Archive for category Meclisin Sağlık Elçileri

MECLİSİN SAĞLIK ELÇİLERİ SITKI GÜVENÇ

Sağlıkla ilgili yapılan yatırımlarla ilgili 5. Bölge teşviki ile ilgili yapılan düzenlemeler hakkında bilgi veren AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Sıtkı Güvenç, sağlıkta şiddet olaylarının önüne geçilmesi için yapılması gerekenler, DUS ile gelen düzenlemeler ve uygulanan sağlık politikaları hakkında birçok konuyu Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e değerlendirdi.
Eski sağlık sisteminin hekimleri muayenehaneye mahkûm ettiğine dikkat çeken ve sağlıkta performans yönetimi, performansa dayalı ek ödeme sistemi, son günlerde gündeme sıkça gelen sağlıkta şiddet konusunda yapılması gerekenler gibi birçok konudaki görüşlerini, 25 yıllık sağlık çalışanı olarak tecrübeleriyle dile getiren, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Sıtkı Güvenç, Sağlık Dergisine şu açıklamalarda bulundu: “Uzun yıllar sağlık müdürlüğü ve ağız ve diş sağlığı merkezi başhekimliği yapmış biriyim. 25 yıl sağlık personeli olarak çalıştım. Performans sistemi öncesini de sonrasını da çok iyi biliyorum. Performans uygulaması öncesi hekimler emeklerinin karşılığını alamıyorlardı. Maaş ve döner sermaye gelirleri yetersizdi. O dönemde hekimler partime çalışabiliyorlardı, o zamanlarda devlette belli bir gelir sevisine erişemedikleri için özel muayenehaneler açarak gelirlerini artırabiliyorlardı; ancak bütün hekimler böyle bir şansa sahip değildi. Alanında isim yapmış uzman hekimlerimiz, özelde iş yapabiliyorlardı. Pratisyen hekimlerin böyle bir şansı yoktu, sadece memurluktan edindikleri gelir de yetersiz kalıyordu. İstatistiklere göre özel muayenehane çalıştıran hekim sayısı yüzde 10-15 oranlarındaydı. Muayenehane hekimliğinde de bir takım sorunlar yaşanıyordu. Hastane ve muayenehane arasındaki koşuşturmacadan dolayı hekimlerimizin hem hastanede hem de özel muayenehanedeki verimliliği azalıyordu. Hastalardan bazıları maalesef özel muayenehanelere gitmeden hastanede yatak bulamıyorlardı, ameliyat olamıyorlardı. Hekimlerin büyük kısmını tenzih ederim ancak az sayıda hekimin yaptığı bu tip uygulamalar tüm hekim camiasını töhmet altında bırakıyordu. Vatandaşta şöyle bir algı oluşmuştu, muayenehaneden geçmeden yatak bulamazsın anlayışı vardı.
“Dinamik Bir Süreçten Geçiyoruz”
Değişim çoğu zaman karşımıza kabul edilmesi zor olarak çıkmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken ”Siz bir yenilik yapın; ama bunu hiçbir şeyi değiştirmeden yapın.” bu, mümkün olmasa gerek. Bu sistem her geçen gün daha da iyi olacaktır diye düşünüyorum. AK Parti hükümeti olarak çok büyük değişiklikler gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla süreç içerisinde de birtakım aksaklıkların olması sistemin yanlış olduğu anlamına gelmez. Bunlar ortaya çıktıkça düzeltilecektir. Eski sistemde hekimlerin aldığı maaşla belli bir yaşam standardı oluşturması mümkün değildi. Sistem hekimleri özel muayenehaneye mahkûm ediyordu. Daha sonra performans uygulamasında yeni düzenlemeler yapıldı. Bu genel hatlarıyla doğru bir uygulamaydı. Hekimler yaptıkları iş karşılığında puanlar alıyor, o puanlarla döner sermayeden pay alıyorlardı. İfade ettiğim gibi uygulama süreci içerisinde bazı aksaklıklar yaşanabilir. Süreç içerisinde birtakım düzenlemeler yapılarak bu aksaklıkların giderilmesiyle sistem geliştirildi. Dinamik bir süreçten geçiyoruz, çok büyük değişiklikler gerçekleştiriliyor.
Tam Gün Yasası Personel Yetersizliği Sıkıntısını Hafifletebilir
AK Parti Hükümeti, sağlık hizmetinden her vatandaşımızın mümkün olan en yüksek standartta yararlanabilmesini, temel haklar ve sosyal devlet anlayışının aslî unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. Çağdaş bilimin gereklerine uygun, etkin, verimli, kaliteli, hakkaniyete uygun, yaygın ve kolay erişilebilir sağlık hizmetini, herkese, her yerde ve her zaman sunabilmek amacı ile Sağlıkta Dönüşüm Programı hazırlanmış ve 2003 yılından itibaren uygulanmaya başlanmıştır. Diğer kamu görevlerinde olduğu gibi sağlık alanında da tam gün esasına göre çalışma sistemini uygulamak, bu programın hedeflerinden biridir. Ancak Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında gerçekleştirilen sağlık kurum ve kuruluşlarının tek çatı altında toplanması, her hekime bir odayla vatandaşlarımızın sağlık kuruluşunu ve hekimini seçme hakkı, aile hekimliği uygulaması, hizmet alımları, vekil ebe-hemşire çalıştırılması gibi daha birçok uygulama tam gün esasına geçişin de bir nevi altyapısını oluşturmuştur. Bugün sağlık kurumlarında verimlilik artmış, hekim sayısında kayda değer artış olmamasına rağmen muayene sayısında iki kat kadar artma gözlemlenmektedir. Üzülerek söylemek gerekirse ülkemizde sağlık çalışanlarının dağılımındaki dengesizlik; sözleşmeli personel istihdamı, devlet hizmet yükümlülüğü, vekil ebe-hemşire çalıştırılması gibi yöntemlerle en ücra yurt köşelerinde dahi personel bulundurulması sağlanarak büyük ölçüde giderilmekle birlikte sağlık çalışanı sayısındaki yetersizlik devam etmektedir. Tam gün yasası bu konudaki sıkıntıya çare olabilir diye düşünüyorum. Ayrıca dönüşüm programından önce uzman hekimlerde yüzde 10 civarında olan tam gün çalışma oranı, bu düzenlemeler sonrası yüzde 80’lere yaklaşmıştır. Kanuni zorunluluk bulunmamasına rağmen, hekimlerin büyük kısmının kendi tercihleri ile tam gün çalışmayı seçmeleri, sistemin tam güne geçişe hazır olduğunun önemli göstergesidir.
Yeni sistemle “Hekimler Muayenehaneye Mahkûm Olmaktan Kurtuldu
Başlangıçta Döner sermaye geliri yüksek, sabit maaş çok azdı. Döner sermaye gelirleri emekliliğe yansımıyordu. Dolayısıyla bir hekim sabit ücret ve döner ile belli bir rakamı yakalıyordu ancak emekli olduğunda emekli aylığı çok düşük kalıyordu. Birçok hekim ileri yaşlarına rağmen yaşam kalitelerini kaybetmemek için hala çalışmak zorunda kalıyordu. Daha sonra döner sermaye gelirlerinin bir kısmı sabit ödeme şeklinde ödendi. Hekimler muayenehaneye mahkûm olmaktan kurtuldu. Ortalama bir gelirleri oldu. Döner sermaye gelirlerinin bir kısmının emekliliğe yansıtılmasına başlandı. Ancak yine de kanaatimce yeterli değildir, daha da düzeltilmesi ve iyileştirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Hekimlerin emeklilik durumlarında da düzelme olacak. Başbakanımız, Sağlık Bakanımıza Hekimlerin emekliliğinin iyileştirilmesi ile alakalı olarak çalışma yapılması talimatını vermiştir.
“Dünyanın En Güvenilir İlaçları Bizim Ülkemizde”
Puan kazanmak için çok tetkik istendiğine inanmıyorum. Hekimlerimize haksızlık yapmış oluruz. Sağlık Bakanlığının istatistikleri de apandisit ameliyatlarının dünya ortalamasında olduğu sonuçlar var. Rakamlara göre konuşmak gerekiyor. SGK açıkları kontrol altına almak için çok ciddi denetimler yapılıyor. Dünyanın en güvenilir ilaçları bizim ülkemizde, çünkü barkot sistemi ile tüm ilaçlar kontrol altına alınıyor. Her vatandaş muayene olmadan önce kontrol ediliyor. SGK tüm işlemleri takip ediyor. Ülkemizde sıkı bir kontrol sistemi var.
“Hekime Yönelik Şiddete Karşı Toplum Bilinçlenmeli”
Öncelikle hekimlere yapılan şiddet uygulamalarının her türlüsünü üzüntüyle karşılıyor ve kınıyorum. Ne şekilde olursa olsun ne sebeple olursa olsun bunun kabul edilecek bir yanı da yoktur, hafifletici bir sebebi de yoktur. Hekimlerimiz veya diğer sağlık çalışanı arkadaşlarımız ne olursa olsun hiçbir şekilde böyle bir uygulamayı hak etmiyorlar. Hekime yönelik şiddete karşı çözüm bulunmalı. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesi için Sağlık Bakanlığı; tüm sağlık kurumlarında, “Çalışan Hakları ve Güvenliği Birimleri”nin kurulması konuyla ilgili eğitim programlarının yapılması, güvenlik tedbirlerinin artırılması gibi bir dizi tedbirler alıyor. Son dönemlerde hasta hakları uygulamaları oldukça revaçta dolayısıyla hekimlerimizin bir kusuru olursa bu konuda cezai müeyyidenin nasıl olacağı belli. Sağlık çalışanlarına uygulanan şiddet de karşılıksız kalmayacaktır. Bildiğiniz gibi kamu görevlilerine karşı işlenen şiddet olaylarının takibi şikâyete bağlı olmadığından, ilgili personelin şikâyetinin olup olmadığına bakılmaksızın yöneticiler olayı mutlaka adli mercilere intikal ettirecek. Özel sağlık kuruluşları da adli bildirim konusunda gerekli hassasiyeti gösterecek. Şiddete uğrayan sağlık çalışanı da “113” numaralı telefona doğrudan bildirim yapabilecek. Türkiye bir hukuk devletidir. Hiçbir suç cezasız kalmaz. Ortada bir suç varsa ve bu suçu işleyen gerek hekim olsun gerekse hasta yakını olsun hukuki olarak karşılığını bulur. Sağlık çalışanına uygulanan şiddet-yaralama, tehdit ve hakarete karşı hukuksal olarak hak arama yöntemleri hukuk sistemimizde bulunmaktadır. Bunlar esas itibariyle iki türlüdür. Ceza hukuku araçlarıyla ve tazminat hukuku araçlarıyla hak aranması mümkündür. Yakın zamanda bir Hekimimizi kaybettik. Toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi gerekiyor. Hasta ve yakınlarının sağlık çalışanlarına şiddet uygulanmasının yanlışlığı konusunda bilinçlendirilmesi de büyük önem taşıyor. Bakanlık bu konuda çalışmalar başlattı, bakanlığımız üzerine düşeni mutlaka yapar; ama kamuoyunda da şiddete karşı bir toplum bilincinin oluşması gerekiyor. Her hekimin başına bir polis görevlendiremeyiz. Öyle bile olsa muayene sırasında yalnız kaldığında yine saldırısını yapar. Son dönemlerde hekimlerimize yapılan saldırılar tüm sağlık camiasını derinden üzmüştür. Amacı, insanlara hizmet olan, hayat kurtarmak olan hekimlere toplum olarak sahip çıkmalıyız. Toplumsal duyarlılık son derece önemlidir.
“Mezun Olmadan Kimlerin Asistan Olacakları Belliydi”
Üniversite sınavı, tıpta uzmanlık sınavı (TUS) ve diş hekimliği uzmanlık sınavını (DUS) adil buluyorum. Sınav olmasaydı belki de okullar Anadolu insanına kapatılırdı. TUS’u da olumlu buluyorum, üniversitelerde adil eğitim alma hakkı tanıyor. DUS bu anlamda çok iyi oldu. Bende İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi mezunuyum ve mezun olmadan kimlerin asistan olacağı belliydi. Ders notu olarak bizden düşük olduğu halde kimlerin olacağı söyleniyordu gerçektende oldu. Doktora öğrencisi olan diş hekimlerinin mağduriyetinin düzenlenmesi için kanun teklifi verdim. Benim fikrim, doktora öğrencisi diş hekimlerine öncesinde verildiği gibi uzmanlık hakkı verilmeli.
“Ağız Diş Sağlığında Özelden Hizmet Satın Alınmalı”
Diş hekimliği hizmetlerinde merkeziyetçilik oluştu. Bunda suçlu aramıyorum. Ancak bir iletişimsizlik var. Türkiye’de 22 binin üzerinde diş hekimi var. 7 bin civarında kamuda çalışan diş hekimi var. Dolayısıyla kamuda çalışan 7 bin hekim ile tüm toplumdaki diş problemi çözülemez. Genel sağlıkta eczacılık hizmeti satın alındı. İnsanımız bunun faydasını ve rahatlığını gördü, yaşadı. Ağız diş sağlığı hizmetlerinde de özel muayenehanelerden hizmet satın alımı yapılarak Ağız Diş Sağlığı Merkezlerindeki yoğunluk azaltılabilir. Bu şekilde rekabet ortamı oluşturularak kalite artırımı sağlanabilir. Bu hizmet sadece kamuya bırakılmamalı. Hâlihazırdaki durumuyla Ağız Diş Sağlığı Merkezleri tekel görünümü sergilemekte. Belirttiğim gibi özelden hizmet satın alımı yapılarak hastanelerimizin yoğunluğu biraz daha azaltılarak hizmetin kalitesi artırılmalı, rekabet ortamı oluşturulmalı.
 
