Archive for category Prof. Dr. Recep Akdağ

SİGARA YASAĞINA GPS DESTEĞİ

“Sağlık Bakanlığı Çalışanları Tütün Kullanımı Araştırması” sonuçlarını açıklayan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, kapalı mekanlardaki sigara yasağının GPS destekli mobil cihazlarla denetleneceğini, bunun işlerini daha da kolaylaştıracağını açıkladı.


Sağlık Bakanı Recep Akdağ, düzenlediği basın toplantısında “Sağlık Bakanlığı Çalışanları Tütün Kullanımı Araştırması” sonuçlarını açıklandı. Türkiye’nin tütünle mücadelede başarılı bir çalışma yürüttüğünü, bu mücadelenin devam edeceğini kaydeden Akdağ, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın buna sahip çıktığını, TBMM ve diğer siyasi partilerin de destek verdiğini ifade etti.

15 yaşın altında çocuk, hamile, kalp, astım ve akciğer gibi kronik hastalığı bulunanların yaşadığı evlerde sigara içilmemesi gerektiğine dikkat çeken Sağlık Bakanı Akdağ şunları söyledi: ”Bununla ilgili bir kanun yapsak uygulanmasının pratik zorlukları olabileceği şimdiden düşünülebilir. O zaman topluma çağrıda bulunalım, buna benzer birtakım kanuni yaptırımların gelmesini evimiz için beklemeyelim. Özellikle hamile, çocuk ve sürekli hastalığı bulunanların yaşadığı hanelerde lütfen sigara içilmesin.

“DSÖ Tarafından Üç Kez Ödüllendirilen Bir Başka Ülke Yok”
Tütünle mücadelemizdeki başarımız başta Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) olmak üzere uluslararası kuruluşlarca da takdirle karşılandı. Çok sayıda ülkeden teknik ekipler tütünle mücadele stratejimizin nasıl yürütüldüğünü görmek üzere ülkemizi ziyaret etti. DSÖ tütünle mücadelede gösterdiğimiz kararlılık ve başarı nedeniyle DSÖ tarafından üç kez ödüllendirilen bir başka ülke bulunmuyor.

“Avustralya’yı Takdirle Karşıladık”
Sigarada düz paket uygulaması başlatan Avustralya’yı takdirle karşıladık. Sigara paketlerindeki uyarılarla ilgili yargı kararı veren ABD’de ise yanlış yapıldı.  ABD’de güçlü bir sigara lobisi bulunuyor. Türkiye bu lobiye hiçbir zaman boyun eğmedi.  İl yöneticileri, sigara yasağı ihlalinde ve bu ihlalin tekrarında daha ciddi cezalar uygulamaları gerekiyor.”


GPS’li Takip ve Alo 171 Sigarayı Bırakma Hattı
”Sağlık Bakanlığı Çalışanları Tütün Kullanımı Araştırması”nın sonuçlarıyla ilgili de bilgi veren Akdağ, sağlık çalışanları arasında sigara kullanma oranının yüzde 21’e düştüğünü bildirdi.
Kapalı alanlardaki sigara yasağı ihlallerinin daha sıkı denetleneceğini açıklayan Akdağ, şu açıklamalarda bulundu: ”Kapalı alanlardaki ihlalleri önlemek için yaptığımız kanunun uygulanmasına yönelik denetimlerimizi yaparken etkinliği artırmak üzere bazı yeni uygulamalara başlıyoruz. GPS destekli mobil cihazlarla izlemeye başlayacağız. Bu işimizi biraz daha kolaylaştıracak. 81 ildeki ekiplerimizle 4 yıl içinde 3 milyon 665 bin denetim yaptık. 82 bine yakın cezai işlem uyguladık ve 25 milyon liranın üstünde de idari ceza kesildi. Alo 171 Sigarayı Bırakma Hattı’na da 4 milyona yakın vatandaşımız müracaat etti.”


Nargile Yasağı


Son yapılan düzenlemeyle 18 yaşın altındakilere nargile satışının yasaklandığını hatırlatan TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl, ülke mevzuatında nargilehane diye bir yer olmadığını kaydetti. Erdöl, gençlerin bu yolla sigaraya özendirilmek istendiğini, mülki idare amirlerine bununla mücadelede büyük görev düştüğünü dile getirdi.



“Sağlık Bakanlığı Çalışanları Tütün Kullanımı Araştırması”  Sonuçları 


Araştırmayı yapan taraflardan Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) temsilcisi ve Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Nazmi Bilir, çalışmanın 6 bin 837 kişi üzerinde yürütüldüğünü belirtti.  Sağlık çalışanları içinde en düşük sigara kullanma oranının uzman hekim, sağlık yöneticileri ve eczacılarda olduğunu ifade eden Bilir, araştırmaya göre sağlık çalışanlarının yüzde 60’ının sigarayı bırakmayı denediğini, yüzde 40’ının ise hiç denemediğini dile getirdi.


Araştırmada uzman hekimlerin yüzde 43-44’unun evlerinde sigara içmediklerinin tespit edildiğini belirten Bilir, 2007’de bu oranın yüzde 36 olduğunu, sigara içilmeyen evlerin sayısının arttığını ifade etti.


Araştırmaya göre; evlerde en fazla mutfakta ve balkonlarda sigara içiliyor. Tüm sağlık personeli arasında evlerde sigara içme oranı yüzde 10’dan daha düşük , işyerinde sigara içme oranı ise yüzde 1-2 düzeyinde seyrediyor.


Sağlık çalışanlarında sigara kullanımıyla ilgili 4 yıllık değişimin tespit edildiği araştırmaya göre, düzenli sigara içen uzman hekim oranı 2007’de yüzde 22,1 iken, bu oran 2011’de yüzde 12,7’ye inerek, yüzde 42,5’lik bir azalma sağlandı.



2007’de yüzde 30,5 düzeyinde seyreden pratisyen hekimlerdeki sigara içme oranı ise yüzde 22,6 azalarak 2011’de 23,9’a indi.


Diş hekimi, eczacı ve psikologların sigara içme oranı ise 2007’de yüzde 26,1 iken, 2011’de yüzde 20,7- 15,9’a düştü. Bu grupta da yüzde 31’lik azalma tespit edildi.


2007’de yüzde 29,5 olan hemşire ve ebelerin sigara içme oranı ise 2011’de yüzde 19,2-21,9’a düştü. Bu grupta da yüzde 32,2’lik azalma tespit edildi.


Yöneticilerin yüzde 55,7’si ise 4 yıl içerisinde sigarayı bıraktı. Yöneticilerin 2007’de yüzde 39,5’i sigara içerken 2011’de bu oran yüzde 17,5 oldu.



“Eylülde GPS Uygulaması Başlayacak”


Bir gazetecinin, GPS ile yapılacak sigara yasağı denetimiyle ilgili sorusunu ise Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanı Mustafa Aksoy yanıtladı.


Bakanlığın 184 numaralı hattına sigara yasağı ihlali ihbarı geldiğinde, buraya GPS üzerinden yapılacak takiple en yakın ekibin yönlendirileceğini belirten Aksoy, uygulamanın Eylül ayında başlayacağını açıkladı.

Toplantıda daha sonra Sağlık Bakanı Akdağ, sigarayı bırakan bazı sağlık çalışanlarına ödül verdi.

