Archive for category Röportajlarım

ZONGULDAK SAĞLIKTA YATIRIM ATAĞINA GEÇTİ

Göreve geldiğinden bu yana Zonguldak’ta hastanelerin yenilenmesi için analizler yaparak, kaynakların doğru kullanılması için çalıştığını belirten Genel Sekreter Dr. Korkut Eren, “Hastanelerin ihtiyacı olan tıbbi cihazlar için ihale ilanlarımızı verdik. En iyi kalitede hizmet sunabilmek için kaynaklarımızı ayırdık” dedi.

Kamu Hastaneleri Birlikleri’nin kurulması ile Zonguldak’ta Genel Sekreter olarak göreve başlayan Dr. Korkut Eren, 8 devlet hastanesi ve 2 ağız ve diş sağlığı merkezi olmak üzere 10 sağlık kuruluşundan sorumlu. Hastanelerde 2 bin 194 kadrolu ve bin 487 taşeron işçi hizmet veriyor. Toplam Bin 467 yatak ile hizmet veren hastanelerde yapılan yeni çalışmalarla hem hasta hem de çalışan memnuniyetinin arttığını belirten Dr. Korkut Eren, Med-Index’e yaptığı çalışmaları anlattı. 

Tıbbi Cihazlara 1 Milyon 200 Bin TL Kaynak Ayırdık
Zonguldak’ta göreve başladığı ilk gün detaylı bir analiz süreci başlattığını belirten Eren, “Fiziki mekanlarda ihtiyaç ve eksikliklerin tespiti ile başlayan bu süreç tıbbi cihaz alt yapısının güçlendirilmesine ve kaynakların etkin kullanımı adına gelişti. Hastanelerin ihtiyacı olan tıbbi cihazlar için ihale ilanımız verildi. Bu alana 1 milyon 200 bin TL kaynak ayırdık” dedi. 


Kadın Doğuma Yeni Acil ve Yeni Doğan Yoğun Bakımı 
Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesinin yeterli olmayan acil servisini büyüterek daha kullanışlı hale getirildiklerini kaydeden Eren, şu bilgileri verdi: “İl Özel İdaresinin 100 bin TL desteği ile bakım onarım işi çözümleniyor. Ayrıca 135 yatak kapasitesine sahip hastanemizde 10 yataklı yeni doğan yoğun bakımı açılması için süreç devam ediyor. Otelcilik hizmetlerinin geliştirilerek hastalarımıza daha kaliteli hizmet sunmak adına Hastanemizde, pilot ‘House Keeper’ uygulaması ve yönlendirme refakat hizmetleri verilmeye başlandı.
Ülke Genelinde 3 Meslek Hastalıkları Hastanesinden Biri
İlimizde maden ocaklarından dolayı meslek hastalıkları hastalarımız mevcut. Ülke genelinde 3 Meslek Hastalıkları Hastanesinden biri olan, 142 yatak kapasiteli Uzun Mehmet Göğüs Hastalıkları Hastanesi’ne 6 yataklı yoğun bakım projesi çizildi ve ihale aşamasına geldik. Poliklinik tadilatı için 80 bin TL kaynak ayırdık. Hasta karyolaları ve refakatçi koltukları için 300 bin TL kaynak ayırdık ve alım süreci tamamlandı. Uyku laboratuvarı, sigara polikliniği, yoğun bakımı, acil servisi gibi bölümleriyle halkımıza hizmet veriyor. 
İşci Sağlığı ve Güvenliği faaliyetlerini de geliştiriyoruz. İSKUM Genel Müdürlüğü ile yaptığımız protokolle, tarama faaliyetlerine hız vereceğiz. Meslek hastalıkları riski ile karşı karşıya olan çalışanlarımızı ücretsiz tarama programına dahil edeceğiz. 

