Archive for category Romatoloji

“FİZİK TEDAVİ İLE ROMATOLOJİ KARIŞTIRILMAMALI”

Romatoloji Araştırma ve Eğitim Derneği(RAED) Başkanı Prof. Dr. Hasan Yazıcı, “Ülkemizde Romatolog sayısı 200’e ulaştı ama bu sayı yeterli değil. Uygar batıda fizik tedavicilerin romatoloji yapması kalmadı ” dedi.
5. Türk-Yunan Romatoloji Günleri ve 12. Ulusal Romatoloji Kongresi, Antalya’da yapıldı. Romatoloji Günleri etkinliğine 80’i Türk, 35’i Yunanistan’dan olmak üzere toplam 115 uzman katılırken 12. Ulusal Romataloji Kongresi’ne de 21’i yabancı konuşmacı olmak üzere 500 hekim katılıdı. Kongreye ilişkin Cornelia Diamond Hotel’de düzenlenen basın toplantısında konuşan Romatoloji Araştırmaları ve Eğitim Derneği (RAED) Başkanı Prof. Dr. Hasan Yazıcı, romatoloji hastalıklarına doğru tanı ve tedavinin konulması, uygun ilaç tedavisinin belirlenebilmesi için iç hastalıkları uzmanlığının gerekli olduğunu vurguladı. Romatolojinin, iç hastalıklarının bir yan dalı olduğunu belirten Yazıcı, romatolojik hastalıklara fizik tedavi uzmanlarının da baktığını anlattı. Yazıcı, “Fizik tedavi uzmanları, romatoloji uzmanlarının denetiminde bakmalıdır” dedi.
“Fizik Tedavi ile Romatoloji Ayrılmalı”
Yazıcı, romatolojik hastalıkların tedavisinde her geçen gün daha fazla kullanılan biyolojik ilaçları etkili ve güvenli kullanabilmek için çok iyi bir iç hastalıklar bilgi ve becerisi olması gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi: “Bu nedenle ilgili uzmanlık ve yan dal yönetmelikleri hazırlanırken ülke sağlığı için yaşamsal olan bu nokta, halen baskın olan kariyerist etkiler sonucu göz ardı edilmemelidir. Behçet hastalığı ana tema olacak. Bu hastalıkta ilaç tedavileri çok önemli. Oldukça pahalı olan biyolojik ilaçlar var. Yıllık kullanımı kişi başı 35 bin Türk lirası civarında baya pahalı ilaçlar. Bunların yan etkileri de olabiliyor. Dahiliye hastalıklarını iyi bilmemiz gerekir. İç hastalıklara bağlı bir disiplin olması çok gerekli.
Ülkemizde halen Avrupa’dan farklı olarak fizik tedavici arkadaşlarda yeni yönetmeliklerle romatolojiye katılıyorlar. Bizim ülkemizde asimetriler var. Ekonomik bakımdan 17. olan ülkenin üniversitesinin 380. olması çok ciddi bir asimetridir. Onun paraleli burada da var. Uygar batıda fizik tedavicilerin romatoloji yapması kalmadı. Çok ciddi iç hastalıklar bilgisi gerekiyor, bizimde artık bilmemiz gerekiyor. İyi fizik tedavici iyi bir romatolog olabilir ama, eğitimlerinin iyi olması gerekir.”

” Önce Yetiştir Sonra Üniversiteyi Aç “
‘Türkiye’de yeterli sayıda romatolog var mı?’ sorusuna Yazıcı, “Şimdi Türkiye’de sayı 200’e geldi. Yeterli değil ama bundan 20- 30 yıl önceye göre çok daha iyi. Bunun yeterli olmaması bunu fizik tedavici yapar anlamına gelmiyor. Romatologların yardımıyla fizik tedavicilerde yapabilirler. Her ülkede bu var, az çok. Yeni bir branş. Beraber romatologların her üniversitede bölümü var. Orada eğitimleri alsınlar. Çok geride kalıyoruz. Önce yetiştir sonra üniversiteyi aç. Yoksa araştırma çok az çıkıyor” diye cevap verdi.

