Archive for category Kulak Burun Boğaz

“YILDA 120 BİN İŞİTME CİHAZI SATILIYOR”

Türkiye’de yılda 120 bin tane işitme cihazı satıldığını belirten Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Nebil Göksu, “Türkiye’de bu zamana kadar da toplam 2 bin 500 hastada biyonik kulak uygulandı” dedi.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Nebil Göksu, her sağlıklı doğan bebeğin yaklaşık 3,7’sinde işitme sorunu yaşandığını söyledi. Bebeklerde doğum sonrası taramanın önemine değinen Prof. Dr. Göksu şöyle konuştu: “Her sağlıklı bin doğumun yaklaşık 3,7’sinde işitme sorunu yaşanıyor. Ülkemizde yapılan doğumların yaklaşık olarak yüzde 60’ı oranında taranıyor. Avrupa standardına yakın bir tarama yüzdemiz var.”
Prof. Dr. Göksu, sesin algı aşamasına gelinceye kadarki aşamaları hakkında bilgi vererek, dış kulakta sesin toplanarak orta kulağa iletildiğini, orta kulağa iletilen sesin büyütüldüğünü ve iç kulağa aktarıldığını anlattı. İç kulakta sesin analiz edilerek deşifre işleminin yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Göksu, seslerin ayırt edildiğini ve 33 bin kablodan oluşan işitme sinirine aktarılarak nöron kodlamasının yapılarak tanımlandığını söyledi. Prof. Dr. Göksu, sinirlerde ilerleyen ses enerjisinin beyinde algılandığını dile getirdi.
Antibiyotikler İç Kulağın Yapısını Bozabilir
Kullanılan bazı ilaçların da duyma problemine neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Göksu şu bilgileri verdi: “Bazı antibiyotikler, ağrı kesiciler ve idrar söktürücü ilaçlar iç kulağın yapısını bozuyor. Bu nedenle sonradan işitme kaybı yaşanabiliyor. Bunların ilk nedeni ilaçlar ve oto immün denilen ön bağışıklık sisteminin aşırı duyarlılık sonucu gelişen hastalıklar. Özellikle kırsal alanda doğmuş ve ailecek geç konuşur diye önemsenmiyor. Yeni doğanda işitme taraması yapılmalı. İşitme kayıpları olanlarda otistik kişilik gelişir. İçine kapanıklık, tek başına yaşama, bir ortamda konuşulanların yarısını anlamayacağım komik duruma düşeceğim diye insan kendini kapatır. Kendi kabuğuna çekilir. Aileler bu nedenle çocuklarıyla yakından ilgilenmeli.”
“Biyonik Kulak” ile Yüzde 70’e Varan İşitme Şansı Elde Edilebiliyor
Doğuştan işitme kaybına, doğum sonrası ateşli hastalık ya da uzun süre sarılığa, tüberküloz tedavisine ve bağışıklık sistemi bozukluğuna bağlı ortaya çıkabilen kalıcı işitme bozukluğu bulunanlara ”biyonik kulak” yüzde 70’e varan işitme şansı elde edilebiliyor. Biyonik kulak takılabilmesi için mutlaka işitme cihazından fayda göremeyeceğinin tespit edilmesi ve hastanın iç kulağında salyangozun ve işitme sinirinin bulunması gerekiyor.
Zili Duymuyordu Şimdi Kapıya Koşuyor
Geçirdiği menenjit nedeniyle daha 1 yaşındayken işitme duyusunu yitiren küçük Aleyna beynine takılan biyonik kulakla artık duyabiliyor. Aleyna’nın annesi Selma Kaya, “Ameliyattan sonra Aleyna’nın okul ve sosyal hayatında başarısı arttı. Biyonik kulak takılalı 2 sene oldu. Şu anda 11 yaşında. Daha öncesinde işitme cihazlarını kullanıyordu. Ameliyattan sonra konuşmasını düzeltti. Okulda verimli olmaya başladı. Aleyna kapı zilini ve telefon sesini duymuyordu. Şimdi diğer odadan koşup kapıya geliyor. Ben mutfaktan seslendiğimde salondan duyup geliyor. Okulda arkadaşlarıyla ve öğretmeniyle konuşmalarını duymuyordu. Şimdi iki yıldır teşekkür alıyor. Normal ve işitme eğitimi almak için iki okula da gidiyor.”
4 Yaşından Sonra Beyinde İşitme Bölümü Kapanıyor
Aleyna’nın ameliyatını yapan Prof. Dr. Göksu, “Doğuştan işitme engelli veya sonradan işitmesini kaybedenlere biyonik kulak takıyoruz. İşitme cihazının yeterli olmadığı durumlarda ameliyatla biyonik kulak takılıyor. İki parçadan oluşuyor. İçeri takılan bir parça ve dışarıda bir parçadan oluşuyor. Kulağın içerisinde salyangoza takılıyor. Biyonik kulak için belli bir takma yaş var. İşitme engelli doğmuş ve hiçbir şekilde işitme cihazı kullanmamışsa 4 yaşına kadar takılması gerekiyor. 4 yaşından sonra beyinde işitme bölümü kapandığı için takılamıyor.
“Ne Kadar Erken İşitme Cihazı Verirseniz O Kadar Çabuk Sonuç Alırsınız”
İşitme kayıpları ya genetik hastalıklar oluyor, taşıyıcı bir nedenle akraba evliliklerinden oluyor. Annenin gebeliğinin ilk 3 ayında radyasyona girmesinden kaynaklanabiliyor. Bir diğer grup normal doğum her şey normal, duyuyor ve konuşma adayı fakat yüksek ateşli bir hastalık geçiriyor. En çok gördüğümüz ateşli hastalıklar, menenjit, şiddetli kafa travmaları gibi durumlarda sağlıklı olan iç kulak bozuluyor. O zaman bu gibi durumlarda biyonik kulak uygulanıyor. İlk önce işitme cihazı veriyoruz. Ne kadar erken verirseniz. O kadar çabuk sonuç alırsınız” dedi.
Prof. Dr. Göksu, pahalı bir uygulama olduğu için SGK’nın tek biyonik kulağı karşıladığını söyledi. Aleyna’nın da bu nedenle bir kulağında biyonik kulak diğer kulağında işitme cihazı bulunuyor.
Reklamlar

