Archive for category Göz Hastalıkları

ORTA ASYA’LI GÖZ DOKTORLARINA TÜRKÇE EĞİTİM İMKANI

İngilizce bilmeyen Orta Asya’daki göz doktorlarına 3 ay boyunca Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalında Türkçe eğitim imkanı sunulacak.

Türkçe konuşan Orta Asya ülkelerinden bazı doktorlar İngilizce bilmedikleri için uluslararası çalışmalara katılamıyorlar. Bu nedenle Uluslararası Göz Birliği’nin sınavına giremiyorlar. Bilimsel kitapları okuyup yeterince anlamıyorlar. Türkiye’de bir merkezde, bu ülkelerden gelenler oftalmoloji eğitimini Türkçe alacaklar. Bu uygulama için, Başkent Üniversitesi kabul edildi. Türkçe dışında yabancı dil konuşamayan doktorlar gelerek 3 ay boyunca Prof. Dr. Gürsel Yılmaz’ın başkanı olduğu Başkent Üniversitesi Oftalmoloji Kliniğinde eğitim alacaklar. Form doldurarak başvuracak olan adaylar, Uluslararası Göz Derneği tarafından değerlendirilerek eğitim durumları ve mesleki amaçları uygun ise kabul edilecekler.

“İlk Kez Doktorlar, İngilizce Bilmediği ve Türkçe Bildiği İçin Bir Programa Katılabilecek”
Uluslararası Göz Konseyi’nin (International Council of Ophthalmology) Mütevelli Heyet üyeliği ve Etik Komisyonu başkanlığı görevlerini yürüten Prof. Dr. Pınar Aydın, “Çalışmalarda eğitim eksikliği olan hekimler, ülkesine döndüğünde oftalmoloji alanında bilgisini geliştirerek ülkesine faydalı olacaklar seçilecek. İngilizce bilmeyen göz doktorlarına verilecek eğitimle, bilimsel açıklarını kapatacaklar. Bu uygulama ile ilk kez doktorlar, İngilizce bilmediği ama Türkçe bildiği için bir programa katılabilecek” şeklinde konuştu. 

Gelişmemiş Ülkelerden Gelecekler Kabul Edilecek
2014 yılında Tokyo’da yapılacak olan Dünya Göz Kongresi için organizasyon çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Aydın, “Birçok organizasyondan Orta Doğu ve Güney Batı Avrupa’dan kimlerin neleri yapacağı konusunda danışmanlık veriyorum” dedi. Kongrede nöro-oftalmoloji alanında konuşma yapacağını belirten Prof. Dr. Aydın, “Etik” konusunu tekrar ele alarak, yeniden tanımladıklarını kaydetti. 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!
Reklamlar

Yorum bırakın

TANGONUN GÖREN GÖZÜ

SANATSAL SAĞLIK
Bu haberi okumadan burayı tıklayın 

Körlüğün ve tangonun bir arada başarılı şekilde işlendiği“Kadın Kokusu” filmi hakkında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Koray Gümüş ile hobisi olan dansı ve ülkemizdeki körlük nedenlerini konuştuk.
Sanatın tıpla buluştuğu ve farklı sanat dallarını ele aldığımız haber çalışmamızın bu ay ki konuğu olan Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Koray Gümüş ile tango denilince akla ilk gelen film olan “Kadın Kokusu” ve filmde işlenen körlüğü konuştuk. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. sınıf öğrencisi iken “tango” ile tanışan Gümüş, bu süreçte sadece ders çalışmak ve sonucunda da sosyal yönü zayıf bir hekim olmak istemediği için dansa başladığını anlattı. Tangonun ve körlüğün en iyi şekilde işlendiği filmlerden bir olan Kadın Kokusu (Scent of a Woman) hakkında görüşlerini anlatan Doç. Dr. Koray Gümüş, körlük nedenlerini ve bir duyunun zayıfladığında diğer duyulara olan etkisi üzerine bilgi verdi. Gümüş, ayrıca dansın, hekimler için sahne korkusunun azaltılmasında etkisinin büyük olduğunu söyledi.
Kadın Kokusu, Unutulmaz Sahne ve Körlük
Kadın Kokusu (Scent of a Woman) Al Pacino’ nun en iyi erkek oyuncu Oscarını kazandığı 1992 yapımı filmdir. Al Pacino bu filmde emekli olmuş kör bir subayı kendi dünyasından izleyicilere sunmaktadır. Film,Oscar Ödülleri’nde en iyi görüntü, düzenleme, en iyi aktör dallarında aday gösterilmiş, en iyi aktör ödülünü Al Pacino ile kazanmıştır. Tango denildiğinde ilk akla gelen filmlerden olan Kadın Kokusu, körlerin hayata bakış açısını da ele alıyor.
Al Pacino canlandırdığı karaktere hazırlanmak amacıyla 6 ay körler okulunda yaşayarak ciddi bir eğitim almış, film çekimlerine de bu deneyimini başarılı bir şekilde yansıtmış.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi ve dans eğitmeni Doç. Dr. Koray Gümüş, Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’ün sorularını yanıtladı.

