Archive for category Prof. Dr. Hamit Hancı

SAĞLIKTA ŞİDDETE KARŞI ÇÖZÜM NE?

Her geçen gün yeni  şiddet haberlerinin duyulmasına karşılık, sağlık çalışanları sosyal medya aracılığıyla tepki gösterdi. 20 bini bulan katılımcı ile büyük yankı bulan sağlıkta şiddet konusu ile ilgili Sağlık Bakanlığı, sağlıkçı milletvekilleri, akademisyenler ve tepki gösteren genç hekimlerle konuştuk.
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olayları gün geçtikçe daha da artmaya başladığı dile getiriliyor. Hekimlerin başlattığı farklı kampanyalarla farkındalık oluşturulmaya çalışılıyor. Bizde Sağlık Dergisi olarak şiddet olayları ile ilgili son durumu değerlendirmek ve ne gibi çözüm yolları bulunabilir konusunda farklı görüşler aldık.
“Hekimlere Karşı Şiddet Olayları, Bizim İktidarımızla Birlikte Başlayan Bir Durum Değil”
AK Parti İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Türkan Dağoğlu konu hakkında Sağlık Dergisi’ne şu açıklamalarda bulundu: “ Hekimlere karşı şiddet olaylarına bir milletvekili olmamın yanı sıra, bu konuma gelmeden önce uzun seneler sağlık alanında görev yapmış bir sağlık çalışanı kimliğimle ve tüm samimiyetimle söylüyorum ki, iddia edilenin aksine, hekimlere karşı şiddet olayları, bizim iktidarımızla birlikte başlayan bir durum değil. Biz, şiddetin her türlü şekline karşı “sıfır tolerans” politikası benimsemiş ve bunu etkin bir şekilde uygulamaya koyan bir partiyiz. Hekime karşı şiddet ise, ülkemizde on yıllardır süre giden, ayrıca ülkemiz dışında birçok gelişmiş ülkede de karşılaşılan bir durum. Dolayısıyla, bize özgü olarak nitelendiremeyiz. Bununla birlikte, kulağa ilk duyuşta tezat olarak gelse de sağlık sisteminde bizim hükümetimiz döneminde gerçekleştirilen dönüşüm neticesinde kaliteli sağlık hizmetleri halkın tabanına yayıldığı için, eldeki seçenekler arttı; bu da doğal olarak söz konusu hizmetlerden yararlanan kesimlerin ve yakınlarının beklentilerini yükseltmiş oldu.
“Hekime Uygulanan Şiddet, Aslında Hastanın Kendi Sağlığına Karşı Uyguladığı Bir Şiddettir”
Ben halk ve hekimin karşı karşıya geldiğini, ortada bu denli kutuplaşmış bir tablo olduğunu düşünmüyorum. Sağlıktaki dönüşüm neticesinde, hekim, halka daha çok yaklaştı; hasta da giderek artan haklarından daha çok haberdar olmaya başladı. Dolayısıyla, bir yandan bu süreçte artan beklentilerinin karşılanmasında hekimlerin daha titiz, özenli ve anlayışlı olması; halkın da öfke yönetimini bireysel düzeyde uygulaması, onları iyileştirmek, sorunlarına çözüm bulmak için türlü fedakarlıklara katlanan hekimlere karşı hoşgörüsünü esirgememesi gerekiyor. Çünkü hekime uygulanan şiddet, aslında hastanın kendi sağlığına karşı uyguladığı bir şiddettir; keza er ya da geç bu şiddetin etkileri, bu fasit döngü içinde hastayı da etkiler.
“Sorununu Konuşarak Değil Kaba Kuvvetle Halletmeye Alışmış Bir Toplumun Psikolojik Sancıları”
Hekimlerin kendilerini güvende hissetmeleri için bildiğiniz gibi Bakanlık, sağlık personeline yönelik şiddete karşı “Beyaz Kod” uygulamasını başlatarak; güvenlik amiri, psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve temsilciden oluşan özel ekipler kurdu. Şiddete maruz kalan veya maruz kalacağını hisseden sağlık görevlileri, artık tek bir numarayla söz konusu ekibi durumdan haberdar edebilecek. Ben bunun etkin bir yöntem olduğu kanısındayım. Bunun yanı sıra, aslında her şeyi yasalardan beklememek, bir zihniyet değişimini de körüklemek gerekiyor. Nasıl ki kadına karşı şiddeti sadece yasalar yoluyla engellemek mümkün değilse, aynı şekilde hekimlere karşı şiddetin de zihniyet düzeyinde bir devrimi gerektirdiği aşikardır. Hamile eşine yanlış tedavi uygulandığını iddia eden bir hastanın o anda karşısına çıkan nöbetçi bir doktoru bıçakla yaralaması, aslında sorununu konuşarak değil kaba kuvvetle halletmeye alışmış bir toplumun psikolojik sancılarıdır.
Bu sorunu hükümetimizin sağlık sisteminde başlattığı dönüşüme yükleyenler var. Ancak, bu iddiayı temelsiz buluyorum; çünkü bu dönüşümün başlatılmasından çok daha önce de bu tür vakalar işitilirdi; dolayısıyla aralarında doğrusal bir orantı olduğunu ispat eden bir yargıya ulaşmak bilimsel olarak da mümkün değil. Elbette her yeniliğe bir süre direnç gösterilmesi, insan doğasından ileri geliyor. Sistemin tam olarak zihinlere ve davranış modellerine yerleşmesi için belli bir süre geçmesi gerekiyor. Kısacası, her şeyin başı sabır ve hoşgörü.
Öncelikle hasta ile hekim arasındaki ilişkinin şiddet içeren bir yöne doğru evrildiği hissedildiği anda uzlaşma yoluna gidilmeli. Ancak, şiddet fiziksel, sözlü veya psikolojik şekilde engellenemez bir noktaya gelecek ise, şiddetin her türlüsüne (kaba söz, hakaret, saldırganlık eğilimi gibi) ağır cezalar getirilmeli. Elbette ağır cezalar getirmek sorunu kökten çözümlemez; ama yine de toplumun bu şiddete kayıtsız kalmadığını göstermek açısından caydırıcılığı olabilir.
“Bu Soruna Hekim Arkadaşlarımız Sessiz Kalmamalı”
Öncelikle, ortadaki bu soruna hekim arkadaşlarımız sessiz kalmamalı. Bilimsel dünyaya içkin olan bu eksikliği sık sık fark ediyorum: sorunlar, üniversite odalarında, kendi aralarında konuşarak halledilmez. Sorunu daha geniş bir tabakaya yaymak, hizmet verilen ve şiddete karşı olan diğer vatandaşların da bu duruma tepki göstermesi sağlanır. Ancak bu şekilde toplumsal düzeyde bir karşıt-ağırlık oluşturulabilir. Şiddete karşıyız diye açıklamalarda bulunarak, hastanelere boy boy pankartlar asarak, hiçbir çözüm üretemezsiniz. Çözüm üretilmezse de hastanelerdeki verimlilik düşer; şiddet uygulayan hastaların cezasını diğer hastalar çekmek zorunda kalır ve mesleğinden zevk duymayan hekimler tarafından muayene edilirler. Dolayısıyla, sağlık hizmetlerindeki kalite de azalır ve bundan etkilenecek olan yine halktır. Doktorlar da şunu unutmamalıdır: hekimlik sadece bilimsel bilgilerin edinilmesi işi değildir; aynı zamanda halkla doğru ve etkin iletişim kurabilme yeteneğini de gerekli kılar. Hekimi değerli kılan da, hastasıyla kurduğu iletişimdir. Dolayısıyla, son kertede bu şiddet eyleminden hastayı “tatlı dille” vazgeçirmek de, hekimin iletişim yeteneklerine bağlıdır.
Öte yandan, idareci kesimdeki kişilerin de söylemlerinde doktorun motivasyonunu bozucu konuşmalardan uzak durmaları gerekiyor.”
“En Önemli Eksiklik Hasta-Hekim İlişkisi Konusunda Eğitim”
AK Parti Adana Milletvekili Prof. Dr. Necdet Ünüvar konu ile ilgili şunları söyledi: “Sağlık hassas bir hizmet alanıdır. Hizmet edenler müşfik, hizmet edilenler duyarlıdır. Hizmetin böyle kritik bir düzlemde verilmesi maalesef bazı çatışmaları da beraberinde getirmektedir. Yapılan pek çok araştırmalarda sağlık kurumlarında çalışmaların diğer işyerlerine göre şiddete maruz kalma riskini artırdığını göstermiştir. Bu konuda en önemli eksikliğin hasta-hekim ilişkisi konusundaki eğitim eksikliği olduğunu düşünüyorum. Sağlıkta şiddet konusu sadece bugünün sorunu değildir ve sadece ülkemize özgü bir sorun da değildir. Son 9 yılda halkımızın sağlık hizmetlerine erişimi önemli ölçüde artmıştır. Hasta-hekim ilişkisindeki en önemli noktalardan birisi ilişki yönetimidir. Hizmetin sayısının ve yoğunluğunun artmasını hizmetin sunumundaki sataşmaları da doğal olarak artırmıştır.
“Mevzuat Değişikliği Yapılabilir”
Sağlık çalışanlarına yönelik sözlü saldırılarda, darp, hatta öldürmeye yönelik saldırılarda genel hükümler geçerlidir. Belki bu konuda bir mevzuat değişikliği yapılabilir. Çalışanların eğitimi, mevzuat düzenlenmesi ve yöneticilerin konuya daha hassas yaklaşmaların sağlanması gibi tedbirler düşünülebilir. Doktorlarımızın yapması gereken şey hasta ve yakınlarını eğitmek ve problemlerle ilgili konularda daha fazla bilgilendirmektir. Konuya Sağlık Bakanlığımızın da oldukça duyarlı yaklaştığını biliyorum. Bu konuda hizmetin niteliğine göre bazı ek tedbirlerin alınabileceğini düşünüyorum.”
“1990’larda Acil De Şiddetle İlgili İlk Makaleleri Yazdığımızda Hekimler Konuyla İlgilenmiyordu”
Adli Bilimciler Derneği Başkanı ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamit Hancı sağlık personeline şiddet ile ilgili olarak şunları kaydetti:”Hekimlere karşı şiddet olayları eskiden de vardı. Yıllardır bu konuyla ilgili çalışıyoruz. 1990’larda acil de şiddetle ilgili ilk makaleleri yazdığımızda hekimler konuyla çok ilgilenmiyordu. Ancak hekimler ve basında konuyla ilgili hassasiyet gelişti.Hastaların eksik bilgilendirilmesi, sağlık kuruluşunda uzun süre beklemeler , hasta yakınları ile yetersiz iletişim, sağlık kurumlarında yetersiz güvenlik nedenleri sayılabilir.
“Sağlık Personeli Bulaşıcı Hastalıklar gibi Şiddet Riskine Karşı da Korunmalı”
Halkla hekimin karşı karşıya geldiğini düşünmüyorum. Bazı olayların olmasını genelleyemeyiz. Sağlık kurumlarında yeterli güvenlik önlemleri alınmalı. Hasta ve yakınlarıyla iletişim ve sakinleştirme için davranış modelleri geliştirilmeli, bu konuda eğitim alınmalı. Şiddete maruz kalan hekime hukuki destek sağlanmalıdır. Sağlık personeli bulaşıcı hastalıklar gibi şiddet riskine karşı da korunmalıdır.Sağlık personeline kurumunca hukuki destek verilmeli. Ceza ve tazminat davaları takip edilmelidir. Dernekleri odalarıyla organize hareket etmeli, soruna beraber çözüm bulmalı, meslek içi eğitimler yapmalıdırlar. Doktorların, “şikayet hatları” değil ama prestij kaybetme söz konusu. Siyaset ve basının yaklaşımları, hekimlerin yeterince örgütlenememeleri etken. Hekimler kırgın, üzgün hatta küskün. Ancak bundan da uzun vadede yine toplum zarar görecek. Hekimler riskli ameliyatlardan ve tedavilerden kaçınacak (Çekinik tıp). Özverili çalışılması gereken bu meslek mekanikleşecek. Mesai saatleriyle çalışan mesleklere dönecek. Hatta hasta-hekim arasına giren bu kadar yoğun hukuki süreçler nedeniyle hekimin “şefkat” yaklaşımı azalacak. Her hastane kendi şartlarına uygun güvenlik protokolleri oluşturmalı. Hasta yakınları için yeterli rahat bekleme üniteleri oluşturulmalı, koridorlar aydınlatılmalı, içeri giriş- çıkışlar denetlenmeli ve yeterli güvenlik personeli bulundurulmalı.”