Yorum bırakın

“BAKANLIK HASTANELERİNDE SES HASTALIKLARI İÇİN GEREKLİ ALET VE EKİPMAN BULUNMALI”

Dünya Ses Günü nedeniyle düzenlenen basın toplantısında konuşan Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Gürsel Dursun, “Sağlık Bakanlığı hastanelerine KBB uzmanları için, ses hastalıklarının tanı ve tedavisinde kullanılacak video laringoskop, mikrolarengeal cerrahi ve diğer gerekli alet ve ekipman altyapısını oluşturmalıdır” dedi.

Her yıl 16 Nisan tarihinde tüm dünyada ses sağlığının önemine dikkat çekmek amacıyla düzenlenen Dünya Ses Günü toplantısı Ankara Rixos Grand Hotel’de yapıldı. Dünya Ses Günü toplantısı çerçevesinde düzenlenen basın toplantısında sağlık muhabirleriyle bir araya gelen Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Gürsel Dursun ve Profesyonel Ses Derneği İkinci Başkanı İpek Böler ses sağlığı ve eğitimi konusunda bilgi verdi. Prof. Dr. Dursun “KBB hekimlerinin uzmanlık ya da uzmanlık sonrası eğitimlerinde bu konu ile ilgili bilgiler ve cerrahi becerisi mutlaka yeterli düzeyde verilmeli, gerekirse bu konuda kurumlar arası eleman değişimi ve rotasyon ile ilgili kurumlarca planlanmalıdır” dedi.

“Nasıl Bir Cerrah İçin Elleri Çok Kıymetliyse, Bazı Meslekler De Seslerini Kullanarak Yapar”
Sesin, insanların birbiriyle iletişimi için vazgeçilmez bir fizyolojik olay olduğunu söyleyen Prof. Dr. Gürsel Dursun, “Ses çıkarma sayesinde konuşur ve duygu ya da düşüncelerimizi diğer insanlara aktarabiliriz. Hatta toplum içinde bazı meslekler vazgeçilmez şekilde sesin kullanımına dayanır. Yani nasıl bir cerrah ameliyatlarını eliyle yapıyor ve bu nedenle elleri çok kıymetliyse, bazı meslekleri de insanlar seslerini kullanarak yaparlar. Bu nedenle ses telleri ve gırtlak çok kıymetlidir. Profesyonel Ses Kullanıcısı olarak da adlandırdığımız bu grup insanlar seslerini kullanarak mesleklerini yaparlar ve bu sayede yaşamlarını sürdürürler” diye konuştu.
Profesyonel ses kullanıcılarının öğretmen, öğretim üyeleri ve eğitimciler, ses sanatçıları, spiker, sunucu, medya çalışanı, siyasetçiler, sendikacılar, yönetici, şirket ve işyeri sahipleri, satış elemanları, ürün yöneticileri, pazarlamacılar, avukatlar, imam veya müezzin gibi din görevlileri, çağrı merkezi çalışanları, telefon santral çalışanları, pazar esnafı ve spor antrenörleri gibi kişiler olarak sıralayan Prof. Dr. Dursun, bu şekilde iş yapan insanların sayısının milyonları bulduğunu ifade etti.