Neden ‘Kadın Kokusu’ filmi?
Aslında bu sorunun cevabı çok basit. Profesyonel anlamda göz ve dolayısıyla görme ile ilgilenirken ve uzun yıllardır da tango yaparken, insanın aklına ilk gelen film Al Pacino’nun muhteşem bir oyunculuk örneği gösterdiği ve en iyi aktör ödülünü aldığı ‘Kadın Kokusu- Scent of a Woman’ filmi oluyor. 1992 yapımı eski bir film olmasına ve daha önce defalarca izlemiş olmama rağmen, aklıma geldikçe filmi izliyor ve her defasında farklı bir tat alıyorum. Neden yıllar içerisinde izlediğim yüzlerce film dururken, ‘Kadın Kokusu’ bu denli tat veriyor insana? Öncelikle, oyunculuklar gerçekten üst düzeyde. Al Pacino çok zor bir rolü öylesine ustalıkla oynamış ki, bu izleyenlere farklı bir keyif veriyor. İkinci olarak, bu filmi her izlediğimde unuttuğum bazı gerçekleri hatırlıyorum. Bir düşünsenize, hayatı öylesine yaşarken birçok şeyin farkında bile değiliz aslında. Görmek, duymak, dokunduğunda hissedebilmek, koku almak, tat almak, yürüyebilmek, konuşabilmek, nefes almak gibi bu listeyi daha da uzatmak mümkün. Bu unsurların aslında hayatımızda ne denli önemli olduğunu ancak bunları kaybettiğimizde anlıyoruz. Asıl yapmamız gereken ne? Hayatta hiç bir şeye sahip değilken bile, sadece ve sadece bunlara sahip olduğumuz için şükretmeliyiz. İşte belki de, ‘Kadın Kokusu’ filmini her izlediğimde bunu hatırladığım için ayrı bir keyif alıyorum. Bu filmi tercih etmemdeki diğer bir neden ise Al Pacino’nun okulda yaptığı o etkileyici konuşma ve verdiği mesajlardır. Bir diğeri de bir insanın yaşamında dürüstlük ve cesaretin ne denli önemli olduğu öyle güzel bir şekilde veriliyor ki filmde. Ve sona sakladığım neden, Al Pacino’nun görmeden yaptığı o güzel tango parçası eşliğinde yaptığı şovu. Gerçekten izlemeye değer.
‘Kadın Kokusu’ filminde körlüğün işlenişi gerçeği yansıtıyor mu?
Uzun zamandır dansın içindeyim. Dahası profesyonel işim gereği, görmesi bozulmuş ve bazen de görmesini tamamen kaybetmiş insanlarla uğraşıyorum. Bu açıdan filmde, görme engelli bir insanı oynamak, çok farklı zıt karakterleri, farklı cinsiyetleri ve kendi karakterine ters bir karakteri oynamaktan bile daha zor diye düşünüyorum. Bu rolü oynayacak kişinin izleyenlere, hem fiziksel olarak görme engelli olduğu hissini verebilmesi hem de görme engelli birisinin yaşadığı tüm zorlukları gösterebilmesi gerekir. İnanın bana bu hiç de kolay değildir. Lütfen gözleriniz açıkken sanki görmüyormuş gibi davranmaya çalışın. Bir de zifiri bir karanlığa girdiğinizdeki hareketlerinizi bir düşünün ve karşılaştırın. Bu rolü oynamanın ne denli zor olduğunu göreceksiniz. Dolayısıyla, bir filmde görme engelli birini oynayabilmek için çok ciddi bir eğitim gerektiğine inanıyorum. Rolü oynayacak kişi yılların ustası Al Pacino olsa bile. Al Pacino da bu filmi çekmeden önce aylarca bu konuda çok ciddi eğitim almış ve bu filmde körlüğü çok iyi bir şekilde işlemiştir.
Filmde körlükte koku algısının arttığı üzerinde duruluyor. Bu durum doğru mu?
İnsanda bazı duyular doğuştan olmadığında ya da sonradan kaybedildiğinde, diğer duyuların güçlendiğini biliyoruz. Dolayısıyla filmde görme duyusunu yitirmiş bir kişide koku alma duyusunun geliştiği çok güzel bir şekilde işlenmiştir. Aslına bakarsanız, böyle bir durumda, yani bir duyunuzu kaybettiğinizde sadece bir duyunuz değil diğer tüm duyularda ciddi bir gelişme olabilmektedir. Bu da insan vücudunun kusursuz işleyişinden kaynaklanmaktadır. Çünkü, vücudumuz öyle mükemmel bir şekilde çalışmaktadır ki, duyularımızdan birinde bir sorun olduğunda, onun meydana getireceği fonksiyonel açığı kapatmak için diğer duyular daha çok devreye girmekte ve daha çok çalışmaktadır.
Ülkemizde genel olarak körlük yapan nedenler nelerdir? Türkiye’deki durum hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
Ülkemizde ve dünyada körlüğün ve diğer görme yetersizliklerinin nedenleri genel olarak benzerlik göstermektedir. Bu nedenler arasında ilk 3 sırayı katarakt, glokom ve yaşa bağlı maküla dejenerasyonu bulunmaktadır. Bunların yanı sıra kalıtımsal hastalıklar, enfeksiyonlar, travma, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve tümörler de körlük yapan hastalıklar arasında önemli yer tutmaktadır. Bu hastalıkların bir kısmı erken tanı ve doğru tedavi yöntemleri ile kısmen ya da tamamen düzeltilebilirken, diğer bir kısmı maalesef düzeltilememektedir. Ülkemiz körlük yapan hastalıklar konusunda gelişmiş ülkelerdeki tüm teşhis ve tedavi imkanlarına sahiptir.
Körlüğe karşı geliştirilen tanı ve tedavi yöntemleri nelerdir?
Öncelikle körlük ya da görmede yetersizlik yapan temel 3 nedenden birincisi, katarakttır. Kataraktlar doğuştan olabileceği gibi, daha çok ileri yaşlarda ortaya çıkarlar. Bazen de travma neticesinde ya da gözde geçirilmiş hastalıkların sonucunda ve diyabet gibi sistemik bir hastalığa bağlı olarak da gelişebilirler. Kataraktın tedavisi cerrahidir. Ülkemizdeki duruma baktığımızda gururla söyleyebilirim ki, Türkiye gerek bilgi, beceri ve deneyim gerekse, kullandığı teknoloji açısından dünyada söz sahibi bir noktaya gelmiş bulunmaktadır. Körlük nedenleri arasında önemli bir yeri olan glokomun çok çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Bunların içerisinde en yaygın görülen açık açılı glokomdur. Genel olarak açık açılı glokom sinsi başlayan ve yavaş gelişen bir hastalıktır. Oldukça sinsidir ve maalesef genellikle, tamiri mümkün olmayan görüş kaybı oluşturduktan sonra teşhis edilmektedir. Tedavi uygulanmadığı durumlarda, görme sinirindeki harabiyet daha da artar ve sonuç olarak görüş alanı daralmaya başlar ve bu harabiyet durdurulamadığı takdirde, sonuç körlüğe varır. Bu nedenle de erken tanı ve tedavi son derece önemlidir. Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu diğer önemli bir görme kaybı nedenidir. Özellikle 65 yaş üzerindeki insanlarda daha sık görülen yaşa bağlı maküla dejenerasyonu da, özellikle günümüzde, erken tanı ve uygun tedavilerle, kontrol altına alınabilir ve kısmen tedavi edilebilir hale geldi.
Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
7 Ekim 1976, Ankara doğumluyum. 2000 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tıp doktoru unvanı aldıktan sonra, 2004 yılında yine aynı üniversitenin Göz Hastalıkları Anabilim Dalı’nda göz hastalıkları ve cerrahisi uzmanı oldum. 2005 yılında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı’na başladım ve hala aynı klinikte doçent olarak çalışmaktayım. Temel olarak çalıştığım konular kornea ve diğer oküler yüzey hastalıkları, kontakt lens, katarakt ve refraktif cerrahi işlemlerdir. Geçirdiğim 35 seneyi genel olarak değerlendirdiğimde, dünyanın en şanslı insanlarından biri olduğuma inanıyorum. Çünkü, işini severek yapan bir hekim ve çiçeği burnunda bir akademisyenim. Öyle ki, bir daha dünyaya gelsem yine doktor olurdum ve yine göz hastalıklarını seçerdim diyecek kadar çok seviyorum şu anki yaptığım işi.
