Archive for category Prof. Dr. Kutluk Oktay

“İLK DEFA KÖK HÜCREDEN OOSİT ÜRETİLDİ”

ABD Harvard Üniversitesi’nde Prof. Dr. Jonathon Tilly ve ekibi tarafından dünya tarihinde ilk kez kök hücreden insan oositi (yumurta hücresi) üretildi. Çalışmaların hayvanlarda 3-4 yıldan fazla süredir yapıldığını belirten New York Medical College Kısırlık Tedavisi ve Üreme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kutluk Oktay, yakında klinik araştırma aşamasına geçileceğini kaydetti.

Birçok hastalığın tedavi için yıllardır yürütülen kök hücre çalışmaları, yumurtalık sorunlarına bağlı kısırlıkta da hastalar için umut ışığı oldu. ABD’de Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dr. Jonathon Tilly ve ekibi tarafından dünya tarihinde ilk kez kök hücreden insan oositi (yumurta hücresi) üretildi. Prof. Dr. Tilly ve New York Medical College Kısırlık Tedavisi ve Üreme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kutluk Oktay ile birlikte, yakında klinik araştırma aşamasına başlanacak.
Konuya ilişkin açıklama yapan Prof. Dr. Oktay, bir yıl düzenli cinsel ilişki sonrasında çocuk sahibi olamama durumunun “kısırlık” olarak tanımlandığını kaydederek, kısırlığın hem kadından hem de erkekten kaynaklanan sorunlara bağlı ortaya çıkabildiğini söyledi. Prof. Dr. Oktay, tüplerde tıkanıklık, yumurtlama sorunları, düşük rezerv, rahimde problemler, endometriosis, bilinmeyen ya da yaşlanmaya bağlı nedenlerin kısırlığa yol açabildiğini anlattı. Kısırlık tedavisi için yıllardır çok çeşitli bilimsel çalışmaların yürütüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Oktay, kök hücre çalışmaları ile sorunun ortadan kaldırılmaya çalışıldığını söyledi.

“Çalışmalar Hayvanlarda 3-4 Yıldan Fazla Süredir Yapılıyor”
Yumurta rezervi olmayan ya da yumurtalıkları alınmış kadınlar için kök hücre ile oosit elde edilmesine yönelik çalışmaların hayvanlarda 3-4 yıldan fazla süredir yapıldığını belirten Prof. Dr. Oktay, son bir yıl içinde de insan dokusunda çalışmaların yürütüldüğünü kaydetti. ABD’de Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dr. Jonathon Tilly ve ekibi tarafından dünyada ilk defa kök hücreden oosit üretimi yapıldığını belirten Prof. Dr. Oktay, “Bunu, orta vadede, kısırlık sorunu olanlara müjde şeklinde yorumlayabiliriz. Tabii ki bu, klinik çalışmalarda çıkacak sonuçlara bağlı” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Oktay, araştırmanın laboratuvar kısmının Prof. Dr. John Tilly tarafından Harvard Üniversitesi’nde yönetildiğini, klinik kısmının ise kendisi tarafından yapıldığını söyledi. Tilly ile birlikte araştırmanın tüm aşamalarından birlikte çalıştıklarını dile getiren Prof. Dr. Oktay, kök hücreden insan oositi üretilmesine ilişkin klinik çalışmaların yakında başlayacağını ifade etti.

Kök Hücreden Oosite Dönüşüm Nasıl Oluyor?
Kök hücreden insan oositi elde edilmesindeki aşamaları Prof. Dr. Oktay şöyle anlattı: “İlk olarak laparoskopik ya da robotik cerrahi ile yumurtadan parçalar alınıyor. Laboratuvarda alınan dokudan kök hücreler izole ediliyor ve kültür ortamında çoğaltılıyor. Bu aşamadan sonra, söz konusu araştırma kapsamında, şu an ayrıntıları açıklanamayacak bir takım özel yöntemler uygulanıyor. Araştırma, tedavi amaçlı klinik araştırmalarda kullanılıyor.”

Uygulama, Şu Anda 35 Yaşın Altında Erken Menopoza Girmiş Vakalarla
İlk aşamada, denemelerin yumurta rezervi veya kalitesi düşük genç hastalara yapılacağını belirten Prof. Dr. Oktay, “Uygulama, şu anda 35 yaşın altında erken menopoza girmiş vakalarla ve erken menopoza girmiş vakalarda yaşı 45’in altında oosit üretebilen, fakat kalite düşüklüğüne bağlı gebelik elde edilemeyenlere gerçekleştirilecek. Uygulama 35 yaşın üstünde menopoza girmiş, genelde 45 yaşın üstünde her iki yumurtalığı çıkarılmış hastalarda çalışma kriterlerinin sağlanamayacağına” dedi.

“Yöntem Klinik Olarak Verimli Olursa, Çare Yok Denilen Düşük Rezerv ve Erken Menopoza Çözüm Olacak”
Yöntemin klinik çalışmalarından başarılı sonuçlar elde edilmesiyle birçok kişinin çocuk sahibi olabileceğini belirten Prof. Dr. Oktay, “Eğer yöntem klinik olarak verimli olursa, bugüne kadar çare yok denilen düşük rezerv ve erken menopoza çözüm olacak. Yeni yaklaşım özel araştırma protokolleri altında özenle yapılmalı. Uzun vadeli risklerin ne olduğu henüz bilinmiyor” diye konuştu.

Reklamlar

1 Yorum

PROF. DR. OKTAY’DAN DÜNYADA BİR İLK

Dünyada ilk kez kemoterapi tedavisi alacak olan 2 yaşındaki kız çocuğuna, ileride anne olmasını sağlayacak yumurta dondurma işlemini gerçekleştiren Amerikan New York Tıp Fakültesi (New York Medical College) Kısırlık Tedavisi ve Üreme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kutluk Oktay, over nakli ve diğer infertilite ile ilgili ameliyatları Da Vinci robotu ile yaparak bir ilke daha imza attı.

Severe Combined Immunodeficiency (SCID) diye adlandırılan bağışıklık yetmezliği sendromu olan ve daima cam küvezde yaşaması gereken, bu koşullar sağlanmadığında ve kemik iliği nakli yapılamadığında enfeksiyon hastalığına bağlı yaşamını yitirecek olan Violet Lee isimli küçük kızın, yumurtalığı alınarak, yumurtaları donduruldu. Amerikan New York Tıp Fakültesi (New York Medical College) Kısırlık Tedavisi ve Üreme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kutluk Oktay, dünyada ilk kez bu kadar küçük yaştaki çocuğa uyguladığı yöntemle, dünyada bir ilke imza attı. Prof. Dr. Oktay, over nakli ve diğer infertilite ile ilgili ameliyatları Da Vinci robotu ile yaparak bir ilke daha imza attı.

Prof. Dr. Oktay’ın Başarısı, Tıp Camiasında ve Dünya Basınında Geniş Yankı Buldu
ABD’nin önde gelen gazetelerinden New York Post başta olmak üzere birçok basın yayın kuruluşunda yer alan Prof. Dr. Oktay’ın başarısı, tıp camiasında yankı buldu ve birçok kemoterapi alacak olan küçük yaştaki çocuklar için ileride anne olabilecekleri umudunu yarattı. Prof Oktay’ın başarısı başta Fox News network olmak üzere Amerika’nın birçok televizyon kanallarından duyuruldu. Prof. Dr. Oktay, Lee’ye kemik iliği nakli öncesinde çok ağır kemoterapi verileceği için yumurtalıklarının hasar göreceğini ve ergenliğe girmeden menopoza girmiş bir yapıya sahip olacağı için anne olma şansının bulunmayacağını anlattı.
Kemoterapi ve radyoterapi öncesinde Brooklyn’li 2 yaşındaki küçük Lee’nin cerrahi operasyon ile yumurtalıklarından birinin alındığının bilgisini veren Prof. Dr. Oktay, çocuğun yumurtalarının ilerleyen yaşlarında anne olmak isteğinde çözdürülerek, tüp bebek tedavisi uygulanacağını ve gebe kalmasının sağlanabileceğini belirtti.