“Sağlık Bakanlığı Hastanelerine Gerekli Alet ve Ekipman Bulunmalı”
KBB hekimlerinin uzmanlık ya da uzmanlık sonrası eğitimlerinde bu konu ile ilgili bilgi ve cerrahi becerinin mutlaka yeterli düzeyde verilmesinin büyük önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Dursun şunları söyledi: “Gerekirse bu konuda kurumlar arası eleman değişimi ve rotasyon ilgili kurumlarca planlanmalıdır. Sağlık Bakanlığı, kendine bağlı tüm hastanelerde, her ilde ve ilçede en az bir birimde olmak üzere, ses hastalıklarının tanı ve tedavisinde kullanılacak video laringoskop, mikrolarengeal cerrahi ve diğer gerekli alet ve ekipman altyapısını oluşturmalıdır. Ses analiz sistemleri ve bunları kullanabilecek elemanlar temin edilmelidir. Aynı hususlar tüm tıp fakülteleri hastanelerinde de yapılmalıdır.”

“Sağlık Bakanlığı Ses Kaybını Mesleki Hastalık Olarak Değerlendirmeli”
Bu kişilerin ses sağlıklarındaki bozulma nedeniyle seslerini kullanamamaları sonucu mesleklerini yapamaz duruma gelmelerinin önemli işgücü kaybına ve dolayısıyla ekonomik kayıplara yol açtığını sözlerine ekleyen Prof. Dr. Dursun “Bu nedenle; öncelikle Sağlık Bakanlığı’nın bünyesinde başlatılmış olan meslek hastalıkları ile ilgili yasa düzenleme çalışmalarında bu tarz mesleklerde ses kaybı meslek hastalığı olarak değerlendirilmelidir. Söz ettiğim bazı meslekler ve eklenebilecek diğer bazı işkolları “Profesyonel Ses Kullanıcısı” olarak kategorize edilmelidir. Ses kaybının yol açacağı mağduriyet sonucu gerekebilecek malulen emeklilik ya da kurum içi/dışı görev yeri değişikliği gibi bazı hususların yasal düzenlemeler ile açık kurallara bağlanması gerekir” şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Gürsel Dursun, profesyonel ses kullanıcılarının ses sağlıklarını koruma ve bilinçlendirme doğrultusunda görsel ve yazılı medyada ses hijyenine yönelik bilgilendirme çalışmaları yapılmasının önemine değinerek Sağlık Bakanlığı’nın da bu çalışmaları desteklemesi gerektiğini ifade etti.

KBB Hekimleri ve Ses Terapistleri için Eğitim Öğretim Altyapısı Kurulmalı
Ses sağlığını koruyacak KBB hekimleri, ses terapistleri ve konuyla ilgili çalışan sağlık elemanlarının yeterli bilgi ve birikimine sahip olmaları için gerekli eğitim ve öğretim altyapısının kurulmasının gerekli olduğunu sözlerine ekleyen Prof. Dr. Dursun, “YÖK; ses ve konuşma bozuklukları ile ilgili eleman yetiştirecek yüksek okulları çeşitli üniversiteler bünyesinde faaliyete geçirmek için gerekli onay ve desteği vermelidir. Bu sayede yaklaşık 10 bin kişi civarında bir grup ses eğitmeni için iş sahası oluşturulmuş olacaktır. Ülkemizde bu kişilere gereksinim ortaya çıkmıştır. Bu nedenle iş bulma sorunları olmayacaktır” dedi.

Mobil Ünitelerle Tarama Çalışması Yapılmalı
Çeşitli yerleşim merkezlerinde mobil tanı üniteleri oluşturarak taramalar yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Dursun, toplum bireylerinin ses hastalıklarının zamanında tanınması ve böylece daha kolay ve az maliyetle tedavisi yoluna gidilmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Dursun, çeşitli kamu kuruluşlarında bu mesleklerden insanların işe alınmadan önce ses muayeneleri yapılmasını istedi.

