Archive for category Prof. Dr. İlkay Orhan

ALZHEIMER TEDAVİSİNDE YENİ UMUTLAR

Alzheimer hastalığında en yeni tedaviler hakkında bilgi veren Doğu Akdeniz Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan, “Desteklenirse Türkiye’de yetişen bitkisel kaynaklardan anti-Alzheimer ilacı geliştirilebilir” dedi.
Nörodejeneratif bir hastalık olan Alzheimer’ın, özellikle yaşlı nüfusta insidansı artmaya başlıyor. 80-85 yaş üzerinde insidans pik yapıyor. İlaç tedavisi ile semptomlarını azaltıyorsunuz, hatta belli bir dereceye kadar yavaşlatıyorsunuz. Hastalığın erken aşamada teşhis edilmesinin çok önemli olduğunu kaydeden Doğu Akdeniz Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan, hastalığın ancak erken aşamada teşhis edildiğinde semptomatik tedaviye yanıt verdiğini belirtti. Orta ve ileri safhalarda hastaların ilaç tedavisine pek yanıt vermediğini dile getiren Prof. Dr. Orhan şu bilgileri verdi: “Hastaya profesyonel bakım verilmesi gerekiyor. İlaç tedavisinde seçenekler oldukça kısıtlı ve mevcut ilaçlarla tedavi hastalığı yüzde yüz geri çeviremiyor. Asetilkolin nöronlar arasında taşıyıcı madde, nörotransmitter. Şu anda kabul edilen hipoteze göre; asetilkolinesterazı inhibe ederek beyinde asetilkolin’i belli bir seviyede tutmak zorundayız. O nedenle aşırı parçalanmasını önlememiz gerekiyor. Bu sebeple, günümüzde en çok reçetelenen ilaç grubu olarak asetilkolinesteraz inhibitörlerini görüyoruz.
“Kolinerjik Hipotez”
Kolinerjik hipoteze göre, asetilkolinesteraz inhibitörleri kullanılıyor. Başka bir patolojik bulguya göre de; Alzheimer hastalarının beyinlerinde “beta amiloit” taşıyan plaklar oluştuğu görülmekte. Bu plaklar nöronların etrafını sararak nöronların fonksiyonunu bozuyor. Böylece sinir iletimi yavaşlıyor ve bu hastalarda “evin içindeki odaların ışıklarının birer birer sönmesi” gibi, nöronlar fonksiyonunu kaybetmeye başlıyor ve beyindeki sinir ve duyu iletimi yavaş yavaş azalıyor. Hasta o nedenle davranışsal ve duygusal bozukluklar yaşıyor, halüsinasyonlar görmeye başlıyor. Etrafını tanımıyor, akrabalarını tanımıyor, ne yaptığını bilmiyor ve hırçınlaşıyor.
Kardelen Soğanlarından Galantamil ile Tedavi
Bu hastalığa karşı kullanıldığı bilinen ilk ilaç 1900’lü yıllarda keşfedilen “fizostigmin” (=ezerin) denilen etken madde. “Kalabar baklası” olarak bilinen ve bilimsel olarak Physostigma venenosum olarak adlandırılan bitkiden elde edilen alkaloit yapısında bir madde. Ancak ilacın ciddi yan etkileri olunca klinikte kullanımından vazgeçildi. Daha sonra bu molekülün yapısı temel alınarak bir takım sentetik ilaçlar geliştirilmeye başlandı. Ancak hepsi de fizostigmin iskeletine benzer kimyasal yapıda takrin, rivastigmin ve donapezil olarak bilinen kolinesteraz inhibitörü etkiye sahip ilaçlar. Fakat bunların da çeşitli yan etkileri var. Hastada bulantı, kusma, baş dönmesi gibi yan etkiler oluşturabiliyor. Aynı etkiye sahip piyasaya çıkan en son ilaç olan galantamin de bitkisel kökenli bir molekül. “Kardelen” olarak bildiğimiz Galanthus bitkisinin soğanlarından elde edilen yine alkaloit yapısında bir madde. Çok güçlü bir kolinesteraz inhibitörü ve şu an en çok reçetelenen ilaç bu.
Bunun dışında NMDA reseptör antagonisti olarak keşfedilen diğer bir anti-Alzheimer ilaç ise memantin. Bu ilaç daha farklı bir etki mekanizmasına sahip.
“Çin’de Yeni İlaç Çalışmaları Faz 4 Aşamasına Geldi”
Bitkisel kaynaklı ilaç etken maddeleri üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, Çin’de “Huperzin A” adlı bir molekül geliştirildi. Çin’de yetişen ilkel bir bitki cinsi olan Huperzia’dan izole edilen alkaloit yapısında bir madde. Çin geleneksel tıbbı 5000 yıllık maziye sahip, yazılı dökümanları ve reçeteleme sistemi olan, devlet tarafından tanınan ve geri ödenen bir bir tıp sistemi. Buradaki bitkileri dünyada yoğın şekilde bilimsel bazda inceleniyor. İşte Huperzia da Çin geleneksel tıbbında unutkanlığa karşı kullanılan bir bitki. Çinli araştırmacılar bunu incelediklerinde çok güçlü kolinesteraz inhibitör etkiye sahip olduğunu buldular. Klinik çalışmalar faz 4’e kadar geldi. Yeni ilaç olarak en kısa zamanda piyasaya çıkması bekleniyor. Amerika’da gıda takviyesi şeklinde preparatları mevcut. Huperzin A bitkisel kökenli bir molekül. Biyoyararlanımı oldukça yüksek, yan etkileri çok az. Çin’de ilaç halinde piyasaya sürülmek üzere ruhsat aldı ancak tüm dünyada kullanıma başlanmadı henüz.