Toplum Ruh Sağlığı Merkezi Açıyoruz
591 yataklı olan Atatürk Devlet Hastanesi’nde açılması planlanan Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nin ihale aşamasındayız. Bu merkez için, 100 bin TL kaynak ayrıldı. Yatan hasta katlarında tesis standartlarına uygun kalitede temizlik, düzen ve konuğa özel hizmetin sunulabilmesi için otelcilikte uygulanan Housekeeper (Katlar Şefi) sistemine yeni ihale döneminde geçilecek. Bu sisteme göre yatan hasta katlarındaki temizlik ve hasta destek personellerinin görev tanımları ayrıldı. Bu alanlardaki temizliklerden sorumlu olmak üzere her kat için temizlik şefleri oluşturuldu. Yaşlı ve destek personelleri görevlendirilerek gerekli durumlarda hastalarımıza refakat ediyorlar. Taşeron firma çalışanlarımıza yönelik hazırladığımız performans kriterlerine göre 3 aylık periyotlarda puanlama yapılarak belirlenen puanın altında olan firma çalışanlarımıza uyum eğitimleri veriliyor. Kadın Doğum ve Çocuk Hastanemizde Anne oteline yönelik standartlara uygun odalarımız tanımlandı. 
Fizik tedavi bölümüne ait cihaz ihtiyaçları ve Devrek Devlet Hastanesinin tıbbi cihaz ihtiyaçlarının karşılanması için süreç tamamlanmak üzere. Bunlar için ise ayrılan kaynak yaklaşık 100 bin TL olarak hesaplandı. 
  
Tam Donanımlı Ambulanslar Alındı
Acil Sağlık Hizmetlerinde kullanılan ambulansları tıbbi cihaz alt yapısının ve donanım ihtiyaçlarının güçlendirilmesi için ise 300 bin TL kaynak ayırdık, artık tüm ambulanslarımız tam donanımlı hale geliyor. 
Çaycuma Devlet Hastanesi bünyesinde 10 ünitelik Diş Protez ve Tedavi Merkezi açılması için hazırlıklar sürüyor. 

Tam Donanımlı ADSM Hazırlıkları Sürüyor
İki Ağız ve Diş Sağlığı Merkezimiz de 24 saat hizmete geçerek vatandaşlarımızın diş sağlığına ulaşımı kolaylaştırıldı. 30 üniteli yeni hizmet binamızda, ameliyathane, merkezi klima, merkezi oksijen, merkezi vakum, merkezi kompresör, merkezi sterilizasyon (monşarz) birimleri ile tam donanımlı ADSM olarak yakında hizmet vermeye başlayacağız.

“Personel Memnuniyetine Yönelik Anket Düzenledik”
Bin 200 personelimize, personel memnuniyetine yönelik anket yaptık. Bu anketle amacımız personelimizin gözü ile hastanelerimizi, sıkıntılarımızı ve ihtiyaçlarımızı görmekti. Anket sonuçlarını ve yapılanları, düzeltilenleri personelimizle paylaşıyoruz.

Yeni İnşaat Projeleri ile Daha Kaliteli Hizmet Verilecek
Fiziksel sıkıntılardan dolayı her hastaya bir oda uygulamamız maalesef kısıtlı. Yalınız yapımları devam eden Çaycuma Devlet Hastanesi 75 yataklı ilave Blok ile 400 yataklı Ereğli Devlet Hastanesi ve 100 yataklı Devrek Devlet Hastanesi projesinde odalarımız tek ve iki kişilik olarak planlandı. Çaycuma, Devrek ve Ereğli Devlet Hastanesi, yeni inşaatları ile ilçelerimizde fiziki mekan sorunlarımızı da çözmüş olacağız. Devrek Devlet Hastanesinde özürlülere yönelik karşılama yönlendirme hizmeti veriliyor.”
“İşaret Dili Bilen Personel İstihdamı Oluşturmaya Çalışıyoruz” 
Hasta Haklarına çok önem verdiğini dile getiren Eren, şunları söyledi: “Bu anlamda, karşılama ve yönlendirme hizmetleri ile ilgili planladığımız çalışmalar kapsamında poliklinik ve acil serviste yaşlı, engelli ve ihtiyaç duyan hastalarımızın bu hizmetten yararlanması için çalışmalar planlıyoruz. Ayrıca özürlü hastalarımız için işaret dili bilen personel istihdamı oluşturmaya çalışıyoruz.

“Hekim Dağılımını Mümkün Olduğunca İhtiyaç Çerçevesinde Şekillendiriyoruz”
Bekleme alanlarında büyük ekran televizyonlardan doktor listesi, hasta-çalışan hakları ve genel bilgiler ile ilgili slaytlar yayınlanarak hasta ve hasta yakınları bilgilendiriliyoruz. Hekim dağılımını mümkün olduğunca ihtiyaç çerçevesinde şekillendiriyoruz. Gerektiğinde İl merkezinden ilçelere branş hekimlerimiz görevlendirilerek hastalarımızın mağduriyeti önlenmiş oluyor. 

“İletişim Eğitimi Sayesinde Hastalarımız, Özel ya da İl Dışına Gitmek Yerine Bizi Tercih Ediyor”
Üniversitemizden destek alınarak çalışanlarımıza iletişim, empati beden dili, profesyonel imaj, stres yönetimi ve öfke kontrolü, tükenmişlik sendromu, zor insanlarla başa çıkma gibi eğitimler veriliyor. Bu çalışmalar neticesinde hizmet kalitemiz yükseldi ve hastanelerdeki yatak doluluk oranlarımız her geçen gün artıyor. Hastalarımız, özel ya da il dışındaki hastanelere gitmek yerine bizi tercih ediyor. 

6 Ayda Bir Karne
Verimlilik açışından değerlendirdiğimizde tesislerimizde görevlendirilen idareciler için kurumumuz tarafından performans kriterleri belirlendi. Yaptıkları çalışmalar değerlendirilerek 6 ayda bir karneler veriliyor. Bir nevi yapılan faaliyetlerin özeti niteliğinde oluyor. Belirli parametreler baz alınarak mevcut durumdan alınan yola göre puanlamalar yapılıyor. 
İl Sağlık Müdürü İle Genel Sekreterin Görev Ayrımı Nedir?
663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Sağlık Bakanlığı Merkez Teşkilatı ve bağlı kuruluşlar olarak yeniden yapılandırıldı. İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Bakanlığı’nın taşrada ki temsilcisi konumunda iken Halk Sağlığı Kurumu ve Genel Sekreterlikler ise bağlı kuruluşların taşrada ki uzantıları şeklinde yeniden yapılandırıldı.

“Genel Sekreterlikler İcracı, Sağlık Müdürlükleri Bakanlık Politikalarına Uyumu Gözetiyor”
Sağlık Müdürlükleri illerde Halk Sağlığı ve Genel Sekreterlikler arası koordinasyonun sağlanması başta olmak üzere Acil Sağlık Hizmetlerinin yürütülmesi, Özel Sağlık Kuruluşları ile Eczane gibi hizmet alanlarının ruhsatlandırma ve denetim faaliyetleri ile Bakanlık politikalarına uyum ve düzenlemelerin takibinin yapılması İl Sağlık Müdürlüğünün görevi olarak belirlendi. Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu’na bağlı olarak illerde kurulan Genel Sekreterlikler ise 2. ve 3. basamak sağlık hizmetlerinin icrasında en önemli rolü üstleniyor. Hastanecilik hizmetlerinin İdari, Mali ve Tıbbi açıdan bir bütünlük içerisinde yürütülmesi hasta ve çalışan memnuniyetinin korunarak sağlık hizmetinin geliştirilmesi de bu icracı görevin içinde yer alıyor. Genel Sekreterlikler icracı Sağlık Müdürlükleri ise Bakanlık politikalarına uyumu gözetici bir rol üstlendi.”

Yorum bırakın

ÇOK EŞLİLİK TÜM DÜNYADA KADININ KORKULU RÜYASI

“Ülkemizde çok eşlilik kabul görmese de kırsal kesimde ve şehirde farklı isimler alarak kadınların başına geliyor” diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, bu tip vakalarda neler yapılması gerektiğini anlattı.

