Archive for category Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi

TÜRKİYE’NİN "KOMPOZİT DOKU NAKLİ MERKEZLERİ YÖNERGESİ" DÜNYAYA ÖRNEK OLDU

Türkiye’nin “Kompozit Doku Nakli Merkezleri Yönergesi” ile dünyaya da örnek olduğunu belirten Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, bu konudaki kapsamlı tek mevzuat düzenlemesinin Türkiye’de olduğunu vurguladı.

Turgut Özal Üniversitesi’nin 2013-2014 eğitim-öğretim akademik yılı için düzenlenen törende, açılış dersini kol ve yüz nakline imzasını atan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan verdi.

Kompozit doku nakilleri üzerine bir sunum yapan ve kalp, pankreas, akciğer ve karaciğer nakillerinin hayat kurtaran operasyonlar olduğunu anlatan Özkan, kol, bacak, yüz gibi kişinin yaşam kalitesini artıran operasyonların da kompozit doku nakilleri olarak tanımlandığını bildirdi. 
Yaptığı başarılı kol ve yüz nakilleri hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Özkan, şunları söyledi: “Hayat kurtarıcı kalp, karaciğer, pankreas ve akciğer nakilleri var. Hayat kurtarıcı sayılabilecek böbrek nakilleri çok başarılı şekilde yapılıyor. Başlangıçta zorlukları oldu, bunların reddedilmemesi için birçok ilaçlar kullanıldı. Bu ilaçlar yüzünden cilt kanserleri, farklı enfeksiyonlarla karşılaşıldı. Son dönemlerde hem teknik alt yapı gelişti hem de 2000 yılından sonra bulunan ilaçların katkısıyla bu ameliyatlar çok daha verimli bir şekilde yapılmaya başlandı. Kol ya da yüzde yapılan operasyonlar hayati değil. Ancak, yüzü tandıra düştüğü için maske kullananlar, iki kolu dirsekten itibaren olmayan ve başkasına muhtaç olanlar var.” 

“Kadavradan Nakillerin En Fazla Olduğu Üniversite Unvanını Kazandık”
Özkan, organ nakillerinin sayısının artırılabilmesi için beyin ölümü bildirimlerinin önemine değinerek, beyin ölümünün yanlış anlaşıldığına dikkat çekti. Özkan, “Tam donanımlı hastaneler imkanlarını sonuna kadar kullanıyor ve beyin ölümü olanları 2 gün daha yaşatarak organları bir insana daha umut olsun diye çalışıyor. Kadavradan nakiller olduğu için yoğun bakımın çok iyi olması gerekiyor. Kadavradan nakillerin en fazla olduğu üniversite unvanını kazandık” diye konuştu.

Kapsamlı Tek Mevzuat Düzenlemesi Türkiye’de 
Dünya genelinde yapılan ilk nakillerinden örnekler veren Özkan, artık Türkiye’de de çok başarılı operasyonlara imza atıldığını vurguladı. Dünyanın ilk el nakli operasyonun Fransa’da gerçekleştirildiğini hatırlatan Özkan, Amerika’da da dünyanın ikinci el nakli operasyonu yapıldığını söyledi.


“Dünya Çapında Bu Zamana Kadar 70 Kol Nakli, 10 Merkezde Yapıldı”
1998 yılından sonra gelişmelerin çok hızlı olduğunu dile getiren Özkan, “Çin’de de birçok çalışma yapılıyor ancak biz bunları bilimsel anlamda takip edemiyoruz. Hiç yapılmaması gereken parmak nakilleri bile yapılmış olduğunu duyuyoruz. Çin’deki hastaların dahil edilmediği; Avrupa, Amerika ve Türkiye’deki tüm hastaların internet üzerinden kayıtları takip ediliyor. Dünya çapında 70 kol nakli, 10 merkezde yapıldı. Kompozit doku merkezleri arasında Fransa, İspanya, Amerika ve biz önde gidiyoruz” dedi. 

Kol Nakli Yapılan Hasta Normal Hayata Döndü
Kol naklini yaptığı ve normal hayatına dönen hastasının, kollarını kullandığını gösteren videoları izleten Özkan, Türkiye’de gerçekleşen kol, bacak, yüz ve rahim nakilleri operasyonlarının, dünyada takdirle karşılandığına söyledi. Daha birçok başarılı operasyonlara Türk bilim insanlarının imza atacağına inandığını sözlerine ekledi.

“Dünyada Böyle Bir Mevzuat Yok”
Kendisine başvuran hastalarının yaşadıklarını anlatan Özkan, böbrek ve karaciğer gibi organların nakillerinin mevzuatlara bağlı olduğunu belirtti. Özkan, kol, bacak ve yüz nakillerinin mevzuatının olmadığını ve başvuruda bulunduğunu iznini almak için beklediğini kaydetti. Türkiye’nin “Kompozit Doku Nakli Merkezleri Yönergesi” ile dünyaya da örnek olduğunu belirten Özkan, bu konudaki kapsamlı tek mevzuat düzenlemesinin Türkiye’de olduğunu ifade etti. 