Yorum bırakın

YÜKSEK TANSİYON HASTALARINDA UYKU APNESİ OLUP OLMADIĞI MUHAKKAK ARAŞTIRILMALIDIR

Sürekli yorgunluk, konsantrasyon eksikliği, unutkanlığa neden olmasının yanı sıra trafik kazalarının olmasına da yol açan uyku apnesi hastalığı hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak-Burun-Boğaz (KBB) Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Önerci, “Hastanın şikayetlerinin iyi dinlenmesi gerekiyor. Hastalığın tanısı konurken Poligrafik Tetkik yapılmalı ve sonucunda tedavi şekli belirlenmelidir. Hastaların yüzde 84’ünde obstruktif uyku apnesi, yüzde 1’inde merkezi uyku apnesi ve yüzde 15’inde ise bileşik uyku apnesi görülmektedir” dedi.

Uyku apnesinin, normal şartlarda uykuda 5-10 saniyelik solunum duraklaması olmasına karşın bu sürenin 10 saniye-1 dakika sürebilen ve sık tekrarlayan duraklamaların hastalık habercisi olduğu uyarısında bulunan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak-Burun-Boğaz (KBB) Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Önerci, önlem alınmadığı takdirde bu durumun ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Prof. Dr. Önerci, “Uyku esnasında solunumun 10 saniyeden fazla kesilmesi apne (solunum duraklaması) olarak tanımlanıyor. Eğer bu solunum durması saatte beşten fazla olursa bu uyku apnesi hastalığı olarak kabul edilir. Saatte beşin altındaki solunum durması eğer oksijen satürasyonunu çok düşürmüyorsa normal kabul edilir. Çocuklarda ise hiç solunum durmasının olmaması gerekir. Çocuklarda her solunum durması hastalık olarak düşünülür. Uykudaki solunum duraklamaları sonucunda kandaki oksijen miktarı azalarak karbondioksit miktarı artar. Uyku apnesi merkezi sinir sistemindeki bir problem nedeniyle ya da solunum yollarındaki bir tıkanıklık nedeniyle (obstruktif veya tıkayıcı uyku apnesi) oluşabileceği gibi, kimi zaman da her ikisi birlikte görülebilir. Hastaların yüzde 84’ünde tıkayıcı uyku apnesi, yüzde 1’inde merkezi uyku apnesi ve yüzde 15’inde bileşik uyku apnesi görülür” diye konuştu.


Uyku Apnesinde Genetik Faktörlerde Etkili
Prof. Dr. Önerci, uykuda solunum durmasında en önemli risk faktörünün aşırı kilo, çene kemiklerindeki bozukluklar, bademcik büyüklüğü, geniz etinin varlığı, dil büyüklüğü ve burun eğriliği olduğunu belirterek, genetik faktörlerin de etkili olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Önerci şunları kaydetti: “Uyku apnesi çocuklarda horlama, ağzı açık uyuma, uykudan zor kalkma, gece altına kaçırma, gündüz devamlı uyku hali ve konsantrasyon bozukluğu ile kendisini gösterir. Erişkinlerde ise, işlerinde verimsizlik, sürekli yorgunluk hali, sabahları aşırı sinirlilik şeklinde şikayetlerle ortaya çıkar. Hastaların yüksek tansiyon, gürültülü horlama, depresyon, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu, sabah baş ağrısı, kontrol edilemeyen şişmanlama, uykuda terleme gibi sorunlarla hekime başvurduğunda uyku apnesinden şüphelenilmesi gerekir.”