Terazi burcuyum. Burçlara inanan birisi olarak da, burcumun özelliklerini genel olarak gösterdiğime inanıyorum. Genel olarak olaylara pozitif bakmaya çalışan, enerjisi yüksek, sıcakkanlı, girişken, çalışmayı çok seven, spor ve danstan büyük keyif alan, koyu bir Fenerbahçeli, hümanist tarafı her zaman öne çıkan, ailesine düşkün, güzelliğe ve aşka önem veren bir kişiyim. http://koraygumus.blogspot.com   
Dansla olan ilginiz ne zaman başladı?
Gerçek anlamda dans ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. sınıf öğrencisi iken tanıştım. Eğitiminin çok ağır ve zahmetli olduğunu bildiğim Tıp Fakültesi’ni bilerek yazmış ve kazandığım için de çok mutlu olmuştum. Ancak bu süreçte sadece ders çalışmak ve sonucunda da sosyal yönü zayıf bir hekim olmak istemiyordum. Bu nedenle de, bana gerek fiziksel gerekse ruhsal destek sağlayacak ve endirekt olarak da eğitimime katkıda bulunacak iyi bir hobi ararken de kendimi Hacettepe Klasik Dans Topluluğu’nun içinde buluverdim.
Geçmişe döndüğünüzde dansa başlama kararınız hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hiç şüphem yok ki, dansa başlama kararı hayatımda verdiğim en doğru kararlardan bir tanesidir. Öyle ki, 1994 yılında dansa başladığımı varsayarsak, yaklaşık 18 yıldır dansın bir fiil içerisindeyim. Ve hiç bir zaman, hiç bir koşulda danstan uzaklaşmayı düşünmedim. En yoğun dönemlerimde ve en kritik sınavlarımın öncesinde bile dans ederek ve bildiklerimi kursiyerlerime anlatarak deşarj oldum ve bu sancılı süreçleri çok daha kolay ve başarılı bir şekilde atlatmayı başarabildim.
Tıp Fakültesi’nde okumanın çok zor olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu yoğun ve zor eğitim süreci ile dansı nasıl yürüttünüz?
Tıp fakültesi gerçekten zor ve ciddi özveri isteyen bir eğitim sürecine sahip. Bu süreç özellikle belirli dönemlerde hem ruhsal hem fiziksel olarak insana çok ağır gelebiliyor. Hele de, bu mesleği isteyerek yazmamışsanız, işte o zaman tam bir kabus olabiliyor. Ama ben bu anlamda şanslı insanlardan bir tanesiyim. Çünkü, doktorluk mesleğini çok istemiştim ve bu nedenle de tıp fakültesi hayatım çok eğlenceli ve başarılı geçti. Bana göre bunda rol oynayan 3 önemli faktör vardı. Yaptığım işten çok keyif almak, çok düzenli çalışmak ve düzenli dans etmekti.Öyle ki, hiç unutmuyorum, Pazartesi günü komite sınavım olurdu ve biz dans ekibi ile hafta sonu 8-10 saat çalışmış olurduk. Kendi işinizi ihmal etmediğiniz sürece dans sizi inanılmaz derecede deşarj edebiliyor. Kafanız boşalıyor, fiziksel olarak rahatlıyorsunuz, müzik ile ruhunuz arınıyor resmen.
Sanırım, sadece tango ile ilgilenmiyorsunuz. Hangi danslarla ilgilendiğinizi öğrenebilir miyiz?
Arjantin Tangosu benim favori dansım. Ama dansa ilk olarak Rhumba, Cha Cha, Jive, Swing, Merengue ve Salsa gibi salon Latin dansları, Vals ve Avrupa Tangosu ile başladım. Sonra da, o dönemler Türkiye için de yeni bir dans olan Arjantin Tangosu ile tanıştım ve tek kelimeyle aşık oldum.
Neden Arjantin Tangosu?
Aslına bakarsanız, bütün dans türlerini severek yapmaktayım. Her birinin benim için ayrı bir yeri bulunmaktadır. Ama yine de gerek kişiliğimi daha iyi yansıtması, üstümdeki duruşu ve aldığım mutluluk açısından Arjantin Tangosu benim için çok özel bir dans. Bana göre, Arjantin Tangosu sadece bir dans değildir. Tango bir yaşam stilidir. Gerek müziğindeki lezzet gerekse tutkulu, dokunaklı ve kışkırtıcı dokusuyla Arjantin Tangosu gerçekten çok özel bir danstır ve içinde barındırdığı duygularla, her insan için çok farklı şeyler ifade etmektedir. Öyle ki, kimi çift dans ederken kavgayı ve savaşı yaşarken, diğer bir çift ise romantizmin ve aşkın en üst noktasını doyasıya yaşayabilmektedir.
Dans eğitmenliğine ne zaman ve nasıl başladınız?
Dansa hobi olarak başlamıştım aslında. Daha sonra ilk olarak kulübümüzün gösteri grubuna seçildim. Gruba seçildikten sonra da bazı televizyon programlarında, özel etkinliklerde ve açılışlarda çok sayıda dans gösterisine katıldım. Dolayısıyla, o dönemde bir milat yaşadım. Çünkü, sadece hobi olarak başladığım dans benim için boyut değiştirmişti artık. Dansa sadece hobi olarak bakmıyor, bir taraftan sürekli kendimi eğitirken bir taraftan da dans eğitmeni olmak için çaba sarf ediyordum. İşte bütün bu süreçlerin ardından, o zamanki değerli hocalarımın da katkısıyla dans eğitmeni olarak çalışmaya başladım. Ve yıllardır hobi olarak dans eğitmenliği yapıyor, dansa ait bildiğim ne varsa, büyük bir keyif ile insanlarla paylaşıyorum.
Dansın iş ve günlük hayatınıza katkısı nelerdir?
Dansın iş ve günlük hayatımda farklı alanlarda faydalarını görüyorum. Öncelikle, dansın fiziksel sağlığımıza olan etkisinden bahsetmek isterim. Spor sağlığımız açısından olmazsa olmaz bir aktivite. İşte dans da, öncelikle bize böylesi bir olanak sunuyor. Dans ederek, hem keyif alıyor hem de ciddi efor sarf ederek spor yapıyoruz. Esneklik kazanıyor ve postürümüzü düzeltiyoruz. İkinci avantajı olarak, dansın meditasyon etkisinden bahsetmek istiyorum. İşte harcadığımız zaman, günlük hayatımızın önemli bir parçasını oluşturuyor. Çok çalışıyor, fiziksel ve ruhsal olarak devamlı yıpranıyoruz. Bazen stresten midemize kramplar girebiliyor. İşte hayatınıza dansı soktuğunuzda, haftada iki saat bile olsa, bütün bu streslerden arınıyor, kafanızı boşaltıyor ve inanılmaz gevşiyorsunuz. Bu şekilde rahatlamanın iş hayatınıza olan pozitif katkısını bir düşünün. Dansın bir başka katkısı ise sosyalleşme. Dans dersine gittiğinizde bambaşka sektörlerden ve değişik yaş gruplarından insanlarla tanışma imkanı buluyorsunuz. Dansın diğer önemli bir katkısı da iletişim becerilerimizi arttırmasıdır. Dans yaparak, hayatınızda ilk defa olarak sözlü iletişim dışında başka bir iletişim aracı ile tanışmış oluyorsunuz. Dans ettiğiniz partneriniz ile bedeninizi kullanarak, sadece enerji aktarımı ile iletişimi öğreniyorsunuz. Ve insanın konuşmadan nasıl mükemmel bir iletişim kurabileceğini görüyorsunuz. Bu konudaki en iyi örnek ‘Kadın Kokusu’ filminde gözleri görmeyen Al Pacino’nun yaptığı dans. Böyle şeyler sadece filmlerde olur diye düşünmeyin. Çünkü, biz de zaman zaman eğitimlerimiz sırasında gözlerimizi kapatarak tango yapıyoruz. Dansın faydalarından bahsediyorken, sahne korkusunu azaltmasında dansın rolünden bahsetmeden geçemeyeceğim. Bizler gerek mesleğimiz nedeniyle gerekse başka nedenlerle podyuma çıkmak zorunda kalıyor ve toplum önünde konuşmalar yapıyoruz. Bu olay birçoğumuz için başlı başına bir stres kaynağı. Tanımadığınız insanlar önünde dans etmeyi öğrenip bu korkunuzu yendiğinizde, her türlü sahnede çok daha öz güvenli oluyorsunuz ve artık sahneler stresli olmaktan ziyade keyifli bir hale dönüşüyor.