“Avrupa Halk Tıbbında Unutkanlığa Karşı Kullanılmış”
Türkiye florası çok zengin, 10 bin civarında bitki türünün yetiştiğini biliyoruz. Ben uzun süredir bitkisel kaynaklı kolinesteraz inhibitörleri üzerinde çalışıyorum. Şimdiye kadar 300’ün üzerinde bitki türünü taradım ve bunlardan en dikkate değer olanlarından birisi adaçayı (Salvia) bitkisi. Geleneksel bilgi bu anlamda önemli. Eğer halk belli bir rahatsızlığa karşı uzun zamandır kullanıyorsa, bunda bir benzer etki ortaya çıkabiliyor, ancak bazen plasebo da olduğu saptanabiliyor. Ancak bu tip bitkilerin araştırılmasıyeni ilaç adayı moleküllerin keşfi açısından çok önemli. Salvia türleri (adaçayı) bizde değil ama Avrupa kalk tıbbında unutkanlığa karşı kullanılmış. Bunun üzerine bir İngiliz araştırmacı grubu kolinesteraz inhibisyonu açısından, bitkinin bazı türlerinin yüksek etkiye sahip olduğunu tespit etmişler. Bizde de adaçayının 96 türü var. Bunların yüzde 50’si endemik, yani sadece ülkemizde yetişiyor, öyle olunca bunları aynı şekilde taradık. Şu ana kadar bu bitkinin yaklaşık 90 türünü inceledik, geri kalan 6 bitkiye ise ulaşılamadı. Bunlardan birkaç türde umut verici sonuçlar yakaladık. İn vivo deneylerimiz de olumlu sonuçlar aldık.
“Desteklenirse Türkiye’deki bitkilerden Alzheimer hastalığına karşı ilaç adayları bulunabilir”
Gül bitkisinin Osmanlı tıbbında ve İbni Sina’nın “Al kanun” kitabında unutkanlığa karşı kullanıldığı üzerine bilgi edindim. “Beyin toniği” olarak kullanıldığı hakkında geleneksel bir bilgi elde ettik. Bunun üzerine gül yağı ile ilgili bir çalışma yaptık. Hem gülyağı, hem de bileşimini oluşturan saf maddeleri enzim deneylerimizde test ettik ve gülyağının etkili olduğunu bulduk. Bileşimindeki maddelerden ise feniletil alkol’ün en yüksek etkili olduğunu bulduk. Bunun üzerine daha derin araştırma yapmak istiyoruz. Bu in vitro sonuçları desteklemek için in vivo çalışma yapmamız da gerekiyor mutlaka. Daha sonrasındaki çalışmalar ise bizi biraz aşıyor. Bu ve benzeri çalışmalar desteklenirse Türkiye’de yetişen bitkisel kaynaklardan unutkanlığa karşı bir ilaç geliştirilmesi sözkonusu olabilir.
“Kersetin üzerinde in vitro çalışmalar yaptık”
Kersetin önemli bir biyomolekül, antioksidan ve diğer biyolojik etkilere sahip bir madde ve bir çok bitkide bulunuyor. Flavanoit yapısında, “gıda takviyesi” adı altında bir çok preparatı mevcut, iyi bir ilaç da olabilir. Biz kendi çalışmalarımızda in vitro koşullarda yüksek kolinesteraz inhibisyonu yaptığını bulduk, ve sonuçlarımızı çeşitli bilgisayar programları kullanarak “in silico” dedigimiz üç boyutlu ortamda enzimle molekülü reaksiyona soktuk. Bu çalışma ortak çalıştığımız Chicago’da biyoinformatik alanında uzman meslektaşımız tarafından yapıldı. Burada enzim ve molekülü sanal ortamda bir araya getirerek, inhibisyonun mekanizmasını çözmeye çalıştık ve sonuçlar in vitro deneylerimizden elde edilen sonuçlarımızı destekledi.
Gingko biloba Damar Dilate Edici, Antioksidan ve Tinnutus Tedavisi
Gingko biloba preparatları da Alzheimer hastalığının tedavisinde kullanılıyor ancak kolinesteraz inibisyonu yapmıyor. Etki mekanizması farklı, serebrovasküler yetmezlikte kullanılıyor. Damar dilate edici ve antioksidan etkisi çok fazla. Beyin damarlarını genişletip mikrosirkülasyonu artırarak beyinin kanlanmasını sağlıyor, semptomatik etki gösteriyor. Tinnutus tedavisinde de çok etkili olduğu bulundu. Belçika Liege Üniversitesi’nin yürüttüğü Ginkgo biloba üzerindeki bir çalışmanın 11 ortağından biri de bizim laboratuvarımız. Bir takım antioksidan testlerini yapıp bizden de çalışmaya katılmamız istendi.