“5 Bin Kadından Birinin Doğuştan Rahmi Yok”
5 bin kadından birinin doğuştan rahminin olmadığını kaydeden Özkan, “Bu kişiler evlendikten sonra çocuk sahibi olmak istiyorlar. İlk ameliyatında çocukla birlikte rahmini de kaybedenler oluyor. 2006 yılından bu yana rahim naklinin yapılması üzerine çalışıyoruz. Böbrek nakilleri olanlar da çok başarılı şekilde çocuk sahibi oluyor. Mevzuata, “çocuk sahibi olur” diye eklerseniz, rutin olmuş olur ve kötü amaçlı kullanılabilir. Ancak iyi bir örnek gerekir. Bu örnekten sonra mevzuatı da hazır. Sadece bu hastanın sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmesi gerekiyor. Eğer bu başarılı olursa kimlere ve hangi durumlarda yapılacağı mevzuatı hazır olacak. Hastalarımızdan birine rahim naklini yaptık, rahmi olmayan yere koyuyorsunuz. Yumurtalar tamamen anneye ait, hiçbir genetik değişim yok. Çocuk olduğunda o anne ve babaya ait olacak. İşlem bitince de rahmi çıkartıyorsunuz. Sonrasında da ilaç almasına gerek kalmıyor. İki denememizden bir tanesi çok başarılı şekilde devam etti. Hatta 8. haftaya kadar da büyüdü ve kalp atışlarını izledik. Maalesef düşük oldu. Ancak rahmin gebe kaldığını, çocuğun canlandırılabildiğini burada gördük. Bundan sonraki denemelerimizde başarılı oluruz diye umuyoruz” şeklinde konuştu. 

Cenazenin Vücut Bütünlüğü Korunuyor
Dünyada yapılan yüz nakilleri hakkında bilgi veren Özkan, organlar alındıktan sonra cenazenin vücut bütünlüğünün korunduğunun göz önünde tutulduğu için bu konuda endişe duyulmaması gerektiğine dikkat çekti. Özkan, son dönemlerde yaptığı yüz nakillerinin sonuçlarını anlattı. 

“Artık Gelişme Dönemindeyiz”
Yeni öğretim yılında kuruluşunun 4. yılını kutlayan üniversitenin açılışında konuşan Turgut Özal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Oral, artık kuruluş aşamasını geride bırakarak gelişme dönemine başladıklarını ifade etti. Prof. Dr. Oral, nicelik ve nitelik bakımından kuruluş dönemi hedeflerinin fazlasını yakaladıklarının altını çizdi. Oral, üniversitelerinde çok sayıda ülkeden gelen öğrencilerin de bulunduğunu ifade ederek, her geçen gün geliştiklerini ve büyüdüklerini dile getirdi.
“Diğer Üniversitelerle Yarışacak Seviyeye Geldik.”
Üniversitenin Mütevelli Heyeti Başkanı eski Başbakan Yıldırım Akbulut, üniversite’nin artık diğer üniversitelerle boy ölçüşebilecek bir noktaya geldiğini vurguladı. Dönemin rekabet dönemi olduğunu belirten Akbulut, “Rekabetin anlamı yarışın içinde olmaktır. Yarışın içinde olmamız için çalışma isteği taşıyan öğrencilere ihtiyacımız var. Bu isteği hisseden öğrencilere sahip olduğumuza inanıyorum.” şeklinde konuştu.

Med-Index

Yorum bırakın

“ESTETİK DEDİĞİMİZ ŞEY ASLINDA DOĞALA YAKIN OLMAK”

Güzelliğin estetik operasyonla aynı anlama geldiği günümüzde, bu alanda başarılı bilimsel çalışmalara imza atan Prof. Dr. Selahattin Özmen, “Güzellik, medyanın ve Hollywood’un öne çıkarttığı bir şey. Önemli olan doğalı yakalamaktır” diyor.

Günümüzde güzellik uğruna çok farklı işlemler yapılıyor. 
Bunların doğru olup olmadığı sorgulanmadan ve uygulayanın işin uzmanı olup olmadığı araştırılmadan uygulamalar gerçekleştiriliyor. Yapılan yanlışlar, etik dışı davranışlar ve bu alandaki bilim dışı birçok yönteminincelenmeden tanıtılması ve uygulanması… Peki, güzellik alanında aslında neler yapılmalı? Bunun bir kuralı var mı? Bilimsel temellere dayanarak neler yapılabilir? Güzellikte etik davranış sergilenebilir mi? Alanında uzman bilim insanlarından bu konu hakkında bilgi alarak, doğru seçimlerin neler olduğunu araştırıyoruz.
Türkiye’nin üçüncü yüz nakli operasyonunu başarıyla gerçekleştiren Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’ndan ayrılarak yakın zamanda Amerikan Hastanesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Kliniğinde göreve başlayacak olan Prof. Dr. Selahattin Özmen, Med-Index Yayın Yönetmeni Esra Öz’ün sorularını yanıtladı.

Ne üzerine çalışıyorsunuz?
Deneysel olarak kompozit doku nakilleri üzerine çok sayıda yayınım var, yine domuz modelinde liposuction üzerine çalışma yaptık. Türkiye ve ABD’de sıçan, tavşan, domuz, koyunlar üzerinde çalışmalara katıldım. Klinik olarak burun ameliyatında kendi tanımladığım ve uyguladığım teknikler var. Meme ameliyatları, yüz ve baş boyun cerrahisi, uzuv cerrahileri konularında ulusal ve uluslararası yayınlarım var. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/?term= ozmen s

Bu operasyonların bulguları, belirtileri ve tedavileri hakkında bilgi verebilir misiniz?
En sevdiğim ameliyatlardan biri burun cerrahisidir. Eskiden burun ameliyatı küçültme ameliyatı olarak algılanırdı. Ancak günümüzde ameliyatlarımızda hedefimiz anormal olanı doğal hale getirmek. Hastalarımdan, “Nefes ile ilgili bir problemim var, ameliyat olmuşken görüntüsü de düzelsin” diyenler oluyor. Bir işlem yaparken diğer bir işlemi özenmeden “yapıvermek” doğru değil. Bunlar ciddi ameliyatlar, hastaya içini yapıp, dışını yapmıyorum diyemem. Tersi de doğru, sadece estetik yaparım diğer kısımları ben yapmıyorum diyemem. Bu cerrahi işlem bir bütün olarak ele alınmalı. Kullandığım ameliyat tekniklerinde ve kendi tanımladığım tekniklerde hedefim hep doğalı yakalamak. Çünkü doğal olan fonksiyonel olarak da iyidir, estetik olarak da.


