Archive for category Girişimsel Radyoloji

ÇUKUROVA TIP GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ UYGULAMALARI

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı’nda Türk Radyoloji Derneği Adana Şubesi’nin 2011 yılı Eğitim Faaliyetlerinin Bir Kısmını Girişimsel Radyoloji Uygulamaları Oluşturacak.

Son yıllarda, teknolojik gelişmelerin de katkısı ile, girişimsel radyolojik yöntemlerle birçok hastalığın tedavi edilebilmesi ve buna olan talebin artması bu alanda yeterli bilgi ve deneyime sahip radyoloji uzmanlarına olan ihtiyacı hızla artırıyor. Bu konuda uzman girişimsel radyolog sayısının yeterli olmaması, bu yolla tedavinin yaygınlaşabilmesi ve hastaların, buna ulaşmasında en büyük engel olarak görülüyor. Bu sorumluluk bilinci ile, Türk Radyoloji Derneği (TRD) Adana şubesinin 2011 eğitim faaliyetleri içinde, katılımın ücretsiz olduğu, karotis stentleme, venöz akses ve endövenöz lazer uygulamaları düzenleniyor.

Uygulamalar Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anabilin Dalında, TRD Adana Şubesi yönetim kurulu üyelerinden Doç. Dr. Erol Akgül ve Prof. Dr. Erol Aksungur yönetiminde toplantılar 2 defa tekrarlanacak. Uygulamalar, Ocak, Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs aylarında yapılacak. Katılımcı sayısı, her uygulama için 5 radyoloji uzmanı ile sınırlı olup, katılacak uzmanların çalıştıkları ortamda bu uygulamaları yapabilmeleri veya geliştirebilmeleri amaçlanıyor. Bu nedenle uygulamalara katılacak uzmanların öğrendiklerini uygulayabilecek ortamlara sahip olmaları bekleniyor. Katılımcılar bu özellikleri ve başvuru önceliği dikkate alınarak belirlenecek.


Uygulamalarda, rutin olarak kullanılan farklı malzemeler tercih edilecek, avantaj ve dezavantajları, hangi malzemenin hangi durumda daha uygun olacağı uygulamalı olarak gösterilecek ve tartışılacak. Uygulamalara, katılımcıların bizzat katılmaları da sağlanacak.

Girişimsel Radyoloji Uygulamaları

Reklamlar

Yorum bırakın

VARİS TEDAVİSİNDE: ENDOVENÖZ LAZER ABLASYONU

Girişimsel radyolojik yöntemlerin birçok cerrahi tedavi yönteminin yerini hızlı bir şekilde almaya başladığını kaydeden Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Radyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Erol Aksungur, ‘Endovenöz Lazer Ablasyonu’ yöntemi ile varis tedavisinin mümkün olduğunu dile getirdi.

5. Girişimsel Radyoloji Toplantısında, Türk Girişimsel Radyoloji Derneği yönetim kurulu üyesi ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Radyoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Aksungur, Girişimsel Radyoloji alanında Türkiye’de oldukça hızlı gelişmelerin olduğunu bildirdi. Serebral ve aort anevrizmalarından birçok tümörün tedavisinde kadar girişimsel radyolojinin birincil rol oynadığını söylen Prof. Dr. Aksungur, varis hastalarında da Girişimsel Radyologların dünyada olduğu gibi Türkiye’de de etkin rol oynadıklarını ve ultrasonografi eşliğinde termal tedavi yöntemleri (lazer ve RF ablasyonu), köpük skleroterapisi ve mikroflebektomi gibi işlemlerin yapıldığını açıkladı.