Bu hobiyi tavsiye eder misiniz?
Kesinlikle tavsiye ederim. Hiç bir yaş sınırı koymaksızın herkese dans etmeyi öneriyorum. Bunu özellikle ifade ediyorum. Çünkü genelde insanlar bana ‘ya benim yaş geçti, artık bu saatten sonra dansa başlayamam’ diyor. Çok büyük bir yanlış. Dansın yaşı yok. Ama şunu çok net söyleyebilirim, ne kadar geç başlarsanız o kadar çok pişmanlık yaşayacaksınız.
Konu dans olduğunda benim ve daha birçok kişinin dansa adım atmasında çok önemli katkıları olan, sevgili Didem Dinçerden Hocamızı bu vesile ile anmak istiyorum. Maalesef kendisini yakın zamanda, uzun yıllar savaştığı meme kanserinden kaybettik.

Yorum bırakın

ASİSTANLIKLA BAŞETME KILAVUZU

Tıp eğitimi sırasında Tıpta Uzmanlık Sınavı’nı geçen hekimlerin asistanlıkları sırasında yaşadıkları sorunları araştıran Prof. Dr. Pınar Aydın, “Asistanlıkla Başetme Kılavuzu” ile bir ilke imza atmaya hazırlanıyor.

Tıp eğitimi sonrasında hayatlarının en zor sınavı diye nitelendirdikleri Tıpta Uzmanlık Sınavı’nı geçen hekimlerin asistanlıkları sırasında yaşadıkları sorunlarla baş etmeleri gün geçtikçe daha da zorlaşıyor. Asistanlık sürecinde istifa edenlerin yanı sıra psikiyatrik sorun yaşayanlar hatta intihar edenler bile var. Bu konu hakkında araştırma yapan Prof. Dr. Pınar Aydın, “Asistanlıkla Başetme Kılavuzu” ile hekimlerin yanında olacak ve onlara hem yaşam koçluğu yapacak hem de istatistiki verileri toplayarak klavuz haline getirecek.

Hoca, Meslektaş, Hemşire ve Hasta Yakını ile İlişkiler
Amacının asistanlık eğitiminde çalışanlarla baş etmek olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın şunları söyledi: “Tıpta öğrenilmesi gereken bilgi, kullanılması gereken teknoloji ile teşhis ve tedavi edilmesi gereken hasta yoğunluğu giderek artıyor. Öte yandan her zaman var olan hoca, meslektaş, hemşire ve hasta yakını ile ilişkiler ve tabii hekimin özel yaşamı gibi etkenler değişmiyor. Bir asistanın aslında eğitim ve deneyim elde etmesi gereken asistanlık döneminde tüm bu etkenlerle baş etmesi gerekiyor. İster cerrahi, ister dahili veya temel dal, hepsinde asistan olmanın belli zorlukları ve sorunları yaşanıyor. Ancak her zorluk ve sorunla başetmenin de yolları mutlaka bulunabilir.

“Kitap, Sorunlardan Çok Eğitimlerine Odaklanabilmelerini Sağlayacaktır”
Bir uzman hekimin eğitiminin başlangıcı olan asistanlık döneminde bu döneme özgü sorunlarla başetmeyi kolaylaştırmak amacıyla bir kitap çalışması başlattım. Bu kitap çeşitli eğitim kliniklerinde farklı alanlarda ihtisas yapan asistanların deneyimlerini bir araya getirecek, uzun süreli bir anket çalışması şeklinde kurgulandı. Bu deneyimler sonraki kuşaklara ışık tutacak ve yol gösterecek, sorunları daha kolay çözmelerini ve zorluklarla başedebilmelerini, sorunlardan çok eğitimlerine odaklanabilmelerini sağlayacak.

Yaşadıklarını Anlatmak İsteyen Mail Atacak
Bu amaçla bu kitap çalışmasında ihtisas süresince yılda bir anket doldurmak üzere çalışmaya katılmak isteyen tüm dallarda ve tüm eğitim hastanelerinde asistanlığa yeni başlayan veya ilk sene yaşadıklarını hatırlayan ikinci sene asistanları ve deneyimlerini paylaşmak isteyen tüm asistanların aydinpinartr@yahoo.com adresine elektronik mektupla başvurmaları yeterli. Çalışmaya katılanların tüm bilgileri gizli tutulacak.”

Yorum bırakın

PRATİSYEN HEKİMLERE DOĞRU TEŞHİS VE SEVK İÇİN “GÖZ KİTABI”

Sağlık hizmetlerinde hastaların ilk olarak aile hekimi ya da pratisyen hekimlere gittiği ülkemizde, göz hastalıklarının tedavisinin zamanında ve doğru şekilde yapılması için Prof. Dr. Pınar Aydın ve Prof.Dr. Zeki Bayraktar, “Pratisyen Hekimler İçin Göz Hastalıkları El Kitabı”nı hazırladı.

Bilimsel verilere göre, tüm insanların ömürleri boyunca 7 yaşından önce ve 40 yaşından sonra en az toplam 2 defa muayene olmaları gerekiyor. Ayrıca, hiçbir görme problemi olmayan kişilerin bile 40 yaşından sonra yakını görememe şikayetleri nedeniyle gözlük muayene ihtiyacı olduğu biliniyor.

Sağlık hizmetlerinde hastaların ilk olarak aile hekimi ya da pratisyen hekimlere gittiği ülkemizde, göz hastalıklarının tedavisinin gecikmemesi için Prof. Dr. Pınar Aydın ve Prof.Dr. Zeki Bayraktar, “Pratisyen Hekimler İçin Göz Hastalıkları El Kitabı”nı hazırladılar. Pratisyen hekimler ve aile hekimleri için göz kitabı, hazırlayanlardan Prof. Dr. Aydın, “Göz hastaları önce pratisyen hekime ulaşır. Pratisyen hekimlerin hastaya vereceği tedaviyi ve hastaları ne zaman sevk edeceğini kitapta belirttik. Hastalıklarda doğru zamanda sevk edilmesi gerekir ki, bazen sırf zaman kaybından dolayı hasta tedavi edilemez hale geliyor. Ülkemizde 3 bin göz hekimi var ve bunların dengeli dağıldığı söylenemez. Ayrıca 40 bin pratisyen hekim olduğu düşünülürse, ilk başvurulan hekim olmaları nedeniyle, doğru tedavi ve sevk çok önem taşıyor. ‘Hangi hasta birinci basamakta nasıl ele alınır ve tedavi edilir.’ ‘Hangi hasta hangi hızla uzman hekime sevk edilmelidir’ sorularına yanıt bulunacak” dedi.

“Pratisyen Hekimler İçin Göz Hastalıkları El Kitabı”
Prof. Dr. Aydın, “Hastanın öyküsünü alırken yapılması gerekenler ve ayrıcı tanı kriterleri farklı başlıklar altında toplanan kitapta, anlatılanlar görsellerle desteklenerek tedavide neler uygulanması gerektiği, hastanın sevki sırasında nelere dikkat edileceği vurgulandı. Kitabın sonunda 101 soruda hastaların şikayetleri ve yapılması gerekenlerin sayfa numaraları da yer alıyor. “Renk Kitabı” ile de hastaların renk körü olup olmadıkları anlaşılabilir ” şeklinde bilgi verdi.

“Göz Kitabı” ve “99 Sayfada Göz Sağlığı”
“Göz Kitabı” ve “99 Sayfada Göz Sağlığı” isimli kitapları yazmadaki amacının her doktorun hastaları tedavi ederken eğitimde vermesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Aydın, “Biz sadece kapımızdan içeri gelenlere değil, henüz girmemiş olanlara belki de hiçbir zaman girmesi gerekmeyecek olanlara da bilgi vermek zorundayız. Hastaların daha sağlıklı daha kaliteli bir hayat yaşamaları mümkün kılmalıyız. Çocukların, kendi seçimleri yok, gözleri bize emanet. Onlar bunun farkına varana kadarda biz onlara sağlıklı bir gelecek sağlamak zorundayız. Hastalara yönelik anlaşılır dille yazıldığım kitaplardan “99 Sayfada Göz Sağlığı”nda soru cevap şeklinde hazırladım. “Göz Kitabı”nda ise, temel bilgilerle başladım. Görülen hastalıklar, sık görülen ve nadir görülen hastalıklar diye bölümlere ayrıldı. Sıkça sorulan sorularında cevapları var. Göz hekimlerinin hastalarına tavsiye edebileceği göz ile ilgili her türlü bilgiye ulaşabilecekleri, anlayabilecekleri dilde kaynak kitap oldu. Aynı zamanda hastalık resimleri koymamaya özen gösterdim. Hastalıklarla ilgili olanlar hep çizimdir. İşlemleri fotoğraf olarak ekledim, çünkü yapılan muayene işlemlerinin korkutucu olmadığını veya neye benzediğini anlamak içinde gerçek insan fotoğrafı oldu. Hastaları tedirgin etmeden anlatmak bizim sorumluluğumuz. Hastalara nasıl yaklaşmamız gerektiğine dikkat etmeliyiz” diye konuştu.

