Archive for category Röportajlarım

SAĞLIK TURİZMİNE YENİ BİR SOLUK GELİYOR

Sağlık turizminde önemli adımlar atan ve 6 farklı ülkede hizmet vermeye başlayan Hospitality hakkında bilgi veren şirketin Genel Koordinatörü  Ayşen Toksöz, bu çalışmaların hem hekimler hem de hastanelerin uluslararası açılım yapması için büyük bir fırsat olduğunu söyledi. 


Sağlık turizmi alanında önemli adımlar atılıyor ve yurt dışından hastalar tedavi amaçlı ülkemize geliyor. Henüz gelişmeye başlayan sektörde hastaları doğru noktaya doğru fiyatla yönlendirmek sektörün geleceği açısından çok  önem taşıyor. Bu alana bakış açıları ve  çalışmalarıyla yeni bir soluk getirdiklerini belirten Hospitality Genel Koordinatörü Ayşen Toksöz, ülkemizin yüz akı olan  serbest çalışan hekimler ve hastanelerle anlaşma yaptıklarını söyledi.  Toksöz, anlamalı kurum veya doktorların uluslararası açılımını sağlamak adına 6 dilde hizmet sunan  www.hospitalitytr.com adresindeki  web portal aracılığı ile tanıtımı yaptıklarını ve portalın internet aramalarında ilk sıralarda çıkması için de ciddi bir destek programı başlattıklarını  kaydetti. 

Kamu Hastane Birlikleri ile Anlaşma Yapılıyor
Güney Marmara Bölgesi Kamu Hastane Birliği ile sağlık turizmi alanında iş birliği yapmak için anlaşmaya vardıklarını söyleyen Toksöz, kamu hastaneleri için ayrı bir fiyat listesi hazırladıklarını ve talepte bulunan hastalara bu seçeneği de sunduklarını ifade etti. Toksöz, hastaların isteklerine göre   uçak bileti  ve  otel rezervasyonları  konusunda yardımcı olduklarını, ofisleri olan ülkelerden  gelen hastaları kendi elemanları  tarafından uçağa bindirildiğini ve alanda  karşılanarak otele ya da  hastaneye hastayla aynı dili konuşan elemanları tarafından yerleştirildiğini dile getirdi. 

İskandinav Ülkelerinde de 12 Farklı Noktada Bağlantı Sağlanacak
Bugüne kadar  kendi çabalarıyla çalışmalarını sürdüklerini belirten Toksöz, büyümek için Ekonomi Bakanlığının teşviklerinden de faydalanmak istediklerini belirtti. Toksöz, “Her doktorun ya da hastanenin belli ülkelerde ofisinin olması her birinin ayrı ayrı portal hazırlayıp sürekliliğini sağlaması  pek mümkün değil , bizim  Almanya, İsveç, Kosova, Arnavutluk,  İngiltere ve Makedonya gibi birçok ülkede ofisimiz ve her ihtiyaca hizmet edecek geniş  bir web portalımız var. Sektördeki hizmet sunucuların bizden faydalanmaları  yurt dışına açılırken çok para ve zaman harcamamaları akıllıca olur.  Biz onların yerine çaba gösteriyor ve hastalardan gelen taleplere göre, bizimle anlaşmalı doktorlar ve hastanelere yönlendiriyoruz. Çalıştığımız kişi ve kuruluşlar için bu durum tanıtım ve hasta akışı açısından da büyük önem taşıyor. Kısa gelecekte İskandinav ülkelerinde de 12 farklı noktada bağlantı sağlayacağız” diye konuştu. 

Kamu Desteklemezse Bu İş İlerlemez!
Kamudaki yetkililerin sağlık turizminde  yol göstermesi ve çabaları doğru şekilde desteklemesi  gerektiğine dikkat çeken Toksöz, şunları söyledi: “Eğer, böyle bir sorumluluk üstlenilmezse sağlık turizminin ilerlemesi mümkün değil. Her ülkenin sağlık sigorta sisteminin zayıf noktaları  var. Bu noktalar iyi değerlendirilmeli ve her ülkeye yönelik ayrı bir strateji belirleyip çabalar o yöne yoğunlaştırılmalıdır. Bir iki örnek vermek gerekirse, Balkan ülkelerinde ciddi bir devlet güvencesi olmasa dahi başvuruya bağlı olarak hastanın masrafını devlet karşılıyor. Ancak çeşitli nedenlere bağlı olarak fiziki ve beşeri  olarak sağlık alanında imkansızlıklar içindeler. İngiltere’de teknoloji ve doktor var ancak sistem o kadar tıkanmış ki hastaya 6 ay sonrasına randevu veriliyor. Buna ne yazık ki kanser hastaları da dahil. İsveç’te “90 + 90”  kuralı var. Eğer hasta acil değilse  ilk muayene için 90 gün sonrasına randevu veriliyor.  İlk muayeneden  sonra da yapılacak işlem için yine 90 gün sonrası  için randevu veriliyor. Acil hizmetlerde son derece iyi olan sistem, acil olmayan vakalarda hastayı 6 ay sonrasına erteliyor. Bu fırsatları iyi değerlendirmek lazım’’ 

Yurt Dışında Yaşayan Türk Vatandaşları Yararlanabilecek
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının, ülkemize geldiklerinde genelde kulaktan duyma tavsiyelerle tedavi olduğuna dikkat çeken Toksöz, “Ancak biz alanında uzman isimleri belirleyerek, hastalarımızı onlara yönlendiriyoruz. Uluslararası pazarda sağlık turizmi alanında başarılı olmak istiyorsak, gelen hastaları doğru noktada doğru fiyatla tedavi etmeliyiz. Gelen hastayı,  en az komplikasyonla göndermeliyiz. Bunlar sağlık turizmini büyütecek  önemli adımlardır. Yüksek fiyatla fırsatçılığa soyunur ve aslında çok da yapılmayacak operasyonlara talip olup  büyük komplikasyonlara neden olursak  kendi yolunuzu kendimiz tıkamış oluruz” şeklinde konuştu.  