“Bu İş Politikayla Olmamalıdır”
‘Uzmanlıklar politik olarak mı algılanıyor bu politika fizik tedaviciler lehine mi işliyor?’ sorusuna ise Yazıcı, “Fizik tedavicilerin sayıları bizden çok daha fazla. Birkaç bin kişi ile birkaç yüz kişinin politik açıdan yapacağı baskı farklı olur. Bu gelenekleri bozmak çok zor.. Biz daha yeni birkaç yüz olunca sesimizi duyurmaya başladık. Sadece bilgi, beceri olmalı, bu iş politikayla yapılmamalıdır. Ama bu sorunlar düzgün dile getirilemiyor” yanıtını verdi.
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülen Hatemi de aynı soru üzerine, “Yan dal yapmak için talep var. Bugüne kadar açılan hiçbir romatolog kadroları boş kalmadı” dedi.
Türkiye, Behçet Hastalığının En Sık Görüldüğü Ülkelerden
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülen Hatemi, Behçet hastalığının en sık görüldüğü bölgelerin İpek Yolu üzerinde olduğu için “İpek Yolu” hastalığı olarak da anıldığını belirtti. Hatemi, “Türkiye, hastalığın en sık görüldüğü ülkelerin başında geliyor, farklı saha çalışmalarında toplumda sıklığı 100 bin kişide 20 ila 420 hasta olarak bulunmuştur. Hastalık erkek ve kadınları benzer sıklıkta etkiler ancak hastalığın seyri genç erkeklerde belirgin olarak daha ağırdır” dedi.
“Yoksa Yanlış Verilen İlaçlar Yanlış Sonuçlara Yol Açabilir”
RAED Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Sebahattin Yurdakul da, “İç hastalık uzmanı olmayan bir insanın, kalp tahlilleri yapması, tanı koyması, ameliyat yapması bir sanattır. Diğer konudaki bu işleri eğitimi olmayan arkadaşlar yapamaz. Mutlaka iç hastalıkları uzmanının hastalık tanı kriterleri, hasta konusunda bilgisi olması gerekir. Yoksa yanlış verilen ilaçlar yanlış sonuçlara yol açabilir” diye konuştu. 
“Aile Hekimi Sadece Reçete Yazmaz”
‘Aile hekimleri arasında romatologların bulunmasında performans sisteminin katkısı oldu mu?’ şeklindeki soruyu ise Yazıcı, şöyle yanıtladı: “Dahiliye zor bir iş. Dahiliyecilik sanıldığı gibi her işi yapmaz. Aile hekimliği 2 ya da 6 ayda düzelmez. Dahiliyeciliği aile hekimliğinde kullanmak yanlış. 10 sene 20 sene sonrası için yanlış bir şey. Aile hekimi sadece reçete yazmaz. İcabında doğum yaptırır, gerektiği yerde ameliyatta yaparlar. 2 ayda veya 5 ayda kurs ile aile hekimi geldi, olmaz. Çok büyük yanlışlar var. Hekim reçete yazan bir insan değildir. Gerçek aile hekimliği önemlidir. Halka hizmet götürürken çok dürüst hizmet götürmek gerekir.

“Batıdaki Performans İle Bizdeki Tamamen Ayrı”
Performansa göre demek ne demek. 10 yıldan beri performansa bağlı sistem konuşuluyor. Bu sistemi geliş tehlikesi de var. Çünkü doktorlar komplike vakalar almamaya başlıyorlar. Başarısız olduğu her hastada çünkü performansı düşecek. Bizimki performans falan değil. Bizim yaptığımız şimdiye kadar ölçmediğimiz kalemleri zaten ölçmüyorduk. Kaç işlem yapıldı, bu bilinmiyordu. Batının terk etmek istediği sistemi oturtmaya çalışıyoruz. Performans deyince sayım yapıyoruz. İngiltere’deki değil. Batıdaki performans ile bizdeki tamamen ayrıdır.”
“Performans Sistemi Doktoru Anonimleştiriyor”
RAED Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Hamuryudan ise, “Performans sistemi; farklılıkları ortadan kaldıran, doktorları anonimleştiren, gelişmeleri engelleyen bir sistem. Doktor asistanla aynı işi yapıyorum diyor, farklı olmak istemiyor. Tamamen doktoru anonimleştiren duraklatan bir sistem” dedi.
Reklamlar

Yorum bırakın

“FMF” HASTALARI “APANDİSİT” TEŞHİSİYLE AMELİYAT EDİLMESİN

“FMF hastaları, karın ağrısı ve ateş atakları ile acile başvurduğunda, ataklar ”apandisit” ile karışabiliyor” diyen İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melike Melikoğlu, “Tekrarlayan karın ağrısı ve ateş atakları olan çocuklarda, özellikle de ailede başka FMF hastası varsa tanının FMF olma olasılığı yüksektir” dedi.

