Archive for category Hematoloji Uzmanlık Derneği

PROTOMİK TARAMA İLE TÜM KANSERLER BELİRLENİYOR

“Her kanser insan vücudunda bir “kanserin kök hücresi” ile ortaya çıkıyor” diyen Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer , “Protomik Tarama” yöntemi sayesinde bir damla kan ile kanser hücresinin moleküler boyuttayken tespit edilebildiğini söyledi.
Kanserde gelecekteki tedavileri ve erken tanıyı sağlayan “Protomik Tarama” yöntemi ile, kanser moleküler boyuttayken bir damla kan ile belirlenebilecek. Kanser türü ve hastalıklarının belirlenebileceği dile getiren Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, “Bununla ilgili özellikle Amerika, Japonya ve Çin’de çalışmaların devam ettiğini, 10 yıldır süren çalışmanın son aşamasına gelindiğini belirtti. Bugüne kadar insanlar üzerinde yapılan birçok çalışma olduğunu kaydeden Prof. Dr. Dinçer, ön sonuçların son derece başarılı olduğunu vurguladı.
Kanser Kök Hücresindeki Yenilikler Ele Alındı
Antalya’daki 2. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi’nde yurt içi ve yurt dışından çok sayıda hematolog bir araya geldi. Kanser kök hücresindeki yenilikler hakkında yeni bilgilerin ele alındığını belirten Kongre Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer Sağlık Dergisi’ne şu bilgileri verdi: “Her kanser insan vücudunda bir kanserin kök hücresi ile ortaya çıkıyor. Bir tane hücrenin kromozomal değişikliği oluyor ve bunlar kontrolsüz büyüyen bütün vücuda yayılan bir kanser dokusu ortaya çıkıyor. Bir tane hücre olmaz ise o kanser hücresi gelişmediği zaman kanser diye bir şey olmuyor” dedi.
“Kanser Kök Hücresine Ne Kadar Erken Tanı Koyarsanız Tedavi O Kadar Başarılı Olur”
İnsan vücudunun oluşumunda 23’ü spermden 23’ü yumurtadan olmak üzere toplam 46 kromozomdan oluştuğunu hatırlatan Prof. Dr. Dinçer, “46 kromozomlu hücre bütün dokulara dönüşebilir, kanser kök hücresinin özelliği de normalde bir karaciğer hücresini başka bir yere inokule edersen çok fazla yaşamaz. Ancak kendi dokusu içinde yaşar. Ama kanser kök hücresinin özelliği aynı çoğalma kabiliyeti kontrolsüz ve sınırsız olabilen bir hücredir. Kontrolsüz ve sınırsız büyüyebilen kök hücre sonuçta kanser hücresini oluşturuyor. Karaciğerde, akciğerde veya beyinde kitleler oluşturuyor. Bunların hepsi kanser kök hücresidir. Bu kanser kök hücresi ne kadar önce tanırsanız ve tedavi etmeye başlarsanız o kadar başarılı olursunuz” diye konuştu.
Bu Duruma En İyi Örnek Steve Jobs
Kanser kök hücrelerinin önceden tanımasının çok önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Dinçeri şunları kaydetti: “ Kanser kök hücresi başındayken yakalarsan iş biter. Geç olduğunda yani metastaz olduğunda yapacak bir şey kalmaz. Bu duruma en iyi örnek Steve Jobs, pankreas kanseriydi ve 6 yıl yaşayabildi. Ancak bunu daha küçükken tümörken yakalarsanız problemi ortadan kaldırırsınız.
Bir Damla Kan ile Kanser Taraması
Protomik analiz denilen test ile insanın bir damla kanı ile bütün genetik yapısı ve bütün amino asit dizilimi ortaya çıkıyor. Bu amino asit dizilimindeki değişiklikler bazı ipucu veriyor. Bunun en büyük hedefi amino asit dizilimindeki bozulmanın çok yoğun olduğu bölgeler. Kanda baktığınız protomik analiz yaklaşık 40 GB’lik bilgi biriktiriyor. Bütün analizlarini yapıyorsun. Bir damla kan içindeki proteinlerin, bütün kromozomal yapısı kadar çözülüyor.
“Tek Hücre İken Tanısı Konulabilecek”
10 yıl önce bu testler milyon dolarlara mal oluyordu. Şu anda kişi başı bin dolara düştü. Önümüzdeki yıllarda bu daha da azalacak. Bu yöntem risk grubundaki kişiler için çok avantaj sağlayan bir tarama programı haline gelebilir. Erken tanı ya da tarama programı, mesela prostat kanseri olma ihtimali aşamasında önlemi alınacak. Moleküler düzeyde kitle oluşturmadan tek hücre iken tanısı konulabilecek.”
Reklamlar