“Apnesi olan insanlarda kalp krizi geçirme riski, normale göre 10 kat fazla görülüyor”
Solunum durmaları (apne) veya azalmaları (hipopne) gece içinde yüzlerce defa tekrarlayabiliyor ve kişinin yakınları tarafından fark edildiğini hatırlatan Prof. Dr. Önerci şu bilgileri verdi: “Hastalık, önlem alınmadığı takdirde kalp krizi, felç, iktidarsızlık (impotans), düzensiz kalp atışları gibi problemlere yol açıyor, hatta ölümle sonuçlanabiliyor. Apnesi olan insanlarda kalp krizi geçirme riski, normale göre 10 kat fazla görülüyor. Trafik kazalarının çoğu uyku apnesinden kaynaklanıyor. Apnesi olan şoförler uyuyarak, yolun karşı tarafına geçip kazaya neden olabiliyor.
Konsantrasyon bozukluğuna da yol açan uyku apnesi, özellikle okul çağındaki çocuklarda ders başarısını düşürüyor. Uykuda ölüm nedeni olarak ise solunum durması mı yoksa kalp krizi mi olduğu henüz kesin bilinmiyor. Alkol ve sigara bağımlılarında, aşırı kilolu kişilerde, alt çenesi gelişim geriliği gösteren daha arkada yerleşmiş veya normalden daha küçük olan kişilerde, boynu kısa olanlarda, alerjisi olamnlarda, kas gevşetici veya sakinleştirici ilaç kullananlarda uyku apnesi görülme riski artıyor. Uyku apnesi görülme sıklığı, obeziteye bağlı olarak, cinsiyete ve toplumların yapısına göre değişiklik gösteriyor.


“Çocukta büyük bademcik ya da geniz eti varsa 3 yaş civarında operasyon olmalı”
Çocukta büyük bademcik ya da geniz eti varlığı tespit edildiğinde, ilerleyen dönemde bu sorunla karşılaşılmaması için 3 yaş civarında cerrahi operasyonla sorunun giderilmesi öneriliyor. Düzensiz solunum, sağlıklı kişilerde uykuya dalma, uyanma veya rüya görme esnasında normal kabul edilirken, uyku apnesi olanlarda sık sık tekrarlanan uzun süreli solunum duraklamaları şeklinde görülüyor. Bu kişilerde 10 saniyeden başlayan solunum duraklamaları, bir dakikadan fazla sürebiliyor. Uyku sırasında saatte 5’den fazla tekrarlayan, 10 saniyeden bir dakikaya varan nefes durmaları ile boğulurcasına mücadele eden kişilerde uyku ve oksijen yetersizliği ortaya çıkıyor.
Tıkayıcı uyku apnesinde, boğazdaki damağa, küçük dile, yutağa ve dile ait kaslar havanın geçeceği alanı kapatacak şekilde gevşiyor. Kaslar gevşediğinde nefes alma sırasında hava yolu daralıyor ve bir süre solunum duruyor. Böylece, kandaki oksijen miktarı azalıyor, beyin oksijen azlığını algılayarak uyku derinliğini azaltıyor. Oksijen azalması kişiyi uyandırarak, nefes almasını ve hava yolunun açılmasını sağlıyor.


Poligrafik Tetkik ile Tedavi Belirleniyor
Uyku apnesi yeterli oksijen alınamamasına, bu da ciddi sorunlara yol açıyor. Bu kişilere “uyku testi-poligrafik tetkik” yapılması gerekiyor. Bu yöntemle, solunum, uykuda alınan oksijen miktarı, kalp ritmi ve EKG kayıtları kaydediliyor. Tedavi şekline uyku testi sonuçlarına göre karar veriliyor. Uykuda solunum durması tedavisi mümkün, bunun için öncelikle hastanın bilinçlendirilmesi gerekiyor. Hastaya zayıflaması gerektiği, alkol veya sakinleştirici ilaç kullanımını terk etmesi söylenmeli ki bu önlemler bile birçok hastada çözüm olabiliyor. Ağır uyku apnesi olan hastalarda en uygun tedavi hastanın uyku sırasındaki solunumuna yardımcı olan cihazlar kullanılması. Bu tip cihazlar CPAP (Continuous Positive Airway Pressure) veya halk arasında maske olarak biliniyor. Kişiye sürekli ve sabit olarak hava basıncı uygulayarak uykuda kapanan üst solunum yolunun açık kalması sağlanıyor. Bu aletlerin yeni versiyonları, otomatik olanları da mevcut. Ayrıca, burun tıkanıklığı olan hastalarda burun tıkanıklığının giderilmesi, büyük geniz eti ve bademciklerin alınması, küçük dil uzun ise kısaltılması, dil kökü büyük ise küçültülmesi, alt çenenin öne alınması uygulanacak yöntemler arasında yer alıyor.”

