Archive for category Kadın Hastalıkları ve Doğum

ÇOK EŞLİLİK TÜM DÜNYADA KADININ KORKULU RÜYASI

“Ülkemizde çok eşlilik kabul görmese de kırsal kesimde ve şehirde farklı isimler alarak kadınların başına geliyor” diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, bu tip vakalarda neler yapılması gerektiğini anlattı.

Kadınların önemli sorunlarından biri, çok eşlilik. Hayatındaki erkeği başka bir kadınla paylaşan kadınlar, ciddi psikolojik sorunlar yaşıyor ve çoğu zaman bunu gizlemeye çalışırken, daha da travmatik şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar. Birden fazla partneri olan bireylerin, çok eşlilik yani “Poligami” kapsamına girenlerinin sayılarının azımsanmayacak düzeyde olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Cinsel terapist olarak gördüğümüz vakalarda, kadınların önemli bir kısmı çok eşli bir kocası olduğunu fark etmiyor bile. Diğer kadından haberdarlar fakat bunun sosyolojik bir tanıma sahip önemli bir vaka olduğunu bilmiyorlar ve diğer kadınla savaşarak onun gitmesini bekliyor ya da küçük düşmemek için onu görmezden geliyorlar. Tek gecelik ilişki, ihanet gibi arada sorumluluk bağı barındırmayan ilişkiler çok eşlilik kavramı içine girmiyor. Kişinin çok eşli sayılabilmesi için birden fazla olan eşlerine karşı maddi ve manevi sorumluluk duygusuyla kendi içinde düzenli bir yaşam sunması ve kendisinin de bu yaşama dahil olması gerekir. Yani kumalık ve metreslik dediğimiz kavramlar tam anlamıyla çok eşlilik alanındalar. 

“Ülkemiz Medeni Hukukunda Hiçbir Geçerliliği Olmayan Bir Durum”
Erkek aynı zamanda sadece cinsel dürtülerini zengin tutmak ve birden çok kadınla daha fazla ve farklılıklar çerçevesinde tatmin olmak için de böyle bir seçim yapabiliyor. Cinsel terapistlerin üzerinde daha da yoğun biçimde durduğu bir durum. Çok eşlilik farklı kesimlerce kabul görmüş ve temellendirilmişse de ülkemiz medeni hukukunda hiçbir geçerliliği olmayan bir durumdur ve resmi olan nikah dışındaki eşin eşliği kabul edilmez. 

“Her Üç Kadından İkisinin Poligamik Yaşantısının Var Olduğu Ortaya Çıkmıştır”
Metres ya da kumalarından haberdar olan ama açık açık söylemeye utanan ya da bazı sebeplerden dolayı cesaret edemeyen kadınların sayısı oldukça fazla. Bu nedenle elbette sağlıklı sonuç veren istatistikler bulmak zor. Fakat bazı sağlık kurumları tarafından ya da sosyal sorumluluk projesi kapsamında yapılan araştırmalar, anketler sonucunda her üç kadından ikisinin poligamik yaşantısının var olduğu ortaya çıkmıştır.

“İki Partneriyle Birlikte Gelen Erkekler”
Psikologumuzla birlikte gördüğümüz terapi vakalarda iki eşi yani daha doğru tabiriyle iki partneriyle birlikte gelen erkekler, ayrılmak istemediği için kocasına mutsuzluğunu asla belli etmeyen fakat intiharın eşiğine gelmiş kadınlar oluyor. Annesine kuma getirildiği için evlenmekten korkan genç kızlar ve birden çok kadına sahip olabileceğine inandırılarak büyütülmüş, bu nedenle tek eşli kalmakta güçlük çeken fakat ilişkisinin ya da evliliğinin sürmesi için bunu yapabilmeyi isteyen erkeklerle karşılaşıyoruz. Ve tabi çok eşli kadınlarla da!

Poligami Nedir?
Sosyolojik olarak çok eşlilik Poligami başlığı altında incelenir. Poligami iki biçimdedir: erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi Polijini (çok karılılık), bir kadının birden fazla erkekle evlenmesi Poliandri (çok kocalılık). Günümüzde çok kocalılık elbette çok nadir görülen bir durumdur ve modern toplumlarda farklı yansımaları vardır. Fakat çok karılılık çok eskiden beri süre gelen, dini temellere dayandırılan ya da eski uygarlıklardan geçerek güne ulaşan bir yaşam biçimidir. Osmanlı, Hint, Asur ve Mısır gibi medeniyetlerde de örnekleri ve bugüne sürümleri bilinir. 

“Bu Psikolojik Bir Hastalık” 
Fizyolojik bir hastalık olmadığı tam tersine psikolojik bir hastalık olduğunu söylemek mümkün. Ve ne yazık ki sadece poligami yaşantısı olan bireyin değil birlikteliğini sürdürdüğü her iki bireyi de en derinden etkiyen, depresyon gibi hastalıkları beraberinde getiriyor. Hatta kişiyi manik depresif yapıyor. Eğer çocuk varsa çocukların da şuan ki hayatı etkilendiği gibi ileri yaşlarda kuracakları aile yaşantısından umutsuz oldukları, hatalar yaptıkları görülebiliyor. Psikolojik bir hastalık olarak baş gösteren Poligamik yaşantı tedavi edilmediği zaman, çeşitli fizyolojik hastalıklara da neden olabiliyor. Psikolojik problemlerin altında yatan temel neden olan bu sorunun tedavisi mümkün.

“Tedavisi Hem Aile Hem de Toplum Sağlığı için Gerekli”
Aslında poligamik yaşamın çeşitli eksiklikleri tamamlamak ya da çeşitli tatminleri sağlamak için tercih edilen bir yaşam biçimine dönüştüğünü söylersek yanlış olmaz. Tedavisinin yapılması bireylerin sağlığı hem de aile ve toplum sağlığı açısından son derece önemli. Bireylerle tek tek görüşerek kişinin duygu ve düşünceleri doğrultusunda terapiler yapabiliyor ya da tüm bireylerle aynı seansta görüşerek daha doğru ve herkesi etkileyen daha gerçek sonuçlar alabiliyoruz. Fakat tedaviye karar veren bireylerin içten, korkmadan, tüm gerçekliği ile hislerini ve düşüncelerini bizimle paylaşmaları gerekiyor.