“Hasta Yakını, Hastanede Olay Çıkarıp Hekime Saldırarak Günah Çıkarma Seansı Yaşıyor”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr Recep Akdur konu ile ilgili şöyle konuştu: “Hekime karşı şiddetin bana göre üç nedeni var. Bunlardan birisi, yurttaşımız hekimin şahsında devlete edene birikmiş olan kin ve hıncını çıkarıyor. Aslında şiddet uygulanan hekim değil devlet edendir. Yani hekime gösterilen şiddet sapmış bir tepkidir. Yurttaş kendisini iten kakan devlet edenden hıncını almak istediğinde bunun objesi ya da hedefi kaymakam, hakim, polis veya zabıta olacak değil ya. Bırak silah taşımayı,kavga etmeyi bile bilmeyen hekimler ve gazeteciler üzerinden devlet edeni darp etmek çok kolay. İkincisi; evindeki muhtaç yakınına gerekli özeni göstermeyen ve yeterli bakım vermeyen hasta yakını, hastanede olay çıkarıp hekime saldırarak bir tür arınma ritüeli, günah çıkarma seansı yaşıyor. Günlerce aylarca hiç ilgi göstermediği bir yakını için hastanede olay çıkarması hekimi yumruklaması hakaret etmesi onu günahlarından arındırıyor. Üçüncüsü, bu ruh hali üzerine bir de son on yıldır uygulanan sağlıkta dönüşüm süreci, hekimi itilmiş kakılmış ve de hedef tahtasına oturtulmuş devlet memuru konumuna getirmiştir. Her gün hedef gösterilmesi, aşağılanması yetmezmiş gibi, “şikayet masaları”, “şikayet hatları” ve “şikayet sigortaları” kurulmuştur.
“Hekime Şiddet Uygulayanlar Neredeyse İltifat Görecek”
Sağlıkta dönüşümün başlangıcında tüm toplum kesimlerden taraftar bulmak için uygulanan popülist uygulamalar sona erdi. Sağlık hizmeti ortamında hizmeti alan da veren de yani hasta da hekim de her geçen gün daha kötü bir konuma düşüyor. Artık yurttaşın sağlık hizmetine ulaşması eskisi kadar kolay değil.Hekimin de hastasına hizmet sunması eskisi kadar kolay değil. Hastanın hizmete ulaşmak için her geçen gün daha büyük bir bedel ödemesi gerekiyor. Yürütülen propaganda sayesinde yurttaşlar bunun sorumlusu olarak hekimi görüyor. Üstelik de bunlar darp edilmesi çok kolay olan insanlar. Hekime şiddet uygulayanlar neredeyse iltifat görecek.
“Hekime Karşı Yürütülen Psikolojik Savaştan Vazgeçilmeli”
Hekimin kendini güvende hissetmesi için; her şeyden önce yurttaşın sahip olduğu bu ruh hali yok edilmelidir. Bizzat devlet edenlerce hekime karşı yürütülen psikolojik savaştan vazgeçilmelidir. Çalışma ortamlarında gerekli güvenlik önlemleri alınmak sureti ile hekim yakın fiziki korumanın güvenini hissetmelidir. Diğer devlet memurlarına ve kurumlarına verilen koruma ve kollama hastanelere de hekimlere de verilmelidir. Hekime şiddet uygulayanlar hakkında yasalar ödünsüz uygulanmalıdır. Saldırganlar iltifat değil takibat görmelidir.”
“Şiddetin Bir Sebebi de İnsanlardaki Tahammülsüzlük”
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’ndan Uzm.Dr.Erdinç Nayır, şiddet konusunda şunları söyledi:“Hekimlere, sağlık çalışanlarına şiddetin birçok sebebi var. Sebeplerden biri hekimler ile hizmet verilen hastalar arasının açılmasıdır. Eskiden hekimlere, sağlık çalışanlarına çok güzel bir saygı vardı. Günümüzde bu saygının azaldığını görmekteyiz. Saygının azaldığı nokta da ise doğal olarak saygısızca hareketler olmaktadır. Bu saygının azalmasında biz hekimlerinde suçu var, ama büyük bir sebebi hekim ile hastayı karşı karşıya getiren sağlık sistemindeki uygulamalardır.
Hekimlere karşı şiddetin bir diğer sebebi ise insanlardaki tahammülsüzlüktür. Her alanda insanlarda tahammülsüzlük artmış durumdadır. Hasta veya hasta yakını, karşısında hizmet veren bir sağlık çalışanının ne kadar zorluklarla çalıştığını, ne şartlarda nöbet tuttuğunu bilmeden erken tepkilerde bulunabiliyor. Ülke koşullarında acilde çalışan bir hekim çok fazla hasta bakıyor ve aynı anda birçok hastaya yetişmesi gerekiyor. Bu yoğun tempoda hasta ve hasta yakınlarının da anlayışlı olması gerekmektedir.
“Döner Bıçağı veya Silah ile Havaalanının içinde Rahatça Dolaşabilir misiniz?”
Hekimlerin kendilerini güvende hissetmeleri için öncelikle biz hekimler, iyi bir sağlık hizmeti vermemiz için güvenli ve huzurlu ortamlarda çalışmalıyız. Bizler hekimiz ve birçok zorluğa göğüs gerecek şekilde çalışıyoruz, hayatımızdan fedakarlıklar veriyoruz. Birçok hekim arkadaşım eşinden çoçuğundan ayrı kalarak hekimlik görevini yerine getiriyor. Özel yaşantısından ciddi fedakarlıklar vererek çalışan biz hekimlerin en çok istediği şey hekim haklarının olması ve uygulanmasıdır. Biz hekimler güvenli ortamlarda çalışmak istiyoruz.Şuan bir havaalanına girerken nasıl kontrolden geçiyoruz? Bir döner bıçağı veya silah ile havaalanının içinde rahatça dolaşabilir misiniz? Ama hastanede dolaşabiliyorsunuz. Bunun örneklerini çok fazla gördük ve bu sebeple birçok sağlık çalışanımız yaralandı, öldürüldü! Hastaneye girişlerde mutlaka sıkı güvenlik kontrolleri yapılmalıdır.