1 Yorum

Prof. Dr. Önerci: “BU ÖDÜL, TÜRK HEKİMLERİNİN NE KADAR BAŞARILI OLDUKLARININ BİR GÖSTERGESİDİR”

Kulak Burun Boğaz alanında dünyanın en kabul gören dernekleri arasında yer alan Avrupa Rinoloji Derneği tarafından Prof. Dr. Metin Önerci’ye ‘onursal üyelik nişanı’ verildi

Prof. Dr. Önerci, derneğin kuruluşundan bu yana geçen 47 yıl içinde ABD’li ve Avrupalı 16 bilim insanının ardından, bilimsel katkılarından dolayı ödüle layık görüldü.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Önerci, “Avrupa Rinoloji Derneği (European Rhinology Society)” tarafından ‘Onursal Üyelik Nişanı’na layık görüldü. Prof. Dr. Önerci, Sağlık Dergisi’ne yaptığı açıklamada, ödülün, dünya bilimine ve Rinolojiye (Burun-Sinüs ve Horlama Hastalıkları) yaptığı katkılar nedeniyle kendisine verildiğini söyleyerek, ülkesini uluslararası bir platformda temsil etmekten ötürü gurur duyduğunu ifade etti. Prof. Dr. Önerci, 1963 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nden Prof. Maurice Cottle ve Hollanda’dan Prof. Van Dischoeck tarafından kurulan Avrupa Rinoloji Derneği’nin, 47 yıl içinde aralarında derneğin kurucuları Cottle ve Van Dischoeck’unda olduğu toplam 16 bilim insanının, dünya tıbbına yaptıkları bilimsel katkılardan dolayı “Onursal Üyelik” nişanına layık gördüğünü dile getirdi.


17. Onursal Üyelik Nişanı Verildi
23. Avrupa Rinoloji Derneği Kongresi’nin bu yıl İsviçre’nin Cenevre kentinde yapıldığını belirten Prof. Dr. Önerci, kongreye aralarında ABD, Brezilya, Arjantin, Çin, Kore ve Japonya’nın da bulunduğu 67 ülkeden toplam bin 200 civarında KBB hekiminin katıldığını söyledi. Prof. Dr. Önerci, 17. Onursal Üyelik nişanının verildiği açılış seremonisi sırasında dernek genel sekreteri Prof. Dr. Valerie Lund tarafından kendisinin öz geçmişinin sunulduğunu anlatarak, ardından “Onursal Üyeliğe” layık görülme nedenleri arasında, “Uluslararası yayınlarının”, “Yurt dışında basılan kitaplarının” ve “Dünya rinolojisine yaptığı katkılarının” vurgulandığını söyledi.

Prof. Dr. Metin Önerci, Ödülü Alan En Genç Bilim İnsanı
Kongrede, kendisine verilen ödülle hem Türkiye hem de Türk bilim insanları adına mutluluk duyduğunu ifade eden Prof. Dr. Önerci, “Emeğin, uluslararası arenada da takdir görmesi, daha hevesle çalışmamız, ülkemizi ve mesleğimizi daha nice başarılara taşımamız konusunda bizi cesaretlendiriyor. Bu ödül uzun süren çalışmanın ve emeğin ürünüdür. Bu ödül, Türk hekimlerinin ne kadar başarılı olduklarının göstergesidir” dedi.
Prof. Dr. Metin Önerci, aynı zamanda bu ödüle layık görülen en genç bilim insanı unvanını da taşıyor.


Prof. Dr. Metin Önerci Kimdir?
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra aynı üniversitenin KBB Anabilim Dalı’nda ihtisas ve akademik kariyer yapan Prof. Dr. Önerci’nin şu ana kadar 250’nin üzerinde makalesi yayımlandı.
Dünyada birçok kitaba bölüm yazarlığı yapan ve çok sayıda makalesi dünyadaki bilim insanlarınca referans gösterilen; Türkiye’de 15, yurt dışında ise 3 basılmış kitabı bulunan Prof. Dr. Önerci, Avrupa Rinoloji Derneği’nin ”Sinüs ve Burun Tümörleri Raporu”nun hazırlanması konusunda tüm dünyadan seçerek davet ettiği sınırlı sayıdaki bilim insanı içinde yer aldı.
Yurt dışında 300’ün üzerinde davetli katılımcı olarak konferans veren Prof. Dr. Önerci, yurt dışında çeşitli kurslarda da yine davetli öğretim üyesi olarak eğitim verdi.
Prof. Dr. Önerci, Almanya, Rusya ve diğer çeşitli ülkelerde düzenlenen kurslarda canlı cerrahi ile dünya cerrahlarının eğitimine katkıda bulundu.