Yorum bırakın

“İLAÇ VE TIBBİ CİHAZDA YÜZDE 98 DIŞARI BAĞIMLIYIZ”

2. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi -Kongreye 18 ülkeden 100’ün üzerinde yabancı bilim insanı katıldı. YÖK Başkanı Özcan, hizmette çok iyi işler yapılırken, araç gereçlerin, buna ilaçları, aşıları, serumları, MR’ları her şeyi dahil edebilirsiniz, yüzde 98 dışarı bağımlıyız” dedi.

Antalya’daki 2. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi’nde yurt içi ve yurt dışından çok sayıda hematolog bir araya geldi. Antalya Mardan Palace Otel’de yapılan kongreye, 18 ülkeden 100’ün üzerinde yabancı bilim insanı katıldı. Estonya, Litvanya, Azerbaycan, Gürcistan, Özbekistan, Kazakistan, Bosna-Hersek, Tacikistan ve Kırgızistan gibi ülkelerden gelen bilim insanları, kongrede kemik iliği nakli, lösemi, lenfoma ve kök hücre gibi hematoloji alanında öne çıkan başlıkların yanı sıra yeni tanı ve tedavi yöntemleri ele aldı. Öte yandan, kongrede yan dal asistan eğitimi ve 100 üzerinde aile hekimine de hematoloji kursu verildi. Hematoloji hemşireliği eğitiminin de verildiği kongrede, yurt dışından gelen katılımcılara hematoloji eğitimi verildi.
Kongre Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, bilimsel çalışmaların yer aldığı kongreden çok başarılı sonuçlar elde edeceklerini belirtti. Tüm katılımcılara teşekkür eden Dinçer, kongrenin Türk ve dünya bilimine katkı sağlayacağını söyledi.

“Türkiye, İlaç ve Tıbbi Cihazda Dışa Bağımlı”
Kongrenin açılışına katılan YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, kendisinin bir tıp kongresinde bulunmasının yadırganmaması gerektiğini bunun haklı gerekçelere dayandığını ifade ederek, “Sağlık alanında hizmette çok iyi işler yapılırken, araç gereçlerin, buna ilaçları, aşıları, serumları, MR’ları her şeyi dahil edebilirsiniz, yüzde 98 dışarı bağımlıyız. Bu gerçekten, üzücü bir şey. Bunu derhal değiştirmemiz lazım” dedi.
Özcan, son zamanlarda YÖK ile Sağlık Bakanlığı arasındaki ilişkinin gündeme geldiğini anımsatarak, bu nedenle tamamen işin ortasında olduklarını bildirdi. Yüksek öğretimle ilgili bazı noktalara dikkat çekmek istediğini, dünyada yüksek öğretimin değişim gösterdiğini, Türkiye’de de yüksek öğretimi değişime zorladığını ifade eden Özcan, “Vizyon ve misyonumuzun da değişikliğe uğramasını gerektiren bazı makro rüzgarlar dediğimiz konular var” diye konuştu. Özcan, son zamanlarda dünyadaki bütün yüksek öğretim sistemlerinin ”belli güçlerin, belli rüzgarların etkisi altında” olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Bunlardan en önemlisi, son yıllarda yüksek öğretime olan taleptir. Dünyanın her ülkesinde yüksek öğretime korkunç bir talep var. Bu klasik anlamın dışında tezahür ediyor. İnsanlar, ikinci üniversite diplomalarını almak istiyorlar, insanlar kendilerini eksik gördükleri konularda üniversite eğitimi almayı talep ediyorlar. Ayrıca, lisans tamamlama eğitimine başlamak istiyorlar. Farklı şekillerde de olsa tüm bu taleplerin muhatabı üniversiteler oluyor. Her seferinde bize geliyorlar. Türkiye de bunun istisnası değil. Ülkemizde de bu tür talepler gerçekten arttı. Özellikle ülkemizde iki yıllık okullardan mezun olan 600 binin üzerinde insanımız var. Hemşirelikten başlayarak bu 2-3 yıllık okulları 4 yıllığa tamamlamaya başladık. Birkaç üniversitemiz şimdi bu faaliyet içerisindeler. Bu tür faaliyetler ve taleplerin giderek artacağını düşünüyoruz. Üniversitelerimizin de bu tür talepleri karşılamak için hazır olduğunu biliyoruz. Bu da bizi gerçekten sevindiriyor.”

