Archive for category Prof. Dr. Necdet Ünüvar

SAĞLIKTA ŞİDDETE KARŞI ÇÖZÜM NE?

Her geçen gün yeni  şiddet haberlerinin duyulmasına karşılık, sağlık çalışanları sosyal medya aracılığıyla tepki gösterdi. 20 bini bulan katılımcı ile büyük yankı bulan sağlıkta şiddet konusu ile ilgili Sağlık Bakanlığı, sağlıkçı milletvekilleri, akademisyenler ve tepki gösteren genç hekimlerle konuştuk.
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olayları gün geçtikçe daha da artmaya başladığı dile getiriliyor. Hekimlerin başlattığı farklı kampanyalarla farkındalık oluşturulmaya çalışılıyor. Bizde Sağlık Dergisi olarak şiddet olayları ile ilgili son durumu değerlendirmek ve ne gibi çözüm yolları bulunabilir konusunda farklı görüşler aldık.
“Hekimlere Karşı Şiddet Olayları, Bizim İktidarımızla Birlikte Başlayan Bir Durum Değil”
AK Parti İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Türkan Dağoğlu konu hakkında Sağlık Dergisi’ne şu açıklamalarda bulundu: “ Hekimlere karşı şiddet olaylarına bir milletvekili olmamın yanı sıra, bu konuma gelmeden önce uzun seneler sağlık alanında görev yapmış bir sağlık çalışanı kimliğimle ve tüm samimiyetimle söylüyorum ki, iddia edilenin aksine, hekimlere karşı şiddet olayları, bizim iktidarımızla birlikte başlayan bir durum değil. Biz, şiddetin her türlü şekline karşı “sıfır tolerans” politikası benimsemiş ve bunu etkin bir şekilde uygulamaya koyan bir partiyiz. Hekime karşı şiddet ise, ülkemizde on yıllardır süre giden, ayrıca ülkemiz dışında birçok gelişmiş ülkede de karşılaşılan bir durum. Dolayısıyla, bize özgü olarak nitelendiremeyiz. Bununla birlikte, kulağa ilk duyuşta tezat olarak gelse de sağlık sisteminde bizim hükümetimiz döneminde gerçekleştirilen dönüşüm neticesinde kaliteli sağlık hizmetleri halkın tabanına yayıldığı için, eldeki seçenekler arttı; bu da doğal olarak söz konusu hizmetlerden yararlanan kesimlerin ve yakınlarının beklentilerini yükseltmiş oldu.
“Hekime Uygulanan Şiddet, Aslında Hastanın Kendi Sağlığına Karşı Uyguladığı Bir Şiddettir”
Ben halk ve hekimin karşı karşıya geldiğini, ortada bu denli kutuplaşmış bir tablo olduğunu düşünmüyorum. Sağlıktaki dönüşüm neticesinde, hekim, halka daha çok yaklaştı; hasta da giderek artan haklarından daha çok haberdar olmaya başladı. Dolayısıyla, bir yandan bu süreçte artan beklentilerinin karşılanmasında hekimlerin daha titiz, özenli ve anlayışlı olması; halkın da öfke yönetimini bireysel düzeyde uygulaması, onları iyileştirmek, sorunlarına çözüm bulmak için türlü fedakarlıklara katlanan hekimlere karşı hoşgörüsünü esirgememesi gerekiyor. Çünkü hekime uygulanan şiddet, aslında hastanın kendi sağlığına karşı uyguladığı bir şiddettir; keza er ya da geç bu şiddetin etkileri, bu fasit döngü içinde hastayı da etkiler.
“Sorununu Konuşarak Değil Kaba Kuvvetle Halletmeye Alışmış Bir Toplumun Psikolojik Sancıları”
Hekimlerin kendilerini güvende hissetmeleri için bildiğiniz gibi Bakanlık, sağlık personeline yönelik şiddete karşı “Beyaz Kod” uygulamasını başlatarak; güvenlik amiri, psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve temsilciden oluşan özel ekipler kurdu. Şiddete maruz kalan veya maruz kalacağını hisseden sağlık görevlileri, artık tek bir numarayla söz konusu ekibi durumdan haberdar edebilecek. Ben bunun etkin bir yöntem olduğu kanısındayım. Bunun yanı sıra, aslında her şeyi yasalardan beklememek, bir zihniyet değişimini de körüklemek gerekiyor. Nasıl ki kadına karşı şiddeti sadece yasalar yoluyla engellemek mümkün değilse, aynı şekilde hekimlere karşı şiddetin de zihniyet düzeyinde bir devrimi gerektirdiği aşikardır. Hamile eşine yanlış tedavi uygulandığını iddia eden bir hastanın o anda karşısına çıkan nöbetçi bir doktoru bıçakla yaralaması, aslında sorununu konuşarak değil kaba kuvvetle halletmeye alışmış bir toplumun psikolojik sancılarıdır.
Bu sorunu hükümetimizin sağlık sisteminde başlattığı dönüşüme yükleyenler var. Ancak, bu iddiayı temelsiz buluyorum; çünkü bu dönüşümün başlatılmasından çok daha önce de bu tür vakalar işitilirdi; dolayısıyla aralarında doğrusal bir orantı olduğunu ispat eden bir yargıya ulaşmak bilimsel olarak da mümkün değil. Elbette her yeniliğe bir süre direnç gösterilmesi, insan doğasından ileri geliyor. Sistemin tam olarak zihinlere ve davranış modellerine yerleşmesi için belli bir süre geçmesi gerekiyor. Kısacası, her şeyin başı sabır ve hoşgörü.
Öncelikle hasta ile hekim arasındaki ilişkinin şiddet içeren bir yöne doğru evrildiği hissedildiği anda uzlaşma yoluna gidilmeli. Ancak, şiddet fiziksel, sözlü veya psikolojik şekilde engellenemez bir noktaya gelecek ise, şiddetin her türlüsüne (kaba söz, hakaret, saldırganlık eğilimi gibi) ağır cezalar getirilmeli. Elbette ağır cezalar getirmek sorunu kökten çözümlemez; ama yine de toplumun bu şiddete kayıtsız kalmadığını göstermek açısından caydırıcılığı olabilir.
“Bu Soruna Hekim Arkadaşlarımız Sessiz Kalmamalı”