Termal Tesisler Kamu Adına Kullanılabilmeli
Önümüzdeki yıl Kiev’de düzenlenecek olan sağlık turizmi fuarına katılacaklarını kaydeden Toksöz, konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Termal turizm ve 55 yaş üstü sağlık turizminde de hizmet vermek için yeni adımlar atıyoruz. Termal merkezlere hasta getirmek çok fazla işimiz değil, çünkü seyahat acentesi değiliz. Bizim için işin tedavi bölümü önemli .Hastalar termal merkezlerde fizik tedavi için başvuruda bulunuyorsa bu bizim ilgi alanımıza giriyor.Turistik amaçlı konaklamalarla ilgilenmiyoruz. Bu yüzden vatandaşlarının bu tür tedavilerini üstlenen hükümetlerle tek tek görüşmek istiyoruz. Ancak bizim olanaklarımız bu anlamda sınırlı, devletin bir şekilde bu tür anlaşmaları yapıp, şirketlere, o ülkelere  adım atması için yol açması gerekiyor.  Büyük sigorta şirketlerinden sağlık turizmi adına adım atılmasını bekliyoruz. Kamu ve özel sektör el ele vererek Türkiye’nin hem hizmet hem sağlık sektörlerini hem de doğal güzelliklerini birlikte pazarlayacak olan Sağlık Turizminde uluslararası bir isim olmasını sağlayabiliriz.”
Reklamlar

Yorum bırakın

BEYİN ARAŞTIRMALARINDA NEREDEYİZ?

Cambridge Üniversitesi’ndeki nörobilim araştırmaları hakkında bilgi veren Dr. Muzaffer Kaşer, temel bilimlerde yapılan çalışmaların kliniğe aktarılmasının hedeflendiğini söyledi. 

Beyin araştırmaları üzerine Cambridge Üniversitesi’nde geniş kapsamlı çalışmalar yürütülüyor. Hedef temel bilimlerden ve hayvan deneylerinden elde edilen sonuçların kliniğe uyarlanması. Cambridge Üniversitesi Psikiyatri kliniğinde Nörobilim üzerine Doktora yapan Dr. Muzaffer Kaşer,  çalışmalar hakkında  bilgi verdi. 
Cambridge’de araştırma gruplarının bağlı olduğu birçok enstitü olduğunu belirten Kaşer, “Davranışsal ve Klinik Nörobilim Enstitüsü’ndeyim ve burada Beyin Haritalama Ünitesi, Otizm Araştırma Enstitüsü, Tıbbi Araştırma Konseyinin Beyin ve Kognisyon Birimi var. Bu birimler Psikiyatri bölümünün çatısı altında bulunuyor. Sürekli ortak çalışmalar yapılıyor. 

“Deney Hayvanında Bulduğumuz Bir İşlemi,  Klinik Ortama Transfer Etme Şansımız Oluyor” 
Davranışsal ve Nörobilim Enstitüsü’nde daha çok translasyonel yani temel bilimlerdeki bilgiyi klinik ortama uyarlamaya yönelik araştırmalar yapılıyor. Hayvan modelleri boyutunda altta yatan beyin mekanizmalarının nörokimyasal, genetik ve davranışsal yönleri inceleniyor.  İnsanlardaki boyutta yeni nöropsikolojik tekniklerle ve görüntüleme yöntemleriyle çeşitli hastalıklarda beyin işlevleri değerlendiriliyor.  Bu araştırmalar birbirinin içine geçebiliyor. Yani burada insanlarda kullandığımız bir nöropsikolojik testin aynı zamanda deney hayvanı modeli var. Bu da bize şöyle bir imkan sağlıyor; deney hayvanında belirli nörotransmiterlerle ilişkili olduğunu bulduğumuz beyin sistemlerinin işlevi veya bozukluğuna dair daha rafine bilgiler edinebiliyoruz. Sonra da bu bilgileri klinik ortama uyarlama şansımız oluyor.”

“Beyin Görüntülemede Beyin Bölgelerinin Bağlantılarıyla ilgili Analizlerin Klinik Ortama Uyarlanması Hedefleniyor”
Beyin görüntüleme ile ilgili çalışan çok sayıda uzman olduğunu kaydeden Kaşer, “Beyin ile ilgili Avrupa Birliği’nin çok önemli bir projesi var. Bu projelerden bir tanesi Cambridge’de sürüyor. Beyin bölgelerinin bağlantılarıyla ilgili yeni matematiksel modellemeler kullanılarak yapılan analizlerin klinik ortama uyarlanması hedefleniyor. Nihai amaç psikiyatrik hastalıkların tanısında ve tedavi izleminde kullanılabilecek biyolojik belirteçler geliştirmek” dedi. 

“Beynin Nasıl Çalıştığını Artık Daha İyi Anlıyoruz”
Temel bilim genetiğinde çok önemli noktalara gelindiğini hatırlatan Kaşer,  “İnsan genom projesi sayesinde,  genom tarama araştırmaları yapılıyor. Nörobilimde de çok fazla bilgi birikimimiz var. Beynin nasıl çalıştığını artık daha iyi anlıyoruz. Fakat bu bilgileri kliniğe uygulamakla ilgili zorluklarımız var. Cambridge’deki psikiyatri ve nörobilim odaklı araştırmalar translasyonal nitelikte. Yani yöntemsel veya preklinik araştırmalardan edinilen yeni bilgileri hastaların faydasına yönelik hale getirmeye çalışıyoruz. 

“Psikiyatrik Hastalıklardaki Biyolojik Belirteçler: Henüz Uygulamaya Geçmiş Bir Belirtecimiz Yok”
 Birçok psikiyatrik hastalığın tedavisinde daha iyi, daha rafine yöntemlere ihtiyacımız var. Diğer yandan tanısal anlamda da yeni nörobilim yöntemleri bizim için çok önemli. Bir takım aday biyolojik belirteçler ve testler var ancak psikiyatrik hastalıklar için henüz uygulamaya geçmiş bir belirtecimiz yok” diye konuştu.  