“Times Dergisinde Geçen Yıl 112. Ve 183. Sırada Olan İki Üniversitemiz, Maalesef Bu Yıl 200’lü Sıraların Arkasına Düştü”
Üniversitelerde üretilen makale sayısının önemli olduğunu vurgulayan Özcan şunları kaydetti: “Dünyanın neresinde ne oluyorsa takip edilmesi gerekir. Biz de gelişmeleri günü gününe takip etmeye çalışıyoruz. Maalesef, ülkemizdeki üniversiteler çok uzun zaman dünyadaki bu rekabetten uzak kaldılar, çünkü sistem kapalıydı. Sistemin böyle bir talebi de yoktu. Ama şimdi hem bilgi birikimimiz bakımında davetlere katılabilecek durumdayız hem de kendimizin ne olduğunu görmek gibi bir dileğimiz var. Açalım kapılarımızı bakalım, kaç öğretim üyesi, kaç öğrenci bizi tercih ediyor. Makaleler de ne kadar iyi durumdayız. Bunların kaçı önemli dergilerde yayımlanıyor, görmeliyiz. Times Dergisinde geçen yıl 112. ve 183. sırada olan iki üniversitemiz, maalesef bu yıl 200’lü sıraların arkasına düştü. Bu, Türk eğitim sistemine karşı yapılan bir oyundur. Gerçekten, hiçbir neden yokken sıraları oynatmak çok akıllıca bir iş değil. Olsun, bu bizi yıldıramayacak. Biz, tekrar hak ettiğimiz üstteki sıralara tırmanmaya devam edeceğiz.”

Türkiye, Yayın Sayısında İyi, Patentte Kötü
Özcan, yayınlarda gerçekten çok iyi durumda olunduğunu belirterek, “Son 30 yılın istatistiklerine bakıldığında Türkiye, indeksli dergilerdeki yayın hızında dünyada 3. sırada. Bizim önümüzde Çin ve İran var. Yayınlarımız çok iyi, fevkalade tatminkar bilgi birikimi var, ama patente geçişte herhalde dünyanın en kötü ülkelerinden birisiyiz.2008’de İsrail’de indeksli dergilerde basılan makale sayısı 9 bindi. Türkiye’nin de 18 bindi. Tam iki katıydı. Ama ABD patent müracaatlarına bakıldığında onların sayısı 556, bizim sayımız ise 85’dir” dedi.


Kongre Avrupa Ve Asya Hematologlarına Uygun
Kongrenin açılışında Özbekistan’dan katılan Prof. Dr. Saidcelal Bakramoc, toplantının bilimsel olarak Avrupa ve Asya hematologlarına uygun olarak hazırlandığını ifade etti. Özbekistan’da özellikle TİKA gibi kurumların ve Prof. Dr. Dinçer gibi bilim insanlarının desteği ile kemik iliği nakline başlandığını belirten Bakramoc, bundan dolayı Türkiye’ye teşekkür borçlu olduklarını anlattı.
Rusya’dan Yuri Chervonobab ise Türkiye’de hematoloji alanında yapılan çalışmaların dünyaya örnek bir nitelik taşıdığını ifade ederek, kongrenin iki ülke arasındaki dostluk ve bilim çalışmalarını geliştireceğini belirtti.
Kırgızistan’dan Abdülhalim Raimzhanov da Orta Asya’da ilk kez kemik iliği naklini gerçekleştiren ülke olduklarını bildirdi.

Yorum bırakın

“ORGAN NAKLİ TARİH OLACAK!”