Öncelikle, ortadaki bu soruna hekim arkadaşlarımız sessiz kalmamalı. Bilimsel dünyaya içkin olan bu eksikliği sık sık fark ediyorum: sorunlar, üniversite odalarında, kendi aralarında konuşarak halledilmez. Sorunu daha geniş bir tabakaya yaymak, hizmet verilen ve şiddete karşı olan diğer vatandaşların da bu duruma tepki göstermesi sağlanır. Ancak bu şekilde toplumsal düzeyde bir karşıt-ağırlık oluşturulabilir. Şiddete karşıyız diye açıklamalarda bulunarak, hastanelere boy boy pankartlar asarak, hiçbir çözüm üretemezsiniz. Çözüm üretilmezse de hastanelerdeki verimlilik düşer; şiddet uygulayan hastaların cezasını diğer hastalar çekmek zorunda kalır ve mesleğinden zevk duymayan hekimler tarafından muayene edilirler. Dolayısıyla, sağlık hizmetlerindeki kalite de azalır ve bundan etkilenecek olan yine halktır. Doktorlar da şunu unutmamalıdır: hekimlik sadece bilimsel bilgilerin edinilmesi işi değildir; aynı zamanda halkla doğru ve etkin iletişim kurabilme yeteneğini de gerekli kılar. Hekimi değerli kılan da, hastasıyla kurduğu iletişimdir. Dolayısıyla, son kertede bu şiddet eyleminden hastayı “tatlı dille” vazgeçirmek de, hekimin iletişim yeteneklerine bağlıdır.
Öte yandan, idareci kesimdeki kişilerin de söylemlerinde doktorun motivasyonunu bozucu konuşmalardan uzak durmaları gerekiyor.”
“En Önemli Eksiklik Hasta-Hekim İlişkisi Konusunda Eğitim”
AK Parti Adana Milletvekili Prof. Dr. Necdet Ünüvar konu ile ilgili şunları söyledi: “Sağlık hassas bir hizmet alanıdır. Hizmet edenler müşfik, hizmet edilenler duyarlıdır. Hizmetin böyle kritik bir düzlemde verilmesi maalesef bazı çatışmaları da beraberinde getirmektedir. Yapılan pek çok araştırmalarda sağlık kurumlarında çalışmaların diğer işyerlerine göre şiddete maruz kalma riskini artırdığını göstermiştir. Bu konuda en önemli eksikliğin hasta-hekim ilişkisi konusundaki eğitim eksikliği olduğunu düşünüyorum. Sağlıkta şiddet konusu sadece bugünün sorunu değildir ve sadece ülkemize özgü bir sorun da değildir. Son 9 yılda halkımızın sağlık hizmetlerine erişimi önemli ölçüde artmıştır. Hasta-hekim ilişkisindeki en önemli noktalardan birisi ilişki yönetimidir. Hizmetin sayısının ve yoğunluğunun artmasını hizmetin sunumundaki sataşmaları da doğal olarak artırmıştır.
“Mevzuat Değişikliği Yapılabilir”
Sağlık çalışanlarına yönelik sözlü saldırılarda, darp, hatta öldürmeye yönelik saldırılarda genel hükümler geçerlidir. Belki bu konuda bir mevzuat değişikliği yapılabilir. Çalışanların eğitimi, mevzuat düzenlenmesi ve yöneticilerin konuya daha hassas yaklaşmaların sağlanması gibi tedbirler düşünülebilir. Doktorlarımızın yapması gereken şey hasta ve yakınlarını eğitmek ve problemlerle ilgili konularda daha fazla bilgilendirmektir. Konuya Sağlık Bakanlığımızın da oldukça duyarlı yaklaştığını biliyorum. Bu konuda hizmetin niteliğine göre bazı ek tedbirlerin alınabileceğini düşünüyorum.”
“1990’larda Acil De Şiddetle İlgili İlk Makaleleri Yazdığımızda Hekimler Konuyla İlgilenmiyordu”
Adli Bilimciler Derneği Başkanı ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamit Hancı sağlık personeline şiddet ile ilgili olarak şunları kaydetti:”Hekimlere karşı şiddet olayları eskiden de vardı. Yıllardır bu konuyla ilgili çalışıyoruz. 1990’larda acil de şiddetle ilgili ilk makaleleri yazdığımızda hekimler konuyla çok ilgilenmiyordu. Ancak hekimler ve basında konuyla ilgili hassasiyet gelişti.Hastaların eksik bilgilendirilmesi, sağlık kuruluşunda uzun süre beklemeler , hasta yakınları ile yetersiz iletişim, sağlık kurumlarında yetersiz güvenlik nedenleri sayılabilir.
“Sağlık Personeli Bulaşıcı Hastalıklar gibi Şiddet Riskine Karşı da Korunmalı”
Halkla hekimin karşı karşıya geldiğini düşünmüyorum. Bazı olayların olmasını genelleyemeyiz. Sağlık kurumlarında yeterli güvenlik önlemleri alınmalı. Hasta ve yakınlarıyla iletişim ve sakinleştirme için davranış modelleri geliştirilmeli, bu konuda eğitim alınmalı. Şiddete maruz kalan hekime hukuki destek sağlanmalıdır. Sağlık personeli bulaşıcı hastalıklar gibi şiddet riskine karşı da korunmalıdır.Sağlık personeline kurumunca hukuki destek verilmeli. Ceza ve tazminat davaları takip edilmelidir. Dernekleri odalarıyla organize hareket etmeli, soruna beraber çözüm bulmalı, meslek içi eğitimler yapmalıdırlar. Doktorların, “şikayet hatları” değil ama prestij kaybetme söz konusu. Siyaset ve basının yaklaşımları, hekimlerin yeterince örgütlenememeleri etken. Hekimler kırgın, üzgün hatta küskün. Ancak bundan da uzun vadede yine toplum zarar görecek. Hekimler riskli ameliyatlardan ve tedavilerden kaçınacak (Çekinik tıp). Özverili çalışılması gereken bu meslek mekanikleşecek. Mesai saatleriyle çalışan mesleklere dönecek. Hatta hasta-hekim arasına giren bu kadar yoğun hukuki süreçler nedeniyle hekimin “şefkat” yaklaşımı azalacak. Her hastane kendi şartlarına uygun güvenlik protokolleri oluşturmalı. Hasta yakınları için yeterli rahat bekleme üniteleri oluşturulmalı, koridorlar aydınlatılmalı, içeri giriş- çıkışlar denetlenmeli ve yeterli güvenlik personeli bulundurulmalı.”
“Hasta Yakını, Hastanede Olay Çıkarıp Hekime Saldırarak Günah Çıkarma Seansı Yaşıyor”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr Recep Akdur konu ile ilgili şöyle konuştu: “Hekime karşı şiddetin bana göre üç nedeni var. Bunlardan birisi, yurttaşımız hekimin şahsında devlete edene birikmiş olan kin ve hıncını çıkarıyor. Aslında şiddet uygulanan hekim değil devlet edendir. Yani hekime gösterilen şiddet sapmış bir tepkidir. Yurttaş kendisini iten kakan devlet edenden hıncını almak istediğinde bunun objesi ya da hedefi kaymakam, hakim, polis veya zabıta olacak değil ya. Bırak silah taşımayı,kavga etmeyi bile bilmeyen hekimler ve gazeteciler üzerinden devlet edeni darp etmek çok kolay. İkincisi; evindeki muhtaç yakınına gerekli özeni göstermeyen ve yeterli bakım vermeyen hasta yakını, hastanede olay çıkarıp hekime saldırarak bir tür arınma ritüeli, günah çıkarma seansı yaşıyor. Günlerce aylarca hiç ilgi göstermediği bir yakını için hastanede olay çıkarması hekimi yumruklaması hakaret etmesi onu günahlarından arındırıyor. Üçüncüsü, bu ruh hali üzerine bir de son on yıldır uygulanan sağlıkta dönüşüm süreci, hekimi itilmiş kakılmış ve de hedef tahtasına oturtulmuş devlet memuru konumuna getirmiştir. Her gün hedef gösterilmesi, aşağılanması yetmezmiş gibi, “şikayet masaları”, “şikayet hatları” ve “şikayet sigortaları” kurulmuştur.
“Hekime Şiddet Uygulayanlar Neredeyse İltifat Görecek”
Sağlıkta dönüşümün başlangıcında tüm toplum kesimlerden taraftar bulmak için uygulanan popülist uygulamalar sona erdi. Sağlık hizmeti ortamında hizmeti alan da veren de yani hasta da hekim de her geçen gün daha kötü bir konuma düşüyor. Artık yurttaşın sağlık hizmetine ulaşması eskisi kadar kolay değil.Hekimin de hastasına hizmet sunması eskisi kadar kolay değil. Hastanın hizmete ulaşmak için her geçen gün daha büyük bir bedel ödemesi gerekiyor. Yürütülen propaganda sayesinde yurttaşlar bunun sorumlusu olarak hekimi görüyor. Üstelik de bunlar darp edilmesi çok kolay olan insanlar. Hekime şiddet uygulayanlar neredeyse iltifat görecek.
“Hekime Karşı Yürütülen Psikolojik Savaştan Vazgeçilmeli”
Hekimin kendini güvende hissetmesi için; her şeyden önce yurttaşın sahip olduğu bu ruh hali yok edilmelidir. Bizzat devlet edenlerce hekime karşı yürütülen psikolojik savaştan vazgeçilmelidir. Çalışma ortamlarında gerekli güvenlik önlemleri alınmak sureti ile hekim yakın fiziki korumanın güvenini hissetmelidir. Diğer devlet memurlarına ve kurumlarına verilen koruma ve kollama hastanelere de hekimlere de verilmelidir. Hekime şiddet uygulayanlar hakkında yasalar ödünsüz uygulanmalıdır. Saldırganlar iltifat değil takibat görmelidir.”
“Şiddetin Bir Sebebi de İnsanlardaki Tahammülsüzlük”
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’ndan Uzm.Dr.Erdinç Nayır, şiddet konusunda şunları söyledi:“Hekimlere, sağlık çalışanlarına şiddetin birçok sebebi var. Sebeplerden biri hekimler ile hizmet verilen hastalar arasının açılmasıdır. Eskiden hekimlere, sağlık çalışanlarına çok güzel bir saygı vardı. Günümüzde bu saygının azaldığını görmekteyiz. Saygının azaldığı nokta da ise doğal olarak saygısızca hareketler olmaktadır. Bu saygının azalmasında biz hekimlerinde suçu var, ama büyük bir sebebi hekim ile hastayı karşı karşıya getiren sağlık sistemindeki uygulamalardır.
Hekimlere karşı şiddetin bir diğer sebebi ise insanlardaki tahammülsüzlüktür. Her alanda insanlarda tahammülsüzlük artmış durumdadır. Hasta veya hasta yakını, karşısında hizmet veren bir sağlık çalışanının ne kadar zorluklarla çalıştığını, ne şartlarda nöbet tuttuğunu bilmeden erken tepkilerde bulunabiliyor. Ülke koşullarında acilde çalışan bir hekim çok fazla hasta bakıyor ve aynı anda birçok hastaya yetişmesi gerekiyor. Bu yoğun tempoda hasta ve hasta yakınlarının da anlayışlı olması gerekmektedir.
“Döner Bıçağı veya Silah ile Havaalanının içinde Rahatça Dolaşabilir misiniz?”
Hekimlerin kendilerini güvende hissetmeleri için öncelikle biz hekimler, iyi bir sağlık hizmeti vermemiz için güvenli ve huzurlu ortamlarda çalışmalıyız. Bizler hekimiz ve birçok zorluğa göğüs gerecek şekilde çalışıyoruz, hayatımızdan fedakarlıklar veriyoruz. Birçok hekim arkadaşım eşinden çoçuğundan ayrı kalarak hekimlik görevini yerine getiriyor. Özel yaşantısından ciddi fedakarlıklar vererek çalışan biz hekimlerin en çok istediği şey hekim haklarının olması ve uygulanmasıdır. Biz hekimler güvenli ortamlarda çalışmak istiyoruz.Şuan bir havaalanına girerken nasıl kontrolden geçiyoruz? Bir döner bıçağı veya silah ile havaalanının içinde rahatça dolaşabilir misiniz? Ama hastanede dolaşabiliyorsunuz. Bunun örneklerini çok fazla gördük ve bu sebeple birçok sağlık çalışanımız yaralandı, öldürüldü! Hastaneye girişlerde mutlaka sıkı güvenlik kontrolleri yapılmalıdır.
“Sağlık Çalışanına Saldıranın Sağlık Sigortası Kesilebilir”
Sağlık hizmeti almayı beklerken sağlık çalışanına saldıran ve onun hizmet vermesini engelleyen kişiye mutlaka ciddi cezalar verilmelidir. Örneğin sağlık sigortası kesilebilir. Sağlık çalışanına şiddet uygulamış bir kişiye ilk ceza 1 yıllık sağlık sigortasının iptali cezası verilebilir. Tekrarlaması halinde tamamiyle iptal edilebilir.”
“Hastalar Dizilerden Örnek Alıyor”
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uz. Dr. M. Özgür Niflioğlu, genç hekimlerin başlattığı sosyal medya tepkileri ve şiddet ile ilgili olarak şunları dile getirdi: “Hekimlere karşı şiddet olayları aslında sadece hekimlere ya da sağlık çalışanlarına karşı şiddet uygulanmıyor; kadınlara, çocuklara, yaşlılara kısacası herkese karşı şiddet olayları gündemimizden düşmüyor. Bu noktada sorulması gereken esas soru şu: “Neden böylesine gergin bir toplum haline geldik? Neden hiç kimseye tahammülümüz kalmadı?” Olayları “sağlıkta şiddet” özünde inceleyecek olursak; temel sorunun hekimi hedef gösteren haberler ve televizyon programları olduğunu düşünüyorum. Bu duruma verebileceğim en güzel örnek ise; yüksek izleyici oranına sahip bir televizyon dizisinde rol alan popüler bir karakterin, yoğun bakıma hiçbir tedbir gözetmeksizin girmesi ve hekimi dikkate almaksızın hastane içerisinde kafasına göre gezmesi! Bunu gören vatandaş ne yapıyor? Cevabı basit: örnek alıyor! İşi aksayınca da şiddete başvuruyor. Bu gibi senaryolara, bu tarz dizilerde kesinlikle yer verilmemeli.
“Hastanelerde Görev Yapan Özel Güvenlikler, İşlevsiz Kalıyor”
Hekimler ve sağlık çalışanları, özellikle acil servislerdeki mesaileri sırasında, kendilerini güvende hissetmiyor. Bunun sebebi, her an eli bıçaklı bir “meczup’un” ya da sopalı bir grubun içeri girip sizi tartaklama ihtimali olması. Fiziksel şiddete maruz kalmasınız bile, sözlü sataşmalar motivasyonunuzu düşürmekte yeterli oluyor. Bu gibi durumların yaşanmaması için, bazı önlemler kesinlikle alınmalı. Hastanelerde görev yapan özel güvenlikler, bu konuda “kendilerini yeterince koruyan kanunlar olmadığı için” işlevsiz kalıyor. Bu açıdan özel güvenlik personelinin “hastane içerisindeki olaylara müdahale sırasındaki” kanuni yetkileri genişletilebilir. Yardımcı sağlık personeli istihdamı arttırılabilir ve hasta yakınlarının özellikle acil servislerde bulunmasının önüne geçilebilir. O vatandaşlarımızın da mağdur olmaması için kamera sistemleri kurularak, hastalarını uzaktan takip etme şansı verilebilir. Mobil sistemlerin ve 3G teknolojisinin bu denli rağbet gördüğü ülkemizde hasta yakınları, hastalarını evden bile takip eder hale gelebilir. Hastanelere girişte havalimanlarında uygulanan güvenlik sistemleri uygulanarak kesici delici aletlerin kurum içerisine sokulmasının önüne geçilebilir. Hasta yakınları için “ortak paylaşım” alanları yaratılarak; bu alanlarda hasta yakınlarına “telkin amaçlı” profesyonel destek verilebilir. Sağlık çalışanlarının iletişim becerilerini geliştirici uygulamalı eğitimler verilmeye başlanabilir. Bu konudaki son önerim ise, hasta ve hasta yakınlarının bilgilendirmesiyle ilgili. Bir kişiyi bilgilendirmek de ayrı bir özen ve altyapı gerektiren bir olgu aslında. Bu açıdan düşünüldüğünde hasta bilgilendirme eylemi de, mevcut sistem çerçevesinde, poliklinikte hasta bakmak kadar değerli hale getirilmelidir.
Şiddet olaylarında önemli olan; uygulanan yaptırımların, sağlık camiasının vicdanını rahatlatması; ancak bunu gerçekleştirirken de şiddet uygulayanları ya da uygulama “güdüsünde” olanları topluma kazandırması. Bu bağlamda en hızlı sonuç; olayların basit darp kapsamından çıkarılması yönünde Meclis’ten kanunlar çıkarılması, şiddet uygulayanlara “özellikle” acil servislerde uygulamalı cezalar verilmesi ve bu cezaların başında geniş yer bulmasının sağlanması olabilir. Mantıklı zamanlarda, televizyonlarda yayınlanacak kamu spotları da; bu konuda toplumsal bilincin oluşması noktasında sonuç verebilir.
“14 Mart 2012 Saat 12 ve 22 Sloganıyla Yola Çıktık”
Sosyal medya günümüzün en dinamik ve şekillendirilebilir kamu hareketlerinden biri. İyi yönde ve doğru biçimde kullanıldığında, güzel sonuçlar yaratabiliyor. Biz de bir grup hekim arkadaşımızla, bu yönde insiyatif alarak web sitelerimizi, sosyal paylaşım gruplarımızı “şiddet” konusunda bir araya getirmeye çalıştık, çalışıyoruz. İlk aşamada; 14 Mart 2012 Saat 12 ve 22 sloganıyla yola çıktık. Amacımız 14 Mart Tıp Bayramı vesilesi ile yaşadığımız şiddete ve şiddet olaylarına, toplumun dikkatini çekmek ve önlem alınması noktasındaki isteklerimizi yetkili mercilere iletmek. Bu bağlamda birçok gazetecinin, yazarın, talk şov ve radyo programcısının desteğini aldık, almaya devam ediyoruz. İçinde yer aldığımız bu oluşumda; bireysel kimlikler sosyal medyanın ruhuna uygun olarak ön plana çıkıyor. Herkes kişisel hünerleri ile bu konuda farkındalık yaratmaya çalışıyor. Şu aşamada herhangi bir oda, sendika ya da dernekle bu süreci yürütmedik. Demokrasinin güzel bir tecellisi olan bu sivil oluşum, tamamen bağımsız bir ruhla ilerliyor ve büyüyor. Toplumdan gelen tepkilerin olumlu ve destekleyici olması, bizi mutlu eden başka bir nokta. Biz ülkemizi ve halkımızı seviyoruz, onların da bize anlayış göstermesini istiyoruz. Çünkü biz daha sağlıklı bir Türkiye için çalışıyoruz.”