Burnunu yaptığım birinin ameliyatlı olduğu anlaşılsın istemem. Estetik dediğimiz kavram aslında doğala yakın olmak. Hasta benden bilgilerim dahilinde aklıma yatmayan bir şey isterse,“kusura bakmayın sizi başkası ameliyat etsin, ben uygun görmüyorum” diyorum. Hastanın memnun olması içinde bu önemli, çünkü hasta bazen ne istediğini bilmiyor. İnternetten bir şeyler okuyor ancak okuduğunu değerlendirecek bilgi birikimine sahip olamayabiliyor. İnternette her yazılana inanmamak, kimin yazdığına dikkat etmek şart. Çeşitli forumlarda bazı doktorların veya doktor bile olmayanların değişik rumuzlarla kendi reklamlarını yaptıklarını veya yaptırdıklarını duyuyoruz, bunun doğru olmadığını temenni ediyorum. Ancak internet, kontrolü hemen hemen imkansız bir alan. Bu nedenle İnternette her okuduğunuza, televizyonda seyrettiğiniz her habere, ciddi bir kanalda ana haber bülteninde yayınlanıyor olsa bile iyice araştırmadan inanmamak gerekiyor. 

Türkiye’de hastaların çoğu estetik görünen ancak ameliyat olduğu belli olmayan bir burun istiyor. Bazen “altın oran” kullanılaraktamamen simetrik bir sonuç yakalanmaya çalışılıyor. Bu çoğu zaman mümkün değil, hatta gerekli de değil. Bilgisayar ortamında oluşturulan tamamen altın oranlara göre şekillendirilmiş bir yüz insanlara gösterildiğinde en beğenilen yüz seçilmiyor. Tüm insanlarda doğal bir asimetri var. Bu bizim doğal algılarımız çerçevesinde normal olarak tanımlanan bir durum, aşırı asimetri ise düzeltilmesi gereken bir durum tabii ki. Tek tek bakacak olursak kulaklarımız da çok şekilli ve simetrik yapılar değil, ancak kulağı olmayan biri bize estetik için gelmez. Bu nedenle önemli olan doğalı yakalamaktır. 

Yüz bölgesinde kepçe kulak ameliyatları veya doğumsal olarak gelişmemiş kulakların kaburga kullanılarak yeniden yapılması, alın ve kaş kaldırma, göz kapağı estetiği, düşüklüğünün veya kapanmamasının onarılması ameliyat alanlarımız. Yüz bölgesine çeşitli dolgular ve botoks uygulamaları, dermaroller, peeling ve çeşitli mezoterapi uygulamaları yapıyorum. Yüz ve boyun germe, deri gençleştirme de uygulamalarımız arasında. Çene cerrahisi (ortognatik cerrahi) uygulamaları uygun yapıldığında hastalarda estetik olarak çok ciddi düzelmeler sağlıyor. Dudak-damak yarıklı hastalara özellikle önem veriyorum, çünkü hatalı ameliyatlar bu çocukların tüm geleceğini etkileyebiliyor, bu nedenle ehil ellerde plastik cerrahlarca yapılması gereken ameliyatlar olduklarını özellikle vurgulamak istiyorum.



Gövdede en sık meme ameliyatları yapıyoruz. Türkiye’de meme küçültme sayısı daha fazla, ancak meme büyütmede genellikle silikon protezleri tercih ediyorum. Meme dikleştirme ameliyatları da sık yaptığımız ameliyatlardan. Tabii meme kanseri nedeniyle memesi alınmış hastalara da yeni meme yapıyoruz. Gövdede bir diğer önemli ameliyat karın germe ve liposuction uygulamaları. Kol ve uyluk germe ameliyatları da sayıca daha az ihtiyaç duyulan estetik cerrahinin alanına giren ameliyatlar. Genital bölgede peygamber sünnetiyle doğmuş çocuklarda onarım, bayanlarda genital bölgenin genellikle yağ bazen diğer dolgularla gençleştirilmesi, sarkmaların giderilmesi veyadaraltma ameliyatları da uygulamalarımız arasında. Uyluk ve bacaklarda liposuction da sık uygulanan ameliyatlardan. Hastanın ihtiyacı neyse onu çözmeye çalışıyorum, bu uygunsuz bir ben, kist veya tırnak batması gibi basit bir işlem de olabilir, ciddi bir kafa ve yüz anomalisinin onarımı da olabilir. 