Karın, göğüs ağrısı ve ateşle ortaya çıkan Ailesel Akdeniz Ateşi(FMF) hastalığı, benzer bulgular gösteren apandisit ile karıştırabiliyor. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melike Melikoğlu, gereksiz apandisit ameliyatı yapılmaması ve doğru tanı ile tedavinin yapılabilmesi için “aile öyküsünün” mutlaka sorulması gerektiği uyarısında bulundu. 5. Türk-Yunan Romatoloji Günleri ve 12. Ulusal Romatoloji Kongresi’nde konuya dikkat çeken Prof. Dr. Melikoğlu, Ailesel Akdeniz Ateşi’nin, Türkiye’de, İsrail’de, Ermenistan’da, Kuzey Afrika ve Arap ülkelerinde sık görülen bir hastalık olduğunu söyledi.
Hastalığın, aniden başladığını, karın ağrısı, göğüs ağrısı ve ateş atakları ile seyrettiğini anlatan Prof. Dr. Melikoğlu, “Bu ataklar genellikle 3 ila 10 gün sürüyor ve kendiliğinden geçiyor. Ataklar çoğunlukla birkaç ayda bir, bazı hastalarda ise ayda birkaç kez ortaya çıkıyor” dedi.

“FMF Hastası, Apandisit Operasyonu Geçirmektedir”
FMF tanısı için birinci basamak hekimlerin de çok dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Melikoğlu, “Tekrarlayan karın ağrısı ve ateş atakları olan çocuklarda, özellikle de ailede başka FMF hastası varsa tanının FMF olma olasılığı yüksektir. FMF hastaları, karın ağrısı ve ateş atakları ile acile başvurduğunda, ataklar ”apandisit” ile karışabiliyor. Bu nedenle birçok ailesel Akdeniz ateşi hastası çocukluklarında, apandisit operasyonu geçirmektedir” dedi.
FMF tanısından emin olunamayan olgularda ilaca başlanması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Melikoğlu, tedaviye yanıtın değerlendirilmesi ve bu yolla tanı konulması gerektiğini söyledi.

“Tedavi Edilmezse Diyaliz Gerektiren Böbrek Yetersizliğine Yol Açabilir”
FMF’de eklem tutulumunun, genellikle ayak bilekleri ve dizleri etkileyen, üzeri kırmızı, ağrılı şişlikler şeklinde olduğunu belirten Prof. Dr. Melikoğlu, diğer birçok iltihaplı romatizmanın aksine, FMF’de eklem tutulumunun kalıcı hasar bırakmadığını vurguladı. Prof. Dr. Melikoğlu, hastalığın tedavi edilmediğinde çeşitli komplikasyonlara yol açabileceğini ifade ederek, şunları kaydetti: “Bu durumda ortaya çıkan en önemli komplikasyon, böbreklerde ve diğer organlarda amiloid birikimi ile seyreden amiloidozdur. Bu durum ileri aşamalarda diyaliz gerektiren böbrek yetersizliğine yol açabilir Amiloidozu önleyebilmek için FMF hastalarının ilaçlarını düzenli olarak kullanması gerekir. Tanı konulmasındaki gecikme veya hastanın atak dışı dönemlerde kendini iyi hissetmesi nedeniyle ilacın kullanılmaması amiloidoz ile sonuçlanabilir.”