“Sağlık Çalışanına Saldıranın Sağlık Sigortası Kesilebilir”
Sağlık hizmeti almayı beklerken sağlık çalışanına saldıran ve onun hizmet vermesini engelleyen kişiye mutlaka ciddi cezalar verilmelidir. Örneğin sağlık sigortası kesilebilir. Sağlık çalışanına şiddet uygulamış bir kişiye ilk ceza 1 yıllık sağlık sigortasının iptali cezası verilebilir. Tekrarlaması halinde tamamiyle iptal edilebilir.”
“Hastalar Dizilerden Örnek Alıyor”
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uz. Dr. M. Özgür Niflioğlu, genç hekimlerin başlattığı sosyal medya tepkileri ve şiddet ile ilgili olarak şunları dile getirdi: “Hekimlere karşı şiddet olayları aslında sadece hekimlere ya da sağlık çalışanlarına karşı şiddet uygulanmıyor; kadınlara, çocuklara, yaşlılara kısacası herkese karşı şiddet olayları gündemimizden düşmüyor. Bu noktada sorulması gereken esas soru şu: “Neden böylesine gergin bir toplum haline geldik? Neden hiç kimseye tahammülümüz kalmadı?” Olayları “sağlıkta şiddet” özünde inceleyecek olursak; temel sorunun hekimi hedef gösteren haberler ve televizyon programları olduğunu düşünüyorum. Bu duruma verebileceğim en güzel örnek ise; yüksek izleyici oranına sahip bir televizyon dizisinde rol alan popüler bir karakterin, yoğun bakıma hiçbir tedbir gözetmeksizin girmesi ve hekimi dikkate almaksızın hastane içerisinde kafasına göre gezmesi! Bunu gören vatandaş ne yapıyor? Cevabı basit: örnek alıyor! İşi aksayınca da şiddete başvuruyor. Bu gibi senaryolara, bu tarz dizilerde kesinlikle yer verilmemeli.
“Hastanelerde Görev Yapan Özel Güvenlikler, İşlevsiz Kalıyor”
Hekimler ve sağlık çalışanları, özellikle acil servislerdeki mesaileri sırasında, kendilerini güvende hissetmiyor. Bunun sebebi, her an eli bıçaklı bir “meczup’un” ya da sopalı bir grubun içeri girip sizi tartaklama ihtimali olması. Fiziksel şiddete maruz kalmasınız bile, sözlü sataşmalar motivasyonunuzu düşürmekte yeterli oluyor. Bu gibi durumların yaşanmaması için, bazı önlemler kesinlikle alınmalı. Hastanelerde görev yapan özel güvenlikler, bu konuda “kendilerini yeterince koruyan kanunlar olmadığı için” işlevsiz kalıyor. Bu açıdan özel güvenlik personelinin “hastane içerisindeki olaylara müdahale sırasındaki” kanuni yetkileri genişletilebilir. Yardımcı sağlık personeli istihdamı arttırılabilir ve hasta yakınlarının özellikle acil servislerde bulunmasının önüne geçilebilir. O vatandaşlarımızın da mağdur olmaması için kamera sistemleri kurularak, hastalarını uzaktan takip etme şansı verilebilir. Mobil sistemlerin ve 3G teknolojisinin bu denli rağbet gördüğü ülkemizde hasta yakınları, hastalarını evden bile takip eder hale gelebilir. Hastanelere girişte havalimanlarında uygulanan güvenlik sistemleri uygulanarak kesici delici aletlerin kurum içerisine sokulmasının önüne geçilebilir. Hasta yakınları için “ortak paylaşım” alanları yaratılarak; bu alanlarda hasta yakınlarına “telkin amaçlı” profesyonel destek verilebilir. Sağlık çalışanlarının iletişim becerilerini geliştirici uygulamalı eğitimler verilmeye başlanabilir. Bu konudaki son önerim ise, hasta ve hasta yakınlarının bilgilendirmesiyle ilgili. Bir kişiyi bilgilendirmek de ayrı bir özen ve altyapı gerektiren bir olgu aslında. Bu açıdan düşünüldüğünde hasta bilgilendirme eylemi de, mevcut sistem çerçevesinde, poliklinikte hasta bakmak kadar değerli hale getirilmelidir.
Şiddet olaylarında önemli olan; uygulanan yaptırımların, sağlık camiasının vicdanını rahatlatması; ancak bunu gerçekleştirirken de şiddet uygulayanları ya da uygulama “güdüsünde” olanları topluma kazandırması. Bu bağlamda en hızlı sonuç; olayların basit darp kapsamından çıkarılması yönünde Meclis’ten kanunlar çıkarılması, şiddet uygulayanlara “özellikle” acil servislerde uygulamalı cezalar verilmesi ve bu cezaların başında geniş yer bulmasının sağlanması olabilir. Mantıklı zamanlarda, televizyonlarda yayınlanacak kamu spotları da; bu konuda toplumsal bilincin oluşması noktasında sonuç verebilir.