Yorum bırakın

DOĞU AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ’NDE İDDİALI VE ULUSLARARASI BİR ECZACILIK FAKÜLTESİ AÇILDI

Gazi Üniversitesi ile işbirliği anlaşması imzalayan Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde (KKTC) açılan Eczacılık Fakültesi hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren kurucu Dekan Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan, YÖK tarafından tanınırlığı ve uluslararası geçerliliği olan Eczacılık diplomasının yanı sıra ülkemizdeki eczacılık fakültelerinin müfredatından farklı bazı güncel dersleri de verdiklerini dile getirdi.
İngilizce eğitim veren ve 5 yıllık (B. Pharm.) ve 6 yıllık (Pharm. D.) olmak üzere 2 program sunan Doğu Akdeniz Üniversitesi Eczacılık Fakültesi 2011-2012 eğitim-öğretim yılında öğrenci kabul etmeye başladı. Yaklaşık 14 bin öğrencisi olan üniversitede Afrika ve Orta Doğu ülkelerinden gelen öğrencilerin çoğunluğu oluşturduğunu belirten Doğu Akdeniz Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan şunları söyledi: “Eczacılık fakültesinin ilk yılı olmasına rağmen 120 öğrencimiz var. 2. Dönem için ise yaklaşık 100 civarında yeni başvuru aldık. Mevcut öğrencilerimizin, 26’sı Kuzey Kıbrıs kökenli, 5’i Türkiye Cumhuriyeti ve diğerleri İran, Nijerya, Irak, Filistin, Sudan, Azerbaycan ve Ürdün 10 farklı ülkeden geliyor. İngilizce hazırlık sınavını geçen öğrenciler branşlarında eğitim almaya başlıyor. Laboratuarlarımızın önümüzdeki yıl inşaatları tamamlanmış olacak. Şu anda Fen-edebiyat fakültelerinin laboratuar imkanlarını kullanıyoruz.
Türkiye’deki pek çok üniversiteden farklı olarak; üniversitemizde her dönem öğrenci alınabiliyor. Bahar dönemi için sadece eczacılık fakültesine yaklaşık 100 başvuru var. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı öğrencilerimiz sadece ÖSYM sınavı ile fakültemize girebilirken, Kuzey Kıbrıs’lı öğrenciler üniversitenin kendi uyguladığı sınava giriyor. Diğer ülkelerden gelen öğrenciler ilgili alandaki not ortalaması kriterine göre alınıyor. YÖK’ten bu sene sadece 5 Türk öğrenci kontenjanı tanındı ve Türkiye’den gelen öğrencilerimizin puanları gayet yüksek. Türkiye’den öğrenci gelmesi ve kontenjanın artması bizim için çok önemli. Ayrıca İran’dan da çok sayıda öğrenci geliyor ve onlar da çok başarılı.
Fakültemiz için şu anda 4 adet laboratuvar projesi verildi ve finansmanı sağlandı. Eczacılık eğitimi için gerekli en son teknoloji ile donatılacak olan laboratuarlar ergonomik ve öğrencilerin çalışmalarına uygun olarak planlandı ve ihaleye çok yakında çıkılacak.
“Uçan Hocalar” Çalışıyor