Endovenöz Lazer Ablasyon Tedavisi
Çukurova Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalında Girişimsel Radyoloji Ünitesinde 2007’den bu yana öğretim üyeleri Prof. Dr. Erol Aksungur ve Doç. Dr. Kairgeldy Aikimbaev tarafından ‘Endovenöz Lazer Ablasyonu’ (EVLA) ve köpük skleroterapi işlemleri gerçekleştiriliyor. Bu kısa süre içinde 500’e yakın tedavi yapıldığını belirten Prof. Dr. Aksungur, “Başvuran hasta sayısı hızlı bir şekilde artıyor. Hastaların klinik muayene ve Renkli Doppler Ultrasonografileri tedaviyi yapacak hekim tarafından gerçekleştiriliyor. EVLA tedavisi, Çukurova Üniversitesi dışında Hacettepe, Başkent, Antalya, Dokuz Eylül gibi büyük üniversitelerimiz ve Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde girişimsel radyologlar tarafından yapılıyor” dedi.

“EVLA, Cerrahi Tedavi Yöntemlerine Alternatif Oldu”
Varis kronik yüzeyel venöz yetmezliğinin sadece bir bulgusu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Aksungur konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Kronik yüzeyel venöz yetmezlik kendini variköz venler veya retiküler-telenzektazik venöz değişiklikle gösterebileceği gibi bu bulgulara ağrı, şiddetli ödem veya cilt ülserleri gibi majör bozukluklar eşlik edebiliyor. Bu hastalığın temel nedeni venöz kapak yetmezliği sonucu oluşan venöz hipertansiyondur. Tedavi sadece varislerin kozmetik olarak ortadan kaldırılmasına yönelik değil ağrı, ödem, cilt değişiklikleri (atrofi, hipertrofi, pigmentasyon vs) ve cilt ülserinin sağıtımı için yapılıyor. Venöz kapak yetmezliği, sırasıyla büyük ve küçük safen ven, bunların birincil dalları ve daha az sıklıkla perforan venlerde görülüyor. Bu nedenle tedavi stratejisi bu damarlara yönelik oluyor. Cerrahi tedavilerde bu damarların çıkarılması amaçlanıyor. 2001 yılından itibaren uygulanmaya başlayan endovenöz termal tedavi yöntemleri, cerrahi tedavi yöntemlerine alternatif oluyor. Endovenöz tedavi yöntemleri arasında en sık kullanılan EVLA’dır.”

“Cerrahide 5 Yıl İçinde Nüks Yüzde 18 – 40 Arasında İken, Evla Yapılan Olgularda Yüzde 1 – 7”
EVLA’nın cerrahi yöntemlere göre en önemli avantajının ultrasonografi eşliğinde radyologlar tarafından yapıldığından, hastalığın kaynağının doğru tanımlanması ve kaynak oluşturan damar segmentlerinin eksiksiz tedavi edilmesi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aksungur, “Ayrıca diğer avantajları tedavi sonrası ciddi sinir hasarlanması, enfeksiyon, derin venöz tromboz ve uzun süreli iş gücü kaybı gibi komplikasyonları cerrahiye göre, çok düşük olmasıdır. Cerrahi tedavilerde major komplikasyon oranı yüzde 10 – 20’lere ulaşırken EVLA ile yapılan çalışmalarda bu oranlar 1-5 yıllık takiplerden yüzde 2-7 arasında bildiriliyor. Çukurova Üniversitesinde yaklaşık 500 işlemde 1 olguda lokal hipoestezi ile iki olguda medikal tedaviye yanıt veren yüzeyel tromboflebit oluşmuştur. EVLA sonrası başarı cerrahiden oldukça yüksektir. Cerrahide 5 yıl içinde nüks değişik serilerde yüzde 18 – 40 arasında iken bu oran EVLA yapılan olgularda yüzde 1 – 7 arasında bildiriliyor. Çukurova Üniversitesi Radyoloji bölümünde tedavi edilen ve en az 3 yıl takip edilen hastalarda, bu oran yüzde 1’in altında yer alıyor. Tedavinin bir diğer avantajı; ayaktan yapılması, tedavi sonrası yatarak istirahat gerektirmemesi ve oldukça kısa sürede hasta günlük aktivitesine dönmesidir” şeklinde konuştu.