“14 Mart 2012 Saat 12 ve 22 Sloganıyla Yola Çıktık”
Sosyal medya günümüzün en dinamik ve şekillendirilebilir kamu hareketlerinden biri. İyi yönde ve doğru biçimde kullanıldığında, güzel sonuçlar yaratabiliyor. Biz de bir grup hekim arkadaşımızla, bu yönde insiyatif alarak web sitelerimizi, sosyal paylaşım gruplarımızı “şiddet” konusunda bir araya getirmeye çalıştık, çalışıyoruz. İlk aşamada; 14 Mart 2012 Saat 12 ve 22 sloganıyla yola çıktık. Amacımız 14 Mart Tıp Bayramı vesilesi ile yaşadığımız şiddete ve şiddet olaylarına, toplumun dikkatini çekmek ve önlem alınması noktasındaki isteklerimizi yetkili mercilere iletmek. Bu bağlamda birçok gazetecinin, yazarın, talk şov ve radyo programcısının desteğini aldık, almaya devam ediyoruz. İçinde yer aldığımız bu oluşumda; bireysel kimlikler sosyal medyanın ruhuna uygun olarak ön plana çıkıyor. Herkes kişisel hünerleri ile bu konuda farkındalık yaratmaya çalışıyor. Şu aşamada herhangi bir oda, sendika ya da dernekle bu süreci yürütmedik. Demokrasinin güzel bir tecellisi olan bu sivil oluşum, tamamen bağımsız bir ruhla ilerliyor ve büyüyor. Toplumdan gelen tepkilerin olumlu ve destekleyici olması, bizi mutlu eden başka bir nokta. Biz ülkemizi ve halkımızı seviyoruz, onların da bize anlayış göstermesini istiyoruz. Çünkü biz daha sağlıklı bir Türkiye için çalışıyoruz.”

“Şiddeti Körükleyen İklimin Yaratılması, Şiddeti Uygulayan Vatandaşların Varlığından Daha Belirleyici
Amerika Birleşik Devletleri Maryland Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Ulaş Mehmet Çamsarı, konu ile ilgili Amerika ve Türkiye’yi karşılaştırdı: “Türkiye’de hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin son zamanlardaki sağlık politikalarına paralel olarak ciddi şekilde arttığını, Amerika Birleşik Devletleri’nde mesleğini icra eden ve ülkesini yakından takip eden bir Türk hekim olarak uzun süredir gözlemlemekteyim. Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının toplum gözündeki itibarını zedeleyecek olumsuz siyasi söylemler, mesleğin halkın gözündeki itibarını zedelemektedir ve hasta memnuniyetsizliğinin saldırganlığa dönüşmesini daha kolay hale getiren olumsuz bir iklim yaratmıştır. Bir psikiyatri uzmanı olarak özellikle vurgulamak istediğim nokta şudur ki şiddeti körükleyen iklimin yaratılması, şiddeti uygulayan vatandaşların varlığından daha belirleyicidir. Çünkü dünyanın her yerinde şiddete eğilimli kişilikler, akli dengesi yerinde olmayan bireyler vardır, bunların toplum içindeki oranı bellidir, aynı şekilde dünyanın her yerinde memnun olmayan hastalar ve yakınları vardır ama hekimlerin Türkiye’de son zamanlarda görülmeye başlayan şekilde bir şiddete maruz kalmamaktadır. Bunun ilk önemli sebebi, hekimlere karşı oluşturulmuş olan olumsuz iklim, diğeri de hastanelerin güvenliğinin yetersizliğidir.
“ABD’de Çoğu Büyük Hastanenin Kendi Özel Polis Teşkilatı Var
Hekimlerin kendilerini güvende hissetmeleri için politikacılara büyük görevler düşmekte olduğuna inanıyorum. Öncelikle hekimlerin ve sağlık çalışanlarının toplum içindeki itibarını zedeleyici söylemler terkedilmelidir. Bu şekilde sağlıklı bir iklim yaratıldıktan sonra, hastanelerde güvenlik artırılmalıdır. Kendilerini güvende hissetmeyen sağlık çalışanlarının yeterli bir hizmet verebilmesi mümkün değildir. Hastane güvenliği çok temel bir konudur ve bu konuda iyi olan modellerin örnek alınması gerekir. Amerika Birleşik Devletleri’nde çoğu büyük hastanenin kendi özel polis teşkilatı vardır. Bu özel teşkilatlar, hastane içinde yerleşiktir ve sadece hastane güvenliğinden sorumludur. ABD’de hastane güvenliğinde çok başarılı olan hastaneler genellikle suç oranının yüksek olduğu bölgelerdeki hastanelerdir. Bunların en bilinen örneği ABD’de suç oranının en yüksek olduğu kentlerden birisi olan Baltimore kentinde bulunan Johns Hopkins Hastanesi’dir. Bu hastane, şehrin en çok suç işlenen bölgelerinden birinin ortasında kuruludur, hastaneye giriş çıkışlarda metal taraması yapılmakta, kimlik kartı sorgulaması uygulanmakta, hastaneye ait özel bir polis birliği bulunmaktadır. Bütün bu önlemler sayesinde hastane suç oranının çok yüksek olduğu bir bölgede hizmet veriyor olmasına rağmen, çalışanlarına güvenli bir çalışma ortamı sağlamakta, ve bu sağlık hizmetlerinin güvenlik sıkıntıları nedeniyle aksaması hiçbir şekilde mümkün olmamaktadır. Türkiye’de meydana gelen şiddet olaylarında kişilerin hastane koridorlarına döner bıçaklarıyla girdiklerini, bazı hekimlerin hastane içinde boğazlarını kesildiğini düşünürsek, bu tip olayların ABD’de suç oranı ek yüksek bölgelerde hizmet yapan hastanelerde dahi kabul edilemez olduğunu ve yeterli önlemler alınmadığı için gerçekleştiğini rahatlıkla ileri sürmemiz mümkündür.
“Şikayet Eden Hastanın Şikayeti, Doktoru Cezalandırmak Ya Da Baskı Kurmak İçin Kullanılmamalı”
Şikayet hatları ve benzeri “ombudsman” servisleri ABD’de de bütün hastanelerde vardır, hekimlerin itibarını düşüren bu servislerin varlığı değildir, bu servislerin siyasiler ya da hastane yönetimleri tarafından nasıl işletildiğidir. Şikayet eden hastanın şikayeti, doktoru cezalandırmak ya da doktor üzerinde baskı kurmak için kullanılmamalı, memnun olmayan hastayı memnun etmek için kullanılmalıdır. Bu tip servisler, hasta memnuniyetinin hastane tarafından dikkate alındığını göstermek için vardır, hastane yönetimi ve siyasiler tarafından uygun kullanılmasına özen gösterildiği sürece sağlık hizmetlerinin kalitesini yükseltme sürecine katkıda bulunacaktır.”

