Archive for category Haberlerim

SAĞLIKTA ŞİDDETE KADIN ELİ DEĞMELİ-4

Kadın sağlık çalışanları yaşanan şiddet olaylarına nasıl bakıyor ve çözüm önerileri ne? Sağlıkta şiddet haber dosyası ile bu alanda yapılacakları ilk kez farklı bir bakış açısı ile ele alıyoruz.

 Kadınlar güç demektir. En zor koşullarda bile dimdik durabilmektir. Kadınların ne kadar zor işlerle bile baş edebildiğini kabul etmek bazıları için kabul edilmez. Ancak kadınlar, o işleri de başarıyla yapar. Her şeyde olduğu gibi sağlıkta şiddet konusunda da kadınların farklı bakış açıları ve çözüm önerilerinin etkisi olacaktır. Med-Index olarak dosya haber çalışması ile konuya dikkat çekerek, kadın sağlık çalışanlarının görüşünü almaya devam ediyoruz. 

“Hasta veya Yakınları Nedense Erkek Doktoru Kıdemli ve Bilgili Sanma Eğiliminde”
Hematoloji Yan Dalı yapan Dr. Esra Turan konu hakkında şunları söyledi: Toplumun kadına bakış açısı ve değer yargıları burada bazen şiddet bazen de mizah olarak kadın doktora yansıyor. Acillerde evdeki kadınına davrandığı şekilde emreden bir dolu erkek hasta, insanı olduğundan daha sert ve agresif hale getiriyor. Hasta veya yakınları nedense erkek doktoru kıdemli ve bilgili sanma eğiliminde.

“Genç Erkek Hasta Grubu Dışındaki Tüm Hasta Grupları ile Daha İyi İletişimimiz Oluyor”
Benim branşım gibi kronik hastalıkla mücadele edilen ve yaşlı hastaların fazla olduğu branşlarda ise kadın doktor olmak bence avantaj sağlıyor. Genç erkek hasta grubu dışındaki tüm hasta grupları ile daha iyi iletişimimiz oluyor. Bu branşlardaki hastalar fiziksel saldırganlıktan çok, resmi yollarla şikayette bulunuyorlar. Buna rağmen 1,5 yıllık takipte bana bir türlü doktor hanım demeye dili dönmeyen, yani ‘Doktor Bey’im’ onlar için hastalarım da işin gülümseten tarafı oluyor. 

“Muayene Aralıklarının Minimum 20 Dakika Olması Gerekir”
Hasta ve yakınlarının genelde en çok şikayetçi oldukları şeylerden biri polikliniklerde ‘yeterince bilgilendirilmedikleri’ konusunda oluyor. Yeterince bilgi alabilmeleri için 4-5 dakikada bir hasta muayene edilen sistemin iptal olması gerekiyor. Muayene aralıklarının minimum 20 dakika olması gerekir. 

“Acilde En Önemli ve Sinir Bozucu İş Yükü Polikliniğe Başvurması Gereken Hastaların Ön Planda İlgi İsteyip Yaygara ve Galeyan Yaratmaları”
Acilde en önemli ve sinir bozucu iş yükü ise, polikliniğe başvurması gereken üst solunum yolu enfeksiyonu, ayak mantarı gibi tanılı hastaların ön planda ilgi isteyip yaygara ve galeyan yaratmaları. Bu hasta grubunun başvurusunda tanısı yazıldığı an, sistemin acilden bu hasta reçetelerinin karşılamaması tetkik muayene ve ilaçları hastaların cebinden ödemesini öneririm. Böylece acil doktorunun da üzerine yürüyemez ‘biz acil değil miyiz?’ sorusuna devlet ‘hayır’ demiş olur. Böylece 5-10 yıla kadar acil kültürü de halkımızda oturur diye ümit ediyorum.

‘Hastane Güvenlikleri Sadece Kendi Güvenliklerini Sağlar’
Her yoğun acil serviste, polis birimlerinin bulunması gerekiyor. Malum güvenliklerin hasta ve yakınlarına müdahale hakkı yok. Aslında, bu nedenle ‘hastane güvenlikleri sadece kendi güvenliklerini sağlar’. Tüm devlet hastanesi asistan hekimlerinin en iyi öğrendiği yazılmamış kanundur. Eğer bir hasta yakını bir doktoru ölümle tehdit ederse mesai, savcılık tarafından direkt soruşturma açılmasını öneririm. Sadece telefonla başvurulduğunda bile biz doktorlar yazılı savunma veriyoruz. Sonraki dönemlerde de o hastayı asla tedavi etmeme hakkı olmalı. Hekimlerin can güvenliğimiz için yapılmalı. 

Hasta Yakınını Şiddete İten Faktörler
Hasta yakınını şiddete iten faktörler, genç erkek hasta yakını, hastanın kronik bir hastalıktan dolayı değil kaza, yaralanma veya intihar girişimi gibi ani olaylar nedeniyle başvurması. Hasta yakının eğitimsiz, hastalık öncesi hasta ile yakının tartışmış olması veya yaşlı ise hastaya bakmamış olmasıdır. Durumu ciddi olan hastanın, doktor veya ekip tarafından yeterince ciddi açıklanmamasıdır. 

“Kadınların Şiddet Eğilimi Daha Az”
Kadın hasta yakını hem beceri olarak hem iletişim yeteneği olarak daha iyidir. Kadınların şiddet eğilimi daha azdır. Bu nedenle sağlıkta kadın ne kadar aktif olursa hem doktor hem hemşire hem hasta yakını olarak o kadar az şiddet olacaktır.”