“Hekim Babasıyım”
Asistan hekimler özellikle cerrahi branşlarda çalışan asistanlar hem çok çalışıp hem de yeterli ücret almıyor. Sağlık Bakanlığı bu konuda düzenleme yapacak. İki kızım da tıpta okuyor. Mecburi hizmet için ücra bir yere gidiyor. Ancak o yerde yaşayanlara da hizmet vermek zorundayız. Çocuklarıma da söylüyorum, hekimlikte özel hayatınız mesleğinizle sınırlı, bunu bilerek seçin.”
Sağlık Yatırımına 5. Bölge Teşvik
Sağlık sektöründe kullanılan materyallerin çoğu ithal ediliyor. Bu da ciddi anlamda cari açığımızı büyütüyor. Artık stratejik ürünler içerisine dâhil edilen sağlık ürünleri, bu konuda teşvik veriliyor. Sağlıkla ilgili ülkemizde nereye yapılırsa yapılsın, 5. Bölge teşviklerinden faydalanıyor. KDV, gümrük ve vergi indirimi, SGK destekleri, yer temini, ücretsiz arazi temini var.
Kahramanmaraş’a Yeni Üniversite Hastanesi
Birinci basamak sağlık hizmetleri aile hekimliği tarafından yürütülüyor. 10 hastane bin 589 yatakla hizmet veriyor. Türkiye ortalamasının çok altında çalışıyoruz. Üniversite hastanemiz hizmetlerini devlet hastanelerimizin binalarında sürdürmekte. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 400 yataklı Araştırma ve Uygulama Hastanesi olarak ihale edilen ve temeli 8 Ekim 2001 tarihinde atılan hastanemizin de inşaatı bitme aşamasına gelmiştir. Çok yakında hizmete açılacaktır. Yaklaşık yüz bin metre kare alana sahip bu binamızın da hizmete girmesiyle sağlık hizmetlerinde ciddi oranda rahatlama yaşanacaktır.”
Reklamlar

Yorum bırakın

MECLİSİN SAĞLIK ELÇİLERİ CANDAN YÜCEER

Sağlıkta Dönüşüm’ün performans sistemi ile hekimlere adeta “Bak Kazan” sistemini getirdiğini belirten CHP Tekirdağ Milletvekili Dr. Candan Yüceer, sağlıkta taşeronlaşmanın arttığı, yabancı hekimin ucuz iş gücü ve niteliği belli olmayan personel anlamına geldiğini, Ergene’nin kanser saçtığını, uygulanan sağlık politikalarındaki doğruları-yanlışları ve birçok konuyu Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e değerlendirdi.
Hükümetin uyguladığı politikalar sonucu sağlık hizmetindeki aksaklıkların sorumlusu olarak sağlık çalışanlarının gösterilip, hedef tahtasına oturtulduğunu dile getiren CHP Tekirdağ Milletvekili Dr. Candan Yüceer, sağlık sistemi hakkındaki görüşlerini Sağlık Dergisi’ne anlatarak, şunları söyledi: “Sağlık hizmetinde kesinlikle kaliteden taviz verilmemesi gerekir. Sağlık bir toplumun geleceği açısından en önemli alanlardan biridir ve sağlık bir toplumun geleceğini etkiler ve belirler. Tam Gün 2009 yılında Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda kabul edildi. 2010 yılında da 5947 sayılı Kanun çıktı. Bu yasayla kamu kurumlarında çalışan tüm hekimlere tam gün çalışma zorunluluğu ve bunun dışında muayenehane, iş yeri hekimliği gibi meslek icrası yasağı, performansa dayalı ek ödeme, zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası gibi değişiklikler yapıldı. Partimiz 5947 sayılı yasanın 11 maddesinin bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa mahkemesine götürmüş ve Anayasa mahkemesi performansa dayalı ek ödeme sistemini anayasaya aykırı bulmuştur. Yürütmenin durdurulması için de Danıştay 5. dairesine dava açılmış, Danıştay 5. Dairesi kamuda görevli hekimlerin muayenehane açabileceğine hükmetmiştir. Sonrasında Bakanlık yargı kararlarına uymamış, yasa sağlık hizmetlerini aksatmış, birçok karışıklık ve sıkıntıya neden olmuş olmasına rağmen, 26 Ağustos tarihinde çıkarılan 650 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’nin içine ilişik “Tam Gün” uygulamaya girmiş oldu.
Tam Güne Karşı Değiliz
Ben hekim olarak “Tam Gün”e karşı değilim. Gerçekten sağlık hizmetini bir insan hakkı olarak görüyorum. Bir yaşam hakkı olarak görüyorum. Ama bu hak tabi ki herkesin kolayca ulaşabileceği, eşit bir şekilde alabileceği ücretsiz ve finansal sürdürülebilirliği sağlanmış ve kaliteli bir şekilde erişmesi gereken bir hak olarak verilmeli. Sağlık hizmeti veriyorsanız kesinlikle niteliği ve kalitesi çok yüksek olmalı. Bu şekilde uygulanan bir sağlık hizmetini; sağlık çalışanlarının emeğinin karşılığını alabildiği, uygun çalışma koşullarında hizmet verebildiği, insan onuruna yaraşır bir şekilde yaşayabildiği bir tam günü sonuna kadar savunduk bundan sonra da savunmaya devam edeceğiz.
Tam gün uygulamasının amacı nedir? Amaç daha iyi ve kaliteli hizmet, daha erişilebilir ve ucuz hizmet değil midir? Ancak Sağlıkta Dönüşüm Programıyla birlikte tam gün uygulamasında bu süreç böyle işlemedi. Bu uygulama ile hastalar mağdur edildi, tıp fakültelerinde eğitim durdu, asistanlar hocasız bırakıldı ve eğitim alamaz hale geldi. Sağlığın temel unsurlarından olan sağlık çalışanlarının sorunları top yekun görmezden gelindi. Hastanelerde doktorlar tam gün nedeniyle ameliyatlara giremedi, ameliyatlar durdu, hastalar günlerce sedyelerde ameliyat olmayı bekledi. Süreç içerisinde hem sağlık çalışanları hem de hastalar mağdur edildi.
Herkesin Hakkını Vererek Hizmet Kalitesini Artırabilirsiniz
Bu sistemde sağlık hizmetindeki aksaklıklar ve kalitedeki düşmenin tek nedeni olarak “sağlık çalışanları” gösterildi ve hedef tahtasına oturtuldu. Sağlık çalışanları “itibarsızlaştırıldı”, şiddete maruz kaldı ve çalışma şevkleri kırıldı. Hemen hemen her gün bir hekim, hemşire ya da bir sağlık çalışanı şiddete maruz kalıyor. Bakın 2009 yılında 23, 2010 yılında 27, 2011 yılında 49 sağlık çalışanı hasta ve hasta yakınları tarafından şiddet görmüş. Yıllar itibarıyla şiddet olaylarında ciddi bir artış var. Sağlık hizmeti hekimiyle, hemşiresiyle sağlık çalışanları ve hastalarla bir bütündür. Sağlık hizmetinde; hekimi de hastayı da sağlık personelini de kimseyi mağdur etmeden, herkesi mutlu ederek, insanlık onurunu koruyarak, hakkını vererek sunmak esastır. Ancak bu şekilde sağlık hizmetinin kalitesini yükseltebilirsiniz. Sağlık hizmetindeki sorunların tek sorumlusu bu sektörün çalışanlarıymış gibi gösteriliyor. Oysaki bu sorunların temel sebepleri meslek örgütleriyle, muhalefetle, ilgili kurum ve kuruluşlarla hiçbir istişare yapmadan kendi bildiğini okuyan ve sağlığı yap-boz tahtasına çeviren Sağlık Bakanlığıdır.
28 Kasım Tarihinde Tam Gün Delindi!
Sayın Başbakan’a geçmiş olsun, kendisine acil şifa diliyorum. Başbakan ülkesi için, ailesi için, tüm sevenleri için elbette çok kıymetlidir. Ancak size 3 yaşındaki Mehmet Arda’dan bahsetmek istiyorum. O’da annesinin, babasının, ailesinin biricik oğlu, torunu ve onların en kıymetlisi. Mehmet Arda’da, doğumsal olarak her iki kulakta koklear ve 7. kranial sinir bulunmaması nedeniyle total işitme kaybı var. Ve tek tedavi yolu beyin sapı implantasyonu. Ancak performansa girmeyen hocaların, hastaları muayene etmesine ve ameliyat yapmasına Kanun Hükmünde Kararname ile izin verilmediği için bu ameliyatı yaptıramıyorlar. Annesi çocuğunun ameliyatını yaptırabilmek için büyük bir çaresizlik içinde kapı kapı dolaşıyor ve henüz bir sonuca ulaşabilmiş değil. Sayın Başbakan için delinebilen bu yasa ile tedavi bekleyen hastalar, kanser hastaları ve Mehmet Arda gibi hastalar mağdur edildi. Acil yapılması gereken ameliyatlar yapılamadı. Aylardır birçok tıp fakültelerinde eylemler yapılıyor; İstanbul Tıp Fakültesi, Cerrah Paşa Tıp Fakültesi ve tüm Türkiye hastanelerinde yapılan grev ve eylemler hiçbir sorun olmadığı için yapılmadı. İşte yapılan eylemlerin asıl amacı; Sayın Başbakanın da yaşamak zorunda kaldığı bu mağduriyete dikkat çekmekti.
Sağlık Hizmet Kalitesinde Kayıp Var
Hastanelerde eğitim aksıyor. Eğitim verecek hocalar yok, eğitim alacak öğrenci ve asistanlar eğitim alamıyor. Asistanların eğitimi aksamakta ve üniversite hastaneleri gerçekten çalışamaz duruma geldi. Peki tam gündeki amacımız neydi bizim, yani sağlık kalitesini artırmak hekimi akşama kadar orada tutmak ve verdiği hizmet kalitesini artırmak değil mi? Şu anda hizmet kalitesinde bir artış yok. Tam tersi nitelikli kayıp var. Hani sağlık daha iyi ve herkese eşit olacaktı. Böyle bir eşitliği de göremiyorsunuz. Niteliksiz hizmet, eğitim için daha da azalan zaman, tıbbi araştırmaların zaman kaybı ve artı maliyet unsurları olarak değerlendirilmesi, hekimlere verilen döner sermayeler tedavi edici hizmetlere odaklandığı için tedavi merkezli sağlık hizmeti anlayışı, sağlık hizmetlerinin nitelik kazanmadığı tam tersine kaybettiği ve sağlık sunumunda eşitliğin olmadığı yaşanarak görülmüştür.
Şans Oyunlarında Kazı Kazanı Görmüştük, Sağlıkta Dönüşüm Programıyla da “Bak Kazan” ı Gördük