Reklamlar

Yorum bırakın

ARTIK ÜLKEMİZDE DE “ADLİ PSİKİYATRİ HASTANELERİ” OLACAK

İlk olarak 1815 yılında İngiltere’de “yüksek korumalı adli psikiyatri” hastane sistemi yakında ülkemizde de uygulanmaya başlanacak. Suç işlemiş psikiyatri hastalarının, normal psikiyatri kliniklerinde tedavi görmesi diğer hastalar tarafından tedirginlik yaratıyor. Bu durum Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı dahilinde çözüme kavuşturulmayı bekliyor. Sağlık Dergisi, bu hastanelerin sahip olması gereken özellikleri ve çalışanların güvenliği ile ilgili olarak konu hakkında uzmanlardan görüş aldı.
Son yıllarda ülkemizde artan suç işleme oranları ve akıl sağlığının yerinde olmamasından dolayı ceza almayan ya da akıl hastanelerinde tedavi gören suçlular için artık “Adli Psikiyatri Hastaneleri” kurulma çalışmaları başlatılıyor.
Psikiyatri dallarının yasal sorunlar karşısında birlikte ele alındığı bilim alanı olan Adli Tıpta, suçun ve cezanın ne olduğunu bilerek ya da kavrayarak hareket etmeyen kişiye ceza verilmez. Cezanın etkili olabilmesi için cezadan ders alınması ve cezanın anlamının bilinmesi gereklidir. Ceza sorumluluğu; “bir kişinin, belirli bir tarihte, tam bir akli sağlık içinde ve gerçekleştirdiği eylemin, suçun anlam ve sonuçlarını kavrayıp, değerlendirme yeteneğinin kısaca bilinç ve eylem özgürlüğünün yerinde olması” durumudur. Muhafaza ve tedavi altına alınmasına karar verilen akıl hastaları Sağlık Bakanlığına bağlı Bakırköy, Manisa, Samsun, Elazığ, Adana Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanelerinin kapalı ya da açık düşük güvenlikli servislerinde tedavi altında bulunmaktalar.
“Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı ile Adli Psikiyatri Hastaneleri Açılacak”
Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan “Toplum Temelli Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı” kapsamında, ruh sağlığı tedavi hizmetlerinde devrim niteliğinde yenilikler için harekete geçti.
Plan kapsamında “Adli psikiyatri” için özel hastaneler yapılacak. Suç işlemiş bazı kişilerin hapishanede değil, adli psikiyatri kliniklerinde yatırılacak. Konu hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Şencan şunları söyledi: “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 57 nci maddesinin birinci fıkrasının “Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar” hükmü gereğince işlemiş oldukları nitelikli suçlar nedeniyle müşahade altında tutulması gereken akıl hastası suçlulara ilişkin yaptırım kararlarının infazında “yüksek güvenlikli adli psikiyatri hastanelerine” ihtiyaç duyulmuştur.
Mevcut Durum Nedir?
Ülkemizde halen adli psikiyatri yatakları sadece Bakırköy, Manisa, Adana, Samsun ve Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanelerinde bulunmaktadır. Bu hastanelerdeki 668 adli psikiyatri yatağının 551’i yüksek güvenlikli olmadığı halde Kanun’da bahsedilen müşahede, muhafaza ve tedavi amacıyla kullanılmaktadır.
Planlama Nedir?
Bakanlığımızca yapılan “Sağlık Hizmet bölgesi tabanlı planlama çalışmaları” kapsamında ülkemizdeki bu ihtiyaçta göz önünde bulundurulmuş ve halen 5 ildeki 5 hastanede verilen bu hizmetlerin 16 ilde 18 hastanede verilebilir hale gelmesi planlanmıştır. Bu iller Ankara ve İstanbul’da ikişer hastane olmak üzere Adana, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Manisa, Samsun, Trabzon’dur. Bu planlamanın gerçekleşmesi sağlandığında halen 668 olan adli psikiyatri yatak sayısı 2 bine ulaşmış olacaktır.
Uygulama Hangi Aşamada?
Ülkemizdeki adli psikiyatri yataklarının artırılması için yapılan planlamanın uygulamadaki ilk adımı olarak Temmuz 2011 tarihinde Bakanlığımız Kamu özel Ortaklığı Daire Başkanlığınca “Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Psikiyatri ve Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Hastaneleri Yapım İşleri ile Ürün ve Hizmetlerin Temin Edilmesi İşinin ön yeterlik ihalesi” yapılmıştır. Altı firmanın ön yeterlik aldığı bu ihalede tekliflerin alınması ile 2012 yılında ihale kapsamındaki adli psikiyatri hastanelerinin yapımına başlanacaktır.
Bakanlığımızca yapımı planlanan tüm hastane yatırımları gibi Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Hastanelerinin de 2016 yılında yapımı tamamlanmış olacaktır.”

“Yüksek Güvenlikli Akıl Hastaneleri Bir An Önce Kurulmalı”

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hamit Hancı konu hakkında Sağlık Dergisi’ne şu bilgileri verdi: “Yüksek güvenlikli akıl hastaneleri, akıl hastaları suç işlediği zaman bu kişilere ceza verilemiyor. Ceza yasamızda akıl hastalarının işlediği suçun sonuçlarını anlamayacak düzeyde ise akıl hastalığı bu kişiye ceza verilemiyor. Bireyin cezadan ders alması gerekir. O nedenle cezalandırmanın bir anlamı olmuyor. Ama bu kişi tehlikede arz ediyor, serbestte bırakamazsınız. Ancak bu kişi için güvenlik tedbirlerine hüküm olunuyor. Bazen de indirim sebebi olabiliyor. İleri derecede zeka geriliği, şizofreni, paranoya gibi pek çok şeyler olabilir. Eğer akıl hastasıysa ceza veremiyorsak güvenlik tedbire hükmedilen akıl hastaları yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi sağlanıyor.”