Prof. Dr. Önerci, 2001-2004 tarihleri arasında Uluslararası Horlama ve Apne (Ronkopati) Derneği Başkanlığı’nı, 2004-2006 tarihleri arasında Avrupa Rinoloji Derneği Başkanlığı’nı, yine 2004-2005 yılları arasında Uluslararası Burun İnfeksiyon ve Allerjileri Derneği (International Symposium on Infection and Allergy of the Nose) Başkanlığı’nı yürüttü.
HÜ Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Önerci, halen Uluslararası Rinoloji Derneği’nin Genel Sekreterliğini yapıyor.

Yorum bırakın

İŞİTME TARAMA PROGRAMI & KOKLEAR İMPLANT

Her sene ülkemizde 4 bin bebeğin işitme kaybıyla doğduğunun tahmin edildiğini belirten Ulusal Yeni Doğan İşitme Taraması Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ali Özdek, yapılan tarama programı ve koklear implantlar sayesinde işitmenin bir kusur olmaktan çıktığını dile getirdi.

Türkiye’de yeni doğan her bin bebekten 3’ünde işitme kaybı olduğu düşünülüyor. İşitme kaybının erken tanınması dil ve lisan gelişimini direk etkiliyor. İki yaşına kadar olan dönemin bebeklerin dil gelişimi dönemi olduğunu kaydeden Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Kliniği Şef Yardımcısı Doç. Dr. Ali Özdek, “Yeni doğan bebekler duyduğu sesleri algılayarak 2 yaşına kadar konuşmaya başlıyor. Bebek duymazsa konuşmayı da öğrenemiyor. Yapılan istatistiki çalışmalar gösteriyor ki her sene ortalama 4 bin bebek işitme kaybıyla doğuyor. Erken tanı konduğunda bu bebeklerin yüzde 90’ı tedavi edilebilir” bilgisini verdi.


“180 İşitme Tarama Merkezi, 1 Yılda 500 Bin Bebek Taradı”
Erken tanı için Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün ‘Ulusal Yeni Doğan İşitme Taraması Programı’nı yürüttüğünü kaydeden Doç. Dr. Özdek, “Ana Çocuk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün önderliğinde son 3 yıldır yurt genelinde yeni doğan bebeklere işitme taraması yapılmaktadır. Oto akustik emisyon ve otomatik ABR adı verilen 2 tane özel cihaz ile tarama işini yapıyoruz. Bebeğin kulağına yerleştirilen küçük bir kulaklık ile verilen sesin iç kulaktaki yansıması aynı cihazla toplanarak bebeğin duyup duymadığı tespit ediliyor. Türkiye’de her ilde tarama merkezlerimiz var. Toplam 180 tarama merkezimiz var. Tarama birkaç dakika sürüyor. Tarama sonucunda işitme kaybı tespit edilen bebeklere daha detaylı tetkikler yapılıyor. 2009 yılında yaklaşık 1 milyon 300 bin bebek doğdu ve bunların 500 bininde işitme taraması yapıldı. Yıllık doğum sayısı bini geçen hastanelerin hepsinde bir işitme taraması ünitesi olması hedefleniyor. Bu üniteler Üniversite ve Sağlık Bakanlığı hastanelerinde açılıyor. Özel hastaneler isterlerse gönüllü olarak bu programa katılıyorlar. Oradaki personel eğitimini üstleniyoruz. Ankara’daki tüm hastanelerde tarama programı yürütülüyor. Hiç bir ücret alınmıyor. Şu anda ülke genelinde her ilde en az bir tane işitme taraması yapan merkezimiz var” diye konuştu.


Yeni doğanlarda İşitme Kaybı Nasıl Oluşur?
Doğuştan işitme kaybının genellikle genetik sebeplerle meydana geldiğini kaydeden Doç . Dr. Ali Özdek, “Annenin hamileyken kullandığı bazı ilaçlar, annenin hamile iken geçirdiği bazı rahatsızlıklar, toksoplazma, kızamıkçık gibi bazı enfeksiyonlar doğuştan işitme kaybı ile doğumda etkili. Bebeğin düşük ağırlıklı veya prematüre doğması, bebeğin yoğun bakım gerektirecek bir rahatsızlığının olması işitme kaybı için risk faktörü. Menenjit, kan değişimini gerektirecek düzeyde sarılık geçirmesi, yüksek ateşli bir hastalık veya havale geçirmesi, iç kulağa zararlı bir takım ilaçlarla tedavi görmesi, ailede doğuştan işitme kaybı olan bireylerin varlığı diğer risk faktörlerini oluşturmakta. Bu bebeklerin işitmelerinin 3 yaşına kadar 6 ayda bir kontrol edilmesi gerekiyor. Ayrıca Sağlıklı bebeklerinde dil ve lisan gelişmelerinin kontrol edilmesi lazım” dedi.