Ameliyat ettiğim hastalar memnun kalınca kontroller sırasında yanında başka arkadaşları geliyor. “Hocam, bende estetik yaptırmak istiyorum” diyorlar. “Size nasıl yardımcı olabilirim?” diye soruyorum, aslında şikâyet ettikleri bir alan yok ancak, arkadaşlarının ameliyat sonrası değişimi o kadar olumlu olmuş ki kendilerine de bir şey yaptırmak istiyorlar. Ben bu taleplerle gelenlere genelliklebir işlem önermiyorum. Yüzüne, vücuduna baktığımda bir sorun görmüyorsam, bir operasyon yapmıyorum. Hastanın özellikle memnun olmadığı bir yer varsa ve gerçekten ameliyattan fayda görecek bir alansa ameliyatını yaparım. Bunun dışında hastanın aklında olmayan, şikâyetçi olmadığı bir alanı aklına düşürüp ameliyata zorlamayı uygun bulmuyorum. Ancak başka bir grup hasta da var. Örneğin hasta gelir ve burun ameliyatı ister, ancak çenesinde sorun olduğunun farkında değildir ve bir çene ameliyatı veya yüzüne, dudağına bir dolgu uygulaması, çenesine bir implant koymak sonucu çok değiştirecektir, bu durumda bu konuda da hastaya bilgi veririm ve hasta isterse bu ameliyatı da yaparım.Doktor sadece belli oranda müdahale etmeli hastanın fikirlerine, hastayı bilgilendirmeli ancak ameliyata ikna etmeye çalışmamalıdır. Tabii ki kanser hastaları gibi ameliyatı zorunlu olan hastaları bu grubun dışında tutmak gerekir. Biz profesyoneliz, karşımızdaki dünyanın en güzel kadını bile olsa, bir estetik plastik cerrah olarak “Yanakların ne kadar çökmüş, dudakların çok ince” derseniz o kişi bunu kafasına takar ve hiç ihtiyacı yok iken ameliyat olmayı düşünmeye başlayabilir. Bu nedenle etik değerlerimizi çok iyi korumamız gerekiyor. 


 Pratiğini yaptığınız plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi Türkiye ve Dünya’daki durumunu karşılaştırabilir misiniz?
Türk plastik cerrahisi Dünya’da Türk tıbbını en iyi temsil eden branşlardan birisi. Günümüzde birçok plastik cerrah uluslararası arenada bir yerlerde sunumlar yapıyor, ameliyatlar yapıyor, eğitimler veriyor. Yurt dışında çok iyi tanınıyoruz. Hem estetik hem mikrocerrahi ve rekonstrüktif cerrahi konusunda hem de deneysel alanda dünyada saygın bir yerimiz var. 

Türkiye’de estetik cerrahi uygulamalarını plastik cerrah olmayan doktorların da yapmakta oldukları şeklinde duyumlar alıyoruz. Bunun Doğruluğu var mı?
Bu haber hem ülkemizde hem de dünyada ciddi komplikasyonlara yol açabilen ve maalesef gerçek olan bir durum. Dünyada estetik cerrahiye talep çok yükseldi, iyi uygulamalar insanların yaşam kalitelerine önem vermesi talebi arttırıyor. Dünyada, özellikle botoks ve dolgu talebi çok hızlı artış gösterdi, uygulama sayıları ameliyatları bile geçiyor. Bu nedenle bu pastadan birşeyler kapmak isteyen her branştan doktor olan veya hiç tıp hekimi ünvanı olmayanların bile çeşitli uygulamalar yapmakta olduklarını duyuyoruz. Aynı konu saç ekimi için de geçerli, tıp doktoru olmayan hatta ortaokul mezunlarının dahi bu işin içinde olduğuna dair haberler var. Biz, tıpta uzmanlık sınavında çok yüksek puanlar alarak kazandığımız bu branşta 6 yıl plastik cerrah olmak için eğitim gördük. Ancak bizim 6 yılda öğrendiğimiz uygulamaları 3 haftalık kurslara giderek öğrenen çok “süper yetenekli (!)” doktor arkadaşlarımız olduğunu görüyoruz. Üç haftalık kurs ile “medikal estetik uzmanı” ilan edilen, Sağlık Bakanlığı Uzmanlık Tüzüğü’nde hiç yer almayan bir grup türedi. Kimin, ne amaçla yaptığını anlamadığımız bir uygulamayla kendilerine Sağlık Bakanlığı’ndan sertifikalar verildi. Bu arkadaşlarımız genellikle Tıpta Uzmanlık Sınavını kazanamamış veya bu sınava hiç girmemiş pratisyen hekimler, çeşitli alanlarda kendilerini plastik cerrah olarak tanıttıklarını, hatta bazılarının plastik cerrahlardan daha iyi olduklarını ima ettiklerini görüyoruz. Sadece medikal estetikçiler değil, diğer branşlardan uzmanlar, pratisyen doktorlar, diş hekimleri, hatta ve hatta berber veya kuaförlerin bile iğneyle bir yerlere botoks veya dolgular yapmaya çalıştıklarını duyuyoruz. Bunları yaparken uygulama yaptıkları bölgenin anatomisini hiç bilmiyorlar, oluşabilecek sorunlarla ilgili bilgileri yok veya bu sorunlar oluştuğunda çözebilecek birikimleri de yok. Bu tür uygulamalara tamamen karşıyız ve çok sıkı denetim uygulanması gerekiyor. Bu yetkinliği kazanabilmek için estetik cerrahi alanında 5-6 yıleğitim almanız gerekiyor, bunlar bir aylık ya da 2-3 haftalık kurslarla olacak şeydeğil. Diğer branşlardan bazı doktorların da plastik cerrah olmadıkları halde çeşitli isimlerle bunu ima etmeye çalıştıklarını görüyoruz; fasiyal plastik cerrah, genital plastik cerrah, meme estetiği uzmanı vb. kanuni olarak böyle uzmanlıklar yok ve bu ünvanları kullanmak suç, ancak Türkiye’de bunu kimse denetliyor veya cezai işlem uyguluyor mu soru işareti. Aslında bir yarışmada ödül de alan bir çalışma yaptık tıp fakültesi öğrencileriyle ve “Estetik cerrah olmayan birine estetik ameliyat olur musunuz?” diye yöneltilen soruya kaç kişi evet dedi bir tahmin edin, sıfır. Bu nedenle diğer branşlardan hekimler kendilerini estetik  plastik cerrah olarak tanıtmaya çalışıyor. Ama hem etik hem de kanuni olarak suç olduğunu tekrar vurgulamalıyım.