“Erkeğin Eşi Dışında Başka Bir Kadını Arzulaması 20 Bin Yıl Öncesine Dayanıyor”
İtalyan bilim adamlarının yaptığı araştırmalar, 20 bin yıl önce erkeklerin birden çok eşi olduğunu ortaya koydu. Journal of Molecular Evolution dergisinde yayımlanan çalışmanın sonucunda, Paleolitik Çağ’da (MÖ. 600.000-10.000) çok az sayıda erkeğin genlerini gelecek kuşaklara aktardığı ortaya çıktı.

Yapılan araştırmalara bakarsak erkeğin eşi dışında başka bir kadını arzulaması 20 bin yıl öncesine dayanıyor. Erkeklerin evliyken bile gözlerinin dışarda olmasının nedenleri ile henüz kesinlik kazanmasa da, erkeklerin eşlerinin kendilerine ait olduğunu düşünüp dışarıya bakmasını çok eşliliğin nedenlerinden sayabiliriz.”
Reklamlar

Yorum bırakın

KADININ BİYOLOJİK SAATİ DURMUYOR!

Menopoz sürecine giren kadınların biyolojik saatlerinin durduğu inancı oluştuğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, cinsel terapi için kendisine danışmak için gelen kadınların bu süreçte biyolojik saatleri ile yarışmaları gerektiğini söyledi.

Kadının biyolojik saatinin erkeğe nazaran daha erken yavaşladığı ve durduğu konuşulur. Kadın sağlığı açısından bakıldığında menopoz dönemini işaret eden bu söylem, cinsel yaşamda da söz konusu olursa evlilikler ve evliliğe dönüşmemiş ilişkiler için sıkıntılar doğurabilir. Kadınlar için psikolojik olarak da oldukça sıkıntılı geçen bu süreç yani menopoz, adetten kesilmek ve doğurganlığın sona ermesidir.

Son yıllarda dünyada menopozu geciktirici çok sayıda ilaçtan söz edildiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, “Kulaktan dolma bilgilerle bitkisel formüller ve rastgele kullanılan ilaçlar nedeniyle ters reaksiyona maruz kalmış kadın hastalarımız azımsanmayacak kadar fazla. Sağlıklı bir yaşam şekli ve eğer verilmişse düzenli ilaç kullanımı ve genel sağlığa da dikkat ederek hastalıklara karşı korunaklı olma, menopoz yaşını ileriye atmaya yardımcı oluyor. Bununla birlikte hem bir jinekolog hem de bir cinsel terapist olarak bu sürecin yataktaki yansımaları da var” dedi. 

“Menopoz Sürecinde Kadınlık Bitmez”
Öncelikle menopoza girince kadınlığın da bittiği algısının yanlışlığını kadınlara fark ettirmek gerektiğini kaydeden Erdoğan, şunları söyledi: “Cinsel yaşam bazı etkilenmeler yaşasa da sürer ve kadın bu sürecin psikolojik etkileriyle ne kadar yorgun düşerse düşsün atlatabilir. İhtiyacı olan şey anlayışlı bir partner, eş ve hatta çocuklar, tıbbın sunduğu imkanlar, tabiatın sunduğu mucize ürünlerdir. Ve tabi istek ve inanç önemli.

“Annesi Menopoza Erken Giren Kadınların da Ortalama O Dönemlerde Menopoza Girmesi Beklenir”
Menopoza giriş yaşı seçilemez. İlk adet, gebelik, doğum, emzirme, korunma yöntemleri, eğitim gibi değişkenler bunu belirlemez. Sigaranın hızlandırdığı, alkolünse geciktirdiği bilinir. Annesi menopoza erken giren kadınların da ortalama o dönemlerde menopoza girmesi beklenir. Gebe kalmış ve doğum yapmış kadınların da menopoz yaşı diğerlerine nazaran daha geç gelir. Bu sürecin sıkıntılı geçtiğini kabul etmek gerekir ama hafifletmek konusunda yapabileceklerimiz var. Kadınlar için geçici bir dönem çeşitli fiziksel ve ruhsal değişimlerle kendini kötü hisseder ancak bu geçici bir süreç, sadece vücudun bu geçiş süresinde biraz bocaladığını kabullenerek hazırlanmalı.”

“Gelen Vakalarda da Sıklıkla Gördüğüm Bir şey Var ki, Kadınlar Önce Bocalıyor”
Beslenmede ve genel olarak hayat kalitesinin korunmasının önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Cinsel yaşamı sürdürmede özenli seçimler yapma konusunda ısrar edilmeli ve biyolojik saatle yarışılmalı. Partnerin anlayışının önemi kadın menopoza girmeden önce anlatmalı, açıkça konuşmak bu stresli süreci daha rahatlamış geçirmesini sağlayabilir. Gelen vakalarda da sıklıkla gördüğüm bir şey var ki, kadınlar önce bocalıyor, dünyanın dönmeyi bıraktığını düşünüyor sonra da kendisi için bir şeyler yapmaya başlıyor ve daha da sosyalleşiyor. 

“Biyolojik Saat Durmuyor, Sadece Yavaşlıyor”
İhaneti sıklıkla konuşuyoruz ilişkiler konusu açılınca. 40’ını aşmış adam daha genç heyecanlar peşinde koşuyor. Eğer kadın da menopoza girmişse bunu nerdeyse hoş görüyor ve ‘erkektir bende bulamadığını dışarda bulması normaldir’ diyor. Hayır değildir. Çünkü sizde bulamadığı şey yumurtalık olabilir, cinsellik değil. Siz ritminizi bozmazsanız, cinsel yaşamınız aynı kalmayı bırakın renklenebilir. Üstelik bu menopoza girmiş kadınlar için değil, girmesinin yaklaştığını düşünüp kendini salan kadınlar için de geçerli. Biyolojik saatiniz durmuyor, sadece yavaşlıyor. Siz menopozla gelen bu yavaşlamayı başka açılardan hızlanarak azaltabilirsiniz. Spor, beslenme, sosyal doyum, kendini tanıma, renkli cinsellik bunun birkaç önemli etkeni. Biyolojik saatin tamamen durduğu ölüm anına dek, erkekle yarışmamanız için hiçbir sebep yok” diye konuştu. 

Menopoz Nedir?
Menopoz, kadında yumurtalıktaki yumurtaların aktivitelerinin tamamen bitmesi sonucunda adet kanamalarının da bitmesidir. Bir kadına menopoza girdiğini söyleyebilmemiz için en az 1 yılı kanamasız geçirmesi gerekir. Son yıllara kadar menopoz yaşı 51-52 iken artık Türkiye’de ve dünyada bu yaş 50’nin altına düşmüş hatta artık 48-46 diyoruz. Bu da kulağa ürkütücü geliyor tabi. 