İşitme Testi Olumsuz Çıkarsa?
İşitme testi sonucunun olumsuz çıktığı hallerde neler yapıldığı ile ilgili Doç. Dr. Özdek şu bilgileri veri: “Bu bebeklerin ileri test yapılan merkezlere gönderilmesi gerekiyor. Gazi Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara numune Eğitim araştırma Hastanesi, Dışkapı Eğitim Araştırma Hastanesi, Marmara Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi, Gaziantep Üniversitesi, Dicle Üniversitesi ve İnönü Üniversitesi’nde ileri testlerin yapıldığı merkezler yer alıyor. Bu merkezlerde tanı kesinleştiriliyor.”


Koklear implant Doğuştan İşitme Kaybı Olanlara Umut Veriyor
Yapılan muayeneler sonucunda işitme kaybı belirlenen bebeklerde izlenen yol ile ilgili Doç. Dr. Özdek, “Kayıp belirlenmişse, işitme cihazı ile birlikte çocuğa eğitim verilmesine paralel olarak gelişim takip ediliyor. Çocukta hastalık belirlenmişse, halk arasında biyonik kulak adı verilen Koklear implant programına alınıyor. Genellikle 1 yaşında bu implant takılıyor. Yeni doğan işitme taramasının amacı ilk bir ay içerisinde tarama programını yapmış olmak. Tarama testinde tespit edilen işitme kaybı şüphesi olan bebeklerin üst merkezlere yönlendirilerek ilk 6 aylık dönemde tanılarını kesinleştirmiş olmak. Yeni doğanların 6. ayında tedavilerine başlamış olmak. Bebekler tamamen sağır bile olsalar, erken tanı konulup gerekli müdahaleler yapıldığında 6 yaşına geldiklerinde yaşıtlarıyla aynı derecede konuşan ve ilkokula başlayan sağlıklı çocuklar haline geliyorlar. İşitme kaybı neredeyse özür olmaktan çıkmış durumda. Yeter ki erken teşhis yapılabilsin. Bizim için kritik yaş 2. dört yaşından sonra doğuştan olan sağırlıklarda başarı şansı azalıyor. Bu nedenle yeni doğan bebeklere işitme taraması yapılması gerekiyor. Dışkapı Eğitim Araştırma Hastanesi olarak on yılı aşkın süredir Koklear İmplant ameliyatlarını başarıyla gerçekleştirmekteyiz. Türkiye’nin en büyük odyoloji merkezlerinden birine sahibiz. Şu ana kadar 800ün üzerinde Koklear implant ameliyatı gerçekleştirdik. Yeni doğan bebeklere implant uygulandığı gibi, işitmesini sonradan kaybeden kişilerede uygulanabiliyor. İşitme kaybından ameliyata kadar geçen süre uzadıkça başarı şansı azalıyor” dedi.


Koklear İmplant Ameliyatı Nasıl Yapılıyor?
Koklear İmplant ameliyatlarının belirli kriterleri sağlayan işitme kaybı olan herkese uygulanabildiğini belirten Doç. Dr. Özdek, birçok hasta için başarılı sonuçlar elde etmenin mümkün olduğunu kaydetti. Koklear İmplant ameliyatını yapacak kişinin çok iyi bir eğitimden geçmesi gerektiğini ve bunun bir ekip gerektirdiğini vurgulayan Doç. Dr. Özdek, hasta seçim kriterlerinin de önemli olduğuna dikkat çekti. İmplant denilen aygıtın iki parçadan oluştuğunu dile getiren Doç. Dr. Özdek, “ İç parça denilen bölüm iç kulağa yerleştiriliyor. Kulak kepçesinin arkasındaki kemiğe gövdesi için bir yer açıyoruz. Bundan çıkan elektrotu da iç kulaktaki koklea’ya yerleştiriyoruz. Ameliyat bölgesi yaklaşık 1 ay sonra iyileşiyor. Bundan sonra dış bölge cihazı takılıyor. Bu da işitme cihazı gibi, iç bölge ile temas halinde olarak işitme sağlanıyor” şeklinde konuştu.

1 Yorum