Kadınların önemli sorunlarından biri, çok eşlilik. Hayatındaki erkeği başka bir kadınla paylaşan kadınlar, ciddi psikolojik sorunlar yaşıyor ve çoğu zaman bunu gizlemeye çalışırken, daha da travmatik şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar. Birden fazla partneri olan bireylerin, çok eşlilik yani “Poligami” kapsamına girenlerinin sayılarının azımsanmayacak düzeyde olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Cinsel terapist olarak gördüğümüz vakalarda, kadınların önemli bir kısmı çok eşli bir kocası olduğunu fark etmiyor bile. Diğer kadından haberdarlar fakat bunun sosyolojik bir tanıma sahip önemli bir vaka olduğunu bilmiyorlar ve diğer kadınla savaşarak onun gitmesini bekliyor ya da küçük düşmemek için onu görmezden geliyorlar. Tek gecelik ilişki, ihanet gibi arada sorumluluk bağı barındırmayan ilişkiler çok eşlilik kavramı içine girmiyor. Kişinin çok eşli sayılabilmesi için birden fazla olan eşlerine karşı maddi ve manevi sorumluluk duygusuyla kendi içinde düzenli bir yaşam sunması ve kendisinin de bu yaşama dahil olması gerekir. Yani kumalık ve metreslik dediğimiz kavramlar tam anlamıyla çok eşlilik alanındalar. 

“Ülkemiz Medeni Hukukunda Hiçbir Geçerliliği Olmayan Bir Durum”
Erkek aynı zamanda sadece cinsel dürtülerini zengin tutmak ve birden çok kadınla daha fazla ve farklılıklar çerçevesinde tatmin olmak için de böyle bir seçim yapabiliyor. Cinsel terapistlerin üzerinde daha da yoğun biçimde durduğu bir durum. Çok eşlilik farklı kesimlerce kabul görmüş ve temellendirilmişse de ülkemiz medeni hukukunda hiçbir geçerliliği olmayan bir durumdur ve resmi olan nikah dışındaki eşin eşliği kabul edilmez. 

“Her Üç Kadından İkisinin Poligamik Yaşantısının Var Olduğu Ortaya Çıkmıştır”
Metres ya da kumalarından haberdar olan ama açık açık söylemeye utanan ya da bazı sebeplerden dolayı cesaret edemeyen kadınların sayısı oldukça fazla. Bu nedenle elbette sağlıklı sonuç veren istatistikler bulmak zor. Fakat bazı sağlık kurumları tarafından ya da sosyal sorumluluk projesi kapsamında yapılan araştırmalar, anketler sonucunda her üç kadından ikisinin poligamik yaşantısının var olduğu ortaya çıkmıştır.

“İki Partneriyle Birlikte Gelen Erkekler”
Psikologumuzla birlikte gördüğümüz terapi vakalarda iki eşi yani daha doğru tabiriyle iki partneriyle birlikte gelen erkekler, ayrılmak istemediği için kocasına mutsuzluğunu asla belli etmeyen fakat intiharın eşiğine gelmiş kadınlar oluyor. Annesine kuma getirildiği için evlenmekten korkan genç kızlar ve birden çok kadına sahip olabileceğine inandırılarak büyütülmüş, bu nedenle tek eşli kalmakta güçlük çeken fakat ilişkisinin ya da evliliğinin sürmesi için bunu yapabilmeyi isteyen erkeklerle karşılaşıyoruz. Ve tabi çok eşli kadınlarla da!

Poligami Nedir?
Sosyolojik olarak çok eşlilik Poligami başlığı altında incelenir. Poligami iki biçimdedir: erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi Polijini (çok karılılık), bir kadının birden fazla erkekle evlenmesi Poliandri (çok kocalılık). Günümüzde çok kocalılık elbette çok nadir görülen bir durumdur ve modern toplumlarda farklı yansımaları vardır. Fakat çok karılılık çok eskiden beri süre gelen, dini temellere dayandırılan ya da eski uygarlıklardan geçerek güne ulaşan bir yaşam biçimidir. Osmanlı, Hint, Asur ve Mısır gibi medeniyetlerde de örnekleri ve bugüne sürümleri bilinir. 

“Bu Psikolojik Bir Hastalık” 
Fizyolojik bir hastalık olmadığı tam tersine psikolojik bir hastalık olduğunu söylemek mümkün. Ve ne yazık ki sadece poligami yaşantısı olan bireyin değil birlikteliğini sürdürdüğü her iki bireyi de en derinden etkiyen, depresyon gibi hastalıkları beraberinde getiriyor. Hatta kişiyi manik depresif yapıyor. Eğer çocuk varsa çocukların da şuan ki hayatı etkilendiği gibi ileri yaşlarda kuracakları aile yaşantısından umutsuz oldukları, hatalar yaptıkları görülebiliyor. Psikolojik bir hastalık olarak baş gösteren Poligamik yaşantı tedavi edilmediği zaman, çeşitli fizyolojik hastalıklara da neden olabiliyor. Psikolojik problemlerin altında yatan temel neden olan bu sorunun tedavisi mümkün.

“Tedavisi Hem Aile Hem de Toplum Sağlığı için Gerekli”
Aslında poligamik yaşamın çeşitli eksiklikleri tamamlamak ya da çeşitli tatminleri sağlamak için tercih edilen bir yaşam biçimine dönüştüğünü söylersek yanlış olmaz. Tedavisinin yapılması bireylerin sağlığı hem de aile ve toplum sağlığı açısından son derece önemli. Bireylerle tek tek görüşerek kişinin duygu ve düşünceleri doğrultusunda terapiler yapabiliyor ya da tüm bireylerle aynı seansta görüşerek daha doğru ve herkesi etkileyen daha gerçek sonuçlar alabiliyoruz. Fakat tedaviye karar veren bireylerin içten, korkmadan, tüm gerçekliği ile hislerini ve düşüncelerini bizimle paylaşmaları gerekiyor.

“Erkeğin Eşi Dışında Başka Bir Kadını Arzulaması 20 Bin Yıl Öncesine Dayanıyor”
İtalyan bilim adamlarının yaptığı araştırmalar, 20 bin yıl önce erkeklerin birden çok eşi olduğunu ortaya koydu. Journal of Molecular Evolution dergisinde yayımlanan çalışmanın sonucunda, Paleolitik Çağ’da (MÖ. 600.000-10.000) çok az sayıda erkeğin genlerini gelecek kuşaklara aktardığı ortaya çıktı.

Yapılan araştırmalara bakarsak erkeğin eşi dışında başka bir kadını arzulaması 20 bin yıl öncesine dayanıyor. Erkeklerin evliyken bile gözlerinin dışarda olmasının nedenleri ile henüz kesinlik kazanmasa da, erkeklerin eşlerinin kendilerine ait olduğunu düşünüp dışarıya bakmasını çok eşliliğin nedenlerinden sayabiliriz.”

Yorum bırakın

ANKARA ÜNİVERSİTESİ ÇAĞRI MERKEZİ KURULDU

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde muayene olmak isteyen hastaların çağrı merkezini arayarak sıra alınabileceğini söyleyen Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, hem randevu kapasitemiz hem hizmet kalitemiz hem de hasta memnuniyeti oranlarının arttığını belirtti. 

Üniversite hastanelerinde muayene olmak isteyen hastaların sabah erkenden uzun kuyruklar oluşturduğu dönemler Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde artık sonra eriyor. Randevu almak isteyen hastalara çağrı merkezi hizmeti başlattıklarını belirten Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, “Hastanelerimizde çağrı merkezi oluşturduk. Çağrı merkezi ile artık çok rahat randevu alınması mümkün. 508 3 508 numaralı telefon sayesinde, insanlar artık sabah 5’te gelip sıraya girmiyorlar, böylece sabah saatlerindeki yoğunluk yaşanmıyor. Öte yandan bu sistem sayesinde randevu kapasitemiz, hasta memnuniyetimiz ve hizmet kalitemiz arttı” dedi. 

Üniversite Mensuplarına “440 5 946” Çağrı Merkezi
Üniversitenin de çağrı merkezini oluşturduklarını kaydeden Prof. Dr. Erkan İbiş, “440 5 946 numaralı telefon, üniversite mensuplarına ve halka yönlendirme anlamında hizmet veriyor. Acil bir durum olduğunda, öğretim görevlisine merkezimiz yardım ediyor” diye konuştu.

Med-Index

Yorum bırakın

GAZİ TIPTA AKILCI İLAÇ KULLANIMI STAJI VERİLİYOR

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde 5. Sınıf öğrencileri, “Akılcı İlaç” stajı alarak, doğru reçete yazmayı ve ilaç seçiminde dikkat edilmesi gereken kuralların eğitimini alıyor.

Gazi Üniversitesi Tıp fakültesinde 5. sınıf öğrencileri akılcı ilaç kullanımı eğitimi alıyorlar. Simüle hastaların üzerinde hastalıklar ve tedaviler hakkında verilen bilgileri yer alıyor. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Güney, bir hafta süren stajda öğrencilere, ilk derste reçete yazma sınavı yapıldığını söyledi. Hastalıklar ve uygun ilaç seçimi hakkında bilgi verildiği ve bitirme sınavı ile stajın tamamlandığını kaydeden Güney, “Bu zamana kadar 600 öğrenciye verilen eğitimde, Dünya Sağlık Örgütünün yayınlamış olduğu akılcı ilaç kullanımı ile ilgili prensipleri ve bunların reçetede nasıl uygulanması gerektiğini anlatılıyor. Reçete yazarken nelere dikkat ediliyor. Öğrencilere mezun oldukları zaman sık karşılaşacakları hastalıklarla ilgili bilgi veriliyor. Hipertansiyon, sistit ve osteoartrit gibi sık karşılaşılan hastalıkların tedavi sürecinde doğru ilaç seçimini anlatıyoruz.” 

Reçete yazma yetkisinin çok önemli olduğuna dikkat çeken Güney, “Yeni düzenlemeleri izlemek gerekiyor. Hangi ilaçların birinci, ikinci ve üçüncü basamak ilaçları olduğunu bilmek durumundayız” dedi. 

“Eğitimin Planlanmasında Görev Alan Bir Kurulumuz Var”
Bu kurulda yer alan tüm hocalar Akılcı İlaç Kullanımı konusunda çok deneyimli ve çok emekleri geçti. Kurulda yer alan tüm hocalara ve staj eğitiminde değerli desteklerini esirgemeyen herkese çok teşekkür ederim. 

“Kanıtı ve Kaynakları Kullanarak İlaç Verirken Nelere Dikkat Etmesi Gerektiğini Anlatıyoruz”
2006 -2007 eğitim öğretim yılından beri klinisyenlerle ortak eğitim verdiklerini belirten Güney, “Olgular veriyoruz, tanısı belli olan hastaya hangi ilaçları yazacaklarını soruyoruz. Kanıtı ve kaynakları kullanarak ilaç verirken nelere dikkat etmesi gerektiğini anlatıyoruz.” 

“Hangi Uzmanlık Alanında Olursanız Olun, Mutlaka Farmakokinetik Özelliklerini Bilmelisiniz”
Hastayı doğru bilgilendirmek çok önemlidir. Hastanın o anda kullandığı ilaçların listesini edinmek, ilaç etkileşimleri açısından son derece dikkat edilmesi gereken bir konudur. Hangi uzmanlık alanında olursanız olun, mutlaka ilacın farmakokinetik özelliklerini bilmelisiniz. İlaç nerede emildiğini ve nerede dağıldığını ilaç yazarken düşünmelisiniz” diye konuştu. 

Med-Index

Yorum bırakın

TÜRKİYE’NİN KANAYAN YARASI HEMATOLOJİ

Kemik iliği nakli için donör havuzlarının oluşturulması için ciddi yatırımlar yapılması gerektiği ancak Türkiye’de bu konu için yeteri kadar yatırım yapılmadığını söylen Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, “Türkiye için bunun kanayan bir yara olduğunu düşünüyorum. Halen donör havuzunun yeterince oluşturulamaması ve yeterli yatırım yapılmaması bir hüsran diye düşünüyorum. Yıllardır bir türlü bu konu için yatırım yapılmadı” şeklinde konuştu.
Türkiye’de 200 civarında hematoloji uzmanı olduğunu söyleyen Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, “Türkiye’de hematoloji ne yazık ki gelişmiyor çünkü yeterli personel ve doktor yok. 200 civarında hekimimiz var. Yeni hekim yetişmemesinin sebebi de hematoloji gibi zor bir branşın yeterince karşılığının olamaması ve her şeyin performansa bağlanması” dedi. 

“1 Ay Süre ile Yapılan Tedaviden Bahsediyoruz Birde Günde 10 Tane Yapabileceğiniz Bir Tedaviden”
Hematoloji için özellikle SGK ve Sağlık Bakanlığı’na çok iş düştüğünü belirten Dinçer şunları söyledi: “Şimdi bir miktar değişti ama bir zamanlar kemik iliği naklinin performans değeri 500 puandı, prostat ameliyatının 600, katarak ameliyatının ise 800’dü. Dengesiz bir performans ölçümü var. Şimdi çok fazla değişmedi, biraz arttırıldı ama 1 ay süre ile yapılan tedaviden bahsediyoruz birde günde 10 tane yapabileceğiniz bir tedaviden bahsediyoruz. Oranlarda ciddi farklılık vardı, biraz tersine dönmüş gibi oldu ama yeterli değil. Yapılan iş basit değil çok riskli iş.” 