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!
Reklamlar

Yorum bırakın

SAĞLIKTA ŞİDDETE KADIN ELİ DEĞMELİ-3

Kadın sağlık çalışanları yaşanan şiddet olaylarına nasıl bakıyor ve çözüm önerileri ne? Sağlıkta şiddet haber dosyası ile bu alanda yapılacakları ilk kez farklı bir bakış açısı ile ele alıyoruz.

Sağlıkta şiddet, öfke göstergesi midir? Peki kime ve neden bu öfke? Şiddet gösterenlere karşı nasıl bir yol izlenmeli? Med-Index olarak dosya haber çalışması ile konuya dikkat çekerek, kadın sağlık çalışanlarının görüşünü almaya devam ediyoruz. 
Acıbadem Fulya Hastanesi Psikoloji Bölümü Klinik Psikolog Nuray Sarp konu hakkında şunları söyledi: “Şiddet başlı başına en çok araştırılması ve anlaşılması gereken konulardan biri olmakla birlikte, kadın olmak ile birleşince ülkemizde tartışmaların ucu bucağı görünmüyor. Görünen tek şey hızla arttığı ya da artık daha göz önünde uygulanabildiğidir.

“Gittikçe Ticarete Dökülen Sağlık Sistemi Görünmez ‘Müşteri Her Zaman Haklıdır’ Mantığına Dönüştü”
İşin sağlık boyutunda ise hız hiç kesilmiyor. Eskiden herkes daha sınır bilen tavırlar içindeydi, bir anda bunlar ortadan kalktı sanki. Gittikçe ticarete dökülen sağlık sistemi içerisinde hastalar da, hastaneler de görünmez “Müşteri Her Zaman Haklıdır” tabelalarına göre hareket etmeye başladılar. Ölüm kalım sınırında iş yapılan bir ortamda, sınırların kaldırılması ve sınırsızlığın temel hak olarak görülmesi işleri çığırından çıkarmaya başladı.

“Sağlık Yöneticilerinin Derdi Müşteri Kaçırmamak Olunca, Faturası Çalışanlara Kesiliyor”
Sağlık yöneticilerinin derdi müşteri kaçırmamak olunca, faturası çalışanlara kesiliyor. Kişinin ruh durumuna bakılmaksızın yaptığı davranışlar ne kadar kötü olursa olsun destekleniyor ve sağlık çalışanının hakkını savunması engelleniyor. Bu düzenin içinde cinsiyet ayrımı yok, kadın erkek herkes burada mağdur ediliyor, güç dengeleri değişiyor. Böylece saldırgan tavırlar ödüllendirilmiş oluyor.

“Saldırganlık ve Hak Aramak Birbiriyle İlişkilendirilemez”
Hak aramak herkesin takdir edeceği bir tavırdır ancak bunun, karşı tarafın haklarına hiçe saymadan yapılması gerekir. Saldırganlık ve hak aramak birbiriyle ilişkilendirilemez. ‘Öfkelendim ne yapayım?’ ya da ‘beni sinirlendiriyorlar!’ düşünceleri aslında değiştirilmesi gereken problemli düşüncelerdir. Öfke evrensel, doğal ve anlaşılabilir bir duygudur. Mutluluk, üzüntü, sevinç nasıl doğal olarak karşıladığımız duygular ise, öfke de öyle karşılamamız gereken doğal bir duygudur. 

“Öfke, Şiddet Göstermek veya Suç İşlemek İçin Bir Mazeret Değildir”
Öfke genel anlamıyla bireyin engellenmeye maruz kalması, saldırıya maruz kalması, beklentilerinin karşılanmaması, incinmesi, tehdit algılaması gibi durumlarda hissettiği duygudur. Unutmamak gerekir ki; 
Öfke, bir problem çözme aracı değildir.
Öfke, bir kendini ifade etme biçimi değildir.
Öfke, başkalarını suçlama biçimi değildir.
Öfke, bir intikam alma yolu değildir.
Öfke, şiddet göstermek veya suç işlemek için bir mazeret değildir.
Öfke, başkalarını kontrol etme yolu değildir.
Öfke, bir haklı olma yolu değildir.

Toplumca Öfke ve saldırganlık ile ilgili birçok yanlış inanışa sahibiz. Bunlardan bazılarının üzerinde durmak istiyorum. 
Öfkeyi Dışarı Vurmak Öfkeyi Düşürür: Belki de en fazla karşılaşılan yanlış inanış budur. Aslında tam tersi öfke öfkeyi besler çünkü bununla ilgili nöral ağları pekiştirir. Bu davranışımıza ve çevremize yansır daha da öfkeli insanlar haline geliriz.
Öfke Otomatik Olarak Saldırganlık Doğurur Öfke birçok saldırganlık biçiminin arkasında yatan dürtü ya da güdü olarak görülmektedir. Öfke bazen saldırganlığa yol açar, fakat her zaman saldırgan davranışın bir başlatıcısı değildir.
Bir İnsanın İstediğini Elde Edebilmesi İçin Saldırgan Olması Gerekir. Birçok kişi öfkeyi saldırganlık ile karıştırmaktadır. Saldırganlıkta amaç karşıdakine zarar vererek onu sindirerek ve yaralamaktır ancak yapılması gereken karşıdakine saygılı davranarak öfkeyi belli etmektir.
Öfkeyi Dışa Vurmak Her Zaman Arzu Edilen Bir Şeydir. Ruh sağlığı çalışanlarının önemli bir kısmı yıllarca, çığlık atmak, yastıkları yumruklamak gibi öfkeyi saldırgan bir şekilde dışa vurmanın sağlıklı ve iyileştirici olduğunu savunmuştur. Ancak araştırmalar göstermiştir ki agresif tavır, agresif davranışı pekiştirmektedir. Bunlar sadece öfke anında kişiyi iyi hissettirmektedir.