“Göz Kitabı’nı Eczacı ve Gözlükçüler de Okumalı”
Göz Kitabı’nı özellikle eczacı ve gözlükçülerin okumasında yarar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aydın şunları kaydetti: “Hastalar önce eczacılara veya gözlükçülere şikayetlerini anlatıyor. İnternette ve televizyonda verilen bilgiler bazen yanlış anlaşılıyor veya bilgi kirliliğine neden olabiliyor. Bugün doğru olan ve objektif bir şekilde uygulanan tedavilerin avantaj ve dezavantajlarına yer verdim.

1 Yorum

ULUSLARARASI GÖZ BIRLIĞI’NDE İLK KEZ BİR TÜRK ÜYE SEÇİLDİ

Uluslararası Göz Birliği Yönetim Kurulu’nun (ICO) en genç ve ilk Türk üyesi olarak seçilme başarısını gösteren Prof. Dr. Pınar Aydın O’Dwyer, kurulun çalışmaları hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

1857 yılında 24 ülkeden 150 oftalmolog bir araya gelerek Brüksel’de İlk Oftalmoloji Kongresi gerçekleştirildi. 1928 yılında kurulmuş olan Türk Oftalmoloji Derneği de 1954’ten bu yana bu birliğin üyesi. Prof. Dr. Pınar Aydın O’Dwyer, Uluslararası Göz Birliği Yönetim Kurulu’nun (ICO) en genç ve ilk Türk üyesi olarak seçilme başarısını gösterdi.
Ülkemizde 20 Bin Kişiye Bir Göz Doktoru Düşüyor
ICO’nun kayıtlarına göre Afrika’da bin 881, Asya’da 38 bin 914, Avustralya’da bin 3, Avrupa’da 44 bin 930, Kuzey Amerika’da 29 bin 186, Güney Amerika’da 8 bin 434 Oftalmolog (Göz Hastalıkları Uzmanı doktor) bulunuyor.Avrupa`da 24 bin kişiye 1 göz doktoru düşüyor, ülkemizde ise 20 bin kişiye bir göz doktoru düşüyor. ICO tarafından hazırlanan çalışmalar içerisinde; oftalmik eğitim ve öğretim, oftalmik bilgi değerlendirme, oftalmoloji kurum eğitimi, oftalmolojik eğitim ve göz tedavi merkezleri, göz ve görme tedavi rehberi, görmenin korunması ve oftalmoloji ve görme üzerine araştırmalar bulunuyor.


Bazı Ülkelerde Oftalmolog Yok!
Uluslararası Oftalmoloji Konseyi Vakfı, 2002 yılında Oftalmolojik eğitimin desteklenmesi, Göz Bakım Kalitesinin arttırılması ve ileri bilimsel oftalmolojinin desteklenmesi için kurulduğunu kaydeden Prof. Dr. Aydın, kişilerin üye olmadığı sadece ülkelerin ulusal dernekleri var ise üye olabildiğini dile getirdi. Sadece ulusal göz dernekleri ve birkaç ulusu barındıran uluslararası derneklerin üye olabileceğini bildiren Prof. Dr. Aydın, “Konseyin amaçları arasında dünyada oftalmoloji eğitimini geliştirmek. Bazı ülkelerde oftalmoloji derneği yok. Çünkü oftalmolog yok. Afrika ve Orta Asya’daki bazı ülkelerde göz doktoru yok. Dolayısıyla böyle bölgeleri geliştirmek, çalışmalarına öncülük ederek eğitimi verilmesi hedefleniyor” dedi.


Aday gösterilerek üye ülkelerinin temsilcilerinin oylarının sonucunda üye seçildiğini belirten Prof. Dr. Aydın, üye seçildikten sonra birçok ülkenin yetkilileri tarafından tebrik edilerek, doğru bir seçim yapıldığının kendisine iletildiğini söyledi.

“Sağlık Hizmeti Ülke Koşullarına Göre Değişiklik Gösterir”
Doğrudan olarak hasta hizmetinin bu derneğin görevi olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Aydın, ülke koşullarında sağlık hizmetinin değişiklik gösterdiğini kaydederek şunu söyledi: “Bizim ülkemizde katarakt ameliyatı sadece göz hastalıkları uzmanı tarafından yapabilir. Bazı ülkelerde uzman olmadığı için hemşireler yapabiliyor”

“Uluslarası Göz Eğitimi Müfredati Hazır”
Konseyin görevleri arasında eğitimde ne öğretilmelinin üzerinde durularak bir standart oluşturularak müfredat hazırlandığını belirten Prof. Dr. Aydın, “Uluslararası standartta asistan eğitimi için gerekli olan müfredat hazırlandı. Üniversitede göz eğitimi nasıl olmalı, bir ülkede tıp fakültesi göz eğitimini uluslararası standartta verebilmek için gerekli veriler bulundu. Mezuniyet sonrası eğitim yanı sıra, teknisyen ve hemşirelerle çalışma nasıl olmalıdır sorunun yanıtı da yer alıyor” şeklinde konuştu.

2 Yılda Bir Yapılan Kongre 5 Kıta Arasında Olur
Göz hastalıkları uzmanı ve asistanlarına yapılan doğrudan eğitimin farklı ülkelerde farklılık gösterdiğini hatırlatan Prof. Dr. Aydın, bu eğitimin bazı ülkelerde düzenlenen toplantı veya uluslararası kongrelerde yapıldığını kaydetti. Her 2 senede bir 5 kıtadan birinde Dünya Göz Kongresinin gerçekleştiğini söyleyen Prof. Dr. Aydın, 10 senede bir Avrupa’da yapılmasına karşın henüz ülkemizde olmadığını dile getirdi.


Asistan Eğitiminde Günlük Tutmak
ICO tarafından eğitimcilerin eğitiminin Türk Oftalmoloji Derneği işbirliği ile bu yıl ülkemizde yapıldığını ve bu toplantıya 50 kişinin katıldığı kaydeden Prof. Dr. Aydın, “Kursta özellikle eğitim nasıl yapılır, asistan nasıl eğitilir, model olmak, asistan nasıl değerlendirilir, asistan hocayı nasıl değerlendirir, konuları üzerinde duruldu. Dünya göz konseyi başkanının katıldığı toplantı üst düzey eğitmenlere eğitim verildi. Konsey üyeleri, Türkiye’yi görmeleri ve kişilerle tek tek tanışarak grup aktivitelerinde izlediler. Senaryolar oluşturularak neler yapılabileceği üzerinde duruldu. Sorunlu asistanlar öğrenmek istemez, çalışma yapmak istemez. Bu asistanlar ile nasıl başa çıkılacağı öğrenildi. İlk kez asistan sorunları üzerinde duruldu. Asistan eğitiminde olmazsa olmaz ‘Logbook’ denilen günlük tutmak. Her gün asistanın yaptığı cerrahi işlem kaydedilecek, karşılıklı imza atılacak. Asistanın işlemleri yaptığını hocası yaptırdığını kaydetmesi gerekiyor. Bu uygulama çok yaygın değil. Halbuki bunun yapılması kliniğin denetlenmesini sağlanırken, eğitimin yetersiz olması veya hedeflenen eğitimin verildiğini gösteriyor” diye konuştu.