“Lee, Yardımcı Üreme Tekniği Olan Yumurta Dondurma İşlemi Uygulanan En Küçük Hasta”
Yumurtalığın dondurulmasıyla yumurtaların korunabileceğini söyleyen Prof. Dr. Oktay, bunun olmaması halinde küçük kızın hiçbir zaman kendi çocuğunu dünyaya getiremeyeceğine dikkati çekti. Prof. Dr. Oktay, “Lee, büyüyüp çocuk sahibi olmak istediğinde, yeniden kendisine nakledilmek üzere alınan yumurtalık, şu an için 20 yıl ya da daha fazla bir süre için donduruldu. Lee, dünyada doğurganlığın sağlanabilmesi için yardımcı üreme tekniği olan yumurta dondurma işlemi uygulanan en küçük hasta” dedi.


“Bu Yöntem Beyin Tümörü, Lösemi, Lenfoma Gibi Hastalıkları Olan Çocuklar İçin De Kullanılabilir”
Daha önce de deneysel olan doğurganlığın korunması (fertilitenin korunması) yöntemini uyguladığını kaydeden Prof. Dr. Oktay, şunları söyledi: “Aynı uygulamayı 18 yaşın altındaki 40 kız üzerinde gerçekleştirdim. Bunlardan en küçüğü 3 yaşındaydı. Yumurtalık nakli daha önce yetişkinlerde başarıyla uygulanmıştı. 1999 yılında öncülük ettiğim bu işlemin gerçekleştirildiği bir kaç düzine kadının yaklaşık üçte biri bugün çocuk sahibi. Yetişkin hastaların yumurtalıkları sadece bir kaç sene için donduruluyor, bu süre küçük hastalar için en az yirmi yıl olacak. Bu deneysel bir tedavi, ileride hastaların bunun yararını görüp göremeyeceklerini söylemek imkansız. Bu yöntem, beyin tümörü, lösemi, lenfoma gibi hastalıkları olan çocuklar için de kullanılabilir. Talasemi ve orak hücreli anemisi olan çocuklarda da yine kemik iliği nakli öncesinde bunu yapıyoruz. Bu arada, 7 aylık talasemili bir kız çocuğunda da aynı yöntemi uygulamaya hazırlanıyoruz. Bu da dünyadaki en genç vaka olacak.”
Prof. Dr. Oktay, bunların dışında geçtiğimiz yıl içinde de kemoterapi ya da radyoterapi alacak olan 6 erkek çocuğunun testislerinin küçük bir parçasını korumak üzere operasyon yaptığını hatırlatarak, “Alınan dokunun gelecekte sperm üretmek amacıyla kullanılabileceğini ümit ediyorum. Çalışmalar devam ediyor” diye konuştu.


Uygulama Nasıl Yapıldı?
Prof. Dr. Oktay uygulanan yöntem hakkında şu bilgileri verdi: “Laparoskopi ile 3-mm’lik 3 delikten karın açılmadan bir yumurtalık alınıyor. Daha sonra yumurtaların bulunduğu kesim küçük (3-5 mm parçalar halinde computerize edilmiş bir program ile krioprotektan denilen soğuğa dayanıklılığı artıran maddelerle karıştırılarak donduruluyor. Dondurma işlemi tamamlandıktan sonra sıvı nitrogen tankları içinde bir doku bankasında onlarca yıl saklanabiliyor. Hasta gebe kalmak istediğinde, ilk olarak dokunun karın içine ya da deri altına nakledilerek, hastanın menopozdan çıkması ve yeniden yumurta üretimine geçmesi tercih ediliyor. Karın için de olduğu takdirde doğal hamilelik süreci mümkün olabiliyor.
Deri altında her zaman yumurta özel bir iğneyle toplanıp tüp bebek aşamasından geçirilip, oluşan embriyolar rahime naklediliyor. Dokunun naklinin emniyetli olmaması halinde ise (örneğin, yumurtalık dokusuna kanser sıçraması gibi) yumurtalar dokudan ayıklanıyor. Ancak bu durumda da olgunlaşma çok sağlanabiliyor. Bunun için şu an transplant yapılması uygun görülüyor.”

Dayanması Çok Güç Bir Durum
Küçük kızın annesi Tikesha Lee (32) de ileride küçük kızın anne olabilmesi için bunun yapılması gerektiğini belirterek, Violet’ın bağışıklık sistemindeki problemler nedeniyle kemik iliği nakli yapılması gerektiğini, bunun için de kemoterapiye başlanacağını söyledi.
Kemoterapi ve radyasyon tedavisi sonucu hastaların çocuk sahibi olma şansı bulunmadığını dile getiren anne Lee, “Bebeğimin kemoterapi görecek olması yeterince zor, ama tedavi sonunda çocuk sahibi olamayacak olması dayanması çok güç bir durumdu” dedi.

Yorum bırakın

ÖSTROJEN- MEME KANSERİ İLİŞKİSİ GERÇEKTEN VAR MIDIR?

7 yıllık bir araştırma olan “Yüksek Östrojen Meme Kanseri Yapar mı” sorusunun yanıtını arayan Amerikan New York Tıp Fakültesi Kısırlık Tedavisi ve Üreme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kutluk Oktay ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Murat Sönmezer, çalışma sonucunda östrojen ile ilgili çarpıcı sonuçlar elde etti.

Amerikan New York Tıp Fakültesi (New York Medical College) Kısırlık Tedavisi ve Üreme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kutluk Oktay ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Murat Sönmezer ortak bir araştırma yaptı. Çalışmaya göre ‘Yüksek östrojen meme kanseri yapar mı’ hipotezi üzerinde yürütüldü.

Tüp bebek tedavisinde hastaya verilen yüksek doz östrojenin meme kanserine yol açtığı şeklinde bir belirsizlik olduğunu kaydeden Doç. Dr. Sönmezer, bu konu üzerine çok sayıda literatür tarayarak yapılan çalışmaları incelediklerini dile getirdi. Kontrol grubu ile birlikte 36-45 yaş arası tüp bebek tedavisi görmüş hastaları incelediklerini belirten Doç. Dr. Sönmezer şunları kaydetti: “Dünyada ilk kez böyle bir çalışma yapıldı. 7 yıl süren araştırma sonucunda yardımcı üreme teknikleri sırasında oluşan yüksek östrojenin meme kanserine neden olmadığı, ancak ailesel meme kanseri riski yüksek olan hastalarda eğer gelişmiş bir meme tümörü varsa bu tümörün klinik olarak belirgin hale gelmesine neden olabilir.”

“Tüp Bebek Tedavisinde Ovülasyon İndüksiyonu Tedavisi Alan Hastalarla, Almayanları İnceledik”
Çalışmayı yürütebilmek için uzun zaman uğraştıklarını vurgulayan Doç. Dr. Sönmezer, tüp bebek tedavisi sonrasındaki ilk 2 yıl içinde meme kanseri olan 18 hastanın aile öyküsü incelendiğinde yarısının ailesinde meme kanseri olduğunu tespit ettiklerini belirtti. Doç. Dr. Sönmezer, “Araştırma sonucunda tüp bebek tedavisi olan bireylerin, aile öyküsünde meme kanseri var ise kontrollerini ihmal etmemeleri sonucu bulundu. Dünyada çok tartışılan bir konu olması nedeniyle çok sayıda yayın inceledik. Bu alanda yapılmış olan tüm popülasyon ve epidemiyolojik çalışmaları ayrıntılı bir şekilde inceledik. Bu çalışmalarda ovülasyon indüksiyonu tedavisi alan hastalarla, almayan hastalar meme kanseri riski açısından karşılaştırıldı. Bazı çalışmalarda çok hafif olarak artmış risk çıkarken bazı çalışmalarda riskin yükselmediği ortaya çıktı” dedi.