“Çözüm: Korkuya Değil Adalete Dayanan Bir Sistem Geliştirilmeli”
Çözüm önerileri aslında çok boyutlu olmalı en alt tabakandan, en üste kadar korkuya değil adalete dayanan bir sistem geliştirilmeli ve her ne olursa olsun saldırganlık hoş görülmemeli. 

“Saldırganlık İçeren Davranışların Bulunduğu Durumlarda, Konuda Uzman Birim İlgilenmeli”
Sağlık Bakanlığı geliştirdiği politikalarda hem hastaları hem de sağlık çalışanlarını korumalı. Saldırganlık içeren davranışların bulunduğu durumlarda bununla hastane yönetimi değil, bu konuda uzman ayrı bir birim ilgilenmeli. Sağlık çalışanlarının da haklarını aramaları bu sayede kolaylaştırılmalıdır.

“En Önce Zarar Gören Taraf Yine Kadın Çalışanlar Oluyor”
Kadın olmak bu ülkede zaten zorken ki düşünün iyi iş yaptığınızda erkek gibi kadın sıfatıyla kadınlığınız bile elinizden alınıyor. Kadınlığınız her zaman reddedilir veya aşağılanırken, güç dengeleri değiştiğinde en önce zarar gören taraf yine kadın çalışanlar oluyor. İş gücündeki kadının yerinin yine kadın dayanışması sayesinde korunacağına inanıyorum.”

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın

SAĞLIKTA ŞİDDETE KADIN ELİ DEĞMELİ – 2

Kadın sağlık çalışanları yaşanan şiddet olaylarına nasıl bakıyor ve çözüm önerileri ne? Sağlıkta şiddet haber dosyası ile bu alanda yapılacakları ilk kez farklı bir bakış açısı ile ele alıyoruz.

Kadın üretkenliktir, berekettir. Kadının elinin değdiği yerler, güzelleşir. Her şeyde olduğu gibi sağlıkta şiddet konusunda da kadınların farklı bakış açıları ve çözüm önerilerinin etkisi olacaktır. Med-Index olarak dosya haber çalışması ile konuya dikkat çekerek, kadın sağlık çalışanlarının görüşünü almaya devam ediyoruz. 

Şiddet Buraya Kadar Geldiyse Vay Halimize!
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, konu hakkında şunları söyledi: “Son zamanlarda belli aralıklarla haberlerine denk geldiğimiz şiddet olaylarında mekan, hastaneler. Hastaneler ki, canımızı emanet etmeye gittiğimiz yerler, tedbirin peşinde koştuğumuz, hayatımızı garantiye almak için yapılabilecekleri sunan yer. Şiddet buraya kadar geldiyse vay halimize!

“Biz Sağlıkçılar Gün İçinde Bir İnsanın Kaldırabileceğinden Fazla Yükle Sınanıyoruz”
Hastaların ve daha çok yakınlarının içinde bulundukları keder ve çaresizlik içinde duygusal tepkiler vermesini anlıyorum. Elden bir şeyin gelmediği, belli ki zamanla yarışılan dakikalarda insan, çaresizliğinden sorumlu bir suçlu bulmak istiyor. Fakat biz sağlıkçılar da gün içinde bir insanın kaldırabileceğinden fazla yükle sınanıyor ve elimizden geleni yapmaya gayret ediyoruz. Çok sayıda hasta ve çok sayıda acı hikaye görüyor, onlarla yaşıyoruz. Dolayısıyla insanların, o acı içerisinde bile sağduyu sahibi olmaları ve öyle kalmaları gerekiyor. 

“Uzun Saatler Ayakta Çalışan ve Çok Sayıda Hasta Gören, Metabolizması Zorlanan Hekimlerimiz Şiddete Uğruyor”
Uzun saatler ayakta çalışan ve çok sayıda hasta gören, metabolizması zorlanan hekimlerimiz şiddete uğruyor ve bu genelde acil servislerde oluyor. Zamanla yarışılan ve çaresizlik barındıran yerde. Burada biz hekime düşen hasta yakınını anlamak, sakinliğimizi korumak iken hasta yakınına düşen de, hekime olan muhtaçlık durumunu anlaması. 

Hekime Zarar Vermeniz Hastanıza Zarar Vermenizdir
Bir hekime zarar verdiğinizde en başta kendi hastanıza yardım etmemiş, onun tedavisini sekteye uğratmış oluyorsunuz. Bir sorun mu yaşanıyor, hemen kriz yönetimi mantığıyla bakmalısınız. Yani; önce sorun çözülür, sorun kaynağıyla ilgili işlemler en sona bırakılır. Eğer hekim tarafından haksız, yanlış bir müdahale ve tavır görüyorsanız, işine engel olmadan ve o an orada bulunma şanssızlığını tadan diğer insanlara zarar vermeden gerekli şikayetlerde bulunursunuz. 

Güvenlik Görevlileri Yerine Psikologlar Olmalı
Bilincin oturması gerekiyor. Bunun için de son derece açık ve aydınlatıcı kamu spotları hazırlamanın tam zamanı. Hatta hastanelerde bu tür durumlarda müdahale etmek üzere iri yarı güvenlikler değil, psikologlar olması da başka bir çözüm olabilir. 