Performans Sistemi adı altında doğru tanı ve tedaviye bakılmadan ne kadar çok hasta bakarsanız o kadar çok kazanırsınız diyen, nitelikten ve kaliteden yoksun, hastaları müşteri gibi gösteren, doktora adeta bak kazan diyen bir sisteme kavuştuk. Bu sistemle ekip çalışması zedelenmiş iş barışı, çalışma barışı bozulmuş rekabete dönüşmüştür. Puanlama sisteminde adaletsizlik var. Biz hekimler, bilgi birikimi ve tecrübenin sonunda çıkan “hastalık yoktur hasta vardır” cümlesinin önemini baktığımız her hastada tekrar tekrar hatırlarız. Siz bunu 3 dakikalık tıpla sağlayamazsınız. Her hastanıza ayıracağınız zaman, uygulayacağınız tedavi ve yaklaşım farklı olacaktır. Dolayısıyla bunun bir paket programı yoktur. Şans oyunlarında kazı kazanı görmüştük, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile de “bak kazan”ı gördük. Ama sağlık hizmetleri bir oyun alanı değildir. Bu alanı oyun alanına çevirenler ne kadar tehlikeli bir oyun oynadıklarının hala farkında değiller. Unutulmamalıdır ki sağlık hizmetindeki ihmalin telafisi yoktur. Performans sistemiyle istediğiniz tetkik, yaptığınız ameliyat oranında kazanç anlayışı getirilerek eğitim ve tıbbi araştırmalar zaman kaybı ve maliyet unsurları olarak değerlendirilmekte. Özellikle tıp fakülteleri öğrenci yetiştiren, bilimsel araştırma yapan, hastalara tanı ve tedavi hizmeti görevlerini denge içinde yürüten kurumlardır. Tıp fakültelerini sadece hasta hizmeti birimleri haline dönüştürmek eğitimi aksatır, kalitesini düşürür, bilimsel araştırmalar olmaz. Bu da gelecek nesil hekimlerin donanımsız yetişmesine neden olur. Sağlığın eğitim kısmı göz ardı edilirse 10 yıl sonra bu ülkenin sağlık hizmet sektörü çöker.
KHK ile Meclis By-pass Ediliyor
3 Mayıs-3 Kasım 2011 tarihleri arasında bizden önceki yasama yılında TBMM’ne Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi verildi. Ve bu hakkın bitmesine bir gün kala 12 Kanun Hükmünde Kararname çıkarıldı bakın bu KHK’lar ile yepyeni bir yönetim anlayışı oluştu. İktidar yangından mal kaçırırcasına bildiğini okuyarak, meclisin yasama görevini görmezden gelerek hem yasa yapmaya hem de uygulamaya başlamıştır. İlgili komisyonlara gelmeden, konuşulup tartışılmadan, ilgili kurumlarca yeterince incelenmeden, sivil toplum kuruluşlarının fikri sorulmadan, kapalı kapılar arkasında bürokratlar ve bankanın dışında kimsenin bilmediği Kanun Hükmünde Kararnameler çıkarılıyor. Adalet Bakanlığı ile ilgili KHK’nın içine tam günle ilgili düzenleme konuluyor. TÜBA, IMKB gibi kurumların özerk yapısı ortadan kaldırılarak devletleştiriliyor. Düşman Polatlı’ya kadar geldiği zaman bile çalışan Milletin Meclisi artık çalıştırılmıyor, by-pass ediliyor. Tabi ülkemizde ileri demokrasi olduğu için artık hukuk devletine ihtiyaç yok.
Hastaneler Genel Sekreter Tarafından Yönetilecek
TBMM’nin yetkisi dolmadan çıkarılan KHK’lerden biri de 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri hakkında Kanun Hükmünde Kararnamedir. Kararname ile insancıl çalışma koşullarında hizmet üretmek için gerekli bütün yasal güvenceler ortadan kaldırılmıştır. Bu KHK’ye göre tüm illerde Kamu Hastane Birlikleri kurulacak ve bu birlikler genel sekreter tarafından yönetilecektir. 663 Sayılı KHK’ye göre 1. 2. ve 3. basamak hastaneler Kamu Hastane Birlikleri çatısı altında toplanacak. Hastaneler; tıbbi ve mali kriterler, kalite, hasta-çalışan güvenliği ve eğitim kriterleri çerçevesinde Kurumca belirlenecek usul ve esaslara göre 6 ayda bir ya da 1 yıllık süreyle değerlendirilmeye tabi tutulacak ve bu değerlendirme sonucunda hastaneler (A), (B), (C), (D) ve (E) şeklinde sınıflandırılacak. Genel Sekreter birliğin en üst karar ve yürütme organı olacak. Mevcut yapı kamu hizmetinin görüldüğü bir kurum olmaktan çok sağlık hizmetlerinin verildiği bir işletmeye dönüştürüldü. Böyle bir sistemde kaliteli hizmetten söz etmek çok zordur. Bu mantıkla hastaneler ancak ticari mantıkla yönetilerek özelleştirilecektir.
Yabancı Hekim Ucuz İş Gücü, Niteliği Belli Olmaya Personel
663 sayılı KHK ile yapılan önemli bir diğer değişiklik ise Türkiye’de görev yapan doktor ve hemşirelerde TC vatandaşı olma şartının kaldırılmasıdır. Böylelikle ucuz iş gücünün önü açılmıştır, bu da nitelikleri belli bile olmayan yabancı hekimlerin ülkemize gelerek hizmet vereceği anlamına gelmektedir. Bakanlık her ne kadar ülkemizdeki doktor ve hemşire açığını kapatmak adına böyle bir değişiklik yaptığını söylese de ülkemizdeki bu açığın kapatılması için başvurulan yöntem doğru değildir.
Asistanların Paraları Düşük İş Yükleri Fazla
Asistan hekimler çok zor şartlarda çalışıyorlar. Nöbet saatleri çok fazla, döner sermaye ödemelerindeki adaletsiz dağılım en büyük sorunlardan biri, maaş gelirleri çok düşük. Sonlarının ne olacağı belli değil ve yap-boza dönüşen sağlık sektörü nedeniyle gelecek kaygısı içindeler. Sağlıkta Dönüşüm sürecinde ortaya konulan uygulamalar nedeniyle ciddi anlamda eğitim boşlukları var. Ne aldıkları eğitim, ücret ne de çalışma koşulları beklentilerini karşılamıyor. Ciddi anlamda mağduriyet yaşarken psikolojik olarak da baskı altındalar. Büyük umutlarla çıktıkları bu yolun uygulanan sağlık politikalarıyla bu kadar engebeli hale getirilmesi onları umutsuzluğa sürüklemektedir.
Medikal Sektörün Sorunlarından En Önemlisi Ödemelerin Gecikmesi
Tıbbi malzeme, hastalıkların tanı ve tedavisinde kullanılan geniş bir ürün yelpazesinin tanımıdır. Sağlık sektörünün en önemli yan kuruluşları olan medikal sektörün hastanelere verdikleri hizmetin karşılığının ödenmemesi sonucu sektörün önü tıkanmış durumda. Üniversite hastanelerine yönelik tam gün, doktora getirilen kısıtlama ile hastane gelirindeki azalma, üniversite hastanelerinin Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerle birleşmesi ve hastanelerin işletme güçlüğü içinde oluşu gibi nedenlerle alım yapılan medikallerin ödemesinde sorunlar yaşanıyor. SGK’na kesilen faturaların ortalama yüzde83 oranında geri gelmesi gerekirken ancak yüzde 55 i ödeniyor. Gelir azalımı ödemede güçlükler yaratıyor. Bütçe imkanı doğrultusunda medikal firmaların ödeme sırasını alıyor, fakat ödeme önceliği maliye bak tarafından belirlendiği için bu öncelik tabi ki yakıt, yiyecek gibi giderlere ayrılıyor. Medikal Sektörün sorunlarından en önemlisi ödemelerin gecikmesi.
Eczacıbaşı’nın İlaç Sektöründen Çekildiği Dönemi Bizzat Yaşadım
İlaç sektörünün durumu çok özel. İlaç pazarı çok büyük bir pazar ve bu sektörde rekabet çok fazla. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile ilaç harcamaları yüzde 44 arttı ve Türkiye dünyanın en büyük 10 ilaç pazarı içinde. İlaç pazarındaki rekabet çok güçlü, bu sektör içinde 2 tane yerli firma kaldı ve bunlarında bu rekabete ne kadar dayanacağı belli değil. İlaç stratejik bir ürün bu yüzden de sektöre hizmet veren yerli ilaç sanayi desteklenmeli, Ar-Ge, hammadde ve teknoloji desteklenmeli, teşvikler sunulmalıdır. Ödemeler konusunda daha duyarlı olunmalıdır. Sağlıkta dönüşüm nedeniyle son 10 yıldır yerli ilaç firmalarına yabancı firmalarla rekabet edebilmeleri için teşvik sunulmadı, yapılan sadece ilacın fiyatını düşürmek oldu. Bu da yerli ilaç firmalarına çok büyük zarar verdi. Eczacıbaşı’nın ilaç sektöründen çekildiği dönemi bizzat yaşadım.
Ergene Kanser Saçıyor
798 bin nüfusa sahip Tekirdağ çok hızlı göç alan 2. il. Hızlı nüfus artışı, plansız-kontrolsüz sanayileşme ile beraber sorunlar da büyümektedir. Ergene eskiden çok fazla canlının yaşadığı bir nehirken şimdi içerisinde kurbağa bile yaşamamakta. Ergene nehrindeki kirlilik basit bir çevre sorunu değildir. Çünkü bölge insanını büyük ölçüde ilgilendiren, artık çevresinde yaşayan insanların sağlığını olumsuz etkiliyor olması nedeniyle Ergene Nehrindeki kirlilik yaşamsal bir sorun haline gelmiştir. Ergene şu an zehir saçmaktadır ve sanayi lağımına dönüşmüştür. Ergene’nin suyu, su kalitesi ve temizliği açısından artık tarımsal sulamaya kesinlikle elverişli değildir. Ne yazık ki artık o bölgede sulu tarım yapılamıyor. Bölgedeki kanser oranları tırmanmış durumda. Bölgede artan kanser vakaları artık üniversitelerin de gözünden kaçmıyor. Kanser vakalarına göre Trakya Namık Kemal Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı kanser vakalarının arttığını ve bir an önce kanser kayıt ve araştırma merkezinin kurulması gerektiğine dair saptamalarını dile getirdi. Konuyla ilgili üniversitelerin Onkoloji Bölümlerinde paneller düzenleniyor. Ayrıca Ergene artık yalnızca Trakya’nın sorunu değil, ulusal bir problem. Çünkü bu bölgede yetişen tarım ürünlerinden tüm ülkeye dağıtılıyor. Ergene nehrindeki kirlilik ve gelecek yıllarda yaşanacak sağlık sorunlarının önüne geçilmesi için acilen bu konuya çözüm bulunmalıdır.
Tekirdağ’da 2 Bin 751 Kişiye Bir Uzman, 5 Bin 561 Kişiye Bir Pratisyen Hekim Düşüyor
Tekirdağ merkezde 400 yataklı bir devlet hastanesi alanı kamulaştırıldı. Çerkezköy’de 200 yataklı devlet hastanesi ihtiyacı var. Çorlu’da 400 yataklı devlet hastanesi tamamlanmak üzere. 2 bin 751 kişiye bir uzman, 5 bin 561 kişiye bir pratisyen hekim, 7 bin 400 kişiye bir diş hekimi ve bin 8 kişiye bir hemşire düşüyor. 1 hasta yatağına düşüne hasta sayısı 617. Personel ve yatak sayısı gün geçtikçe artıyor. Tekirdağ ilimizin hızlı göç alması nedeniyle nüfusunun her geçen gün artması göz önünde tutularak gerekli yatırımların yapılması lazım.”