Yorum bırakın

POLONYA İLE SAĞLIK TURİZMİNDE SOMUT ADIM ATILMALI

14 aydır görev yaptığı Polonya’dan her sene 500 bin turistin Türkiye’ye geldiğini belirten Varşova Büyükelçisi Yusuf Ziya Özcan, sağlık turizmi alanında somut adımların atılması gerektiğini söyledi.

Hematoloji Uzmanlık Derneği tarafından 9-13 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen 4. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi’ne katılan  Varşova Büyükelçisi Yusuf Ziya Özcan, bu zamana kadar katıldığı hematoloji kongreleri içinde en başarılısı olduğunu belirterek, bu kongrenin başlamasında kendisinin küçük bir katkısının olduğunu söyledi. 

Kongrede dünyanın bu konuda en başarılı insanlarının katıldığını ve onlarla tanışmaktan duyduğu mutluluğu anlatan Özcan, “Bu, Türkiye için bulunmaz bir fırsat. Dünya çapındaki bilim adamlarının gelmesi ister istemez hem derneğin prestiji hem Türkiye’de bu konuda yapılan çalışmaların da tanınmasında etki sağlıyor. Onun için zaman zaman üniversitelere dünyanın en tanınmış insanları seminer vermeli” dedi. 

“Polonya’dan Her Sene 500 Bin Turist Türkiye’ye Geliyor”
14 aydır görev yaptığı Polonya’dan her sene 500 bin turistin Türkiye’ye geldiğini belirten Özcan, iki ülke arasında sağlık turizmi adına önemli adımlar atılması gerektiğini vurguladı. Sağlık camiasından böyle bir talep geldiğini ancak henüz somut bir adım atılmadığını kaydeden Özcan, şunları söyledi: “Zaman zaman öğretim üyelerimizden mektuplar geliyor. İyi oldukları tedavilerden bahsederek Polonya’da nasıl hasta bulabileceklerini ve Polonyalıları bu konuda nasıl bilgilendireceklerini bize soruyorlar. Sağlık turizmini geliştirmek ve bundan pay almak isteyen hocalarımız gelip, Polonya’daki doktorlar ve hastanelerle görüşseler ve hastaların Türkiye’ye geldikleri takdirde neler kazanacaklarını anlatsalar başarılı olabilirler. Bu işte başarılı olmanın bir diğer yolu da bıkmadan usanmadan sağlık turizmi konusunda düzenlenen kongrelere katılmak ve bu tür kongreleri ülkemizde düzenlemektir. Aslında Hemotoloji Kongreleri bu amaca fevkalade hizmet etmektedir. Bu konuda Prof. Dr. Süleyman Dinçer Hocamızla sohbetlerimizde Hemotoloji Kongrelerinde sağlık turizminin özellikle vurgulanması konusunda ricacı olduğumu hatırlıyorum.”

Med-Index

Yorum bırakın

NORMAL HÜCRELERİN KANSER KÖK HÜCRESİNE ŞAŞIRTICI DÖNÜŞÜMÜ

Vücudumuzdaki bazı hücrelerin, henüz bilinmeyen nedenlerle kök hücrelere çok benzeyen özellikler kazanarak, hem kanser oluşumunda hem de kanserin vücuda yayılmasında (metastaz) rol oynadığını belirten Dr. Albert Donnenberg, bu araştırmaları klinikte uygulanabilir hale getirmeye çalıştıklarını ve kanser oluşumunda kök hücre transformasyonunu araştırmaya devam ettiklerini kaydetti.

Hematoloji Uzmanlık Derneği tarafından 9-13 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen 4. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi’nde; hematoloji, onkoloji ve kemik iliği nakli (kök hücre nakli) konusunda tüm yenilikler tartışıldı. 

Temel uzmanlık alanları hücresel tedaviler ve kök hücre biyolojisi olan Prof. Dr. Albert D. Donnenberg, kongreye katılarak kanser kök hücreleri üzerine çalışmaları ve deneyimleri hakkındabir sunum yaptı. Konuşmasından sonra gerçekleştirdiğimiz söyleşide Dr. Donnenberg, bilim insanlarının halen kök hücre ve kanser arasındaki bağlantıyı tam olarak anlamaya çalıştıklarını ve bu ilişkinin başlangıçta düşünüldüğünden çok daha karmaşık olabileceğini belirtti. 
Kök hücre olmayan bazı hücrelerin, çeşitli mekanizmalarla kök hücreye transforme olabildiklerine dair kanıtlar olduğunu kaydeden Dr. Donnenberg, “Bu önemli olabilir, çünkü vücutta çeşitli bölgelere seyahat edebilen bu hücreler daha sonra kök hücreden epitelyal kanserlere dönüşebilen ve metastaza neden olan hücreler olabilir” dedi.

Kök hücre ile kanser ilişkisi üzerindeki araştırmaların yoğun bir şekilde sürdüğünü ve bu araştırmalardan elde edilen verilerin, kanser tedavisinde yeni yaklaşımların geliştirilmesinde kullanıldığını dile getiren Donnenberg, şu bilgileri verdi: “Bir hücre var ve bu hücre bazı mekanizmalarla kök hücreye benzeyen bir yapı ve özellikler kazanıyor, vücutta geziyor ve sonra bir şekilde tümörü başlatan bir hücreye dönüşerek kansere neden oluyor. İşte tam olarak, bu hücrenin önce kök hücreye sonra bir kanser hücresine transforme olmasına neden olan süreci anlamaya çalışıyoruz. Sürecin başlangıç aşamalarını tam olarak çözersek, ikinci adım olarak bu süreci bloke edebileceğimiz, yani müdahale edebileceğimiz bir nokta bulmak gerekiyor. Dolayısıyla burada tedaviden bahsediyoruz ve elbette bu tedavinin kesinlikle en az toksisite, yani hastaya en az zararla sonuçlanması gerekiyor.