Cerrahide temel bir prensip vardır, komplikasyonunu çözemeyeceğiniz uygulamayı yapmayın! Çünkü bir yerleri kesmek, iğne yapmak kolay, ancak işin uzmanı çok iyi bir sonuç alabilecekkenyetkisiz bir kişi aynı hastanın sakat kalmasına ve hatta ölmesine bile sebep olabilir. Bununla ilgili başka branşlarla da sorunlar yaşanıyor, hatta tıp doktoru olmayanlarla bile karşılaşıyoruz. Çok yakın zamanda hekim olmayan bir kişinin internetten indirdiği diplomaya resmini yapıştırarak kendisini estetik cerrah olarak tanıttığını, ameliyatlar yaptığını, yüz ve vücuda dolgular yaptığını ve birçok insanı mağdur ettiğini dehşetle okuduk (Süzgeçli estetik başlığıyla haber yayınlandı). Hastalar çok ucuz görünen bu işlemlere rağbet ediyorlar ve sorun çıkınca uzmanlardan yardım almaya çalışmıyorlar. Sağlıkta tasarruf bir yere kadar olur, en ucuzunu aramak bazen insana çok pahalıya mal olabilir. 

Estetik cerrahi işlemlerini alanında uzman plastik, rekonstrüktifv e estetik cerrahlar yapmalı. Herkes her işi yapmaya çalışmamalı. Aslında sorun temelde uluslararası alanda diğer ülkelerle olan düzenleme farklılıklarımızdan kaynaklanıyor. Örneğin meme kanseri ameliyatını Türkiye’de genel cerrah yaparken, Almanya’da kadın hastalıkları ve doğum uzmanları yapıyor. Yurt dışında toplantıya giden bir hekim bu uygulamayı görünce “Oradaki doktor yapıyorsa ben de yaparım” diye düşünüyor. Ancak bu sakat bir düşünce, oradaki doktor o işin eğitimini asistanlığın başından itibaren almışken, “Burada ben de yaparım” diye işe girişmek ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Benzer bir sorunu diş hekimliğinin uygulamalarında da görebiliyoruz. Birçok Avrupa Ülkesinde çene cerrahisi yapabilmek için tıp fakültesine gitmiş olmak şart, bu grubun yapabildiği çene ve baş boyun bölgesi ameliyatlar var. Ülkemizde ise hiç tıp fakültesi kazanmamış ve tıp fakültesinde eğitim almamış bazı diş hekimi meslektaşlarımız,“Avrupa’daki diş hekimi yapıyorsa, ben de dudak-damak yarığı yaparım, yüzden tümör çıkarırım, yüze botoks, dolgu, yağ enjeksiyonu yaparım, hatta burun ameliyatı bile yaparım”şeklinde düşünüyor. Sonuçta bazen geri dönüşü olmayan komplikasyonlarla karşılaşıyoruz. Tabii bu konuları kişilerin şahsi düşüncesine bırakmak doğru değil, Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda ciddi düzenlemeler yapması ve sınırlar belirlemesi şart. Uğraştığımız alan insan hayatı, yaptığınız hata birilerinin hayatını karartabilir. Ancak hasta da yetkili olmadığınız bir konuda yaptığınız işlemle ilgili sizi mahkemeye verebilir bu nedenle herkesin yaptığı uygulamalara dikkat etmesi ve sınırlarını bilmesi kendi yararına. Herkes kaza yapabilir, ancak ehliyetiniz yoksa kesin olarak suçlu duruma düşersiniz.

Kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?
Mardin, Kızıltepe doğumluyum. İki – üç yaşlarında İzmir’e taşınmışız ve liseye kadar İzmir’de yaşadım. İzmir’in önemli eğitim kurumlarından biri olan ve öğrencisi olmakla gurur duyduğum İzmir Atatürk Lisesi’nden mezun oldum. Yabancı dilim Almanca idi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandım ve tıp için İngilizcenin şart olduğunu öğrendim, İngilizceyi tamamen üniversitede öğrendim. Plastik cerrah olmak istiyordum ve o sırada Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde plastik cerrahi asistanlığı yapan ve şu anda profesör doktorolan Yavuz Demir Gazi Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı’nı tercih etmemi önerdi. O zamanlar sadece eski küçük binamız vardı ve kliniğimiz küçük bir yerdi. Başta yadırgamıştım, ancak hocalarımız o kadar ileri görüşlü insanlardı ki “Gazi” benim ailem oldu, hepimiz de kendimizi Gazi Plastik Cerrahi Ailesi’nin bir üyesi sayarız ve nereye gidersek gidelim bununla gurur duyarız. Plastik cerrahiyi çok değerli hocalarım ve ağabeylerimden burada öğrendim. Bunun yanında başta Amerika olmak üzere İsveç ve Almanya’da da eğitimler aldım. 
Herkesten bir şeyler öğrenmeye çalışırım. Bütün komplikasyonları görüp tecrübe etmek için bir insan hayatı yeterli değil, bu nedenle başkalarının yaptığı hatalardan ders almamız gerekiyor. Hep iyileri değil kötüleri de görmek lazım, kötü cerrahlardan da çok şey öğrenebilirsiniz, neyi yapmamanız gerektiğini öğrenirsiniz. 