Yorum bırakın

MECLİSİN SAĞLIK ELÇİLERİ TÜRKAN DAĞOĞLU

Son dönemlerde çok tartışılan performans sistemindeki paket program ve akademisyenlerin çalışmalarının değerlendirilmesi ile ilgili düzenlemelerin yapılmasının gerekli olduğunu belirten Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanvekili Prof. Dr. Türkan Dağoğlu, tam gün uygulaması, üniversitelerle Sağlık Bakanlığı işbirliğinde yaşananlar ve uygulanan sağlık politikaları hakkında birçok konuyu Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e değerlendirdi.
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ve getirdikleri, üniversitedeki öğretim üyelerine uygulanan paket programlarla performansın ölçülmesi, bilimsel çalışmaların teşviki için yapılanlar hakkında AK Parti İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Türkan Dağoğlu, düşüncelerini Sağlık Dergisi’ne anlattı. Üniversitede yıllarca görev yapmış, bilimsel araştırmalarla dünya literatürüne geçmiş olmasının yanında sağlık politikalarına objektif yaklaşımıyla dikkat çeken Dağoğlu, şunları söyledi: “Üniversite hastanelerinde hekim tam gün mesai ile çalışmalı. Akademik kariyer, misyon ve getirdiği gereklilikler göz önüne alındığında part-time yani yarı zamanlı çalışmayla bağdaşmamaktadır. Üniversitede ders veren, hasta bakan, ameliyat yapan ya da çalışma yaparak bilim üreten bir kişi kendi zihin ve mesaisini muayenehanede bekleyen hastalarıyla yormamalı. Tüm mesaisini yapmakta olduğu eğiticilik gereği bağlı bulunduğu kuruma adamalıdır. Akademik kariyer gibi zorlu ve yaklaşık 10-15 yıl gibi uzun bir süreci kaplayan meşakkatli yolu seçen kişilerin öncelikli düşüncelerinin yüksek gelir elde etmek olmaması gerekmektedir. Muayenehanecilik, bir işletme olarak, 21. yüzyıl sağlık koşulları ve gelişmiş sağlık teknolojileri göz önüne alındığında, geçmiş yıllardaki sağlık açıklarının doğurduğu bir boşluk doldurma ya da boşluktan faydalanma sisteminin ürünüdür.
“Muayenehanelerin İşlemesini Sağlayacak Bir Gereklilik Bulunmuyor”
Sağlık sistemi tamamen hastanelere kaydırılmış durumda. Hekimler kullanmakta oldukları muayenehaneleri devam ettirme özgürlüklerini yerine getirme arzusunda bulunuyorlarsa, bu kişiler üniversite olanaklarını kullanma hakkından vazgeçmelidir. Bağlı bulundukları kuruma gelen hastaları kendi muayenehanelerine yönlendirmeleri veya özel merkezlerde tedavi edemedikleri komplike vakaların tedavisine üniversite hastanelerinde devam etmeleri kurumsal ve hukuki yaptırımlarla engellenmelidir.
Doktor, özel hastanede baktığı hastasında bir komplikasyon çıktığı zaman bunu hemen bağlı bulunduğu kurum üniversitesindeki kliniğe getiriyor. Bu olmaz, bunu hangi hastanede yaptıysanız orada bunun tedavisini yapacaksınız. Üniversite hastanesinin kliniğini kullanarak komplikasyonu tedavi edemezsiniz. Bunun en doğru yolu hekimin tam gün çalışmasıyla olacaktır. Bu nedenle özellikle üniversite hastanelerinde görev yapan öğretim görevlilerine tam gün çalışmadıkları takdirde belirli kısıtlamalar getirilmeli ve böylece bu kurumlarda tam gün çalışmayı seçen hekimler arasında bir fark olduğu hukuken de ortaya konulabilmelidir.
“Performans Sisteminde Öğretim Üyesine Paket Program Olmamalı”
Performans sisteminin üniversite hastanelerinde kullanılabilirliği biraz kısıtlıdır. Performans sistemi 2003 yılından bu yana uygulanmakta. Ve bu sistem sağlık hizmetlerinin halkın tüm katmanları tarafından erişilebilirliği, verimliliği ve hizmet kalitesini ciddi olarak arttıran başarılı bir uygulama olarak karşımıza çıktı. Genel sağlık sigortası halkın sağlık hizmeti veren kurumlardan eşit olarak yararlanmasını sağlar. Bunun ikinci aşaması olarak getirilen performans ise bilgi ve deneyim anlamında üst düzey olan öğretim üyelerinin bu özellikleri ile halkın her birine hizmet etmesini kolaylaştırmaktadır. Bu uygulama ile hekimler, kamuya sağladıkları katkı oranında kendi gelirlerini de arttırma olanağı elde etmektedir.
“Performans Sistemi “Hastalık Yoktur Hasta Vardır” İlkesini Hiçe Saymakta”
Performans sisteminin bir bileşeni olan “paket programı” ile ücretlendirme, tıbbın en temel ilkesi olan “hastalık yoktur hasta vardır” ilkesini biraz hiçe saymakta. Her apandisit hastasını ya da kolasistitli hastayı aynı saymak ve yapılan ameliyatın, uygulanan tedavinin niteliğinden çok niceliği ile ilgilenmek doğru değil. Burada düzeltilmesi gereken durum, her bir ameliyatı ve her yapılan işlemi aynı paketin içine koymamaktır. Ben üniversite öğretim üyeliğinden gelen bir hekim olarak bazen hekimi de hastayı da zorlayan hastalıklar vardır. Onların farklı paketler içerisinde olması gereklidir. Bu düzenlemenin olmasını ben de isterim.
Performans sisteminin, çalışan ile çalışmayanı ayırmak için gerekli olduğunu düşünüyorum. Bir hafta ameliyata girmeyen öğretim üyesi ile her gün ameliyat yapan hekimler var. Bunu ayırmak için gereklidir.
KHK ile Bakanlık Teşkilatı Yeniden Yapılandırıldı
Kanun Hükmünde Kararname, hükümete verilmiş bir haktır, hukuksaldır ve yerine göre kullanılıyor. Sağlık Bakanlığı gelişmeleri gözeten, ülkemizin sosyo-ekonomik özelliklerine uygun yapısal, planlı ve sürdürülebilir bir Türkiye modeli hazırlamayı hedefliyor. Yürütmekte olduğumuz dönüşüm programının bileşenlerinden biri Sağlık Bakanlığının planlama, yönetme ve denetleme kapasitesini güçlendirmekti. Bu amaçla Bakanlık teşkilatı yeniden yapılandırıldı. Yeni yapıda politika oluşturma, temel kuralları belirleme ve üst denetim görevleri Bakanlığın bünyesinde oluyor. Bakanlığa bağlı kuruluşlar teşkil edildi; Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Temel Sağlık Hizmetlerini; Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, Hastane Hizmetlerini; Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu da ilgili düzenleme ve denetlemeleri yapacaktır. KHK cumhuriyet döneminde çıkartılan düzenlemeleri tamamen yeni bir boyuta taşıyarak ve sağlık sektörünü her yönüyle çok kapsamlı ele alan bir çalışmadır. Hastane yapılanmasından sağlık yatırımlarına, sağlık turizminden ilaç üretimine kadar tüm sektörü tek çatı altında ele alan bir düzenleme olarak başarılı buluyorum.
En Büyük Hizmetlerden Biri Tüm Sigortaların Tek Çatı Altında Toplanması
Hükümetimizin yaptığı en büyük hizmetlerden biri emekli sandığı, sosyal sigortalar, bağ-kur ve yeşil kartlıları aynı çatı altında toplanması oldu. Bu Türkiye için başlı başına büyük bir hizmet. Hastaların ne çektiğini biliyorum. Bu uygulama ile hastalar istedikleri kuruma gidip, muayene olup tetkik ve tedavisini yaptırabiliyor.
“Tam Gün ile Asistan Eğitimleri Düzenlenecek”
Sistem kökten değiştiği için bunun getirdiği zorlukların olması doğaldır. Tam gün yasasında asıl hedeflenen , profesörlerin özel sektör yerine eğitim verdikleri kuruma zamanlarını ayırmalarıdır. Öğretim üyesi üniversitede 2 saat durup özel hastaneye ya da muayenehanesine gitmeyecek. Üniversitede çalışıyorsa bütün gün orada duracak ve asistana eğitim verecek. Asistan istediği anda öğretim üyesine ulaşabilecek.
“Üniversiteler Eğitim Vermek İçin Yetersizse Devlet Destekler”
Üniversitelerle ilgili durum Sağlık Bakanı ile görüşüldü ve toplantı düzenlendi. Toplantıya birçok üniversitenin başhekimi ve dekanları katıldı. Marmara Üniversitesi’nin, Bakanlık ile işbirliği çalışmalarına başlamadan önceki ve sonraki başhekimleri de katıldı. Bu üniversitenin yıllarca yeterli bir hastanesi olmadı, son durumdan herkes memnun.
“Profesörlere Yönelik 8 Yeni Madde Gündeme Geldi”
Hekimlik mesleği sadece okumakla olmaz, çok hasta görmek gerekir. Bir hastanın teşhisinde deneyim çok önemlidir. Önceden öğrenciler, bir-iki hasta ile mezun olurken şimdi çok sayıda hasta görerek mezun oluyor. Üniversitedeki sorunların dinlenip, çözülmesi için bazı düzenlemeler yapılacak. Profesörlere yönelik 8 madde gündeme geldi. KHK ile ilgili madde çıkacaktı toplantıdan sonra o karar çıkmadı. Muhtemelen yeni düzenleme ile daha ileri bir tarihe ertelendi.
Bakanlık ve Üniversiteler Uzlaşıyor
Öğretim Üyelerinin istekleri arasında, özel sağlık sigortasının üniversite kliniklerinde de geçerliliğinin sağlanması yer aldı. Bilimsel Araştırma Kuruluna, bilimsel araştırma yapan akademisyene az bir pay verilirken, bunların arttırılması düşünüldü. Özlük haklarının ve emeklilik maaşlarının daha iyi hale getirilmesi öngörüldü.
“KHK Yerli Üretimi Destekliyor”
KHK ile yerli ilaç üretimi teşvik edilmekte ve desteklenmektedir. Yurt içi sanayi alımları desteklenecek, ihtiyaç halinde yerli ve yabancı alım garantili sözleşmeler yapılacak. İleri teknoloji, hizmet ve ürün sanayisinin geliştirilmesi için yurt dışından teknoloji transferine ve ofset uygulamalarına imkan sağlanacaktır.
İstanbul Üniversitesi’ne Yeni Hastane Teklifi Edildi, Akademik Kurul “Hayır” Dedi
İstanbul’da halk, sağlık politikalarından son derece memnun. Sistem değiştiği için bazı aksaklıkların olması doğaldır. Yıllardır alışılan düzen bozuluyor. Sorunların zaman içinde düzeleceğine inanıyorum. İstanbul Üniversite Tıp Fakültesi’nin hastaneleri çok eski olduğu için Sayın Başbakana gelen talep doğrultusunda yeni hastane verilmesi teklif edildi. Sayın Rektör, akademik kurul ile durumu anlattı, hocaların yüzde 95’i istemediklerini söyledi. Ancak eski binaların yenilenmesi uzun süreceği kendilerine iletildi.
Türkan Dağoğlu Kimdir?

Türkan Dağoğlu, 10 Eylül 1945’te Tekirdağ’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Aynı Fakültede Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları alanında uzman oldu. ABD New York Üniversitesi’nde Yenidoğan Bilim Dalında üst ihtisasını yaptı. 1982’de doçent, 1990’da profesörlük unvanlarını aldı. 1991-2002 yılları arasında yurt dışında değişik üniversitelerde misafir öğretim üyesi olarak bulundu. Üniversitelerarası Kurul Üyeliğine seçildi. İstanbul Tıp Fakültesinde Kadın Doğum ve Hastalıkları Anabilim Dalına bağlı olarak Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesini kurdu. Amerikan Biyografi Enstitüsü’nün “Yılın Başarılı Kadınları” listesine girdi. İngiltere’de Oxford Üniversitesinde yapılan Dünya Forumunda kendi adına “Şeref Madalyası” aldı. Anne ve çocuk arasında kan uyuşmazlığı hastalığı ile ilgili olarak uyguladığı tedavi yönetimiyle dünya literatürüne geçti. Sağlıklı Bebek Derneğinin, Anne ve Bebek Sağlığı Vakfının Kurucusu ve 2. Başkanı, Türk Neonataloji Derneği’nin Yönetim Kurulu’ndadır. İyi düzeyde İngilizce bilen Dağoğlu, evli ve 3 çocuk annesidir.

1 Yorum

MECLİSİN SAĞLIK ELÇİLERİ: ÖZGÜR ÖZEL

Hükümetin yaratmaya çalıştığı algının aksine; tam gün çalışmayı hekimlerin de istediğini ancak, çalışma koşullarının iyileştirilerek hekimlerin bu açmazdan kurtarılması gerektiğini belirten CHP Manisa Milletvekili Eczacı Özgür Özel, ülkemizde jenerik ilaç ve yerli üretimin durumunu, eczacıların yaşadığı sorunları ve uygulanan sağlık politikaları hakkında birçok konuyu Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e değerlendirdi.

Sağlık çalışanlarını ilgilendiren birçok konunun çözüm beklediği, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ve getirdikleri, ilaç üretiminde Türkiye’nin durumu, eczacıların yaşadığı sorunlar ve çözüm önerileri hakkında ana muhalefet partisi CHP Manisa Milletvekili Eczacı Özgür Özel, düşüncelerini Sağlık Dergisi’ne anlattı. Eczacı milletvekili olmasının yanında sağlık meslek örgütlerinde uzun yıllar her kademede görev almış olan, sağlık politikaları hakkında deneyime sahip TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi Özel şunları söyledi: “ Tam gün çalışma, bundan 31 yıl önce, 1978’de çıkartılan “Sağlık Personelinin Tam Süre Çalışma Esaslarına Dair Kanun” ile uygulanmaya konmuş ve hekimlere başta tam gün ve eğitici tazminatı olmak üzere çeşitli kazanımlar getirmişti. Ancak, çeşitli engellemelerle karşılaşılmış; yasanın öngördüğü ekonomik ve sosyal güvenceler uygulamaya yeterince yansıtılamamış; giderek de yanlış uygulamalarla yasayla elde edilen kazanımlar kısa sürede ortadan kaldırılmıştı. Sonunda da, 1980’de Tam Süre Yasası yürürlükten kaldırılarak, yarı zamanlı çalışmaya yeniden izin verildi. Dolayısıyla, sağlık personelinin, özlük haklarını ve çalışma koşullarını iyileştiren ve halk sağlığına daha verimli bir şekilde hizmet edebilmelerinin sağlayan bir niteliği olan düzenlemeye yıllardır ihtiyaç duyuyoruz.

“Tam Gün Taşeronlaşmaya Zemin Hazırlıyor”
Hekimlerimizin ve diğer sağlık personelinin tam gün çalışması “özlenen ve istenen” bir çalışma biçimi. Ancak mevcut haliyle, özlük haklarında iyileştirme getirmeyen, çalışma koşullarını kötüleştiren ve hatta taşeronlaşmaya zemin hazırlayan bir düzenlemenin sağlık alanında uygulanması güvencesiz ve kaynağının ne olacağı belirsiz bir ücretlendirme ve esnek çalışma sistemiyle sağlık çalışanlarına dayatılan bir sistem haline geldi. Hekimlerin serbest çalışma hakkına yönelik sınırlama ve noksanlıklarla, yaşam ve sağlık hakkı ile çalışma hak ve özgürlükleri ihlal edildi. Bu nedenle, özellikle Türk Tabipleri Birliği, Türk Eczacıları Birliği, Türk Diş Hekimleri Birliği gibi meslek örgütlerinin hiçbirinin desteklemediği bir uygulamayı hayata geçirerek Bakanlık, sağlık çalışanlarını doğrudan karşısına almış ve onların haklarını deyim yerindeyse gasp etmiştir. Bu bağlamda Hükümete yaptığımız en büyük eleştiri sivil toplumun söylediğine önem vermemesi.

“Yap Boz Tahtası gibi, Yapılanlar Sürekli Değiştiriliyor”
Değişiklik yapılırken meslek örgütleriyle hiç istişare yapılmıyor. Yapılanlar, dayatmacı bir tutum içinde oluyor. Önce değişiklik yapılıyor, sonra meslek örgütleri buna karşı çıkmak zorunda kalıyor. Bu durumu Türk Eczacıları Birliği’nde Genel Sekreterlik yaparken, 4 yıllık tecrübemden de biliyorum. Sağlık Bakanlığına, konuyu anlatsanız da proaktif şekilde önceden görüşseniz de “adet yerini bulsun” diye dinliyorlar. Ondan sonra bildiklerini uyguluyorlar. Sahada sorun çıktığında birlikte düzeltmeye çalışıyoruz. Sağlık Bakanlığı önce hatayı yapıyor sonra bunun hata olduğuna ikna olduğunda düzeltiliyor. Yap-boz tahtası gibi, yapılanlar sürekli değiştiriliyor. Yargıya gidildiğinde TEB olsun, TTB olsun Sağlık Bakanlığına ve SGK’ya karşı bu kadar çok dava kazanıyor olmasından çıkartılması gereken ana fikir, “bu işleri meslek örgütleriyle ve onlar ile istişare edilerek ulaşılacak ortak akıl ile yürütmek gerekiyor”.

Tam Güne Hekimler Karşı Değil
Halk, hekimler ve sağlık örgütlerinin Tam Gün yasasına karşı olduğunu düşünüyor. Ben burada sağlık çalışanlarının bu biçimiyle halka hedef gösterilmesine şiddetle karşı çıkıyorum. Buradaki esas nokta, sağlık hizmetinin hastaya sunumu, hizmeti alanında hizmeti vereninde hakkı korunmalı. Hastayı memnun ederken sağlık hizmet sunucularını mağdur etmemeniz lazım. Bugün sağlık hizmeti vatandaşlara eskiye göre daha hızlı ve kolay sunulduğu için memnun olabilirler ancak, bu hizmeti sunanın (hekimin, diş hekiminin, hemşirenin, ebenin, teknisyenin) huzuru ve mutluluğu da çok önemli. Çünkü hizmeti sunan mutlu değilse dönüp dolaşıp hizmeti alanı da mutsuz edecek noktaya geliyor, getiriliyor.

KHK 630 Hekim İçin mi Çıkartıldı?
Sağlık Bakanı, “Tam Gün, 630 hekimi ilgilendiriyor” diyor. Eğer 630 hekimi ilgilendiriyorsa nasıl çözülemiyor da durum kangren hale getiriliyor. Kanun Hükmünde Kararname(KHK) ile bu tip düzenlemeler yapmak, demokrasinin özüne aykırı. KHK’lar rejimi ile yönetiliyordu bir zamanlar ülke. Yine o günlere döndük. Meclisi by-pass etmek, halk iradesinin olgunlaştığı yere parlamentoya sırtını dönmek böylesi düzenlemeler için kabul edilebilir değil. Önerimiz, bu düzenlemelerin meclisin tümünün onayıyla hayata geçirilmesidir, hükümetin tek taraflı iradesi ile değil. KHK yetkisini geçen dönem Meclis geçmiş hükümete verdi, hukuken bu hakkı kullanabilirsiniz. Ama artık yeni bir meclis var. Süreç tıkanmasın diye Kabineye verilen bu yetki bu şekilde istismar edilmemeli. Bu gibi düzenlemelerin çözüm yeri Meclis’tir. Komisyonlar niye var bu kadar önemli değişikliler KHK ile olur mu?

Kamu Hastane Birliklerini Yeni KHK ile Çıkartacaklar
Yeni KHK çıkartıp Kamu Hastane Birliklerini bunun içine koymayı planlıyorlar. Buna da çok ciddi tepki göstereceğiz. Yapılacaklar, Komisyon’a getirilsin, tüm milletvekillerinin fikirlerini söylemesi mümkün olsun, eğer ki oluşursa ortak akıl ile çözmeye çalışalım ortadaki durumu. Ancak üzerine hiç düşünülmemiş ve hazırlıksız olunan bir konu kamu hastane birlikleri. Geçen dönemki taslakları biliyoruz ve o biçimiyle düzenlemeler hayata geçirilirse, sağlık hizmeti sunumu çok derinden yaralar alacak ve tam anlamıyla bir özelleştirme ve taşeronlaştırma sürecine terk edilecek hastane hizmetleri.

Halk ile Eczacılar ve Hekimler Karşı Karşıya Getiriliyor
Sağlık Bakanlığının “algı yönetiminde” izlediği yolu tamamen yanlış buluyorum. Verilen sağlık hizmeti, iş yükü nedeniyle gecikmesi veya nitelikli sunulamaması sonucu hekimler ile vatandaş karşı karşıya getiriyor. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet her geçen gün artıyor. İlaç fiyatları düşüyor, bu vatandaş için iyi, eczacılar karşı çıkıyor deniliyor. Bu doğru değil bunu çok net ifade etmemize rağmen kasıtlı olarak sadece siyasi kazanç uğrunda insafsızca bu düşünce yayılıyor. Eczacı ile vatandaş karşı karşıya getiriliyor. Bakanlık, gücü kendi meslektaşlarına karşı orantısız kullanıyor.

Düşük Ücret Baskısıyla Hekimlerden Verim Beklenmemeli
Performans sistemi ile piyasa koşullarına göre oluşturulacak bir ortamda düşük ücret baskısıyla ile karşı karşıya kalacak olan hekimler, bu durumda nitelikli bir sağlık hizmet sunumunu gerçekleştiremeyecek. Bununla birlikte özlük hakları kaybı, niteliksiz hizmet, eğitim için daha da azalan zaman, hekim niteliğinin düşmesi, sağlık hakkının tamamen gözden çıkarılması ve çalışanların sağlığının bozulması gibi sonuçlar gündeme gelecek.

Tıbbi Araştırmalar Zaman Kaybı ve Artı Maliyet Unsurları Olarak Değerlendirilecek
Hekim işgücü piyasası içinde, mesleki değerler kaybolmaya başlamış ve performans ödeme sistemi ile “tetkik/ameliyat” oranında “kazanç” anlayışı getirilerek sağlık hizmet üretiminin rekabet ortamına uygun üretilmesi desteklenmeye başlanmıştır. Örneğin, tıp fakültelerinde öğretim üyelerinin özlük hakları sağlık hizmet sunumu gerçekleştirip gerçekleştirmediklerine ve bunların adetlerine bağlanmış durumda. Bu da tıp fakültesindeki akademik eğitimin niteliğinin piyasaya uygun hale getirileceğini gösteriyor. Çünkü tıbbi araştırmalar zaman kaybı ve artı maliyet unsurları olarak değerlendirilecek. Ayrıca, hekimlere verilecek döner sermaye tedavi edici hizmetlere odaklandığı için tedavi merkezli sağlık hizmet anlayışı pekişecek. Bu durumda ilaç ve tıbbi malzeme tüketimindeki artış katlanarak devam edecek ve özellikle ilaç sektöründeki bağımlılığı artıran bir ortam oluşacak. Bakın, kimilerinin sağlık çalışanları için iyi oldu dediği performans sistemi insani değildir. Tüm hekimlerin ekonomisi belli düzeye getirilmeli ve sağlık ekibi olma ruhunu kaybetmemeleri sağlanmalıdır. Hekimler iyi bir emekli maaşı istiyor çünkü gelecekten korkuyorlar. KHK ile yapılan düzenleme sonucu “memur hekimlerin mesai saatleri bitiminde kamu kurumu dışında mesleklerini herhangi bir biçimde icra etmeleri yasaklanarak” Anayasa Mahkemesinin iptal kararı etkisiz hale getirildi. Tam gün Yasası ile gerçekleştirilemeyen uygulama bypass edilerek, yargı kararları görmezden geliniyor. Biraz önce de dediğim gibi bunlar, Meclisin gündemine gelmeli, orada hep birlikte karar vermeliyiz. Hem sağlık hizmet sunumunu geri döndürülemez biçimde değiştiren böyle düzenlemeleri kendi başınıza çıkartamazsınız.

Kamu Hastane Birlikleri ile Hastaneler Özelleşecek
Kamu Hastane Birlikleri Yasa tasarısı “özerkleştirme” adı altında süreç içinde “özelleştirmeye” giden bir yola dönüşecek. Hastane yönetimi meselesi elbette profesyonel bir uzman işidir. Ancak bu, hastane yönetiminde sağlık çalışanlarının söz sahibi olamayacağı anlamına gelmez. Sağlık çalışanlarının söz ve yetki hakkı ne kadar koparılırsa o kadar ticarileşiyor süreç.

“Ağırlıklı Ortalaması C Olan Hastaneler Birleştirilerek Birliğe Dönüştürülecek, Yıl Sonunda E Sınıfına Düşen Birliklerde Yönetim Değişecek”
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, Sayıştay, TODAİE ve TÜBİTAK gibi kurumların hastanelerin yönetimine dair hazırlamış olduğu birçok raporda ve araştırmada verimsizlik tespit edildiği ve nedeninin yönetim anlayışındaki eksiklikler olduğu öne sürülmüştü. 2007-2013 yılları kalkınma hedeflerini belirleyen Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda da yer alan hastanelerin idari ve mali özerkliğe kavuşturulmasının gerekliliği fikrinin ana dayanak noktası bu raporlardaki tespitler. Çözüm yolu olarak şu hastanelerin Sağlık Bakanlığı tarafından 100 üzerinden verilecek puanlar ile A,B,C,D,E gibi sınıflara ayrılması ve ağırlıklı ortalaması C olanların birleştirilerek Birliğe dönüştürülmesi ve tam bir ticari işletme gibi çalıştırılması. Öyle ki, hastanelerin performansları yani kârları onların sınıfının ne olacağını belirleyecek. Bakın, ağırlıklı ortalaması D sınıfına düşüp (yani zarar eden) yılsonunda E sınıfına düşen Birliklerde, yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin ve sözleşmeli pozisyondaki personelin sözleşmelerinin sona erecek olması ve ayrıca performansa dayalı hale getirilmesi hem sağlık çalışanlarının özlük haklarını ihlal edecek hem de sağlık hizmetinin kamusallığını zedeleyecek bir durum ortaya çıkaracaktır. Ben bu durumuyla Yasa Tasarısını destekleyemeyeceğimizi, kesinlikle “red oyu” kullanacağımızı ve Grup olarak etkili bir muhalefet gerçekleştireceğimizi belirtmek isterim.

İlaç Pazarındaki Gelişmeler ve Türkiye’deki İlaç Sanayinin durumu
2010 yılında 856 Milyar Dolar olan toplam dünya ilaç pazarının, 2015 yılında 1,1 Trilyon Dolar olacağı tahmin ediliyor. Pazar büyüyor daha da büyüyecek. Türkiye ilaç pazarı 2011 yılı sonunda 14,5 Milyar TL’ye yakın olacak. 2010 yılında bu değer 13,5 Milyar olarak gerçekleşmişti. İki yıl arasında artış var ama daha fazla olması gereken artış 18 Eylül kararları ile azaltıldı. İlaç firmaları daha fazla kar için daha fazla pay için birbirleriyle mücadele ederken, birde devletlerin ilaç fiyatlandırma politikalarından kaynaklı tasarruf tedbirlerini almaya çalışıyorlar. Portekiz, Almanya, İspanya, İtalya gibi ülkeler başta olmak üzere dünya devletlerinin sağlıkta reform uygulamaları içinde ilaç fiyat düşüşlerinin ana gündem maddesi olduğu ortaya çıkıyor. Diğer yandan ilaç pazarındaki rekabet o kadar güçlü ki, ilk 10 şirket içinde sadece 3 tane yerli firma kaldı ve bu firmaların da büyük şirketler tarafından alınacağı artık çok fazla konuşulmaya başlandı. İlacı stratejik bir ürün olmasından kaynaklı olarak, yerli ilaç sanayi mutlaka desteklenmeli, Ar-Ge ve birçok teknoloji yatırımı konusunda yerli firmalara teşvikler sunulmalı.

“Türkiye’de İlacın Üretiliyor Olması, Yerli İlaç Sanayimiz Olduğu Anlamına Gelmiyor”
Türkiye ilaç pazarı ülkemizin aleyhine şekilleniyor. Türkiye son 10 yıl içerisinde pazardaki ithal yerli dengesi, yerli ilaç üreticilerinin aleyhine, ithal üreticilerin lehine çok ciddi şekilde değişti. Her ülkede ilaç sanayi stratejik bir alandır ve öyle görülmelidir. Yerli ilaç sanayisi, üretimlerini teknolojilerini yenileyerek dünyaya satış yapabilecekleri noktadaydı. Son 8 yılda yerli ilaç sanayicilerinin çok uluslu ilaç firmaları ile rekabet edebilmeleri için hiçbir tedbir veya teşvik mekanizması yaratılmadı. Ayrım yapılmaksızın, temel hedef “ilacın fiyatını düşürmek” oldu. Bu noktada, yerli ilaç üreticileri çok ciddi zarar gördü.
“Sermayenin yerlisi yabancı olmaz” denmesine katılmıyorum, Türkiye’de ilacın üretiliyor olması, yerli ilaç sanayimiz olduğu anlamına gelmiyor. Yabancı firmaların Türkiye’de üretim yapmaları, istihdam yaratmaları, fabrikalar kurmaları ve vergi vermelerini önemsiyorum. Çok önemli hatta yabancı firmaları buna zorlamak gerekir. Ancak bu yerli ilaç sanayi anlamına gelmiyor.

Bülent Eczacıbaşı: “Yerli İlaç Sanayine Hiç Umut Vermiyorlar”
Katıldığım bir panelde Bülent Eczacıbaşı, ilaç sektöründen çıkmaya karar verdiklerinde, “yerli ilaç sanayine hiç umut vermiyorlar, biz köklü bir aile olarak ilaçtan çıkıyoruz” dediğini hatırlıyorum. Yerli firmaların çoğu yabancı sermayelere satıldı. İlk on firma içinde yalnızca üç firma yerli olarak görülebilir şuan. Çok kısa süre sonra hiç yerli ilaç üreticisi kalmamasından korkuyorum. Sağlık Bakanlığı’nın jenerik/eşdeğer ilaca yönlendirme yapması yerli ilaç sanayinin desteklendiği anlamına gelmez. Çünkü çok uluslu firmalardan alıyorsunuz yine çoğu jeneriği. Başka teşvik ve tedbirler alınmalı.

Eczacıların Durumu: “24 Bin Üzerinde Eczane ve Okumakta Olan 7 Bin Öğrenci Var”
Eczacıların yapısal sorunları hali hazırda yaşanan her türlü güncel sıkıntı ve sorunu çok daha fazla hissetmelerine neden oluyor. Bundan 10 yıl önce 7 tane olan eczacılık fakültesinin sayısı bugün 20’ye çıktı. Bugün, 24 binin üzerinde eczane var ve eczacılık fakültelerinde okumakta olan 7 bin öğrencinin yüzde 80’i eczane açmayı düşünüyor. Bu sürdürülebilir bir durum değil. Örneğin, mesleğe yeni katılacak Eczacılık Fakültesi mezunları için bir sene staj yapma şartı getirilmeli. Eczanelerde, yardımcı eczacı istihdamı belli kriterlere göre zorunlu olmalı. Diğer yandan, devlet hastanelerinde yatak başına düşen zorunlu eczacı istihdamı uygulaması getirilmeli ve tabi ki klinik eczacı alanı ülkemizde hak ettiği yere getirilmeli. Bir diğer deyişle, eczacılık fakültesinden mezun olanların serbest eczane açmak dışında eczacılık mesleğini daha fazla geliştirmek adına farklı istihdam alanlarına yönelmeleri için düzenlemeler yapılmalıdır. Bu eczacılık hizmetinin niteliğini de artıracaktır. Diğer yandan yapılacak olan en doğru adımlardan biri de daha fazla eczacılık fakültesi açılmaması ve mevcut eczacılık fakülteleri ilaç alanında dünya çapında bilimsel araştırmalar yapan yerler noktasına getirilmesi. Avrupa’da ilaç ve eczacılık alanında her türlü düzenleme bu şekilde ilerliyor zaten, tüm önlemler akılcı hedefler doğrultusunda yapılıyor. Örneğin, Hollanda’da 4 eczacılık fakültesi var, 3 tanesi bilimsel araştırma yapıyor, bir tanesi eczacı mezun ediyor. Bunlar sağlığa ilişkin alanlar rekabete açık değil. Zaten sosyal devlet olmanın gereği bu. Eğitim ve sağlık gibi alanları piyasacı mantıktan korumak zorundasınız.

Nüfusa Göre Eczane Sınırlandırması Getirilmeli
Eczacılık alanı için nedir peki akılcı önlem? Nüfusa göre eczane sınırlandırmasının getirilmesi. Kanun çıktıktan sonra mezun olanları kapsayacak bir uygulama ile eczane olmayan yerde eczane açılmasının sağlanması ve mevcut yoğunlaşmanın ve eşitsiz dağılımın önüne geçilmesi sağlanacaktır. Bu değişikliği sağlayacak Yasa tasarısı TEB ve Sağlık Bakanlığı arasında 8 yıldır görüşülüyor ve bizzat mevcut Bakan tarafından söz verildiği halde yapılmıyor. Diğer yandan, bilim ve teknoloji hızla değişirken, 5-10 senenin öncesindeki bilgiler ile mesleğinizi sürdüremezsiniz. Meslek içi eğitimleri zorunlu hale getireceksiniz. Bir yıl boyunca bilimsel toplantı ve konferansların veya meslek içi eğitimlerin yüzde 60’ına katılmayı zorunlu hale getireceksiniz. Katılmayanlar, eczacılık mesleğine devam etmemeli.

Eczane Eczacısına Reçete Hizmet Bedeli ve Meslek Hakkı Verilmeli
Eczane eczacılarının, kazançları devlet tarafından belirlenmiş ve halka sunduğu ilaçların bedelleri üzerinden yüzdesel pay alması olarak kurgulanmış. Böyle olunca, eczane eczacıları yükse ciro yapma zorunluluğuna mahkûm edilmiş durumda. Sonuç; ilaç fiyatlarında tasarruf ederken ortaya çıkan ciro düşüşleri doğrudan eczane eczacılarının ekonomileri baltalamaktadır. İlaç fiyatları yarı yarıya düştüğünde, eczacının kendi kazandığı parayı da yarıya düşürüyorsunuz. İlaç fiyatlarının artması beklenmiyor, eczacıların böyle bir talebi de yok zaten. Bu süreçte bağımsız eczacı sermayesi ile kurulmuş eczaneleri korumak için eczacı halka hizmet sunduğu anda kutu veya reçete başına kendisine ek bir ödeme yapılırsa mevcut durumda ilaç fiyat düşüşünden kaynaklanan bir zararı kalmaz. Ancak tabi bunun da bir sınır var. Performans sistemindeki hekimin mahkûm edildiği duruma da düşmemek gerekir. Çok hasta bakmak, çok ameliyat yapmakla para kazanır hale getirirseniz, bu doktoru vicdanı ile cüzdanı arasında seçim yapmak arasında bırakırsanız. Eczacıyı da ciro ile para kazanacağı noktasına getirirseniz, halk sağlığına hizmet etmek noktasında üstesinden gelinemez bir noktaya sürüklersiniz. En nihayetinde eczacılık ve doktorluk tüccarlık değildir, bu yüzden bu mesleklere para kazanmak için kurgulanmış ticari bir süreç gibi bakamazsınız. Aldığınız tüm kararlara ve yasal düzenlemelere yön verecek ana ilke bu olmalıdır.”

Yorum bırakın

MECLİSİN SAĞLIK ELÇİLERİ: NECDET ÜNÜVAR

Performans sistemi ile çalışan ve çalışmayanların arasındaki maaş adaletsizliğinin ortadan kaldırdığını belirten AK Parti Adana Milletvekili Prof. Dr. Necdet Ünüvar, mecburi hizmetten, aile hekimliğine, sosyal medyada sık sık yer alan kan bağışı iletilerinden Adana’da yapılacak hastanelere kadar birçok konuyu Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e değerlendirdi.

Hekimlerin çok tartıştığı konular arasında yer alan mecburi hizmetin ne zaman kalkacağı, performans sisteminde değişiklik olup olmayacağı, TUS’ta neden kontenjanların azaldığı, hastanelerin yeni yönetim şekilleri ve Adana’da yapılacak sağlık yatırımları hakkında merak edilenleri AK Parti Adana Milletvekili Prof. Dr. Necdet Ünüvar, Sağlık Dergisi’ne cevapladı. 58,59,60 ve 61. hükümetlerde sağlığın öneminin çok daha net olarak ortaya konduğunu ve bunun vatandaşlar tarafından hissedildiğini dile getiren Prof. Dr. Ünüvar şunları söyledi: “Sayın başbakanımız sağlığa çok önem veriyor, vatandaşa çok önem veriyor. Vatandaşa önem verdiği içinde sağlık her zaman birinci gündem maddesini oluşturuyor. Sağlık eskiden daha çok skandallarıyla, acildeki sıkıntılarıyla, ambulansların gelmemesi veya erişememesi ile gündeme gelirdi. İlaca ulaşamayan, ameliyatını yaptıramayan, parası olmadığı için hastane kapılarından dönen hastaların rehin bırakılması ve hatta ölmüş yakınlarını rehin bırakma ile anılan bir alandı. Ak parti döneminde de sağlık çok konuşuluyor ama bunlardan ziyade yeniliklerle anılıyor. Aile hekimliği, hastanelerde sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşması, sağlık personelinin vatandaşa çok iyi davranması ve hastaların gerektiği zaman hava ambulansı gerektiği zaman uçak ambulansı bir yerden bir yere taşınabilmesi hatta bazen yurt dışından vatandaşların yurt içine o uçaklarla taşınabilmesiyle anılan sektör oldu. Sağlıkta attığınız her adım hemen karşılığını buluyor. 74 milyon insanı çok kolayca etkileyebiliyor. Dolayısıyla sağlık AK Parti dönemlerinde hep gündem oldu, gözde oldu.

Atama Nakil Yönetmeliği Kuralsızlığa Kural Getirdi
2002-2007 yıllarında üst düzey bürokrat olarak çalıştım. Bu çorbada tuzumun olmasından büyük mutluluk duyuyorum. Çok sıkıntılı günler geçirdik. İlk günler özellikle, bir kural koyuyorsunuz, o kurala anında olumlu ya da olumsuz tepkilerle karşı karşıya kalıyorsunuz. Mesela Atama Nakil Yönetmeliğini 2003 yılında ilk yayınladığımız zaman, bazı milletvekili arkadaşlarımız bile buna tepkide bulundu. Özellikle sağlık personelinin nakliyle ilgili daha önce hiç kural yokken, sadece bakanın veya müsteşarın bir tek telefonuyla, talimatıyla olup biten iş kurala bağlandı. Hizmet puanı denildi, iller kategorize edildi. Yoğunluk durumuna göre birden 6’ya kadar da yoğunluğunu kategorize edildi ve yer değiştirmeleri ilk atamaları ve sonrasındaki başka yerlere geçişi kurala bağladınız. Bu kuraldan kendi şahsım adına zaman zaman mağduriyet hissettiğimi hatırlıyorum.


“Sen nasıl müsteşarsın, bir tane tayini bile yapamıyor musun?”
5 yıl müsteşarlık yaptım, annem benden 3 tane talepte bulundu. Hizmet puanı ve atama nakil yönetmeliğine göre yapılması gereken işlerdi. Üçünü de yapamadım, sonunda annem dedi ki “sen nasıl müsteşarsın, bir tane tayini bile yapamıyor musun?”, “Evet, bir tane tayini bile yapamıyorum” dedim. Zaten bir kural kurumun başındaki bürokratın hatta, bakanın dahi kuralı bozmamasıyla işliyor.

Çalışanda Çalışmayanda Aynı Döner Sermaye Alıyordu!
2002 yılının Kasım ayına kadar üniversitede Endokrinoloji alanında öğretim görevli ve ana bilim dalı başkanıydım. Ve o zaman bizim hep eleştirdiğimiz bir şey vardı. Çalışanda çalışmayanda aynı döner sermaye alıyor. Ben sabah 8’de hastaneye gider akşam 19’a kadar da çalışırdım. Başka bir hoca 14:30’da çıkardı. Endokrin kliniğini yeni kurduğumuz zaman asistanlarım hatırlayacaktır. Haftanın 3 günü poliklinik koymuştum. Öğle arasında 12 ile 13:30 arasında yemek tatilinde, ben o saatlerde hasta bakardım. Yanımda gönüllü asistan çalışırdı. Bende aynı döner sermaye alırdım, saat 10’da gelip saat 14’te giden vizit yapmayan, polikliniğe adımını bile atmayan arkadaşlar da aynı döner sermaye alırdı. Şimdi bu hakkaniyet midir? Değildir.

Hekimin Performansını Göz Kararıyla ve Subjektif Unsurlara göre mi Yapacaksınız?
Sağlıkta yaptığımız en önemli değişimlerden biri de daha çok çalışan daha çok üreten arkadaşlarımızın daha fazla gelir elde etmesini ilişkilendirmek oldu. Hani bazen şunu da söylüyorum. “Hekimlik parayla mı ölçülür?”Parayla ölçülmez yani bir kişinin bir tane ızdırabını dindirmenin hiçbir parasal karşılığı yoktur. Sadece göz kararıyla veya bu çok bu az çalışıyor gibi bir takım subjektif unsurlara göre mi yapacaksınız? Yoksa insanların ürettiği baktığı hasta, yaptığı ameliyat, ürettiği hizmet ve verdiği eğitimle bütün bunları ilişkilendirmeniz gerekiyor. Bunların detaylarını tartışabiliriz, bir takım eksiklikler olabilir.

Eksikler Her 6 Ayda Bir Gözden Geçiriliyor
Performans sisteminin pilot uygulamasını Bolu ve Afyon olmak üzere sonra da 10 ilde başladı. Şimdi bütün Türkiye dahil hale geldi. 6 ayda bir değişiklikler oldu. Muhalefet milletvekilleri şöyle eleştiride bulundu, “Bu yap boz tahtası mı her 6 ayda bir değiştiriyorsunuz?” Hayat dinamik siz uygulamayı getirdiğiniz zaman bu uygulamanın yansımalarına bakmanız gerekiyor. Yansımaların da sahada bir mevzuat metni yapıyorsunuz ama sahadaki uygulamalarınız çok farklı olabiliyor. Bir takım şeyleri eksik görmüş olabiliyorsunuz, bir takım şeyleri objeleri fazla görmüş olabiliyorsunuz. Eksikler her 6 ayda bir gözden geçiriliyor. Döner sermaye ve performans sistemi ciddi aşamalardan geçti. Birçok değişiklikler oldu, hala değişmesi gereken şeyler var.