Elimizdeki ipuçlarından bir taneside, bu süreçte enflamasyonun (yangı) rol oynadığına dair bilgiler. Bu konuda kesin bir kanıt henüzyok, sadece çeşitli araştırmalardan biriken bazı veriler var. Belki, enflamasyonu konrol altına alarak, epitel hücresininkök hücreye ve ardından kanseri başlatan hücreyedönüşümüne neden olan süreciengelleyebiliriz diye düşünüyorum.”

Zhou C ve ark. (Oral Oncol, 2012) ve Shigdar S ve ark.’nın (Cancer Lett, 2013) çalışmaları, bu konudaki güncel yayınlara örnek olarak verilebilir.


Kaynaklar:
1. Oral Oncol. 2012 Nov;48(11):1068-75. 
Inflammation linking EMT and cancer stem cells.
Zhou C, Liu J, Tang Y, Liang X.

State Key Laboratory of Oral Diseases, West China Hospital of Stomatology, Sichuan University, No 14, Sec 3, Renminnan Road, Chengdu Sichuan 610041, People’s Republic of China.

Abstract
Similar to actors changing costumes during a performance, cancer cells undergo many rapid changes during the process of tumor metastasis, including epithelial-mesenchymal transition (EMT), acquisition of cancer stem cells (CSCs) properties, and mesenchymal-epithelial transition (MET). Such changes allow the tumor to compete with the normal microenvironment to overcome anti-tumorigenic pressures. Then, once tissue homeostasis is lost, the altered microenvironment, like that accompanying inflammation, can itself become a potent tumor promoter. This review will discuss the changes that cancer cells undergo in converting from EMT to CSCs in an inflammation microenvironment, to understand the mechanisms behind invasion and metastasis and provide insights into prevention of metastasis.

2. Cancer Lett. 2013 Aug 11.
Inflammation and cancer stem cells.
Shigdar S, Li Y, Bhattacharya S, O’Connor M, Pu C, Lin J, Wang T, Xiang D, Kong L, Wei MQ, Zhu Y, Zhou S, Duan W.
School of Medicine, Deakin University, Pigdons Road, Waurn Ponds, Victoria 3217, Australia. Electronic address: sarah.shigdar@deakin.edu.au.

Abstract
Cancer stem cells are becoming recognised as being responsible for metastasis and treatment resistance. The complex cellular and molecular network that regulates cancer stem cells and the role that inflammation plays in cancer progression are slowly being elucidated. Cytokines, secreted by tumour associated immune cells, activate the necessary pathways required by cancer stem cells to facilitate cancer stem cells progressing through the epithelial-mesenchymal transition and migrating to distant sites. Once in situ, these cancer stem cells can secrete their own attractants, thus providing an environment whereby these cells can continue to propagate the tumour in a secondary niche.

Yorum bırakın

"MOBİLLEŞEN SAĞLIK HİZMETLERİ KALİTEYİ ARTIRACAK"

Digital Health Summit Turkey 2013′te mobil sağlıkta son gelişmeler hakkında konuşma yapan Bozlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Şükrü Bozluolçay, mobil sağlık hizmetlerinin gelişmesine paralel olarak hem hizmet kalitesinin artacağını hem de kişiye özel tedavinin gelişeceğini söyledi. 

Digital Health Summit Turkey 2013′te “Mobilleşen dünyada sağlık hizmetleri nereye gidiyor?” başlıklı sunum yapan Bozlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Şükrü Bozluolçay, şunları söyledi: “Mobil sağlık hizmetleri ile hastane dışı medikal uygulama ve hizmetleri kolaylaşarak yaygınlaşacak. Evde bakım ve evde takip ile sağlık giderlerinde tasarruf ve hizmet kalitesinde önemli artış sağlanacak. Kişiye özel tedavi ve takip yöntemleri gelişecek.” 
Bozlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Şükrü Bozluolçay, Med-Index Yayın Yönetmeni Esra Öz’ün sorularını yanıtladı.

Mobilleşen dünyada sağlık hizmetleri nereye gidiyor?
Dijitalleşen dünyada hayatımızın her alanında birçok mobil hizmet almaya başladık. Eskiden fatura ödemek için bile kuyruklarda beklenirdi, şimdi koltuğumuzdan kalkmıyoruz. Kamu kurumlarından bile bir çok hizmeti online olarak alabiliyoruz. Eskiden bize bilim kurgu gibi gelen birçok uygulama artık hayatımızın bir parçası oldu.
Bugüne kadar teknolojideki gelişimlerden en çok faydalanan ve kendini yenileyen sektörlerden biri olan sağlık sektörünün de bu gelişmelerin dışında kalması düşünülemez. Yakında hepimizin aşina hale geleceği mobil sağlık hizmetleri ile hastane dışı medikal uygulama ve hizmetleri kolaylaşarak yaygınlaşacak, evde bakım ve evde takip ile sağlık giderlerinde tasarruf ve hizmet kalitesinde önemli artış sağlanacak. Kişiye özel tedavi ve takip yöntemleri gelişecek.

“Kişilerin Yaşam Tarzları ve Alışkanlıklarını Değiştirecek Uygulamalar Yaygınlaşacak”
Ameliyat sonrası veya kronik hastalıklar için uzaktan hasta takip sistemleri, uzaktan ikinci görüş alma olasılığı, sağlık personeli için uzaktan asistans sistemleri, sensörler aracılığı ile hastanın evinde yaptığı fizik tedavi hareketlerinin izlenmesi gibi hastane dışı sağlık hizmeti sunumu gibi hizmetler hayatımıza çoktan girdi. Bunların daha da yaygınlaşmasını bekliyoruz. Ayrıca kişilerin yaşam tarzları konusunda alışkanlıklarını değiştirecek uygulamaların yaygınlaşması ve benimsenmesi ile hastalıkların önlenmesi de mobil sağlık uygulamalarının bize getirilerinden biri olacak.