Ülkemizdeki Asistanların Başarısı Yüzde 70 ICO tarafında uluslararası sınav yapıldığını ve dünyanın her hangi bir yerinden bir oftalmologun sınava girebildiğini dile getiren Prof. Dr. Aydın şunları kaydetti: “Oftalmolog başarılı olduğu takdirde uluslararası bilgiye sahip olduğunu kanıtlar. Aynı anda aynı sorularla yapılan iki bölümlü sınav, çok zor olmasına karşın ülkemizdeki asistanlar yüzde 70 oranında başarı gösteriyor. Böylece hangi konularda daha iyi eğitim almışlar, hangi konularda eksik olunduğunu anlayabiliyoruz. Ülkemizdeki sınava katılanların hangi yüzde de olduğunu anlayabiliyoruz. 10 bin oftalmologun girdiği sınavın belgesi, bilginin uluslararası yeterliliği gösteriyor. Bu zamana kadar sınava yaklasik 16 bin kişi girdi. 65 ülkede 95 merkezde yapılan Uluslararası Göz Konseyinin düzenlediği sınava katılanların dünya standartlarındaki başarı oranı yüzde 51.”

“Fellowship ile Oftalmologlar İstediği Merkezde Eğitim Alabiliyor”
ICO’nun, Fellowship program sayesinde özellikle belli bir konuda bilgi edinmek isteyen kişinin ücretini, konaklama ve yol masraflarını karşılayarak, istediği bir ülkede istediği kliniğe gitmesini sağladığını belirten Prof. Dr. Aydın, “Afganistan’dan bir göz hekimi retina ile ilgili eğitim almak istiyor, Almanya’ya gitmek istediğinde bu karşılanıyor. Ayrıca bu kişi sınavdan yeterli not almış ise, öncelikle o kişinin isteği karşılanıyor. Hekim bu sınava girmemişse asla gönderilmiyor diye bir kural yok. Çünkü; bazı ülkelerin bu sınava girme imkanı yok. Eğitim alan hekimde ülkesine döndüğünde o da öğrendiklerini oftalmologlara öğretiyor” şeklinde konuştu.


Mükemmelik Merkezleri İmkansızlıklara Imkan Sunuyor
Bir hastalığın teşhisi için standart prosedürler olduğunu ancak yerel koşullardan etkilenildiğini hatırlatan Prof. Dr. Aydın şu bilgileri verdi: “Farklı ülkelerde bulunan cihazların tercih edilmesi buna göre olur. Bütün ülkelerin birbiriyle bağlantısını sağlamak ve ihtiyaçlarını anlatmalarına yardımcı olarak stratejik plan yapılıyor. Örneğin; Afrika’da bizim muhatap alacağımız merkez yoktu. Bazı kıtalarda Mükemmelik Merkezleri geliştirerek eğitim veriliyor.Bu program Afrika ve Doğu Avrupa ülkelerinden Slovenya’da başladı.”

“Ülkemizde Görme Alanı İhmal Ediliyor”
ICO toplantılarında görme eşiği standartlarının neler olduğu üzerinde de durulduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aydın, “Araba kullanma standartları neler olmalı gibi uluslararası çalışmaların birleştirilmesi sonucunda bir fikir ediniliyor. Bir kuruluş uluslararası araba kullanma standartlarına ihtiyaç duyarsa bunlar yazılı var. Ülkemizde renk körlüğü üzerinde durulurken, görme alanı ihmal ediliyor. Ehliyet verildikten sonra göz kontrolü yapılmıyor” dedi.


Etik Komisyon
ICO’nun Etik Komisyonun kurucusu olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın, “Doğru ülkeden ülkeye değişebilir. Bu açıdan etik kuralların tespitinde önem arzediyor. Doğrunun tanımından yana olduğunu anlatmaya çalışırız. Bütün bu eğitim programları talebe eğitimi etik kodlar önceliklidir. Doğrunun yapılması için çok önemli bir konu. Bir önceki Dünya Göz Kongresi’nde ‘Reklamda Etik’ konusunu işlendi. Farklı kıtalardan katılan konuşmacılardan çok farklı fikirler ortaya çıktı. Sorun aynı, çok fazla reklam yapıldığı, kontrol olsa da aynı sorunlar yaşanıyor. Gelişmiş ülkelerde reklam çok fazla iken kontrollerde o derece ağır. Daha az gelişmiş ülkelerde reklamlar daha az. Rekabet Üst Kurumu aktif çalışmaya başlayalı şikayetler ve sorunlar azaldı. Daha önce reklamlarda tek ve en iyisi diye tanıtılan ürünler şimdi artık sadece ürünlerin özellikleri anlatılıyor” diye konuştu.

Yorum bırakın

GLOKOM SİNSİ YAKLAŞIR!

Erken teşhis edilmediği takdirde körlüğe neden olan glokom hastalığı, hekimleri farklı komplikasyonlarla ilgili çalışmalar yapmaya yönlendiriyor. Yapılan bir araştırmaya göre farklı organlarda birikerek farklı komplikasyonlara neden olan Psödoeksfoliasyon maddesi damar çeperinde de birikerek anevrizmaların oluşumuna neden olduğunu belirlendi. Çalışma sonucunda Psödoeksfoliasyon Sendromu’nun yol açtığı anevrizmalarda, glokom riskini yükselttiği ortaya çıktı.

Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniğinin önderliğinde Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Kalp Damar Cerrahisi Kliniği ile ortak bir çalışma yürütüldü. Çalışmaya göre anevrizma hastalarında glokom riski araştırıldı. Glokomun sinsi bir hastalık olduğu ve erken teşhis ile körlüğün önüne geçildiğine dikkat çeken Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Klinik Şef Yardımcısı Doç. Dr. Özlem Evren Kemer, ayrıca glokomun bazı komplikasyonlarla paralel olarak ilerleme gösterdiğini dile getirdi.

“PSX madde birikimi PSX glokomu için önemli bir risk faktörü”
Glokomun nedenleri arasında psödoeksfoliasyon (PSX) maddesi denilen maddenin birikimininönemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Kemer, “PSX madde birikimi glokomiçin önemli bir risk faktörü. Mutlaka hastanın takip edilmesi gerekir. PSX materyali varlığı (PSX sendromu) ülkemizde çok sık görülüyor” dedi.

“Anevrizma nedeniyle ameliyat olan hastaların yüzde 50’sinde PSX materyali varlığını tespit ettik”
PSX materyalinin damar çevresinde biriktiğini kaydeden Doç. Dr. Kemer, “Bu madde vücudun tüm organlarında birikim yapabiliyor. Biz de bu materyalin sistemik tutulumunu göstermek amacıyla, aort anevrizması nedeniyle ameliyat yapılan hastaların gözlerinde PSX materyali birikimi olup olmadığını göstermek için çalışma başlattık. Anevrizma nedeniyle ameliyat olan hastaların yüzde 50’sinde gözde PSX materyali varlığını tespit ettik. Bu da PSX’in sistemik bir sorundan glokoma uzanan bir rahatsızlığın uyarısı olduğunu düşündürdü.” diye konuştu.

“Numune Hastanesi’nde PSX Glokom oranı yüzde 30”
Glokomun çok sinsi bir hastalık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Kemer, “Bu hastalığın geriye dönük bir tedavisi mümkün değil. Hastalara göz taraması sırasında tanı konuluyor, glokom mevcutsa gerekli tedavilerle glokomun ilerlemesi engelleniyor. Sistemik tutulum yapması nedeniyle hastanın sistemik şikayetleri sorgulanıyor ve multidisipliner olarak tedavi ediliyor. Ülkemizde yüzde 10 oranında PSX materyali birikimi görülmektedir. Kendi kliniğimizde glokom nedeniyle takip ettiğimiz hastalarımızın yüzde 30’unda PSX’e bağlı glokomarastlıyoruz. Multidisipliner olarak yapılan çalışmalar sonucunda hastalar önceden teşhis edilerek glokom riski azaltılabilir. Normal popülasyona göre yaşlı hastalarda görülen bu durum Aort damarında anevrizmaya kulakta işitme kaybına neden olabilir.Bu hastaların göz muayenesine yönlendirilmesi glokomun erken teşhisine yardımcı olabilir. diye konuştu.