“Tedavinin Girişimsel Radyolog Tarafından Yapılması, Tedavi Başarı Oranını Etkiliyor”
Tedavinin başarısını etkileyen en önemli faktörün hastalığın iyi değerlendirilmesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aksungur, hastalığa kaynak olan yetmezliğin bulunduğu damar segmentlerinin doğru tanımlanması ve tedavi planının buna göre hazırlanmasının önemini işaret etti. Klinik olarak değerlendirilme ve fiziksel muayenenin, işlemin ilk adımı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Aksungur, Renkli Doppler Ultrasonografi (RDUS) işleminin en önemli değerlendirme yöntemi olduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Aksungur şunları kaydetti: “İşlemin bu konuda deneyimli girişimsel radyolog tarafından yapılması tedavi yönteminin başarısını etkiliyor. Doppler muayenesi mutlaka ayakta yapılmalı, yetmezliği olan kaynak damarlar ve buna bağlı varislerin haritası çıkarılmalı ve diğer bulguları içeren ayrıntılı bir rapor yazılmalıdır. İşlemi güçleştirecek geçirilmiş cerrahi, safen ven agenezisi veya hipoplazisi gibi durumlarda not edilmelidir.”

EVLA Tedavisini Kısıtlayan Durumlar
EVLA tedavisini kısıtlayan durumlar hakkında Prof. Dr. Aksungur şu bilgileri verdi: “Yaygın derin venöz tromboz, koagülopatiler, yaygın sistemik hastalık, gebelik veya emzirme dönemindeki kadınlar ile lokal anesteziklere karşı alerjidir. Geçirilmiş fokal yüzeyel tromboflebit veya periferik arter hastalığı kesin kontraendikasyon oluşturmamaktadır. Periferik anjiyografi beceri ve deneyimi olan girişimsel radyologlar için tortuoz damarların olması işlemin yapılmasına engel oluşturmamaktadır.”

‘Tümesen Anastezi’
Tedavi edilecek damara düşük profilli kateter sistemleri ile girildiğinden işlem sonrası cerrahide olduğu gibi işleme bağlı kozmetik açıdan sıkıntı yaratan cilt değişiklikleri olmadığını ifade eden Prof. Dr. Aksungur, “Kateter sisteminin içerisinden 400 – 600 mikron çapta fiberler gönderilerek işlem gerçekleştiriliyor. Lazer enerjisi birçok sistemde lazer fiberinin ucundan çıkıyor. Genellikle 980 nm (810 – 1470 nm) ve 10 – 30 Watt gücündeki diode lazer cihazları kullanılıyor. Lazer enerjisinin oluşturduğu yüksek ısı vende intimal hasar, inflammasyon ve sonuçta fibrozis ile vende tam obstrüksiyona neden olur. Oluşan ısıya bağlı çevre dokuların hasarlanmaması ve işlem sırasında ağrı oluşmaması için damar çevresine içinde lidokain içeren serum fizyolojikle lokal anestezi yapılır. Buna ‘Tümesen Anastezi’ deniliyor” diye konuştu.

“Girişimsel Radyolojik Yöntemler Cerrahi Tedavi Yöntemlerinin Yerini Hızlı Bir Şekilde Almaya Başladı”
Tedavi işlemi sonrası hastanın taburcu edildikten sonra, 2 – 3 hafta yüksek basınçlı varis çorabı giydiğini kaydeden Prof. Dr. Aksungur, “İşlemden sonra hastanın normal aktivitesine dönüşü 1 – 2 gün içinde gerçekleşiyor. EVLA kronik venöz yetmezliğinin oluşturduğu medikal problemlere yönelik olmakla birlikte, birçok hastada kozmetik açıdan da yüz güldürücü sonuçlar elde ediliyor. Az sayıdaki hastada EVLA sonrası kalan kozmetik problemin ( oblitere olmayan varisler veya eşlik eden retiküler-telenzektazik venöz genişlemeler) çözümü için EVLA’dan 3 – 4 hafta sonra polidokanol gibi sklerozan ajanlarla ultrasonografi eşliğinde köpük tedavisi yapılabiliyor. Bazı hastalardaki bulgular gonadal veya internal iliak venlerin dallarının yetmezliğinin bacağa yansıması ile ortaya çıkmakta olup bu venler anjiografi eşliğinde koil embolizasyonu ile tedavi edilebiliyor.