Yorum bırakın

TIP BAYRAMINDA SAĞLIK DEĞERLENDİRİLDİ

14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri kapsamında Ufuk Üniversitesi’nde düzenlenen toplantıda konuşan Bakan Akdağ, sağlık çalışanlarının sorunlarından, hekimlerin emeklilik ücretlerine kadar birçok soruna ve konuya değindi. Akdağ, sağlık alanında çalışanların ciddi iş yüküne rağmen topluma ve hastalarına sahip çıktıklarını görmenin kendisine verdiği memnuniyeti dile getirdi.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ,Ufuk Üniversitesi’nde düzenlenen 14 Mart Tıp Bayramı törenlerine katıldı. Sağlığın insan hayatındaki en önemli değerlerden biri olduğunu belirten Akdağ, bu alanda görev yapan sağlık çalışanlarının özveri ve gayretlerinin her türlü övgünün üstünde olduğunu kaydetti. Akdağ, buna gönülden inandığını vurgulayarak, tüm çalışanların bu özel gününü kutladı.
Akdağ, “Toplumla, bireyle, insanla, hemşire arasında bir sevgi ilişkisi kurmak, en azından sistemler kadar kıymetli, en azından teknoloji kadar kıymetli ve en azından tedavi edici şartlar kadar kıymetlidir. Çünkü, biz sağlık çalışanları doğrudan insanla muhatap oluyoruz ve bu kişiler kırılgandır. Dolayısıyla sevgi ilişkisini geliştirmek çok önemli. Eleştirel yaklaşımlarda da sevgi ilişkisini zedeleyecek tavırlar içerisine girilmemesi gerekli. Örneğin, performanstan, paradan, kazançtan bahsederken, bu ülkede insanların 750 TL asgari ücretle aile geçindirmek durumunda oldukları hatırlamak gerekiyor. Bu ülkede, emeklilerin, işçilerin kazançlarını dikkate almak gerekiyor. Aksi takdirde tartışmaları bu çerçevenin dışında götürürsek, kendi fil dişi kulemize hapsedersek, bir süre sonra biz sağlık çalışanlarının toplumla, bireyle ilişkilerinde arazılar ortaya çıkabilir” dedi.
“Sorunlarımızı Böyle Çözemeyiz”
Konuşması sırasında Ankara Tabip Odası Başkanı Bayazıt İlhan’ın eleştirilerine de cevap veren Bakan Akdağ, “Konuşmasında bir olumlu cümle sarf etsin. Dikkatle takip ettim arkadaşın konuşmasını ve elimdeki kartlara 10 sayfa da not aldım. Bir tek olumlu cümlesi yok. Sorunlarımızı böyle çözemeyiz. Vatandaş sağlık sisteminden memnun. Bu Türk halkı herhalde hiç önünü göremiyor ya da Ankara Tabip Odası Başkanı böyle görüyor” dedi.
Bakan Akdağ, sağlıkta dönüşüm programının başladığında Tabip Odası Başkanı ve onun arkadaşlarınca karalama kampanyaları yapıldığını ve sistemin 3 ay içinde çökeceğini iddia ettiklerini söyledi. Bakan Akdağ, “İzmir’de şunu da söylediler. ‘Aile hekimliğini denize gömeceğiz’ dediler. Bu anlayışla hiçbir sorun çözülmez. İdeolojiden kaynaklanan karşı çıkmalarla hiçbir şey çözülmez” şeklinde konuştu.
“2011 Yılı TÜİK Memnuniyet Anketlerinde Vatandaşımız Yüzde 76 Memnun”
Kendilerinin 2003 yılından beri memnuniyet anketleri yaptıklarını belirten Bakan Akdağ, “2003’te verilen sağlık hizmetinden halkın memnuniyeti yüzde 39,5’ti. 2011 yılında Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) memnuniyet anketlerinde vatandaşımız yüzde 76 oranında sağlık hizmetlerinden memnundur. Birileri bilmez ama bu halk çok iyi bilir arkadaşlar. Bu halk bodrumlarda saatlerce ilaç kuyruğunda beklediğini unutmaz. Bu halk ambulans istediğinde, biz araç göndermiyoruz siz kendi aracınızla gidin denildiğini unutmaz. Önceden hiçbir köye ambulans gönderilmezdi. Biz iktidara geldikten sonra her köye ambulans gidiyor. Hatta ambulans helikopterlerinden bütün vatandaşlarımızın hizmetinde” dedi.
“Hekimlerin Emeklilik Maaşları Gerçekten Düşük”
Bakan Akdağ, hekimlerin emeklilik maaşları ile ilgili de bir açıklama yaptı. Hekimlerin emeklilik maaşlarının gerçekten düşük olduğunu vurgulayan Bakan Akdağ, ekonomi yönetimi ile ilgili bu konuda bir çalışma yaptıklarını açıkladı.
Ağır İş Yükünün En Önemli Sebebi, Türkiye’deki Hekim Eksikliği
Akdağ, 90’lı yıllarda düzenlenen tıp bayramlarında yapılan konuşmalarda ise Türkiye’de doktor sayının fazla olduğunun, bu sebepten dolayı da tıp fakültelerinin boşaltılması gerektiğinin söylendiğini belirtti. “Bunu kim söylüyor; Tabipler Odası” diyen Akdağ, Türkiye’de hekimlerin, asistanların, hemşirelerin, diğer sağlıkçıların hatta tıp öğrencilerinin üzerindeki ağır iş yükünün en önemli sebebinin, Türkiye’deki hekim eksikliği olduğunu kaydetti. Türkiye’de kişi başına hekime başvuru oranının 2010 yılında yüzde 7.3 olduğunu söyleyen Akdağ, bu oranın ise İspanya’da yüzde 11’lerde, Avrupa genelinde ise ortalama 8’lerde olduğunu belirtti. Bazı öğretim üyelerinin dergilerde sağlık sistemini eleştiren zehir zemberek yazılar yazdıklarını da söyleyen Akdağ, “Bu dergilerde makalelerin nasıl yazıldığını herkes çok iyi biliyor. Ülkeyi karalamakla bir yere gidemezsiniz. Yanlış yaparsınız” dedi.
“Nobel Ödülü Alanın, Altınları Başından Aşağı Dökeceğim”
Bakan Akdağ, bir doktorun Nobel Ödülü’nü alması halinde, başından aşağı altın dökeceğini söyledi. Akdağ, “Bir meslektaşım Nobel Ödülü alsın, ben kaynağını nereden bulursam bulacağım, altınları başından aşağı dökeceğim. Çünkü layık” diye konuştu.
“Beyaz Önlük Giyinmek İçin Çok Emek Sarf Edilmesi Gerektiğini Biliyoruz”
Akdağ, hekimlerin hastalar için var olduğu anlayışının kaybolduğunda “hakikaten her şey bitmiş demektir” yorumunda bulunarak, hekimliğin zor olduğunun bilinerek tercihte bulunulduğunu söyledi. Öğrencilerin geçtiği dönemlerden zamanında kendisinin de geçtiğini, yaşanan birçok sıkıntıyı kendisinin de yaşadığını dile getiren Akdağ, “Beyaz önlük giyinmenin ne kadar sıkıntılı bir iş olduğunu ve bunu hak etmek için ne kadar çok emek sarf edilmesi gerektiğini biliyoruz” dedi. Akdağ, bu emeğin sonucunda bir “altın bilezik” kazanıldığını anlatarak, “Bu altın bilezik, hekimlik, uzmanlık, hemşirelik mi? Bana göre değil. Bu altın bilezik, insana ömür boyu hizmet edebileceğimiz özelliklerle donanmış olmamızdır. Bundan daha önemli birşey olamaz.
“İlk Kez Yeni Doğan Nakil Küvezi Geldiğinde NASA’dan Gelen Bir Cihaz gibi İlgi Gördü”
Geçmiş yıllarda sağlık sorunlarına ilişkin örnekler veren Akdağ, çok sayıda bebeğe gerekli cihaz olmadığından ağız ağza solunum yapıldığını anlattı. Akdağ, ilk kez yeni doğan nakil küvezinin 1990’ların sonunda hastaneye geldiğini ifade ederek, cihazın NASA’dan gelen bir cihaz gibi ilgi gördüğünü belirtti. Bugün Türkiye’nin her ilçesinde söz konusu nakil kuvözlerinin bulunduğuna işaret eden Akdağ, hekimlerin sorunlarının bulunduğunu kabul ettiklerini, sorunların özlük haklarından ya da sistemden kaynaklanabildiğini söyledi.
“Hastanelerde Şiddet”
Bakan Akdağ’ın daha önce dile getirdiği Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sadece Türkiye’ye özgü olduğu şeklindeki ifadelerini hatırlatan Ankara Tabip Odası Başkanı Beyazıt İlhan’ın, bu programın sadece Türkiye’ye ait olup olmadığını sordu. Özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin çok ciddi sıkıntıları olduğunu belirten İlhan, özel hastane sahipleri ile Sağlık Bakanlığı’nın 14 Ekim’de bir mutabakat metni imzaladığını hatırlattı. Bu mutabakat metninden bölümler okuyan İlhan, bu mutabakat metniyle hekimlerin ücretlerinin düşürüldüğünü söyledi. Sağlık Bakanlığı’nın hastanelerde şiddeti önlemek için bir kampanya başlattığını dile getiren İlhan, “Ama ne olursa olsun, bunların yetersiz olduğunu görüyoruz. Döner bıçağıyla kadın hekime saldırıldığını ya da doktorun kalkıp hemşire dövdüğünü görüyoruz” diye konuştu.
Bu konuda adımlar atılmasını istediklerini belirten Beyazıt, 2005 yılında Sağlık Bakanlığı’nın internet sitesine konulan bir yazıyla, bin 600 hekimin sürgün edildiğini ifade etti. “Eğitim araştırma hastanelerindeki hekimleri tekrar sürgün etmek mi istiyorsunuz?” diye soran Beyazıt, ayrıca sağlık alanında üniversitelere uğramadan, hemşire kökenli olup Profesör olan kişilerle bile karşılaştıklarını söyledi.