Yorum bırakın

“HER AĞRIDA MR’A BAŞVURULMASI GEREKSİZ”

Hastaların bel ağrısı şikayetiyle geldiğinde hemen MR’a yönlendirmenin yanlış olduğu uyarısında bulunan Hacettepe Üniversitesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Ertenli, iltihaplı bel romatizmasının mekanik bel ağrılarından ayrılmasında hastanın şikayetlerini iyi dinlenmesi ve ağrının 3 aydan fazla sürmesine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

Uzmanlar, bel ağrısı şikayetiyle gelen hastaların beyin cerrahi uzmanlarına yönlendirilmesinin hatalı olduğunu vurgulanarak bu durumun Ankilozan spondilitin habercisi olabileceğine dikkat çekiliyor. Muayeneler sırasında gözden kaçan tanı yöntemleri Ankilozan spondilit teşhisi konularak, erken tedavinin önemine dikkat çekiliyor.

Mekanik Bel Problemleri ile Romatizma Karıştırılmamalı
İnsanların yüzde 80’inin yaşamlarının bir döneminde bel ağrısıyla karşılaştığını, ancak bunların yüzde 90’nın omurganın yanlış kullanılmasından kaynaklandığını dile getiren Hacettepe Üniversitesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Ertenli, “Sinsi başlangıçlı olan, şiddeti azalıp artabilen, bazen bir kalçaya bazen diğerine vurabilen, istirahat ile artıp hareketle azalan ve sabah tutukluğunun eşlik ettiği bir ağrı iltihaplı omurga romatizmasını düşündürmelidir. Ters bir hareket sonucu ortaya çıkmayan ve 3 aydan fazla süren bel ağrısı, Ankilozan spondilit olabiliyor. Ters bir harekete bağlı ortaya çıkabilen “mekanik” bel ağrısı, hareket ettikçe artıyor, yatarak dinlenildiğinde ise geçiyor. Mekanik bel problemleri genellikle bir hafta 10 gün içerisinde kendiliğinden geçiyor. Bunlara, ağır yük kaldırma, uzanma, diz çökmeden bel bölgesinden eğilerek yerden bir şey almaya çalışma, ağır bir yükü itme-çekme, yanlış yatış pozisyonu gibi omurga için ters hareketler yol açabiliyor” diye konuştu.

“Her Ağrıda, MR’a Başvurulması Gereksiz”
İklim özelliklerinin hastalığın ortaya çıkışında etkili olmadığını belirten Prof. Dr. Ertenli şunları söyledi: “Ancak ağrının hissedilmesinde bir etken olabilir. Bazı hastalarda nemli havalar, ağrıların daha çok hissedilmesine neden olabiliyor. Her ağrıda, MR (Magnetik Rezonans)’a başvurulması gereksiz.
Hastanın Tanısı Konmadan Şikayetlerini Dikkatli Dinlemek Gerekiyor
Ankilozan spondilitte, ağrının dinlenme sonrasında arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Prof. Dr. Ertenli, “Sabah uyanıldığında hissedilen şiddetli ağrının yürüdükçe azalmasının ve özellikle gece uykudan uyandıran ağrıların ihmal edilmemesi gerekiyor. Hastalık omurgayı eğiyor ve hareket etmesini engelliyor. Bu hastalar, omurgalarını oynatamadıkları için sağlıklı bireyler gibi serbest hareket edemezler. Omurga eğildiği için aşırı kambur dururlar, sırtlarını doğrultamazlar. Bu nedenle hastaların şikayetlerini iyi dinlemek ve tanısını koyarken dikkatli olmak gerekiyor” dedi.
“Her 200 Kişiden Birinde Ankilozan spondilit Görülüyor”
Hastalığın “genç hastalığı” olduğunu ve genellikle 20-40 yaşları arasında sık karşılaşıldığını belirten Prof. Dr. Ertenli, her 200 kişiden birinde iltihaplı bel romatizması görüldüğünü, biyolojik yapısından ötürü erkeklerin bu hastalığa yatkınlığının kadınlardan 4 kat daha fazla olduğunu söyledi.

Erken Teşhis ile Omurgada Oluşabilecek Kalıcı Hasar Önlenebilir
Prof. Dr. Ertenli, hastalıktan korunmak için çok fazla bir şey yapılamayacağını ancak erken teşhis sayesinde etkili tedavi olanaklarıyla omurgada oluşabilecek kalıcı hasarın önlenebildiğini kaydetti. Erken teşhis ve tedavi yapılmadığında, omurganın tamamen hareketsiz hale geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Ertenli, hastalığın temel tedavisinin ilaçla yapıldığını, bunun egzersiz ile desteklendiğini söyledi. Prof. Dr. Ertenli, ilaç tedavisinin ömür boyu sürdüğünü, dönem içinde dozunun azalıp artabildiğini ifade etti.