Menopoza giriş yani biyolojik saatin yavaşlaması sürecini anlatmadan önce bu sürecin saptanması aşamasından neler yapıldığını hatırlatmak istiyorum. Menopoz teşhisi sürecinde; Kan sayımı, idrar testi, kan yağları (total kolesterol, HDL ve LDL kolesterol, trigliserid), karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri (ALT, AST, üre, kreatinin), kandaki kalp belirteçleri (CRP, homosistein), TSH, st3 st4: Guatr testleri, smear testi, mamografi, ultrason ve kemik yoğunluk ölçümü yapılır. 

Normal menopoz döneminin dışında bir de beklenmeyen yaşlarda gelişen ve şüphelenildiğinde mutlaka bir uzmana başvurulması gereken ‘erken menopoz’ vardır ki kesinlikle tıbbı ve acil vakadır, dikkatinizi ister. 

Med-Index

Yorum bırakın

İLİŞKİLERİN TEMEL TAŞI SAĞLIKLI İLETİŞİM

İkili ilişkilerin kadın sağlığını önemli şekilde etkilediğini söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, bu konudaki önemli noktaları  anlattı.

Kadın erkek ilişkilerinde sürekli yeni noktalara dikkat çekilir. İkili ilişkilerde özellikle hastalarının sırdaşı gibi sürekli onların sorunlarını dinleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, edindiği bilgileri Med-Index’e anlattı. 
Kadın Hastalıkları uzmanı olarak hastalarından gelen sorular hakkında ve cinsel hayatları ile ilgili danışmanlık hizmeti veren Erdoğan, ikili ilişkilerde özellikle yapılması gerekenler ile ilgili şunların anlattı: “İlişkimizde ‘ne durumdayız, bizden bir şey olur mu’ diye kafa yorduk. Neler yapılabileceğini, nelerden ümit kesmemiz gerektiğini ölçtük, biçtik. Size uzman tavsiyesi, ümidinizi kesmeyin. Sevdiğiniz adamdan ya da kadından ümidi kesmeniz için her şeyi yerli yerince yapmış olmanız ve buna rağmen ‘olduramamış’ olmanız gerekir. Peki ilişkiniz yolunda değilse yoluna sokmak, yolundaysa yolunda tutmak için neler yapmanız gerekir? 
İlişkinizin seyri 7 önemli anahtar ile şekillenir. Bunun dışında ilişki sizin o kapıyı açmayı ve her şey içerde kalmayı ne kadar istediğinizden geçiyor. Mutlu aşk vardır. 

“İletişimin Öneminin Farkında Olun”

Bir ilişkide temel olan iletişimdir. Ertelemeden söylemek, biriktirmeden aktarmak, paylaşmak, beklentileri usulünce iletmek, konuşmak, dinlemek, anlamaya çalışmak, hiç değilse buna çabaladığını hissettirmek. Her ne kadar klişe gibi geliyorsa da bu en gerçek ve büyük anahtar. Yatakta çok iyi anlaşıyor olabilirsiniz, birlikte harika zaman geçiriyor olabilirsiniz, maddi sıkıntılarınız olmayabilir ama iletişim eksikliğiniz varsa bir gün mutlaka patlak verecektir. Zemininiz daima iletişim olsun, sonrasını çorap söküğü gibi getirirsiniz. 

“Şefkati Eksik Etmeyin”

Kadın da erkek de ne kadar güçlü olursa olsun şefkate ihtiyaç duyar. Çünkü mutlaka zayıf anları vardır, ya da en güçlü anlarında dahi gerektiğinde şefkati kimde bulacağına bakar. Fark etmediğinde de bunu yapar, bilinçli olarak da. Küçücük temaslar, ben buradayım mesajları, sağlığına ilgi, minik jestler, sıcaklığın hissettirilmesi önemli. Hangi biçimde olacağını siz seçin ama şefkatinizi esirgemeyin. Bu aynı zamanda sizin kendinizi hatırlatma şeklinizdir.

“Seksin Gerekliliğini Atlamayın”

Cinsel hayatın ilişkilerin gidişatındaki rolünü kimse yadsıyamaz. Cinselliğin başladığı ilişkilerde sürdürülmesi şart. Cinsel ihmal maalesef bağları zayıflatıyor. İlişkide olduğunuz kişinin tenini unutmayın ve ona teninizi unutturmayın. ‘Ne de olsa artık benim’ diyerek daha az ilgi gösterdiğiniz partneriniz, gidip ‘başka kimler kendisinin olabilir’ diye bakmasın. Ayrıca pek çok ilişkide seks esnasında dertleşildiği ve konuşulduğu da bilinir. Fark etmeden birbirinize açıldığınız yerdir yatak odanız, salya sümük olmadan ve daha az sitem ederek. Çünkü birbirinizi en çok istediğiniz yerde daha ılımlı olmanız da mümkün olur. 

“Tartışmaktan Korkmayın”

Ertelenen her tartışma kavgaya dönüşüyor ve öylece ortaya çıkıyor. Çünkü duygularımızı beslemekte üstümüze yok. Hal böyleyse aşkı beslemek varken öfkeyi, kırgınlığı, kızgınlığı beslemenin anlamı yok. Onu en doğru biçimde ve zamanda ortaya dökelim, çözelim ki birikmesin ve taşmasın. Üstelik tartışmaların aşkı alevlendirdiği de daima söylenir. Korkmayın ve ertelemeyin. Yani her şekilde; İletişim şart!”

“İki Kişilik Dünyanızı Koruyun”

“Özellikle bizim toplumumuzda iki kişi evlenince aileler de evlenir” diyen Erdoğan, “Büyük aile olmayı da severiz, büyüklerimizin desteğini ve varlığını da önemseriz. Fakat tüm bu geniş alanda, iki kişilik dünyamızı korumayı bilmeliyiz. Çünkü özel zamanlarımız, kendimize saklamamız gereken anlarımız, bizi birbirimize bağlayan sırlarımız, iki kişilik özel bir hayatımız var. Buna fazla müdahale aramızdaki bağları yıpratabilir. Dengeleri korumak işte tam da bu nedenle bir ilişkinin en önemli noktalarından. Herkesin fikrini almak zorunda mıyız? Kimi ailelerde belki. Ama herkesin dediğini yapmak zorunda değiliz. Bu konuda kendimizi bilmeliyiz. İki kişi olduğunuzu ve dilediğinizde kendi kanınızla çoğalabileceğinizi unutmayın” dedi. 