Yorum bırakın

14 MART’TA YENİ LOGO

14 Mart Tıp Bayramı kutlamalarında Sağlık Bakanlığı’nın yeni logosunu ve sitesini tanıtan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “Sağlık çalışanlarının Türk insanına verdiği kıymeti, bu logoyla halkımıza göstermiş olacağız” dedi.
81 ilden ‘Yılın Doktorları’, ‘Üstün Hizmet Ödülleri’, ‘Altın Steteskop’ ve ‘Medya Ödüllerinin’ verildiği, ATO Congresium’da düzenlenen 14 Mart Tıp Bayramı kutlama törenine Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, AK Parti Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve AK Parti Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl katıldı. Törende bir konuşma yapan Bakan Akdağ, Tıp Bayramı’nı kutlayarak, “Bugün bireyin en değerli varlığını korumak için yemin eden sağlık çalışanlarımızın bayramı, bugün bizim bayramımız” dedi. Akdağ, sağlık alanında, emeklilikte sorunlar olduğuna dikkati çekerek, Başbakan Erdoğan’ın bu sorunun giderilmesi için talimat verdiğini ve emeklilikte iyileştirmeler yapmak için elinden geleni yapacağını söyledi.
Hasta Hekim İlişkisi DNA Sarmalı
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, büyük ilerlemelerin yaşandığı tıp alanında hasta merkezli anlayışın tartışılmaya başlandığını söyledi. Hasta, doktor ya da başka bir merkezi esas alan tanımlamaların yanlışlığına dikkat çeken Akdağ, “Biz burada hizmet veren doktor, hemşire ya da bakanlık görevlisi ile her ne ise adı, hastayı ve hasta yakınını aynı düzlemde, iki eşitler olarak görmeye başladığımız zaman sistemimizi, aklımızı, vicdanımızı bu düzleme getirdiğimiz zaman işimiz çok kolaylaşacak” dedi.
Hasta ile doktor arasındaki ilişkinin DNA sarmalına benzetildiğini anlatan Akdağ, hastaların tüm problemlerinin yakından bilinmesinin önemine dikkat çekti. Akdağ, şunları söyledi: ”Birbirimize yakın durmamız gerekiyor. Masanın bir tarafına doktoru, öbür tarafına hastayı ya da yakınlarını koyarak bu işi olması gerektiği gibi götüremediğimiz bir gerçek. Kimseyi merkeze koymayalım. Herkesi olduğu yere birbirinin eşitleri olarak koyacağımız bir sistemi geliştirmeye devam edeceğiz. Dünyada da Türkiye’de de buna ihtiyacımız var.”

“Sağlık Çalışanları ile Gurur Duyuyorum”
Ülkedeki sağlık çalışanlarıyla gurur duyduğunu dile getiren Akdağ, “Bir taraftan yankıları hala devam eden başarılı nakil ameliyatları, öte yandan bu nakil ameliyatlarına aileleri, organları ya da dokuları vermeye hazırlayan arkadaşlarımızın katkıları, öbür taraftan o nakli yapan doktorlar ya da ekiple bağışçıyı bir araya getiren hava ambulans sisteminin kullanıcıları. Bu meselenin bir ekip çalışmasıyla bizi bu başarılara götürdüğü muhakkaktır” diye konuştu.

“Şiddete Sıfır Tolerans”

Türkiye’de Sağlıkta Dönüşüm Programı ile yaşanan gelişmelere de değinen Akdağ, son 10 yılda sağlığa erişimin 2,5 kat arttığına işaret etti. Anne ve bebek ölümlerinde büyük düşüşler yaşandığını, OECD ülkelerinin 10 yılda kat ettiği yolu Türkiye’nin 8 yılda katettiğini belirten Akdağ, sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranının yüzde 76’ya çıktığını bildirdi. Sağlık personeli sayısındaki yetersizliğe de işaret eden Akdağ, bunların sayısını artırmak için gayret gösterdiklerini söyledi. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti önlemek için tedbirlerini geliştireceklerini ifade eden Akdağ, “Şiddete sıfır tolerans göstermeye devam edeceğiz” diye konuştu. Sağlık çalışanlarının şiddete maruz kaldığını hatırlatan Akdağ, “Bazı kendini bilmezlerin sağlık çalışanlarına gösterdiği şiddete asla kayıtsız kalmayacağız. Sağlık çalışanları şiddete maruz kaldığında haklarını kendi arıyorlardı, şimdi Sağlık Bakanlığının avukatıyla bu sorunu çözeceğiz” şeklinde konuştu.
Van depreminde sağlık çalışanlarının gösterdiği fedakarlığa da değinen Akdağ, UMKE ekiplerinin burada insanüstü gayret gösterdiğini belirtti. Akdağ, ”Sağlık çalışanları bu ülkenin şerefli evlatları olduklarını Van depreminde gösterdiler” dedi.

Yeni Logo ve Site

Sağlık Bakanlığı’nın yeni logosunu tanıtan Akdağ, “Logomuzun tanıtımını 14 Mart Tıp Bayramı’nda yapıyoruz. Belki 200’ün üstünde örnek üzerinde çalışıldı. Kendi hilalimiz ve yıldızımızla insanı öne çıkaran bir logo benimsedik. İnşallah sağlık çalışanlarının Türk insanına verdiği kıymeti, bu logoyla halkımıza göstermiş olacağız” dedi.
Sağlık Bakanlığı’nın yenilenen web sitesi http://www.saglik.gov.tr 14 Mart Tıp Bayramı’nda hizmete girdi. ‘Sağlık Bakanlığı’nın internet portalı tek tıklamayla doğru sağlık hizmetine ulaşabileceğimiz bir portal’ başlığıyla yapılan tanıtımda Bakanlığın yeni web sitesinde sunulan hizmetlere yer verildi.

Yılın Sağlık Çalışanları

Törende ”Yılın Sağlık Çalışanları” ödüllerine organ nakli yapan ve bu nakillerin gerçekleşmesini sağlayan ekiplere layık görüldü. Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yaptıkları karaciğer nakillerindeki başarılarından dolayı Prof. Dr. Sezai Yılmaz ve organ nakli ekibi, kol, yüz, rahim, kalp ve diğer nakillerle Türkiye’nin gündeminde olan Akdeniz Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan ile nakil ekibi, aileleri organ bağışına ikna ettikleri için Uşak Devlet Hastanesi’nden Uzm. Dr. Cenk Şahin Güler ve Dr. Zafer Aydın ”Yılın Sağlık Çalışanları” ödülünü aldı.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, yaptığı konuşmada, sağlık hizmetinin bir ekip işi olduğunu belirterek, bunun organ ve doku nakilleri için de geçerli olduğuna dikkati çekti. Akdağ, ödüllerle bunu Türkiye’nin görmesini istediklerini söyledi.
Prof. Dr. Özkan da nakil yaptıkları gece yaşadıkları heyecanı dile getirerek, ödülden dolayı büyük mutluluk duyduklarını belirtti. Van depremi sırasında yaptıkları çalışmalarla Türkiye’nin takdirini kazanan sağlık çalışanları arasından seçilen 20 personele de ”Yılın Sağlık Çalışanları” ödülü verildi.
İllerde yılın doktoru seçilenlerin ödüllerini Sağlık Bakanı Recep Akdağ’dan aldığı törende, ”Üstün Hizmet Ödülü”, tıp mesleğine uzun yıllar hizmet eden halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Çağatay Güler ve genel cerrahi uzmanı Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’ye verildi. Aynı ödülü alan ancak törene katılamayan genel cerrah Hüseyin Talha Demirağ’la bir tanıtım filmi sunuldu.

Tören, doktor ve aynı zamanda şarkıcı olan Ferhat Göçer’in konseriyle son buldu.

Yorum bırakın

“SANKİ HASTANELER HAPİSHANE, DOKTOR VE HEMŞİRELER GARDİYANLARDI”