“Şiddeti Körükleyen İklimin Yaratılması, Şiddeti Uygulayan Vatandaşların Varlığından Daha Belirleyici
Amerika Birleşik Devletleri Maryland Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Ulaş Mehmet Çamsarı, konu ile ilgili Amerika ve Türkiye’yi karşılaştırdı: “Türkiye’de hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin son zamanlardaki sağlık politikalarına paralel olarak ciddi şekilde arttığını, Amerika Birleşik Devletleri’nde mesleğini icra eden ve ülkesini yakından takip eden bir Türk hekim olarak uzun süredir gözlemlemekteyim. Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının toplum gözündeki itibarını zedeleyecek olumsuz siyasi söylemler, mesleğin halkın gözündeki itibarını zedelemektedir ve hasta memnuniyetsizliğinin saldırganlığa dönüşmesini daha kolay hale getiren olumsuz bir iklim yaratmıştır. Bir psikiyatri uzmanı olarak özellikle vurgulamak istediğim nokta şudur ki şiddeti körükleyen iklimin yaratılması, şiddeti uygulayan vatandaşların varlığından daha belirleyicidir. Çünkü dünyanın her yerinde şiddete eğilimli kişilikler, akli dengesi yerinde olmayan bireyler vardır, bunların toplum içindeki oranı bellidir, aynı şekilde dünyanın her yerinde memnun olmayan hastalar ve yakınları vardır ama hekimlerin Türkiye’de son zamanlarda görülmeye başlayan şekilde bir şiddete maruz kalmamaktadır. Bunun ilk önemli sebebi, hekimlere karşı oluşturulmuş olan olumsuz iklim, diğeri de hastanelerin güvenliğinin yetersizliğidir.
“ABD’de Çoğu Büyük Hastanenin Kendi Özel Polis Teşkilatı Var
Hekimlerin kendilerini güvende hissetmeleri için politikacılara büyük görevler düşmekte olduğuna inanıyorum. Öncelikle hekimlerin ve sağlık çalışanlarının toplum içindeki itibarını zedeleyici söylemler terkedilmelidir. Bu şekilde sağlıklı bir iklim yaratıldıktan sonra, hastanelerde güvenlik artırılmalıdır. Kendilerini güvende hissetmeyen sağlık çalışanlarının yeterli bir hizmet verebilmesi mümkün değildir. Hastane güvenliği çok temel bir konudur ve bu konuda iyi olan modellerin örnek alınması gerekir. Amerika Birleşik Devletleri’nde çoğu büyük hastanenin kendi özel polis teşkilatı vardır. Bu özel teşkilatlar, hastane içinde yerleşiktir ve sadece hastane güvenliğinden sorumludur. ABD’de hastane güvenliğinde çok başarılı olan hastaneler genellikle suç oranının yüksek olduğu bölgelerdeki hastanelerdir. Bunların en bilinen örneği ABD’de suç oranının en yüksek olduğu kentlerden birisi olan Baltimore kentinde bulunan Johns Hopkins Hastanesi’dir. Bu hastane, şehrin en çok suç işlenen bölgelerinden birinin ortasında kuruludur, hastaneye giriş çıkışlarda metal taraması yapılmakta, kimlik kartı sorgulaması uygulanmakta, hastaneye ait özel bir polis birliği bulunmaktadır. Bütün bu önlemler sayesinde hastane suç oranının çok yüksek olduğu bir bölgede hizmet veriyor olmasına rağmen, çalışanlarına güvenli bir çalışma ortamı sağlamakta, ve bu sağlık hizmetlerinin güvenlik sıkıntıları nedeniyle aksaması hiçbir şekilde mümkün olmamaktadır. Türkiye’de meydana gelen şiddet olaylarında kişilerin hastane koridorlarına döner bıçaklarıyla girdiklerini, bazı hekimlerin hastane içinde boğazlarını kesildiğini düşünürsek, bu tip olayların ABD’de suç oranı ek yüksek bölgelerde hizmet yapan hastanelerde dahi kabul edilemez olduğunu ve yeterli önlemler alınmadığı için gerçekleştiğini rahatlıkla ileri sürmemiz mümkündür.
“Şikayet Eden Hastanın Şikayeti, Doktoru Cezalandırmak Ya Da Baskı Kurmak İçin Kullanılmamalı”
Şikayet hatları ve benzeri “ombudsman” servisleri ABD’de de bütün hastanelerde vardır, hekimlerin itibarını düşüren bu servislerin varlığı değildir, bu servislerin siyasiler ya da hastane yönetimleri tarafından nasıl işletildiğidir. Şikayet eden hastanın şikayeti, doktoru cezalandırmak ya da doktor üzerinde baskı kurmak için kullanılmamalı, memnun olmayan hastayı memnun etmek için kullanılmalıdır. Bu tip servisler, hasta memnuniyetinin hastane tarafından dikkate alındığını göstermek için vardır, hastane yönetimi ve siyasiler tarafından uygun kullanılmasına özen gösterildiği sürece sağlık hizmetlerinin kalitesini yükseltme sürecine katkıda bulunacaktır.”


