacak. Sıkıntılı bir durum olduğunda ve o hocanın ameliyatı yapması gerekiyorsa, hoca o hastanın ameliyatına supervisor olarak girebilir. Onun için Sayın Bakanımız tarafından rektörlüklere yazı gönderildi. Geneline baktığımızda çok büyük bir rakam değil ama nokta nokta sıkıntılar olabilir. Böyle bir durum varsa bildirin biz takviye yapacağız.”

Yorum bırakın

POLİKLİNİK SAATLERİ UZUYOR

Sağlık Bakanlığı tarafında, acil servislerdeki yoğunluğa çözüm bulabilmek için bilimsel araştırma yapıldı. Poliklinik saatleri uzadı.

Acil servislerdeki yoğunluğun nedenini araştırmak için bilimsel bir çalışma yaptırdıklarını belirten Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü İrfan Şencan, konu hakkında Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e konu ile ilgili bilgi verdi. Şencan, “Çalışmanın özü şu; insanların acil servisleri kullanım oranları çok yüksek. Sayın Bakan’ın da her platformda belirttiği gibi, vatandaştan isteğimiz ‘lütfen acil olmadığınızda acili kullanmayın ki gerçekten acil olan insanlara zaman ve ekip kalsın.’ Acil servislerle ilgili çalışma yaptırdık. Acil servise giden hasta ve hasta yakınlarının kendi ifadelerine göre; sadece yüzde 57’si acil olduğunu düşünüyor. Yüzde 43’ü ‘acil değilim ama ben acile geldim’ diyor. Sağlık çalışanları tarafından baktığımızda ise acile gelenlerin sadece yüzde 25’i ‘acil’ deniyor. Bunun dışındaki yüzde 25 oranını da hekimler acil değil derken hastalar kendilerini acil kabul ediyor. Ama yüzde 43’ü ben acil değilim, acile geldim diyor” dedi.

Ne Olmazsa Acile Gelmezsiniz?
Yapılan araştırmada neden hastaların acil servisi tercih ettiklerinin de araştırıldığını dile getiren Şencan şunları söyledi: “Acilde işlerin daha hızlı bittiği için, gündüz işe gittiğim için gelmek istiyorum diyenler var. Katılım payı vermek istemeyenler de acile gittiğini söylüyor. En önemli durumlar bunlar. ‘Ne olmazsa acile gelmezsiniz?’ diye sorulduğunda, ‘eğer poliklinikler mesai bitiminde de çalışırsa gelmeyebiliriz’ diyorlar. Mesai dışı polikliniklerini özellikle çoğaltıp, acil servise gelme oranlarını azaltmak istiyoruz. Acile gereksiz başvuruyu çok rahatlıkla söyleyebiliyorum. Bunu hem yapılan araştırmada hekimler söylüyor hem hastalar kendileri de söylüyor.”

Mesai Dışı Poliklinik Uygulaması Acili Yoğun Olan Bazı İllerde Başladı
Mesai dışı poliklinik uygulaması acili yoğun olan bazı illerde uygulamaya başlandığını kaydeden Şencan, “Her yerde başlanmamasının nedeni olarak hekim sayısının yetersiz olmasından kaynaklandığını dile getiren Şencan, büyük hastanelerde gece nöbeti tutanın, nöbet ertesi izni var. Gündüz hastane boşalır. Ben fazla mesai yaparım diyen gönüllülerle yapmaya çalışıyoruz. Hekim sayısı el verdikten sonra uygulama daha da yayınlaşacak. Mesai dışı poliklinikler gece 11’den sonra fazla hasta ihtiyacı olmuyor. 5’ten 11’e kadar” şeklinde konuştu.

Aile Hekimlerinin, İdeal Rakamı Bin 700 İle 2 Bin Kişiye Bir Aile Hekimi
Şencan, “Aile hekimlerinin esnek mesaileri 5’ten sonra çalışmalarını sağlarsak acile gelme oranları düşebilir. Aile hekimlerinin, sayısal olarak idealimiz bin 700 ile 2 bin kişiye bir aile hekimi düşüyor. Şu anda 3 bin ila 3 bin 500 kişiye bir aile hekimi verebiliyoruz. Sayısal yetersizlik var tabii ki. Şimdilik bu oranları yakalamak için çok yerden pratisyen hekimler çekildi, özellikle acil servislerden ve oralarda sıkıntıya düştü. Aile hekimlerine başvuru oranı gittikçe artıyor. Şu anda yüzde 60-70 oranında başvuruların aile hekimine olmasını istiyoruz” dedi.