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, yeni anayasa yapımında sivil toplumun daha etkin olması gerektiğini belirtti. Geçmişte hastanelerde rehin olayları ve hasta kaçırma olayları yaşandığına dikkat çeken Bakan Akdağ ise “Yaşanan bu olaylarda sanki hastaneler hapishane, doktor ve hemşireler gardiyanlardı” dedi.
Hilton Otel’de düzenlenen sağlık ve sosyal politikalarda yenilikçi uygulamaların paylaşıldığı ”Kamu Yönetimi Kongresi 2011′ düzenlendi. Toplantıya Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ve davetliler katıldı. Başbakan Yardımcısı Atalay, yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili olarak şu bilgileri verdi: “Yeni anayasayı çok hayati önemde görüyoruz. Parti ve hükümet olarak yeni anayasanın gerçekleşmesi için ‘Anayasa değişikliği demiyoruz’ yeni anayasanın yapılması için bütün mekanizmaları en iyi şekilde çalıştırıyoruz. Bu konuda kararlılığımız tamdır. Eğer bazı konularda halen kamu yönetimde sorunlar varsa, tıkanmalar varsa, daha çok vatandaş odaklı olamıyorsa Anayasada ciddi engeller var.”
” Yerel Yönetimlerin Geliri de Yetkisi de Arttı”
Kamu yönetiminde, devlet-vatandaş ilişkisinin en temel belirleyici olduğunu belirten Atalay, “Demokrasinin ölçeği de devlet-birey ilişkilerindeki inişler, çıkışlar, katılım, şeffaflık gibi boyutlardır. Kamu yönetimi bizim en önemli hassasiyetimiz oldu. Devlet vatandaş ilişkisi nasıl olmalı, vatandaş kamu hizmetlerinin alıcısı olarak nerede olmalı en temel kaygımız oldu. Biz hep insan odaklı bir devlet, dedik. Kamu yönetiminde hesap verme ve bürokratik işlemlerin azaltılması konusunda önemli adımlar atılıyor. Yerel yönetimlerle ilgili tüm mevzuat bu dönemde değişti.Yerel yönetimlerin geliri de yetkisi de arttı” dedi.
“Biz Hükümet Olarak SSK Bürokrasisini Bitirdik”
Sağlık Bakanı Akdağ da, hızlı bir değişiklikle vatandaşı arkalarına almaya çalıştıklarını anlatarak her devrimde hızlı davranılması gerektiğini vurguladı. Akdağ, Türkiye’de koalisyon dönemlerinin kayıp yıllar olduğuna dikkat çekerek, istikrar ile çok işler yapıldığını ifade etti. Akdağ şunları söyledi: “Bilgisayar kullanacak memur bulamıyorduk. Nasıl bir zihniyet vardı. Biz hükümet olarak SSK bürokrasisini bitirdik. Aslında bir anlamda kız kaçırdık. Bugünkü gelinen zihniyet ile çok şeyler kazandırdık. Mesela eczaneler ile ilgili bir kanun yapıyoruz. Bir Genel Müdür Yardımcısı bu kanuna uymuyor. AK Parti bu dönemin değişimin adıdır. İzmir’de aile hekimliğini denize dökeceklerini söylediler. 400 aile hekimi ‘Bunu söyleyenlerin kapısına giderek ‘yeter artık çalışacağız ‘ dediler” diye konuştu.
“Sanki Hastaneler Hapishane, Doktor ve Hemşireler Gardiyanlardı”
Geçmişte hastanelerde rehin olayları ve hasta kaçırma olayları yaşandığına dikkat çeken Bakan Akdağ sözlerini şöyle sürdürdü: “Yaşanan bu olaylarda sanki hastaneler hapishane, doktor ve hemşireler gardiyanlardı. Benim bir vatandaş olarak yakınım var. Yanımda kalp krizi geçirdi. İşte geçmişte böyle yaşanan bir olay köyde olsaydı ambulans gitmezdi. Çok affedersiniz, eşekle giderdi. Bu manzaraları yaşadık. Şu anda 112’yi arıyorsunuz. Ambulans her yere gidiyor. Gerektiği takdirde hava ambulansı gidiyor. Artık kamu yönetimi Geçmişte hastanelerde rehin olayları ve hasta kaçırma olayları yaşandığına dikkat çeken Bakan Akdağ sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben de yaşanan bu olaylara sanki hastaneler, hapishane doktor ve hemşireler gardiyanlardı.anlayışına göre özel bir hastaneye giden bir vatandaşımız 5 kuruşu para ödemeden gidiyor. Ancak üniversite hastanelerine gidenler faturanın yüzde 25’ini ödüyor.”
“Son 1 Yılda 10’a Yakın Özel Hastaneye, 10’ar Gün Kapatma Cezası Verdik”
Bakan Akdağ, “Yoğun bakımlık bir hastaysanız, kanser hastasıysanız, yanık, yeni doğan, kalp hastalığı gibi bir hastalığınız varsa sizden hiçbir fark alınamaz. Türkiye’de özel hastanecilik yapmanın kamu yönetimi anlayışında şu anda gereği budur. Bu mecburiyete uymadıklarından dolayı son bir yıl içinde 10’a yakın hastaneye 10’ar gün kapatma cezası verdik.” şeklinde konuştu.
“Alo 182 ile 400 Bin Kişi Randevu Alacak”
“ALO 182” ile randevu sistemine geçildiğini hatırlatan Bakan Akdağ, “Bir vatandaşımız ALO 182’yi aradığı zaman istediği yerden ve doktordan randevu alabiliyor. Biz bu rakamı 2012 yılında 300 ile 400 bin civarlarına çıkaracağız. Ayrıca Sağlık Bakanlığı hastanelerinin yüzde 65’i randevu alacak hale gelecek diye plan yapıyoruz. 4 bin çağrı elamanı bu sisteme yetişir hale gelecek. Bu bir hizmet alımıdır. Türkiye yapılan bu hizmetler ile büyük bir atılım yapacak” dedi.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, 182 nolu Merkezi Hastane Randevu Sistemi’nin 2-3 ay içinde tüm Türkiye’de yaygınlaştırılacağını söyledi. Akdağ’ın isteği üzerine, hat kameralar önünde de test edildi. Salonda bulunan Gazikent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Özdemir, 182 nolu telefonu arayarak, Yüksek İhtisas Hastanesi’nden kendisi için randevu aldı.
“Üç Gün İçinde 150’ye Yakın Hastane Devir Aldık”
Aradan geçen 9 yılda büyük ilerlemeler olduğunu, ancak yapılması gereken daha çok iş bulunduğunu belirten Akdağ, sağlık alanında da bu süreçte çok önemli gelişmeler olduğunu, sağlığın herkesin hakkı olduğu anlayışıyla hareket ettiklerini vurguladı. Akdağ, yaptıkları değişikliklerle hızlı davranırken, halk desteğini de arkalarına aldıklarına işaret ederek, “Aksi takdirde başarılı sonuç alınması mümkün değil. Bu süreçte, hastanelerin Sağlık Bakanlığına devri konusunda çeşitli eleştiri ve dirençlerle karşılaştık. ‘Tabiri caizse bunu yaparken biz aslında kız kaçırdık. Çünkü bu hastaneleri bize vermiyorlardı. Anayasa Mahkemesi, yasanın yürürlüğe girmesine üç gün kala kararını verdi. Üç gün içinde 150’ye yakın hastane devir aldık” dedi.

Yorum bırakın

HANGİ AŞILAR TAKVİME EKLENECEK?

4. Ulusal Aşı Sempozyumu’nda Türkiye’de aşılama oranlarının yüzde 97’lere ulaştığını belirten Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “Aşı takviminde Meningokok aşısını, riskli gruplar içine ekledik. Sırada hepatit A var. Rotavirüs şu anda araştırdığımız bir konu. Su çiçeği ve HPV var. Kırım-Kongo ile ciddi bir aşı geliştirme çabamız var” dedi.

4. Ulusal Aşı Sempozyumu Ankara Sheraton Otel’de gerçekleştirildi. Toplantıda Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “Türkiye’de aşılamanın “dünü bugünü ve yarını” başlıklı bir konuşma yaptı. Türkiye’de son 9 yıldır uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın etik, politik ve metodolojik temelleri hakkında bilgi veren Akdağ, program dahilinde çok başarılı çalışmalara imza atıldığını söyledi. Akdağ, Türkiye’nin sağlık alanında gerçekleştirdiği değişikliklerin tüm dünyada örnek gösterildiğini dile getirdi. Akdağ, Mart ayında British Medical Journal’da yayımlanan bir makalede Türkiye’nin sağlıkta yaptığı başarılı çalışmalara yer verildiğini anlattı.

Türkiye’de aşı uygulamalarının yüzyılın başlarında uygulandığını dile getiren Akdağ, “2005 yılında difteri, tetanos, boğmaca, oral polio, BCG, kızamık ve hepatit B’den oluşan 7 antijenli aşılama yaptık. Hepatit B, 1998’de eklenmişti. 2006’da üçlü aşıya ve Hemofilus İnfluenza Tip B aşısına, 2008’de de bildiğimiz difteri, kızamık, tetanosu dünyanın en gelişmiş aşılarından biri olan aşı ile değiştirdik. Buna konjuge pnömokok (7 bileşenli) aşıyı ekledik. Daha sonra da 2011’de konjuge pnömokok (13 bileşenli) olarak uygulamaya başladık” dedi.

“Türkiye’de Yılda 1 Milyon 300 Bin Çocuk Doğuyor”
Aşıları çok ucuza mal ettiklerini de ifade eden Akdağ, şunları söyledi: “Yoksa, yüksek maliyetle baş edemezdik. Türkiye’de yılda 1 milyon 300 bin çocuk doğuyor. Sadece Şanlıurfa’da doğan çocuk sayısı, Yunanistan’da doğan çocuk sayısına yakın. Bu nedenle, aşıda çok yüksek bir pazarlık payımız vardı, bunu da değerlendirdik. Bunda, ekonomimizin iyiye gidişine ve hükümetimizin buna ‘hayır’ demeyeceğine güveniyorduk. Çünkü aşılamak birinci derecede insan sağlığı ile alakalı, ikinci derecede de sağlık ekonomisi ile alakalı. Aşılama yaptığımızda, hem insana hem de orta ve uzun vadede kesemize hizmet etmiş oluyoruz. Bugün 11 bileşene geldik. Yeni bileşenler de takvime eklenebilir.”