“Erkek Sağlıkçıyla Kadın Sağlıkçı Arasında Bir Fark Yok”
Sağlık emekçilerine şiddet başlığı altında ‘kadın sağlıkçılara şiddet’ diye bir ayrıştırmayı doğru bulmuyorum. Erkek sağlıkçıyla kadın sağlıkçı arasında bir fark yok. Dolayısıyla pozitif ayrımcılığa da gerek yok. Fiziksel şartlar nedeniyle kadına karşı daha kolay kabalaşan ve güç gösterisi yapan insanlar bulunuyor, bu bir gerçek. Fakat erkekler de bizimle aynı mağduriyeti yaşıyorlar. 

“Hastalar ve Yakınları Bizim Ne İçin Orada Olduğumuzu Unutmasınlar”
Mesleğimizi icra ederken nasıl doktor seçiminde cinsiyet fark etmiyorsa yaşanan sorunda da cinsiyet fark etmiyor. Yani kadının korunmaya daha muhtaç, daha zavallı durumda olduğu konusunda böyle düşünenlerle hem fikir değilim. Sadece o anda kadın ya da erkek hekimi korumak ya da durumu yatıştırmak için kullanılan yöntemde de bir şiddet havası olması durumu içinden çıkılmaz bir hale getirebiliyor. En büyük görev elbette hastalara ve yakınlarına düşüyor, sağduyularını kaybetmesinler, metanetlerini korusunlar ve bizim ne için orada olduğumuzu unutmasınlar. Zamanla yarışırken bize destek olsunlar ki hayat kazansın!”
Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın

SAĞLIKTA ŞİDDETE KADIN ELİ DEĞMELİ – 1

Kadın sağlık çalışanları yaşanan şiddet olaylarına nasıl bakıyor ve çözüm önerileri ne? Sağlıkta şiddet haber dosyası ile bu alanda yapılacakları ilk kez farklı bir bakış açısı ile ele alıyoruz.

Sağlıkta şiddet gün geçtikçe gündeme farklı şekilde gelmeye devam ediyor. Sağlık çalışanları durumun düzelmesi için yasal düzenlemelerin yapılmasını istiyor. Kadınlar hayatın anlamını teşkil ederken, gün geçmiyor ki kadına şiddette yerini alıyor. Kadınların güçlü, özgüveni yüksek ve başarılı yönleri neden gündeme getirilmiyor? Ve kadın sağlık çalışanlarının olanlara bakış açısı ve çözüm önerisi ne? Med-Index olarak dosya haber çalışması ile konuya dikkat çekerek, kadın sağlık çalışanlarının görüşünü aldık. 

Şiddetin Temelinde Yatan Neden Çoğunlukla İletişim Problemleri
Aile Hekimi Dr. Özlem Oğul konu hakkında şunları söyledi: “Şiddet, gelişmişlikten veya gelişmeye çalıştığımız bahsini yaptığımız günümüzde ne yazık ki insanlığın kurum, statü, cinsiyet ayırmaksızın en önemli sorunlarından biri oldu. Şiddet fiziksel, ruhsal ya da sözlü olarak hangi alanda, nerede ve kime uygulanırsa uygulansın temelinde yatan neden çoğunlukla iletişim problemleri ve bu sorunu yaşayanların tercih ettiği bir davranış biçimidir.

“Şiddet İnsana Özgü Bir İletişim Aracı, Bir Davranış Biçimi Değildir”
Öncelikle şunu iyi anlamamız ve kabul etmemiz gerekiyor; şiddet insana özgü bir iletişim aracı, bir davranış biçimi değildir. Dolayısıyla da haklı bir gerekçesi veya bahanesi de olamaz. Şiddete sebep olan iletişim sorunlarının altında psikolojik nedenler, sosyoekonomik, sosyokültürel düzey ve eğitim seviyesi gibi nedenler rol oynar. 

“Akademik Eğitimden Ziyade Sosyal Eğitim Önemli”
Eğitim konusuna dikkat çekmek istiyorum. Akademik eğitimden ziyade sosyal eğitim önemli. Çünkü akademik eğitim tek başına kişiyi sadece meslek sahibi yapar ya da eğitim aldığı alanın bilirkişisi yapar. Sosyal eğitim ise kişide duygusal zekayı oluşturur. Duygusal zeka da etik zekayı, etik zeka da saygı, sorumluluk, hoşgörü, ahlak, vicdan gibi kişiye birçok erdem kazandırır. Bir iletişimin sağlıklı olabilmesi için de bu erdemlere ihtiyaç vardı, en azından saygı ve uygun üsluba sahip olmak gerekir. Bunun için çok zeki olmaya gerek yoktur, geri zekalı olmamak yeterlidir.

“Kadın Mağdur Sayısının Yüksek Olma İhtimali Muhtemel”
Bir hekim olarak sağlıkta yaşanan şiddet olaylarıyla ilgili gözlemlerim ve düşüncelerim ise, yapılan bazı araştırmalarda ‘en çok kadın sağlıkçılar şiddete uğruyor’ gibi bir sonuç çıkmış. Ancak ben buna katılmıyorum. Toplumun genelinde şiddet mağdurlarının çoğunluğu kadın ve dolayısıyla sağlıktaki şiddet olaylarında da kadın mağdur sayısının yüksek olma ihtimali muhtemeldir. Yani, sağlık alanına özel bir durum değil. Çünkü bizim mesleğin kadını erkeği yoktur. Mesela, kadın jinekolog ile erkek jinekologun yaptığı iş aynıdır. Dolayısıyla hizmet alanın vereceği cevapta aynı olacak. Bu yüzden sadece “hekim” ve “sağlıkçı” adı altında konuşacağım. 