“Yaşlılarda Bel Ağrısı Kanser Habercisi Olabilir”
Yaşlılarda görülebilen bel ağrısının da kesinlikle ihmal edilmemesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Ertenli, kemiklerde hissedilen ağrıların bazı kanser hastalıklarının habercisi olabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Ertenli, 65-70 yaş üstündekilerde osteoporoz ve kemik erimesine bağlı kırıklar olabileceğini belirterek, “Kan hücrelerinden kaynaklanan bir tür kanserin ya da diğer kanser türlerinin omurgaya yayılmış hali olabilir. Ateş, halsizlik, kilo kaybı, geçmeyen ağrı ve kan değerlerinin yüksek çıkması incelenmeli. Kanser hastalarının bu tür belirtilere karşı çok daha hassas olması gerekiyor” dedi.

Yorum bırakın

ROMATOLOJİ HASTALARINA NEDEN “İLAÇ ONAMI” İMZALATILIYOR?

Romatoloji hastalarına ilaçlarını alırken “kanser, lösemi, lenfoma” olabilir diye onam kağıdı imzalatıldığını belirten Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim dalı Başkanı Doç. Dr. Ahmet Mesut Onat: “Neden sadece Romatoloji hastalarına bu onam imzalatılıyor ve eczaneye teslim ediliyor. Ayrıca kronik olan bu hastalık için neden 3 ayda bir sakat insanların tekrar rapor alma zorunluluğu var. Bunlara anlam veremiyorum. Bu durumu hem o alanda uzmanlaşmış hekim hem de hasta yakını olarak merak ediyorum” dedi.

Ankilozan spondilit, hastalığı bel veya kalça ağrısıyla, diz ayak bileğinin şişliğiyle belirti veriyor. Hastanın hikayesi laboratuar testleriyle destekliyorsa ayrıca, aile hikayesi ve sedef ile bulgu veriyor. Hasta sıklıkla bel ağrısı şikayetiyle geliyor. Romatoid artirtte ise, hasta eklemlerindeki şişlikler ve eklem ağrısıyla geliyor. Hasar yıllarca ağrıyla ve eklemleri çürüterek devam ediyor. Her hasta illa çok şikayetle belirti vermiyor. Romatoloji alanında önemli yer tutan Romatid artrit ve ankilozan spondilit hastalarının yaşadığı zorlukları hem o alanda uzmanlaşmış hekim hem de hasta yakını olarak anlatan Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim dalı Başkanı Doç. Dr. Ahmet Mesut Onat, şunları kaydetti: “Etkin ilaçların kullanımına karşı Sağlık Bakanlığının yaptığı değişiklerle birlikte zorluklar yaşanmaya başlandı. Eşim, ankilozan spondilit hastası ve TNF inhibitörü kullanıyor. SUT’ta yapılan düzenleme sonucu, eşime ilaç veremez duruma geldim. Eşimin tanısında ve tedavisinde sıkıntı yok ancak, tedavi gördüğü tek ilaçta TNF inhibitörleri ve şu an ki prosedürleri zorlaştırıldı. Bu değişiklikle hastaların yüzde 10’unun ilaca ulaşması zorlaşacak. 3 ayda bir sakat insanların rapor yenilemesi neden gerekiyor. Hasta birçok onam imzalamak zorunda bırakılıyor. Madem ilaçların kullanımında onam gerekiyor o zaman kilo verdirici ilaçlara da karaciğer yetmezliğine yol açar diye onam getirilsin. Sadece bizim ilaçlarımızda onam formu neden eczacıya veriliyor. Hastalar “kanser, lösemi, lenfoma olabilir” diye onama imza atıyor. Eşimden dolayı çok muzdaripim ve nasıl çözüm bulacağımı bilemiyorum.”