“Türkiye, Artık Aşılamada Avrupa Bölgesinin Üstünde”
Türkiye’de aşılama oranlarının yüzde 97’lere ulaştığını belirten Bakan Akdağ, “Türkiye, artık aşılamada Avrupa bölgesinin üstünde. Türkiye, orta üst gelir grubunda olmasına rağmen, aşılamada üst gelir grubunun daha üstünde bir aşılama oranına sahibiz. 80’li yıllardan sonra kızamık vakalarında azalma var. Ancak daha sonra bu sürdürülebilir olmamış. Kızamıkta 30 binlerin üzerine çıktığımız kayıtlı vakalar var geçmişte. SSP vakalarından bu sayının daha fazla olduğu anlaşılıyordu. Çünkü, bazı şehirlerde kızamık aşılama oranları yüzde 50’nin altında hatta yüzde 30’un altında olan yerlerimiz vardı. Bu şehirlerde yoğun SSP’li hastaların ailelerinden tepki alıyorduk. Yüz binde bir SSP varken, Türkiye’de yüzlerce hasta bir bölgede çıkıyordu. Geldiğimiz noktada da artık Türkiye’de kızamık yok. Son yıllarda vaka sayısını tekli rakamlara düşürmüştük. En son bu yıl İstanbul’da 75 vaka görüldü. Bu, bir salgın değil. Kızamık görülen vakaların hepsi ya bizim aşılama grubunu üstündeki yaştaydı, ya o yaşa kadar aşılanmamış çocuklardı ve virüs yurt dışı kaynaklıydı” diye konuştu.

“Temel Sağlık Bütçesi Bugün 6.42 Milyar TL”
Türkiye’de aşılamaya çok ciddi bir bütçe ayırdıklarını belirten Akdağ, şöyle devam etti: “Temel sağlık bütçesi bugün 6.42 milyar TL’dir. Aşıya harcanan bütçe 2002’de yaklaşık 9 milyon iken 2010’da 438 milyon oldu. Artık soğuk zincir tüm aşamalarda mükemmel uygulanıyor. Birçok komşu ülkeye aşı konusunda eğitim veriyoruz. Bir anlamda sistem, ihraç ediyoruz. Türkiye’de yılda 1.5 milyar kutudan daha çok ilaç kullanılıyor. Türkiye’de kullanılan her kutunun bir parmak izi var. Piyasaya arz edildiği andan itibaren bu parmak izi, Sağlık Bakanlığının veri tabanında kayıtlı. Böyle olunca biz ilacın nereye gittiğini biliyoruz. Aşı, için de bu böyle. Bu sistem büyük bir güvenlik oluşturdu. Aşıyı piyasadan çekmek istesek anında yapabiliriz. Stok kontrolü sağladı.”

Türkiye’de Aşı Üretimi
Türkiye aşı üretimiyle ilgili olarak Bakan Akdağ şu bilgileri verdi: “2011 yılı Ocak ayında 5’li aşı için Türkiye’de enjektöre dolumu ve paketlenmesine başlandı. 2011 sonunda da konjuge pnömokok aşısının Türkiye’de formülasyon, dolum ve paketlenmesine geçilecek. Diğer aşıların Türkiye’de üretimine ilişkin çalışmalar sürüyor. Son kanun değişikliği ile 3 yıla kadar olan aşı alım sözleşmesi yapma imkanı 7 yıla çıkarıldı.

Meningokok, Rotavirüs, Su çiçeği ve HPV Aşıları
Aşı takvimine eklenebilecek aşılar, Meningokok aşısını, riskli gruplar içine ekledik. Rutin değil, riskli gruplar için. Sırada hepatit A var. Rotavirüs şu anda araştırdığımız bir konu. Su çiçeği ve HPV var. Aşılamayı sürdürülebilir kılmak gerekiyor.

Kırım-Kongo İle Ciddi Bir Aşı Geliştirme Çabamız Var
Biz, kendimiz de bazı aşıları geliştirebiliriz. Şimdi Kırım-Kongo ile ciddi bir aşı geliştirme çabamız var. Çünkü, bu bizim ülkemizin ve bozkır bir coğrafyaya sahip bölgelerin sorunu. O halde, bu sorunu biz çözeceğiz. Bu konuda çalışmaları, Hıfzıssıhha Başkanlığımız üniversitelerle birlikte yürütüyor.”

Rota Virüsün Aşısının Takvime Alımı
Konuşmasının ardından çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Akdağ, bir gazetecinin “Son yıllarda görülme sıklığı artan rota virüs ile ilgili olarak söz konusu aşının Bakanlığın aşı listesine alınıp alınmayacağı” sorusu üzerine rota virüsün çocuklarda ishallere yol açabildiğini söyledi.Akdağ, “Rota virüsü aşısının, takvime eklenip eklenmemesi konusunda öncelikle bilim insanlarından tavsiye kararı alınacak. Bu konuda çok iyi çalışan bir kurul bulunuyor. İşin fiyatıyla ilgili de çalışacağız. Şu an öncelikle bilim insanlarımızın kararını bekliyoruz. Bunun için bazı çalışmalar yapılması gerekiyor. Ülkede yapılmış bazı çalışmalar var. Bu arada Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitümüzde de geniş bir araştırma yapılıyor. Aşıda da benzer diğer uygulamalarda olduğu gibi fayda ve maliyet analizini iyi yapmak lazım. Bu analizler yapılacak ve ona göre karar verilecek. Takvime alınıp alınmama ihtimali tüm bu çalışmalardan sonra belli olacak” diye konuştu.

“10 Binde 650 Hekim İçin Önemli Bir Problemmiş Gibi Kamuoyuna Sunmak Haksızlık”
Bakan Akdağ, 4. Ulusal Aşı Sempozyumu’ndan ayrılırken gazetecilerin sorularını yanıtladı. Akdağ, bir gazetecinin, ”Tam gün uygulaması sonrasında özellikle üniversitelerde doktor sayısının azaldığına ve buna bağlı olarak ameliyatların yarı yarıya düştüğüne ilişkin basında haberler yer alıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine Akdağ, “Sağlık Bakanlığının elinde böyle bir veri yok. Türkiye’de üniversitelerde çalışan 10 bin civarında uzman hekimin görev yapıyor. Bu uzmanlar belirli seviyelerde öğretim üyesi aynı zamanda. Yardımcı doçent, doktor ya da profesör. Bu unvanları olmayan uzman sayısı da az olmakla beraber mevcut. 10 bin kişiden bahsediyoruz burada, bu 10 bin kişiden hem üniversite hastanesinde hocalık yapan, öğretim üyeliği yapan, aynı zamanda da dışarıda çalışacağım muayenehanem olacak ya da özel hastane ile irtibatım olacak diyenlerin sayısı da 650 civarında. Bu kişilerin vereceği karar da henüz netleşmiş değil. Bu 650’nin muhtemelen bir kısmı da sadece üniversitelerde çalışmayı kabul edecektir. Bu durumda mevcut olan 650 sayısı daha da azalacak. 10 bin değerli öğretim üyesinin olduğu bir yerde yüzde 5’lerden bahsediyoruz. Bunu önemli bir problemmiş gibi kamuoyuna sunmak vatandaşlarımıza, hastalarımıza ve hasta yakınlarına en büyük haksızlıktır.”

“Üniversitelerin Ticarethane Olmasını Kabul Etmiyoruz”
Üniversitelerin ticarethane olmasını kabul etmediklerini vurgulayan Akdağ, “Üniversiteler ticarethane değildir. Üniversiteler rant kapısı olamaz. Üniversitelerin bu tıp fakültelerinin uygulama araştırma merkezlerinde bu ticarethane anlayışı eğitimi, öğretimi ve araştırmayı geçtiğimiz yıllarda ileri derecede arızalandırdı” diye konuştu.

“İhtiyaç Olursa Hastalarımızı Uçak Ambulansla, Avrupa’ya Götürüp Orada Tedavi Ettireceğiz”
Öğretim üyelerinin bir kısmının bağlı oldukları üniversitelerden ayrıldıklarını da anımsatan Akdağ, şunları söyledi: “Türkiye’de 60 üniversite olmasına rağmen bu gürültü en fazla 3-5 üniversitede koparılıyor. Ayrılan bazı hocalarımızın oluşturduğu hizmet boşluğunu ne yapacağız? Sağlık Bakanlığı olarak YÖK’e yaklaşık 1 hafta-10 gün önce acele ve günlü olarak bir yazı yazdık. Bugün bir yazı daha yazacağız. Şunu söyledik; eğer bu yeni durumdan dolayı bazı hocalarımızın ‘dışarıda çalışmayı tercih ediyorum’ demesinden dolayı bir hizmet açığı oluşuyorsa ‘lütfen Sağlık Bakanlığımıza acilen bildirilsin’ dedik. Hatta üniversitelerimize de bilgi için aynı yazıyı yazdık. Biz bu hizmet açığını mutlaka kapatacağız. Nasıl kapatacağız? Ya o üniversitemize aynı alanda ilgili mahareti olan bir doktor görevlendirmesi yapacağız. YÖK ile de konuştuk. Gerekirse yeni öğretim üyesi kadroları da ihdas edeceğiz. Acil olarak görevlendirme, peşinden öğretim üyesi kadroları. Bunun mümkün olmadığı nadir durumlar olursa da biz ilgili hastalarımıza sahip çıkacağız. Onları kamuya ait diğer eğitim ve araştırma hastanelerinde ya da Türkiye’deki özel hastanelerde tedavi ettireceğiz, tedavilerini sonuna kadar takip edeceğiz. Olmaz ya, ihtiyaç olursa bu hastalarımızı uçak ambulansa koyacağız, Avrupa’ya götürüp orada tedavi ettireceğiz. Çünkü biz bu ilişkinin bu rant, ticaret, para ilişkisinin üniversiteden çıkmasına karar verdik. Çıkması için hükümet olarak kararlıyız. Başbakanımızın bana verdiği talimat da budur. Üniversitelerimizden de bu hususta yakın bir işbirliği bekliyoruz. Kimseyi de genel anlamda suçlamıyorum. Ama bu meseleyi hastalarını kullanarak provoke etmek isteyenlere de müsaade etmeyeceğiz. Biz hastalarımızın da yanındayız. Çalışanlarımızın, değerli öğretim üyelerimizin de yanındayız.”