Kişilik olarak detaycı biriyim. İnsanları kırmamaya çalışırım, ancak işimde çok titizimdir ve hastaya zarar veren uygulamalar karşısında sinirlenebiliyorum. Hasta ile ilgili sorun yaşamadıkça birçok hatayı kabul edebilirim. Bir durum hastaya bir sorun oluşturuyorsa, istemeden olursa anlarım, ancak dikkatsizlikten dolayı olursa asistana da, arkadaşıma da, kendime de kızarım. En çok kendime kızarım. Mümkün oldukça hata yapmamaya çalışırım. Ancak hepimiz insanız, mutlaka hatalar olacaktır. Hatalar olsa dahi hastalar samimiyetinizi, üzüntünüzü görünce çok daha toleranslı oluyorlar. Hiçbir hekim hastasının mağdur olmasını, zarar görmesini istemez, bunu hastaya hissettirmek gerekir.

Hastalar “Sonuç iyi olur mu? Garanti verebilir misiniz?” dediklerinde, her zaman şunu söylerim: “Söz veremem, insan ile ilgili işlemler bir metali veya tahtayı kesmeye benzemez. Beninizi bile alırken ölebilirsiniz, önemli olan her tedbiri almak. İnsan canlı bir organizma ve yaptığımız işlemler aynen yaptığımız şekilde kalmıyor, değişime uğruyor. Size bir sonuç garanti edemem ancak size şunun için söz verebilirim, elimden gelenin en iyisini yapacağım”. Sanırım elimden geleni yapmam hastalarımı oldukça tatmin ediyor.

Sizce güzellik uğruna yapılanların ne kadarı bilimsel ve etik?
Etik deyince, geçtiğimiz aylarda tıp etiği konusunda uzman ve çok saygıdeğer bir hekim olan Sayın Prof. Dr. Nesrin Çobanoğlu’nun başında olduğu bir organizasyon bana “En Etik Plastik Cerrah Ödülü” verdi. Çok gurur duyduğumu ve bana bu ödülü uygun görenlere çok müteşekkir olduğumu buradan duyurmak isterim.

Tıpta etik, özellikle estetik cerrahi işin içine girince çok tartışmalı bir konu, neyi, ne kadar yapmak lazım, sınırlarımız ne olmalı? Mesela birinin yüzünü leopara çevirecek uygulamalar yapmamak lazım. Biz cerrahız insanlara sağlık vermeye çalışıyoruz. Bir hanımın yüzünü “sırf hasta istedi” diye kediye benzetmek için ameliyatlar yapan kişi bence hekim değil. Toplum içerisinde herkese komik veya absürt gelen uygulamaları yapmak etik değil. Yüz nakli yaptığımızda bile kimsenin fark etmeyeceği şekilde bir sonuç elde etmek ana hedefimiz, bu insanlar toplum içine karışsın fark edilmesin istiyoruz. Mesela, yüz nakli hastamı sürekli basında göstermek istemiyorum, hastam da çok aklı başında bir hanımefendi, o da uzak duruyor bu ortamlardan. Birçok gazeteci arkadaşıma şunu söylüyorum: “Bir genç kızın (bu erkek de olabilir) çeşitli şekillerde medyada gösterilip yıpranmasını istemiyorum. Çünkü bu genç kız bir gün evlenebilir, yuva kurabilir, geleceğini olumsuz etkileyecek bir girişimde bulunamayız. Ameliyat ekibi olarak bizim amacımız hastamızla yan yana durduğunda kimsenin nakil hastası olduğunu fark etmemesi, bunu da kendi yüz nakli hastamız için hastanede defalarca gördüm, bu beni çok mutlu ediyor. 

Onun dışında güzellik, medyanın ve Hollywood’un öne çıkarttığı, pompaladığı bir kavram. Her ırkta geçerli olan “Hollywood tarzı” standart bir yüz, vücut şekli olamaz, bunu yapmaya çalıştığınızda komik sonuçlar ortaya çıkabilir, ırksal özellikler kaybolabilir. Zaten güzellik kavramı da zaman ve mekan dahilinde değişimler gösteren bir kavram.

İnsanların güzellik için çaba harcaması profesyonel olarak benim işim için iyi, daha çok ameliyat yaparım. Ancak olaya bir insan olarak bakıyorum, hasta bir materyal değil, bir canlı, daha da ötesi bir insan, bu nedenle başvuran herkesi ameliyat etmiyorum. Bizi yetiştiren hocalarımızdan böyle gördük ve böyle yetiştik. Bana göre hasta benim yakınımdır. Hasta bir şey istiyor diye kendisine yararı olmayacak veya zararı olacak bir işlemi şahsen ben yapmıyorum. Hasta mutlaka istediğini yapacak birini bulur, ancak ben yapmam, kendisini de bu konuda detaylı olarak bilgilendirmeye ve uyarmaya çalışırım.