Sağlıkta Rakamları Takip Edin
Türkiye’nin her yerine gittiğim zaman da hekimlerle bir araya geliyorum. Öğrencilerle iki defa toplantı yaptım, “sağlık politikası için ne düşünüyorsunuz, nasıl bir gelecek umuyorsunuz?” diye. Önerilerin yanında, birisi “sağlıkta her şey kötüye gidiyor” dedi. “Rakamları takip etmelisin” dedim. 2002-2010 yıllarındaki istatistikleri verdiğimde, aşı oranı mı kötü gidiyor? Bebek ölüm oranı mı? Anne ölüm oranı mı? İnsanların sağlığa erişimi mi? ilaçlara erişimi mi? bunların hangisi kötüye gidiyor? dediğimde, düşüncesi değişti.

Sorunları Yazarak Yetkiliye İletin
Biz çok fazla yazıp geriye dönüşümleri yapmıyoruz. 10 kişinin 8’i sonuçları yazarak bakmıyor. Sadece serzenişte bulunarak şikayette bulunuyor. Yazarak durum incelenmiyor. Muhataba iletmek gerekiyor. Eksik kalan konular ve sağlık çalışanlarının özlük hakları önümüzdeki dönem gündeme gelecek.

24 Yeni Meslek Grubu Oluşturuldu
Hekimlerimizin, hemşirelerimizin ve diğer sağlık çalışanlarımızın haklarını koruyacağız. 24 yeni meslek grubu oluşturuldu. Hepsinin mutlu olacağı düzenlemeler getiriliyor.


TUS’ta Kadrolar Neden Azalıyor?
Türkiye’de hekim dağılımına baktığınız zaman iki önemli problem göreceksiniz, birisi bölgesel dağılım Türkiye’nin doğu ve güney doğu bölgesi ile batı bölgeleri arasında ciddi fark var. Dengesizlik söz konusu, mecburi hizmet bunun için var. Zorunlu hizmet hekim olarak sorduğunuzda “iyi bir şey değil” diyebilirsiniz. Ama işin başına geçtiğiniz zaman ve sizden hekim bekleyen yöreleri gördüğünüz zaman, zorunlu hizmet “zorunlu” diyorsunuz. Diğer önemli bir husus da uzman ve pratisyen hekim dağılımı, Türkiye’de baktığınız zaman yarıya yakın bir oran olduğunu görürsünüz. Batı ülkelerinde böyle değil. Batı ülkelerinde uzman hekimler pratisyen hekimlerin 4’te 1 oranında Türkiye’de ciddi uzmanlaşma olmuş. İnsanlara pratisyen hekimlik cazip gelmediği için hocalar aile hekimlerinin kendilerinden fazla almasını eleştirse de biz aile hekimliğini, birinci basamağı cazip hale getirmek durumundayız. Birinci basamakta insanlar ile birebir muhatap olunacak daha sonra uzmanlık alanına göre bir dağılım yapılacak. Batı ile doğu arasında bir fark var. Bazı uzmanlık alanlarında hekim sayısının ülke ihtiyaçlarının üzerinde olduğunu görürsünüz. Ankara, İstanbul ve İzmir’e baktığınızda bazı meslek gruplarının özellikle bazı cerrahi branşlarda 5-10 yıl uzman sayısı ihtiyacının çok üzerinde rakamlara ulaşılmış. Şu anda asistan sayılarının az olmasının nedeni pratisyen ve uzman hekim sayısının dengesizliği.

Acil Tıp Uzmanı, Aile Hekimi ve Halk Sağlığı Uzmanlarının Sayısı Artacak
Sağlık ocaklarında hekim sayısı ciddi anlamda azaldı. 2,5 yıldır mevcut “pratisyen hekim havuzu” dengelenir diye sabit bırakıp, mezun olan herkesi ihtisasa göndermeye çalışıldı. Fakat son yıllarda tıp fakültelerinin ve eğitim hastanelerinin sayılarının artışı nedeniyle ihtisasa girilecek kurum çeşidi arttı. Dolayısıyla kurum başına düşen asistan sayısı azaldı. Bazı birimlerde ihtiyacın üzerinde asistan vardı. Onlar için problem olmasa da gerçekte birçok klinik için problem var. Bu durumda pratisyen hekim havuzundan daha fazla azaltılamaz. Her mezun ihtisasa gönderilecek. 4. Yılda tıp fakültesine öğrenci sayısının artışı yani 2 sene sonra tıp fakültesinden 4 bin 500 kişi değil 6 bin kişi mezun olacak. 3 sene sonra 7 bin kişi, 4 sene sonra 7 bin 500, 5 sene sonra 8 bin yani 6 sene sonra 10 bin kişi mezun olacak. Asistan sayısı o yıllar itibariyle daha yüksek tutabilir. Burada da dengeyi sağlarken ciddi anlamda acil tıp uzmanına ihtiyaç var, acil tıp uzmanlığına daha çok asistan alınıyor. Aile hekimliği uzmanlığına daha çok asistan ihtiyacı var. Halk sağlığı uzmanı sadece üniversitelerde var, onları desteklemeye çalışılıyor. Geri planda kalan birimlerin branşlarını da destekliyor. Asistan hekimlerin yüzde 65’ini üniversiteye ihtisas ediyor, yüzde 35’i Sağlık Bakanlığına bağlı çalışıyor. Yüzde 5’ini de yine üniversitelere Bakanlık kontenjanından verilebiliyor. Halk sağlığı, çocuk psikiyatrisi ve bazı yan dallarda bu uygulanıyor.

Tıbbi Sekreterler Asistanların Yüklerini Azaltacak
Asistanların üzerindeki yükün nasıl azaltılacağını, daha çok kendiişlerini yapmaları için çalışmalar yapılıyor. Tıbbi sekreter alınıyor. Bunların sayısını arttırıp klinikler asistanların üzerindeki yükleri de azaltmayı hedefliyor. Vatandaşın mutluluğunu sağlamak durumundayız, vatandaşa hizmet eden sağlık çalışanlarının mutluluğunu sağlamak zorundayız. İki kişinin çalıştığı yerde 10 kişi çalışırsanız orada 10 kişinin de mutsuz olması anlamına gelir.

Bir Kişi Kan Bağışını Kızılay Yerine Twitter’a Yazıyorsa Onda Başka Bir Şey Ararım!
Kan bağışı sorunu geçmiş ile karşılaştırıldığında bir hayli yol kat ettik. Kızılay ile Sağlık Bakanlığı arasında “kan hizmetleri” açısından ciddi bir çalışma yapıldı. Artık Kızılay’ın her hangi bir şubesine insanlar müracaat ettiği zaman kanı rahatlıkla temin ediyor. Bir takım nadir rastlanan alt grup uyuşmazlığı olanlarla ilgili belki sıkıntı olabilir. Mesela sosyal medyada özellikle Twitter’da, lütfen iletin denildiğinde herkese yayılıyor İsminiz daha çok duyulmuş oluyor. Onların böyle bir amaca yönelik olduğunu da düşünüyorum. Her hangi bir Kızılay şubesine müracaat ettiğiniz zaman kan en kısa sürede temin ediliyor. Geçen gün “200 ünite kana ihtiyaç var” deniliyordu. Bir kişiye 200 ünite kana ihtiyaç olması şaşırtıcı! Masumane düşünüldüğünde kan bağışını teşvik edebilir ama öte yandan da bir ciddi soru işaretini de beraberinde getirebilir. Bir kişi kan bağışını Kızılay yerine twitter’a yazıyorsa onda başka bir şey ararım.

Bebek Ölüm Oranı Binde 10’un Altına İnmesi Hedefleniyor
Obezite ile mücadele tüm dünyanın sorunu. Diyabet ile obezite birbiriyle ilişkilidir. Obezite artıkça diyabet riski artar. Giderek konforlu bir yaşam sürmek, daha çok gıda almak, daha az hareket etmek, daha konforlu bir yaşam, neredeyse adım atmak yerine araca bineceğiz. Apartmana girdiğimiz zaman hemen asansör nerede diye arıyoruz. Sofrada sürekli tüketmeye çalışıyoruz. Açık büfe gibi beslenme tarzı obezite ve diyabeti ciddi ölçüde teşvik eden unsurlar. Tüketirken veya o konforu kullanırken hoşumuza gidiyor. Ama onun bedeli bizim için çok ağır oluyor. Önümüzdeki dönem yine obezite ve diyabet olacak ayrıca bebek ölüm oranı şu anda binde 13 civarında binde 10’un altına inmesiyle ilgili Sağlık Bakanlığının hedefleri var.

“Doktor” Sadece “Tıbbi Direktör” Olacak
Önümüzdeki dönem hastanecilik açısından son derece önemli gelişmeler olacak. Hastane fiziki koşulları ve yönetim modelleri farklı olacak. “Kamu Hastane Birlikleri” adı altında geçen dönemde Plan Bütçe Komisyonunda kanun teklifi vardı. Önümüzdeki dönem hastanelerde böyle yeni yönetim olacak. Pilot olarak başlanacak. Yönetim modelinde, doktorların yönetimi hakkındaki serzenişleri gidermeye yönelik değişiklik olacak. Doktor sadece “tıbbi direktör” olacak. Hastanelerin yönetimi çağın gereklerine uygun olacak. Tıbbi, idari ve mali hizmetleri birbirinden ayrılıyor

Yüksek Sağlık Şurasının Yapısı Değiştiriliyor
Yüksek Sağlık Şurasının yapısı değiştiriliyor. 11 üyeden oluşan ve başkanlığını Bakan adına Müsteşarın yaptığı kurul, bilirkişi olarak çalışıyor. Sağlıkla ilgili birisine enjeksiyon yapılmış, o kişi sakat kalmış. “O enjeksiyondan mı yoksa başka bir etkenden mi” diye mahkemeler dosyayı iki kuruma gönderir. Biri adli tıp diğeri Yüksek Sağlık Şurasıdır. Yüksek Sağlık Şurasına bilirkişi vasfının yanı sıra bir de vatandaş ve sağlık çalışanı arasındaki tıbbi hatalar boyutunda olan konuları “uzlaşma” ile ilgili bir yetki verileceği anlaşılır.


Adana’ya Dev Hastaneler
Adana’da yeni hastaneler açılacak, özel sektörün yatırımları da var. Bin 400 yataklı devasa şehir hastanesinin ihale süreci devam ediyor. 4-5 aya kadar ihale tamamlanacak. 3 yıla kadar bitmesi bekleniyor. 600 yataklı TOKİ tarafından yaptırılan hastane, hizmete girdi. Ufak tefek acille ilgili problemlerde çözüldüğünde Adana Numune Hastanesini taşımış olacağız. Daha sonra Numune Hastanesi taşınınca yerine Adana Devlet Hastanesini taşıyacağız. Adana Devlet Hastanesinin yerine de 300 yataklı yeni bir hastane yapacağız.

İlçelere Entegre Hastaneler Yapılıyor
Adana’da çok sayıda küçük ilçelerimiz var, nüfus az, hastane yapsan hekim ve hasta sirkülasyonu zor. Bu nedenle küçük entegre devlet hastaneleri yapılıyor. Mesela 4 bin civarında nüfuslu Feke ilçemize 25 yataklı hastane, 3 bin 500 nüfuslu Saimbeyli’ye 25 yataklı hastane, 4 bin nüfuzlu Aladağ’a 25 yataklı hastane yapıyoruz. Kozan’a 200 yataklı ve Ceyhan’a 250 yataklı hastane yapacağız. Karataş’a 75 yataklı hastanemiz vardı. Geçen yıl hizmete girdi. Onun kapasitesini geliştireceğiz.

Tufanbeyli’de Diyaliz Hizmeti Başlattık
Tufanbeyli’de 50 yataklı bir hastanemiz var. 2007 yılında aday olarak ziyaretim sırasında benden 1 tane olan uzman sayısını 4’e çıkartmamı istediler. 2011 yılında seçim öncesi gittiğimde 8 uzman doktor vardı. Fizik tedavi yapılıyordu.. 50 yataklı, fizik tedavinin de yapıldığı fevkalade bir hastane olmuş. Ayrıca diyaliz ünitesini de oluşturduk. Şimdi Kayseri’den hastalar diyalize geliyor.

“Türkiye’de İlk Defa İlde Kurulan Sağlık Turizm Derneğiyiz”
Adana’da 2 yıl kadar önce sağlık turizmini canlandırmak için çalışmalar başlattık. Adana bölgenin çok önemli şehri. Ortadoğu içinde önemli bir konumda bulunuyor. Sağlık tesislerimizi yurt dışındaki insanlarında kullanmasına açmalıyız. Ülkemizin tanıtımı olur hem de döviz kazanırız. Türkiye’de ilk defa “il sağlık turizm derneğini” kurduk. Adana Sağlık Turizmi Derneği, 2010 yılında bin 35 kişiye sağlık hizmeti verdi. Sağlık turizmi ile sağlık kapasitenizi genişletiyorsunuz. Sağlık kapasitenizi yurt içi ve yurt dışından insanlara sunmuş oluyorsunuz. Ülkenizin tanıtımını yapmış oluyorsunuz.”