Yorum bırakın

KAS HASTALIKLARI EYLEM PLANI AÇIKLANDI

Sağlık Bakanlığı, kas hastalıkları için hazırladığı eylem planını açıkladı. Plana göre, tanı, takip ve bakım hizmetleri en iyi seviyeye çıkacak. Türkiye genelinde onlarca merkez açılacak, uzmanlar eğitilecek. Türkiye, hastalığın tedavisinde henüz uygulanamayan kök hücre çalışmalarında da dünyaya öncülük edecek. Dünya Kök Hücre Kongresi 2014 yılında İstanbul’da yapılacak.

Kas hastalığı ile ilgili Bakanlık tarafından yürütülen program hakkında, Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. İrfan Şencan, Bilim Kurulu üyeleri ve bakanlık yetkilerinin katılımıyla, toplantı düzenlendi. Türkiye’de kök hücre çalışmalarının, dünyada birçok ülkede yürütülen çalışmalara paralel gittiğini belirten Şencan, Dünya Kök Hücre Kongresi’nin 2014 yılında İstanbul’da yapılacağını söyledi. Bilim Kurulu ile birlikte Türkiye’de kas hastalarının durumu, tedavi ve takipleri, bakımları ile ilgili Bakanlık Eylem Planı’nın ele alındığını dile getiren Şencan, bazı kararlar alındığını bildirdi.

Yeni Mükemmeliyet Merkezleri Kurulacak
Alınan kararlar doğrultusunda, bu işle özelleşmiş ve donanmış merkezler şeklinde bir yapı oluşturulacağını ifade eden Şencan, şunları söyledi: “İki tane mükemmeliyet merkezi bulunuyor. Bu mükemmeliyet merkezleri, hasta takip ve tanısı yanında bu konudaki merkezlerin bilimsel düzeylerini daha yukarıya çıkarmak için eğitim programlarını üstlenecek. Şu anda Ankara ve İstanbul’daki merkezleri, mükemmeliyet merkezleri olarak kabul ediyoruz. Bunun dışında İstanbul’da iki, İzmir, Diyarbakır, Bursa, Ankara, Gaziantep, Adana, Samsun ve Erzurum’da birer tanı-takip-tedavi merkezi planladık. Bu merkezlerin de özelliği, nöroloji, fizik tedavi ve rehabilitasyon, çocuk hastalıkları, kardiyoloji, ortopedi, göğüs hastalıkları ve sosyal hizmet gibi birimlerden oluşan branşların oluşturduğu, bu hastalığa özelleşmiş alt yapının ve hocaların oluşturduğu merkezler şeklinde yürüyecek”

“Türkiye’de Sağlık Hizmetlerine Ulaşılabilirlik Açısından 30 Bölgeye Ayrıldı”
Türkiye’de sağlık hizmetlerinin, ulaşılabilirlik açısından 30 bölgeye ayrılmış durumda olduğunu belirten Şencan, “30 tane takip merkezi olacak. Takibin idamesi için aile hekimlerinin ve evde bakım hizmetlerinin devreye girmesini planladık. Bu kapsamda, önümüzdeki 10-15 gün içinde Türkiye’de konu ile ilgilisi olan, bu merkezlerde çalışmış idarecilerle bir çalıştay yapmayı düşünüyoruz. Ankara ve İstanbul’da birer tane ileri genetik tanı merkezi, kas hastalarının tanısına yönelik 6 ilde patoloji merkezi planlanıyor. Bu çalıştaydan sonra kılavuzlar hazırlanacak” dedi.

“Kas Hastalıkları İçin Şu Anda Uluslararası Ortamda Kesin Sonuçlanan, Başarı Sağlamış Bir Çalışma Yok”
100 bine yakın kas hastası bulunduğunu, kas hastalığının kronik bir hastalık olduğunu ve şu an için kesin bir ilaç ya da başka bir tedavisinin bulunmadığını hatırlatan Şencan, “Kas hastalıkları için şu anda uluslararası ortamda kesin sonuçlanan, başarı sağlamış bir çalışma yok. Asıl, bu hastaların hayatını kolaylaştırmak, ilerleyişini yavaşlatmak ve hastalıktan kaynaklı hayat kalitesinin azalmasını ortadan kaldırmaya yönelik girişimler çok ön planda. Hastalara sosyal destek sağlanması önemli. Bu sosyal destekten kasıt, sadece hatır sormak ya da parasal destek değil. Gerçekten sağlık hizmetinin sosyal ayağını tamamlamak şeklindedir. Bu konuda eksikler tamamlanacak” diye konuştu.
Söz konusu merkezlerin oluşturulmasıyla ilgili bir uzman eksiğinin bulunmadığını, ancak uzmanların hastalığa yönelik farkındalıklarının ve bilgi düzeylerinin artırılması için yurt içi-yurt dışındaki kursları tamamlamalarına yardımcı olacaklarını dile getiren Şencan, tıbbı donanım olarak da hiçbir eksiğin olacağını düşünmediklerini, bu konuda kaynakların yeterli olduğunu söyledi.