Çalıştığınız alandaki hekimlerin etik davranması için sizce neler yapmaları gerekiyor?
Herkesi kendi yakınınız gibi görmelisiniz. Ailemin üstüne nasıl titriyorsam, hastanın da üstüne titremeliyim. Hasta denek değildir, meta değildir, bir insandır. Bakın aslında yaşayan bir insan da demiyorum, organını aldığımız kadavra da bizim için kutsaldır, ölmüş olsa da işlem yaparken insan bütünlüğüne saygı duyarız. Özetle hastayı kendiniz gibi, anne-babanız, kardeşiniz gibi görürseniz o zaman etik davranıştan uzaklaşmazsınız. 

Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Sağlık haberlerinde nelere dikkat ediyorsunuz? 
Gazetecilikteki amaç,  dikkati çekecek haber yapmak. Klasik olarak “bir insan köpeği ısırırsa” haber değeri var denir. Evet, gazeteciler ses getirecek sansasyonel haberler yapmaya çalışıyorlar, bizim yaptığımız şeyleri dikkat çekecek şekilde sunmaya çalışıyorlar. Nakil olayından sonra birçok gazeteci arkadaşım oldu. Şunu fark ettim; gazetecilerde insan gibi insan, her şeyin farkındalar, etik değerleri var. Bunu sizinle konuşmamda da çok net hissediyorum.Şunu içtenlikle söyleyebilirim, biz düzgün, dürüst olduğumuzda, açık ve net olarak konuştuğumuzda hiçbir sorun çıkmıyor. Siz biraz sansasyona yatkınsanız, çok doğal olarak basın bunu kullanıyor. Benim tanıştığım gazetecilerin hepsi çok düzgün, etik insanlardı. Hepsine buradan çok teşekkür ediyorum, süreç boyunca hep etik davrandılar. Nakilden sonra da onlarla görüştüm, hala da görüşüyorum. Biliyorsunuz nakil sonrasında uzun süre hastanın görüntüsünü ve kendimizin resimlerini basına sunmadık, ancak basınla görüşüyorduk tabii ki. Bize nakil sürecinde şunu söylediler: “Bu yaptığınız hiç hoşumuza gitmiyor ancak, herkese aynı haberi vererek en doğrusunu siz yapıyorsunuz”. Basın hoşuma gitmeyen bir şeyler yazıyorsa kendimde de bir şeyler ararım. Ben nasıl davranıyorsam onlarda öyle yansıtıyorlar. 

Med-Index

Yorum bırakın

ALMAN – TÜRK PLASTİK CERRAHLAR ORTAK ÇALIŞMALARA İMZA ATACAK

Almanya ve Türkiye’deki estetik ve plastik cerrahların teorik ve pratik bilgi alışverişini sağlaması için Alman – Türk Plastik Cerrahi (VDTPC) Derneği kuruldu.

Gün geçtikçe ülkemizdeki estetik ve plastik cerrahlar büyük başarılara imza atıyor. Alman – Türk Plastik Cerrahi (VDTPC) Derneği ile yapılan çalışma ve araştırmaların hız kazanması hedefleniyor. Dernek yönetim kurulu üyesi Dr. Murat Dağdelen, Med-Index’in dernek hakkındaki sorularını yanıtladı. 

Derneğiniz hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
Aldığımız sorumluluk ile Dünya’ya iyi plastik cerrahı ve iyi insan yetiştirmede katkıda bulunmak, araştırma, sorgulama, öğrenme, öğretme, uygulama, sağlık ve eğitim ihtiyacına evrensel, bilimsel ve etik değerlerden ödün vermeden hizmet eden, plastik cerrahinin daha da gelişmesi için çalışan, dünya plastik cerrahi kurumları ile işbirliği yapan, örnek bir dernek olmak.

Ne gibi faaliyetleriniz var? Derneğinize kimler üye olabiliyor?
Alman – Türk Plastik Cerrahi (VDTPC) Derneği, adından aldığı sorumluluğu yerine getirmenin gururu ile bilimsel, sosyal ve kültürel başarısını bölgesel, ulusal ve uluslararası alanda kanıtlamış temel değerlerinden ödün vermeden çağdaş bilim, yönetim, öğrenim ve eğitim anlayışı ile dünya bilimsel dernekleri arasına girmiş, lider bir dernektir. 

Alman – Türk Plastik Cerrahi (VDTPC) Derneği 2010 yılında Dr. Murat Dağdelen ve Dr. Mehmet Atila öncülüğünde kurulmuş, Plastik ve Estetik Cerrahi Derneğidir.
Üyelerimiz; Almanya ve Türkiye’den olup Plastik ve Estetik Cerrahi alanında çalışmalarını sürdüren hekimlerden oluşmaktadır.

Derneğimizin amacı Alman ve Türk Plastik Cerrahları arasında iletişim kurmak, bilgi alışverişinde olmak ve ortaklaşa bilimsel ve klinik çalışma araştırmalar düzenlemek, yenilikleri sürekli ve güncel tutabilmek için bilimsel toplantılar, sempozyumlar ve kongreler düzenlemek, her iki ülkenin Plastik ve Estetik Cerrahisinin daha da gelişmesinde katkıda bulunmak. Bu hedeflere ulaşmak için Almanya ve Türkiye arasında, estetik ve plastik cerrahların aktif olarak en uygun teorik ve pratik bilgi alışverişi teşvik edilmelidir. Derneğimiz üyelerine Almanya ve Türkiye’de ulusal ve uluslararası bilgi alışverişini desteklemek amacıyla estetik ve plastik cerrahi konularında diğer ulusal ve uluslararası derneklerle, ileri seviyede bulunan üniversite ve hastanelerle ilişki kurup bilimsel olarak eğitim ve stajlar tertip etmeyi amaçlıyoruz. Derneğimiz Alman –Türk Estetik ve Plastik Cerrahların resmi temsilcisidir.