Mobil Sağlık, Verimliliğin Artması ve Maliyetlerin Düşmesini Sağlıyor
Hizmetlerin mobilleşmesi ise hastane ya da tıp merkezleri sınırları içinde verilen hizmetlerin, bu merkezlerin dışında da verilebilmesinin sağlanması ve önleyici tıp faaliyetleri ile sektör çapında verimliliğin artması ve maliyetlerin düşmesine kadar birçok avantaj sağlıyor. Kimi zaman Mobil Sağlık, kimi zaman da Tele Medicine, Teletıp, eHealth veya mHealth olarak adlandırdığımız bu olgu, teknolojinin ve modern yaşam tarzımızın kaçınılmaz kılmakta olduğu ve tüm aktörlerin uyum sağlamak zorunda kalacağı yeni bir paradigma.

Dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
Mobil sağlık söz konusu olduğunda en çok dikkat edilmesi gereken konunun hasta verilerinin mobil dünyadaki gizliliğini ve güvenliğini sağlamak olmalı. Bu konunun göz ardı edilmesi tüm taraflar için maddi ve manevi telafisi imkansız sonuçlar doğuracaktır.

Veri Güvenliği En Hayati Önceliklerimiz Arasına Giriyor
Elektronik hasta kayıtları ve hasta geçmişi verilerine, verinin nerede olduğuna bakılmaksızın istenildiği anda ihtiyaç sahibi tarafından merkezi veritabana toplanan ve her yerden ulaşabilme imkanı sağlanıyor. Elde ettiğimiz birçok avantajın yanı sıra veri güvenliği en hayati önceliklerimiz arasına giriyor. Bu konuya hem kanun koyucular, hem yazılım ve teknoloji şirketleri hem de bu sistemleri kullanacak insanlar olarak çok dikkat edilmesi gerekiyor.

Sağlık Bakanlığı’nın Stratejiyi Belirlemesi Ve Yasal Altyapıyı Oluşturmasını Bekliyoruz 
Mobil sağlıkta olasılıklar sonsuz gözükürken bu alanı düzenleyecek yeni yasalara ihtiyaç olacağı aşikar. Bu konuda Sağlık Bakanlığı’nın ülke genelindeki stratejiyi belirlemesi ve yasal altyapıyı oluşturmasını bekliyoruz. Ayrıca bu konuda teşvik sistemlerinin de oluşturulması tüm aktörlerin yararına olacaktır.

Yurt dışında sağlık sektöründe bu alanda uygulamalar ne durumdadır? 
Dünya ile karşılaştırdığımızda ülkemiz gerek hastaneleri ve doktorları ile sağlık konusundaki yetkinliği, gerek mobil iletişim altyapısı, gerek sosyal medya ve internet yatkınlığı ile gelişmiş ülkeler ile yarışır konumda. Ancak ülkemizdeki uzaktan takip ve tedavi sistemleri henüz dünyadaki örneklerinin gelişmişliğini yakalamış durumda değil. Burada sağlık kuruluşlarının, sigorta şirketlerinin, Telekom ve teknoloji şirketlerinin hastalara direkt etki edecek sistemlere yatırım yaparak hayata geçirmesi gerekiyor, ancak bu sistemlerin finansmanı konusunda da teşviklerin sağlanması gerekiyor. Yine de kısa süre içerisinde bu konudaki en iyi uygulamaları yakalayacağımıza inanıyorum. 

Sizce sağlık sektörü sosyal medyayı nasıl kullanmalı?
Sağlık sektöründe sosyal medya çok dikkatli kullanılmalı. Sağlığın ve sağlık hizmetlerinin kar ve sansasyon uğruna suistimal edilmesi düşünülemez. Bu yüzden sağlık sektörü paylaşımlarında azami dikkat göstermeli. Takipçilere anlayabilecekleri dilde ve uygun seviyede, bilimsel dayanağı olan bilgiler verilebilir ancak hastaları korkutan, onların endişelerini en üst düzeye çıkaran. Yine de kronik hastalıkların önlenmesi veya aile sağlığı gibi konularda bilinçlendirme çalışmaları için sosyal medyanın son derece uygun olduğunu düşünüyorum.

Sağlık sektörünün sosyal medyaya bakışı nasıl olmalı?
Sektör olarak sosyal medyadan uzak kalamayacağımız oldukça net ancak burada oto-kontrol mekanizmaların mümkün olduğunca kullanılmasını tavsiye edebilirim. Sosyal medya yönetimlerinin sağlık konusunda bilgi birikimi olmayan sosyal medya ajansları tarafından yapılmasının birçok iletişim kazasına neden olabileceği unutulmamalı. Sağlık kuruluşlarının sıkı denetimi altında yapılmalı. Tüm içerikler uzman doktorlar tarafından kontrol edilerek ilerlenmeli. İnternette bilgi arayan hasta ve hasta yakınlarını yanlış yönlendiren ve tedirgin edici içeriklerden uzak durulmalı.

Hastalar sağlık alanında sosyal medyadan nasıl etkileniyor?
Hastalar ve hasta yakınları sosyal medyadan ve internetten olumsuz vakalar ile karşılaştıklarında oldukça fazla etkileniyor. Bu da kanser gibi moral gerektiren birçok hastalıkta oldukça moral bozucu bir durum. Ayrıca internetteki kirli bilgi dediğimiz yanlış sağlık bilgisi nedeni ile hasta ve hasta yakınlarının bilim dışı uygulamalara kayması veya yanlış ilaç kullanmaları bizi oldukça üzüyor.

Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? 
Sağlık haberciliğinde sansasyondan uzak durulması gerektiğine inanıyorum ve şanslıyım ki ekiplerimizdeki tüm hekimlerimiz de benimle aynı fikirde. Hastaları korkutan ve yanlış yönlendiren haberlerden kaçınıyoruz.

Sağlıklı iletişiminin olmazsa olmazı size göre nedir?
Sağlık iletişiminde bilimsellikten kesinlikle uzaklaşılmaması ve uygun bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilmesi gerektiğine inanıyorum.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1975-1989 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tıp eğitimi ve Nükleer Tıp ihtisasımı yaptım. 1989 yılında nükleer tıp hizmeti veren MNT’yi kurdum. Ağırlıklı olarak sağlık sektöründe cihaz ve hizmet sağlayıcılığı ve ilaç üretimi konularında faaliyet gösteren şirketleri bünyesinde barındıran Bozlu Holding’in Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütüyorum. Halen TÜSİAD’ın “Sağlık Çalışma Grubu”nun başkanlığını yapıyorum. Evli ve 2 çocuk babasıyım.

Med-Index

Yorum bırakın

MEME BİLİMİNDE YENİ BİR SOLUK: SENATURK AKADEMİ

Ülkemizde meme hastalıkları üzerine farklı bir prensip ile yola çıkan SENATURK Akademi hakkında bilgi veren Fakülte Sekreteri Dr. Cem Yılmaz, “SENA Projesi’nin 4 önemli hedefi var. senolog ve meme hemşiresi yetiştirebilmek, “meme okulu” ve akredite meme üniteleri ve merkezleri kurmak” dedi. 

Senoloji alanında uzun zamandır alt yapı çalışmalarını sürdüren SENATURK Akademi ekibi, geçtiğimiz aylarda merkezin açılışıyla faaliyetlerine hız kazandırdı. Önemli projeleri hayata geçirmek için çalışan ekipten SENATURK Akademi Fakülte Sekreteri Dr. Cem Yılmaz, Med-Index’in sorularını yanıtladı. 

Senoloji nedir?
Türkiye’de yaygın olarak kullanılmasa da, senoloji; meme bilimi demek. Avrupa’da son 20 yılda yaygınlaşan bir branş. Almanya, İtalya, Avusturya ve diğerlerinde hızla Senoloji Merkezleri ve Enstitüleri görülmeye başlandı.

SENATURK hakkında bilgi verir misiniz?
2011 yılında SENA Projesi’nin resmi eğitim bölümü olan, SENATURK resmen kuruldu, tüzük oluşturuldu. Uluslararası sözleşmeler ve master plan ortaya konuldu. Çok kısa bir süre içerisinde, onkoplastik cerrahi kurs harekat planı, kalite ve akreditasyon süreç yönetimi hazırlıkları, meme hemşiresi eğitim planı, halka dönük “meme okulu” projesi, mobil yazılımımız; i-meme, SENATURK e-bülten hazırlandı ve hayata geçirildi. En son olarak da eğitimlerin verileceği modern donanımlı ve ADA standartlarına göre tefriş edilmiş, Meme Merkezi’miz, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı Hastanesi Academic Hospital içerisinde faaliyete başladı. Tüm bunlar 18’i yabancı, 70 öğretim üyesi bulunan SENATURK yönetimi tarafından hızla ortaya çıkarıldı.

SENA Projesi’nin hedefleri nelerdir? 
SENA Projesi’nin 4 önemli hedefi var. İlki senolog yetiştirecek yolu açabilmek, ikincisi meme hemşiresi yetiştirebilecek yolu açabilmek, üçüncüsü “meme okulu” ve muadili hizmetlerle toplumu bilinçlendirmek ve sonuncu ve nihai hedef de, uluslararası standartlarda akreditasyona hazır meme üniteleri ve merkezleri kurmak.

Bunun en önemlisi de şu an içinde bulunduğunuz alan. Gerek Kuzey Amerika ve gerekse de Avrupa’da meme merkezlerinde kadının meme kanseri tanısının konulması ve tedavisinin planlanmasına çok önem veriliyor.

Meme Merkezinin standardı nedir?
Müfredat ve akış şemaları yazılı ve halihazırda uygulanmakta. Örneğin şu an oturma grubunun yerleşim şekli ve masanın açısı, muayene masasının özellikleri bile bir standarda sahip. Hasta kayıt sisteminden, arşivlemeye, hasta hikayesinin alındığı forma kadar geniş yelpazede. Hepsi denetlenebilme, şeffaflık, hasta konforu, tanıyı kolaylaştırma, hatayı azaltma, süreci hızlandırma ve en az psikolojik hasar temelinde şekillenmiş ve her gün güncellenen yasalar aslında.

Masanın ne önemi var?
Doktor masası, ülkemizde yaygın olarak bir makam aracı olarak kullanılıyor. Muayene alanlarında batı bundan kurtulmak üzere. Katılımcı masa adı verilen bu yaklaşımla muayene alanında hastanın demokratik ve şeffaf bir şekilde sürece katkısı sağlanmış.

Merkezde farklı olarak neler olacak?
SENA Meme Merkezi’nde hedefimiz, Türkiye’de genç Senolog adaylarına, örnek teşkil edecek oda şeklini, kayıt sistemini ve iletişim tekniklerini gösterebilmek. Bunun için de bir uygulama merkezine ihtiyaç duyduk. Bu fikri açtığımızda, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı Yönetimi, bizi gönülden destekledi, hepsine ayrı ayrı şükran borçluyuz.

Ne zaman açılıyor ve hizmet verecek?
SENA Meme Merkezi, şu an altyapı süreçlerini, cihaz ve personel yatırımlarını tamamladı. Academic Hospital içerisinde, hastanenin bir parçası olarak büyüme ve gelişme yönünde bir karar alındı. Ve hemen akabinde, hasta kabulüne başlandı. Şu anda, hemşire ve cerrah eğitimi için eğitim altyapısı için gerekli teçhizat temini yapılıyor.

Kimler bu merkezde eğitim alabilir?
SENA Meme Merkezi, SENATURK tarafından düzenlenen ve Avrasya Meme Birliği ve Avrupa Meme Bilimleri Akademisi’nin akredite ettiği eğitimlere katılmış olan Türk, yabancı hemşire ve cerrahlara pratik eğitim verecek. İlk etapta, SENATURK ve Marmara Üniversitesi arasındaki protokolle eğitimlerine başlanan “Meme Hemşiresi” adayları eğitimlerini alacak. Ardından önümüzdeki sene de, Avrupa Meme Bilimleri Akademisi ile birlikte Düsseldorf ve Milano’da düzenlenecek eğitimlerden geçen meme cerrahı adayları da eğitimlerinin bir kısmını burada alacaklar.

Uluslararası toplantılar düzenleyecek misiniz?
Halihazırda SENATURK, yılda ortalama 20’ye yakın toplantı düzenliyor ve bunların zaten en az üçü uluslararası katılımlı oluyor. Geçtiğimiz Haziran ayında da, Türkiye’deki meme cerrahı adayları için, İngiliz Kraliyet Cerrahi Akademisi ile birlikte onkoplastik cerrahi eğitimlerimizi başarıyla tamamladık.

Yurt dışı ile ortak çalıştığınız merkezler var mı?
SENA Meme Merkezi, Avrupa’da, Avrupa Meme Bilimleri Akademisi’ne bağlı 320 meme merkezi ile aynı misyon ve vizyonla hareket ediyor. Çok yakın bir süre sonra, uluslararası kanser akreditasyon belgesi vermeye yetkili, örnek eğitim ve meme merkezi belgesi alabilmek için hazırlıklarımızı bitirmek üzereyiz. Bu konuda ilk denetim ve toplantımızı da Ekim 2013’te Alman çözüm ortaklarımızla gerçekleştireceğiz.

Sosyal sorumluluk projeleriniz neler?
“Meme okulu” ile başlayan süreçte 5 il ve 2 yabancı ülkede topluma eğitim verdik. Bir yılda toplam 82 eğitim verdik. Meme Okulu popülarize olduktan sonra bunu sanatçılarımızın katılımıyla genişletmek istedik ve “Her Ayın 10’u 10 Dakika Hareketi” doğdu. 12 aktörümüzün desteğini alarak 2014 yılında çok daha farklı ve geniş katılımlı bir toplumsal hareketin içinde olacağız.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Ankara’da eğitimimi gördüm. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum ve ardından da, Türkiye’nin ilk meme kliniklerinden biri olan Ankara Numune Hastanesi 2.Cerrahi Kliniği’nden ihtisas aldım.
İhtisastan sonra devlet hizmet yükümlülüğü ile Rize Ardeşen ve Mardin Nusaybin’de görevler yaptım. Memleketimi tanıma fırsatı buldum, candan insanlar tanıdım ve insani olarak gelişimime çok katkısı oldu. O nedenle mecburi hizmet olarak anmıyorum o hizmeti, hep güzel hatırlayacağım. Ardından askerlik ve sonrasında da, kendimi geliştirme isteğiyle yurtdışı planları yaptım. Milano’da Avrupa Onkoloji Enstitüsü’nde kurslara katıldım. Kısa bir kurstu ama hayatımı değiştirdi diyebilirim, orada ilk defa tanıdığım insanlar şu anda aile dostlarım.

Avrupa Meme Bilimi Akademisi’ne Giden Yol
İtalya’daki kursta, Umberto Veronesi ile tanıştım eşinin Türk olması bana sempati ile bakmasına neden oldu. Düsseldorf Almanya’da bir eğitim merkezi açtıklarını, başında Mahdi Rezai’nin olduğunu ve oraya gidersem teorik ve pratiğime çok katkısı olacağını belirtti. Bir süre sonra kendimi Düsseldorf’ta, MahdiRezai’nin kliniğinde buldum. Avrupa Meme Bilimi Akademisi’nde teorik eğitimlere başladım.

Teorik ve pratik eğitimlere katıldım. Arada teorik eğitimler tamamlandığında, Haziran 2010’da, savunmamı yaptım ve Avrupa Meme Bilimi Akademisi – European Academy of Senology’ye öğretim üyesi olarak kabul edildim. Ardından yeniden ileri cerrahi teknikler, görüntüleme teknolojileri, iletişim teknikleri, kanser merkezi kurma ve yönetme, kalite, akreditasyon ve finans eğitimlerine tabi tutuldum.

Düsseldorf’ta öğretim üyeliği sonrası verilen yönetici eğitimlerinde bir uluslararası işbirliği projesi yazmam istendi. Türkiye’de kamu veya özel zincir bir grubu içine alan, eğitim, akreditasyon, sertifikasyon ve dönüşümü içeren geniş çaplı bir projeydi ve SENA Projesi, Prof.Dr.Bahadır Güllüoğlu’nun katkılarıyla ortaya çıktı. O dönemin, büyük gruplarından birinin genel müdürüne gönderdim projeyi, hala saklarım onun mailini, sonrasında facia olsa da, bugünümü, o güne borçluyum. Bir anda aşka gelip projeyi hızla yazdım, onaya sundum, Umberto ve Mahdi’den onay aldım ve memlekete döndüm.

En büyük desteğim hep Bahadır Güllüoğlu Hocam oldu. Ardından tabi SENA Projesi’nin tüm desteği Avrupa’dan gelmeye başladı.
2010 yılı sonuydu, Umberto, sırf bizi desteklemek ve destek almak üzere, EURAMA’yı (Avrasya Meme Cemiyeti) İstanbul’da kurmaya geldi. Bahadır Hoca yönetime seçildi. Birkaç ay içerisinde Bahadır Güllüoğlu Hoca, Zafer Cantürk Hoca, AbutKebudi Hoca ve yol arkadaşlarım Ahmet Erkek ve Sertaç Ata Güler ile yapılanmayı tamamlamıştık.

Uluslararası dergiler dahil, birisi “BreastCare” mesela, 3 yayın organı içinde aktifiz şu anda, 2 yılda 28 eğitimde yer almışız ve neredeyse her ay bir uluslar arası toplantıda ya oturum başkanlığı, ya da konuşmacı olarak yerimiz var. Hepsi Hocalarımın itibarı sayesinde oldu. 

Yorum bırakın

BİBER GAZI ZARARSIZ MI?

Biber gazı kullanılıyor ve zararsız olduğu iddia ediliyor. Toksikologlar bu duruma ne diyor? Doğal olduğu için zararsız mı yoksa tüm tehlike çözücülerde mi saklı?

“Göz Yaşartıcı Maddeler” toplumsal olayların bastırılmasında ve kontrol altına alınmasında kullanılan kimyasal maddeler. İlk olarak 1900’lü yıllarda kitlesel olaylarda kargaşa bastırmak için kullanılmaya başlandı. Birinci dünya savaşında kimyasal silah olarak kullanıldı. 1970 li yıllardan beri kullanılan “Biber gazı” göz yaşartıcı maddelerden biri ve güvenlik güçleri tarafından son dönemde artan miktarlarda kullanılıyor.

“Biber Gazının Zararsız Olduğunu Garanti Edebilmek Mümkün Değil”
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı Klinik Toksikoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Toksikolog Prof. Dr. Lale Karabıyık, “Biber gazı kullanılıyor ve zararsız olduğu iddia ediliyor. Biberden doğal olarak elde edildiği için zararsız olduğu kabul ediliyor. Ancak bu bilgi tam olarak doğru değil. Her koşulda zararsız olduğu garanti edilemez.” dedi. 

“Biber Gazı O Kadar da Masum Değil”
“Biber gazı açık havada ve kısa süreli uygulandığı zaman önemli kalıcı bir etkisi yok gibi görünüyor. Doğal olduğu için zararsız olduğu kabul edilerek kullanılıyor. Ancak kapalı ortamlarda maruz kalındığında, özellikle yaşlılarda daha önceden kalp ve solunumla ilgili hastalıkları varsa tetikliyor ve alevlendiriyor. Her koşulda her kişide sanıldığı kadar masum olmadığının bilinmesi ve dikkate alınması gerek. Maruz kalma süresi ve maruz kalan kişinin genel sağlık durumu sonucu belirleyen önemli faktörlerdir. Sağlıklı kişiler ve gençler üzerindeki etkileri ise ancak yıllar sonra değerlendirilebilir.” dedi. 

“Hayvanlarda Toksik Etkiler Saptandı”
Göz yaşartıcı kimyasal maddelerin etkilerinin gönüllü insanlarda araştırılmasının etik açıdan mümkün olmadığını belirten Karabıyık şu bilgileri verdi: “İnsanlar üzerinde gönüllülük sağlanamayacağı ve etik olmayacağından bilimsel araştırmalar yapılamadığı için zararlı etkileriyle ilgili kesinleşmiş detaylı bilgilerimiz yok. Ancak, toksikologların yaptığı hayvan deneyleri var. Bu deneylerde çok uzun süre göz yaşartıcı maddelere maruz bırakılan kronik uygulamalarda toksik etkiler saptandı. 

Toksikolojide genel bir prensip vardır; deney hayvanlarında toksik olması insanda toksik olduğu anlamına gelmez, ancak kesinlikle zararlı olmayacağını da garanti etmez. Kaygılarımız bu noktada başlıyor.

“Ağız ve Solunum Yollarında Sekresyon Artışı Şeklinde Etkileri Var”
Biber gazı etkisini göz, ağız ve solunum yollarındaki sinir uçlarını etkileyerek gösteriyor. Biber gazının kısa süreli uygulamalarındaki ani toksik etkileri; göz yaşarması, ağız ve solunum yollarında sulanma şeklinde olur. Göz yaşarması sonucunda gözünüzü kapatıyorsunuz ve göz kapaklarınızda kramp meydana geldiği için gözünüzü bir süre açamıyorsunuz, deride yanma oluyor. Emniyet güçlerinin kitleleri kontrol altına almak ve dağıtmak için kullanma nedeni bu. Ancak bu sırada meydana gelen solunum yollarındaki yakıcı ve ödem yapıcı etkileri nedeniyle öksürük ve solunum sıkıntısı gelişen, kişilerin hastanelerde tedavi edilmeleri gerekebiliyor.

“Biber Gazının Kendisinden Çok Daha Zararlı Olan Kullanılan Çözücüler”
Biber gazı ve diğer göz yaşartıcı maddeler, kimyasal çözücülerle kullanılıyor. Bu kimyasalların kendisinden çok daha zararlı olan kullanılan çözücüler oluyor. Mesela diklorometan uluslararası kanser araştırmaları ajansına göre insanda kanserojen olma ihtimali olan bir madde. Çözücü olarak ne kullandığı çok önemli. Biber gazının bu konuda masum olan çözücülerle kullanılması gerekiyor.

“Dünyada Biber Gazına Maruz Kalmış ve Ölmüş Kişiler Var”
Biber gazına maruz kalmış ve kaybedilmiş kişiler var. Ancak bu ölümlerin direkt biber gazından olmadığı, bu kişilerin zaten sağlık sorunları olduğu iddia ediliyor. Hayatını kaybedenlerin, aslında akciğer ya da kalp hastası olduğu ve göz yaşartıcı gazların uygulanmasıyla bu hastalıklarının tetiklenip alevlenmesi sonucu hayatlarını kaybettiği biliniyor. Kısa süreli uygulandığında öldürmüyor ancak, önceden hasta olan kişilerin hastalığını tetikleyebiliyor. Günümüzde toplumsal olaylarda ve bireysel kullanımı yaygınlaştığı için, göz yaşartıcı gazlara maruziyet devamlılık oluşturmaya başladı. Bu nedenle özellikle akciğer ve kalp hastalığı olan yaşlılar dikkatli olmalı.”

Med-Index

Yorum bırakın