“Bizim İletişim Sorunumuzun Bir de Sorumluları Var”
Bizde yaşanılan şiddet olaylarında da iletişim sorunu yine neden olarak karşımıza çıkıyor ama bizim iletişim sorunumuzun bir de sorumluları var. Bunlar; Deontolojiyi unutup kötü örnek oluşturan hekimler ve sağlık çalışanları ile sağlık kurumunda görevli güvenlik, danışma elemanları gibi diğer sağlık kurumu çalışanları, sağlık sistemindeki yanlış uygulamalar ve söylemler, medya ve tüm bunlar karşısında güvenini, sağduyusunu kaybetmiş hastalar. 

“Hekim Arkadaşlarımın Deontoloji Bilgilerini Yoklamaları Gerekiyor”
Deontoloji ve tıbbi etik dersi tıp fakültelerinde 1.sınıfta anlatılan temel derslerden biri. Amaçlanan şey tıbbi donanım, tıbbi bilgi yanında meslek ahlakını, hekim duruşunu anlatmak, benimsetmek. Bu derste bütün hekimler iyi bilir; olağan, karşılaşılabilecek hasta profilleri ve bu profillere en uygun ve en doğru hekim yaklaşımları da öğretilir. Ayrıca hekimin meslektaşına karşı da en az mesleğine, hastalarına olduğu kadar sorumlu olduğunun altı da önemle çizilir. Şiddet konusunda çözümün ilk aşaması bana göre hekim arkadaşlarımın deontoloji bilgilerini yoklamaları, bu konudaki bilgilerini tazeleyip özeleştiri yapmaları, unuttukları hekime yakışır tutum ve davranışları hatırlamalarıdır. Malesef bu konuda geçmişten günümüze olumsuz örneklerimiz çoktur ve hasta-hekim arasındaki güveni zedeleyen önemli nedenlerden de biridir. Hastalar yıllardır bu konuda ciddi anlamda dolmuşlardır ve sağlıkta dönüşümde hasta haklarının ön plana çıkmasıyla beraber mesleğimizdeki kötü örneklerin yarattığı imaj yüzünden oluşan güvensiz, şüpheci, mağdur edilmiş zihniyeti dışa vurmaktalar. Yani zamanında ekilenler biçiliyor ki hala buna devam eden meslektaşlarımız var. 

“Hekimlik Bir Duruştur, Bir Markadır”
Bizler sağlıkçılar ve hekimler özeleştiri yaparak eksikliklerimizin olmadığına kanaat getirdiğimiz zaman, var olan bir iletişimsizlik probleminde bizim dışımızdaki sebepleri suçlayabilir, sorgulayabiliriz. Hekim kurumunda amir konumundadır ve çalıştığı hemşiresi, hasta bakıcısı, sekreterini de yönlendirecek, uyaracak, bu konuda eğitip, örnek olacak kişidir. Hekimin toplum içinde de böyle bir misyonu, sorumluluğu vardır. Hekimlik bir duruştur, bir markadır. Sosyal anlamda da örnek alınan ya da alınacak bir gruptur. Bu yüzden taşıdığı ”Dr” unvanının hakkını vermek zorundadır. Hayat kurtarmak amacı ve görevidir ancak sosyal sorumluluklarını da unutmamalıdır. 

Hekim Saygısından, İnsanlığından Ödün Vermemeli.
Hekim iletişim kurabilen, çözümcül taraf olmak zorunda. Saygısından, insanlığından ödün vermemeli. Duruşunu her ortamda, her durumda korumalı. Bu yüzden deontolojiye ve etik duruşa çok takılıyorum. Etik davranışı edinmemiş bir hekim beraber çalıştığı diğer sağlık elemanlarına da aynı üslup ve davranışı sergileme cesaretini vermiş olacak. 

“Agresif, Lakayt, Üslupsuz Hemşireler, Danışmada Görevli Ama Hiçbir Şey Danışılamayan Saygısız, Niteliksiz Elemanlar ve Güvenlik Görevlileri Hastaları Hekime Patlatıyor” 
Hekimin dışında gelişen, hekim dışı sağlık personelinden ve sağlık çalışanlarından kaynaklanan durumlar da var ve bu durumların çoğu da amir konumundaki hekime fatura edilir. Agresif, lakayt, üslupsuz hemşire arkadaşlar, iki lafı bir araya getirmekten yoksun danışmada oturan fakat hiçbir şey danışılamayan saygısız, niteliksiz elemanlar ve de yine niteliksiz ve saygısız güvenlik elemanları yüzünden, sinirlenen hasta gelip hekime patlayabiliyor. 

”Ben Hekim Olarak Mağdur Edilip, Saygısızlığa Uğradıysam Hastalara Karşı Tavır ve Davranışlarını Düşünmek Bile İstemiyorum”
Benim de hekim olarak yaşadığım örnekler var. Hekimlik hayatım boyunca sadece iki kez hastaneye gittim ve ikisinde de soluğu başhekimlikte aldım. Birinde güvenlik ve danışmayla sorun yaşadım. Diğerinde de 2 servis hemşiresiyle sorun yaşadım. Yüzlerine de, başhekime de; ”Ben hekim olarak mağdur edilip, saygısızlığa uğradıysam hastalara karşı tavır ve davranışlarını düşünmek bile istemiyorum, yazıklar olsun” dedim. Tüm bunlar şiddete zemin hazırlayan potansiyel faktörler. 