Sessiz Hırsız
Romatoid artirt ve ankilozan spondilit hastalıklarında en büyük sorunun hastaların romatolojiye geç gelmeleri ve geç tanı konması olduğunu kaydeden Doç. Dr. Onat, “Bu hastalık aslında sessiz hırsız gibi. Ankilozan spondilit özellikle tedavi edilmediğinde ciddi iş gücü kaybına ve genç erkeklerde sakatlığa yol açar. İlk iki yılda tedaviyi kaçırdığınızda, aynı ilaçları kullansanız da aynı etkiyi göremiyorsunuz. Hastanın bu iki yılı kaçırmaması gerekiyor” dedi.

“Hastaların Yüzde 15’i Romatizması Varken Bel Fıtığı Ameliyatı Oluyor”
Dünyada ve Türkiye’de sağlık sistemlerine göre değişen oranlarda hastanın hekime ulaştığını dile getiren Doç. Dr. Onat, “İngiltere’de aile hekimliği uygulamasından dolayı İngiliz hekimler hastaların tanısının konmasının geciktiğinden şikayet ediyor. Ankilozan spondilit’te gecikme dünya’da 7 ila 10 yıl civarında görülüyor. Ülkemizde de nu oran geçerli. Yakın zamanda yaptığımız bir çalışma sonucunda hastaların yanlış yere bel fıtığı ameliyatı olduğu ortaya çıktı. Hastaların yüzde 15’i romatizması varken bel fıtığı ameliyatı oluyor” diye konuştu.

Erken Artrit Çalışması
Erken Artrit Çalışmasını başlattıklarının bilgisini veren Doç. Dr. Onat, “Türkiye’de yapılmayan bir şey var. Aile hekimliği uygulamasına geçiyoruz. Ancak Romatoloji Bilimdalı ve eğitimi halen birçok üniversitede yok. Dolayısıyla hekimlerin yüzde 50’si romatoloji eğitimi almadan mezun oluyor. Türkiye’de toplam 170 romatolog var. Aile hekimlerini belli periyot içerisinde romatoid artrit ve ankilozan spondilit hakkında eğitim vermeye başlayacağız. Hastalığın erken tanısının konması için bu çalışmaya başladık. Yaklaşık 500 aile hekimine ücretsiz eğitim vereceğiz. Devamında hastaları aile hekimleriyle birlikte değerlendirme imkanı da olacak. Gaziantep, Kilis ve Adıyaman’da yaklaşık 2-2,5 milyonluk bir nüfusa hitap eden aile hekimlerine, hastaları gösterip, hastayı muayene ettirip, romatizmal hastalıkları anlatacağız. Hekim bize hastayı gönderdikten sonra hastanın durumunu kendisine ileteceğiz. Böylece aile hekimlerinin bilgisi ve motivasyonu artacak. Hastaların geç tanı almasını önlemeyi hedefliyoruz. Böylece maliyetleri de düşürüyoruz” dedi.

“Hastaların 5’te Biri Tanı Alıyor”
Gaziantep’te 1,5 milyon nüfusta, beklenen romatoid artrid sayısının 25 bin olduğunu belirten Doç. Dr. Onat şunları kaydetti: “Gaziantep Üniversitesi’nde 7 yıldır Romatoloji Bölümü var ve ilimizde son 2 yılda 4 romatoloji uzmanı olduk. Bize gelen toplam hasta sayısı 5 bin. Yani hastaların 5’te biri tanı alıyor. Tanı almayan hastalar ağrı kesici alarak geçiştirilen ağrılar sonunda hastalar sakat kalabiliyor. Sakatlık demek maliyet demek. Hastalar erken tanı alıp tedavi edilirse, maliyette düşer hasta oranı ve refakatçi oranı da.”

“Toplumda yüzde 1 oranında görülüyor”
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Bünyamin Kısacık ise, şunları kaydetti: “Bilim dalımızda hem uluslararası ilaç çalışmalarına katılım hem kendi ürettiğimiz hayvan deneyleri hem de hasta üzerinde yapılan çalışmalar bakımında çok zengin durumda. Romatoloji hastalıkları toplumda yüzde 1 oranında görülüyor. Bölgemizde saha çalışması planlıyoruz. Bu çalışma sonrası daha net rakamlar elde edeceğiz. Mesela ayak bilekleri ağrıyan bir hasta 7 tane hekim değiştiriyor ve bu hastaya farklı tanılar konuyor. Bize 2,5 ay sonra gelen hasta, çalışamaz hale geliyor ve işten kovuluyor. Biz tedavisine başladık, şimdi daha rahat yürüyebiliyor. İşte hastalara gereksiz ilaç ve cerrahi müdahalelerin önüne geçebilmek için birinci basamak sağlık kuruluşlarının bu konuya hakim olmaları gerekiyor.”

“Anti TNF’lerin Avantajı Çok Hızlı Etki Etmeleri”
Biyolojik ajanların, hastalığın temelinde yatan bazı ajanlara yönelik ilaçlar olduğunu ve bunların başında anti TNF’lerin geldiğini söyleyen Doç. Dr. Kısacık, “Ankilozan spondilit ve romatoit artirt hastalarında eklem sıvısında anti TNF’ler gibi bazı maddelerin arttığı görülüyor. TNF bu hastalıkta kullanılabilir. Hastaya ilacı veriyorsunuz hasta bundan fayda görüyor. Çok hızlı cevap oluyor. Avantajları çok hızlı etki etmeleri, daha önce konuşulmayan remisyonunun daha öne çıkmasını sağlamasıdır. Ancak ilaç maliyetleri çok fazla arttırdı” diye konuştu.

Romatoloji Bölümü’nden Örnek Proje: Romatoloji Ormanı
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Bilimdalı “Her Hastaya Bir Fidan, Her Fidanda Bir Yaşam” sloganıyla, Gaziantep Bayraklı Tepe mevkiinde bulunan yaklaşık 20 dönümlük kıraç araziyi başlattığı kampanya ile ağaçlandırma çalışmalarını yürütüyor. Romatoloji Ormanı’nda gerçekleştirilen ağaç dikme törenine Gaziantep Valisi Süleyman Kamçı, Gaziantep İl Çevre ve Orman Müdürü Mesut Niziplioğlu, hastane yöneticileri ve doktorlar ile çok sayıda hasta katıldı. Bu proje ile sosyal sorumluluk projesi yürütmek, hastalığa dikkat çekmek ve tıp fakültesi öğrencilerinin motivasyonunu artırmayı hedeflediklerini belirten Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim dalı Başkanı Doç. Dr. Ahmet Mesut Onat, öğrencileri ders ortamından çıkartıp sosyal program içerisinde bulundurmayı istediklerini kaydetti. Doç. Dr. Onat, yıllardır birlikte olup hep acı günlerinde yanlarında oldukları hastaları ile güzel bir günde ve güzel bir amaçla bir araya gelmek için bu projeyi planladıklarını, birlikte ağaç dikerek hastaları ile aralarındaki bağı daha da köklü hale getirmek istediklerini belirtti. Doç. Dr. Onat, “Tamamen gönüllüler ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla oluşturulan Romatoloji Ormanı ile birlikte hem ülkenin daha yeşil olmasına katkı sağlayacak hem de sakatlık verici ve hatta bazen hayatı tehdit eden iltihabi romatizmal hastalıklara daha erken teşhis için toplumun dikkatini çekmeyi amaçlıyoruz” dedi.

“Hasta ve Hekim İlişkisi Sinerji ve Güven Zemininde Gelişebilir”
Romatoloji bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Bünyamin Kısacık da uzun süreli hastalıklarda daha başarılı tedavi sonuçlarının elde edilebilmesi için hasta ve hekim ilişkisinin sinerji ve güven zemininde gelişebileceğini ve Romatoloji Ormanı projesi ile farklı bir sosyal projeye imza attıklarını ifade etti. Abbott’un desteği ile sürdürülen kampanya kapsamında toplam 2 bin 300 çam fidan dikildi. Her hastaya bir fidan ve her fidanda bir yaşamı kendisine slogan edinen bu projenin, kalıcı sakatlıklara yol açan başta romatoid artrit ve ankilozan spondilit olmak üzere iltihabi romatizmal hastalıkların erken teşhis edilmesi ve bu hastaların romatoloji uzmanlarının düzenli takibine girmelerine de vurgu yapacağı amaçlanıyor. Doç. Dr. Onat ve Doç. Dr. Kısacık, erken teşhisin tedavi sürecine de olumlu katkıları olacağını bir kez daha bu proje ile vurguladılar.

Yorum bırakın