Yorum bırakın

MECLİSİN SAĞLIK ELÇİLERİ: NECDET ÜNÜVAR

Performans sistemi ile çalışan ve çalışmayanların arasındaki maaş adaletsizliğinin ortadan kaldırdığını belirten AK Parti Adana Milletvekili Prof. Dr. Necdet Ünüvar, mecburi hizmetten, aile hekimliğine, sosyal medyada sık sık yer alan kan bağışı iletilerinden Adana’da yapılacak hastanelere kadar birçok konuyu Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e değerlendirdi.

Hekimlerin çok tartıştığı konular arasında yer alan mecburi hizmetin ne zaman kalkacağı, performans sisteminde değişiklik olup olmayacağı, TUS’ta neden kontenjanların azaldığı, hastanelerin yeni yönetim şekilleri ve Adana’da yapılacak sağlık yatırımları hakkında merak edilenleri AK Parti Adana Milletvekili Prof. Dr. Necdet Ünüvar, Sağlık Dergisi’ne cevapladı. 58,59,60 ve 61. hükümetlerde sağlığın öneminin çok daha net olarak ortaya konduğunu ve bunun vatandaşlar tarafından hissedildiğini dile getiren Prof. Dr. Ünüvar şunları söyledi: “Sayın başbakanımız sağlığa çok önem veriyor, vatandaşa çok önem veriyor. Vatandaşa önem verdiği içinde sağlık her zaman birinci gündem maddesini oluşturuyor. Sağlık eskiden daha çok skandallarıyla, acildeki sıkıntılarıyla, ambulansların gelmemesi veya erişememesi ile gündeme gelirdi. İlaca ulaşamayan, ameliyatını yaptıramayan, parası olmadığı için hastane kapılarından dönen hastaların rehin bırakılması ve hatta ölmüş yakınlarını rehin bırakma ile anılan bir alandı. Ak parti döneminde de sağlık çok konuşuluyor ama bunlardan ziyade yeniliklerle anılıyor. Aile hekimliği, hastanelerde sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşması, sağlık personelinin vatandaşa çok iyi davranması ve hastaların gerektiği zaman hava ambulansı gerektiği zaman uçak ambulansı bir yerden bir yere taşınabilmesi hatta bazen yurt dışından vatandaşların yurt içine o uçaklarla taşınabilmesiyle anılan sektör oldu. Sağlıkta attığınız her adım hemen karşılığını buluyor. 74 milyon insanı çok kolayca etkileyebiliyor. Dolayısıyla sağlık AK Parti dönemlerinde hep gündem oldu, gözde oldu.

Atama Nakil Yönetmeliği Kuralsızlığa Kural Getirdi
2002-2007 yıllarında üst düzey bürokrat olarak çalıştım. Bu çorbada tuzumun olmasından büyük mutluluk duyuyorum. Çok sıkıntılı günler geçirdik. İlk günler özellikle, bir kural koyuyorsunuz, o kurala anında olumlu ya da olumsuz tepkilerle karşı karşıya kalıyorsunuz. Mesela Atama Nakil Yönetmeliğini 2003 yılında ilk yayınladığımız zaman, bazı milletvekili arkadaşlarımız bile buna tepkide bulundu. Özellikle sağlık personelinin nakliyle ilgili daha önce hiç kural yokken, sadece bakanın veya müsteşarın bir tek telefonuyla, talimatıyla olup biten iş kurala bağlandı. Hizmet puanı denildi, iller kategorize edildi. Yoğunluk durumuna göre birden 6’ya kadar da yoğunluğunu kategorize edildi ve yer değiştirmeleri ilk atamaları ve sonrasındaki başka yerlere geçişi kurala bağladınız. Bu kuraldan kendi şahsım adına zaman zaman mağduriyet hissettiğimi hatırlıyorum.


“Sen nasıl müsteşarsın, bir tane tayini bile yapamıyor musun?”
5 yıl müsteşarlık yaptım, annem benden 3 tane talepte bulundu. Hizmet puanı ve atama nakil yönetmeliğine göre yapılması gereken işlerdi. Üçünü de yapamadım, sonunda annem dedi ki “sen nasıl müsteşarsın, bir tane tayini bile yapamıyor musun?”, “Evet, bir tane tayini bile yapamıyorum” dedim. Zaten bir kural kurumun başındaki bürokratın hatta, bakanın dahi kuralı bozmamasıyla işliyor.

Çalışanda Çalışmayanda Aynı Döner Sermaye Alıyordu!
2002 yılının Kasım ayına kadar üniversitede Endokrinoloji alanında öğretim görevli ve ana bilim dalı başkanıydım. Ve o zaman bizim hep eleştirdiğimiz bir şey vardı. Çalışanda çalışmayanda aynı döner sermaye alıyor. Ben sabah 8’de hastaneye gider akşam 19’a kadar da çalışırdım. Başka bir hoca 14:30’da çıkardı. Endokrin kliniğini yeni kurduğumuz zaman asistanlarım hatırlayacaktır. Haftanın 3 günü poliklinik koymuştum. Öğle arasında 12 ile 13:30 arasında yemek tatilinde, ben o saatlerde hasta bakardım. Yanımda gönüllü asistan çalışırdı. Bende aynı döner sermaye alırdım, saat 10’da gelip saat 14’te giden vizit yapmayan, polikliniğe adımını bile atmayan arkadaşlar da aynı döner sermaye alırdı. Şimdi bu hakkaniyet midir? Değildir.

Hekimin Performansını Göz Kararıyla ve Subjektif Unsurlara göre mi Yapacaksınız?
Sağlıkta yaptığımız en önemli değişimlerden biri de daha çok çalışan daha çok üreten arkadaşlarımızın daha fazla gelir elde etmesini ilişkilendirmek oldu. Hani bazen şunu da söylüyorum. “Hekimlik parayla mı ölçülür?”Parayla ölçülmez yani bir kişinin bir tane ızdırabını dindirmenin hiçbir parasal karşılığı yoktur. Sadece göz kararıyla veya bu çok bu az çalışıyor gibi bir takım subjektif unsurlara göre mi yapacaksınız? Yoksa insanların ürettiği baktığı hasta, yaptığı ameliyat, ürettiği hizmet ve verdiği eğitimle bütün bunları ilişkilendirmeniz gerekiyor. Bunların detaylarını tartışabiliriz, bir takım eksiklikler olabilir.

Eksikler Her 6 Ayda Bir Gözden Geçiriliyor
Performans sisteminin pilot uygulamasını Bolu ve Afyon olmak üzere sonra da 10 ilde başladı. Şimdi bütün Türkiye dahil hale geldi. 6 ayda bir değişiklikler oldu. Muhalefet milletvekilleri şöyle eleştiride bulundu, “Bu yap boz tahtası mı her 6 ayda bir değiştiriyorsunuz?” Hayat dinamik siz uygulamayı getirdiğiniz zaman bu uygulamanın yansımalarına bakmanız gerekiyor. Yansımaların da sahada bir mevzuat metni yapıyorsunuz ama sahadaki uygulamalarınız çok farklı olabiliyor. Bir takım şeyleri eksik görmüş olabiliyorsunuz, bir takım şeyleri objeleri fazla görmüş olabiliyorsunuz. Eksikler her 6 ayda bir gözden geçiriliyor. Döner sermaye ve performans sistemi ciddi aşamalardan geçti. Birçok değişiklikler oldu, hala değişmesi gereken şeyler var.

Sağlıkta Rakamları Takip Edin
Türkiye’nin her yerine gittiğim zaman da hekimlerle bir araya geliyorum. Öğrencilerle iki defa toplantı yaptım, “sağlık politikası için ne düşünüyorsunuz, nasıl bir gelecek umuyorsunuz?” diye. Önerilerin yanında, birisi “sağlıkta her şey kötüye gidiyor” dedi. “Rakamları takip etmelisin” dedim. 2002-2010 yıllarındaki istatistikleri verdiğimde, aşı oranı mı kötü gidiyor? Bebek ölüm oranı mı? Anne ölüm oranı mı? İnsanların sağlığa erişimi mi? ilaçlara erişimi mi? bunların hangisi kötüye gidiyor? dediğimde, düşüncesi değişti.