“Türkiye’nin Önünü Açmak İstiyoruz”
Kronik hastaların istismarının görüldüğünü belirten Şencan, “Buna yönelik de alternatif tedaviler konusunda da Türkiye’nin önünü açmak istiyoruz. Bu konuda bir sıkıntı yok, ancak bazı umut tacirlerinin de bu alanda istismarına izin vermek istemiyoruz. Bu hastalıkla ilgili her türlü tedavi, bakım, tanı ve desteği sunmaya kararlıyız” şeklinde konuştu.

Kök Hücre Çalışmaları
Bir gazetecinin, “Geçtiğimiz ay içinde kas hastası çocuklarının aileleri tarafından yapılan eylemde, Türkiye’de bu alanda kök hücre çalışmasının başlatılması ve çocuklarının da bu klinik çalışmalarda yer alması talepleri oldu” şeklinde bir soru üzerine Şencan, “Henüz sağlam, hastalığa ilişkin bulgu olmayan, ancak genetik olarak hastalığa yakalanma riski yüksek bulunan bir çocuk için, deneme tedavisi olarak kök hücre uygulanmasını istiyordu. Bu, mümkün müdür bilim insanlarına soralım?” dedi. Şencan’ın sorusu üzerine bilim kurulu üyeleri “Bu mümkün değil” şeklinde cevaplandırdı.

“Kök Hücre ile İlgili Bir Müjde Yok”
Türkiye Kas Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Coşkun Özdemir de kök hücre çalışmaları ile ilgili uzun yıllardan beri dünyada birçok çalışma yapıldığını, ancak kas hastalarına yönelik kök hücre tedavisine ilişkin bir sonuca ulaşılamadığını söyledi. Son yıllarda bazı umut verici girişimler olduğunu belirten Özdemir, “Ama kök hücre ile ilgili bir müjde yok maalesef. Türkiye’de de kök hücre çalışmaları var. Ancak bugün hastaların talep edebileceği hiçbir şey yok. Bu konuda medya da halkı yanlış yönlendiren haberler yapmamasını istiyorum” dedi.
Özdemir, hastaların talebinin, sağlık hizmetine ulaşım, eğitim, istihdam, tıbbi cihazların temin edilmesi şeklinde olması gerektiğini ifade etti.

“Embriyonik Kök Hücre Çalışması ile İlgili Bir Yönergeyi Bakanlık Makamına Sunmuş Durumda”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Kök Hücre Bilimsel Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Osman İlhan ise şöyle konuştu: “ABD Başkanı Obama’nın gelir gelmez izin verdiği embriyonik kök hücre izni, hepimizi etkiledi. Ama İsrail’deki bir çocuğa Moskova’da bir emriyo kök hücre nakli yapıldığında 6 ay sonra çocuk beyin tümöründen öldü. Bunun üzerine dünyada tüm bilim insanları bu embriyonik kök hücrenin kansere dönebileceğine dikkat çektiğinden şu anda beklemede. Sağlık Bakanlığı da bu konuda alt yapıyı hazırlamış ve embriyonik kök hücre çalışması ile ilgili bir yönergeyi Bakanlık makamına sunmuş durumda. Kas hastalığı grubu, bu konuyu geçen ay komisyonda tartıştı. Bilim insanları, bu konuda yurtdışında yapılan çalışmaların yeterli olmadığını ve etkin bir sonuç ortaya çıkmadığını ifade ettiler. Türkiye’de hematolojik hastalıklarda çok başarılı yapılan kemik iliği ve kök hücre nakli, yine klinik araştırma yönetmeliğinin tedavi amaçlı deneme yoluyla organ nakilleri ve kemik iliği nakillerindeki redde, kök hücreye izin veriliyor. Ancak kas hastalıkları için şu anda uluslararası ortamda kesin sonuçlanan, başarı sağlamış bir çalışma yok. Burada eksik olan hayvan deneyleri. Sayın Genel Müdürümüz, önümüzdeki dönemde bu kas hastalıkları çalışma grubuna temel tıp uzmanlarını da alarak, Türkiye’de hayvan modelleri kopyasının hazırlanmasına ve buna yönelik çalışma yapılmasına karar verdi. Çalışma grubu, bununla ilgili altyapıyı tartışıyor. Önümüzdeki günlerde yapılacak çalıştayda, bu konu değerlendirilecek. Kesin tedavi bizim görevimiz, ancak bunu yaparken de hastalara zarar vermemek gerekir. Bu hastalık, sonuç olarak deneme aşamasında olan, hayvansal deney modellerinde çalışılması gereken bir hastalıktır.”