Yorum bırakın

MECLİSİN SAĞLIK ELÇİLERİ: CEVDET ERDÖL

Kamuda çalışan hekimlerin yarı zamanlı olarak özel hastanelerde çalışamayacak olması kararını Tam Gün Yasası ile hayata geçirdiklerini kaydeden TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı ve AK Parti Trabzon Milletvekili Prof. Dr. Cevdet Erdöl, Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’ün sorularını yanıtladı.

Sağlık camiasında tartışmalara neden olan Tam Gün Yasasının mahkeme kararlarıyla değişmesi, performans sisteminin doğru anlaşılamaması, hekimlerin değişime olan tepkileri, etik kurullarla ilgili değişiklikler, medikal sektörün sorunları ve 5746 sayılı Kanunun yeterince bilinmemesine kadar birçok soruyu TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Prof Dr Cevdet Erdöl, Sağlık Dergisi’ne cevapladı. Tam Gün Yasasının, temelinde kamuda çalışan hekimin kamuda, özel sektörde çalışanın da özel sektörde çalışması olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Erdöl şunları söyledi: “Bizim düşüncemiz, kamuda çalışan hekimlerimizin enerjilerini sadece kamuda harcaması enerjilerinin bir kısmını özel sektöre kaydırmak zorunda kalmaması. Fakat buradaki Olmazsa olmazımız ise hekimlere hak ettikleri ücreti verebilmek.

Tam Gün ve Performans
Gelinen tabloya bakmak gerekirse Sağlık Bakanlığı yapmış olduğu performans uygulamasıyla daha fazla çalışana daha fazla ücret verebilmeyi mümkün hale getirmiştir. Dolayısıyla bu performans sistemi sayesinde Sağlık Bakanlığına bağlı olarak çalışan yaklaşık 30 bin hekimin sadece bin 200’ü yarı zamanlı olarak çalışıyor. Üniversitelerde ise yaklaşık bin 100 doktor yarı zamanlı olarak çalışıyor. Üniversitedeki ve Sağlık Bakanlığındaki hekimleri birlikte değerlendirdiğimiz zaman, tüm hekimlerin yaklaşık yüzde 4- 4,5 kadarı yarı zamanlı olarak çalışıyor demektir. Arzumuz ise esas itibariyle üniversitelerde görev yapan tüm hekimlerimizin, asistanlarının eğitimine, öğrencilerin eğitimine ve bilimsel araştırmalar ile yayınlara daha fazla zaman ayırabilmeleri. Özel sektörde çalışan hekimlerin de özel sektörde tam gün çalışarak daha yararlı olacak.

Tam Gün İle İlgili Basın Açıklamasının Yürürlüğü Durduruldu
Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararları sonucunda gelinen nokta şudur; Anayasa Mahkemesinin kararına, Sağlık Bakanlığınca bir basın açıklaması yapılmış. Sağlık Bakanlığının yaptığı bu açıklamayı da, TTB yargıya götürmüştü. Dava Danıştay 5. Dairesinde görülmeye başlanmış ve almış olduğu bir kararla yapılan bu basın açıklamasının yürürlüğünü durdurmuştu. Belki de tarihte ilk kez böyle bir karar alınmış, yapılan bir basın açıklamasının yürürlüğü yargı yoluyla durdurulmuştu. Bu şu anlama geliyordu, hekimler muayenehane açabilecek, özel sektörde de çalışabilecekti. Ancak Sağlık Bakanlığı bu basın açıklamasının Danıştay tarafından yürürlüğünün durdurulmasına karşı, temyiz hakkını kulandı. Ve dava Danıştay’ın İdari Davalar Daireler Genel Kuruluna götürüldü. Bunun sonunda bu yürütmeyi durdurma kararı kaldırıldı. O zaman da bir belirsizlik oluştu. Sonunda Danıştay’ın 5. Dairesi nihai kararını verdi. Ve özetle Sağlık Bakanlığının ‘kamuda çalışan hekimlerin özel hastanelerde çalışamaz’ demesinin haklı bulduğunu kabul etti. Yani kamudaki sağlık çalışanları artık, özel hastanelerde çalışamayacaklar. Sağlık Bakanlığının bir diğer itiraz konusu olan muayenehanelerde çalışabilme konusunda ise; sağlık çalışanlarına muayenehanelerde de çalışabilirler kararı çıkmıştı. Sağlık Bakanlığı şimdi bu karara da aynı yargı yolunu işleterek itiraz ediyor. Bu konuda da yargının vereceği son kararı bekleyeceğiz. Özetleyecek olursak yargının getirdiği son nokta, kamuda çalışan hekimlerden muayenehanesi olanlar çalışmaya devam edebilecek, ancak kamuda çalışırken özel hastanelerde yarı zamanlı olarak çalışanlar ise artık özel hastanelerde çalışamayacaklar.

Performans Sistemi Hasta Kapma Değil, Hekim Seçme Sistemi
Performans sisteminde artık Sağlık Bakanlığı, tetkiklere göre hastanelere ödeme yapmıyor, paket fiyat uygulaması yapıyor. Performans sisteminde hekimin hasta kapması değil, hastanın hekim seçme hakkıdır. Hastaların hekim seçme hürriyeti vardır. Hekimlerin hasta kapma durumu yoktur. Bir hekimin hastası çok olurken bir başka hekimin daha az hastası olabiliyor. Artık herkes istediği hekimi seçebiliyor. Türkiye’de uygulanan yöntem Türkiye’ye özgü bir yöntemdir, bunu biz geliştirdik. Önceleri sanki çok tetkik isteyince hekimin performansı artacağı gibi bir yanlış anlama vardı. Daha sonra sistemdeki bu yanlış anlaşılma hemen düzeltildi.

‘Çocuklar Üzerinde Araştırma, Deney Yapılamaz’ İfadesi, Çocukların Ultrasonla Karaciğerlerinin Büyüklüğüne Bakmayı da Engeller Hale Gelmişti
Gülhan Askeri Tıp Akademisi’nde yaşanan olaylar medyaya yansıdı. Ancak genel olarak etik kurullarla ilgili olarak, kanuni düzenleme yoktu. Biz bu kanunu çıkartıyoruz. Kanun ve kuralları olmayan bir alana kanun ve kural getiriyoruz. 2005 yılında Türk Ceza Kanunu zaten insan üzerinde yapılan deneyleri, etik dışı yapanlara yönelik ciddi cezalar getirmişti. Çocuklar üzerinde yapılacak bilimsel çalışmalar için, ben bir kanun teklifi verdim. Çünkü ‘çocuklar üzerinde araştırma, deney yapılamaz’ ifadesi, çocukların ultrasonla karaciğerlerinin büyüklüğüne bakmayı dahi engeller hale getirmişti. Kanun teklifini verince çok saygın gazeteciler, “çocuklara kobaylık yapılacak” diye, beni kobaycılıkla suçladılar. 2005 yılından 2011 yılına gelindi, hangi çocuk kobay gibi kullanılmış bunu değerlendirmek lazım. Eğer kullanılmışsa etik dışıdır ve cezai yaptırımları var, zaten etik kuralları bu nedenle getirdik. Başka türlü bilimsel araştırmaları nasıl yapabiliriz ki. Bütün dünya nasıl yapıyorsa, biz de öyle yapıyoruz. Etik kurallarla ilgili etik kurulların nasıl oluşacağını torba yasada hazırladık. Bunun için “Klinik Araştırma Danışma Kurulu” kurulması kanuna eklendi. Bunun faydası, araştırmaların ulusal bir mevzuat içerisinde yapılacak olması. Bugüne kadar Sağlık Bakanlığı bunu yönetmelikle yapıyordu. Ancak Danıştay bunun da iptal etti. Bu tip önemli “kurallar yönetmelikle değil kanunla olmalı” dedi. Onun için bizde kanun haline getirdik. Yurt dışında toplamda 100 milyar dolara varan araştırmalar yapılıyor. Bu kanunla beraber araştırma geliştirme bakımından üniversite-sanayici işbirliği oluşturulmaya çalışılıyor. Şu ana kadar 4 ilaç firması araştırma merkezi kurmak için belge almıştı. Bu kanunla etik kurullar oluşacak ve biyoeşdeğerlikten tutun, ilaç araştırmaları ve pek çok tıbbi araştırma yapılabilir hale gelecek. Tüm ülkelerin insanlarına ilaçların etkisi farklı farklı oluyor, tabi ki bizim ülkemizdeki insanlara da ilaçların etkisi farklı oluyor. Bir araştırma yapmak istediğimizde kendilerinden mutlaka yazılı onam almak gerekiyordu. Mesela bin hastalık çalışma para ile değil, gönüllülük ile yapılıyordu. Bin gönüllüde test edilecek çalışma 100 kişide yapıldı diyelim ve iyi sonuçlar elde ettiniz. Artık 101, 102. kişiye gerek kalmadan Sağlık Bakanlığı bu çalışmanın olumlu olduğuna karar verebilecek ve çalışmayı durduracak. Fakat 100 kişide yapılan çalışmada 50’den fazlasının kötü sonuç vermesi durumunda, bu kötü diyerek durdurabilecek. “Kişi araştırmaya girmek için gönüllüdür ve araştırmanın herhangi bir safhasında vazgeçme hakkına sahiptir” dedik.

Daha Çok Malzeme Üretin, İç ve Dış Piyasaya Sürelim
Ülkemizde medikal sektör gelişiyor. Türkiye pek çok medikal malzemeyi ithal ediyor. Aslında pek çok ithal edilen Medikal malzeme üretebilecek güçteyiz, Sanayi Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile görüşüyoruz. İhtiyaç sahibi ile imalat yapabilecek alıcıyı bir araya getirelim yani, biz katalizör görevi görelim istiyoruz. Sanayi Bakanlığının Ar-Ge Genel Müdürlüğü bu tip araştırma, geliştirme çalışmalarını çok önemli miktarda destekliyor. OSTİM’deki sanayicilerle de buluştuğumda ‘daha çok malzeme üretin, iç ve dış piyasaya sürelim’ diyorum. Biz sadece karyola üretmiyoruz, monitörler, anjio ve röntgen cihazlarını da üretiyoruz. Bunları öncelikle ülkemizde ve yakın komşularımızda kullanılır hale getirmemiz lazım. Ankara’dan uçağa bindiğinizde 1 saatte ulaşabildiğiniz yerlere bakınız. Geniş bir coğrafyaya sahibiz. Sağlık turizmini geliştirmek için kaliteli sağlık hizmeti sunacaksınız ki hastalar gelip sizden hizmet satın alsınlar, kaliteli malzeme üreteceksiniz ki götürüp satabilesiniz. Sağlık turizmi böyle gelişiyor, bunun gayreti içerisindeyiz. TÜBİTAK ve DPT kaynaklı, Sanayi Bakanlığı bağlantılı inanılmaz kaynaklar var. Bunlardan sanayicilerimiz yeterince yararlanmıyor.

5746 Sayılı Kanunu Kaç Sektör Temsilcisi Biliyor?
5746 sayılı araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi hakkında kanun ve kanunun uygulanmasına bakılmalı. Santez projesine bakın. Üretilen bir malzemenin patent hakkını yurt içi, yurt dışı masraflarını devletimiz kendisi karşılıyor. Pazarlama tanıtımını karşılıyor, yatırımında destek veriyor, üretimininde yüzde 75’ini karşılıksız hibe olarak veriyor. Böyle önemli bir sanayi programını öğrenin ve uygulayın diyorum. Üniversiteler kendi bünyelerinde yapılan icatları Sanayi Bakanlığına proje olarak gönderiyor, inceliyor ve olabilir deniyorsa. 100 bin TL’ye kadar hiçbir kefil istemeden bu parayı hibe ediyor. Bu proje ‘500 kişiye 100 bin TL, tekno girişimci destek programı’ ismiyle hazırlandı. Aşı, biyolojik ürün ve ilaçta araştırma ve geliştirme ile ilgili sıkıntılarımız vardı, araştırma yapabilmek için kanun bekleniyordu biraz önce anlatmaya çalıştığım kanunla bu alandaki eksikliğinde gidermiş oluyoruz. Böylece İlaç firmaları tarafından Türkiye’ye birkaç yılda yaklaşık 200 milyon dolar kadar araştırma faaliyetlerinde kullanılacak para geleceği söylüyor.

Biyologlar Klinik Psikolog Oluyor Ancak Sağlık Mesleği Sahibi Değil
Biyologlar sağlık meslekleri kanununda yer almıyor. Çünkü biyolog sağlık mesleği olarak tanımlanmıyor. Ancak artık, klinik psikolojide yüksek lisans ve doktora yapıldığından klinik psikolog olarak çalışabilecekler.
Sağlıkta mobbing istenmeyen bir durumdur; “işe huzurlu gitmeliyim, lanet olsun nereden gidiyorum” dememeliyim. Amirimden nasıl davranış bekliyorsam memuruma da öyle davranmalıyım. Yöneticinin işi yönetmektir, yöneticilik mantığıyla bakarsak personeli ne çok sıkmalı ne de çok gevşek bırakmalı.”

1 Yorum