Sonuç olarak; kronik venöz yetmezlik ve buna bağlı oluşan varis ve diğer semptomların tedavisinde komplikasyon oranlarının düşük olması, tedavi sonrası başarının yüz güldürücü olması nedeniyle günümüzde girişimsel radyolojik yöntemler birçok cerrahi tedavi yönteminin yerini hızlı bir şekilde almaktadır. Teknolojideki gelişme ile birlikte Türkiye’deki girişimsel radyologların sayı ve niteliğinin artması bu ve buna benzer tedavi yöntemleriyle hastalara verilecek sağlık hizmetinin kalitesini hızla artacaktır” dedi.

Yorum bırakın

“GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ ÜST İHTİSAS OLMALI”

Türk Girişimsel Radyoloji Dernek Başkanı Prof. Dr. Okan Akhan, bu yıl 5’incisi düzenlenen Girişimsel Radyoloji Toplantısı’nda radyologların sorunları ile ilgili Sağlık Dergisi’ne açıklamalarda bulundu.

300’e yakın katılımcının takip ettiği Girişimsel Radyoloji Yıllık Toplantısı’nın, bu yıl 5’incisi Kapadokya Perissia Hotel’de gerçekleştirildi. Yurt dışında da konuşmacıların yer aldığı paneller, uydu sempozyumları, “ben nasıl yapıyorum” oturumları yapıldı.
Girişimsel Radyolojik işlemlerin, dünyanın en önemli merkezlerinde rutin uygulanan tedaviler haline geldiğini belirten Türk Girişimsel Radyoloji Dernek Başkanı Prof. Dr. Okan Akhan, “Girişimsel Radyologlar olarak, eskiden cerrahi yöntemlerle tedavi edilen büyük bir grup hastayı, cerrahi yöntem kullanılmadan tedavi eden işlemleri yapıyoruz. Bu işlemler, görüntüleme cihazları kılavuzluğunda hastaları tedavi eden işlemlerdir. Tıkanan damarları balon kateter veya stent ile açıyoruz. Eğer taze trombus ile bir damar tıkalı ise, kateter ile ilaç infüzyonu yöntemiyle damarın açılmasını sağlıyoruz. Eski bir tıkanıklık sözkonusu ise o bölgeye stent konularak damar açılıyor. Tümörü besleyen bir damarı tıkayarak tümörün küçülmesi sağlanıyor” dedi.


“Girişimsel Radyoloji Üst İhtisas Olmalı”
Dünyada yapılan Girişimsel Radyoloji işlemlerinin tamamının, ülkemizde de yapıldığı kaydeden Prof. Dr. Akhan, “Ülkemizdeki bu seçkin 10 merkezden birisi de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı’dır. Radyoloji uzmanlığından sonra Girişimsel Radyoloji üst ihtisas olarak tanımlanmalı. Sağlık Bakanlığı bu güne kadar Girişimsel Radyoloji’yi üst ihtisas haline getirmedi. Girişimsel Radyoloji Avrupa da Radyoloji altında bir özel alan olarak tanımlanmıştır. Ülkemizde de bu düzenleme hızla yapılmalıdır. Çünkü bu işlemleri yapabilecek eğitimli radyologlara ihtiyaç var. Üstelik Balkan ülkeleri başta olmak üzere bir çok ülkeden bu alanda eğitim almak isteyen radyologlar başta Hacettepe olmak üzere eğitim almak için ülkemize gelmektedir” şeklinde konuştu.