Progesteron Gebelik Dönemi Hormonu Olduğu İçin Dışarıdan Veriyoruz
Tüp bebekte normal östrojen düzeyinin yaklaşık 10 kata kadar arttırdıklarını dile getiren Doç. Dr. Sönmezer, “Tüp bebek tedavisi sırasında yumurtalıklar uyarılıyor ve östrojen salgılanıyor. Normal bir menstrüel siklusta 400pg/ml olan östrojen düzeyi, tüp bebek tedavisinde 4 bine kadar çıkabiliyor. Tüp bebek tedavilerinde östrojeni arttırıyoruz. Hastaya transfer yaptıktan sonra 12 hafta boyunca progesteron veriyoruz. Tüp bebek tedavilerinde dışarıdan müdahale ettiğimizde normalde oluşması gereken korpus luteum baskılandığı için progesteron salgılayamıyor. Bu nedenle dışarıdan bu hormonu veriyoruz. Yani östrojeni yükseltip, ek olarak progesteron veriyoruz. Meme kanseri de östrojen bağımlı bir kanser olduğu için bunun artıp artmamasına bakılıyor. Altı denemeden daha fazla tüp bebek tedavisi yapıldığında risk artışı gözlendiği gibi veriler var. Ancak çoğunlukla son zamanlardaki çalışmalarda riskin artmadığı ile ilgili veriler ile karşı karşıyayız. Biz de bu konu ile ilgili 7 yıllık çalışmada ilk 2 yıl içerisinde tüp bebek tedavisi almış hastalarda saptanmış 18 meme kanseri vakasını araştırdık. Tüp bebekten sonra 2 yıl içerisinde meme kanseri olan vakalarda hayatın her hangi bir döneminde tüp bebek tedavisi almamış 102 meme kanseri vakasıyla karşılaştırıldı. Acaba ikisinin arasındaki tümörlerde bir fark var mı diye bakıldı. Ancak bir fark bulunmadı. Bu bulgu şu açıdan çok önemli; WHI çalışmasında östrojen alan hastalarda oluşan tümörlerin daha kötü prognozlu olduğu saptanmıştı. Biz ise çalışmamızda böyle bir fark saptamadık” diye konuştu.

“Sadece Östrojen Verildiğinde Risk Oranı Düşük Çıktı”
Meme kanseri üreme çağında en sık karşılaşılan kanser olmakla birlikte kadın kanserlerinin 3’te birini oluşturduğunu hatırlatan Doç. Dr. Sönmezer şunları kaydetti: “Meme kanseri 25-26’lı yaşlarda görülmeye başlandı. Verilen tedavilere paralel olarak yaşam süresi de artıyor. Bu konunun bir önemi de östrojen artması durumunun yanı sıra post menapozal dönemde kullanılan hormon tedavisi de var. Bu tedavi de östrojen kanseri arttırır mı üzerinde durduk. 2002 yılında yayınlanan WHI çalışmasında, çok küçük oranda östrojenin meme kanseri riskini arttırdığı söylendi. Daha sonra daha detaylı çalışma yapıldığında görüldü ki, sadece östrojen alan hastalarda tam zıt şekilde risk düşüşü söz konusu. Buna örnek vermek gerekirse, rahmi alınmış ve sadece östrojen verilen hastalarda risk oranı daha düşük çıktı. Meme kanseri östrojen bağımlı kanser deniliyordu, ancak bakıldı ki sadece östrojen verilen hastalarda risk oranı düşük.”

BRCA1 -2 Gen Mutasyonları Taşıyan Ailelerde Meme Kanseri
BRCA1 -2 gen mutasyonları taşıyan ailelerde meme kanseri riskinin arttığı kaydeden Doç. Dr. Sönmezer, “Bu gen mutasyonu olan ve meme kanseri doğuştan çok yüksek olan hastalarda hormon replasman tedavisi için sadece östrojen kullanıldığında meme kanseri riski yine düşüyor. Peki kullanılan progesteron mu sorumlu? Sadece östrojen içeren preparatlar kullanıldığında riskin artmadığını görüyoruz. WHI çalışmasında 1.26 kat artan risk faktörü, aslında üniversite mezunlarında 2 kat artıyor. Yani geç çocuk doğurmak ay da obez olmak riski arttırıyor. İstatistik karşımıza risk oranını koyduğunda hastanın karşısına risk artmış gibi bir sonuç çıkıyor. Burada kar zarar oranını düşünmek lazım” şeklinde konuştu.