“Hekimin Hekime Şiddetinin Hastalar Aracılığıyla Olan Şeklidir”
Diğer önemli nokta hekimin meslektaşlarına karşı bencil ve sorumsuz tavırlarının şiddetin en trajik örneklerini karşımıza çıkarttığı gerçeği ve en acı olan da bu. Meslektaşının arkasından konuşarak kötüleyip hastayı meslektaşına karşı dolduran hekim bana göre hekim değil tüccardır. Bu arkadaşlar bence daha fazla mesleğine meslektaşına ihanet etmesin, mesleği bırakıp ticaretle uğraşsın. Çünkü bu davranış meslek ahlakına uymadığı gibi resmen şiddete davetiye çıkarmak, azmettirmektir. Bu durum hekimin hekime şiddetinin hastalar aracılığıyla olan şeklidir. 

“İçimizdeki Düşman”
Makam, üst, alt mevzusundan ve şahsi, siyasi çıkar hesaplarından kaynaklanan bir de kendi içimizde birbirimize uyguladığımız psikolojik şiddet var ki gerçekten utanç vericidir. Bu örneklere uyan hekimler konusu ”İçimizdeki Düşman” adı altında ayrıca konuşulması gereken önemli bir konu. Yine hastasına saygısızlık eden, sahiplenmeyen hekim de deontolojiyi hatırlamalı hekime yakışır davranışı edinmeli yoksa o da bana göre tüccardır, mesleği icra edemiyorsa bıraksın. 

“Zamanında Hekimlik Adına İyi Bir Miras Bırakılmış Olsaydı…”
Hastalar karşımıza alacağımız bir grup değil, aksine sarıp sarmalayacağımız gruptur. Hastalar bizim mesleğimizdir ve bana göre de yaşadığımız sorunlarda en masum olan kesimdir. Çünkü; duyduklarını, uygulananı, yaşadıklarını, anlatılanı anlıyorlar ki o da anlama kapasiteleri ve de kişilik yapılarına göre farklılık gösteriyor. Tıbbın varlığından beri yüzlerce hasta profili vardır, değişmez. Şu an değişen şey sadece hastalara da söz hakkı verilmesi. Zamanında hekimlik adına iyi bir miras bırakılmış olsaydı hastalar bu söz hakkını, hak aramak, şüphe duymak yerine bize yaşadığımız sorunlar konusunda destek olmak için kullanabilirlerdi. Bu yüzden hastaları karşımıza almak yerine aksine kazanmak adına kafalarında oluşan olumsuz doktor imajını yok etmeli, ezber bozmalıyız. İnanın kendini bilen kötü örnekle, iyi örneği ayırt edebilen hastalar hekimlerine teşekkür edip, minnet ve saygısını da dile getiriyor. Yeter ki hekim hekimliğini konuştursun. Sorunlu hasta normal hayatında da sorunlu insandır, bunlar 10 yıl sonra da sorunlu hasta olarak karşımıza çıkacak. 

184 Şikayet Hattı
Gelelim sistemin yanlışlarına; hasta hakları ve memnuniyeti elbette ki kutsaldır. Ancak sadece hasta haklarından bahsedip hekimin, sağlıkçının emeği ve haklarını görmezden gelip yalnız bırakmak, medyada, kamu spotlarında yine bu yönde bir takım söylemlerde bulunmak da yine hasta ve hekim arasındaki güveni ciddi anlamda sarsan nedenlerden biri. Bu durum çok basit uygulamalarla bu noktaya getirilmeyebilirdi. Mesela, 184 şikayet hattı kuruldu. Gerekli miydi? Hayır, zaten sıkıntı ve problemi olan hastalar ilgili kurumlara yazılı şikayette bulunabiliyordu veya hekim değiştirebiliyordu. Çift taraflı bir şikayet hattı olarak açılmalıydı. Gelen şikayetler süzgeçten geçirilmeli ve uygunsuz isteklerin hekim tarafından yerine getirilmemesine bağlı şikayetler ve suistimaller şikayet olarak hekimin karşısına çıkmamalı, hekimin yoğunluğu arasında bunlar için zamanı ve gururundan çalınmamalıydı. 

“İşi Uygulayan, İçinde Olan, Yaşayan Kadar Hiç Kimse O İşin Eksiklikleri Konusunda Doğru Bilgiye Sahip Olamaz”
Her yere hasta hakları bildirisi asıldı, çok güzel. Ancak yanına hekim hakları, sağlık çalışanları hakları veya sağlık hizmeti alınırken olması gereken hasta-hekim ilişkisi, kurum içinde davranış ve saygı kuralları gibi sağlık hizmeti vereni de koruyacak birer yazı da asılmalıydı. Bütün bunlar hastalarda farkındalık yaratır ve sorunlu hasta profillerine otokontrollerini, saygılarını koruyabilmeleri için caydırıcı olurdu. Bu uygulamaların çift taraflı uygulanmasının sağlık hizmeti vereni korumada ne kadar etkin ve etkili olacağını, ”184 ve Hasta Hakları bildirisi”nin hastalar üzerinde yarattığı etkiden de anlamak mümkün. Alınan sağlıkla ilgili kararlarda hekimlerin fikirleri de sıkıntıları da sorulabilir hem hasta hem de hekim için de olumlu, faydalı olacak düzenlemeler yapılabilirdi. Çünkü; işi uygulayan, içinde olan, yaşayan kadar hiç kimse o işin eksiklikleri konusunda doğru bilgiye sahip olamaz. 