Aynı zamanda kurucu üyeler olan benim dışındaki tam zamanlı 4 hocamız da Eczacılık meslek bilimlerine ait dersleri verecek. Ayrıca Gazi Üniversitesi ile yapılan protokol uyarınca, “yarı zamanlı” veya “uçan hocalar” ise haftada bir ders gelip, düzenli olarak ders veriyorlar. Doğu Akdeniz Üniversitesi adanın en eski ve prestijli üniversitesi olduğu ve devlet desteği aldığı için imkanları çok geniş. Yaşam şartları açısından hem ada, hem de kampüsü oldukça güvenli ve birçok fakültesi İngilizce eğitim yapıyor. İngilizce eğitimden başka üniversitelerde olduğu gibi kesinlikle taviz verilmiyor.
“İlk Yardım ve Tıbbi Cihazlar” Dersi Açtık
Uluslararası bir ortam sağlayan üniversitemizde, eczacılık fakültesi olarak global ve güncel bir müfredat sunuyoruz. Hazırlık aşamasında birçok ülkenin müfredatlarını inceledim. Tabii ki eczacılık eğitiminde şart olan temel derslerin mutlaka olması gerekiyordu. Ama farklı ve son zamanlarda yıldızı parlayan bazı dersleri de ekledik. Türkiye’de kapsamı dar olan bazı derslerin içeriğini genişlettik. Örneğin; Farmasötik Mikrobiyoloji dersi genellikle sadece tek dönem anlatılır, biz onu hem mikrobiyoloji, hem de viroloji-patoloji olarak iki ders halinde genişlettik. Tıbbi ilkyardım dersi tüm eczacılık fakültelerinde verilir, ancak eczacıların mezun olmadan önce bilgisi olması gerektiğini düşündüğümüz için bunu “İlk yardım ve tıbbi cihazlar” adı altında genişleterek açtık. Histoloji eczacılık müfredatında çok geniş yer alan bir ders değildir, biz “Anatomi ve histoloji” başlığı altında bu dersi de açtık. Eczacılar için çok önemli olduğunu düşündüğümüz “Kozmetik bilimi” dersini zorunlu hale getirdik. Müfredatımıza ruj yapımı deneyini de dahil ettik, böylece öğrencilerimiz ilaç formülasyonlarının yanı sıra kozmetikleri de birebir yaparak öğrenecekler. “Eczacılığın fiziği” (Physical Pharmacy) dersi Türkiye’deki müfredatlarda genelde yer almayan, ama yurt dışındaki eczacılık fakültelerinde verilen bir ders ve dolayısıyla biz de müfredatımızda yer verdik. Bu derste, ilaç formülasyonu, solüsyon, vs. ile ilgili hesapları içeren eczacılığın fiziği anlatılıyor. Türkiye’de yeni yeni yer almaya başlayan olmayan moleküler biyoloji ve genetik’e giriş dersi ve bu dersin laboratuarı eğitimi de müfredatımızda yerini aldı.
Ulusal Eczacılık Akreditasyon Kurulu Yakında Çalışmaya Başlayacak
Diplomamız uluslararası geçerliliğe sahip. Ancak eczacılık eğitiminde henüz uluslar arası akreditasyon veren bir kuruluş yok. Türkiye’de ise “Ulusal Eczacılık Akreditasyon” çalışması yeni başlatıldı ve oluşturulan Ulusal Eczacılık Akreditasyon Kurulu, yakında çalışmalara başlayacak. Bizim de öncelikli hedefimiz ulusal akreditasyon alarak, fakültemizin prestijini artırmak. Ayrıca, çok yakında eczacılık alanında en önemli uluslararası kuruluş olan FIP’e (International Pharmacy Federation) üye olarak, dünya çapında tanınırlılığımızı artıracağız. Eczacılık mesleğini hedefleyen tüm öğrencileri, fakültemize ve Doğu Akdeniz Üniversitesi’ne bekliyoruz.”