Östrojen Var Olan Tümörü Büyütebilir Ancak Oluşturmaz
Yüzde 47 oranında bu hastalığın aile hikayesinin pozitif olduğunu gördüklerini belirten Doç. Dr. Sönmezer şu bilgileri verdi: “Tüp bebek tedavisi uygulanan ve sonrasında meme kanseri olan hastaların yarısında aile öyküsü pozitif. Ailesel meme kanseri riski bilinen 17 hastanın 8’inde pozitif bulundu. Eğer kişinin ailesinde kanser riski varsa, tüp bebek tedavisinde verilen östrojen bunu açığa çıkarabilir. Bu yüzden ailesinde kanser riski olan hastaların daha yakından tüp bebek tedavi sonrasında takip edilmelerini öneriyoruz”. Ancak şu bilgiyi de unutmamak lazım ki, kısırlık problemi olan hastalarda zaten meme kanseri açısından artmış bir risk söz konusudur.

Yorum bırakın

ULUSLARASI TARTEN 2011 TOPLANTISI İSTANBUL’DA YAPILACAK

Trans Atlantic Reproductive Technologies Network (TARTEN), ön kursu Ankara Hilton Otel’de yapıldı. Toplantıda 35 yaş altı tek embriyo yasasına sadece yaşın kriter olarak getirilmesinin hastaları mağdur ettiği üzerinde durularak çözüm yolları üzerinde duruldu.

Yeni bir oluşum olan Trans Atlantic Reproductive Technologies Network (TARTEN), uluslararası platformda platformda rerodüktif endokrinoloji ve tüp bebek alanındaki paylaşımı sağlayacak. Avrupa ile Amerika arasında üreme teknolojisi ile ilgili yeni gelişen, tartışmalı ve araştırma gerektiren çalışmalar ile ilgili etik çerçevede işbirliği sağlayacak. Trans Atlantic Reproductive Technologies Network (TARTEN), 14-17 Nisan 2011 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek olan toplantısının ön kursu 2 Temmuz 2010 tarihinde Ankara Hilton Otel’de yapıldı. Reprodüktif Endokrinolojinin NATO’su denilecek bu sistem hakkında bilgi veren TARTEN Başkanı Prof. Dr. Kutluk Oktay, “Kadın Doğum alanından uluslararası platforma düzenlenen Trans Atlantic Reproductive Technologies Network (TARTEN), yapısal olarak uluslararası bir nitelik taşıdığını belirtti. Bu toplantıya tüp bebek ve doğurganlığın korunması alanında dünyanın en ileri gelen yabancı araştırmacıları konuşmacı olarak katılıyor. Çok büyük ve önemli bir yeni oluşum. TARTEN oluşumunun Türkiye tarafını ise Prof. Dr. Volkan Baltacı ve Doç Dr. Murat Sönmezer yürütmekte.. TARTEN Türkiye Başkanligina Prof. Dr. Volkan Baltacı getirildi. Toplantıda tek embriyo transferi gibi farklı ülkelerde farklı yorumlanan tartışmalı konularla ilgili algoritmalar oluşturmak çok önemli taşıyor. Uygulamalarla ilgili düzenlemeleri yapan yetkililere mesaj gönderilmesi hedefleniyor. Embriyo teknikleri hakkında bilgi alışverişi için yapılan ön kursta, Türkiye’de getirilen 35 yaş altı tek embriyo kısıtlaması hakkında geri bildirimleri aldık. Meslektaşlarımızla görüş alışverişinde bulunduk. Toplantıda bu konuda ABD’de edindiğim tecrübeleri aktardım. . Yaş dışında yumurta rezervi, yumurtanın kalitesi, IVF başarısızlıkları göz önüne alınabilmeli. Yükümlülüğü doktorun üzerinde bırakıyor, transfer işlemi yalnizca hastanın isteğine bağlı olarak ya da yonetmeliklerle yapilamaz, asil olarak tibbi endikasyonlara baglanmalidir” dedi.

“Türkiye’de Donmuş Yumurta Tekniklerinin Oturması Gerekiyor”
ABD’de yapılan uygulamalar hakkında bilgi veren New York Medical College Kısırlık Tedavisi ve Üreme Merkezi’ Bashklani Prof. Dr. Kutluk Oktay şunları söyledi: “ABD’de genelde taze embriyo transferi yapılıyor. Yüzde 15 embriyo oranında hastada dondurulup transfer edilir, bunun nedeni ise artan embriyoların tekrar kullanılabilmesidir. Türkiye’de donmuş yumurta ve embryo tekniklerinin oturması gerekiyor. Donmuş embriyoları hastaya nakletmek için, estrogen ve progesteron hormonları ile hazır hale getirilmelidir. Ayrıca başka teknik detaylar var. Embriyoların ne zaman hazır olduğunu anlamanız ve zamanlamasını iyi yapmanız gerekir yoksa embriyolar harcanabilir.”

“ABD’de Kanunla Zorlamadan, Başarı Oranına Göre Kişiye Özel Yönlendirme Yapılıyor”
ABD’de embriyo sayısının American Üreme Endokrinoloji Derneği (ASRM) tarafından belirlenen ilkelere gore kendi kendine denetlendiğini belirten Prof. Dr. Oktay, “En ileri aşamada, yani blastokist halinde embriyo transfer ediyorsanız, 35 yaş altı hastada bir tane transfer tercih ediliyor. Daha önce IVF başarısızlığı olmamış, kaliteli embriyoları olan ya da IVF yaparak çocuk sahibi olmuş hastalarda tek embriyo uygulanıyor. Eğer hastanın uygulaması daha önce başarısız olmuşsa, 35 yaş üzeri ise blastokist aşamasında 3 embriyoya kadar yükselebiliyor. Embriyo daha erken safhada naklediliyorsa, bu durum özellikle 40 yaş üzerindeki hastalarda 5 embriyoya kadar çıkabiliyor. ABD’de kanunla zorlamadan, başarı oranına göre kişiye özel yönlendirme yapılıyor. Türkiye’de tüp bebek devlet tarafından ödeniyor bu durumda belli bir kısıtlama yapılabilir. Ancak finansını hasta sağlıyorken, bu kısıtlama hasta grupları tarafından kabul edilir bir şey değil” diye konuştu.

“IVF Siklusları Takip Sistemi Kurulmalı”
‘IVF Siklusları Takip Sistemi’ kurularak, her hekimin uygulamasının görebileceğini kaydeden Prof. Dr. Oktay, uygulama hekime bırakılarak, her yıl ne kadar başarılı olduğunun izlenebileceğini dile getirdi. Çoğul gebeliklerin ve düşük oranlarının sistemle ortaya çıkabildiğini ifade eden Prof. Dr. Oktay, kliniklerin başarı oranları ve çoğul gebeliklerin oranına göre hastalara tercih yapabilme imkanı sunulmasının mümkün olduğunu söyledi. Prof. Dr. Oktay, boyle bir takip sistemi kurulursa şeffaflığın sağlanacağı ve her IVF kliniği çalışmalarının objektif olarak takip edebileceğini sözlerine ekledi.

“Hastaya Kısıtlama Getirmek Yerine, Hekimin Kompetansını Denetlemek Lazım”
Malpraktis yasaları ile oto kontrol sağlanabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Oktay, “Hatalı yapılan işlem sonucunda açılan dava ile hekimin lisansı elinden alabiliyor. Hastaya kısıtlama getirmek yerine, hekimin kompetansını denetlemek lazım. Etik kurallar getirilsin, doktorlar birbirlerini denetlesin” şeklinde konuştu.