Yorum bırakın

TRAFİK KAZALARI İLE İLGİLİ YENİ YASA ÇIKACAK

Özel hastanelerin dağılımındaki kriterlerden, acil servise gelen her hastanın kabulünden dolayı hastanelerin zarara uğramasına kadar birçok konu hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. İrfan Şencan, sıkıntı yaşanan durumlarla ilgili olarak objektif kriterler çerçevesinde uygulamalarla ilgili değişiklikler yapabileceklerini söyledi.

Ülkemizde sık yaşanan trafik kazaları sonucunda acil servislerin hastaları geri çevirme döneminin artık geride kaldığını belirten Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. İrfan Şencan, bundan sonra olanağı olmayan hastaneler, hastaları, tedavi olanağı bulunan hastanelere sevk etmekle sorumlu olacağını belirtti. Şencan, “Acil hastalar, sevk edilene kadar hastaneyi terk etmemeleri için tabelayla uyarılacaklar. Genelge uyarınca, acil servislerden başka hastanelere sevk edilen vatandaşları, farklı hastanelere ilk başvurulan hastanenin sevk etmek zorunda olacak. Sevklerde kendi ambulansını kullanmayacak olan hastaneler, 112 Acil Servis’i arayarak ambulans getirtmek yükümlülüğü altında bulunacak. Vatandaşlar, acil servislere asılacak tabelalarla, “Hastane sizi sevk edecek, kendi başınıza hareket etmeyin” uyarısında bulunulacak. Acil servislerde bu tür vakaları savsaklayan personele sıfır tolerans gösterilecek” diye konuştu.

Yeni Yasa Çıkacak
Acil servise başvuran hastayı hiçbir hastanenin geri çevrilmediğini hatırlatan Şencan,”Hastanelere trafik kazası sonucu gelen hastalarla ilgili ödemelerde problemler yaşanıyor. Bunu düzeltmek için hükümet harekete geçti. Yakın zamanda yasa değişikliği yapılacak. Zorunlu trafik sigortalarında yaralanmalarla ilgili belli bir prim yatırılıyor, bu da sigorta şirketlerinin üzerinde sorumluluk oluşturuyor. Sigorta şirketi risk ortaya çıktığında ödeme yapıyordu. Ancak riskin primi ödeniyordu ve bu ücret SGK’dan alınıyordu. Evraklardaki eksikliklerle ilgili sorunlar yaşanmaya başlandı. Bu tasarıyla beraber risk primi de riskin kendisi de SGK’ya bağlı olacak. Yeni yasa sayesinde SGK’nın da hastanın da mağduriyeti önlenmiş olacak” dedi.

“Planlamaları Uzman Tabip Sayısı Belirliyor”
Özel hastanelere yaklaşımın gelişmiş ülkelerde yapılan uygulamalarla aynı şekilde olduğunu kaydeden Şencan, sağlık alanında personel sayısının uygulamaları sınırladığını söyledi. Şencen, istihdam yapılırken birkaç noktanın önem taşıdığına dikkat çekerek şunları söyledi: “Kamu, özel ve üniversite hastanelerinde personel istihdam değerlendirmesi yapılırsa planlama olmak zorundadır. Hastane ve çalışanların bölgelemesinde ve ayırımında uygulamanın temeli, uzman hekim sayısına dayanıyor. Uzman doktorun dengeli dağılımı açısından planlama yapıyoruz.”

“Özel Hastane yatırımını engellemiyoruz”
Kamu ve özel kurum dengesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Şencan, “Özel hastane yatırımını engellemiyoruz. Ancak bizim istihdamımızdaki uzman hekimlerimiz alınarak yatırım yapılıyor. Ne zaman uzman hekim başka yerden alınırsa, o zaman karışmayız. Yurt dışından hekim getirilmesi söz konusu olabilir ancak, bunun da önüne geçildi” diye konuştu.

“Kamu ve Özeldeki Oran 4’te Biri Geçmemeli”
Kamu ve özel sağlık kuruluşlarında personel sayısı oranının 4’te biri geçmemesi gerektiğini belirten Şencan, “Her halükarda özel hastanelerde muayene için belli bir ücret farkı alınıyor. Özel sektör tabii olarak daha karlı olacak alanlara kayıyor. Özelin çalışma şartlarını belli miktarda serbest bırakıyoruz. Özel sektörde uzman tabip sayısı açısından bütün öngörülerin çok üzerinde olduğu için, kamu-özel dengesini sağlayıncaya kadar yeni ön izne geçit vermeyeceğiz. Bu bağlamda tamamen de yatırımcının önü kesilmiş değil. Tıp merkezleri birleşip hastane olabiliyor veya hastaneleri taşıyabiliyorlar. Zaten özel hastanelerde kontrolsüz büyüme olmuş ki doğru yere yatırım yapılamamış. Artık hastanelerin taşınma ihtiyacı hissediyor olması da, bu yatırımın planlanarak yapılmadığını gösteriyor” şeklinde konuştu.

“Özel Sektörde Hekim Açığı Sorunu Yaşanmayacak”
Şencan, mecburi hizmetini bitiren hekimlerin istifa ederek özele geçmesi veya başka bir yere dönem tayini çıkması durumunda, bu hekim tek ise başka bir hekim göreve başlayana kadar görevine devam etme zorunluluğunun olduğunu hatırlattı. Şencan, bu uygulamanın yakın zamanda özel sektör içinde geçerli olacağını bildirdi. Bu yeni uygulama ile hem özel sektör yöneticilerinin hem de hastaların mağduriyetinin ortadan kalkacağını kaydeden Şencan, özel hastanelerden ayrılan hekimin yerine bir uzman gelmedikçe hekimin başka yerde görev alamayacağını söyledi. Özel sektör yöneticilerinin uzman alacakları zaman kendilerine haber verilmesini istediklerini belirten Şencan, “Biz de o yere uzmanımızı ayarlayalım, yeni uzman geldiğinde de görevine başlayabilsin” dedi.

35 Yaş Üzerinde Tek Embriyo Kısıtlaması..
35 yaşın gebeliklerde bir kırılma noktası olarak görüldüğünü, o yaşa kadar tek embriyo ile de belli bir optimum rakama ulaşabildiğine dikkat çeken Şencan şu bilgileri verdi: “35 yaş üzerinde embriyo optimum rakamın çok altında kalıyor, o yüzden de iki embriyoya izin veriliyor. Hasta iki kez denemiş, ancak başarılı olamamışsa 2 embriyoya izin veriliyor. Bu uygulama iki ucu keskin bıçak gibi, hem gebelik oranı düşüyor hem de çoğul gebelik riski artıyor. Çoğul gebelikte embriyo anne karnında redüksiyon ile öldürülüyor ya da ikiz, üçüz ve dördüz gebelikler ortaya çıkıyor. Ne kadar çoğul gebelik olursa o kadar erken doğum riski, o kadar prematüre riski, o kadar uzun yeni doğan kuvözünde kalma riski ve o kadar özürlü bebek olma riski ortaya çıkıyor. Bazı vakalarda embriyonun tekrarlanması gerektiğinde, hekimler embriyoyu dondurabilirler. Her hangi bir kısıtlama olmaksızın, dolayısıyla ayda bir siklus deneme şansı oluyor. Bazı vakalarla ilgili objektif, suistimale gitmeyecek ve bilimsel kriterler ortaya çıkmış olsa, uygulamada değişiklik yapılabilir. Şu anda elimizde böyle objektif ve kolay ayırt edilebilir bir kriter olmadığı için, kurallar uygulanmaya devam ediyor. Objektif bir kriter gelirse değişiklik yapılabilir. Zaten uygulamada çok az spermi bulunan hastalar ve yumurta dondurması sakıncası olan hastalar hariç tutuldu. Buna karşı bazı uzmanlık dernekleri kendisini ‘uzmanların derneği’ olarak algılıyor. Ancak biz objektif olarak bakabilen, hastanın yararına olan her türlü bilimsel kuralları alarak değişiklik yapmaya hazırız.”

“Yurt Dışına Giden Hekimler Öğrendiklerini Öğretmeliler”
Öğretim üyelerinin yurt dışındaki eğitimlere görevli olarak gittiklerini ve öğrendiklerini öğretmekle yükümlü olduklarını hatırlatan Şencan, “Belli şartlar sonucunda hocalar öğrendiklerini, kendi tekelinde tutup öğretmemek gibi bir durum söz konusu olamaz. Hekim zor vaka uygulaması yaptığında bunun karşılığı veriliyor” şeklinde konuştu.

Yorum bırakın