Hematoloji Uzmanlık Derneği tarafından düzenlenen Avrasya Kök Hücre ve Aferez toplantısında çarpıcı açıklamalarda bulunan Hematoloji Uzmanlık Dernek Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, “Organlar ileri dönemde yedek parça halini alacak. Karaciğer, böbrek, kalp yapılabilecek, deneysel ortamda yapılıyor. Her doku elde edildi, hayvan deneylerinde elde edilen başarı insanlarda da sağlandığında çığır açan bir gelişme sağlanacak. 10 yıl sonra organ nakli sorunu ortadan kalkacak” dedi.

Hematoloji Uzmanlık Derneği tarafından düzenlenen Avrasya Kök Hücre ve Aferez toplantısı Antalya The Marmara Otelinde yapıldı. Yaklaşık 18 ülkeden bu konuya çalışan 160 öğretim üyeleri ve bilim adamlarının katıldı. Konuşmacıların Türk olduğu toplantıda oturum başkanları arasında yabancı bilim adamları da bulundu.

Kök Hücre Kemik İliği Naklinin Önüne mi Geçiyor ?
Kemik iliği naklinin otolog (kendinden) veya allojenik (yakınlarından) yapıldığını hatırlatan Hematoloji Uzmanlık Dernek Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, “Lenfoma ve myeloma gibi hastalıklarda daha çok otolog nakil tercih edilirken, lösemi gibi kemik iliği kanserlerinde allojenik nakil tercih ediliyor. Kemik iliği nakillerinde otolog başarı oranı 5 yılda yüzde 40 iken, allojenik başarı oranı yüzde 60’tır. Kök hücre nakli, kemik iliği naklidir. Kök hücre nakilleri, endikasyonu geniş olduğu için daha çok tercih ediliyor. Kök hücrenin çeşidi vardır. Embriyonal kök hücre embriyodan elde edilen ve pluripotent dediğimiz bütün doku ve organlara dönüşebilme potansiyeli olan hücrelerdir. Bizim kullandığımız kemik iliği ve kök hücre naklinde ise, somatik kök hücrelerdir” dedi.

“Organ Nakli Tarihe Karışacak”
Kök hücre tedavileri lösemi, lenfoma, myelomalar, oto immun hastalıklar ve bazı kanserler solit tümörlerde son tedaviler hakkında bilgi veren Prof. Dr. Dinçer şunları söyledi: “Kök hücre nakli deneysel ortamda bütün hücrelere dönüşebiliyor, bütün organların tamirinde yarıyor. Önümüzdeki 3-5 yıl içerisinde şu anda tedavi endikasyonu olmayan hastalıklarda yeni tedavi endikasyonu olacağını düşünüyoruz. Bunlardan birisi kalp hastalıkları, nörolojik hastalıklar gibi tedavisi olmayan hastalıklara çözüm olacak. Organ ileri dönemde yedek parça halini alacak. Karaciğer, böbrek, kalp yapılabilecek, deneysel ortamda yapılıyor. Her doku elde edildi, insanlarda kullanılabilmesi için belli bir süre ve bazı çalışmaların tamamlanması gerekiyor. Bunlar tamamlanıp tamamen kontrol edilebilir hale geldiğinde insanlarda kullanılmaya başlanacak. Fare, maymun gibi hayvanlarda tüm organlar üretildi ve kullanılıyor. Uyum sorunu yok.”

“Doku Nakli Enjekte Edilecek”
“İleride organ nakli olmayacak, doku nakli, hücre nakli olacak” diyen Prof. Dr. Dinçer,”Son yıllardaki gelişmeler erişkinden alınan her hangi bir hücrenin bile kök hücreye dönüşebileceğini ortaya koydu. Kan, dişten, boğazdan alınan bir parçayı özel yöntemlerle 5 gün gibi bir sürede kök hücreye dönüştürebiliyorsunuz. Ondan da sinir, kas, kalp kası oluşturup alınan kişiye tekrar enjekte ediliyor” diye konuştu.

“10 Yıl Sonra Organ Nakli Sorunu Ortadan Kalkacak”
En kolay üretilenler dokuların yağ, kemik ve kıkırdak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dinçer, “10 yıl sonra organ nakli sorunu ortadan kalkacak. Kök hücre çalışmaları, kemik iliği nakli 1960’lı yıllarda Seattle’de, 1980’li yıllarda ise Türkiye’de başladı. Son yıllarda da Türkiye dünya standartlarına ulaştı. Bundan herkes yararlanabilir. Önümüzdeki yıllarda çoğu hastalığın tedavisini kök hücre ile yapacağız. Yanığı, kanserlerin çoğunu, kalp hastalıkları, damar hastalıkları ve sinir hastalıkları kök hücre ile tedavi edeceğiz. Türkiye, Avrupa, Amerika, Asya ülkeleri ve özellikle Çin’de son yıllarda çok ciddi çalışmalar yapılıyor” dedi.

Kök Hücre Naklinde Türkiye Referans Ülke
Toplantı ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Dinçer şunları söyledi: “Avrasya ülkelerinden gelen meslektaşlarımızla kemik iliği nakli, kök hücre tedavileri ve aferez uygulamalarını beraber tartıştık. İş birliği yapma kararı aldık. Gerek Kazakistan, Özbekistan, Gürcistan, Azerbaycan, Bosna hersek, Arnavutluk gibi ülkelerde ve Rusya ile beraber bilimsel iş birliği ile akademik çalışma yapma düşüncesindeyiz. Bizde bunu destekliyoruz ve dernek olarak çalışmak istiyoruz. Kök hücre nakli Azerbaycan, Rusya ve Kırgızistan’da yapılıyor onun dışında hiçbir Avrasya ülkesinde yapılmıyor. Türkiye, Avrasya ülkelerine lider ve referans ülke oluyor.”

Yorum bırakın

ORTADOĞU ÜLKELERİ KEMİK İLİĞİ NAKLİNDE TÜRKİYE’Yİ TERCİH EDİYOR

İsrail ya da Ürdün de yapılan nakiller sonrasında hastaların bir süre sonra yaşamını yitirdikleri bilgisini veren Suriyeli yetkililer, kemik iliği naklinin başarı ile yapılması nedeniyleTürkiye’yi tercih ediyorlar.

Suriye’deki Askeri Teşhir Hastanesi ile Bayındır Hastaneleri arasında yapılan işbirliği protokolü kapsamında Türkiye’ye tedavi görmek için gelen 15 yaşındaki lösemi hastası D.M’aya kemik iliği nakli gerçekleştirildi. Yurt dışında başarılara imza atan Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı ve Bayındır Hastaneleri Hematoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, Ortadoğuda kemik iliği naklinin Katar ve Ürdün gibi ülkelerde yapıldığı kaydetti. Bu ülkelerde yapılan nakil koşullarının Türkiye’de daha iyi olmasından dolayı ülkemizin tercih edildiğini söyleyen Prof. Dr. Dinçer, “Kemik iliği nakli İsrail’de 150 bin Avro’ya, Ürdün’de 100 bin dolara yapılıyor. Türkiye’de ise hem daha kaliteli, hem daha iyi şartlarda hem de yaklaşık 75 bin dolara yapılıyor” dedi.

“İsrail ya da Ürdün de Yapılan Nakiller Sonrasında Hastaların Bir Süre Sonra Yaşamını Yitiriyor”
Suriyeli bir hastaya Türkiye’de ilk kez kemik iliği nakli yapıldığını belirten Prof. Dr. Dinçer, “Operasyon, Suriye’de çok ses getirdi. Çünkü Suriye’deki yetkililer, ‘İsrail ya da Ürdün de yapılan nakiller sonrasında hastaların bir süre sonra yaşamını yitirdikleri’ bilgisini verdiler. Naklin başarı ile yapılması Türkiye’de hem sağlık turizmi hem de Türk hekimlerinin başarısına iyi bir örnek teşkil etmesi açısından çok önemli. Türkiye’nin bu alanda çok ileri durumda” diye konuştu.

Suriye’den Gelen ve Türkiye’de Kemik İliği Yapılan İlk Hasta
Prof. Dr. Dinçer konu ile ilgili şunları kaydetti: “Suriye’deki Askeri Teşrin Hastanesi ile Bayındır Hastaneleri arasında yapılan protokol sonrasında 15 yaşındaki lösemi hastası D.M’un tedavisi için Türkiye’de hazırlıklara başlandı. Suriye’de yaklaşık bir yıldan bu yana lösemi tedavisi gören D.M, Temmuz ayında Türkiye’ye geldi ve tedavisi planlandı. Yaklaşık 2 ay Türkiye’de lösemi tedavisi gördü. Ardından kuzeninden kemik iliği nakli gerçekleştirildi. D.M, Suriye’den gelen ve Türkiye’de kemik iliği yapılan ilk hasta unvanını taşıyor. Başarılı geçen nakil sonrasında, geçtiğimiz hafta içinde kontrol için Türkiye’ye gelen D.M, sağlıklı bir şekilde günlük yaşantısına döndü. Tüm tedavisi 3-4 ay süren ve hepsi Türkiye’de gerçekleştirilen D.M’nin genel sağlık durumu gayet iyi.”

D.M: “Kendisini Türk Hekimlere Emanet Ettiği İçin Çok Şanslıyım”
Suriye’den Türkiye’ye lösemi tedavisi için gelen ilk hasta unvanını taşıyan ve 12 Temmuz 2010 tarihinden bu yana Bayındır Hastanesi Söğütözü Kemik İliği Nakli Ünitesi’nde tedavi gören D.M, geçtiğimiz hafta içinde taburcu oldu.

Türkiye’den ayrılmadan önce kendisini Türk hekimlere emanet ettiği için çok şanslı ve sağlığına kavuşmanın heyecanı içinde olduğunu ifade eden D.M doktorlarına duygu dolu bir mektup bıraktı. D.M’nin doktorlarına yazdığı mektup şöyle:
”Ben D.M. Arap Suriye Cumhuriyeti’ndenim.
2010 Şubat ayı sonunda hastalandım. Suriye’de bulunan Teshrin Hastanesi’nde kemoterapi tedavisi aldım ve Kemik İliği Nakli’ne ihtiyacım olduğunu öğrendim. Ancak böyle bir tedavi ülkemizde yoktu. Askeri Teshrin Hastanesi’nden Dr. Hala Hadish ve Dr. Muhammed Barr Ali ile Suriye Tıbbi Yardımlaşma Örgütü Başkanı Dr. Khaled Ataya’nın yardımları ile Türkiye’ye tedavimin gerçekleşmesi için gönderildim.
Bayındır Hastanesi’ne 12 Temmuz 2010 tarihinde ulaştım. Ancak hastaneye gelirken çok korkuyordum. Hastalığım ve tedavisi için çok endişelerim vardı. Kullanacağım ilaçlar, acı çekmek ve dil konusunda yaşayacağımı düşündüğüm sıkıntılarım mevcuttu. Herkes güleryüzlü ve yardımcıydı. Böylece kendimi hastanede değil de evimde gibi hissettim.
Prof. Dr. Süleyman Dinçer, Uzman Dr. Cafer Aksoy, Dr. Ahmet Oymak ve Dr. Buket Çiçek bir insan olarak değil de sanki gökyüzünden inmiş birer melek gibilerdi. Benim için aynen annem gibi sevdiğim Dr. Hadish gibi oldular. Gelişimden bu yana her zaman bir ihtiyacım olup olmadığını sordular ve her türlü sorunumu çözmeye çalıştılar. Şimdi Allah’ın izni ile Suriye’ye evime dönüyorum. Benimle ilgilenen herkese çok teşekkür ediyoruz.
Teşekkürler.
D.M.”

Türk Doktorlar Suriyeli Hekimlere Eğitim Veriyor
Askeri Teşrin Hastanesi ile Bayındır Hastaneleri arasında yapılan protokol gereği, Suriyeli hekimler Türkiye’de bir süre eğitim aldı. Protokol uyarınca iki ülke arasında hasta değişimleri yapılacak. Türk hekimler tarafından, Suriye’de Talesemi ve kök hücre toplantıları düzenlenecek.

Yorum bırakın

HEMATOLOJİ UZMANLIK DERNEĞİ KURULDU

2009 yılı Aralık ayında kurulan Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, “Derneğimizin amacı, tüm Orta Asya, Balkanlar, Kafkasya ve Afrika’da Hematolojinin ve Türklerin sesi olmak” dedi.