“Tüp Bebeklerde, Kendi Kendine Olanlara Göre Serebral Palsi Oranı Daha Yüksek”
TARTEN Türkiye Başkanının Prof. Dr. Volkan Baltacı şunları kaydetti: “Ülkemizde iki ay kadar önce tek embriyo transfer zorunluluğu Türkiye için çok masraflı olan böyle bir uygulamayı hekim ve hastayı zor durumda bıraktı. Hasta belli bir maliyet ödeyecek ve tek embriyonun sağladığı şans yüzde 10-15 olacak. Uygulamada takip çok sıkı yapılıyor, ilk uygulamada 3 embriyo transferi yapan hekimlerin elinden IVF sertifikası alınması sözkonusu. Çoğul gebelikler sorgulanarak hekime yükümlülük getiriliyor.” Ancak aradaki çizgi bir tek yaş kriteri ile sınırlandırmamalı, hastanın tedaviye cevabı, kadın yada erkek faktörü olması, genetik problemler vb kriterlerinde transfer edilecek embriyo sayısının belirlenmesinde kullanılması gerekmektedir.
Prof. Dr. Baltacı, tüp bebek ile gebe kalandan kendi kendine gebe kalanların bebeklere göre Serebral palsi olma oranının daha yüksek çıktığını kaydederek, sorunun sadece çoğul gebeliklerden kaynaklanmadığını dile getirdi. Prof. Dr. Baltacı, tüp bebek yönteminin aslında tek bebek dahi olsa birtakım sıkıntıları arttırdığını belirtti. Dr Baltacı bu risklerin öncelikle cinsiyet kromozomu hastalıkları ve genomik imprinting hastalıkları olduğunu belirtti. Bunlardan cinsiyet kromozomu hastalıklarının zaten infertilite hasta grubu için beklenen bir durum olduğunu, genomik imprinting hastalıklarınıdaki artışın ise halen tartışmalı bir konu olup artış miktarının istatistiksel anlam taşımadığının altını çizdi.

“Embriyo Sayısını Sadece Yaş İle Değerlendirmek Doğru Bir Uygulama Değil”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Murat Sönmezer, “Tüp bebek yapıldığında iki problem oluyor. Bunlar ovaryan hiperstimulasyon sendromu ve çoğul gebelikler. Tek embriyo transferi ile hedeflenen, çoğul gebelikleri azaltmak. Ama buradaki diğer amaç, başarının düşmemesini sağlamak. Başarı düşürülüp çoğul gebelikleri azalttığınız zaman, işlem daha da masraflı hale gelir. Mutlaka daha başka kriterler de göz önünde bulundurulmalı. 35 yaş üzerinde 2 embriyo dışında her hangi bir transfer şansınız yok. 35 yaş, kadının yumurtalık rezervinin azaldığı sınır olarak alınıyor. Ancak tek başarı kriteri, yaş değil, iyi embriyo, iyi kalitede sperm olup olmaması üzerinde de durulmalı. İki defa başarısız deneme varsa ancak o zaman 35 yaş altına 2 embriyo yapılabiliyor. Bu kriterler olmadan tek başına yaş ile bunu değerlendirmek çok doğru bir uygulama değil” diye konuştu.

“25 Yaşında Olup Yumurta Kalitesi 40 Yaşında Olan Hastalar Var”
Tek embriyo transferinin zorunlu olarak yapıldığı kısıtlı sayıda birkaç ülkede, tek embriyo transferi zorunlu hale gelmeden önce iyi prognozlu hastalarda ilk olarak elektif tek embriyo transferi yapıldığını, daha sonra da tek embriyo transfer stratejisinin ve buna yönelik algoritmaların oluşturulduğunu belirten Doç. Dr. Sönmezer konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Belçika ve İsveç’ten sonra tek embriyo yapan 3. ülke Türkiye. Protokoller belirlenmemiş durumda. Sadece yaşı kriter almak çok sakıncalı bir durum. 25 yaşında olmasına rağmen yumurtalıkları 40 yaşında olan ve çok kötü embriyolar geliştiren hastalarda farklı davranmak gerekir. Bu hastalarda tek embriyo transferi yapmak uygun olmayabilir. Genç yaşta olmasına rağmen iyi kalite embriyo geliştirmeyen hastalarda birden fazla embriyo vermek başarı açısından önemli olabiliyor Doktorların hareket alanını genişletmek gerekir.” Doc. Dr Sonmezer ayni zamanda TARTEN 2011 in de kongre genel sekreteri.
Kongre ile ilgili detaylı bilgi için: http://www.tarten2011.org

Yorum bırakın