Archive for category Prof. Dr. Tamer Kaya

FOTOĞRAFİK GÖRÜNTÜDEN TIBBİ GÖRÜNTÜYE

SAĞLIK VE HOBİ
Radyoloji alanlında uzun yıllardır çalışan ve yeni emekli olan Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Tamer Kaya, fotoğrafçılık hobisini ve mesleğine olan yansımasını anlattı.
21 yıllık üniversite yaşamından sonra yeni emekli olan Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Tamer Kaya, mesleki çalışmalarına Eskişehir’deki tanı merkezinde devam ediyor. Tıp mesleğini özellikle Radyoloji branşını seçtikten sonra daha çok sevdiğini söyleyen Prof. Dr. Kaya, “Radyoloji’de fotoğraf gibi temelde görselliğe dayalı bir meslek alanı. Mükemmel bir vücudu yine mükemmel ekipmanlar kullanarak inceliyorsunuz.
Hastalıkların gizemini oluşturan bulmacaları, uygun yöntemi seçerek ve elde ettiğimiz görüntüler üzerindeki veriler ve ipuçlarından yola çıkarak çözmeye çalışıyorsunuz. Tanı koyma becerisinin yanı sıra elde edilen görüntünün resmedilmesi de önemli. Radyolojinin içerisinde, girişimsel radyoloji de bir o kadar heyecan verici ancak daha ağır tempolu bir alan. Meslek yaşamımda girişimsel radyoloji, uygulamaları gittikçe artan bir şekilde yer aldı” dedi.
Fotoğraf, bu yoğun ve yorucu süreçleri dengeleyen bir hobi olduğunu anlatan Prof. Dr. Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü: “ Fotoğraf uğraşınız sırasında Radyoloji gibi görsel ögeler ile uğraşıyorsunuz. Ancak fotoğraf sizi daha renkli daha keyifli bir boyuta götürüyor. İsterseniz çok farklı güzellikteki ortamlara taşıyabiliyor.”
Prof. Dr. Tamer Kaya, Esra Öz’ün sorularını yanıtladı.


Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1963 yılı Sivas doğumluyum. Orta öğrenimimi Bursa’da tamamladım. Tıp Fakültesi ve uzmanlık eğitimimi Bursa’da yaptım. Eskişehir’de daha sonra Osmangazi olarak adı değişen  Anadolu Üniversitesinde 21 yıl kariyerime devam ettim. Geçen sene tam gün yasası kapsamında, meslek yaşamıma özel tanı merkezimde devam etme kararı aldım.
Üniversitede çalıştığım dönemde, 15 yıl anabilim dalı başkanı olarak yöneticilik yaptım. İki yıl Türk Radyoloji Derneği merkez yönetim kurulunda görev aldım. Başlıca meme, kas – iskelet radyolojisi ve girişimsel radyoloji uygulamalarını yaptım. Halen röntgen, ultrasonografi gibi rutin muayenehane hizmetleri yanı sıra, bu uygulamalara daha çok zaman ayırıyorum. Emeklilik dönemimde hobilerime biraz daha zaman ayırabiliyorum. Ancak en zor çalışma dönemlerimde de fırsat buldukça hobilerime zaman ayırdım. 
Hobiniz nedir ve ne kadar süredir yapıyorsunuz?
Fotoğraf merakım üniversite öğrencisi iken başladı. Babamın, verdiği 1960 lı yıllar yapımı, Kodak fotoğraf makinesi ve yine babamın anlattığı ışık ve fotoğrafçılık bilgilerini kullanarak fotoğraflar çektim. O yıllarda kullandığım bu makine ve özellikle el ile yapılan pozlama ayarlamaları, büyük bir zevkle ışığın dilini anlamama yardımcı oldu.