Adli Psikiyatri Yan Dalı Olmalı
Özel uzmanlık alanındaki kişilerin çalışması gereken Adli Psikiyatri Hastanelerinde görev alması gerektiğini ancak ülkemizde hala adli psikiyatri yan dalının bulunmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Hancı, “Adli tıp uzmanları iki yıl üst ihtisas yapıyorlar ya da psikiyatristler 2 yıl adli tıp eğitimi alıyorlar. Adli psikiyatrinin yan dal olması gerekiyor. Çünkü ceza hukuku ve medeni hukuk açısından adli psikiyatrinin ele alınması gerekiyor” dedi.
Türkiye’de ilk Adli Hemşireliği Ankara Tıp’ta Kuruldu
Özel eğitilmiş personelin çalışmasının şart olduğunu belirten Prof. Dr. Hancı sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de ilk adli hemşireliğini bizim kurumumuzda kurduk. Adli psikiyatri konusunda uzmanlaşması ve takip edilmesi tehlikenin ortaya çıkıp çıkmaması önemlidir. Hastanenin bahçesi olmalı ve güvenlik ve koruma çok önemli. Hapishane gibi korunması gerekiyor. İngiltere’de “Ramton”, Amerika’da Kansas City Eyalet Hastanesi,.“panoptikum” adı verilen mimari stilde inşa edilmiştir. “Panoptikum” mimari sitili merkezde bir idare birimi ile ışınsal dağılımlı ünitlerden oluşan ve hapishaneler ile Pentagon gibi özel amaçlı binalarda kullanılan kontrol, güvenlik ve korumanın daha kolay uygulanabildiği farklı bir yapıdır.

  
“İngiltere’de 400 Hastaya Bin 400 Personel Çalışıyor”
Yüksek korumalı, kriminal akıl hastalarının tedavi gördüğü merkezlerdir. Bu tip hastalar, normal psikiyatri hastaları ile aynı yerde tutulduğunda diğer hastalar rahatsız oluyor. Daha yüksek sayısal personel gerekiyor, İngiltere’de 400 hastaya bin 400 personel çalışıyor. İsrail’de , Norverç’te, Azerbaycan’da bu hastaneler bulunuyor.
Sıradan Bir Hekim Bir Hastanın Gerçekten Akıl Sağlığı Yerinde mi Değil mi Ayırt Edemiyor
Sıradan bir hekim bir hastanın gerçekten akıl sağlığı yerinde mi değil mi ayırt edemiyor. Türkiye’nin en az 5 ayrı bölgesinde, tercihen 7 bölge en az 200 yataklı olarak düzenlenecek, Marmara bölgesi gibi nüfus yoğunluğu fazla bölgelerde 400 yatak kapasitesine kadar çıkması gereken, yerleşimin çok yoğun olduğu bölgelerin dışındaki sahalarda inşa edilecek ya da mevcut uygun binaların düzenlenmesi ile hazırlanacak bölge hastaneleri şeklinde hazırlanabilir. 100 yatak başına 2 adli tıp uzmanı ki adli psikiyatri yan dal uzmanlığı olan, 2 psikiyatri uzmanı, 1 nöroloji uzmanı, 5 pratisyen veya aile hekimi ile bir diş hekiminden oluşan hekim kadrosu görev yapmalıdır.”

  
TPD: Yüksek Güvenlikli Servisler İçin Rapor Hazırladı
Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) Merkez Yönetim Kurulu tarafından “Yüksek güvenlikli servisler hakkında görüş ve öneriler raporu”nu hazırladı. Adli Psikiyatri Bilimsel Çalışma Birimi adına Koordinatör Doç Dr. Doğan Yeşilbursa şu bilgileri verdi: “Suçun şiddet derecesi, psikiyatrik bozukluğun ağırlığı, gelecekteki suç riski göz önüne alınarak ya özelleşmiş adli hastanelere ya da genel hastanelerdeki özel ünitelerde tedaviye alınırlar. Böylece hem tıbbi tedavi uygulanarak şiddet davranışı doğrudan bastırılır hem de çevreden, silah ve hedeften uzaklaşma sağlanır.
Yurt Dışında Adli Psikiyatri Hastanelerinin Durumu Nedir?
İngiltere de ruh sağlığı yasası ile ciddi derecede tehlikeli hastalar yüksek güvenlikli, riskli olabilecek hastalar orta güvenlikli, en düşük risk grubundaki hastalar ise genel psikiyatri hastanelerinde tedavi altına alınmaktadırlar. ABD’de ve İngiltere’de bazı bölgelerde cezaevlerindeki akıl sağlığı birimleri (Correctional Mental Health Units) hastaneleri yapılarak tutuklu ve hükümlü tedavileri ve gözlemleri ayrılmıştır. Bu kurumlarda kapatmadan daha ziyade tedaviye odaklanılmalıdır.
Hemen hemen tüm ülkelerde psikiyatrist, iç hastalıkları uzmanı, klinik psikolog, sosyal hizmet uzmanı, hemşire, iş terapisti, eğitimci, tıbbi sekreter, yardımcı personel ve güvenlik görevlileri bulunur.
  •  New York’ta 160 yataklı yüksek güvenlikli hastanede 330 çalışan, Alabama da 137 yatağa 220 çalışan bulunmaktadır. Michigan da 7 yatan hastanın tedavisini 1 psikiyatrist üstlenmiştir. Ünitenin direktörlüğünü psikiyatrist yapmaktadır. Ayrıca ünite koordinatörü olarak da sosyal çalışmacı görev yapmaktadır.
  • ABD’de Kirby Adli Psikiyatri Merkezi’nde 150 yataklı olup her 25 yataklı üniteye 1 full-time psikiyatrist, 1 psikolog, 1 sosyal çalışmacı, 1 hemşire, 3 güvenlik görevlisi düşmektedir. Ayrıca 2 iç hastalıkları uzmanı görev yapmaktadır. ABD’de 3 metre yükseklikte 2 çitle çevrilidir. Mikrodalgalı elektromanyetik güvenlik sistemi mevcuttur. Elektronik kapılar ve alarm sistemi bulunmaktadır. Dış güvenlik kameraları, yangın alarmı ve acil telefon hattı bulunmaktadır. Tüm ünitelerde merkezi olarak izlenen manyetik kart sistemi mevcuttur. İç kısımda tedavi programı yapılan alanlarda kamera bulunmamaktadır. 15 yataklı yatakhanelerde 2-3 yataklı odalar bulunmaktadır. Ayrıca kütüphane, farklı spor mekanları, müzik alanı, oyun masaları bulunmaktadır.
  • Hollanda da her bölgeye ait Adli Psikiyatri Servisi bulunmaktadır. Toplam 19 serviste 54 psikiyatrist çalışmaktadır (Bir kısmı part-time). Ya genel hastaneler de ya da özel çalışan hekimler bağımsız çalışırlar. Ücretleri Adalet Bakanlığın’ca karşılanır. Ayrıca 9 yüksek güvenlikli hastane (TBS) bulunmaktadır. Bunlardan 2’sinde adli psikiyatri hastaları, 1’inde zeka geriliği olanlar ve psikiyatri hastaları birlikte kalmaktadır.
  • Almanya’da yüksek güvenlikli hastanelerde psikiyatrist dışında, nörolog, iç hastalıkları uzmanı, minör cerrahi girişim yapacak cerrahi ekip, diş hekimi, göz hastalıkları uzmanı, röntgen laboratuvarı, EEG-EMG laboratuvarı bulunur. 200 kişiye 3 psikiyatrist, 1 dahiliyeci, 3 psikolog, 109 hemşire, 14 iş eğitimcisi, 1 tıbbi sekreter, 21 güvenlik görevlisi bulunmaktadır. 250-300 yataklı yüksek güvenlikli hastanelerde 300 çalışan bulunmaktadır. Almanya da 5 metreden yüksek erken uyarı sistemi olan elektronik aygıtlı duvarlarla kaplıdır. Birbiriyle ilişkili 3 binadan oluşan 10 koğuşta hastalar tek yataklı odalarda kalmaktadır. 2 koğuş nörozlar ve kişilik bozuklukları, 2 koğuş zeka geriliği olanlar, 2 koğuş bağımlılara, 1 koğuş psikotiklere, 1 koğuş cinsel suçlular, 1 koğuş krize müdahale edilenler, 1 koğuş gözlem ve değerlendirme yapılanlara ve 1 koğuş psikotik olmayan hastalara ayrılmıştır.
  • İngiltere de her bir milyon nüfusa 30 orta güvenlikli kurum yatağı önerilmiştir. Yüksek güvenlikli hastaneler ise 500-1300 yataklıdır.
Bölge Ruh Sağlığı Hastaneleri Çevre İllere göre Belirlenmeli
Bölge Ruh Sağlığı Hastaneleri’nin sayılarının artırılması ve kurulacağı iller ve sorumluluk alanının, çevre illerinin ulaşım kolaylığı ilkesine göre belirlenmesi gerekir. Bu hastanelerin servisleri, hastaların hukuki durumuna göre değil tıbbi durumlarına göre “Genel psikiyatri servisi”, “Düşük Güvenlikli”, “Orta Güvenlikli” ve “Yüksek Güvenlikli” olmak üzere, güvenlik ilkesine göre dört aşamalı olarak tanımlanmalı ve hastalar “tehlikelilik” derecesine göre bu servislerde bulundurulmalıdır. Hastanın tehlikelilik derecesi tedavi ile değiştikçe, hastaların bulundukları servislerin de değiştirilmesi kural olarak belirlenmelidir. Bu bağlamda Yüksek Güvenlikli Servislerin iç ve dış güvenliğinin nasıl sağlanacağı, kadro ve sağlık ekiplerinin nasıl yapılandırılacağı da ayrıca tanımlanmalıdır. Bölge hastaneleri dışında Sağlık Bakanlığı’na bağlı genel hastanelerin psikiyatri servislerinin de tıbbi ölçülere göre güvenlik önlemleri içeren odaları bulunmalıdır.”
“Önce Cezai Ehliyet Anlayışına Bakmak Lazım”
Psikiyatrist Dr. Cemil Bikmen : “Bu mevzunun ele alınıp Türkiye şartlarına uygun bir tavır alınması takdir edilmesi icab eden bir husus bunu belirtmek lazım. Konuya yalnız cezai ehliyeti olmayanlar için hastaneler açmak hususu değil, bunun yanında mevcut kanunların gözden geçirilmesi ve tıp eğitiminin ruh sağlığı ve hastalıkları hususunda daha tıbbiyeden başlayarak duyarlı olması psikiyatri eğitiminin bugünkü ilaç odaklı durumunun gözden geçirilmelidir. Amerika’daki New York ve Connecticut’ta hem devlet hastanelerindeki çalışmamda hemde kendi özel muayenehanemde yakından gördüm tatbikatın içindeydim. Önce cezai ehliyet anlayışına bakmak lazım. Kuralı bir işlem de şahsın işlediği suç esnasın da doğru yanlış ayırımı yapıp yapmama kabiliyetine sahip olup olmadığı. İkinci kıstas, şahıs yaptığı işin yanlış olduğunu biliyor fakat yaptığı işe mani olamıyor yanında polis bile olsa kendine mani olamıyor. Aşırı obsesssif compulsif rahatsızlığı.
Yan Adli tıp ihtisasından bahsediliyor bizde olmadığı söyleniyor hastanelerin yapımı elemanların yetiştirilmesi zaman alıcak bir husus. Bir eylemde ciddi hasarlar verip cezai ehliyeti olmadığı ruhi rahatsızlık mevzuu olduğu zaman bu sosyal iyileşme kararı ile şahsın cemiyete dönme hadisesi yakından incelenmeli. Yapılan akta sebep olan hastalık geçti veya azaldı, demek ayrı şahsın tahliye edilip suç işleme olasılığını psikiyatrik bilgimiz bu hususta çok sorgulanmalı. Hiç vakit kaybetmeden bir komisyon hem cezai ehliyetin yokluğu hem sosyal iyileşmeyle olan tahliyeleri ve neticelerini kontrol etmeli” şeklinde konuştu

YÜKSEK GÜVENLİKLİ ADLİ PSİKİYATRİ HASTANELERİ

Planda yüksek güvenlikli hastanelerin nerelerde ve kaç yataklı olarak kurulacağı tabloda gösterilmiştir.

Yorum bırakın