“En Duygusuzu Bile İsminin “Kötü Doktor” Olarak Anılmasını İstemez”
Hizmet kalitesi hizmet verenin de memnuniyetiyle direkt ilişkilidir. Yoğun nöbetler, polikliniklerde günlük bakılan uçuk hasta sayıları, performans sistemi hekimleri hırpaladığı, mutsuz ettiği gibi hastaların aldığı sağlık hizmetinin de kalitesini tartışılır hale getirdi. Bir hekim için hastası her şeydir. Hiçbir hekim bilerek isteyerek hastasına zarar vermez. Bu işin vicdani sorumluluğunun yüceliğini, önemini hekimler iyi bilir. Bu konuda iyi niyete inanılmıyorsa şu açıdan bakılabilir; varsayalım hekim vicdansız, sadece meslek olarak yapıyor ve mesleğinin manevi doyumuyla ilgilenmiyor diyelim. Bu hekim bile göz göre göre bilerek, isteyerek yanlış bir tedavinin, bir ameliyatın altına kaşesini basmaz, imzasını atmaz. Yani en duygusuzu bile isminin “kötü doktor” olarak anılmasını istemez. Nöbet sonrası uykusuzluk, hasta yoğunluğu ve buna bağlı fiziksel, zihinsel ve ruhsal yorgunluk, komplikasyonlar, hastalığın veya hastanın tedaviye direnci gibi faktörler olumsuz sonuçlanan tedavilerin nedenlerinden biri olabiliyor. Gün aşırı nöbetler, günlük bakılan hasta sayılarının 300-400 hatta 500’ü bulması sağlık sisteminden kaynaklanan durumlar ve mutlaka düzenleme yapılmalı. Neticede hekim de insan. Bu uygulamalar da şiddete zemin hazırlayan sonuçlar doğuruyor. 

“Medya, Hasta ve Hekim Arasındaki Güveni Onaracak Yönde Yayınlarda Bulunmalı”
Medya yaptığı yayınladığı haberin halk üzerinde yarattığı etkiden sorumlu ve bunun bilinciyle yayın yapmalı. Usulsüz, çarpıtılmış ve içeriğiyle alakasız olumsuz, itham edici başlığa sahip haberler ile sürekli deşifre edilen şiddet haberleri de sağlıkta şiddete sebep olan, varolan şiddet olaylarının sayısını arttıran ve şiddeti tetikleyen en önemli nedenlerden. Medya, hasta ve hekim arasındaki güveni zedelemeyecek hatta, onaracak yönde söylemlerde ve yayınlarda bulunmalı.

“Şiddet için Caydırıcı Cezalar Konusunda Acilen  Yasal Düzenlemeler Yapılmalı”
Bakanlık söylemleri, kamu spotları da yine bu yönde olmalı. Ülkemizin ciddi bir sorunu olan şiddete karşı caydırıcı cezaların olmaması, verilen cezaların da kağıt üstünde kalması da şiddeti olağanlaştıran bir gerçek. Şiddet için caydırıcı cezalar konusunda acilen yasal düzenlemeler yapılmalı. Sağlıktaki şiddet için Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ile beraber caydırıcı yasal düzenlemeler için harekete geçmeli. 

“Bakanımızın Öncülük Etmesini ve Çözüm Konusunda Bizleri Yalnız Bırakmamasını Diliyoruz”
Durum ciddi ama çözümler basit. Eğer amaç çözümse olaylara objektif bakmak gerekir. Sağlıkta gelinen bu sevimsiz noktada emeği geçen herkesin elini taşın altına koyma, sağduyulu davranma ve özeleştiri yapma zamanı geldi. Eksiklikler konusunda herkes üzerine düşeni yaparsa çözüme ulaşılır. Tek başına medya, tek başına sistem, tek başına hasta veya tek başına hekim ve sağlık çalışanları ile olacak bir iş değil. Hep beraber aynı hassasiyet gösterilmeli. Herkes duyarlı davranmalı. Unutulmamalı, sağlık hepimizin! Bizim muhatabımız Sağlık Bakanlığı ve dolayısıyla da Bakanımızın öncülük etmesini ve çözüm konusunda bizleri yalnız bırakmamasını diliyoruz!”
Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın

AVUSTURYALI YATIRIMCILARA İHALE DAVETİ

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Avusturyalı yatırımcı firmaların kamu-özel işbirliği çerçevesinde şehir hastaneleri projesi için ihalelere katılmasını istediklerini söyledi.

 Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, çeşitli temaslarda bulunmak üzere Türkiye’ye gelen Avusturya Sağlık Bakanı Alois Stoger ile ortak basın toplantısı düzenledi. Sağlık Bakanı, Avusturya ile sağlık alanında ortak çalışmalar yapacaklarını belirterek, özellikle sağlık turizminde yaşlı bakımıyla ilgili işbirliği içerisinde olacaklarını bildirdi.

“Avusturya’dan Yatırımcı Firmaların da İhalelerimize Dinamik Bir Şekilde Katılmalarını Değerlendirdik”
Sağlık turizminde yaşlı bakımıyla ilgili yapılabilecek çalışmalar hakkında da konuştuklarını dile getiren Müezzinoğlu, şunları söyledi: “Bunun dışında kamu-özel işbirliği çerçevesinde önemli şehir hastaneleri projelerinde Avusturya’dan yatırımcı firmaların da ihalelerimize dinamik bir şekilde katılmaları konusunu da aramızda değerlendirdik. 8 Kasım 2001 tarihinde Avusturya ile Sağlık Bakanlığı arasında yapılan işbirliği anlaşmasının yeniden güncellenmesini konuştuk. Ayrıca 4-5 Temmuz’da Avusturya’da yapılacak obeziteyle ilgili bir davetleri oldu. Davete, olağanüstü bir durumumuz olmazsa katılma niyetimizi belirttik. 