Hobinizle ilgili etkinlikleriniz oldu mu?
Kendim kişisel sergi açmadım. Fotoğraflarım genellikle tıp ve radyoloji gibi mesleki etkinliklerde sergilendi. En çok gurur duyduğum an, bir fotoğrafımla müracaat ettiğim Avrupa Radyoloji Kongresinde, fotoğrafımın sergilenmeye değer görülen 12 fotoğraftan birisi olarak seçilmiş olması idi. Sonuçlar açıklanmadan sergilenme yapılması nedeniyle benim için büyük bir sürpriz oldu. Kongrede büyük boyda sergilenmekte olan fotoğrafımı gördüğümdeki duyduğum heyecanı unutamam.
Meslektaşlarımın bu hobiyi ve sanatı keşfetmeleri ve daha çok ilgilenmelerini sağlayabilmek için Türk Radyoloji Derneğinin yönetim kurulunda iken başlatılmasına katkım olan Ulusal Radyoloji Kongrelerindeki fotoğraf sergisi etkinliklerinde görev alıyorum.
Hobinizin mesleğinize katkısı oluyor mu?
Branşımı seçmemde, fotoğrafa ilgimin rolü olduğunu söyleyebilirim. Fotoğrafçılık ile radyoloji, temelde çok farklı amaçlara hizmet ediyor gibi görülseler bile kardeş iki alan. Her ikisi de temel ışık prensiplerini kullanarak ile ışığı, gölgeyi veya silueti kaydederek görüntü ortaya çıkarıyor. Fotoğrafçı gözüyle bakışın, özellikle elde ettiğimiz verileri görselliğe dönüştürmek adına radyolojik yaklaşımlara ciddi katkısı var.
Ama fotoğrafa ilgimin bana katkısının daha çok bir hobi olarak mesleki yoğunluk ve yorgunluktan beni arındırması olduğunu söyleyebilirim.
Neden bu hobiyi seçtiniz?
Görsel sanatlara çok merakım var. Fotoğraf, güzel ve anlamlı şeyleri hızla ve kolaylıkla kaydedebilme olanağı veriyor. Fotoğrafçılık aynı zamanda, fotoğraf makineniz yanınızda olmasa da çevreye olan dikkat ve ilginizi de arttırıyor. Son zamanlarda fotoğraf çekmek için planlanan yürüyüş ve bisiklet gibi olanakların fiziksel katkısından da bahsetmeliyim.


Yaptığınız hobi size ne hissettiriyor?
İnsanın zamanı, bir an için de olsa istediğimiz şekilde durdurmasını sağlıyor. Başlıca görsel güzellikleri ve vurgulayıcı örnekleri yakalamayı amaçlıyorum. Her alanda fotoğraf çekmeyi seviyorum. Fotoğrafçılık çok yönlü bakabilmeyi öğretiyor. Basit bir objenin bile resmini çekerken o kadar çok seçenek var ki. Bunlar içerisinde size en uygun olanını seçerek yakalama fırsatı veriyor. Çok büyük bir kareyi saniyeden kısa bir zamanda oluşturabilmek ise büyük bir keyif.
Belki de ayrıca genlerimize işlenmiş olan avlanma güdüsünü de bence tatmin ediyor. Avcılık, doğa fotoğrafçılığı ile temelde çok farklı gibi görülse de çok benzerlikleri var. Ama birisinde öldürme ögesi ön planda iken diğeri yaşatma üzerine kurulu. Çektiğiniz anı bir anda ölümsüzleştirmiş oluyorsunuz.
Tavsiye edeceğiniz film, kitap ve müzik nedir?
Savaş filmlerini genelde sevmem ama Ridley Scott’un tarihi ögesi ağır basan “Cennetin krallığı” filmi beni çok etkilemiştir. Son yıllarda mesleğimin temel ögesi olan biyolojiye gittikçe artan bir merak oluştu. Buna yönelik kitaplar okuyorum. Bunlar içinde ilginizi çekebileceğini düşündüğüm, Frans de Waal’ın İçimizdeki Maymun kitabını önerebilirim. Son zamanlarda da güzel grup ve parçalar var ama melodilerin ve müziğin altın yıllarından bir grup olan Dire Straits benim favorimdir. Özellikle Sultans of Swing’i hala tüylerim ürpererek büyük bir keyifle dinlerim. 
Reklamlar

Yorum bırakın

“AŞIRI RADYOLOJİ TETKİKİ RAPORLAMALARIN KALİTESİNİ DÜŞÜRÜYOR”

10 Şubat Avrupa Radyoloji Günü dolayısıyla düzenlenen basın toplantısında konuşan Türk Radyoloji Derneği (TRD) İkinci Başkanı Prof. Dr. Tamer Kaya, “Radyolojide en büyük sorun, tetkik sayısının çok olması ve buna bağlı olarak raporlama süresi için yeterince zaman ayrılamamasıdır” dedi.

10 Şubat Avrupa Radyoloji Günü dolayısıyla ‘Radyoloji ve Kanser’ konulu bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Türk Radyoloji Derneği (TRD) İkinci Başkanı Prof. Dr. Tamer Kaya, radyolojide en büyük sorunun “tetkik sayısının çok olması ve radyolojik tetkiklere yeterince zaman ayrılmaması” olduğunu söyledi. Radyoloji konusunda toplum bilincini artırmayı amaçladıklarını belirten Prof. Dr. Kaya, hastalıkların tanı ve tedavisinde radyoloji uygulamalarının önemine değindi.
Prof. Dr. Kaya, X ışınlarının bulunduğu günden bugüne, yaygın olarak kullanılan röntgenin yanı sıra, bilgisayarlı tomografi, ultrasonografi ve MR gibi görüntüleme yöntemlerinin gelişmesi sayesinde, vücudun bütünlüğünün bozulmadan tüm dokuların belirlenebildiğini anlattı. Prof. Dr. Kaya, nüfusu ve kanserli hasta sayısının giderek arttığı toplumlarda kanserli hastaların teşhis ve tedavilerinin kontrolünün önemli olduğunu belirerek, özellikle erken teşhiste radyolojik görüntüleme yöntemlerinin tedavideki faydalarını vurguladı.

Radyoloji: “Tıbbın Gören Gözü”
Radyolojinin, “tıbbın gören gözü” olduğunu, bu sayede birçok hastalığa tanı konulabildiğini ifade eden Prof. Dr. Kaya, “Görüntüleme metotları aynı zamanda girişimsel radyoloji uygulamaları sayesinde tedavi amaçlı olarak da kullanılabiliyor. Radyolojinin tanıtılması gerekiyor, ancak bu konuda doğru bilgiler halka ulaştırılmalı” dedi.

“Tümörlerin Hacim, Boyut ve Kanlanması Görülebiliyor”
Avrupa Radyoloji Gününde bu sene “kanser” konusuna dikkat çektiklerini söyleyen Prof. Dr. Kaya, Türkiye gibi nüfusu ve kanserli hasta sayısı giderek artan toplumlarda, kanserli hastaların teşhis ve tedavilerinin kontrolünün çok önemli olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Kaya, “Kanser vücutta normal anatomik oluşumlar içerisinde büyüyen farklı hücre ve doku grupları şeklindedir. Radyolojik yöntemler, vücuttaki tüm anatomik detayı gösterdiği gibi kanserin oluşturduğu tümörü de görmemizi sağlıyor. Tümörün varlığını belirlemenin yanı sıra tümöre ait boyut, hacim ve kanlanma gibi özellikleri de ortaya koyabiliyor. Tümörün bölgesel ya da vücutta yaygınlığını da belirleyerek tedavi seçeneğine yön veriyor. Tedaviye cevabın belirlenmesi ve takibinde de görüntüleme yöntemleri çok önem taşıyor” diye konuştu.
“Girişimsel Radyolojiyle Tedavi ve Cerraha Yol Gösterilmesi Mümkün”
Girişimsel radyoloji uygulamalarında da vücutta ilgili doku ve organlara ulaşıldığını anlatan Prof. Dr. Kaya, bu sayede tanı ve tedavi amaçlı gerekli işlemlerin yapılmasının mümkün olabildiğini belirtti.

“Kişiye Özgü Tarama Protokolleri Oluşturulmalı”
Tarama programlarının kanserle mücadelede önemli bir yer tuttuğuna da işaret eden Prof. Dr. Kaya şunları kaydetti: “En az zaman kaybı, en ekonomik yol ve en az zararlı yöntem seçilerek, kişinin yaşına, cinsine ve genetik riskine göre kişiye özgü tarama protokolleri oluşturulmalıdır. Buna örnek olarak mamografi ile yapılan meme kanseri taramaları yer alıyor. Kanser tedavisinde girişimsel radyolojik uygulamalarla, görüntüleme yöntemleri eşliğinde tümöre ulaşılarak, yüksek ısı ya da soğutma gibi enerji uygulamaları ile tümörün yok edilebiliyor. Anjiografik yolla başlıca karaciğer tümörlerinde olmak üzere tümörü besleyen damara ulaşılarak verilen özel ilaçlarla tedavi edilebiliyor.”

“Radyolojide Gereksiz Tetkike Dikkat”
Radyolojide en büyük sorunun tetkik sayısının çok olması ve radyolojik tetkiklere yeterince zaman ayrılmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Kaya, şöyle devam etti: “Radyoloji uzmanlarından gelen geri bildirimler bu şekilde. Muazzam bir hasta sayısı ile uğraşmak durumundalar. Günümüzde radyolojik görüntüleme yöntemleri o kadar açık ve net sonuçlar ortaya koyuyor ki hekimler de hastayı dinleme ve hasta muayenesine daha çok zaman ayıramayarak, doğrudan görüntüleme yöntemleri ile işi çözmek durumunda kalıyorlar. Ayrıca hastaların beklentileri bu yönde oluyor. Görüntüleme yöntemleriyle ortaya konulan her görünüm, tedavisi gereken bir hastalık değildir. Aynı şekilde her hastalık sadece görüntüleme yöntemleriyle teşhis edilemez.”
Radyolojik görüntüleme yöntemlerinin, mutlaka hekim tarafından ve gereklilik halinde yaptırılmasının altını çizen Prof. Dr. Kaya, ultrasonografi ile MR’ın radyasyon riski taşımadığını söyledi. Prof. Dr. Kaya, bilgisayarlı tomografi, röntgen ve mamografinin de hastalıkların tanısında çok önemli görüntülüme yöntemleri olduğunu vurgulayarak, bunların mutlaka hekim kararı ile yaptırılması, gereksiz uygulamalardan kaçınılması gerektiğine işaret etti.

Yorum bırakın

“ÇOK TETKİK, HİÇ TETKİK YAPILMAMASI ANLAMINA GELİR”

Performans Sistemi ile Türkiye’de MR ve Tomografi çekimlerinde büyük artış olduğunu kaydeden Türk Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Okhan Akhan, bu durumun niceliği arttırırken, niteliği düşürdüğünü belirtti.

Türk Radyoloji Derneği tarafından gerçekleştirilen 31. Ulusal Radyoloji Kongresi’nde düzenlenen basın toplantısında Türkiye’de ve dünyada tanı ile tedavi amaçlı görüntüleme yöntemleriyle ilgili son gelişmeler değerlendirildi. Toplantıya Türk Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Okan Akhan, Türk Radyoloji Derneği Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. Mithat Haliloğlu ve Türk Radyoloji Derneği Başkanvekili Prof. Dr. Tamer Kaya katıldı.
Toplantıda konuşan Prof. Dr. Akhan, röntgen Işınının keşfinden 115 yıl geçtiğini ve aradan geçen zamanda radyoloji açısından çok önemli aşamalar kaydedildiğini söyleyerek, “Günümüzde radyolojik inceleme olmaksızın tanı ve tedavi neredeyse yapılmamaktadır” dedi. Prof. Dr. Akhan, bin 500’ün üzerinde radyoloji uzmanının katıldığı kongrede hasta ve hekimi korumaya yönelik x ışınlarının azaltılması, tanı ve tedavi amaçlı yeni yöntemler gibi konuların ele alındığını kaydetti.

“Mamografi ile Meme Kanserinden Ölümler Yüzde 25-30 Azalıyor”
Mamografinin meme kanserinde tarama ile ölümleri azaltan tek yöntem olduğunu belirten Prof. Dr. Akhan , “Mamografi taraması meme kanserinden ölümleri yüzde 25-30 azaltıyor. Çok yüksek çözünürlükte görüntü elde edebiliyoruz. Uygun tarama programlarıyla toplumda yaygınlaştırılırsa meme kanserini erken dönemde yakalamak ve tedavisini yapmak mümkün olacak. 40 yaşından sonra 2 yılda bir rutin mamografi yapılmalı, 49-50 sonrasında ise yılda 1 kez mamografi yapılmalıdır” diye konuştu.

“Sanal Anjiyografi ile 3-4 Dakikada Tanı Konuyor”
Girişimsel radyoloji ile tanı koymanın dışında tedavi etmenin de mümkün olduğunu kaydeden Prof. Dr. Akhan, hastaların sağ kalım süresi ve yüksek yaşam kalitesinin artırılabildiğini ve büyük bir yelpaze içinde çok sayıda işlem yapabildiklerini dile getirdi. Prof. Dr. Akhan, damara girilmeden yapılan sanal anjiyografi ile anjiyo korkusuna son verildiğini, kalp damar hastalıklarının belirlendiğini söyledi.

“Karaciğer, Akciğe ve Kemik Tümörlerinde Kanser Lokal Tedavi Edilebiliyor”
Bilgisayarlı tomografi ile artık kalbi besleyen damarların taranıp, tıkanmanın tam olarak saptanabildiğini bu işlemin de koldan ven içerisine opak madde sayesinde çok kısa sürede yapılabildiğini söyleyen Prof. Dr. Akhan, karaciğer, akciğer, meme kanserleri, bazı böbrek üstü bezleri ve kemik tümörlerinde kanserin lokal tedavisinin özel iğnelerle hasta yatırılmadan çok kısa sürede tedavi edilebildiğini belirtti.

“BT ile 3-4 Dakikada Tetkik Yapılıyor”
Bilgisayarlı Tomografi (BT) ile vücuttaki tüm damarları 3 boyutlu değerlendirebildiklerini kaydeden Prof. Dr. Akhan, “Koroner BT anjiyografi kalp damarlarının görüntülenmesinde ve bu damarların hastalıklarının belirlenmesinde son 10 yıldır kullanılan yöntem. Bu tetkikin en önemli özelliği “koroner anjiyografi” tetkikinden farklı olarak hastanın kasığından girilerek yapılmaması, hastanede kalmayı gerektirmemesidir. Damar içerisine girilmediğinden tetkik sonrası yan etki tehlikesi bulunmuyor. Tetkik hastanın Bilgisayarlı Tomografi cihazına yatmasından sonra 3-4 dakika içersinde sonlanmakta ve hasta işlem sonrasında günlük yaşamına devam etmektedir. Tetkikin uygulanması için hastaya koldan ince bir iğne ile kontrast madde verilmektedir. Koroner BT anjiyografi tetkikinin en sık kullanım alanı koroner aterosklerotik hastalıkların ( koroner damar sertliğinin), bu daralmaların saptanmasıdır. Koroner BT anjiyografi damarların içini ve duvarını eş zamanlı olarak görüntülemektedir. Bu nedenle başka tetkiklerle gösterilemeyen erken dönem damar sertleşmesi saptanmakta ve cerrahi yöntemlere gerek kalmadan bu hastaların tedavisi mümkün olmaktadır. Bypass cerrahisi geçirmiş hastaların da bu işlem esnasında yerleştirilmiş yeni damarları koroner BT anjiyografi ile değerlendirilebiliyor. Öte yandan stent uygulanan hastaların rutin kontrolleri de yine BT anjiyografi ile konforlu ve güvenli bir şekilde yapılabiliyor” dedi.

“Radyoloji Hizmetinde Nicelik Değil Nitelik Önemli”
Radyoloji hizmetinde nicelik değil niteliğin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Akhan şunları kaydetti: “Performans sistemi ile MR ve tomografi çekimlerinde büyük artış var, bu hastalar açısından sakıncalar yaratıyor. Çünkü bu hekimi zorlayan bir konudur. Özellikle öngörülen ücretlendirme sisteminin halen uygulanmakta olan nicelik bazlı, sayıya dayanan, hizmet karşılığı ücret prensibini benimsemiş, parça başı ücretlendirme yapan performans sistemine benzer olması endişelerimizi daha da artırmaktadır. Performans Değerlendirme sisteminin ölçüm yöntemlerinin büyük oranda nicelik, yani sayıya dayandırılmasının doğru olmadığı artık tüm dünyada inanılan bir konudur. Performans sisteminin çok hasta bakmayı gerektiriyor. Ancak burada bir üst sınır belirlenmiyor. Niceliğe dayalı performans çok yanlış. Bu tıp alanındaki eğitim ortamını da olumsuz etkiler. Kalite üstünden performans uygulamasının getirilmesini arzu ediyoruz. Özellikle eğitim hastanelerinde performans eğitim ve bilimsel araştırmayı da kapsamalı. Devlet hastanesi gibi çalışan üniversite hastaneleri olmamalı.”

“Radyologlar Ücretli Köle Oldu”
Hastanelerde radyoloji alanında hizmet alımı yapıldığını ancak bu hizmet alımının kalitesi tanımlanmadan bir sözleşme yapıldığını belirten Prof. Dr. Akhan, şunları kaydetti: “Hizmet alımı yoluyla faaliyet gösteren 150’den fazla birim olduğu söylenmektedir. Bazı birimlerde daha fazla tetkik yapmak üzere uluslararası kabul görmüş protokoller gözardı edilerek tetkikler yapılmaktadır. Bir birimde bir BT (bilgisayarlı tomografi) cihazı ile 400 BT, bir başka birimde bir MRG cihazı ile 180 MR yapılmaktadır. Çok tetkik hiç tetkik demektir. Bu hastalara ve devletimize para kaybettirmektedir. Bunun hiç kimseye faydası yoktur. Hizmet alımıyla ücretleri düşürerek, hizmet yaptırdığını sanan devletimiz yanılıyor. Yapılan tetkiklerin kalitesi düşük oluyor. Bu nedenle hastalarımızı tekrar tekrar tetkike gönderiyoruz. Hastalarımız ellerinde 7-8 CD ile geziyor. Bu hem hastalarımız hem de devletimiz için olumsuz bir durum. Radyologlar ücretli köle haline getirildi. Günde önlerine 100-150 hasta geliyor ve onlar hakkında rapor yazmaya zorlanıyorlar. Halkımızın bu sistemin zararlı olduğunu bilmesi gerekiyor. Hizmet alımı yapılan yerlerde bir standart belirlenerek, bu cihazlarla işlemlerin üst sınırının belirlenebilir. Bu standartlar belirli periyotlarla güncellenebilir. Ancak, bunu yapınca da 60 TL’ye tetkik yaptırmamamız lazım.”
Prof. Dr. Akhan, Türk Radyoloji Derneği olarak radyolojik görüntülemede izlenmesi gereken yolun, standartların belirlenmesinde ve tüm hastanelerde uygulanmasını sağlamak için Sağlık Bakanlığı’na yardımcı olmaya hazır olduklarını dile getirdi.

“Röntgen ve Bilgisayarlı Tomografi Çekimlerinde Dikkatli Olunmalı”
Prof. Dr. Akhan, bir soru üzerine x ışınlarının kullanıldığı röntgen ve bilgisayarlı tomografi çekimlerinde dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Bunların mutlaka gerektiğini ve hekim önerisiyle yaptırılmasının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Akhan, “Vatandaşımızın işi gerçekten çok zor. Bazen yakınlarım hastalandıklarında ne yapmam gerektiği sorusunu ben de soruyorum. Bu yüzden bu işi düzeltelim diyoruz. Vatandaş mutlu görünüyor, korkutucu olan da bu. Dünyada bir hekimin günde kaç hastaya bakması gerektiği bellidir. Aksi halde bir hekimin hekimlik yaptığını söylemek mümkün müdür?” dedi.

“Cihazların Kalibrasyonu Bağımsız Bir Kuruluş Tarafından Yapılmalı”
Prof. Dr. Akhan, bir başka soru üzerine, bu cihazların bağımsız bir kuruluş tarafından kalibrasyonun yapılması gerektiğini, ancak bunun Türkiye’de henüz yeni yeni yapılmaya başlandığını söyledi. Radyolojik yöntemlerle vücuttaki tüm kistlerin çok etkin olarak tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Akhan, “Bu dünyada giderek artan bir uygulamadır. Dünya buraya giderken biz cihazların kullanımıyla ilgili sorunları dile getiriyoruz. Elimizdeki cihazlar son derece gelişmiş, ama bunları gerektiği gibi kullanamamak ve hastaya zarar verdiğini görmek içimizi acıtıyor. Hastane yönetimiyle şirket adeta hastaya kötü tetkik yapılması üzerinden anlaşmış oluyor” şeklinde konuştu.

“Çocukların Kilosuna Göre Ayarlama Yapılıp, Mümkün Olan En Az Radyasyonu Vermek Gerekir”
Türk Radyoloji Derneği Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. Mithat Haliloğlu da dünyada radyolojik cihazlarla ilgili büyük gelişmeler olduğunu ve eski jenerasyon cihazların bir bölümünün 3. dünya ülkelerine satıldığını belirterek, bunların denetiminin tam yapılamadığını söyledi. Çocuklarda radyoloji işlemlerinin çok dikkatli yapılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Haliloğlu, “Çocukların kilosuna göre ayarlama yapılıp, mümkün olan en az radyasyonu vermek gerekir, ama bunun eski teknoloji cihazlarıyla yapılması mümkün olamıyor. 2 aylık bebek ayarlama yapılamayınca korkunç bir radyasyona maruz kalabiliyor. Çocuklar bu konuda daha duyarlı, önlerinde uzun bir hayat var. Uygun olmayan cihazlarla yapılan çekimler yüzünden tekrar tekrar çekim yapılmak zorunda kalınabiliniyor. Yeni jenerasyon cihazlarda radyasyon dozunu ayarlayabiliyoruz. Ama eski cihazlarda bu yok. O zaman çocuk erişkinin aldığı korkunç miktarda doz almış oluyor. Bu da uygun olmayan eksik görüntülerin ortaya çıkmasına neden oluyor” diye konuştu.

“Çok İleri Tetkikler Yerine Röntgen Çekimiyle de Çok Şey Yapılabilir”
Türk Radyoloji Derneği Başkanvekili Prof. Dr. Tamer Kaya da bir hastada en etkili tetkik yönteminin uygulanmasının önemine işaret ederek, hekimlerin bazen iş yoğunluğundan bunu tam olarak yapamadığını ifade etti. Prof. Dr. Kaya, “BT, ultrasonografi, MR yaygın olarak kullanılırken etkili olan direk röntgeni önemsemiyoruz. Eğitimde bunu çok atladık, uzmanlar üzerindeki aşırı iş yükü temel noktada bizi engelliyor, vereceğimiz ucuz hizmeti yapmamızı engelliyor. Çok ileri tetkikler yerine röntgen çekimiyle de çok şey yapılabilirken bunun zaman zaman yapılmıyor. Bu daha ucuza verebileceğimiz bir hizmeti engelliyor” dedi.

Yorum bırakın