Hematoloji Uzmanlık Derneği 2009 yılı Aralık ayında kuruldu. Derneğe, sadece hematoloji uzmanları üye olabiliyorken, yandaş çalışanlar sadece fahri üye olabilecek. Tüm üyelik kurallarından yararlanabilen fahri üyeler sadece oy kullanamayacak. Hematologların sosyal ve maddi çıkarlarını korumak amacıyla derneği kurduklarını belirten Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, “Hematoloji son yıllarda kan kaybediyor. Hematoloji derneklerinin yeterince bu konuda çalışılmadığını düşünüyoruz. Statü kaybına uğrayan hematologların haklarını arayacağız. Türkiye’deki diğer dernekleri yadsımıyoruz ama hematologları gerçekten temsil eden dernek olmasını istiyoruz” dedi.

Dernek Üyelerine Sigorta
Daha çok yeni bir dernek olmalarına rağmen şu anda 40 üyelerini olduğunu kaydeden Prof. Dr. Dinçer, üyelerin tamamına Malpraktis sigortası sağladıklarını belirtti. İşsiz kalan hematologların sigortaları sayesinde güvence altında olacağını vurgulayan Prof. Dr. Dinçer, dernek üyelerinin her hangi bir nedenden dolayı çalışamayacakları durumla karşılaştıklarında sigortadan para alabileceklerini söyledi.

Derneğe Uluslararası Katılım
Kardeş diye anılan Türkçe konuşan ülkelerde aktif olarak çalışma yapmayı düşündüklerini ifade eden Prof. Dr. Dinçer, “Prof. Dr. Ercüment Ovalı, Bürol Güvenç, Serdar Bediomay, Mustafa Pehlivan yönetim kurulu üyeleri yer alıyor. Avrasya, Kafkaslar ve Balkanları da içine alan hematologlarla ortak çalışmalar yapılacak. Derneğe yurt dışından da üye yaparak onların da haklarını ve eğitimlerini korumayı amaçlıyoruz” diye konuştu.

“Hematologlar Hak Kaybına Uğruyor”
Hematoloji alanında derneklerin “hematolog” ünvanı taşımayan diğer uzmanlık dallarından hekimlerin de üye olabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Dinçer, hematolog dışında 400 farklı branştaki hekimleri üye yaptıklarını belirtti. Hematologların hak kayıplarına karşı bile seslerinin çıkmadığını kaydeden Prof. Dr. Dinçer, “Mesela önceden A grubu hastane olmak için Hematoloji uzmanı gerekliydi bu uygulama ortadan kalktı. Maaş anlamında birçok kaybımız oldu. Dernekler bu konuda sesini çıkartmadı. Sadece Hematologların yazabildiği ilaçları şimdi herkes yazabilir hale geldi” dedi.

“Hematologlar Ülkenin Her Yerinde Çalışır”
Hematologların taşralara atanması ile ilgili olarak Prof. Dr. Dinçer şunları söyledi: “Hematologlar şehir merkezlerinde çalışmalı ancak bir mikroskop olduğunda kan sayımı yapabilir. Lösemi de bakar tedavisini yapar. Hematologlar ülkenin her yerinde laboratuar olan her yerde hizmet verir. Türkiye’nin her yerinde hematologa ihtiyaç var.”

Toplantıda 18 Ülkeden 100 Katılımcı Olacak
Yıllarca Amerika’dan eğitim alarak sağlık hizmetlerinin geliştiğini dile getiren Prof. Dr. Dinçer, “Aynı olay ülkemiz içinde geçerli hale geldi. Orta Asya Kafkaslar ve hatta Afrika’dan insanların gelip eğitim almasını, ortak bir büyümeyi hedefliyoruz. Mayıs ayının sonunda Azerbaycan Milli Onkoloji merkezi ile Hematoloji Uzmanlık Derneği birlikte Bakü’de toplantı düzenliyor. Bu toplantımızın amacı, hematoloji ve onkoloji sahasındaki eğitimcilerin eğitimini sağlamaktır. Bu toplantı, bizim için bir başlangıç olacak. Çünkü, Türkiye’de ilk defa bir başka ülkenin eğitimcisi oluyor. Sadece Hematoloji branşında olacak ve ilk olacak. Daha sonrada 7-9 Ekim tarihinde Avrasya Hematoloji Kongresi’ne 18 ülkeden 100 katılımcı gelecek. Uluslararası katılımlı gerçekleşecek olan toplantıya, Çin’den Afrika’ya birçok ülkeden katılım gerçekleşecek” diye konuştu.

Yorum bırakın