Derneğimiz ayrıca Türk ve Alman kökenli hastalar için bir bilgi platformu sunuyor. Bu bağlamda, derneğimizin web sitesinden (www.vdtpc.de) üyelerimize ait veritabanından bulundukları klinik, ameliyat spektrumları ve internet bağlantılarıyla ilgili bilgi edinilebiliyor.

Yönetim:
Dr. med. Mehmet Atila (Başkan)
Dr. med. Murat Dağdelen (2. Başkan)
Dr. med. Arman Ivoghli (Sekreter)
Dr. med. Mirko Matthias Fuchs (Sayman)

Derneğinizin iletişim bilgileri nelerdir?
Web adresimiz: http://www.vdtpc.de mail adresimiz: info@vdtpc.de

Yorum bırakın

KAŞA MEZOTERAPİ DENENDİ

Kaş seyrekliği ile ilgili yaşanan sorunlara uygulanan yöntemlerin doğal durmadığını ve mezoterapi denediğini dile getiren Dr. Tahsin Görgülü, seri vakalar ile literatürdeki mezoterapinin avantajlarına dair boşluğun doldurulabileceğini belirtti.
Kaş, ifadenin temel unsurlarından ve yüz güzelliği açısından önemli kriterlerden biri. Kaşların zayıflığı ve seyrekliği özellikle bayanlarda ciddi psikolojik problemlere neden olabiliyor. Kaş problemlerinin giderilmesinde kaş ekimi ve dövme ile belirginleştirme işlemi günümüzde popüler teknikler arasında yer alıyor. Ancak kaş ekiminin morbiditesi ve doğal kaş görünümüne oranla kalınlık farkı ve uzama problemi mevcut iken dövme ile oluşturulan kaşın doğal olmayan görünüm ile mutlu etmiyor.
Mezoterapi; dilüe edilmiş farmakolojik ajanların intradermal uygulanmasının ilk kez 1958 tarihinde Pistol tarafından ortaya atıldığını kaydeden Karadeniz Ereğli Devlet Hastanesi, Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Kliniği’nden Uzman Dr. Tahsin Görgülü, günümüzde geniş bir kullanım alanı olan mezoterapinin etkinliği hakkında literatürde çalışma bulunmadığını belirtti. Literatürde bulunan yayınların genellikle komplikasyonlar içerdiğini dile getiren Görgülü, “Özellikle son dönemde medyada saç mezoterapisi ve etkinliği vurgulanmaktadır ancak kaş mezoterapisi ile ilgili herhangi bir çalışma veya medya vurgusu bulunmamaktadır. Benim yaptığım çalışmada, kaş ekimi ve dövme yapılmasını istemeyen hastaya sunulabilecek bir diğer seçenek olarak kaş mezoterapisinin etkinliğini ortaya koydum” dedi.
Hastaya 2 Hafta Aralıkla 6 Seanslık Mezoterapi
Kaş seyrekliği ve güçsüzlüğü yakınması ile başvuran bir hastada mezoterapi uygulamasını anlatan Görgülü, şunları söyledi: “Çocukluğundan beri kaş problemi yaşayan hastan, psikolojik olarak kendisini yıprattığını ifade etti. Hasta, kaş tabanını boyayarak bu sorunun önüne geçtiğini ifade etti. Saç ekimi ve dövme işlemlerini mevcut dezavantajları nedeniyle kendisine uygun bulmayan hastaya kaş mezoterapisi önerildi. Hastaya 2 hafta aralıkla 6 seanslık mezoterapi işlemi uygulandı.
Tek Seans ile Sonuç
Uygulama sonrası oluşabilecek ödem ve enfeksiyonu engellemek amacıyla buz uygulama antibiyoterapi ve anti-inflamatuar tedavi verildi. 3 günlük üst göz kapağı ödeminin ardından 4. gün ödem tamamen kayboldu. Hasta herhangi bir ağrı problemi yaşamadığını ifade etti. hasta 2. seans için başvurduğunda kaşlarda belirgin renk koyulaşması ve kıl çaplarında artış olduğu gözlendi. Hasta mevcut durumundan gayet memnun olduğunu ve başka seansa ihtiyacı olmadığını ifade etti ve tedavi tek seans ile sonlandırıldı. Hasta 2. aydaki kontrollerinde asla kaşı bulunmayan ve alma gereği duymadığı kaş kenarı inferiorunda yeni kaş telleri oluştuğunu ifade etti.
“Mezoterapi Hiçbir Şekilde Cerrahi Tedavinin Alternatifi Değil”
Mezoterapi hiçbir şekilde cerrahi tedavinin alternatifi olmasa da medyanın da popülerize etmesi dolayısıyla hastaların invazif olmayan bu tip işlemler konusunda istekleri her geçen gün artıyor. Biz plastik cerrahlar her ne kadar üzerine gitmesek de bu işlemlerin etkisiz olduğunu söylemekte mümkün değil. Sunulan hastada tek bir seansla gözlemlenen sonuç bu konuda oldukça cesaret verici oldu. Seri vakalar ile literatürdeki mezoterapinin avantajlarına dair boşluk doldurulabileceğini düşünüyorum.”

Yorum bırakın