Yorum bırakın

“TÜRKİYE, AFETTE TIBBİ YARDIM SAĞLAMAK AÇISINDAN DEVASA BİR DENEYİME SAHİP”

Dünya Sağlık Örgütü’nün “Sağlık Sistemlerinin Krize Hazırlık Açısından Değerlendirilmesi” raporunda, “Türkiye, çok sayıda uluslararası ve ulusal operasyonu ile afet hallerinde tıbbi yardım sağlamak açısından devasa bir deneyim geliştirmiştir” ifadesi yer alıyor.

Sağlık Bakanlığı Kriz Merkezi’nde yapılan basın toplantısında yardım kampanyası hakkında bilgi veren Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Bakanlık olarak başlattıkları “Somali’ye Yardım Kampanyası” çerçevesinde, Türkiye genelinde il sağlık müdürleri ile telekonferans yöntemiyle görüştü. Akdağ, tüm sağlık çalışanlarından kampanyaya destek vermelerini istedi.

Akdağ, Türkiye’de, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatlarıyla Somali’de yaşananlar üzerine seferberlik başlatıldığını, kamu kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin ve vatandaşların yardım etmeye çalıştığını belirterek, Bakanlığın da yardım kampanyasını Başbakanlığın çatısı altında yürüttüğünü ifade etti.
Akdağ, şöyle devam etti: “İki ana mesele tespit edildi. Bunlardan birincisi, onların kendi hastaneleri ile ilgili yapabileceklerimiz. Çünkü, bu hastanelerin alt yapıları bozulmuş durumda ve ciddi teknik desteğe ihtiyaçları var. Onun dışında da açlık ve kuraklık nedeniyle kamplara sığınmış olan Somalili kardeşlerimize, bizzat söz konusu kamplarda hizmet edebileceğimiz şartları oluşturmaya çalışıyoruz.

30 Ton İlaç ve Tıbbi Malzeme, Bir Mobil Hastane Ekipmanı ve Çadırlar
Sağlık Bakanlığımıza ait 30 ton ilaç ve tıbbi malzeme, bir mobil hastane ekipmanı ve çadırlarıyla Türk Hava Yolları’nın da desteğiyle Somali’ye yola çıkacak. Bunlarla birlikte gönüllü olan 4’ü uzman hekimden oluşan 20 kişilik ekip de gidecek. Bölgede bir mobil hastane kurmayı planlıyoruz.”


“Bu Ülkelere Hizmete Giden Sağlıkçıların Döner Sermayeleri Azalmıyor”
Mobil hastanelerin Somali’de ne kadar süre kalacağının, ülkedeki şartlara göre değişeceğini belirten Akdağ, “Burada çalışanlar, uzun süre görev yapamıyor. Belli periyotlarla değişiyor. Bu, bir hafta ile bir ay arasında değişiyor. Gönüllü olanlar, daha uzun süre çalışabiliyor. Bu ülkelere hizmete giden sağlıkçıların döner sermayeleri, ek ödemeleri ve buradaki kazançları da azalmıyor. Hem gelirleri azalmıyor hem de hizmet etmiş oluyor. İhtiyaca göre aylarca sürebilir” dedi.
Akdağ, bir mobil hastanede 20 personel bulunduğunu, güvenliğin sağlanması halinde 6 mobil hastanede 120 kişinin görev yapacağını söyledi.
“İlerleyen dönemde kalıcı hastane yaptırılması söz konusu mu?” sorusu üzerine Akdağ, bunun zamanla, bölgenin yönetimiyle ilgili olduğunu belirtti. Akdağ, “Hastaların Türkiye’ye getirilmesi söz konusu mu?” soruna da “Böyle bir plan yapmadık, ama ihtiyaç halinde bu da yapılabilir” yanıtını verdi.

“Türkiye, Afet Hallerinde Tıbbi Yardım Sağlamak Açısından Devasa Bir Deneyim Geliştirmiştir”
Akdağ, Dünya Sağlık Örgütü’nün “Sağlık Sistemlerinin Krize Hazırlık Açısından Değerlendirilmesi” başlıklı bir raporunun yayımlandığını belirterek, şunları kaydetti: “Bu, bir Türkiye raporu. Raporda, Dünya Sağlık örgütü Avrupa Direktörü önsözde şöyle bahsediyor: ‘Rapordaki sonuçlar Türkiye’de kriz hazırlığı konusunda güçlü bir siyasi kararlılık olduğunu ve ülkede ulusal ve uluslararası krizlere müdahale konusunda ciddi bir kapasite oluşturulduğunu ortaya koymaktadır. Sağlık sisteminin kapasitesi büyüktür. Eğitimleri, personel, yatak, acil durum malzemeleri bakımından donanımları iyi durumdadır. Her türlü sağlık acil durumuna cevap verebilecek hazırlık seviyesine sahiptir. Türkiye, çok sayıda uluslararası ve ulusal operasyonu ile afet hallerinde tıbbi yardım sağlamak açısından devasa bir deneyim geliştirmiştir. Bu deneyim, DSÖ Avrupa bölgesinde paylaşılmalı ve müşterek kapasite artırma faaliyetlerinde kullanılmalıdır’ deniliyor. Bundan dolayı, tüm sağlık çalışanı arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.”

Yorum bırakın

TÜM SORUNLAR HEKİM SAYISI AZLIĞINDAN KAYNAKLANIYOR

Hekim sayısının yetersiz olmasının sağlık sorunlarının temelini oluşturduğunu belirten Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, “Hangi sistemi koyarsanız koyun, yılda ortalama 500 milyonun üstündeki hasta müracaatını Türkiye’deki doktorlar karşılamak zorundadır” dedi.

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uygulanmaya başlandığı 2003 yılından bu yana yapılan çalışmalar hakkında Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e değerlendirmelerde bulundu. Akdağ şunları söyledi: “Çalışmalarımızda hedeflerimizin büyük kısmına ulaştık. Vatandaşlarımızın sağlıkla ilgili ihtiyaçları olduğunda bu ihtiyaca kolayca ulaşmalı. Bunun bir tarafı vatandaşın kendi talep ettiği ihtiyaçlardır. Koruyucu sağlık açısından çocuğun aşısı, annenin bakımı ve sigarayla mücadele de çok başarılı olduk. Vatandaşların ihtiyaçları olduğu zaman acil taşınmalarıyla ilgili ya da bir afet durumunda vatandaşlara sağlık yardımı ile ilgili konularda büyük mesafe aldık. Bugün Türkiye hava ambulans sistemini de kullanan nadir ülkelerden biridir ve bizim artık ambulans sistemimiz dünyanın en büyük sistemleriyle boy ölçüşebilecek durumda, tamamen ücretsiz biliyorsunuz. Tedavi konusunda da vatandaşlarımız devlet hastanelerinden, üniversite hastanelerinden, özel hastanelerinden yararlanabiliyorlar, Türkiye’de bugün tedavi edilemeyen hiçbir hastalık yok. 2010 yılında 500 bin turist sağlık hizmeti almak için yurt dışından geldi ve Türkiye’de tedavi gördü. Aile hekimliği vatandaşlar için çok iyi oldu.

Dönüşümümüzün Yüzde 80’nini Tamamladık
Sağlıkta Dönüşümün yüzde 80’nini tamamladık. Önümüzdeki 4 yılda da bunun yüzde 10’ununu daha tamamlarız, kalan yüzde 10 her zaman yenilenmesi gereken alandır. Önümüzde en önemli hedeflerden biri bütün Türkiye’de sağlık binalarının 5 yıl içerisinde modern hale getirilmesi. Sağlık Bakanlığının çatısı altında olan hastanelerin yüzde 40’ını modern hale getirdik. Geri kalan yüzde 60’ı da 5 yıl içerisinde modern hale getireceğiz. Kampüs hastanelerde bunlar içerisinde, Sayın Başbakanımızın da isimlendirdiği Şehir hastaneleri de bunların içerisinde, bölge merkezlerindeki hastanelerde her şey mükemmel olacak.

“Yatalak Hastaların Hepsine Evde Sağlık Hizmeti Vereceğiz”
Randevu sistemine geçildi, 28 milyon insanın yaşadığı 50 şehirde randevu sistemi yürürlükte yıl sonuna kadar bütün şehirlerde hizmete geçecek. Çok modern ve mükemmel bir sistem olarak geliştiriyoruz. Önümüzdeki hedef randevu sistemini vatandaşlara kullandırtmaktır. Vatandaşlarımız şuan 182 numaralı telefonu kullanabiliyor. Ayrıca evde sağlık bakımında da 100 bin hastayı hedeflemiştik, 2012 yılında 150 bine ulaşacağını düşünüyoruz. Vatandaşlarımızın ihtiyacı olan yatağa bağlı, yatalak olanların hepsine evde sağlık bakımı vererek hastaneye gitmeleri gerektiğinde hastaneye biz taşıyarak böyle hizmet sunacağız. “

Hekimlerin Emekliliklerinde İyileştirmeler Yapılacak
Hekimlere yönelik hedeflerden ilkinin emeklilikle ilgili iyileştirmeler yapmak olduğunu belirten Akdağ, “Ek ödemelerle ya da aile hekimliği sistemiyle hekimlerimize geçmişle kıyaslanmayacak biçimde gelirler temin ettik. Tabi bunun da daha da artması benim en büyük dileğimdir. Ama emeklilik konusunda hakikaten gerideyiz. Bunu bir şekilde çözmemiz lazım” dedi.
Akdağ, ayrıca bütün hekimleri Sağlıkta Buluşma Noktası olan SBN’ye üye olmaya davet ederek “ Biz mutlaka onların ne düşündüklerini bilmek istiyoruz” diye konuştu.


Sağlık Çalışanlarına Şiddete Sıfır Tolerans
Sağlık çalışanlarının uğradığı şiddet olaylarına karşı yapılacakları anlatan Akdağ, “Hekimlerimize ve sağlık çalışanlarımıza şiddet konusunda toplumu duyarlı olmaya davet edeceğiz. Bununla birlikte yeni bir proje başlatıyoruz. Şiddete sıfır tolerans diye. Özellikle acil servislerimiz başta olmak üzere vatandaşlarımıza bunların duyurularını yapacağız. Bu proje şeklinde başlayıp devam edecek. Bir kişi hekime saldırdığı için 20 ay ceza aldı. Şiddete sıfır tolerans prensibinde, vatandaşı irrite etmeyecek şekilde uyarılar getirilecek. Şiddet uygulayanların sayısı çok değil. Bu kişilere karşı tepkinin oluşmasını sağlamalıyız. Hekimler yaşadıkları sorunlarla ilgili kendi yönetimlerine başvurabilirler. Vatandaşın başvurduğu bir birim olduğu gibi hekiminde başvuracağı bir yer oluşturulacak. Hekimin yöneticisi kayıtsız ise başka bir birime başvurabilmeli.”

“Geçmiş Hükümetlerin Politikalarında Olduğu gibi Sağlık Elemanı İstihdamında Cimri Davranmıyoruz”
Akdağ hekim sayısı ve istihdamı konusunda şunları kaydetti: “Türkiye’de hekimlerin ya da diğer sağlık çalışanlarının iş yükünün fazla olmasının nedeni sağlık insan gücü yetersizliğidir. Biz hükümet olarak geçmiş hükümetlerin politikalarında olduğu gibi sağlık elemanı istihdamında cimri davranmıyoruz. Aksine biz sağlık personeli bulamıyoruz.

“Türk Tabipler Birliği, Doktor Sayısının Artmasına Engel Olmaya Çalıştı”
Hekimlere devlet hizmeti yükümlülüğü getirme nedenimiz, hekim sayısı çok yetersiz olduğu içindir. Hemşire kadrosu açtığımız birçok yer boş kalıyor. Fizyoterapist kadroları boş kalıyor. Neden, çünkü Türkiye’de insan gücü sayısı yeterli miktarda değil. Bir taraftan sağlık çalışanlarının hakkını hukukunu koruduğunu iddia eden bazı meslek örgütleri yıllardır Türkiye’de örneğin Türk Tabipler Birliği, doktor sayısının artmasına engel olmaya çalıştı. Nitekim bizden önce bunu başardılar da .”

Kamuda Çalışan Hekimlerin Muayenehaneleri Açık Olunca mı 100. Hasta Olmaktan Kurtulacağız?
Tıp fakültelerinin artmasına tepki gösterilmesini değerlendiren Akdağ şunları söyledi: “Az olan hekim sayısı nedeniyle 36 saat çalıştırmayalım. Ancak hastalar ne olacak? Tabip örgütü kaliteli bir eğitim istiyorsa sayının artırılmasından yana olmalı ve kaliteli eğitim için ne gerekiyorsa onu istemeli. Sayı artırılmamalı denildiğinde hastalara yapılan haksızlığın yanı sıra hekimlere de büyük haksızlık yapılmış oluyor. Şimdi güya hükümet politikalarını tenkit etmek üzere bir takım sloganlar geliştirip, duyurular yaptılar. “100. Hasta olmak ister misiniz?” İstemem. Ancak 100. hasta her zaman biri olur mutlaka, siz olmasanız da. 100. hasta olmaması için bir hekimin 20 hasta bakabileceği kadar Türkiye’de hekim olması gerekiyor. Kamuda çalışan hekimlerin muayenehaneleri açık olunca mı 100. hasta olmaktan kurtulacağız? Meslek örgütü bunların peşine düşüyor.

Küba’da Nüfusa Kıyasladığımızda 6 Misli Doktor Var, Açıklasınlar Bunu!
Büyük haksızlık yapıyorlar üstelik o meslek örgütünün biraz da sosyalist eğilimleri var. Bunları kendi yayın organlarından biliyoruz. Bugün sosyalizmle yönetilen Küba’da nüfusuna kıyasladığımızda 6 misli doktor var. Nasıl açıklıyorlar bunu? Gelsin açıklasınlar bunu. Bu zamana kadar hiç cevap vermediler bu konuda!

Doktor Sayısı Artana Kadar Mecburi Hizmet Devam Edecek
Türkiye’de doktor sayısını artırmalıyız ki hekimlerin üstündeki bu yükü azaltalım. Bunun başka bir yolu yok. Doktor sayısı artana kadar mecburi hizmet devam edecek. Çok severek yaptığımız bir şey değil ama ortada bir zorunluluk var. Mecburi hizmeti “Devlet hizmeti yükümlülüğü” diye anıyorum. Diş Hekimliği Uzmanlık Sınavı, Tıpta Uzmanlık Sınavına benzer şekilde olacak.

Gerekirse Adaletsizliği Düzeltmek için Yasa Yapabiliriz
Muayenehanecilik yapıp hem de döner sermayeden faydalanılması çok büyük adaletsizlik. Bu hususta Danıştay’ın verdiği karar çok yanlış bir karardır. Biz bunları Dava Daireleri Kurullarına itiraz ediyoruz. Bu adaletsizliği düzeltmek için gerekirse yeni yasa yapacağız.

“Muayenehane Hekimliğine Karşı Değilim”
Muayenehanecilikte hizmetin bir vasıtasıdır. Muayene hekimliğine karşı değilim. Ancak kamuda çalışan hekimler, ister Sağlık Bakanlığı ister üniversiteler olsun, muayenehane çalıştırmamalıdır. Dışarıda özel bir hastanede çalışmamalıdır. Burada bir çıkar çatışması ortaya çıkar. Geçmişte Türkiye bunun acı örneklerini milyonlarca kez yaşamış insanlarımızın hatıralarıyla doludur. Türkiye’nin bugünlere geri dönmemesi gerekiyor. Muayenehane çalıştırmak isteyen meslektaşlarımız isterlerse bunu serbest olarak yaparlar. Özel hastanelerle irtibat kurar muayenehanelerinden hastaları götürür özel hastanelerde işlerini görürler. İsterlerse sadece muayenehane çalıştırır isterlerse sadece özel hastanede çalışırlar. Ancak kamuda iken bu olmaz. Kamuda çalışırken bu yapıldığında, bu sadece kamuda çalışan doktorlara büyük haksızlık oluyor. Ayrıca vatandaşa da büyük haksızlık oluyor. Üniversite hastanesinin içinde bulunduğu sıkıntılı durum, büyük ölçüde bundan kaynaklanıyor. O şekilde işletme ayakta kalamaz.

Muayenehane Yönetmeliğinde Kolaylaştırma Geliyor
Bugüne kadar muayenehane açmış olanlarla ilgili olarak yönetmeliği kolaylaştırıcı unsurlar getiriyoruz. Bundan sonra muayenehane açacaklar için de kanunlardaki genel hükümleri getiriyoruz. Depremler, yangınlar gibi..

“Para Verince Özel Hasta Oluyorsunuz, Veremeyince Genel mi Oluyorsunuz?”
Her hasta özeldir. “Özel” hasta terimi bizim insanımıza saygısızlık olarak görüyorum. Özel hasta ne demek oluyor, diğer hastalar “genel” mi oluyor? Para verince özel hasta oluyorsunuz, veremeyince genel mi oluyorsunuz? Hükümetimiz vatandaşın hocalara verdiği paranın hepsini ödedi. Aydan aya ödemeler yapılıyor.

Hastanın Asistan Tarafından Teşhisi Konmuş ve Tedavisi Yapılmışsa Bu Hukuksuzdur
Hiç bir çağdaş demokratik ülkede bir üniversite hastanesinde hasta uzmanlık bilgisi gerektiren bir alanda asistan tarafından bakılarak evine yollanamaz. Türkiye’de geçmişte çok çarpık bir düzen vardı biz bunu düzeltmeye çalışıyoruz. Bilime, tıp ahlakına, insanlığa önem veren herkesin bunun yanında durması lazım. Bana para verilirse ben hastaya bakarım, bana para verilmediğinde ona asistan bakar düşüncesi bana göre tıp ahlakı ile bağdaşmaz. Hukukla da bağdaşmıyor. Bir eğitim hastanesinde ister Sağlık Bakanlığına bağlı olsun ister üniversiteye uzmanlık bilgi ve becerisi gerektiren bir konuda eğer hastaya asistan tarafından teşhis konmuş ve tedavisi yapılmışsa bu hukuksuzluktur.

Kölelik Sisteminde miyiz?
İzmir’de 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde asistanlar isyanları oynadılar. Çok da doğru yaptılar, yani eylemleri için söylemiyorum. İtiraz etmekte haklıydılar ama eylemleri bana göre yanlıştı. Hastaya bakmamak diye bir eylem olmaz. O hastaya zarar vermektir. O asistanlarla ben görüştüm. Gereken genelgeleri yaptık, Sağlık Bakanlığında böyle bir sorun yaşanmıyor. Ne olmuştu 9 Eylül’de de asistanlar eylem yapmıştı? Hocalar odasına giriyor, kapısını kilitliyor ve hasta bakmıyor. Asistanların baktığı hastalardan hocalara döner sermaye ödeniyor, asistanlara ödenmiyor. Böyle haksızlık olur mu? Kölelik sisteminde miyiz?

Üniversitelerde de İşler Yürüyormuş
Üniversitelerdeki ücret adaletsizliğinin önüne geçmek için mali olarak doğru yönetilmeliler. Marmara Üniversitesi, Rize Üniversitesi hatta Sağlık Bakanlığına bağlı olmayanlardan Gaziantep, Malatya, Kayseri, Trabzon buralarda hocalarda ek ödemelerini alıyor, asistanlar da ek ödemelerini alıyor. İşler yürüyor. Yürüyormuş demek ki.

“Dünyayı Bilmediğimizi Sananlar Sadece Bize Değil Türk Halkına da Haksızlık Yaparlar”
Dünyayı bilmediğimizi sananlar sadece bize değil Türk halkına da Türk hekimlerine de haksızlık yapmış oluyorlar. Biz dünyayı çok iyi biliyoruz. Bugün Amerika Birleşmiş Devletlerinde, kıta Avrupa’sında birçok ülkede tıp fakültelerinin kendi hastaneleri yok. Tıp fakülteleri bir vakıf hastanesiyle, devlet hastanesiyle hatta bazen özel hastane ile iş birliği halinde çalışırlar. Hastalarını orada takip ederler eğitimlerine yaptırırken orada uzmanlarıyla ve asistanlarıyla da hastalarının işlerini görürken öğrencilerini de götürerek onların da eğitimini yaparlar. Bunu bütün dünya yapıyor özerklik bozulmuyor da Türkiye’de hastane işletmeciliğini yapmayınca mı özerklik bozuluyor. Biz şimdi Marmara üniversitesindeki eğitime ya da araştırmaya karışıyor muyuz? Hayır. Tam tersine Marmara üniversitesine Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırmayla ilgili olan uygulamaları da üniversiteye bırakmış oluyoruz. O konuda daha uzman kuruluş olarak kabul ediliyor. Hastane işletmeciliğinde de Sağlık Bakanlığı daha uzman bir kurum. Bu bir ortaklık ve doğru bir ortaklıktır.

“Türkiye’de Sağlık Çalışanlarının Sayıları Az Olduğu İçin Büyük Fedakarlıkla Çalışıyor ”
Hasta hakları birimleri 184 hattı gibi uygulamalar yanlış propagandalar sebebiyle sanki hekimlere karşıymış gibi lanse ediliyor. Oysa bunlar hekime ya da sağlık çalışanına şiddeti azaltacak uygulamalardır. Hastaların telefonla ya da doğrudan başvurabileceği başka bir merci olduğunu bilirse vatandaş, kaba davranmaktan daha kolay vazgeçer. Asıl şiddet uygulayanlar kaba davrananlar kendi psikolojileri bozuk, toplumda her yerde bunu yapan insanlar ama nadiren de olsa sistem içerisinde bir şekilde sorusuna cevap alamayan ya da işini göremeyenlerin de öfkelendiği oldu. Bu insanlara nereye müracaat edeceklerine dair yol göstermek gerekiyor. Bu işle mücadele etmeye devam edeceğiz. Her zamanda söyleyeceğim. Bir tek sağlık çalışanına bile kaba davranışı ya da şiddete müsamaha edemeyiz. Bunu asla kabul etmiyoruz. Türkiye’de sağlık çalışanlarının zaten sayıları az olduğu için büyük fedakarlıkla çalışan insanlardır. Hekimler olsun diğer arkadaşlarımız olsun, beklide kamuda çalışanlar içinde en özveriyle çalışan belki de en çok ve en yoğun çalışan gruba karşı şiddet asla kabul edilemez. Ama bunu sağlık politikalarıyla ilişkilendirmeye çalışan bazı muhalefet çevreleri ve meslek örgütleri oluyor burada büyük haksızlık yapıyorlar. Çok büyük haksızlık yapıyorlar. Bir sağlık sisteminde vatandaş ne kadar horlanıyorsa, hizmet alamıyorsa, vatandaşın şiddet eğiliminin o kadar artacağı o kadar açık. Yoksa bizim kurduğumuz yeni sağlık sistemi vatandaşa sahip çıkan bir sağlık sistemi. Dolayısıyla bu sistemi şiddeti artırmaz, ancak azaltır. Peki, neden azalmadı, artıyor mu gibi soruların cevabını sağlık sisteminde değil başka yerlerde aramak lazım.

“Muayenehaneye Hasta Çağırınca Hasta Puanı Toplama Olmuyor da Devletin Hastanesinde Bakınca Neden Hekimler Performans için Hasta Bakıyor”
Muayenehaneye hasta çağırınca hasta puanı toplama olmuyor da devletin hastanesinde bakınca neden hekimler performans için hasta bakıyor denmesi ne kadar bilim dışı bir yaklaşım. Muayenehanem açık olsun orada hasta bakayım. Oraya gel diyeyim, bu puan toplama ya da para toplama olmuyor. Orada emeğinin karşılığını bir hekimin alması puan toplama oluyor. Hiç bir hekim istisnaları çok nadir olanları dışında hastasına gerekenden ne azını ne de fazlasını yapmaz. İdeal olan hastaya 20 dakika ayırmaktır. Bunun çaresi performans ya da başka bir sistem değil bunun çaresi Türkiye’de hekim sayısını artırmaktır. Hangi sistemi koyarsanız koyun, siz hekimsiniz Türkiye’de günde muayeneye gelen yılda ortalama 500 milyonun üstündeki hasta müracaatını Türkiye’deki doktorlar karşılamak zorundadır. Sistemin adını ne koyarsanız koyun. Bu işe karşı çıkan her kimse önce şunun yanında durmalıdır, önce hekim sayısı artsın. Performansa karşı olanlar bir taraftan hekim sayısının artışına da karşılar. Bu büyük bir çelişki!

“Türkiye’de Üretim Yapılsın Bizde Satın Alalım”
Medikal sektörde üretim Türkiye’de gittikçe artacak. Bizde bunu teşvik etmeye devam edeceğiz. Özellikle ofset uygulamalarıyla Türkiye’deki üretimi daha da artırmayı düşünüyoruz, “Firmalar Türkiye’de üretim yapsın bizde sizden satın alalım” diyoruz. Toplu satın almalar için özellikle. Mesela aşıda bunu yaptık. Türkiye’de Samsun’da, Ankara’da başka şehirlerde kümelenmeler oluyor. Kümelenmeler devletin verdiği desteklerle birlikte üretimi artıracak. Bizde bunun yanında duracağız ben bir defa şuna çok karşıyım hani Türk malıdır kullanmayalım yabancı malı olsun yanlış düşüncelerdir. Kaliteyi iyi ölçmeliyiz ve bir mal Türk malı olarak daha kaliteliyse onu tercih etmeliyiz.

“Yanlış İşler Yapan Hekimler Konusunda TTB Görevini Yapmalı”
Başarılı olduğu söylenen hekimlerin aslında yanlış işlemler yaptıkları halde hastane yöneticilerinin bunların önüne geçemediği gibi durumlarda hem idare soruşturmalarla idari hukukunu hem de ceza hukukunu işletmek mümkün. Eğer söz konusu meslekten uzun veya kısa süreli men ise bu da şu anda Türk Tabipler Birliği’ne verildi. TTB bu hususta görevini yapmalı.”

Yorum bırakın