“BT Belli Prosedürlere Uygun Tercih Edilmeli”
İngiltere’de Bilgisayarlı Tomografi tetkikinin yasaklanmadığını belirten Prof. Dr. Akhan şunları söyledi: “Sağlıklı kişilerde tarama amaçlı ‘yıllık araba muayene yaptırır’ gibi Bilgisayarlı Tomografi (BT)’nin tepeden tırnağa yapılması yasaklandı. Bu görüntüleme yöntemi sağlıklı kişilerde kullanılan bir yöntem değildir. Bt tetkikleri hasta bireylerde doktor endikasyonu olduğunda özel protokollerle yapılır. BT’nin hangi organa spesifik yapılması gerektiği, radyolog tarafından saptanır ve uygulanır. X ışını var diye tetkik yaptırmaktan kaçınamayız. Doğru hastalarda uygun protokollerle yapılması gerekir. Kullanılan cihazların düşük radyasyonlu olanları tercih edilmelidir. Düşük dozlu cihazlar yok ise, mevcut cihazlara düşük doz yazılımları eklenmelidir.”


“24 Saat Maksimum 100 Hastaya BT Yapılabilir”
Düşük doz öncesi Bilgisayarlı Tomografi cihazları ile ortalama 15 mSv birim radyasyon alınırken bir Kalp Anjiosu için yeni kuşak cihazlarla bu oranın 2’nin altına düştüğünü kaydeden Prof. Dr. Akhan, yapılan tetkiklerde uluslar arası standartlara uygun protokollerin kullanılması gerektiğinin belirtti. Prof. Dr. Akhan, “Türkiye’de temel sorun olarak, bir çok tetkikin özellikle hizmet alımı yapılan hastanelerde usulüne uygun yapılmıyor olmasını gösterdi. Bu çok ciddi bir sorun, BT tetkiki, ortalama 1 saat içerisinde 4-5 hastaya uygulanabilir. 24 saat bir merkezi Çalışma Bakanlığı’nın kurallarına uygun çalıştıracaksanız, çok iyi eğitimli en az 3 ekip çalıştırmanız gerekir. 24 saat mükemmel çalışan bir merkezde, iyi çalıştıracak 3 ekip ile 100-120 kişiye BT tetkiki uygulanabilir. Tek ekip ile 200 tetkik yapılan merkezler var. Bu kadar yüksek rakamlar ile aslında hiç tetkik yapılmamış sayılmalı. Çünkü hiçbir tetkik usulüne uygun değil. Usulüne uygun olmaması hastanın ihtiyacına uygun sonuç çıkmadığını gösterir. Hastadan bir başka hastanede o tetkik tekrarı isteniyor” diye konuştu.

“Radyolog, Günde En Fazla 72 MR Çekebilir”
Bir radyologun, 24 saatte 72 tane MR çekebileceğini dile getiren Prof. Dr. Akhan şunları söyledi: “Radyolojide beklenenin üzerinde tetkik varsa kaliteden ödün veriliyor demektir. Ülkemizde günlük, 180-200 MR tetkiki hizmeti veren merkezler var. Bunun nedeni SUT’ta MR için 70 lira gibi bir para öngörülüyor olmasıdır. İlgili hastane, hizmet alımı yaptığı firma ile döner sermaye üzerinden anlaşıyor. Yani her MR için verilen 70 lirayı cihazı sağlayan firma ile ilgili devlet hastanesi paylaşıyor. Firma da tetkik sayısını arttırıp yüksek kazanç sağlamak için, günde 200 tetkik yapıyor. Daha da kötüsü uygun protokollerle yapılmayan bu tetkikleri hastane ve hastalarla ilgisi olmayan bir hekim rapor yazmak zorunda kalıyor. Bu şekilde örgütlenen bir tetkik sürecinin hastalara yardım etmediğini anlamak zorundayız. Çünkü sağlık hizmeti nitelikli olmak zorundadır.”

Yorum bırakın