PSX Glokom Şüphesini Akla Getirsin
Glokomun, göz içi basınca bağlı olarak gelişen, görme sinirinin hasarı ve görme hücrelerinin kaybıyla sonuçlanan bir hastalık olduğunu kaydeden Doç. Dr. Kemer , Halk arasında “göz tansiyonu” olarak bilinen glokomun geriye dönüşümü olmayan körlük nedenleri arasında 2. sırada yer aldığını belirtti. Doç. Dr. Kemer , hiçbir belirti vermeden ilerlediği için “sinsi” bir hastalık olduğuna dikkati çektiğini, hastaların başlarda görme duyularında bir kayıp hissetmedikleri için hastalığı fark etmediklerini, önce çevredeki görme alanının daraldığını ve görme keskinliğinin zamanla azaldığını anlattı. Doç. Dr. Kemer, hastalık ilerlediği zaman da geç kalındığını bunun için PSX’e bağlı aort anevrizması tespit edilen hastaların gözlerinde psödoeksfoliasyon maddesi varlığının tespit edilmesinin glokom riskini ortaya koyacağını belirtti. Doç. Dr. Kemer, glokomlu hastalarda görme kaybı meydana geldikten sonra bunun telafi edilemediğini, ancak tanı konulduktan sonra ilerleyişin durdurulabildiğini söyledi.

Göz Tansiyonu Kontrolü Erken Teşhise Yardımcı
Risk grubundakilerin belirli aralıklarla kontrolden geçmelerinin hastalığın erken evrede yakalanmasını sağlayacağını dile getiren Doç Dr. Kemer, “40 yaş üzerindekilerde yakın gözlük ihtiyacı ortaya çıkıyor. Bu nedenle hastalar daha sık göz muayenesi için başvuruyorlar. Bu da bize riskin arttığı yaş gruplarında bu sinsi hastalığı basit bir muayene ile erken teşhis etme şansı veriyor. Hastalara ilaç ve damla tedavisi uygulanıyor. Bu hastaların yaşam boyu takip edilmesi büyük önem taşıyor” dedi.

Kardiyologlar Glokom İçin Hastalarını Uyarsın!
Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Kalp Damar Cerrahisi Kliniğinden Doç. Dr. Ufuk Tütün araştırma hakkında şu bilgileri verdi: “Anevrizma damarı zayıflatıyor. Psödoeksfoliasyon maddesi farklı organlarda birikerek zarar veriyor. Bu maddenin karaciğer, akciğer ve farklı organlarda da biriktiğini fark edince ‘bir damar çeperi hastalığı olan Psödoeksfoliasyona bağlı göz hastalığı olabilir mi’ diye bir düşünceden yola çıktık. Bunun için hastaları göz kliniğine yönlendirdik. Muayene sonrasında bu maddenin gözde birikiminde glokom ve katarakta yol açtığını gördük.”

Anevrizma Nasıl Oluşur?
Kalpten çıkan ana atardamar olan aortun, en belirgin hastalıkları normalden geniş hale gelmesi yani anevrizma olduğunu kaydeden Doç. Dr. Tütün, “Aort anevrizması, aortun normal çapından geniş bir çapa ulaşarak genişlemesidir. Aortun bütün bölümlerinde anevrizma gelişebilir. Genişlemiş olan bölümün patlayarak hayatı tehdit etme riski vardır. Anevrizma ne kadar büyükse damarın yırtılma ihtimali o kadar fazladır. Yapılan çalışmalarda kritik genişleme sınırı 5 cm olarak belirlenmiştir. Küçük anevrizmalar ilaçla tedavi edilerek hasta takip edilir. Anevrizmaların gelişim temelinde bir takım nedenler var, hipertansiyon, damar sertliği, enfeksiyon gibi. Yapılan çalışmalarda da yeni yeni hücreler arası matriks yapı bozukluğunun damarlarda anevrizmaya neden olabileceği tartışması ortaya konulmaya başlandı. Genel fizyopatoloji kitaplarında henüz etyolojik nedenlerden biri olarak PSX’den bahsedilmemekte ama literatür desteği ve yaptığımız çalışmalar sonucu PSX ile aort anevrizması bulunması arasında yüzde 50’lik bir beraberlik var. Bu hastalıklardan birinin tespitinde diğeri de sinsi bir şekilde bekliyor olabileceğinden araştırılması gerekiyor” dedi.

Yorum bırakın

EN GELİŞMİŞ VİTREORETİNAL CERRAHİ CİHAZI İLK NUMUNE GÖZ’DE

Constellation® Vitrektomi Cihazı Türkiye’de İlk Kez Ankara Numune Eğitimi ve Araştırma Hastanesi Göz Kliniği’nde kullanılıyor.

Teknolojinin ilerlemesine paralel olarak, oftalmolojide mikro cerrahi ile yeni teknik ve cihazlar ile farklı hastalıkların tedavisi mümkün oluyor. Oftalmik mikro cerrahide katarakt cerrahisinin yanı sıra son yıllarda vitreoretinal cerrahide de yeni tedavi yöntemleri keşfediliyor. Ülkemizde en çok vitrektomi yapılan merkezlerden biri olma özelliği taşıyan Ankara Numune Eğitimi ve Araştırma Hastanesi Göz Kliniği Retina birimi Türkiye’de ilk kez kullanılacak vitrektomi cihazını bünyesine kattı.

Birçok İlkler Bu Cihazda Var
Vitrektomi cihazlarının ulaştığı son nokta ise Constellation® kompakt cihazı olduğunu belirten Ankara Numune Eğitimi ve Araştırma Hastanesi Retina birimi sorumlularından Op. Dr. Mehmet Önen şunları kaydetti: “Cihazın kompakt olması; vitrektomi özelliği yanında ksenon ışık kaynağı, Purepoint® lazer ünitesi, Ozil® özellikli fakoemülsifikasyon ünitesi ve göz içi gaz tanklarının entegre olarak cihazda bulunmasından kaynaklanıyor. Yani bu cihazın bir avantajı bu üniteler diğer cihazlarda ayrı iken bu cihazda birlikte yer alıyor. Işık kaynağı ksenon özelliği taşıması ile 23 ve 25 gauge sütürsüz vitrektomi için gerekli doku aydınlatması sağlanıryor. Dokuda toksik ışık şiddetinin otomatik olarak algılanıp azaltılmasını sağlayıcı sensörler sayesinde eski cihazlarda görülen fototoksisite gibi ciddi bir komplikasyonun önüne geçiliyor.”


“Bu Cihazla Dakikada 5 Bin Kesi”
Benzerlerinde olmayan en önemli özelliklerinden birinin cerrahi sırasında göz içi basınç değerlerinin cihaz tarafından ölçülerek istenilen seviyelerde tutulabildiğini bildiren Op. Dr. Önen, kontrolsüz yüksek ya da düşük basınç değerlerinin yaratacağı olası problemlerin ortadan kaldırıldığını dile getirdi. Vitreus kesici hızı, bu cihazla dakikada 5000 kesi değerine ulaştığını kaydeden Op. Dr. Önen, “Böylece çok güvenli ve konforlu cerrahi yapma imkanı elde edildi. Böyle bir kesici (Ultravit®) ile retinaya çok yakın çalışılarak membran diseksiyonu ek vitreoretinal enstüraman gereksinimi olmadan tamamlanabilmekte ve olası retina hasarı riski en aza indiriliyor.