Sorunları Yazarak Yetkiliye İletin
Biz çok fazla yazıp geriye dönüşümleri yapmıyoruz. 10 kişinin 8’i sonuçları yazarak bakmıyor. Sadece serzenişte bulunarak şikayette bulunuyor. Yazarak durum incelenmiyor. Muhataba iletmek gerekiyor. Eksik kalan konular ve sağlık çalışanlarının özlük hakları önümüzdeki dönem gündeme gelecek.

24 Yeni Meslek Grubu Oluşturuldu
Hekimlerimizin, hemşirelerimizin ve diğer sağlık çalışanlarımızın haklarını koruyacağız. 24 yeni meslek grubu oluşturuldu. Hepsinin mutlu olacağı düzenlemeler getiriliyor.


TUS’ta Kadrolar Neden Azalıyor?
Türkiye’de hekim dağılımına baktığınız zaman iki önemli problem göreceksiniz, birisi bölgesel dağılım Türkiye’nin doğu ve güney doğu bölgesi ile batı bölgeleri arasında ciddi fark var. Dengesizlik söz konusu, mecburi hizmet bunun için var. Zorunlu hizmet hekim olarak sorduğunuzda “iyi bir şey değil” diyebilirsiniz. Ama işin başına geçtiğiniz zaman ve sizden hekim bekleyen yöreleri gördüğünüz zaman, zorunlu hizmet “zorunlu” diyorsunuz. Diğer önemli bir husus da uzman ve pratisyen hekim dağılımı, Türkiye’de baktığınız zaman yarıya yakın bir oran olduğunu görürsünüz. Batı ülkelerinde böyle değil. Batı ülkelerinde uzman hekimler pratisyen hekimlerin 4’te 1 oranında Türkiye’de ciddi uzmanlaşma olmuş. İnsanlara pratisyen hekimlik cazip gelmediği için hocalar aile hekimlerinin kendilerinden fazla almasını eleştirse de biz aile hekimliğini, birinci basamağı cazip hale getirmek durumundayız. Birinci basamakta insanlar ile birebir muhatap olunacak daha sonra uzmanlık alanına göre bir dağılım yapılacak. Batı ile doğu arasında bir fark var. Bazı uzmanlık alanlarında hekim sayısının ülke ihtiyaçlarının üzerinde olduğunu görürsünüz. Ankara, İstanbul ve İzmir’e baktığınızda bazı meslek gruplarının özellikle bazı cerrahi branşlarda 5-10 yıl uzman sayısı ihtiyacının çok üzerinde rakamlara ulaşılmış. Şu anda asistan sayılarının az olmasının nedeni pratisyen ve uzman hekim sayısının dengesizliği.

Acil Tıp Uzmanı, Aile Hekimi ve Halk Sağlığı Uzmanlarının Sayısı Artacak
Sağlık ocaklarında hekim sayısı ciddi anlamda azaldı. 2,5 yıldır mevcut “pratisyen hekim havuzu” dengelenir diye sabit bırakıp, mezun olan herkesi ihtisasa göndermeye çalışıldı. Fakat son yıllarda tıp fakültelerinin ve eğitim hastanelerinin sayılarının artışı nedeniyle ihtisasa girilecek kurum çeşidi arttı. Dolayısıyla kurum başına düşen asistan sayısı azaldı. Bazı birimlerde ihtiyacın üzerinde asistan vardı. Onlar için problem olmasa da gerçekte birçok klinik için problem var. Bu durumda pratisyen hekim havuzundan daha fazla azaltılamaz. Her mezun ihtisasa gönderilecek. 4. Yılda tıp fakültesine öğrenci sayısının artışı yani 2 sene sonra tıp fakültesinden 4 bin 500 kişi değil 6 bin kişi mezun olacak. 3 sene sonra 7 bin kişi, 4 sene sonra 7 bin 500, 5 sene sonra 8 bin yani 6 sene sonra 10 bin kişi mezun olacak. Asistan sayısı o yıllar itibariyle daha yüksek tutabilir. Burada da dengeyi sağlarken ciddi anlamda acil tıp uzmanına ihtiyaç var, acil tıp uzmanlığına daha çok asistan alınıyor. Aile hekimliği uzmanlığına daha çok asistan ihtiyacı var. Halk sağlığı uzmanı sadece üniversitelerde var, onları desteklemeye çalışılıyor. Geri planda kalan birimlerin branşlarını da destekliyor. Asistan hekimlerin yüzde 65’ini üniversiteye ihtisas ediyor, yüzde 35’i Sağlık Bakanlığına bağlı çalışıyor. Yüzde 5’ini de yine üniversitelere Bakanlık kontenjanından verilebiliyor. Halk sağlığı, çocuk psikiyatrisi ve bazı yan dallarda bu uygulanıyor.

Tıbbi Sekreterler Asistanların Yüklerini Azaltacak
Asistanların üzerindeki yükün nasıl azaltılacağını, daha çok kendiişlerini yapmaları için çalışmalar yapılıyor. Tıbbi sekreter alınıyor. Bunların sayısını arttırıp klinikler asistanların üzerindeki yükleri de azaltmayı hedefliyor. Vatandaşın mutluluğunu sağlamak durumundayız, vatandaşa hizmet eden sağlık çalışanlarının mutluluğunu sağlamak zorundayız. İki kişinin çalıştığı yerde 10 kişi çalışırsanız orada 10 kişinin de mutsuz olması anlamına gelir.

Bir Kişi Kan Bağışını Kızılay Yerine Twitter’a Yazıyorsa Onda Başka Bir Şey Ararım!
Kan bağışı sorunu geçmiş ile karşılaştırıldığında bir hayli yol kat ettik. Kızılay ile Sağlık Bakanlığı arasında “kan hizmetleri” açısından ciddi bir çalışma yapıldı. Artık Kızılay’ın her hangi bir şubesine insanlar müracaat ettiği zaman kanı rahatlıkla temin ediyor. Bir takım nadir rastlanan alt grup uyuşmazlığı olanlarla ilgili belki sıkıntı olabilir. Mesela sosyal medyada özellikle Twitter’da, lütfen iletin denildiğinde herkese yayılıyor İsminiz daha çok duyulmuş oluyor. Onların böyle bir amaca yönelik olduğunu da düşünüyorum. Her hangi bir Kızılay şubesine müracaat ettiğiniz zaman kan en kısa sürede temin ediliyor. Geçen gün “200 ünite kana ihtiyaç var” deniliyordu. Bir kişiye 200 ünite kana ihtiyaç olması şaşırtıcı! Masumane düşünüldüğünde kan bağışını teşvik edebilir ama öte yandan da bir ciddi soru işaretini de beraberinde getirebilir. Bir kişi kan bağışını Kızılay yerine twitter’a yazıyorsa onda başka bir şey ararım.