2 Yorum

HEKİMLER FARMAKOGNOZİ’Yİ BİLMİYOR

Tıbbi bitkilerin biyolojik etkileri üzerine Eczacılık Fakültelerinde Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim dallarının olduğunu belirten Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlkay Orhan, fakat bu konu ile ilgili hekimlerin bu anabilimden habersiz olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Orhan, bu alanla ilgili ülkemizde ilk defa 18-22 Nisan 2010 tarihleri arasında 6. Uluslararası Güneydoğu Avrupa Ülkelerinin Tıbbi ve Aromatik Bitkileri Kongresi’nin (6th CMAPSEEC) gerçekleşeceğini söyledi.

Uluslararası Güneydoğu Avrupa Ülkelerinin Tıbbi ve Aromatik Bitkileri Kongresinin altıncısı bu yıl ilk defa Türkiye’de gerçekleştirecek. Hekimlerden eczacılara, ziraat mühendislerinden ilaç firmalarına birçok branşı ilgilendiren toplantıda, yeni keşfedilen bitkisel ilaçlardan endemik bitki türlerine birçok çalışma sunulacak. Merkezi Sırbistan’da bulunan Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Tıbbi ve Aromatik Bitkileri Derneği (AMAPSEEC) adına düzenlenecek olan kongre 18-22 Nisan tarihleri arasında Antalya Kervansaray Lara Otel’de gerçekleştirilecek. Kongre Başkanı Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan, tıbbi bitkilerin farmakolojik etkilerinden, yeni türlere kadar çeşitli alanlarda sözlü ve poster sunumları yapılacağını söyleyerek, “Eczacılar, hekimler, biyologlar, ziraat mühendisleri, kimyacılar ve peyzaj mimarları tıbbi ve aromatik bitkilerle ilgileniyorlar. Amerika’dan gelecek olan NCI direktörü Dr. John Beutler ve FDA yardımcı direktörü Prof. Dr. Ikhlas Khan’ın da katılımıyla çok güzel sunumlar olacak. Ayrıca bu alanda önemli isimler olan Yoshinori Asakawa, Anna Rita Bilia, Maria-Aleth Lacaille-Dubois, Bilge Şener, Erdem Yeşilada, Çimen Karasu ve Hakkı Alma gibi davetli konuşmacılar var. Türk katılımcılara da kayıt ücretinde indirim yapılmaktadır” dedi.