“Geleceği Konuşmayı İhmal Etmeyin”

Anı yaşamak çok önemli ama siz yine de geleceğinizi ara ara ele alın diyen Erdoğan, “Birlikte hayal kurun, kurmaya teşvik edin. Bu sürekliliğinizi sağlamayı ve beklentilerinizi paylaşmayı da beraberinde getirecektir. Ortak hayaller sizi daha yakın kılacaktır. Hayalleriniz farklı mı, bunu da bilmeniz gerekecektir. Ya orta yol bulmada ya da kendi yolunuzu almada. Fakat ne olursa olsun geleceği konuşmak iyidir. 

“ Kendiniz Olun”

İlişkiler ister 3. gününde ister 33. yılında olsun küçük kırılmalarla büyük sarsıntılar geçirebilirler. Ve insanların uzaklaşmalarını en hızlı tetikleyen şeylerden biri de karşılarındaki kişinin tanıdıkları kişi olmadığını düşünmeleridir. Flört döneminde elbette karşımızdakini etkilemek için ya da henüz yeterince yakın olmadığımız için biraz daha şekilci davranışlarımız, dikkat ettiğimiz hususlar olabilir. Fakat kendimiz olmakta gecikmemeliyiz. Çünkü ancak o zaman gerçek olan isteklerimizi, hayallerimizi yansıtabiliriz” diye konuştu. 
Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın

İLK RAHİM NAKLİ BİLDİRİ OLARAK SUNULDU

Kadavradan rahim nakli ameliyatını gerçekleştiren ekip, 10’uncu Ulusal Jinekolojik ve Obstetrik Kongresi’nde ilk kez bilimsel bildiri olarak sunumlarını yaptı. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münire Erman Akar, ”Bir yıl dolduktan sonra tüp bebek yöntemiyle gebelik oluşturulması planlanıyor” dedi
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde 8 Ağustos 2011 tarihinde dünyada ilk olarak kadavradan rahim nakli ameliyatını gerçekleştiren ekip, 10’uncu Ulusal Jinekolojik ve Obstetrik Kongresi’nde ilk kez bilimsel bildiri olarak sunumlarını yaptı. TJOD Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, Akdeniz Ülkeleri Obstetrik ve Jinekoloji Derneği (FGOM) Başkanı Prof. Dr. Cansun Demir ve kongrenin yurtdışından gelen katılımcıları Rafet Gazvani, Mourad Seif, James Walker’ın katıldığı toplantıda Prof. Dr. Münire Erman Akar ve Prof. Dr. Ömer Özkan tarafından bilimsel bildiri olarak sunulan Derya Sert’e yapılan nakil, farklı ülkelerden uzmanlar tarafından tartışıldı.
“Umarız Gebelik de Gerçekleşir, Bebeğimizle Birlikte Sunum Yaparız”
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münire Erman Akar, rahim naklinin en büyük amacının, hastanın bebek sahibi olabilmesi olduğunu söyledi. Prof. Dr. Akar şunları söyledi: “İlk sunumu yapmak, bilimsel açıdan tartışmak, eleştirileri dinlemek, bunlardan da belki öngörülere varmak bizim için çok değerli. Umarız gebelik de gerçekleşir, bebeğimizle birlikte sunum yaparız.”
“Hastamız, Şimdiye Kadar En Uzun Yaşamış Rahime Sahip”
Akar,sözlerini şunları söyledi: ”Rahim naklinde en büyük amaç hastanın bebek sahibi olması. Hastamız bebek sahibi oluncaya kadar biz kendimizi başarılı olarak görmüyoruz. Ama hastamız, şimdiye kadar en uzun yaşamış rahime sahip. Daha önceki 2002’de sunulan canlıdan rahim nakli ancak 99 gün yaşayabilmişti. Bizim hastamıza yaptığımız naklin üzerinden 270 gün geçti, 9’uncu ayımız doldu. Şimdiye kadar ters giden bir şey olmadı. Hedefimiz bebeği elimize almak.”
Bir soru üzerine Akar, nakil öncesi hastadan alınan yumurta ile eşinden alınan spermin birleştirilmesiyle oluşturulan embriyonun dondurulduğunu belirterek, ”Bir yıl dolduktan sonra tüp bebek yöntemiyle gebelik oluşturulması planlanıyor” dedi.
“Dondurulan Embriyo İle Gebelik Oluşmasını İstiyoruz”
Dünyada kadavradan ilk rahim naklinin gerçekleştirildiği 21 yaşındaki Derya Sert’in ilk adetinin 20’nci gününde gördüğünü ve 2011’in Ekim ayından itibaren her ay düzenli adet görmeye devam ettiğini dile getiren Akar,”Hastamız normal adet görüyor. Hastanın normal bir cinsel yaşamı var ve buna üçüncü aydan sonra izin verdik Emriyo kalitesi de gerçekten iyi durumda. Embriyo çözülürken bir problem yaşanabilir ama bunun yaşanmaması için tedbirler aldık. Dondurulan embriyo ile gebelik oluşmasını istiyoruz. Bununla gebelik gerçekleşmese de hastanın mevcut yumurtalarıyla tüp bebek uygulanabilir. Bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanması hasta için bir risk olmakla birlikte, böbrek ve karaciğer nakli olan hastalara göre daha az riski bulunuyor. Bu hastamızda embriyo dondurduğumuz için avantajımız daha yüksek. 1993’den beri organ nakli yapılan hastalarda bildirilen gebelikler var” dedi.
“Menopoza Girmiş Olan Hastalar Şu An İçin Nakil Adayı Olamazlar”
Rahim nakli adaylarının sadece rahmi doğuştan olmayan hastalar olmadığını vurgulayan Akar, trafik kazası veya doğum sırasında kanama nedeniyle bazı hastaların rahim nakli adayı olabileceğinin kaydetti. Rahim naklinin en fazla 45 yaş için önerildiği ama yumurtalık rezervi iyi olmayan bir hastada asla nakil düşünmediğini belirten Akar,”Kendi yumurtalık rezervinin gebeliğe izin vermesi gerekiyor. Menopoza girmiş olan hastalar şu an için nakil adayı olamazlar. Yasalar buna izin vermiyor” diye konuştu.
“Nakledilen Rahim Doğumdan Sonra Alınacak”
Bir soru üzerine Akar, nakledilen rahmin doğumdan sonra alınacağını belirterek şunları söyledi: “Rahim nakli hayat kalitesini artıran bir nakil. Yaşamı devam ettirecek bir nakil değil. Rahmin görevini tamamladıktan sonra alınması gerekiyor. Bizim de hastaya önerimiz doğumdan sonra rahmin alınması. Belki bir gebeliğe daha izin verilir mi, bütün bu sorular zamanla cevaplanacak.”
“Hastanın Doğumunu Sezaryenle Planlıyoruz”
Hastanın normal yollardan gebe kalmasının mümkün olmadığının belirten Akar, “nakil hastasının dış gebelik riskine karşı tüpleri bağlandı. Cerrahi nedenlerle rahmi alınan hastalarda tüplerin bırakılmasının düşünülebilir. Ancak dış gebelik riskinin akılda tutulması gerekiyor. Bu hastalarda erken doğum yaşanabiliyor. Hastamızı riske atmak istemiyoruz. Hastanın doğumunu sezaryenle planlıyoruz” dedi.
“Rahim Nakli Talebiyle Yapılan Başvurular İnanılmaz Boyutta”
Dünyada kadavradan rahim nakli ameliyatının gerçekleştirildiği ilk hasta olan Derya Sert’in haftalık olarak kan kontrolünü yaptıklarını söyleyen Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, aylık olarak biopsilerin yapıldığını kaydetti. Rahim nakli talebiyle yapılan başvuruların inanılmaz boyutta olduğunu dile getiren Özkan şunları söyledi: “Mevzuat olmadığı için resmi rakam veremeyiz ama inanılmaz. Bize yapılan başvuralar resmi olmayan, kişisel başvuralar. Hangi ülkelerden, nerelerden geldiklerine inanamazsınız.”
”Şimdi Dünya Türkiye’yi Takip Ediyor”
TJOD Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil ise, dünyada kadavradan yapılan ilk rahim naklinin çok başarılı olduğunu belirterek, dernek olarak vakayı inceleyeceklerini söyledi. Gebelik oluşması halinde bunun tıp tarihine geçeceğini belirten İtil, “Biz böyle şeyleri daha önce dünyadan takip ederdik, şimdi dünya Türkiye’yi takip ediyor” dedi. Sunulan bildiriyle damarların bağlanması ve diğer konularda bilgi sahibi olduklarını anlatan İtil, dernek olarak merkeze her türlü katkıyı vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Hekimin Malpraktis Korkusu”
Toplantıda Türkiye’deki sezaryen oranlarının yüksekliğine dikkati çeken İtil, sezaryen oranlarının tüm dünyada artış gösterdiğini ve 2009 OECD raporunda, OECD ülkeleri arasında ortalama oranın yüzde 25.7 olduğunu söyledi. Dünyada yüksek sezaryen oranlarının nedenlerinin araştırıldığını ifade eden İtil, “En önemli nedenler olarak, hekimin malpraktis korkusu, hastalarda normal doğumun riskli olduğu yönündeki inanç, ilk doğumunu yapacak olan annelerin görece olarak ileri yaşlarda olması, doğum korkusu, anne isteği gibi nedenler sayılmaktadır. Sezaryen oranlarını düşürmek için en iyi yöntemlerin, normal doğum ve sezaryen nedenlerinin klinikler bazında analizi, bilgilerin değerlendirilmesi, malpraktisle ilgili hekimi de gözeten düzenlemeler, ebe doğumlarının artırılması, doğum odalarının bireyselleştirilmesi ve hasta mahremiyetine özen gösterilmesi, ağrısız doğumun yaygınlaştırılması ve gebelerin eğitimi ve toplumu bilinçlendirme kampanyalarıdır” dedi.
Türkiye’de dünyaya benzer şekilde sezaryen oranlarında artış olduğunu hatırlatan İtil, “Bugün yüzde 45’ler civarında sezaryen oranlarından bahsediliyor. Nedenler de dünyada öne sürülen nedenlerle benzerlik gösteriyor. Bu konuda Sağlık Bakanlığı ile ortak bir aksiyon planı hazırlandı. Planın uygulanmasıyla ilgili özellikle toplum bilinçlendirilmesi, gebe eğitimi, malpraktis (Tıpta yanlış, özensiz, kötü tedavi) ile ilgili düzenlemeler, ağrısız doğumun yaygınlaştırılması konularında ilerlemelerin sağlanması gerekiyor, çalışmalarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu.
“Kadın Doğum Hekimliğinde Diğer Branşlara Göre Daha Fazla Soruşturma Açılmaktadır”
Hekimlerin en çok korktuğu davaların başında malpraktis geldiğine değinen İtil, “Kadın doğum hekimliğinde diğer branşlara göre daha fazla soruşturma açılmaktadır. 2 bin 407 kadın doğum hekiminin katıldığı bir ankette, doktorların yüzde 322’si malpraktis nedeniyle soruşturmaya uğradığını belirtmektedir. Yapılan çalışmalarda dava sonucunda kadın doğum hekiminin doğum nedeniyle ödediği tazminatlar diğer branşların çok üzerindedir. Hekimlerin yüzde 45’i malpraktis korkusunun sezaryen oranlarını artıran en önemli faktör olduğunu belirtmişlerdir. Kadın doğum hekimleri, doktorun elinde olmadan gelişen, istenmeyen gelişmeler nedeniyle bile cezalandırılabildiği çetin bir ortamda çalışmalarını sürdürüyor” açıklamasını yaptı.
“Türkiye’de 1990’dan 2008’e Kadar Anne Ölüm Hızı 100 Binde 68’den 23’lere Gerilemiş Durumda”
TJOD Genel Sekreteri Prof. Dr. Cansun Demir de kongrenin içeriği ve anne ölümleri hakkında bilgi verdi. Anne ölümlerinin dünyada hala önemli bir sorun olduğunu aktaran Demir, “Öyle ki 100 bin doğumdan 260’ı anne ölümüyle sonuçlanıyor. Bu yüzden Dünya Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nin 2012 Uluslararası Uzman Eğitim Programı’nın ana konusu da anne ölümleri. Gelişmemiş ülkelerde yılda 100 bin doğumdan 580’i, gelişmiş ülkelerde 15’i, Türkiye’de ise 23’ü anne ölümüyle son buluyor. Türkiye’de 1990’dan 2008’e kadar anne ölüm hızı 100 binde 68’den 23’lere gerilemiş durumda” diye konuştu.
Kongreye katılan ve basın toplantısında konuşan Royal College of Gynaecology üyeleri Rafet Gazvanı, Mourad Seıf, James Walker de başarılı sunumlar yapıldığının kaydetti.
Walker, anne sağlığı ve anne hayatının daha iyi yönde geliştirilmesi için çalışmalar yaptıklarını belirterek, TJOD ile de ortak bir çalışma içerisinde yer alacaklarını ifade etti.