Bebek Ölüm Oranı Binde 10’un Altına İnmesi Hedefleniyor
Obezite ile mücadele tüm dünyanın sorunu. Diyabet ile obezite birbiriyle ilişkilidir. Obezite artıkça diyabet riski artar. Giderek konforlu bir yaşam sürmek, daha çok gıda almak, daha az hareket etmek, daha konforlu bir yaşam, neredeyse adım atmak yerine araca bineceğiz. Apartmana girdiğimiz zaman hemen asansör nerede diye arıyoruz. Sofrada sürekli tüketmeye çalışıyoruz. Açık büfe gibi beslenme tarzı obezite ve diyabeti ciddi ölçüde teşvik eden unsurlar. Tüketirken veya o konforu kullanırken hoşumuza gidiyor. Ama onun bedeli bizim için çok ağır oluyor. Önümüzdeki dönem yine obezite ve diyabet olacak ayrıca bebek ölüm oranı şu anda binde 13 civarında binde 10’un altına inmesiyle ilgili Sağlık Bakanlığının hedefleri var.

“Doktor” Sadece “Tıbbi Direktör” Olacak
Önümüzdeki dönem hastanecilik açısından son derece önemli gelişmeler olacak. Hastane fiziki koşulları ve yönetim modelleri farklı olacak. “Kamu Hastane Birlikleri” adı altında geçen dönemde Plan Bütçe Komisyonunda kanun teklifi vardı. Önümüzdeki dönem hastanelerde böyle yeni yönetim olacak. Pilot olarak başlanacak. Yönetim modelinde, doktorların yönetimi hakkındaki serzenişleri gidermeye yönelik değişiklik olacak. Doktor sadece “tıbbi direktör” olacak. Hastanelerin yönetimi çağın gereklerine uygun olacak. Tıbbi, idari ve mali hizmetleri birbirinden ayrılıyor

Yüksek Sağlık Şurasının Yapısı Değiştiriliyor
Yüksek Sağlık Şurasının yapısı değiştiriliyor. 11 üyeden oluşan ve başkanlığını Bakan adına Müsteşarın yaptığı kurul, bilirkişi olarak çalışıyor. Sağlıkla ilgili birisine enjeksiyon yapılmış, o kişi sakat kalmış. “O enjeksiyondan mı yoksa başka bir etkenden mi” diye mahkemeler dosyayı iki kuruma gönderir. Biri adli tıp diğeri Yüksek Sağlık Şurasıdır. Yüksek Sağlık Şurasına bilirkişi vasfının yanı sıra bir de vatandaş ve sağlık çalışanı arasındaki tıbbi hatalar boyutunda olan konuları “uzlaşma” ile ilgili bir yetki verileceği anlaşılır.


Adana’ya Dev Hastaneler
Adana’da yeni hastaneler açılacak, özel sektörün yatırımları da var. Bin 400 yataklı devasa şehir hastanesinin ihale süreci devam ediyor. 4-5 aya kadar ihale tamamlanacak. 3 yıla kadar bitmesi bekleniyor. 600 yataklı TOKİ tarafından yaptırılan hastane, hizmete girdi. Ufak tefek acille ilgili problemlerde çözüldüğünde Adana Numune Hastanesini taşımış olacağız. Daha sonra Numune Hastanesi taşınınca yerine Adana Devlet Hastanesini taşıyacağız. Adana Devlet Hastanesinin yerine de 300 yataklı yeni bir hastane yapacağız.

İlçelere Entegre Hastaneler Yapılıyor
Adana’da çok sayıda küçük ilçelerimiz var, nüfus az, hastane yapsan hekim ve hasta sirkülasyonu zor. Bu nedenle küçük entegre devlet hastaneleri yapılıyor. Mesela 4 bin civarında nüfuslu Feke ilçemize 25 yataklı hastane, 3 bin 500 nüfuslu Saimbeyli’ye 25 yataklı hastane, 4 bin nüfuzlu Aladağ’a 25 yataklı hastane yapıyoruz. Kozan’a 200 yataklı ve Ceyhan’a 250 yataklı hastane yapacağız. Karataş’a 75 yataklı hastanemiz vardı. Geçen yıl hizmete girdi. Onun kapasitesini geliştireceğiz.

Tufanbeyli’de Diyaliz Hizmeti Başlattık
Tufanbeyli’de 50 yataklı bir hastanemiz var. 2007 yılında aday olarak ziyaretim sırasında benden 1 tane olan uzman sayısını 4’e çıkartmamı istediler. 2011 yılında seçim öncesi gittiğimde 8 uzman doktor vardı. Fizik tedavi yapılıyordu.. 50 yataklı, fizik tedavinin de yapıldığı fevkalade bir hastane olmuş. Ayrıca diyaliz ünitesini de oluşturduk. Şimdi Kayseri’den hastalar diyalize geliyor.

“Türkiye’de İlk Defa İlde Kurulan Sağlık Turizm Derneğiyiz”
Adana’da 2 yıl kadar önce sağlık turizmini canlandırmak için çalışmalar başlattık. Adana bölgenin çok önemli şehri. Ortadoğu içinde önemli bir konumda bulunuyor. Sağlık tesislerimizi yurt dışındaki insanlarında kullanmasına açmalıyız. Ülkemizin tanıtımı olur hem de döviz kazanırız. Türkiye’de ilk defa “il sağlık turizm derneğini” kurduk. Adana Sağlık Turizmi Derneği, 2010 yılında bin 35 kişiye sağlık hizmeti verdi. Sağlık turizmi ile sağlık kapasitenizi genişletiyorsunuz. Sağlık kapasitenizi yurt içi ve yurt dışından insanlara sunmuş oluyorsunuz. Ülkenizin tanıtımını yapmış oluyorsunuz.”

Yorum bırakın