“Türkiye’den Tek Partner Bizdik”
Farmakognozi ve Fitoterapi Derneği (FFD) üyelik koşulları hakkında bilgi veren Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan, “Üyelik koşulları arasında eczacı olmak veya bu alanda çalışıyor olma zorunluluğu var. Dernek olarak geçen sene büyük bir AB projesine dahil olduk. “Long Life Health” konsepti altında halka bitkilerin sağlık amacıyla kullanımı ile ilgili olarak bazı konularda bilgi verilerek, beslenme ve obezite ile ilgili farklı alanlarda görev üstlenildi. Türkiye’den tek partner bizdik. Proje kapsamında bitkilerin yanlış kullanımı ile ilgili kitapçık hazırladık. Yabancı dilde bu tip kaynaklar mevcut ama ülkemizde pek yok. Türkiye’de Avrupa Farmakopesi öncesinde, Türk Farmakopesi vardı, ancak şu anda Avrupa Farmakopesi kurallarına bağlı kalınarak hareket ediliyor” şeklinde konuştu.

Hekimler İçin Farmakognozi ve Fitoterapi Kitabı
11 yıldır faaliyet gösteren Farmakognozi ve Fitoterapi Derneği tarafından ‘Tedavide kullanılan bitkiler-FFD Monografları’ isimli kitabın çıkartıldığını söyleyen Prof. Dr. Orhan şöyle konuştu: “Tıbbi bitkiler açısından çok önemli olan referans kitap olan Avrupa Farmakopesi’nde yaklaşık 200 bitki monografı var ve giderek artıyor. Bu, bir bitkinin tıbbi olarak kullanılması için bütün şartları ve özellikleri, test yöntemleri, miktar tayinini saklama şartlarına kadar gösteren kaynak bir kitap. Bitkisel monografların Avrupa Farmakopesi gibi bir referans kitapta olması bizim için çok önemli. Bitkisel ilaçların önemli diğer referans kitaplarda tanınıyor olması da çok önemli. Avrupa Farmakopesi, ESCOP, WHO monografları herkesin ulaşması zor kaynaklardır ve Türkçe değildir. Bu sebeple, bu alanda Türkçe kaynak kitap sıkıntısı vardı. Derneğimiz tarafından çıkartılan “FFD monografları” kitabı, Avrupa farmakopesi ve ESCOP’un birebir çevirisi değil ama onların da parametreleri göz önüne alınarak hazırlanmış bir kitap. İlk kitapta 40 bitki monografı var. Bitkinin yayılışı, Türkiye’de halk arasındaki kullanılışı, botanik özellikleri, kimyasal bileşimi, farmakolojik endikasyonları, kontrendikasyonları, ilaç etkileşmeleri, veriliş yolları ve dozu, toksisitesi, farmakokinetik özellikleri, klinik güvenlik sınırları ve eczanelerde satılan preparat isimleri gibi bilgiler yer alıyor. Hekimlerin yazdıkları ilaçlarla etkileşimlerine bakabileceği kaynak başvuru kitabı olma özelliği taşıyor. Her bitki için ayrı hazırlanan monograflar editoryal olarak uzun zaman harcanarak titizlikle incelendi. Fitoterapi içinde çok gerekli bilgilerin yer aldığı kitabın ikinci cildi de yayına hazırlanıyor.”


“Türkiye’de 8 Bin Endemik Tür Var”
Kitapta ülkemizde yetişen ve tıbbi kullanıma sahip olan bitkilerin de yer alabileceğini, çünkü ülkemizde yetişen yaklaşık 12 bin bitki türünün yüzde 30’unun endemik olduğunu kaydeden Prof. Dr. Orhan, sahip olduğumuz biyolojik zenginliğin farkına varılması gerektiğine dikkat çekti. Avrupa’da 8 bin endemik bitki türü varken, Türkiye’nin tek başına bundan daha fazla bitki türü zenginliğine sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Orhan, halka yönelik kitap çıkarılmasından önce doktor ve eczacıların bu konu hakkında bilgi edinmesi gerektiğinin önemine işaret etti.