Yorum bırakın

ANKARA TIP KADIN DOĞUM YENİLENDİ



Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalının, birçok birimi yenilendi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalının Doğum Katı tamamen yenilendi. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Binası girişinde düzenlenen törene Üniversite Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ, Fakültemiz Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ruşen Aytaç ve Fakülteden çok sayıda öğretim üyesi katıldı.



Merkezi Havalandırma Sistemi Kuruldu

Yenilenen Doğum Katı ile ilgili olarak bilgiler veren Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ruşen Aytaç, katın tamamının yenilenerek hizmete açıldığını söyledi. Prof. Dr. Aytaç şunları kaydetti: “Yenilenen “Doğum Katında”, hasta odaları, doğum salonları, ameliyathaneler, yüksek riskli gebelerin takip ve tedavisinin yapıldığı ünite (perinatoloji), yeni doğan canlandırma ünitesi ve diğer tüm çalışma alanları yenilendi. Ayrıca Merkezi havalandırma sistemi kuruldu.”

Yenileme çalışmaları ile eskiye oranla hizmet kalitesinin de yükseleceğini belirten Prof. Dr. Aytaç, “Teknik donanım ve tıbbi ekipman açısından en üst seviyeye ulaşılacak. Toplam iş hacminin eskiye nazaran birkaç kat artmasını bekliyoruz. Bu da daha çok hastaya modern koşullarda hizmet sunulması anlamına geliyor” dedi.



Zemin ve Duvarlar Özel Bir Antibakteriyel Madde ile Kaplandı

Yapılan bu yenileme çalışmaları kapsamında Doğum Katındaki tüm hasta odalarının yenilendiğini belirten Prof. Dr. Aytaç, “Doğum katındaki ameliyathane de günümüz koşullarında son teknoloji ile yapılandırıldı. Ameliyathenenin zemin ve duvarları çok özel bir antibakteriyel malzemeyle kaplandı. Bu malzeme Ankara’da sayılı hastanelerde kullanılıyor” diye konuştu.

Yorum bırakın

“PROTEİNLERİ YOK EDEN RNA’LAR”

Endometriozis hastalığında tercih edilen en yeni tedavi yöntemleri hakkında Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e bilgi veren Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Emre Seli, “Endometrial dokunun yok edilmesi için immün sistem çalışırken ters etki yapıyor. Endometrial dokunun büyümesini önlemek için bu proteinleri yok eden RNA’lar bulmaya çalışıyoruz. Hayvan deneylerinde bunu başardık” dedi.

Endometriozis, kadınların rahim içi dokusunun karın boşluğuna yerleşmesi ile oluşuyor. Yale Üniversitesi’nde yaptığı başarılı çalışmalarla adından söz ettiren Doç. Dr. Emre Seli, Türk doktorlarının, endometriozis hastalığının anlaşılmasında çok büyük katkıları olduğunu dile getirdi. Doç. Dr. Seli, bu hastalığın mutlak tanısının ancak cerrahi yöntemlerle alınan örneklerin laboratuarda analizi ile konulabileceğini kaydetti. Endometriozisin en önemli iki klinik bulgusunun infertilite ve pelvik ağrı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Seli, hastanın endometriozisin klinik bulgularının tedavisinde kullanılabilecek çok yöntem olduğunu ve hastaya göre tedavi seçilmesi gerektiğini vurguladı.

1929 yılından bu yana endometriozisin meydana gelişinde en önemli sebep, adet sırasında endometrium adı verilen rahim içi dokunun tüplerden karın boşluğuna geçerek oraya yerleşmesi olarak açıklanıyor. Üreme çağındaki kadınlara tedavi seçenekleri arasında en etkin olanı GnRH benzeri ilaçlar geçici ve suni menopoz olduğu açıklanıyor. Diğer bazı hormonal yaklaşımlar gibi, GnRH’ler rahim içi dokusunun büyümesi azaltıyor ve adet ile ilgili kanamayı da azaltarak endometriozisin büyümesini engelliyor. Buna ek olarak, endometriozis de bu ilaçlar alındığı sürece geriliyor.
Kombine Oral Kontraseptifler Endometrial Dokuyu Suprese Ediyor

Hormonal yaklaşımların bu konudaki etkinliğinin kesinlik kazandığını dile getiren Doç. Dr. Seli, “Kadınların rahim dokusu ve östrojen, progesterona cevaben büyüdüğü için kadınların bu hormonları yapmasını önleyen yaklaşımlar ağrıyı azaltıyor. Bunları yapabilmek için aralıksız oral kontraseptifleri hastanın alması fayda sağlıyor. Kombine oral kontraseptiflerin duraksamadan kullanılmasında hem östrojen hem progesteron olduğu için progesteron etkisiyle endometrial doku suprese edilip ağrının azaldığı gösterildi. Hapların içerisindeki progesteron verilmesiyle endometrial kanser riski de azalmış oluyor” dedi.

Progesteron İçeren Rahim İçi Araçlar

Progesteron içeren rahim içi araçlarında tedavi seçeneklerinden biri olduğunu kaydeden Doç. Dr. Seli, “Rahim içi dokunun büyümesini önlemek, o dokunun endometriozis yapmasını önlemeye yardımcı oluyor. Rahim içi araç “T” şeklinde olup, yerleştirildikten sonra 5 yıl ve daha uzun bir süre etkili oluyor. Bu durum rahim içi dokunun atrofiye uğramasına sebep oluyor. Kanama azalıyor hatta durabiliyor. Hem kanama azaldığı için rahimden, rahim dışına doku geçişi azalıyor ve buna paralel olarak ağrı da azalıyor. Özellikle Türk kadınları için çok iyi bir seçenek. Çünkü Türkiye’de cinsel yol ile bulaşan hastalıklar Avrupa ve Amerika’ya göre daha az görülüyor. Amerika’da çok partnerli kadınlarda rahim içinde araç varken enfeksiyon kapması çok sakıncalı oluyor; aynı durum tek partnerli bir bayan için çok daha nadir oluyor. Lokal ve yan etkisinin az olması, Türkiye’de tercih edilebilmesini arttırıyor. Amerika’da ve Avrupa’da endometriozis için spesifik kullanımı yeni başladı” diye konuştu.


GnRH Agonisti Suni Menapoza Sokan En Güçlü İlaç

3-6 aylığına kadınları suni menopoza sokan bir iğne olan GnRH agonistlerinin suni menopoza sokan en güçlü ilaç olduğunu belirten Doç. Dr. Seli şunları söyledi: “Bu ilaç tamamen hormon üretimini durduruyor ve endometriozis geriliyor. İlaç çok efektif olmasına rağmen 6 aydan fazla kullanılması halinde kadınlarda kemik erimesi görülebiliyor. Ancak ağrı eşiği çok yüksek olup hastanın dayanamayacağı noktaya geldiğinde veriyoruz. 6 ay sonra atak devresi ve seyir devresinde yanında östrojen ve progesteron hormon başlıyoruz.

Tedavi Kişiye Özel Seçilmeli

Tedavi seçenekleri karşılaştırıldığında bu derece sert bir ilaca gerek yok. Sürekli kullanılan doğum kontrol hapları veya rahim içi araçlar aynı derece etkili, bir bayan aşırı ağrıyla ve endometriozisli geldiğinde bu üç yaklaşım kabul edilebilir. Üçüncü yaklaşımın biraz daha fazla yan etkisi var. Tedaviyi seçerken hastaya göre davranılması gerekiyor. Hastanın isteklerine, sosyal statüsü ve cinsel hayatına göre karar veriliyor.
Endometriozis hastalarında infertilite olabiliyor. İnfertilitesi olanlarda karın boşluğundaki hastalık odaklarının kaldırılması ile ağrı azaltılabiliyor. Cerrahi sonrasında da bu üç tedavi yöntemden bir seçiliyor. Ancak genelde en sık en kolay olanı yani doğum kontrol hapları tercih ediliyor.”

Proteinleri Yok Eden RNA’lar için Hayvan Deneyleri Yapıldı

Endometriozis ile ilgili yeni araştırmaları hakkında Doç. Dr. Seli şu bilgileri verdi: “İmmün sistemin asıl görevi korumaktır. Endometrium dediğimiz rahim içi dokusu karın boşluğuna gelince hastanın kendi immun hücreleri endometriuma saldırıyor ve ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu esnada immun hücreler bir takım maddeler salgılıyor. Salgılanan maddelerin amacı yeni akyuvarlar ve lökositleri yardıma çağırmak. Ne yazık ki bu durum endometriozis hastalığını yok edeceğine besliyor ve büyümesine yol açıyor. Endometrial doku kültür ortamında büyütüldüğünde ve salgılanan maddeleri eklediğinizde daha hızlı büyüme gözleniyor.

“Mutant Hücre Yaratılıyor”

Hücrelerde gen ekspresyonu yapılırken DNA’dan RNA’lar, sonra da RNA’lardan da proteinler üretiliyor. Bizim grubumuz, endometriozise sebep olan proteinlerin sentezlenmesini sağlayan RNA’lari hedef alan ve yıkımlarını sağlayan proteinleri kontrol ederek hastalığa alternatif bir tedavi getirmeyi amaçlıyor. Teoriyi ispatlamak için endometrium dokusunun içerisinde hedef RNA ve proteinlerin az veya çok üretmesini sağlayan genetik değişimler yapıyoruz. Lenti virüsler kültürdeki rahim dokusunun DNA’sına entegre olup bizim istediğimiz durumu endometrial dokuda yapıyor. Mutant hücre yaratılıyor. Bu yöntemlerle endometrial dokunun immun hücre ve molekülleri nasıl etkilediği başarıyla araştırıldı. Bir takım moleküllerin ki bunlar sitokinler ve büyüme faktörleri azaltılması başarıldı.”

Yorum bırakın

Prof. Dr. Yaralı: “FOLİKÜL SAYILARI ‘NE KADAR FAZLA O KADAR İYİ’ UYGULAMASI SINIFTA KALDI”

Tüp bebek tedavisi sırasında hasta konforunu gözetmek gerektiğine dikkat çeken Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, Tüp bebek tedavisinde gün geçtikçe kaydedilen iyileşmeler ile hasta konforu yükseltilirken, olası risklerin minimize edilmesinin hedeflendiğini kaydetti.

Tüp bebek alanında Avrupa ve Amerika kaynaklı istatistiklere bakıldığında, son 10 yılda dramatik bir iyileşme olmadığını belirten Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, “Elbette bir yandan gebelik oranlarını en yükseğe çekmek ile ilgili gayretlerimiz sürerken bir yandan da hasta konforunu en yüksek düzeyde tutmayı hedefliyoruz. Maddi ve manevi zor bir süreç olan tüp bebek tedavisine hastanın uyumunu sağlamak ve hissedebileceği psikolojik baskıları en aza indirerek hastanın tedaviye uyumunu artırmak bu süreçte önem arz etmektedir’ dedi.

Çoğul Gebelikler ve Aşırı Uyarım Sendromunun Riskleri Var
6 Mart 2010 tarihli tüp bebek mevzuatı uyarınca, transfer edilen embriyo sayısının kısıtlanmasının belli hasta gruplarında, çoğul gebelik oranlarının azaltılması açısından yararlı olduğunu belirten Prof. Dr. Yaralı şunları kaydetti: “Elbette genç yaş gibi belli hasta gruplarında sınırlama olması faydalı bir gelişme oldu. Ancak, mevzuatın ileri bayan yaşı olan olgular ve diğer bazı hasta grupları açısından iyileştirilmeye ihtiyacı vardır. Tüp bebek uygulamalarında hiç arzu etmediğimiz bir diğer komplikasyon da aşırı uyarım sendromudur (OHSS). Tüp bebek hastalarında 10-12 günlük ilaç tedavisi aşamasında kontrollü bir şekilde yumurtalıkları uyarmak istiyoruz. Aşırı uyarım gelişmesi durumunda ki bu durumda kanda estradiol hormon düzeyleri çok yükselmekte, çok sayıda follikül ve dolayısı ile yumurta gelişimi olmaktadır. Damar duvarlarının geçirgenliğinin artması nedeniyle damar içinden dışarıya sıvı sızması oluşmakta ve bu sıvı sızması vücuttaki boşluklarda (karın içi, akciğer vb) toplanabilmektedir. Ağır aşırı uyarım sendromu gelişmesi ölümcül dahi olabilmektedir. Bu nedenle orta ve ağır aşırı uyarım sendromundan kaçınmak en önemli hedeflerden biridir ve tedavi sırasında kontrollü bir uyarım ile 6-10 civarında yumurta elde etmeyi hedeflemekteyiz” şeklinde konuştu.

“Tedavi Seçeneklerinde Hasta Konforunu Gözetmek Gerekir”
Tedavi sırasında hasta konforunu da düşünmek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yaralı şunları kaydetti: “Bu kapsamda uygulanacak uyarım protokolünde kullanılacak enjeksiyon sayısının en aza indirgenmesi, hastanın ilaç enjeksiyonlarını cilt altı kendisinin uygulamasının sağlanması ve tedavi sırasında merkeze gelişinin mümkün olduğunca minimize edilmesi hasta konforunu arttıracaktır.”
“Tüp bebek uygulamalarında doğal gelişimden farklı ve kontrollü olarak yumurtalıkları uyarmayı hedefliyoruz” diyen Prof. Dr. Yaralı sözlerini şöyle sürdürdü: “Dışarıdan tedaviyle yumurtalıkları uyarmak istiyoruz. Tüp bebeğin basamaklarında kayıplar olabildiği için örneğin; her 100 folikülün 85’inden yumurta elde edebiliyoruz. Yumurtaların yüzde 75’i olgun oluyor. Olgun yumurtaların yüzde 75-80’i dölleniyor. Bu nedenle kontrollü bir şekilde, hasta emniyetini de gözeterek yaklaşık olarak 6-10 adet yumurta elde etmeyi hedefliyoruz. Bu kapsamda önceden inanılanın aksine ne kadar fazla yumurta o kadar iyi dogmatik görüşü günümüzde terk edildi. Eskiden yapılanın aksine günümüzde daha düşük doz ilaç tedavisi ile yumurtalıklara hafif uyarım yaparak gebelik oranlarından feragat etmeden, hem komplikasyonlardan uzak durmakta hem de daha sağlıklı embriyolar elde edilebilmekteyiz. Örneğin, Hollanda da yapılan bir çalışmada, embriyolara genetik tanı amacıyla bir hücre alınarak biopsi yapılmış ve yüksek doz ilaç kullanılan ve daha çok sayıda yumurta elde edilen tedavi şekillerine göre daha hafif uyarım yapılan sikluslarda embriyoların normal yapıda olma oranı daha yüksek bulunmuştur. Bu çalışma da gösteriyor ki daha az uyarı ile doğala daha yakın sonuçlar elde edebilmekteyiz.”

“1980 Yılında Bu Oran 6.7 İken 20 Yıl Sonra Aynı Klinikte3.6”
20 yıl ara ile yapılan iki çalışmanın sonuçlarının karşılaştırılması ile ilgili Prof. Dr. Yaralı şu bilgileri verdi: “1970-80’li yıllarda yumurta daha mı iyi kullanılıyordu? Bu durumu şu şekilde değerlendirebiliriz. Başarıyı değerlendirirken toplanan her 100 yumurta başına canlı doğum oranlarının karşılaştırılması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Bu oran ne kadar yüksek olursa yumurtaların o kadar verimli olduğu kabul edilmektedir. Tüp bebek uygulamasının dünyada ilk olarak yapıldığı Bourn Hall kliniğinde bu oran 1980 yılında yüzde6.7 iken 2000 yılında yüzde 3.6 olarak hesaplanmıştır. Bu çalışma 2005 yılında da çok saygın dergilerden biri olan Human Reproduction’da yayınlanmıştır. Sonuç olarak görülmektedir ki fazla sayıda yumurta elde etmekten ziyade daha yumuşak uyarım ile doğala yakın tedavi yaparak daha az ancak daha kaliteli yumurta elde edilmesi, gebelik oranları üzerine de olumlu katkıda bulunabilecektir.”

“Antagonist protokolünü artık daha sık uygulamaktayız.”
Hasta dostu tedavilerin kliniklerde uygulanmasının gerekliliğine dikkat çeken Prof. Dr. Yaralı, “Tüp bebek uygulamalarında kısa ve uzun protokoller vardır. Hasta dostu kısa-antagonist protokol ile hem hasta konforu gözetilmekte hem de ağır aşırı uyarım sendromu riski en aza indirilebilmektedir. 2006 yılında Hollanda da yapılan bir çalışmada da görüldüğü gibi kısa protokol ile gebelik oranlarından da feragat edilmemektedir. 2007 yılında yine Hollanda da yapılan bir çalışmada ise adetin 2-3. gününde başlanan antagonist protokolü ile adetin 5. günü tedaviye başlanan dolayısı ile daha az enjeksiyon ve daha az ilaç kullanımı olan mild stimülasyon karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada antagonist protokol uygulanan hastalara devlet yardımı olarak 1 yıl için 3 hak, mild stimülasyon uygulanan hastalar için 4 hak verilmiştir. Sonuçlar karşılaştırıldığında eve canlı bebekle gitme oranlarının benzer olduğu görülmüştür. Dolayısı ile devlet desteği olsa bile hastanın tedaviye uyumunu arttırmak ve tedaviye küsmesini önlemek için hasta dostu tedaviler öncelikle tercih edilmelidir” diye konuştu.
“SHAPE toplantısı Türkiye’de ilk ve tek olarak yapıldı.“
“SHAPE” isimli toplantı yakın zamanda Türkiye’de ilk olarak yapıldığını kaydede Prof. Dr. Yaralı, “2010 yılında toplam 6 merkeze ek olarak 4 merkez daha bu toplantı kapsamına alındı. Bu toplantı alanında deneyimli ve başarılı olan belli sayıda merkezde yapılan bir toplantıdır. Biz de merkezimizde bu toplantıyı düzenleyerek, yurtdışından gelen meslektaşlarımız ile antagonist protokoller ile ilgili kendi deneyimlerimizi paylaşma ve kendi vakalarımızı tartışma imkanı bulduk. Yumurtalık rezervine göre hastalar düşük, orta ve yüksek rezervli hastalar olarak gruplanmaktadır. Normal ve aşırı over rezervi olan hastalar da kısa/antagonist protokol ile daha az enjeksiyon, merkeze takip için daha az gelme gerekliliği, daha az aşırı uyarım semdromu gelişme riski olmakta ve uzun protokole göre benzer gebelik oranları elde edilmektedir. Düşük over rezervi olan hastalarda ise en iyi protokolün hangisi olduğuna dair literatürde kesin bir fikir birliği bulunmamaktadır” diye konuştu.
“Klinefelter Sendromunda Literatürde Dünyadaki 3. En Büyük Seri Bize Ait”
Klinefelter Sendromu, yani erkekte 47 XXY koromozom yapısının bulunduğu hastalar ile ilgili geniş bir seriye sahip olduklarını kaydeden Prof. Dr. Yaralı, “Bu tip hastalarda menide sperm olmuyor. Bu hastaların yaklaşık olarak yüzde 50-55’inde testisinden sperm elde ederek tüp bebek yapabiliyoruz. Bu hastalıkta dünyada 3. büyük seri bize ait ve deneyimimizi yurtdışı saygın bir dergide de yayınladık. Bu nedenle yurt dışından hekimler gelerek çalışmalarımızı incelemeyi istiyorlar” dedi.

Yorum bırakın