Vitrektomi Ameliyatı
Gözün merkezi kısmını dolduran, jel kıvamında şeffaf bir doku olan Viitreusta gelişen komplikasyonların tedavisi hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Op. Dr. Önen, “Viiterusun, gözün hacminin büyük kısmını oluşturuyor ve gözün anatomik şeklinin oluşmasında katkı sağlıyor. Gözün arka segment hastalıkları için yapılan vitrektomi ameliyatları ile vitreus jelinin cerrahi olarak alınması yapılmaktadır. Vitrektomi sonrası vitreus jelinin yerine silikon veya gaz verilebilir. Silikon 6-3 ay sonra alınırken, gaz kendiliğinden emilir ve sonrasında hümor aköz adı verilen göz içi salgısal sıvı ile göz kendiliğinden dolar. Retina dekolmanı durumunda uygulanan en ileri cerrahi operasyon şekli olan vitrektomi ameliyatı, yani vitreus jelinin cerrahi olarak boşaltılması işlemi başarıyla gerçekleştiriliyor” dedi.

“Türkiye’ye 2010 Yılı İçin Bir Adet Kontenjan Ayrıldı”
Vitrektomi ameliyatının, sıvı, ışık ve kesicinin girdiği üç ayrı sklera kesisi ile yapıldığını dile getiren Op. Dr. Önen, “Constellation® ile, yeni teknolojisi sayesinde, eski teknolojiye oranla çok daha hızlı ve sütürsüz teknikle vitrektomi yapılabiliyor. Bu cihaz ile sütürsüz vitrektomi için kullandığımız 23 ve 25 gauge sistemleri en son teknoloji ile sunuluyor. Bu sayede hızlı cerrahinin yanında operasyon sonrası çok hızlı görsel rehabilitasyon elde ediliyor. Eski teknoloji ile çalışan cihazlarda göz içine verilecek gaz konsantrasyonu yardımcı personel tarafından hazırlanırken, Constellation® ile cihazın kendisi cerrahın belirlediği konsantrasyonu otomatik olarak veriyor. Bu sayede kişisel hata faktörü tamamen engelleniyor. Birçok kamu ve özel hastanenin sahip olmak için can attığı bu cihaz, dünyada sayılı sayıda üretiliyor. Türkiye’ye 2010 yılı için bir adet kontenjan ayrıldı. Bu kontenjan, hastanemizin prestiji, hastane yöneticilerinin ve göz kliniklerinin çabası ile ek maliyet getirmeksizin hibe yolu ile Ankara Numune Hastanesine ayrıldı. Vitreoretinal cerrahi için büyük bir adım olarak nitelendirilen bu cihaza Türkiye’de ilk kez ve sadece hastanemizin sahip oldu” diye konuştu.

Sistemik Hastalıklar En Sık Vitreoretinal Cerrahi Uygulanan Grup
‘Vitreoretinal cerrahi’ olarak bilinen gözün arka segmentini, yani vitreus ve retinayı ilgilendiren cerrahi yöntemleri hakkında bilgi veren Op. Dr. Önen şunları söyledi: “Günümüzde retina dekolmanı, intraoküler tümörler, ciddi göz travmasına bağlı arka segment hasarları yanında diyabet, hipertansiyon ve orak hücre anemi gibi sistemik hastalıkların göz komplikasyonlarının tedavisi de başarı ile yapılabiliyor. Ayrıca maküla hastalıklarına bağlı görme kayıpları da bu özel cerrahi ile düzeltilebiliyor. Diyabet ve hipertansiyon gibi sistemik hastalıklar en sık olarak vitreoretinal cerrahi uygulanılan grubu oluşturuyor. Diyabetik retinopati, vasküler yapıyı bozarak, hücre kaybına yol açar. Damar geçirgenliğinin bozulmasına, maküla (sarı nokta) bölgesinde sıvı ve yağlı maddelerin birikmesine ve beraberinde damarı tıkayarak beslenmeyen retina alanlarının ortaya çıkmasına neden olur. Retinada kendiliğinden kanayabilen yeni damarlar oluşur. Retinanın önünde ve içinde oluşan kanamalar gözün arka boşluğuna sızabilir. Retinada damarlı zarlar oluşur ve sonuçta ciddi görme kayıpları, ağrılı göz tansiyonu yükselmelerine neden olur. Kan şekerinin düzenlenmesi ile lazer ve ilaç tedavisine rağmen ilerleyen hastalar vitreoretinal cerrahiye adaydırlar. Günümüzde retina hastalıklarının cerrahi endikasyonları son yıllarda giderek artıyor.”

Retina Yırtığı ve Dekolmanı Olguları Tedavide Yüz Güldürücü
Retina hastalılarının belirtileri ne kadar erken fark edilir ve hekime başvurur ise o denli iyi tedavi edildiğini hatırlatan Op. Dr. Önen, başlıca yakınmaların ise; ani veya yavaş görme kaybı, kırık-eğri görme, ışık çakmaları, sinek uçuşmaları, göz önünde dolaşan cisimler, görüşün perdelenmesi, gelip geçici ve kısa süreli görme kaybı, görüş alanında karanlık bölgeler oluşması şeklinde olduğunu kaydetti. Bu yakınmalar ile gelen hastanın retina muayenesi yapıldığını dile getiren Op. Dr. Önen, özellikle erken tespit edilen retina yırtığı ve dekolmanı olgularında tedavilerin yüz güldürücü sonuçlar verdiğine dikkat çekti.

“Vitreoretinal Cerrahisinde Dikiş Gerekmez ve Skleraya Uygulanan Cerrahi İnsizyon Kendiliğinden İyileşir”
Yapılan cerrahi kesi uzunluğunun milimetrik boyutlarda olduğunu ve ameliyatın göze uygulanan üç delikten yapıldığını dile getiren Op. Dr. Önen, “Her bir kesi gözün arkasına ulaşmak için bir port vazifesi görüyor. İlk portun görevi boşalan vitreusu doldurmak için özel salin solüsyon enjeksiyonu yapılıyor. Ameliyat esnasında devreye giren bilgisayar kontrolündeki vitrektomi ünitesi göz basıncında düşüklüğünü fark ederek göz içine port aracılığıyla otomatik olarak solüsyon veriliyor. İkinci port göz içini aydınlatmak ve cerraha görüş sağlamak için fiber optik ışık kaynağı içeriyor. Üçüncü port ise cerrahi işlemi gerçekleştiren adına prob uç ile standart vitrektomi cerrahisinde 20 gauge uç kullanılıyor. Bu yöntemde kesi her ne kadar milimetrik de olsa dikiş atılması gerekiyor. Hastanemizde uyguladığımız ve sadece 0.5 mm delik gerektiren 23 veya 25 gauge yönteminde dikiş gerekmez ve skleraya uygulanan cerrahi insizyon kendiliğinden iyileşir” diye konuştu.

“Vitreoretinal Cerrahiyi Araç Kullanmaya Benzer”
Op. Dr. Önen, retina ameliyatlarının büyük sterilizasyon önlemleri ile yüksek teknolojinin kullanılmasını gerektirdiğine dikkat çekerek, aksi taktirde sonucunun görme kaybına varabileceğini işaret etti. Vitreoretinal cerrahiyi araç kullanmaya benzettiğini belirten Op. Dr. Önen, aracın teknolojisi ne kadar üstün ve yeni ise o kadar güvenli yol alındığını hatırlatarak, vitrektomi cihazlarının ulaştığı son noktanın ise Constellation® kompakt cihazı olduğunu söyledi.


Resim: Şematik üç port vitrektomi görünümü

1 Yorum