‘Herkes için Sağlık’ ile EXPO 2020
Avrupa Birliği sürecinde Avusturya’nın duruşuna ilişkin Türkiye’nin burukluğunu ifade ettik, ama bunu İzmir’deki EXPO 2020 ile ilgili güçlü desteklerini istediğimizi belirttik. Onlar da ‘Herkes için Sağlık’ başlıklı EXPO 2020 için mutlu olduklarını ve gönülden destek vereceklerini ifade ettiler. Önümüzdeki süreçte iki ülke arasındaki ilişkilerin çok daha güçlü olacağına inanıyorum.” 

“Özellikle Tütün Tüketimi Konusunda Bizim Öğreneceğimiz Çok şey Var”
Avusturya Sağlık Bakanı Alois Stoger, Türkiye’nin dinamik bir şekilde geliştiğini ve kurumlarda hizmetlerin dinamik bir şekilde verildiğini belirterek, “Birlikte yapacağımız işler üzerine konuştuk. Sağlık Bakanı olarak ‘Herkes İçin Sağlık’ sloganıyla bir fuar oluşturulması beni de çok sevindiriyor. Bu söylem kulağa çok güzel geliyor. Bilgi alışverişi konusunda birlikte çalışmamızın verimli olacağına inanıyorum. Özellikle tütün tüketimi konusunda bizim öğreneceğimiz çok şey var” dedi. 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın

"T.C. İBARESİNİN KALDIRILMASI SÖZ KONUSU DEĞİL"

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığı tarafından kendine bağlı sağlık kurumlarının tabelalarında Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması konusunda açıklama yapan Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, “Benim Bakan olduğum dönemde hiçbir kurumda T.C. ibaresinin kaldırılması söz konusu değildir” dedi.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Avusturya Sağlık Bakanı Alois Stoger ile ortak basın toplantısı düzenledi. Bakan Müezzinoğlu, program sonrası gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. 
Bir gazetecinin “Kadınların istihdama katılmalarına yönelik hazırlanan tedbir paketinde babalara da doğum izni verilmesine ilişkin” sorusu üzerine Müzezzinoğlu, konunun Bakanlar Kurulu’na henüz taşınmadığını belirterek, “Değerlendirmeler tamamlansın, daha sonra Meclis aşamasında açıklama yaparız” dedi. 

“Akil Adamlar Heyetinde, Biz Kendi Üzerimize Düşeni Yaptık”
AK Parti Hükümeti’nin çözüm süreci için öngördüğü Akil Adamlar heyetine ilişkin başka bir soru üzerine Bakan Müezzinoğlu, herkesin kendi üzerine düşeni ve yakışanı yapacağını belirtti. Müezzinoğlu şunları söyledi: “Biz de kendi üzerimize düşeni ve bize yakışanı yaptık. Bu süreç uzamış bir süreç. 30 yıldır bu ülkenin ve milletin ağır bedeller ödediği bir süreç. Ana muhalefet partisi ve MHP tarafından çözüm alanında dinamik bir çalışma yapılsaydı süreç uzamazdı. Son 4 yıldır ciddi çalışmalar yapıldı.” 

“Benim Bakan Olduğum Dönemde Hiçbir Kurumda “T.C.” İbaresinin Kaldırılması Söz Konusu Değil”
Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığı tarafından kendine bağlı sağlık kurumlarının tabelalarında Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan “T.C.” ibaresini kaldırılacağı iddialarına cevap veren Müezzinoğlu, şu açıklamayı yaptı: “Benim Bakan olduğum dönemde hiçbir kurumda T.C. ibaresinin kaldırılması söz konusu değildir. Kanun Hükmünde Kararname ile Kamu Hastaneler Kurumu ve Halk Sağlığı Kurumu T.C Sağlık Bakanlığı’nın kurulları haline geldiği için kurul tabelaları haline dönüşmüştür. Dolayısıyla esas olan T.C Sağlık Bakanlığıdır. Bu 1 yıl önce yapılan bir değişiklik. Bunun şimdi gündeme gelmesinde art niyet vardır. Tabela değişikliği fotoğrafını koyanların altına bir de tarih koyması lazım.” 

Okul Kantinlerinde Kalori Sınırlaması
Obeziteyle mücadele kapsamında, okul kantinlerine kalori sınırlaması getirileceği üzerine bir başka soru üzerine Bakan Müezzinoğlu, konunun teknik bilgiler içerdiği için açıklamaları kurum başkanlarının yapacağını bildirdi. Bakanlık olarak obeziteyle mücadele konusunda ciddi çalışmalar yapacaklarını kaydeden Müezzinoğlu, bu konuda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içinde olacaklarını söyledi. 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın

İZMİR’DEN SAĞLIKTA ŞİDDETE HAYIR EYLEMİ

Sağlıkta Şiddete karşı Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorları iş bırakma eylemi başlattılar.


İzmirli asistanlar her sene farklı bir sorunu gündeme taşıyarak eylem yapıyorlar ve seslerini Türkiye’ye duyuruyorlar. Önceki yıllarda özlük hakları ile ilgili olan eylemde eski Sağlık Bakanının katılması ve tarafların anlaşması ile sonuçlanmıştı. İzmirli asistanlar bu kez, sağlıkta şiddete karşı bir eylem başlattı. 

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde iki doktor, hasta yakını tarafından darp edildi. Doktorları darp ettiği iddiasıyla gözaltına alınan zanlının serbest bırakılması olayların alevlenmesine neden oldu. Doktorlar dün akşam eyleme başladılar. Eylem bugünde sürecek. 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın