Archive for category Kitap

MODERN HAYAT İÇİNDE KAYBOLANLARA: “RUHUNU BUL”

“Ruhunu Bul” adlı kitabında kendi kişisel gelişim sürecini “Ruh” ve “Düşüncenin” ağzından farklı bir dil ile anlatan Engin Yıldız, “İnanılmaz bir salgın ile karşı karşıyayız. Aydınlanma virüsü bir insandan diğerine hızlı bir şekilde bulaşıyor. Konuşmak yeterli virüsün bulaşması için” diye konuştu.

İnsanların kendi içindeki yolculuğu ömrünün sonuna kadar sürüyor. Bu yolculuğun uzun ve aydınlanmaya açılan bir kapı olduğunu söyleyen Satış Erişim Müdürü Engin Yıldız, yaşadığı deneyimleri, gözlemleri ve öğrendiklerini kitabında topladı.

Engin Yıldız, “Ruhunu bul” isimli kitabı hakkında Med-Index’in sorularını yanıtladı. 

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1977 yılının Mayıs ayında Zonguldak Ereğli’de ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Liseye kadar olan öğrenimimi TED kolejinde tamamladıktan sonra üniversite eğitimimi Bursa Uludağ Üniversitesinde Kimyager olarak tamamladım. Uzun yıllar İlaç sektöründe Marka Müdürlüğü yaptım. Halen Johnson & Johnson şirketinde Satış Erişim Müdürü olarak görev yapmaktayım. Dijital ve Çoklu kanal tanıtım modelleri üzerine çalışmalar yapıyorum. AIFD ve Janssen Avrupa Dijital Kurul takımlarında görev almakta olup, Orta Doğu ve Güney Afrika bölgelerini kurul içinde temsil etmeye çalışıyorum. 2008 yılından beri “insanın yaşam amacı” üzerine yaptığım araştırmaları kendi görüşlerim ile harmanlayarak yazdığım ilk kitabım “Ruhunu bul” Ağustos 2013’de okuyucuları ile buluştu. 

Kitabınızı yazmanızdaki etken nedir?
Günümüzde neredeyse her insan kendi yaşamının anlamını bulmaya çalışıyor. Arkasındaki sırrı ve formülü çözümlemeye çalışıyor. Ben bu yolculuğa üniversite yıllarımda çıktım çünkü çözülemeyen her soru ve problem bende inanılmaz merak uyandırır. Farkındalık seviyesine ulaşmış milyonlarca insan gibi bende zihinsel bir sürüklenme içinde buldum kendimi ve kafamda bir soru belirdi: Yüzyılımızda bilgelik rozetini nasıl takabiliriz? Faturalarımız, çocuklarımız, işimiz ve birçok stres kaynağımız varken mutlak gerçekliği nasıl bulabilir ve stabil huzura ulaşabiliriz.
Kendimce bulduğum sonuçları okuyucularla paylaşmak ve onları da “Bilgelik” yolculuğuna çıkarmak için bu kitabı yazdım.

Devam kitabı yazmayı düşünüyor musunuz?
Kesinlikle düşünüyorum. Hatta yakın bir zamanda başlıyorum. Blog’da ikinci kitabın ne ile ilgili olacağından da şu kelimelerle bahsediyorum aslında;
Kimsenin çok girmek istemediği bir alan bazen ürküten bir kelime “Kader”. Şu an bulunduğumuz noktaya varmak için yüzlerce karar aldık. Bu noktaya gelebilmek için mi o kararları aldık yoksa kararlarımız mı bizi bulunduğumuz noktaya taşıdı? 
Kader din demek değildir. Kader yazgıya safça inanmak hiç değil. İrdelenmeli ve tartışılmalı. Eğer insan tüm yaşadıklarını ayrıntılı bir şekilde irdelerse kendi kaderinin patikasını bulabilir. Hangi yolda yürüdüğünü, o yoldan çıktığında başına neler geldiğini, olaylar ve tesirleri, tesirlerin yön verici kuvvetini kısaca nedenleri çözümleyebilir.
Nedensellik kader midir? Her yaptığımız bir öncekinin sonucu bir sonrakinin sebebi midir? Girilmesi gereken bir alan ben giriyorum.
Kaderini bulan insan lanetlenirmiş. Çünkü yaşamı ile ilgili şifre, deşifre olur geleceği ile ilgili gizem ortadan kalkarmış. Kaderini okuyanlar kulübü bekle geliyorum. Lanetine rağmen…. 


Kitapta vermek istediğiniz mesaj nedir?
Hayatımızda birçok pozitif ve negatif olaylarla karşılaşıyoruz. Bu dünyanın ve bedenimizin fani olduğunu bilmemize rağmen gün içindeki en ufak bir negatif uyaran nasıl olur da huzurumuzu alt üst edebilir?
Kitapta vermek istediğim mesaj işte bu sorunun cevabı. Ana mesaj ise, kimse inanmasa da herkes bilgelik kolyesini boynuna takabilir.

Okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
İnsanların kişisel gelişimlerine daha çok yatırım yapmalarını istiyorum. Hevesle ve arzuyla aydınlanma yoluna adım atmalarını bekliyorum. Aslında bu bulaşıcı bir hastalık istemeseler de olacak ve yaşanacak farkındalık serüveni. Yeni bir dönem içine giriyoruz. Bilgilenme üst seviyeye çıktığında hayatlarında hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Buldukları gerçekler insanları daha dingin ve huzurlu yapacak.
İnanılmaz bir salgın ile karşı karşıyayız. Aydınlanma virüsü bir insandan diğerine hızlı bir şekilde bulaşıyor. Konuşmak yeterli virüsün bulaşması için. Bir kelime bir cümle virüsü beyne davet ediyor. Eski davranış kalıpları kırılıyor, sorgulama başlıyor ve ilk önce sinirlenme atakları azalıyor. Virüs beyinde uzun zaman kalırsa kişide tepkisizlik ve ardından erdemlik ışıltıları görülüyor. Kurtulmak mümkün değil iyileşmek imkansız.
Artık eskisi gibi olmayacak. Asla.
Hoş geldin aydınlanma, güle güle basitlik.

Kitabınızla ilgili nasıl tepkiler aldınız?
Yeni olduğu için genellikle yakın çevremden geri dönüşler aldım. Pozitif geribildirimler şöyle; çok sürükleyici başlayınca bitiyor, kendi hayatımla ilgili çok fazla parça buldum, “ya evet” dediğim çok yer oldu. Negatif ise kitabın kısa olduğu ile ilgiliydi.

Kitabınız yazar olarak size neler kazandırdı?
Kitabın bana kattığı en büyük değer düşüncelerimi insanlarla paylaşabilme olanağı vermiş olmasıdır.


 Mutlaka herkesin okuması gereken kitap, müzik ve film sizce hangisi?
Eckhart Tolle’un tüm kitapları bu alanda okunmaya değerdir. Klasik müzik ve lounge müzik türlerinin zihnimize masaj yaptığını düşünüyorum. Bilim kurgu türündeki tüm filmleri de çok severim. Fringe dizisi bence mükemmeldi.

Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Sağlık haberlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?
“Yeni ne var?” diye çok merak eder ve özellikle takip ederim. Benim alanım dijital bu nedenle gelecek beni çok ilgilendiriyor. Gelecek zamanda çıkacak yenilikçi tüm sağlık haberlerini zevkle okuyorum.

Türkiye’deki çalıştığınız alandaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
İyi isimler var daha aktif olabilirler. Her şeyde olduğu gibi sevdirmek ve insanların içselleştirmelerini sağlamak kritik olan. Harekete geçirecek ve aksiyon aldıracak araştırmalara, yazılara ve kitaplara ihtiyacımız var. Bu alanda başarılı olmuş yazarlardan bunları bekliyoruz. 

Kendinizi bulunduğunuz alanın neresinde görüyorsunuz? Bütün istediklerini gerçekleştirmiş, hayatından memnun bir yazar mısınız?
Klasik olacak ama sonsuza kadar öğrenci kalacağım. Her öğrendiğim, deneyimlediğim ve davranış haline getirdiğim aydınlanma süreçleri huzur alanında beni bir üst kademeye taşıyor. Ömrümün sonuna kadar insanlığın bulamadığı cevapların arkasından koşacağım ve formüller geliştirip herkes ile paylaşacağım. Zihinsel evrimleşmenin bir çalışanı olmak istiyorum. Kendimi görmek istediğim yere gelinceye kadar bilim adamı disiplini ile çalışmam gerektiğini de çok iyi biliyorum.
O kadar çok planım var ki, benim yaşam amacım zaten. Benim için rutinin dışına çıkmak çok önemli kendim için belirlediğim her proje benim normal şartlarda yaptığım veya yapabildiğim atılımların ilerisini hedeflemeli. Engin ötesi ne yapabilirim diye kendime çok sorular soruyorum. Projeler bu soruların cevaplarından ürüyor. Kitap yazmaya, çözülmemiş bulmacaları çözmeye, kimsenin değmediği noktalara dokunmaya devam edeceğim.

Med-Index
Reklamlar

Yorum bırakın

EVİNİZDEKİ TERAPİST

Psikoterapistlerin terapi seansında danışanlarına Kognitif Terapi Modeli’nin nasıl uygulanacağını öğreten Evinizdeki Terapist Klinisyen Elkitabı, ülkemizde farklı bölge ve şehirlerde çalışan klinisyenlerin rahatlıkla terapilerine adapte edebilecekleri bir kaynak.

Evinizdeki Terapist, dünyanın her yanındaki okuyucuların kendi sorunlarını anlamaları ve çözmeleri, aynı zamanda da rahatsızlıklarının tekrarını önlemeleri için yazılmış bir psikoloji kitabı. Evinizdeki Terapist Klinisyen Elkitabı ise, ülkemizde farklı bölge ve şehirlerde, farklı ortam ve koşullarda çalışan klinisyenlerin rahatlıkla terapilerine adapte edebilecekleri bir kitap. Dr. Christine A. Padesky ve Dr. Dennis Greenberger tarafından yazılan “Evinizdeki Terapist Klinisyen Elkitabı” Dr. Emel Stroup tarafından dilimize kazandırıldı. 

Psikoterapistlerin terapi seansında danışanlarına Kognitif Terapi Modeli’nin nasıl uygulanacağını öğreten kitap, etkin dili sayesinde, teorik bilgi ile terapi odası arasındaki boşlukta köprü görevi görüyor. 

Dr. Emel Stroup çevirisini yaptığı “Evinizdeki Terapist Klinisyen Elkitabı” hakkında Med-Index’in sorularını yanıtladı. 

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Dr. Emel Stroup, American Board of Professional Psychology (ABPP) tarafından belgeli klinik psikoloğum. Bunun yanında Academy of Cognitive Therapy (ACT) uluslararası değerlendirme komitesinde yer almaktayım. Aynı zamanda European Federation of Psychologists’ Associations (EFPA) psikoterapi uzmanıyım. 2013 yılında yayınlanması planlanan DSM-5 Tanı Ölçütleri El Kitabı’nın dünya çapında test edilmesi projesinde tanı ve teşhise yönelik alan çalışmaları yapan klinisyenlerden biriyim. Humanite Psikiyatri Tıp Kliniği: Kognitif Terapi Birimi kurucusu ve başkanıyım. Aynı zamanda Humanite Psikiyatri Tıp Kliniği’nde klinisyen olarak hasta görmekteyim. CBTiSTANBUL’un kurucusu olarak, klinik psikoloji ve Beck yönelimli Kognitif Terapi alanında süpervizyon, eğitim, seminer ve konsültasyon vermeye devam ediyorum. Aynı zamanda, Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı’nda öğretim üyesiyim.

Kitabın proje editörlüğünü üstelenerek Türkiye’ye getirmenizdeki etken nedir?
Öncelikle bu projenin çevirilmesini üstlendiğim için mutluluk duyuyorum ve bu projenin ruh sağlığı alanında çalışan tüm klinisyen ve terapistlere yararlı olacağını düşünüyorum. Evinizdeki Terapist’i, hastaların iyileşme sürecinden sonra kendi kendilerinin terapisti olmalarını sağlayarak nükslerini azaltmak amacıyla kullanıyorum. Hastalara yönelik olan Evinizdeki Terapist ile bütünleşen bu klinisyen elkitabı, terapistin kendi becerilerini geliştirerek hastalarına daha yararlı olması amacıyla Türkçe’ye adapte edildi. Ayrıca Türkiye’de ruh sağılığı alanında çalışan kişilerin kendi dilleriyle ve kendi kültürlerine uygun olarak böyle bir kitabı okuyabilmelerini sağlamak amacıyla Türkçe’ye çevirildi.

Kitabın çevirilmesinde amaç nedir? 
Evinizdeki Terapist Klinisyen Elkitabı, teorik bilgi ile terapi odası arasındaki boşlukta köprü görevi görmektedir. Ayrıca, Evinizdeki Terapist’i nasıl daha etkin kullanabileceğinizi öğretir.

Okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Evinizdeki Terapist ve Evinizdeki Terapist Klinisyen Elkitabı, tekrar tekrar kullanılabilecek ve okunabilecek kitaplardır. İki kitabın da, her klinisyenin kitaplığında olması gerektiğini düşünüyorum. Klinisyenler ve terapistler, hastalarıyla birlikte bu iki kitabı terapilerine paralel olarak götürebilirlerse, hastaların iyileşme süreçlerine büyük katkı sağlayacak ve nüks risklerini azaltacaktır. Bu şekilde hastalar, seans aralarında boş kalmayacak, öğretilerini pekiştirecek ve öğrenme süreçlerini terapi seanslarının dışında da devam ettirebileceklerdir. 

Kitabınızla ilgili nasıl geri bildirimler aldınız?
Birçok meslektaşım, terapi seanslarında da Evinizdeki Terapist’i kullanmayı tercih ettiklerini bildirdiler. Bu kitabın, danışanın terapi dışındaki süreçte de terapisini devam ettirmesini sağlarken, klinisyen elkitabının da psikoterapistlerin mesleki gelişimini devam ettirdiğini paylaştılar. Ayrıca, Evinizdeki Terapist’in danışanlar tarafından Türkiye ve Türkçe’ye diğer psikoloji gelişim kitaplarından daha yakın bulunduğunu belirttiler.

Mutlaka herkesin okuması gereken kitap, müzik ve film sizce hangisi? 
David Burns’un yazmış olduğu ‘İyi Hissetmek’ kitabı, herkesin okuması gereken bir kitap. Bunun dışında, klinik psikoloji alanındaki tüm klinisyenlerin ve terapistlerin okuması gereken kitapların arasında, Judith Beck’in ‘Bilişsel Terapi Temel İlkeler ve Ötesi’ kitabını rahatlıkla önerebilirim.

Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Sağlık haberlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?
Ülkemizde sağlık haberciliğinin gittikçe popülerleşmekte olduğunu düşünüyorum. Bu bir yandan sevindirici bir haberken bir yandan da işinde ehil olmayan kişilerin yazdığı ve yaptığı bilgilendirmeler beni korkutmakta. Alanında uzmanlaşmış kişilerin yaptığı haberler çok bilgilendirici. Bu kendi alanım için de geçerli bir durum. Gün geçtikçe doğru ve bilimsel bilginin uzman meslektaşlarım tarafından haberleştirilmesi sevindirici. Sağlık haberlerinde haberi yapan kişinin mesleki yeterliliği bence çok önemli. En çok bilimsel bilgi olmasına dikkat ediyorum açıkçası. 

Türkiye’deki çalıştığınız alandaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Klinik psikolojinin olduğu kadar, psikolojinin diğer alanlarının da önemli olduğu bir gerçek. Çok kıymetli hocaların yetiştirdiği, etik ve bilimselliği en öne koyan meslektaşlarım olduğu kadar, etiği ve bilimselliği bir kenara koyan klinisyenler de bulunmakta. Bu durum korkutucu bir tabloyu göz önüne koysa da, gelecek nesil klinik psikologların bu bilimsel ve etik çerçeveyi koruyacaklarını umuyorum.

Med-Index

Yorum bırakın

“TIP FAKÜLTELERİNE SAĞLIK İLETİŞİMİ DERSİ EKLENMELİ”

Tıp Fakültelerinde halen “İletişim dersi” okutulmadığına dikkat çeken “66 Soruda Sağlıkta İletişimin Gücü” adlı kitabın yazarı Yrd. Doç. Dr. Zülfikar Özkan, “Oysa tıp, insan ilişikleri üzerine kurulmuştur. Tüm sağlık personelinin iletişim becerilerini sürekli olarak geliştirmesi gerekir” diyor.

Sağlık iletişimi alanında yeterli çalışma yapılmadığını, tıpta iletişim konularının gerektiği kadar üzerinde durulmadığını kaydeden Üsküdar Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Zülfikar Özkan, “Sağlıkta İletişim Teknikleri” dersini verirken, sağlıkta iletişimin ne kadar önemli olduğunu fark ettiğini ve bu konuda çalışmalarının süreceğini belirtti. 
Yrd. Doç. Dr. Zülfikar Özkan , “66 Soruda Sağlıkta İletişimin Gücü” isimli kitabı hakkında Med-Index’in sorularını yanıtladı.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Gümüşhane’de doğdum. 1969 yılında Gümüşhane Lisesi’nden, 1972 yılında Erzurum Eğitim Enstitüsünden, 1978 yılında İstanbul Üniversitesi (İ.Ü.) Hukuk Fakültesinden, 1980 yılında İktisat Fakültesi Sosyal Siyaset Yüksek Lisans programından, 1989 yılında da İ.Ü. İktisat Fakültesi Doktora Programından “Doktor ( Ph.D)” unvanı ile mezun oldum. 1995 yılında Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu Spor Yöneticiliği Bölümünde Öğretim görevlisi olarak atanarak, bu görevde 2002 yılına kadar çalıştım. 
Birçok gönüllü kuruluşta yönetici olarak görev yaptım. Fen Bilgisi, Fizik, Hukuk, Sosyoloji ve İktisat tahsili yapmama rağmen ilgimi en çok iletişim ve psiko-sosyal alanlar çekti. Bu yüzden çalışmalarımı daha çok bu konularda sürdürdüm. Sürekli gelişme ve geliştirmeyi kendime misyon edindim. Kişisel ve sosyal gelişim konularında birçok konferans verdim ve halen bu faaliyetlerim sürdürüyorum. 

“Mutluluk ve Başarı Yolları”, “Bilgeliğe Yöneliş -Kişisel Gelişimin Dinamikleri”, “ Bilincin Gücü” “NLP Teknikleriyle Aile İçi İletişim”, “NLP Teknikleriyle Aile Sorunlarına çözüm Önerileri ve “Mutlu Yuva-Mutlu Yaşam” “Kazandıran Beden Dili” “İletişimde Kalp Köprüsü” ve “66 Soruda Sağlıkta iletişimin Gücü” olmak üzere yayınlanmış 9 kitabım var. “Sosyal İlişkilerle Terapi” adlı kitabım yakın zamanda yayınlanacak. Halen Üsküdar Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı olarak çalışmalarımı sürdürmekteyim. 



Kitabınızı yazmanızdaki etken nedir?
Bu kitabımın temel amacı, doktorların, hemşirelerin, hasta yakınlarının ve hastaların dikkatini, sağlıkta iletişim konusuna çekmek. Çalışmamın hedefi, bu konuda daha fazla merak uyandırmak ve sağlık eğitimine katkıda bulunmak. 
Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde doktor ve hemşirelerden oluşan öğrencilerime “Sağlıkta İletişim Teknikleri” dersini verirken, sağlıkta iletişimin ne kadar önemli olduğunu fark ettim. Bu alanda yeterli çalışmaların yapılmadığını, tıpta iletişim konularının gerektiği kadar üzerinde durulmadığını öğrencilerimle konuşup tartıştım. Ne gariptir ki Tıp Fakültelerinde halen “İletişim dersi” okutulmuyor. Oysa tıp, insan ilişikleri üzerine kurulmuştur. Tüm sağlık personelinin iletişim becerilerini sürekli olarak geliştirmesi gerekir.

Devam kitabı yazmayı düşünüyor musunuz?
Evet, “Sağlıkta Sosyal İlişkilerle Terapi” isimli bir kitap daha hazırladım. Şu an basım aşamasında. Bu çalışmanın amacı, hastalıkların tedavisinde sosyal faktörlere dikkat çekmek ve merak uyandırmayı hedefliyorum. Ana hedefimiz, sosyal temas ile terâpi konusunda bir farkındalık oluşturmak. Terapilerde her zaman amaç, insanı anlamaktır. Terapi sonucunda kişinin hayatında sorun olarak gördüğü konularda kalıcı bir düzelme sağlanır. Bireyin sorunlara bakış açısı değişir.

Kitapta vermek istediğiniz mesaj nedir?
Sağlık personelinin başarısı, iletişim becerilerine bağlıdır. İletişimin önemi, hastalıkta başkalarına bağımlılık durumunun yaşanması nedeniyle, hasta açısından da artar. Bu sebeple, hastalara ve hastanın bakım ve tedavisi ile yükümlü olan meslek üyelerine, iletişime uygun çevrenin oluşturulması için yardımcı olmak istedim. Hasta ile etkili iletişimin kurulmasının çok önemli olduğunu vurguladım. 
Günümüzde artık, tıp ve hemşirelik mesleklerinde hastalarla ilişkileri geliştirmeye yönelik eğitimlere ilginin her geçen gün arttığını biliyoruz. Ayrıca hasta yakınları da iletişim becerilerini geliştirmek istiyor. Hastanın yakınları, çoğu zaman hastalık karşısında şaşkınlığa düşüyor; korku, acı, yalnızlık, umutsuzluk, kaygı, kızgınlık gibi çeşitli duyguları yaşıyor ve depresyona giriyorlar. İşte onların da güçlenmesi ve ihtiyaçlarına cevap verebilmek için bu çalışma yapıldı. 

Okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), sağlığın tanımını şu şekilde yapıyor: ”Sağlık, yalnızca hasta veya sakat olmamak değil, bedenen, ruhen ve sosyal yönlerden tam bir iyilik halidir.” 
O halde, kişinin tam sağlıklı olabilmesi için bedenen hasta veya sakat olmaması yetmiyor. Tanımda yer alan, sosyal iyilik, nerede, nasıl davranacağını ve sorumluluklarını bilen, insanlarla iyi ilişkiler içinde olup büyüğünü küçüğünü severek hoşgörülü davranabilen, çevresiyle barışık olma halidir. Sağlıklı insan çevresindeki tüm canlılarla iyi ilişkiler içindedir. Kısaca sosyal iyilik, kişinin toplumsal uyumudur. İnsanın sosyal yönden iyilik hali içinde olması da iletişim becerilerinin güçlü olmasına bağlıdır. 


Kitabınızla ilgili nasıl tepkiler aldınız?
Kitabımız beklediğimiz ilgiyi gördü. Bu anlamlı geri bildirimlere kitabımızın arka kapağında ve son kısmında yer verdik. Bu takdirler bizi yeni kitaplar yazmaya yönlendiriyor. Bu vesile ile okuyucularıma teşekkür ediyorum.

Kitabınız yazar olarak size neler kazandırdı?
Bu çalışma, önemsediğim ve sevdiğim sağlık personeli ile iletişim kurma yolunu açtı. Akademik etkinlilere katılma şansını yakaladım. Marmara Üniversitesi doktora ve lisan programında ilk defa “Sağlık İletişimi” dersini verdim. Ayrıca pek çok hasta ile kaliteli sohbet etme ve onlara yardımcı olma olanağına kavuştum.

Mutlaka herkesin okuması gereken kitap ve film sizce hangisi? 
Kitap olarak, Victor Frankl’ın, İnsanın Anlam Arayışı kitabını tavsiye ederim. Mitch Albom’un, Öğretmenin Mori’yle Salı Buluşmaları ve “Patch Adams” ı izlemelerini öneririm. 

Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Sağlık haberlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?
Sağlık haberleri çok seçilerek verilmelidir. İnsanlar çok çabuk bu haberlerin etkisinde kalıyor. Haberler insanın sağlığını olumlu da etkileyebiliyor olumsuzda. Bu sebeple olumlu ve moral verici sağlık haberlerine her zaman öncelik verilmeli. 

Sağlıklı iletişiminin olmazsa olmazı size göre nedir?
Sağlık iletişimi, başta tıp ve iletişim fakültesi olmak üzere okullara ders eklenmeli. Sağlık personeli şu hususlara mutlaka özen göstermeli : 
Hasta ile göz teması kurmalı 
Hasta ile yumuşak ses tonu ile konuşmalı
Hastaları eleştirmemeli
İstenilen bilgiyi vermeli
Güler yüz ifadesi sergilemeli
Hastalara sevgiyle ve sıcak bir şekilde davranmalı
Olması gerektiği kadar hastalarla görüşmeli ve temasta bulunmalılar.
Med-Index

Yorum bırakın

ECZACILARIN KİŞİYE ÖZEL İLAÇ ÜRETMESİNİN YOLU : “MAJİSTRAL REÇETELER”

“Majistral Reçeteler” adlı yeni kitabı çıkan Uzm. Ecz. Anooshirvan Miandji, “Eczanelerden havan sesi gelmeli. Yakın zamanda portatif camdan laboratuarlarla farklı bir hizmet daha vereceğim” diyor.

Eczanede laboratuarın olması ve eczacının aktif olarak ilaç hazırlaması sadece hastaların özel formülasyon ihtiyaçlarını gidermek için değil, eczacının prestiji ve güvenilirliği için vazgeçilmez ve son derece önemli bir uygulama. Uzm. Ecz. Anooshirvan Miandji, bu kitabı hazırlarken pek çok uluslararası farmakope, yerli anonim reçeteler ve diğer yayınları incelediğini ve bugünkü eczaneler için uygulanabilir ve çağdaş bir kaynak hazırladığını söyledi. 

8 senelik bir çalışma sonucu ortaya çıkan “Majistral Reçeteler” kitabı, çizimli, renkli ve modern tasarımı ile majistral ilaç problemleri için sade ve anlaşılır çözümler sunuyor.
Uzm. Ecz. Anooshirvan Miandji, “Majistral Reçeteler” isimli kitabı hakkında Med-Index’in sorularını yanıtladı.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
İran doğumlu Azeri kökenliyim, 95 senesinden beri Türkiye’de yaşmaktayım ve Türk vatandaşıyım. Gazi Eczacılık Fakültesi’nde Eczacılık ve Medisinal Kimya uzmanlığı okudum ve derece ile mezun oldum. Bilkent Üniversitesi’nde 2004 yılından bu yana Farsça Filoloji dersleri veriyorum. İlaç hatırlatma cihazımla Mucitler Yarışmasında dereceye girdim. Şu anda özel öğrenci olarak felsefe doktora dersleri alıyorum. Farsça, felsefe ve eczacılık üzerine New York, Ankara ve Tebriz’de basılmış kitaplarım var.

Kitabınızı yazmanızdaki etken nedir?
Eczacılık, ilaç yapılan ve araştıran bir meslek. Eczanede yapılan ilaçlara majistralilaçlar deniyor. İlaç fabrikaları birçok ilacı ürettiği için, eczacıların ilaç yapımı azaldı. Cam bir bölmede eczacıların ilaç hazırlaması, prestij için çok önemli. İlaç yapımı eczacının, uzmanlığını gösteren bir durumdur. Eczanelerden yeniden havan sesi gelmesi ve eczacının ilaç yaptığı hatırlatmak için bu kitabı hazırladım. 
Eczacıya güveni artan hastalar, danışmanlık hizmeti de almaya başlıyor. Hazırladığım pişik kremini alan hasta sonra, başka ürünler de alıyor. Mesleğin prestij, etkinlik ve ekonomik boyutu var.

Ayrıca hekimlerin ve dermatologların yazdıkları majistral reçeteler son derece önemli, hem hastaya özel oldukları için, hem de ülke ekonomisine katkıda bulundukları için. Bir hekim 4 madde yazar, yabancı muadilinden 5 kaç daha ekonomik olur, eczacı bunu hazırlar ve hasta iyileşir. Bu kitap hekimler ve eczacılar arasında yeni köprüler kuracağına inanıyorum.


İlaç Firmaları 5 Kişiye Özel İlaç Üretemez
Standart ilaç firması bir ilacı, bir milyon adet üretiyor. İçindeki bir maddeye 1 milyon kişiden 5 kişinin alerjisi olduğunda, o madde olmadan 5 kişi için ilaç üretemez. Ancak eczacı o madde olmadan ilacını yapar. Dozunu düşürebilir, başka bir ilaç ile etkileşim olduğu için kişiye özel ilaç üretebilir. Çocuklar için dozunu azaltabilir veya farmasötik formunu değiştirebilir.

İlaç Yapımını Grafiklerle Anlattım
Kitapta, hem oranlar hem de kullanılacak maddelerin sırasını anlaşılır bir dille grafiklerle anlattım. Ayrıca, kısaltmalar sözlüğü, Latince sözlüğü, laboratuar güvenliği maddeleri ve ilaç formları var. 
Eczacıların çok ilgisini çeken kitap, dermatologlar, aile hekimleri, veterinerler için rehber olma özelliği taşıyor. Kitaptan okuyucuların geri dönüşleri dikkate alınarak ikinci baskısında daha da zengin bir içerik oluşturulacak. Böylece bu kitap canlı olacak, sürekli kendini güncelleyecek. 


Kitapta vermek istediğiniz mesaj nedir?
Uçmayan bir pilota pilot diyebilir misiniz? İlaç yapmayan bir eczacıya eczacı diyebilir misiniz? Fransa’da majistral yapan bir eczaneye girdiğinizde, ilaç şişesinin kapağını kapatma makinesinden tutun, tablet dolum makinesine kadar birçok cihaz var. Eczaneler, küçük bir ilaç fabrikasıdır. Bizim ülkemizde böyle bir eczane neredeyse yok.
Majistral reçeteler kitabı, çizimli, renkli ve modern tasarımı ile majistral ilaç problemleri için sade ve anlaşılır çözümler sunmaktadır. Bu kitap 8 senelik bir çalışma sonucu ortaya çıkmıştır, içeriği iki ana bölümden oluşmaktadır.
Birinci Bölüm reçete matematiği ve tabloları, tüm kısaltmalar, ölçü tabloları, alkol hesapları ve sözlük, laboratuar tasarımı ve güvenliğini içeriyor.İkinci bölüm ise 230 formülün tam yapılışı, haricen, dâhilen, kozmetik ve veteriner formüller APF, BP, USP ve diğer tüm uluslararası kaynaklardaki güncel formüller ve anonim formüller kapsar.

Eczanelerde Havan Sesinin Duyulmasını Sağlayacak 
Arşivimde 15 bin adet formül var. Bir filtre geliştirdim, maddeler Türkiye’de bulunacak, bizim ihtiyaçlarımızı karşılayacak, sade ve kısa olacak. 50 maddeden oluşan saç jölesi için hiçbir eczacı uğraşmaz. Maddelerin bir tanesi eksikse, o ilaç yapılamaz. Kitapta 10 maddeyi geçmeyecek reçeteler yer alıyor. Kitap, eczanelerde kolayca uygulanabilecek, eczacıların ve hekimlerin ihtiyaçlarını karşılayacak şeklide hazırlandı.


Okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Eczacıları harekete geçirip, anlaşılır ve sade şekilde hazırladım. Eczacıları heyecanlandırsın istiyorum. Bu kitabı kullananlar belli bir düzeye gelecek. Sadece ilaç satmaktan öte, hastalarla daha iyi iletişim kurup kendi laboratuarlarını oluşturarak ilaç yapmalarını teşvik etmeyi hedefliyorum. 
Eczacı, deontoloji ile ilgilenen, ilaç yapan ve danışmanlık hizmeti veren olmalıdır. Eczacının sadece kendisinin yapabileceği başka kuruluşların yapamayacağı hizmetlere vurgu yaparsa, mükemmel bir noktaya gelinir. Bu eşik çok önemlidir ancak maalesef uzun zamandır göz ardı edilmiştir. Eczacılar kesinlikle onlara özgün yeteneklerine yoğunlaşmalı aksi durumda rekabet gücünü dramatik şeklide kaybedecekler.

Eczacıların Kendilerini Geliştirmeleri ve Uzmanlaştırmaları Gerekiyor
Eczacıların, kendilerini geliştirmeleri ve uzmanlaştırmaları gerekiyor. Önceki kitabım olan Tıbbi Bitkiler Atlası’nda, tedavide kullanılan 3 bin çeşit bitki içinde onaylanmış bitki sayısı, klinik çalışması yapılmış 150 geçmez. Tıbbi bitkiler atlası, eczacıların eczaneden çok anlaşılır şeklide 180 hastalık ve 100 farklı bitki için pratik fitoterapi dozlarını uygulaması için tasarlanmıştır. Örneğin, çörek otu her deva deniyor ancak her derde deva diye bir durum yok. Bu sözde bilimdir. Bilimde ölçüler var. 



Bilimi Sadeleştirip İnsanlara Aktarmak Her Bilimcinin Sorumluluğudur
Bilim olması için; gözlem yapılabilmeli, ölçülebilir olmalı, tekrar edilebilmeli ve başkalarına aktarılabilmeli. Bilim insanları bilgilerini ürüne dönüştürmeli, paylaşmalı ki bilim olabilsin. Bilimi sadeleştirip insanlara aktarmak her bilimcinin sorumluluğudur. 
Eczanelere camdan bir pratik laboratuar kurmak isteyenlere farklı bir hizmet daha vereceğiz. Eczacılar artık kendi kararlarını almalılar. Bunun için de entelektüel düzeyde kendilerini geliştirmeleri gerekiyor. 

İsviçre’deki Bir Eczacı Yerini Değiştirirse Hastalarının Yüzde 80’i Onun Peşinden Gider
İngiltere’deki 100 kitaptan 3 tanesi çeviri iken, bizde 100 kitabın 75’i çeviridir. Bir işi iyi yapıyorsanız, dünyanın neresine giderseniz gidin iyi yaparsınız. Biz kitaptaki durumu eczanelerimizde yaşamayalım. Çankaya’daki bir eczacı, dükkânınıkapatıp başka semte eczane açtığınızda kaç hasta ondan hizmet almaya başlar? Kaç hasta eczacısını takip ediyor? İsviçre’deki bir eczacı yerini değiştirirse hastalarının yüzde 80’i onun peşinden gider, çünkü; hastanın geçmişini biliyor, takip ediyor ve arşivliyor. Biz de arşivleme yok. 

Türkiye’de Bir Eczacının Bir Hastaya Ayırdığı Süre 1 Dakika, Almanya’da 7 Dakikadır
Türkiye’de bir eczacının bir hastaya ayırdığı süre 70 saniye yani 1 dakika, Almanya’da 7 dakikadır. Bu çok önemlidir. Almanya’da bir ağrı kesici almak istediğinizde, “nereniz ağrıyor?” neden başınız ağrıyor?” gibi sorular sorulur. Nedenine göre ilaç verirler. Parayla değil, ihtiyaca göre ilaç verilir. 

Tıp Teşhis Koyar, Tedavi Eczacılığın İşidir
Tedavide ilacın payı çok büyüktür. Hekim fizyoloji uzmanıdır, hastayı en ayrıntılı şeklide inceler testler yapar ve teşhis koyar, sonra reçete yazar. Reçete bir kağıt parçasıdır ve doğrudan hastayı tedavi etmez. Eczacı ise farmakoloji ve kimya uzmanıdır. İlacı nasıl bulacağını, araştıracağını, sentezleyeceğini bilir. İlaç uzmanı eczacı olduğu için aslında tedaviye o yapar. Bu yüzden eczacının kalitesinin artması çok önemlidir, eczacıların çok iyi yetişmiş olduğu ülkelerde ilaç sanayi de gelişmiştir ve pek çok hekim-eczacı ortak çalışması sonucu dünyada önemli sorunlar için ilaçlar bulunmuştur.İbn-i Sina hem doktor hem eczacıydı. Gelişmiş ülkelerde hastanelerde, doktor hastanın teşhisini koyuyor, eczacı reçeteyi yazıyor. Bu bir klinik eczacılık uygulamasıdır.

Kitabınızla ilgili nasıl tepkiler aldınız?
Kitabı aldıktan yarım saat sonra formülasyon hazırlayanlar olduğundan kitabı büyük bir eksiği kapatacağını söyleyenlere kadar çok farklı mesajlar alıyorum. 

Yorum bırakın

TIP BU DEĞİL

Sağlık alanında ilgiyle okunan “Tıp Bu Değil” kitabının editörü Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu, Med-Index’in sorularını yanıtladı.

Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu, editörlüğünü yaptığı “Tıp Bu Değil” serisinin ikinci kitabı yakın zaman önce yayınladı. Sağlık alanında farklı bir bakış açısı yakalayan kitap sayesinde çok fazla geri bildirim alan Arslanoğlu, modern tıbbın karanlık yüzünü göstermeye devam ediyor. 

Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu, “Tıp Bu Değil” isimli kitabı hakkında Med-Index’in sorularını yanıtladı.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1984 Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunuyum, Eskişehir’de mecburi hizmet ve Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesi’nde 19 yıllık çalışma sonrasında 6 yıldır Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapıyorum 1994 yılında pediatrik endokrinolog, 2008’de profesör, 2012 yılında ise Pediatrik Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı oldum. 2010 yılında diyabetli çocuk aileleriyle birlikte Düzce Çocuk ve Genç Diyabetliler Derneği’ni kurdum. Kitabın yazarlarından Kaan Arslanoğlu ile evliyim. Çocuğum yok.

Kitabınızı yazmanızdaki etken nedir?
Meslek hayatım boyunca sağlık sisteminin oldukça farklı alanlarını gözlemledim. Anadolu’da pratisyenlik, sigorta hastanesinde uzmanlık, yan dal uzmanlığı, üniversitede öğretim üyeliği sırasında tıbbın insana ve topluma yararları kadar zararları da olduğunu gördüm. Üstelik hizmet alanlar, hizmet verenler ve hizmeti örgütleyenler sağlıklı gözlemler yapıp çözüm geliştirmek konusunda ümitlerimi beslemek bir yana, konuya yaklaşım açısından giderek daha kaygı verici eğilimler geliştirip “sağlık hizmeti” olgusunu patlamaya hazır bir bomba haline getirmekte yarış ediyorlardı. Bu kurgunun içinde yer almaktansa elden geldiğince işin bir ucundan tutmaya karar verdik. Bir platform oluşturmayı düşünmüştük, ama bunun fazla yorucu ve dinamik olacağı, kitabın ise daha ulaşılabilir, kalıcı ve işlevsel olacağına karar verdik.

Devam kitabı yazmayı düşünüyor musunuz?
Devam kitabı Tıp Bu Değil 2 Şubat 2013’de yayınlandı. Şu anda kitap projemiz yok. Bir çalıştay planlıyoruz, ayrıca http://www.insanbu.com sitesinde zaman zaman konuyla ilgili yazılar paylaşıyoruz.

Kitapta vermek istediğiniz mesaj nedir?
Çok geniş bir soru tabii. Ama ilk söylemek istediklerim, aşırı tıp yarardan çok zarar getirir, toplumda bütünsel sağlık bilinci ve ortaklaşa bir çabayla sağlıklı çevre, sağlıklı toplum, sağlıklı birey hedeflenmeli. Mutlaka tıbbi yaklaşım gereken olgulara yaklaşımın örgütlenmesi şimdiye kadar yaşanan acılardan, yanlışlardan titizlikle ve gönülden dersler çıkartarak yapılmalıdır.


Okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Sağlık profesyoneli okurlara mesajım; “hastalarınızdan geri bildirim alın, eleştirilmek ilk duygusallığı atlattıktan sonra çok yararlı bir durumdur. Haksızlık ve kabalık bile olsa bunu kişisel algılamayın, karşıdaki kişinin bulunduğu psikolojiden çıkmasına yardımcı olun. Tetkik ve tedavi planlarken minimalist olun, açıklama yaparken veya iletişime geçerken maksimalist olun.”

Sağlık hizmeti tüketicilerine önerim; “bir doktora gidiyorsanız, o sizin isteklerinizi yerine getirme mercii değildir. Kapasitesi elverdiğince sağlık sorununuza çözüm bulacaktır. Bunu yaparken kendi yöntemlerini kullanacaktır. Verim almak istiyorsanız, ona saygılı ve güvenli davranmalısınız. Kendinizi garantiye almanın bir yolu başka hekimlerin görüşünü almak, diğeri ise izlem gerektiren durumlarda bunu aksatmamaktır. Her girişim (tetkik, tedavi, ameliyat) risk taşır, en acısı çok gerekmediği halde yapılan girişimlerden görülen zararlardır. Bir muayeneden geçmek sizin yakın bir zamanda sıkıntınız olmayacağını veya o anda belirti vermemiş hastalıklarınızın yakalanacağını garanti etmez. Beklentinizi gerçekçi olmayan derecede yüksek tutmayın. Karşınızda size sürekli vaatlerde bulunan reklamcı, piyasacı, rekabetçi bir tıp sektörü var. Bu çarka kapılmayın, sağlıklı olmak konusunda kendi üstünüze düşenleri yerine getirmeden tıptan veya devletten beklemeyin.”

Sağlık sistemi örgütleyicilerine mesajım; “sağlık çalışanlarına yüklenen beklentilere göre bir sağlık sistemi, ücretlendirme ve mesai düzenlemesi oluşturun.”

Kitabınızla ilgili nasıl tepkiler aldınız?
İlk kitapta medya, meslektaşlar ve hastalarımızdan çok olumlu tepkiler aldık. İkinci kitaptan sonra, ya da geçen zamanın etkisiyle medya, kamuoyunun ve çoğu meslektaşların olumlu tepkileri devam etti ama “biz bunları zaten biliyorduk” veya “doktorlara bu kadar saldırı varken sizin bunları yazmanız doğru değil” şeklinde eleştiriler de aldık.


Kitabınız yazar olarak size neler kazandırdı? 
Kitap bana değerli bir arkadaş çevresi, hastalarımın gözünde artı bir saygınlık, hepsinden önemlisi giderek artan bir mesleki sorumluluk kazandırdı.

Mutlaka herkesin okuması gereken kitap sizce hangisi? 
Yine konumuzla ilgili olarak İvan İllic’den “Sağlığın Gaspı” kitabını öneririm. 

Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Sağlık haberlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?
Sağlık haberleri genelde öncelikleri belirlenirken toplum ve insan yararı gözetilmemiş, konuyu irdelemeden tek yönlü bakış açısıyla hazırlanmış haberler. 

Sağlıklı iletişimin olmazsa olmazı size göre nedir?
Önyargısız dinlemek.

Türkiye’deki çalıştığınız alandaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu çok geniş bir konu. Ama beni en çok ilgilendiren çocuk diyabeti konusunda uzmanlık derneğimiz ve hasta derneklerimizle birlikte çok yapıcı çalışmalar mevcut.

Kendinizi bulunduğunuz alanın neresinde görüyorsunuz? 
Kendimi yazar olarak işin başında görüyorum. Hekim olarak başlangıçta istediğimden de fazlasını gerçekleştirdim ama şu anda daha büyük hayallerim var. Ancak yaşamımın bundan sonraki diliminde yazarlığa da daha çok ağırlık vermek istiyorum.
Med-Index

Yorum bırakın

“DOKTORUMUN HASTASIYIM”

“Hiç şüphesiz ki doktor-hasta ilişkisi karşılıklı bir iletişim sürecidir” diyen Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Elgiz Yılmaz, yazdığı kitap ile hekim-hasta iletişiminde önemli noktalara dikkat çekmeye çalıştığını dile getiriyor.

Hem hasta hem doktor farklı beklentiler içerisinde oluyor. Peki bu ilişkiler ve beklentiler internet ortamına nasıl yansıyor? Hastalar, internette yer alan doktorlara ait web sitelerine nasıl yaklaşmalı? Yrd. Doç. Dr. Elgiz Yılmaz, “Doktorumun Hastasıyım.com” kitabında ülkemizde sıkça konu edilen doktor-hasta iletişime ait literatür bilgilerini gerek sağlık kuruluşlarında yaptığı gözlemler gerek doktorlar ve hastalarla yaptığı görüşmelerle karşılaştırarak aktarıyor. 

Yrd. Doç. Dr. Elgiz Yılmaz, “Doktorumun Hastasıyım.com” isimli kitabı hakkında Med-Index’in sorularını yanıtladı.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra yüksek lisans derecemi Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı Halkla İlişkiler Bilim Dalı’ndan aldım. Bu süreçte Amerikan Hastanesi Stratejik İletişim departmanında “Stratejik İletişim Uzmanı” olarak görev yapıyordum. 2004 yılında akademisyen olmaya karar vererek yeniden yuvama yani Galatasaray Üniversitesi’ne döndüm. 
Doktora çalışması için 2005-2007 yılları arasında Fransa’ya gittim. Dünyaca ünlü şarapları bulunan Bordeaux’daki Université Michel de Montaigne Bordeaux 3’te doktoramı tamamladım. Tezimin konusu “Sağlık alanında iletişim süreçleri: hastane ortamında sağlık profesyonelleri ile hastalar arasındaki kişiler arası ilişkiler” üzerine. sektörel deneyimi akademik araştırma alanıma da taşımak istediğimden tez konumun sağlık iletişimi üzerine olması tesadüfi değil.

Halen Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı’nda yardımcı doçent olarak görev yapıyorum. Akademik çalışma alanlarım; halkla ilişkilerde yeni teknolojiler, kişiler arası iletişim, kurum içi iletişim ve sağlıkta kişilerarası iletişimdir. Bu alanlarda uluslararası kongrelerde sunulmuş ve yayınlanmış çok sayıda bildirim ve ulusal dergilerde yayımlanmış makalelerim bulunmaktadır. 

Kitabınızı yazmanızdaki etken nedir?
Doktora tezim yurtdışında kitap olarak yayınlandı. Ancak sağlık iletişimi ülkemiz için yeni bir alan sayılır ve bu alanda Türkçe yayın sayısı oldukça az. Alana ilgili duyan akademisyenlere ve sektör profesyonellerine katkıda bulunabilmek için “Doktorumun Hastasıyım.com”u kaleme almak istedim. 
Ülkemizde sıkça konu edilen doktor-hasta iletişimine ait literatür bilgilerini gerek sağlık kuruluşlarında yaptığım gözlemler gerek doktorlar ve hastalarla yaptığım görüşmeler ile karşılaştırarak aktarmaya çalıştım. Hayatımızı kolaylaştıran ve hızla benimsediğimiz yeni iletişim teknolojilerinin doktor-hasta iletişimi üzerine etkilerine de değindim.


Devam kitabı yazmayı düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Bu ilk kitabım sağlıkta kişilerarası iletişim modellerine, bu modellerde etkili olan faktörlere, doktor, hasta, hastane gibi sağlıkta rol oynayan aktörlere, internet teknolojilerinin etkilerine örneklerle değinen kapsamlı bir özet niteliğinde. 
Sağlık iletişimi alanında katıldığım uluslararası ve ulusal konferanslarda, sektör toplantılarında öne çıkan yeni kavramları, yeni aktörler ve teknolojileri araştırıyorum. Devam kitabında yine Türkiye’den örneklerle bunlara yer vermek istiyorum. 

Kitapta vermek istediğiniz mesaj nedir?
Kitabın adı “Doktorumun Hastasıyım.com” aslında bir kelime oyunu. Hem “doktoruma çok güveniyorum, onun benim için en iyiyi yapacağına inanıyorum” hem de “ben bu doktorun takibindeyim” anlamlarını taşıyor. Buradan hareketle ana mesajım; sıklıkla olumsuzlukları dile getirilen doktor-hasta iletişiminde suçlu aramak çok yanlış. Doktorun, hastanın, hasta yakınının, tercih edilen sağlık kuruluşunun, ülkenin uyguladığı sağlık sisteminin bu iletişim üzerinde etkileri var. Empatik yaklaşımı asla göz ardı etmemek gerekir. 

Okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Kitapta doktor-hasta iletişimine ait asla bir reçete vermiyorum. Sadece bu süreçte nelerin, nasıl etkili olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Okurlarımız bu sürece ait kendi deneyimlerini, eleştirilerini, önerilerini bana iletebilirse bundan sonraki çalışmalarıma zenginlik katacakları için çok memnun olurum.

Kitabınızla ilgili nasıl tepkiler aldınız?
Kitabı okuyan doktorlarımızdan “bir günlük hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçti”, “iletişim aksaklarına sadece bizim sebep olmadığımızı gösterdiğiniz, bizi günah keçisi olmaktan kurtardığınız için teşekkür ederiz”, “hastaların bizden nasıl beklentileri olduğunu görmemizi sağladı”, “doktor-hasta iletişimini hiç bu yönden düşünmemiştim” şeklinde tepkiler aldım. Hastalarımız da “doktorla konuşurken çekiniyorduk ama kendimizi nasıl daha iyi anlatmamız gerektiğini anladık”, “aslında doktorlarımız çok iyi insanlar ama bazen çok endişeli olduğumuz için geriliyoruz” şeklinde öz eleştiri yaptılar. 

Kitabınız yazar olarak size neler kazandırdı? 
Akademik çalışma alanımın ülkemizde daha çok tanınmasını ve sağlık sektörünün sağlık iletişimi alanındaki projelerinde işbirliği yapabilmeyi sağladı. Bu beni çok mutlu ediyor; çünkü her zaman üniversitelerde verilen akademik bilginin sektör pratikleriyle harmanlanmasını destekliyorum.

Yazdığınız kitaplar arasında en çok etkilendiğiniz kitabınız hangisi? 
İlk kitabım olduğu için yeri çok ayrı.

Mutlaka herkesin okuması gereken kitap ve film sizce hangisi? 
Kitap olarak; Wilhelm Reich’ın “Dinle Küçük Adam”ını ve film olarak da Robin Williams’ın başrolünü oynadığı ve gerçek bir hikayeden yola çıkılarak hazırlanmış “Patch Adams”ı tavsiye edebilirim.

Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Sağlık haberlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?
Sağlık haberciliği medyada en önemli ve en hassas uzmanlık alanı. Yayınlanan haberler ile bir insanın hayatını mahvedebilir veya kurtarabilirsiniz. Hepimizi kabul ediyoruz ki; medyanın gündem yaratma gücü ile insanlar üzerindeki etkisi çok büyük. Sağlık haberciliği yapan gazetecilerin yazacakları konuyu öncelikle ilgili tıbbi uzmanlık derneği yetkililerinden ve uzman doktorlardan teyit etmeleri gerekir. Yurtdışı kaynaklardan tercüme edilen haberlerin içeriğinin ülkemizle ne kadar örtüşüp örtüşmediğine dikkat edilmeli. 

Sağlıklı iletişimin olmazsa olmazı size göre nedir?
Doktorlara gerçek anlamda faydalı olması açısından Sağlık İletişimi dersinin tıp fakültelerinin ders programına eklenmeli. Hastalar açısından ise Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı öncüğünde medya kuruluşları, hasta dernekleri, hasta okulları işbirliğiyle “sağlık okuryazarlığı” düzeyinin yükseltilmesi önemli.

Türkiye’deki çalıştığınız alandaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Oldukça umut verici. Ülkemizde ilk olarak üniversitemizin İletişim Fakültesi’nde lisans ve lisansüstü düzeyde ders olarak okutulmaya başlanan Sağlık İletişimi dersinin artık birçok iletişim fakültesinin programında görmek mümkün. Alana ait yayınlarda önemli iletişim akademisyenlerinin imzaları var. Öte yandan tıp ve ilaç sektörünün projelerinde akademisyenlerle işbirliği talepleri sevindirici. 

Hâlâ planlayıp gerçekleştiremediğiniz projeniz var mı?
Daha yolun çok başındayım, yapmak istediğim çok şey var. Ama imza attığım her çalışma bir sonraki güzel projeyi getirdiği için heyecanım giderek artıyor. 
Kesinlikle; akademik gelişimimi başarıyla devam ettirmek bunların başında geliyor. Bu alanda edindiğim teorik ve pratik kazanımlarımı hem öğrencilerime hem de tüm sektör ilgililerine doğru ve etkin aktarabileceğim fırsatları takip ediyorum.
Çok yakında zamanda bir internet televizyonu üzerinden deneme çekimini yapıp yayınladığımız programımız devam ederse; içerik hazırlamak için çok heyecanlanıyorum.

Med-Index

Yorum bırakın

DAMAR HASTALIKLARINDA İNMENİN TEDAVİSİ

Damar Hastalıkları ile ilgili uluslararası alanda yayınlanan “Vascular Medicine: A Companion to Braunwald’s Heart Disease: Expert Consult” kitabında inme bölümünü hazırlayan Prof. Dr. Mehmet Zülküf Önal, kitap hakkında bilgi verdi.

18 bölümden oluşan, klasikleşmiş olan “Braunwald’s Heart Disease” kitabına yardımcı olacak, refererans kitap olarak, Mark A. Creager, Joshua A. Beckman ve Joseph Loscalzo editörlüğünde 2013 yılında basıldı. Kitabın ikinci baskısı uluslarası yayın evi olan ELSEVIER (Saunders) tarafından bu yıl basıldı. Nöroloji alanında inme konusunda uzmanlaşan Prof. Dr. Mehmet Zülküf Önal, yurt dışında yayınlanan “Vascular Medicine: A Companion to Braunwald’s Heart Disease: Expert Consult” kitabındaki bölüm hakkında Med-Index’in sorularını yanıtladı. 

Kitapta hangi bölümü yazdınız? 
Kitabın içinde yazmış olduğum bölümü, halen STROKE dergisinin editörü olan Marc Fisher’in teklifi ile birlikte yazdık. Benzer şekilde daha önce de birlikte yazmış olduğumuz kitap bölümleri olması nedeni ile tanıştığım değerli bilim adamı olan Marc Fisher halen ABD’de aktif olarak bilimsel çalışmalarını sürdürüyor. Akut inme tedavisi bölümünü Stroke Dergisi’nin editörü olan Prof. Dr. Marc Fisher ile birlikte yazdım. İnme konusu benim özel ilgilendiğim alan. 

Kitapta vermek istediğiniz mesaj nedir?
İnme tedavisi zor olmakla birlikte önlenebilir bir durumdur. Erken dönemde yüksek tedavi şansı olması nedeniyle üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir hastalıktır. 

Kitabınızla ilgili nasıl tepkiler aldınız?
Yakın çevremdeki olumlu tepkiler dışında henüz herhangi bir değerlendirmeden haberim olmadı. 


Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Sağlık haberlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?
Sağlık haberciliğini profesyonel bir branş olarak görüyorum. Medyada çıkan mucizevi tedavi haberlerinin kontrolsüzlüğü beni en çok üzen konuların başında geliyor. Tıpta sansasyonel haberlerin yapılmamasını daha doğru buluyorum. En son yüz nakli ile ilgili medyanın tutarsızlığı bu konudaki en önemli örneklerden biri. Bir başka facia sayılabilecek haber ise televizyon kanallarının birinde işin ehli olmayan bir doktorun mucizevi Alzheimer tedavisi ise hem sağlık alanında hem de habercilik adına skandal olarak sayılabilir. Bu nedenle etik değerlere saygı gösteren olmazsa olmaz gerekli bir medya branşı olan sağlık haberciliğinin, desteklenmesinden yanayım. 

Prof. Dr. Mehmet Zülküf Önal Kimdir?
Diyarbakır’da 1965 yılında doğan Prof. Dr. Mehmet Zülküf Önal, Üniversite eğitimini Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamladıktan sonra ihtisasını Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Nöroloji Anabilim Dalında yaptı. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 2000 yılında doçent unvanını, 2007 yılında da Ankara Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde profesörlük unvanını aldı. Askerlik Hizmetini Ankara GATA Nöroloji Kliniğinde yapmış olan Prof. Dr. Mehmet Zülküf Önal uzman olduktan sonra, bir süre ABD’de University of Massachusetts’de bir çok deneysel çalışma yapmıştır. Halen Özel TOBB ETÜ hastanesinde tam zamanlı olarak çalışmaktadır. 

Ulusal ve uluslararası dergilerde bilimsel makalaleri, bilimsel toplantılarda sunulan pek çok sayıda bildirisi olan Prof. Dr. Mehmet Zülküf Önal’ın bilimsel toplantı, konferans ve panelde konuşmacı olarak görev aldı. Ayrıca popüler tıp konusunda dergi ve gazetelerde yayınlanmış yazıları bulunmaktadır. Ulusal ve uluslararası çeviri ve orijinal kitap ve kitap bölümleri de yazmış olan Prof. Dr. Mehmet Zülküf Önal halen Türk Nöroloji Derneği Yeterlilik Yürütme Kurulu Üyesi olarak çalışmalarına devam etmektedir. Aynı zamanda Türk Nöroloji Dergisi ve Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergilerinde Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi’dir. 

Yaptığı çalışmalarla Birleşmiş Milletler kriterleri doğrultusunda Türkiye’deki danışman hekimler listesinde yer almaktadır. Prof. Dr. Önal, Birleşmiş Milletler bünyesinde WHO, UNDP, UNOPS, UNFPA ve UNICEF dahil olmak üzere tüm kuruluşların personellerine ihtiyaç halinde sağlık bilgisi ve sağlık hizmeti sunmaktadır.

Kitap hakkında bilgi için: 


Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın