Archive for category Prof. Dr. Tezer Kutluk

KURŞUN KAPLI “BÖLÜM 90”

Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde “Bölüm 90” adı verilen serviste bulunan kanser hastaları için kurşun kaplamalı oda hazırlandı ve yeni alınan PET-BT cihazı yapılan törenle hizmete açıldı.

Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde hastaların radyasyondan tamamen izole edilmesini sağlayan kurşun kaplamalı 3 odanın bulunduğu özel servis hizmete açıldı. Nükleer Tıp Anabilim Dalında hizmet verecek olan, aynı anda anatomik ve fonksiyonel görüntülemenin yapılabildiği ileri teknoloji olan, PET-BT (Pozitron Emisyon Tomografisi – Bilgisayarlı Tomografi) cihazı basına tanıtıldı.

Düzenlenen törende konuşan Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Uğur Erdener de üniversite yönetimi olarak hastanede üretilen hizmetin çok daha iyi noktaya ulaştırılabilmesi için ciddi planlamalar yaptıklarını dile getirdi.

Akredite olan Onkoloji Hastanesinde Düzenli Kayıt

Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Genel Koordinatörü Prof. Dr. Tezer Kutluk ise şunları söyledi: “2011 yılındaki akreditasyon yönetiminde Hacettepe Hastaneleri tümüyle akredite edildi. 2002 yılında 590 bin hastaya hizmet verirken 2010 yılında bu rakam 890 bine ulaştı. Hacettepe hastaneleri ülkenin önde gelen sağlık kuruluşu olmaya devam ediyor. Kanser kayıtlarını düzenli şekilde tutarak hangi hastanın geldiğini biliyoruz. 2009 yıllarında erkeklerde 2 bin 500 yeni kanser vakası, kadınlarda 2 bin 300 civarında kanser görülüyorken çocuklarda da tüm branşlarda hizmet veriliyor.”

“Bölüm 90”

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Meltem Çağlar, Onkoloji Hastanesinde “Bölüm 90” adı verilen servisin açılışı için düzenlenen törende, üniversite olarak tüm ülke coğrafyasından kanser hastalarına hizmet ürettiklerini belirterek, daha kaliteli hizmet sunumu için hastanenin imkanlarını artırmaya çalıştıklarını dile getirdi.

Kurşunla Kaplı ve Radyasyon Geçirmez Odalar

Bu doğrultuda, kanser hastalarına daha iyi hizmetin verileceği yeni bir servis oluşturduklarını belirten Prof. Dr. Çağlar, hastanedeki kat planlamasından dolayı “Bölüm 90” adını verdikleri bu serviste, kapıları, etrafı kurşunla kaplı ve radyasyon geçirmez 3 oda bulunduğuna dikkati çekti. Hastaların bu serviste sürekli radyasyondan izole edildiğini anlatan Prof. Dr. Çağlar, “Servisteki odaları tıbbi ve radyasyon açısından sürekli takip ediyoruz. Son teknolojiyle donatılan bu serviste doktorların yanı sıra sürekli görev başında bulunan fizikçi, kimyager ve hemşireler var. Kanser hastalarına çok daha etkin hizmet verme imkanına kavuştuk ve bu serviste tiroid kanseri hastalarını kurtarmayı planlıyoruz” dedi.

PET-BT, ile Kanserli Hastalara Erken Dönemde Tanı Konulacak

Prof. Dr. Çağlar, hastaneye ayrıca kanserin erken teşhisini ve takibini kolaylaştıran, 2 milyon TL’ye satın alınan PET-BT cihazı aldıklarını belirterek, “PET-BT, özellikle kanserli hastalarda kullanılan bir cihaz olup, tek bir çekimle vücudun tüm alanlarını üç boyutlu olarak görüntüleyebilmekte ve yapısal bozukluk ortaya çıkmadan hücrelerde oluşan değişiklikleri saptayabilmektedir. Böylece hastalara erken dönemde tanı konularak etkin tedavi uygulayabilmekte, yaşam süresi ve kalitesi artırılabilmektedir. Kanserin teşhisinde, evresinin saptanmasında ve tedavisinin takibinde kullanılan, Alzheimer, epilepsi gibi sinir sistemi hastalıklarının teşhis ve tedavisinde de yön belirleyen, kalp canlılığı ve fonksiyonun da değerlendirilmesini sağlayan PET-BT cihazı kullanıma girdi. Ayrıca kalp sağlığı ve fonksiyonları da bu yöntemle değerlendirilebilmektedir. PET-Bt tetkikinde genellikle FDG adı verilen, radyoaktif madde ile işaretlenmiş şeker molekülleri kullanılarak kanser hücrelerindeki metabolik değişiklikler tespit ediliyor. ” dedi.

Türkiye’nin hemen hemen her bölgesinden, yılda yaklaşık 5 bin hastaya hizmet verdiklerini anlatan Prof. Dr. Çağlar, ”Açılan yeni ünitelerle birlikte hastanemiz çok daha iyi bir konuma gelecek” diye konuştu.

Daha sonra, öğretim üyeleriyle birlikte kurşun kaplamalı odaların bulunduğu servisin açılışı dolayısıyla kurdele kesen Prof. Dr. Erdener, yeni alınan tıbbi cihazla ilgili de bilgi aldı.

Reklamlar

Yorum bırakın

KANSERE KARŞI HEDEF 1 MİLYON İMZA

4 Şubat Dünya Kanser Günü nedeniyle düzenlenen basın toplantısında konuşan Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Başkanı Prof. Dr. Kutluk: “Birleşmiş Milletler’deki tüm ülkeler, kansersiz bir dünya için ‘Dünya Kanser Bildirgesi’ni imzalayacak. Ülkemizden de kampanyayı desteklemek isteyenler www.dunyakansergunu.org adresinden imza atabilirler” dedi. 4 Şubat Dünya Kanser Günü nedeniyle Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu’nda düzenlenen basın toplantısına Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, Prof. Dr. Dinçer Fırat ve Prof. Dr. Bilgehan Yalçın katıldı. Dünyada her yıl 12.7 milyon kişiye kanser tanısı konulduğunu söyleyen Prof. Dr. Kutluk, her yıl İstanbul’un yarı nüfusu kadar yani 7.6 milyon kişinin kanserden dolayı yaşamını yitirdiğini belirtti. Önlem alınmadığı takdirde, dünya genelinde 2030 yılına kadar küresel düzeyde kanser ölümlerinin yüzde 80 oranında artacağını işaret eden Prof. Dr. Kutluk, 17 milyon kişinin kanserden ölebileceğinin tahmin edildiğini dile getirdi. Prof. Dr. Kutluk, Merkezi Cenevre’de bulunan Dünya Kanser Kontrol Örgütü aracılığıyla 118ülkede 400’den fazla kuruluşun aktivitede bulunduğunu söyledi. “Kanser Önlenebilir” Kanserin yüzde 30-40 oranında önlenebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Kutluk, sigara yasağını desteklediklerini ve gıda tüketiminin de kontrol edilmesini istediklerini belirtti. Prof. Dr. Kutluk, kanserlerin tütün kullanımı, aşırı alkol tüketimi, güneşe maruz kalma ve obezite ile ilişkili olduğunu söyledi. Sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite gibi sağlıklı yaşam davranışlarının benimsenmesi ile risk faktörlerinin azaltılabileceğini dile getiren Prof. Dr. Kutluk, şunları kaydetti: “Dünya Kanser gününde ‘Birlikten kuvvet doğar’ sloganı ile Birleşmiş Milletler’deki tüm ülkeler kansersiz bir dünya için ‘Dünya Kanser Bildirgesi’ni imzalayacak. Bu nedenle bu yılın sonunda Birleşmiş Milletler’de bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadele toplantısında kanser bildirgesi sunulacak. Bulaşıcı olmayan hastalıklardan kanser, kalp, diyabet ve kronik solunum hastalıkları burada ele alınacak. Bu 4 hastalık, dünyada ölümlerin yüzde 60’ını oluşturuyor buna karşın kaynakların sadece yüzde 2’si kullanılıyor. 2011 yılında BM’de yapılacak bu toplantı bir çağrıdır. Biz de bu çağrıya ‘destek verin’ diyoruz. Çünkü, Dünya Kanser Örgütü 1 milyon imza toplayarak bunu sunmak istiyor. Tüm dünyada 120’den fazla ülkede 400’ün üzerinde üye kuruluşu bünyesinde toplayan Uluslararası Kanser Savaş Örgütü’nün kampanyasına “www.dunyakansergunu.org” web adresinden destek verilebilir.”

“www.dunyakansergunu.org”

Prof. Dr. Kutluk bildirge hakkında şunları söyledi: “Dünya Kanser bildirgesi, özellikle kanserlerin yüzde 40’ının önlenebilir olmasından yola çıkarak, ülkelere yeni sağlık yapılandırmaları öneriyor. Küçük bir adımla büyük bir fark yaratabilirsiniz. Dünya Kanser bildirgesini imzalayarak, 11 önemli hedef ile kanser yükünün azaltılması için karar vericileri etkilemeye çalışan küresel topluluğa katılabilirsiniz. “ www.dunyakansergunu.org ” veya “ www.turkkanser.org.tr ” adreslerini ziyaret ederek imza kampanyasına destek verebilirsiniz.”

Bildirge maddeleri:

1 Bütün ülkelerde etkin kanser kontrol programlarının oluşturulması için, sürdürülebilir sistemler yürürlüğe konulacaktır.

2 Küresel düzeyde kanser yükünün ve kanser kontrolüne yönelik girişimlerin etkilerinin izlenmesi önemli derecede iyileştirilecektir.

3 Küresel düzeyde tütün tüketimi, şişmanlık ve alkol tüketimi önemli derecede azaltılacaktır.

4 HPV ve HBV virüslerinden etkilenen bölgelerde halk aşılama programları kapsamına alınacaktır.

5 Halkın kansere karşı olan yaklaşımları iyileştirilecek ve bu hastalık hakkında gerçek dışı efsaneler ve yanlış bilinenler düzeltilecektir.

6 Tarama, erken tanı programları ve kanserin erken belirtileri konusunda halkın bilinçlendirilmesi ile çok sayıda kanser türüne erken dönemde tanı konulacaktır.

7 Kanserde doğru teşhis, uygun tedaviler, destek bakım, rehabilitasyon hizmetleri ve palyatif bakıma erişim hakkı bütün hastalar için dünya genelinde iyileştirilecektir.

8 Etkin ağrı kontrolü, ağrı çeken tüm kanser hastaları için evrensel düzeyde erişilebilir olacaktır.

9 Kanser kontrolünde farklı alanlarda hizmet veren sağlık profesyonelleri için eğitim fırsatları önemli derecede artırılacaktır.

10 Kanser kontrolünde uzman sağlık elemanlarının görev yeri değiştirmesi önemli ölçüde azaltılacaktır.

11 Kanser hastalarının yaşam süresi tüm ülkelerde önemli derecede arttırılacaktır.

Yorum bırakın

ÜÇÜNCÜ ANKARA TIP BİYOKİMYA GÜNÜ

Bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen Ankara Tıp Biyokimya Günü’nde uzmanlık dernekleri bir araya gelerek faaliyet alanları ve çalışmalarını aktardılar.

Geleneksel hale gelen Ankara Tıp Biyokimya Günü’nün bu yıl 3.’sü, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası’nda gerçekleştirildi. Toplantıya Klinik Biyokimya Uzmanları Derneği, Moleküler Tıp Derneği, Türk Biyokimya Derneği, Türk Hematoloji Derneği, Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği başkan ve temsilcilerinin yanı sıra çeşitli üniversiteler ile eğitim araştırma hastanesi öğretim üyeleri ve klinik şefleri konuşmacı olarak katıldı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu toplantının açılış konuşmasını yaptı.

Dernek Başkanları Faaliyetlerini Anlattı
“Derneklerimiz” adı altında gerçekleştirilen panelde dernek başkanları faaliyet alanları ve çalışmaları hakkında bilgi verdi. Klinik Biyokimya Uzmanları Derneği Başkanı Prof. Dr. Necip İlhan, Moleküler Tıp Derneği Başkanı Prof. Dr. Turgay İsbir, Türk Biyokimya Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Doğan Yücel, Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan ve Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk katıldı.


Laboratuvar Yönetimi
Başkanlıklarını Prof. Dr. Levent Karaca ve Prof. Dr. Serenay Elgün’ün yaptığı ilk oturumda konuşmacı olarak kürsüye gelen Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Klinik Biyokimya Laboratuvar Şefi Doç. Dr. Metin Yıldırımkaya, “Laboratuvar Yönetimi” konulu bir sunum yaptı. Doç Dr. Yıldırımkaya sunumunda iyi bir laboratuvar yöneticisinin sahip olması gereken vasıfları anlatarak, iyi bir laboratuvar yöneticisinin stratejik plan yapma ve bu plan doğrultusunda belirlenen hedefe tutkuyla odaklanması gerektiğini ifade etti.
Doç. Dr. Yıldırımkaya “Yönetici şirketin hedeflerine ulaşabilmesi için çalışma arkadaşlarını tek bir vücut haline getirebilecek yeteneğe ve özelliğe sahip olmalıdır. Konusunda uzman olan ve personelinin eğitimine, gelişmesine önem vererek onların başarmalarına yürekten destek veren yöneticilerin bulunduğu kuruluşlar büyümektedir. Değişime açık, eleştirici olmaktan kaçınan, pozitif bir çalışma ortamı sağlayan, şaşılacak derecede personeline ve hizmet verdiği kişi ve kurumlara karşı yardım sever olan yöneticiler şirketlerini zirveye çıkarmaktadırlar” diye konuştu.
Laboratuvar yöneticisinin, laboratuvar için gerekli olan tüm düzenleyici ruhsat, sertifikasyon, akreditasyon ve denetim yapılandırmalarının düzenli bir şekilde temininden ve devamından sorumlu olduğunu ifade eden Yıldırımkaya “Bunun için yetkili birimler sağlık ve laboratuvar alanında aldığı yeni kararları yakından izlemelidir. Akreditasyon için gerekli donanım ve bilgiye sahip olarak personeli bu konuda yönlendirici olmalıdır. Laboratuvarın uyması gereken tüm yasal düzenlemelerin yerine getirilmesini sağlamalıdır” dedi.


“Biyokimya Acil Laboratuvarları Farklıdır”
“Biyokimya acil laboratuvarları farklıdır” başlıklı konuşmasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Erdinç Çakır, şunlara dikkat çekti: “Acil servislerdeki laboratuvarlar hastalara en hızlı ve doğru şekilde sonuç verebilmek için kurulmuşlardır. Bu amaca ulaşmak içinde bu laboratuvarlarda en az ve en kısa sürede acil servise başvuran hastalar arasından acil olarak kabul edilen kişilerin tanısı ve tedavilerinin erken dönemdeki takibinde yol gösterecek testlerin seçilmesi çok önemlidir. Laboratuvarda çalışılan test sayısı arttıkça sonuç verme süresi de uzamakta ve ivedi tanı konarak müdahale yapılması gecikmektedir. Bu da hayati öneme haiz durumlarda geç kalmalara sebebiyet vermektedir. Acil servis biyokimya laboratuvarında yapılacak tüm testlerin amacı klinik belirsizliği azaltmak olmalıdır. Bu klinik belirsizliği azaltmanın derecesi; test karakteristiklerine ve klinik duruma göre değişkenlik gösterir”


“Acil Hastalarında Neyin Olmadığı da Belirlenmeli”
Acil servis laboratuarlarında, normal poliklinik hastalarından farklı olarak ne olduğunun yanında ne olmadığının da belirlenmesinin önemini vurgulayan Doç. Dr. Çakır, “Dolayısıyla acil hastalarda test paneli iki yönlü olmaktadır. Bu da test seçimlerini etkilemektedir. Normal poliklinik hizmetlerinde; hastalar ve testler bekleyebilir, ertelenebilir veya günler hatta haftalar sonra sonuç verilebilir. Acil hizmetlerinde ise ne hasta bekler, ne de test bekler; ne ertelenebilir, ne de geciktirilebilir. Acil hizmetlerinde test seçimlerini etkileyen pratikteki gerçekler ise çok farklıdır: Başı kalabalık nöbetçi doktor, yorgun nöbetçi doktor, huysuz, hırçın veya tehlikeli hasta veya yakınları, adli sorun olabilecek durumlar ve sosyal endikasyonlar gibi bilimsel temellere dayanmayan ve teorik olarak da uygun olmayan bir takım faktörler acil istenen testleri etkilemektedir. Bu gibi durumlar acil laboratuvarların iş yükünü arttırmanın yanında maliyetleri de yükseltmektedir ancak, kaçınılmaz durumlardır” dedi.
Toplantıda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Spor Hekimliği Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Bülent İlkay, “Fiziksel aktivite ve sağlık” başlıklı konuşmasını yaptı.


Kolinesteraz İnhibitörleri ve Alzheimer Hastalığı
Toplantının ikinci bölümünde Marmara Ünv. Tıp Fak. Biyokimya Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Nesrin Kartal Özer, “Hiperkolesterolemi ile oluşan aterosklerozda rol alan sinyal ileti molekülleri” başlıklı konuşmasını yaptı. “Bitkisel kaynaklı kolinesteraz inhibitörleri” ile ilgili konuşma yapan Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan, “Kolinesterazlar, asetilkolin adlı nöromediyatörün asetik asit ve kolin’e hidroliz olmasını sağlayan enzim ailesi olup, “asetilkolinesteraz” (AChE) ve “bütirilkolinesteraz” (BChE) olmak üzere başlıca iki tipi mevcuttur. AChE enziminin inhibisyonu myastenia gravis, glokom, paraziter hastalıklar gibi pek çok hastalığa karşı tedavi stratejisi olarak kullanılmaktadır. AChE inhibisyonu, insektisit ilaçlar, sinir gazları ve antihelmentiklerin de etki mekanizmalarında yer almaktadır. Ancak, en popüler ve yaygın kullanılışı demansın en yaygın görülen tipi olan Alzheimer hastalığına (AH) karşıdır. AH, progresif yapıda bir nörodejeneratif hastalık olup, son yıllarda özellikle gelişmiş toplumlarda insidansı hızla yükselen ve dünyada ölüm sebepleri arasında 4. sıraya yükselmiş bir hastalıktır. Ancak, bu hastalık karşısında günümüzde ancak semptomatik tedavi mümkün olup, hastalığı durduracak veya geri çevirecek bir tedavi mevcut değildir. Şu anda, hastalığın tedavisinde en yaygın kullanılan ilaç sınıfı, AChE inhibitörleri olup, bunlar arasında sentetik ve bitkisel kökenli olan bileşikler bulunmaktadır. Tedavide ilk kullanılan AChE inhibitörü fizostigmin olup, bitkisel kökenli bir bileşiktir. Şu anda klinikte kullanılmamasına rağmen, daha sonraki kuşak kolinesteraz inhibitörlerine yapısal model teşkil etmesi açısından önemlidir. Daha sonra sentetik kökenli takrin, rivastigmin, donepezil gibi AChE inhibitörlerinden sonra tedaviye sunulan galantamin yine bitkisel kökenli bir bileşik olup, ilaç haline gelmiştir. Şu anda en son ve etkili AChE inhibitörü olarak, çok yakında ilaç haline gelmesi beklenen Huperzin A adlı bitkisel kökenli bileşik keşfedilmiştir” diye konuştu.

Farklı Sunumlar Yapıldı
İstanbul Ünv. Veteriner Fak. Zootekni Anabilim Dalı araştırma görevlisi Elif İlkay Taşkın Deney hayvanlarında kanser oluşturma modelleri, Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Biyokimya Laboratuvar Şefi Prof. Dr. Özcan Erel, “Oksidan ve antioksidan düzenin ölçümünde yeni kolay uygulanabilir testler ve açık araştırma alanları”, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyopatoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Nuray Yazıhan, “Apopitozis ve sitotoksisite testleri” ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı uzmanlarından Dr. Klara Dalva Akan, “Akan hücre ölçeri uygulama alanları” konularında birer sunum yaptılar.

1 Yorum

BU KONGREDE HASTALAR BAŞROLDE

Her yıl 12 milyon kişinin Kansere yakalanması ile ilgili mücadele verildiğini belirten Prof. Dr. Tezer Kutluk, bu savaş, mağdurun yani başrol oyuncusunun üzerine kurgulandığını ancak, başrol oyuncusunun filmde yer almadığını söyledi. Tüm kanserlerin yüzde 43 oranında engellenebileceğine dikkati çeken Kutluk, hastalığın önlenmesi konusunda vatandaşların sahip olduğu bilgileri davranış değişikliğine dönüştürmesi gerektiğini belirtti.

5. Ulusal Kanserli Hastalar Kongresi, Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği tarafından Uluslararası Kanser Savaş Örgütü’nün (UICC) işbirliği ile yapıldı. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısına Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, Avrupa Kanser Cemiyetleri Direktörü Wendy Yared, Uluslararası Kanser Savaş Örgütü Başkanı Prof. Dr. David Hill ve Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği(TKASKD) Genel Sekreteri Prof. Dr. Şuayib Yalçın katıldı. Kongre, Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği, hasta ve hasta yakınlarının, hekim ve hemşirelerin ve diğer sağlık çalışanları ve uluslararası örgüt temsilcilerinin katılımlarıyla gerçekleştirildi.

“Kanser Savaşında Hastalar Başrolde”
Kanser ile ilgili yapılan toplantılarda her yıl 12 milyon kişinin bu hastalığa yakalanması ile ilgili mücadele verildiğini belirten Prof. Dr. Kutluk, bu savaş içerisinde mağdurun yani başrol oyuncusunun üzerine kurgulandığını ancak, başrol oyuncusunun filmde yer almadığını söyledi. Kanser savaşında hastaların başrolde yer aldığını ifade eden Prof. Dr. Kutluk şunları söyledi: “Kanser 5 yıl sonra dünyada bir numaralı ölüm nedeni olacak. Tütün, kanserlerin yüzde 30’undan sorumlu. Türkiye’de kansere bağlı ölümlerin erkeklerde yüzde 40’ının, kadınlarda ise yüzde 8’inin akciğer kanseri nedeniyle meydana geldiği biliniyor. Yemek borusu, bronş ve akciğer kanserlerinin yüzde 71’inin, gırtlak kanserlerinin yüzde 59’unun, üst solunum ya da sindirim yolları kanserlerinin yüzde 59’unun, idrar torbası kanserlerinin yüzde 27’sinin sebebinin tütün kullanımı olduğu kanıtlandı. 2030 yılında her sene dünyada 26 milyon kanser vakası görülecek. 17 milyon kişi kansere bağlı olarak hayatını kaybedecek. “

Psikososyal Destek
Türkiye’de psikososyal etkinlik anlamında eksiklikler olduğunu dile getiren Prof. Dr. Kutluk, bu eksikliğin giderilmesinde tüm tarafların bu kongrede bilinçlendirildiğini, kanser hastalarının hizmete ulaşımı ile bireysel anlamda destek sağlanması gerektiğini kaydetti.


“Siz Ailenizi Kanserden Yüzde 43 Korumak İstiyor Musunuz?”
“Siz, ailenizi kanserden yüzde 43 korumak istiyor musunuz?” sorusunu vurgulayan Prof. Dr. Kutluk, tüm kanserlerin yüzde 43’nün önlenebilir olduğuna dikkat çekti. Obezite ve fiziksel aktivite konusunda ise farkındalık düzeyinin oldukça geri olduğunu belirten Prof. Dr. Kutluk, “Hala kişi başına 18 gram tuz tüketen bir ülkeyiz. Bu da mide kanserine rastlanma oranını yükseltiyor. Buna rağmen tuzluk sallamaya devam ediyoruz. Tuzluk sallamayın diyoruz. Haftada üç defa fiziksel aktivite yapmak gerek. Fiziksel aktivite yapmanın yolu pahalı spor salonlarından geçmiyor. Hava kötüyse evde kalmak istiyorsanız, ister yarım saat dans edin, ister folklor oynayın ya da evin camlarını silin” bilgisini verdi.

“Her Yıl 200 Bin Kişi Kansere Yakalanıyor”
Türkiye’de her yıl 200 bin kişinin kansere yakalandığını belirten Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği(TKASKD) Genel Sekreteri Prof. Dr. Şuayib Yalçın, sık görülen kanser türlerini şu şekilde sıraladı: “Erkeklerde sırasıyla akciğer, mide, mesane(idrar torbası), kalın barsak, gırtlak ve prostat, kadınlarda ise meme, bağırsak, mide, yumurtalık ve akciğer kanserleri sık görülmektedir. Dünyada her yıl yarım milyon kadının rahim ağzı kanserine yakalandığını her iki dakikada bir kadının bu yüzden hayatını kaybettiği bildirilmektedir.”


“Türkiye’de Tütün Kullanım Oranı: Erkeklerde Yüzde 54, Kadınlarda Yüzde 20”
Kanserle mücadelede işbirliğinin şart olduğunu vurgulayan Dünya Kanser Örgütü (UICC) Başkanı Prof. Dr. David Hill, yaptıkları araştırmada Türkiye’de tütün kullanım oranının erkeklerde yüzde 54, kadınlarda yüzde 20 olduğunu ve en fazla 30–44 yaşları arasında tüketildiğinin ortaya çıktığını bildirdi. Prof. Dr. Hill tüm kanserlerin yüzde 43’ünden korunmanın mümkün olduğunu belirterek, tütün ve tütün mamullerinin kullanılmamasını, sağlıklı ve düzenli beslenilmesini ve fiziksel aktivite yapılmasını önerdi.

Avrupa Kansere Karşı Haftası
Avrupa’da kanserle mücadele konusunda devlet kurumlarının temsilcilerinin, hasta yakınlarının ve hastaların katılımıyla ”Avrupa Kanser İnisiyatifi” oluşturulmasının planlandığını belirten Avrupa Kanser Cemiyetleri Direktörü Wendy Yared , AB Komisyonu’nun, Avrupa Kanser Ligi’nden kanserden korunma, kanser araştırmaları, sağlık ve bakım ile bilgilendirme konularından birini yönetmesini istediğini söyledi. Avrupa Kanser Ligi’nin kanserden korunma programını yürütmeyi tercih ettiğini kaydeden Yared, 2011’den itibaren Mayıs ayının son haftasının, “Avrupa Kansere Karşı Haftası” olarak kabul edileceğini ve çeşitli etkinlikler yapılacağını açıkladı.

Kanserde Ağrı ve Morfin Kullanımı
Bir gazetecinin, morfin kullanım oranları ile ilgili sorusu üzerine, Prof. Dr. Hill, kanserde ağrının en önemli tedavi ilacı olan narkotik ilaçların değişik nedenlerle kullanılamadığını dile getirdi. Dünyada afyon ve morfinin kanunsuz kullanımı nedeniyle tıbbi kullanımı konusunda sıkıntılar yaşandığına dikkat çeken Pof. Dr. Hill, bunların kanunsuz kullanımının engellenmesi, tıbbi kullanımının önünün açılması için uluslararası anlaşmalar yapılması yönünde çabalar olduğunu kaydetti.


“Psikolojik Destek Hastaların Tedavi Sürecinde Çok Önemli”
Kanserli hastalara verilecek psikolojik desteğin hastaların tedavi sürecinde çok önemli rol oynadığını belirten TKASKD Hasta Destek Grubu üyesi Emrah Ertüzün, kanserli hastaların hasta olduklarını öğrendiklerinde bunu kimseyle paylaşmak istemediklerinin gözlemlendiğini söyledi. “Hastaların gerek ailesi gerekse sosyal çevresi tarafından hem duygusal destek hem de hastane işlemleri gibi konularda yardımcı olunması gerekmektedir “diyen Ertüzün, “Anne, baba, eş, kardeş ya da arkadaş tarafından verilecek moral ve destek tedaviyi yapan hekimin yanı sıra profesyonel uzmanlarca da verilebilir. Profesyonel desteğe ihtiyaç duyan hasta, merkezde uygun birimin olması halinde buradan ya da imkanları ölçüsünde özel kurumlarda hizmet veren bir hekimden destek alabilir. Uzman hekimin gerek görmesi halinde ilaç tedavisi de uygulanabilir. Bu tür imkânlara sahip olmayan hastalar da hekimlerine her türlü soruyu sorabilmeli, iç huzursuzluğunu çekinmeden anlatabilmeli ve hekimiyle birlikte ortak bir çıkış yolu bulmalıdır. Çünkü paylaşmanın psikolojik stresi azaltacağı unutulmamalıdır. Moralin kanseri yenmede tıbbi tedaviye doğrudan bir etkisi olmadığı, ancak hastanın yaşama tutunmasında çok önemli bir yer tuttuğu unutulmamalıdır” dedi.

“Karaciğer, Pankreas ve Akciğer Kanserlerinde Yüz Güldürücü Sonuçlar Henüz Yok”
Kanser Tedavilerinde teknolojinin yerinede değinen Prof. Kutluk, radyoterapi cihazlarının, görüntüleme cihazlarının, CT ve MR teknolojisinin çok geliştiğini, kemoterapik ilaçlarda ilerlemeler kaydedildiğini belirtti. Prof. Kutluk, “Moleküler yöntemler değiştikçe hedeflenmiş tedaviler dediğimiz hedefe yönelik tedaviler, laboratuarlarda geliştirilen ilaçlar artık kanser tedavisinde kullanılır hale gelmeye başladı. Bugün hala sayıları çok değil ama bunun kullanılıyor olması önemli. Gelecekte daha çok kullanılacak. CT, MR teknolojisi, görüntüleme teknolojisi çok ilerledi. Girişimsel radyoloji çok ilerledi, destek tedavileri çok ilerledi. Teknoloji tıp uygulamasını değiştiriyor buda güzel bir şey. 1940’lara 50’lere giderseniz, kanserde iyileşme oranı yüzde 40’larda, şuan ise yüzde 66’larda. Yüzde 66 iç karartıcı olmasın. Bir çok kanser türüne baktığınız zaman yüzde 66 gibi görünen rakam aslında meme kanserinde yüzde 90, testis kanserinde yüzde 100’lere, prostatta yüzde 100’lere çıkıveriyor. Karaciğer, pankreas, akciğer kanserlerinde çok yüz güldürücü sonuçlar henüz yok. Çocuk kanserlerinde yüzde 80’lere ulaştı tedavi başarı oranı. Hala çok sayıda görülüyor, çok öldürüyor. Ama akıllı olup korunmayı, erken teşhisi, taramayı, etkin tedaviyi, rehabilitasyonu düzgün kullanırsak kanseri yok etmek içten bile değil” şeklinde konuştu.

Kongreye bu yıl yurt içi ve yurt dışından yaklaşık 500 kişi katıldı. Kongrede, “Kanser tedavisindeki son gelişmeler”, “Kanserden korunma” ”Kanser hakkında genel bilgiler”, ”Kanserde kök hücre Uygulamaları”, ”Alternatif tedaviler”, ”Kök hücre tedavileri”, ”Tütün mücadelesinde son durum” ve ”Kanserle beslenme” gibi konular ele alındı.

Yorum bırakın