“Hekimler hastalarınızı uyarın: Fitoterapi alternatif tıp değildir!”
Eczacılık Fakültelerinde fitoterapi ile ilgili anabilim dallarının olduğunu ve aktif olarak çalıştığını dile getiren Prof. Dr. Orhan, pozitif bir bilim dalı olan fitoterapinin modern tıbbın bir parçası olarak görülmesi gerektiğine dikkat çekti. Fitoterapi ile halk tababetinin ve geleneksel tıbbın karıştırılmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Orhan, “Fitoterapi allopatik bir tedavi şeklidir. Alternatif tıp değildir, modern tıbbın bir parçası ve ona yardımcı olarak görülmeli. Hekimlerin tıbbi bitkilerin kullanışlarıyla ilgili eğitim görmemesi ve soğuk bakması nedeniyle, uzman olmayan ve eğitimsiz kişilerin halkı yanlış bilgilendirmesini önlemek gerekiyor. Hekimlerin bu konuda etkin olması çok önemli ki yanlış uygulamalar olmasın. Bitkisel ilaçların birçok ilaçla etkileşimi olduğu iyi bilinen bir gerçek ve bu nedenle konu daha da önem kazanıyor. Ayrıca, derneğin danışmanlığında “Modern Fitofarmakoterapi ve Doğal Farmasötikler” adlı ve 3 ayda bir yayınlanacak olan bilimsel tabanlı dergimiz var. Dergide; bitkisel İlaç ve doğal kaynaklı ilaçların doğru şekilde kullanımı, fitofarmakoterapötik, doğal farmasötik, fitokozmetik, vitamin-mineral kullanımı ile ilgili doğru ve sağlıklı bilgiler ve bilimsel çalışmaları, bu alandaki klinik çalışmalar ve meta analizleri ile ilgili yazılar yer alıyor. Dergimiz bu konuda hekim ve eczacıları bilgilendirmek üzere hazırlandı. Eczacılık fakültelerinin farmakognozi anabilim dalları, doğal kaynaklardan yeni doğal bileşiklerin izolasyonu ve yapı aydınlatılması ile uğraşırken, Farmasötik Kimya Anabilim dalları bu bileşiklerin sentezlenmesi ile ilgilenirler. Türkiye’deki Farmakognozi Anabilim dalları, bugüne kadar bine yakın yeni bitkisel kökenli saf bileşiği dünya bilim literatürüne ve insan sağlığına sunmuştur” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Orhan’a Ödül
Osmanlı imparatorluğu zamanında, 1600’lü yıllarda halk arasında kullanılan bitkileri kaydeden bir Osmanlı hekiminin kayıtlarından unutkanlık ve hafızayı güçlendirme amacıyla halkın kullandığı 3 bitkiyi (Salvia fruticosa-adaçayı, Melisa officinalis-oğul otu, Teucrium polium-mahmude otu), hem fareler üzerinde hem de in vitro olarak test ettiklerini ve adaçayı ile mahmude otu ekstrelerinin oldukça ümitkar sonuçlar verdiğini belirten Prof. Dr. Orhan, impakt faktörü 2.6 civarında olan “Journal of Ethnopharmacology” adlı uluslararası dergide yayınladıklarını ve İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 50. kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlediği tıp alanındaki makale yarışmasında da bu makale ile finalist olduklarını söyledi. Eczacılık Fakültelerinde bu alanda yapılan bu tip bilimsel çalışmalardan kamuoyunun ve hekimlerin haberdar edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Orhan, hekimlerle ortak çalışmalar yapılmasının fitofarmakoterapinin Türkiye’de hak ettiği konuma gelmesinde ve ehil olmayan kişilerin elinden kurtarılmasına daha çok katkısı olacağını da sözlerine ekledi.
Kongre ile ilgili detaylı bilgi için: http://www.6thcmapseec.org
Dernek ile ilgili detaylı bilgi için: http://www.ffd.org.tr

Yorum bırakın