“Donör Konusu Kanayan Bir Yara”
Kemik iliği nakli için donör havuzlarının oluşturulmasının önemli olduğunu Türkiye’de ise bu konu için yeteri kadar yatırım yapılmadığını söylen Dinçer, “Donör bulma zorluğu halen devam ediyor. Çünkü donör bulma işi yatırım işidir. Asgari, bir dönor testinin de 80 Euro gibi bir maliyeti var, bu 80 Euro’luk maliyeti birisinin karşılaması lazım, donörden alacak değiliz. Bu maliyet karşılanacak ki ortalama milyon düzeyinde bir donör havuzumuz olacak o zaman yaptığınız taramalarla kazanç sağlar ve yeni testler yapabilir hale gelirsiniz. Türkiye için bunun kanayan bir yara olduğunu düşünüyorum. Halen donör havuzunun yeterince oluşturulamaması ve yeterli yatırım yapılmaması bir hüsran diye düşünüyorum. Yıllardır bir türlü bu konu için yatırım yapılmadı” şeklinde konuştu. 

“Performans Geldi Bilimsel Yayınlar Geriledi”
Performans Sistemi’nden sonra özellikle bilimsel çalışmalarda gerilemeler yaşandığını belirten Dinçer, “Performans işin içine girdikten sonra her şeyde gerileme yaşandı. İnsanlar okuldan mezun oldukları zaman ne amacı vardır?  Tıp fakültesinden mezun olduktan sonra para kazanması için iki yöntem vardır, ya taşraya gidip muayenehane açacaklar ya da hoca olacaklar. 20 yıl bekleyecekler profesör olacaklar ve bir şekilde para kazanacaklar. Şimdi ikisi de kalktı. Taşraya giderlerse de bir şey kalmadı hoca olsalar da bir şey kalmadı. Üniversitede rahat çalışamaz oldular. Şimdi herkes duruyor. Özellikle İstanbul’da herkes oturdu hiçbir şey yapmıyor. Onun için de bilimsel yayınlarda da gerileme var” dedi. 

Med-Index

Yorum bırakın

DÜNYA’DA VE TÜRKİYE’DE ECZACILIK NE DURUMDA?

Dünya’da ve Türkiye’de eczacılık alanında yapılan değişiklikler hakkında değerlendirmelerde bulunan Türk Eczacıları Birliği (TEB) Genel Sekreteri Harun Kızılay, ülkemizde eczaneler arasındaki gelir adaletsizliğinin bir an önce son bulması gerektiğini söyledi.


Sağlık alanında birçok sistem oluşturulmadan önce, hep yurt dışından örnek alınarak yapılır. Peki eczacılık açısında bakıldığında durum ne? Türk Eczacıları Birliği (TEB) Genel Sekreteri Harun Kızılay, yurt dışındaki eczacılık sistemleri ve ülkemizde yaşanan sorunlar hakkında Med-Index’e değerlendirmelerde bulundu. 

Türkiye’de eczacılık sisteminin yurt dışı ile karşılaştırılmadığını kaydeden Kızılay, “Avrupa’da ve birçok yerde uygulanan referans ilaç fiyatlandırması, Türkiye’nin bulduğu bir durum değil. Avrupa’da bu sistem yaklaşık 15-20 yıl önce başladı ve referans fiyat sistemi içerisinde kar oranları belli. Ülkemizde ise, ilaç fiyatları düştüğü anda eczacılık kar oranları da düşüyor. 

İlaç fiyatının yükselmesine dair bir talebimiz olamaz. Burada hibrit bir sistem uygulanıyor. AB ülkelerinde eczacıların kar oranları yüzde 20. İlaç fiyatları düştüğünde bu kar oranına ekstra bir ekleme yapılıyor. Fransa’da bu oran, kutu başı 53 Euro olarak belirlenmiş, Almanya ve İngiltere’de de buna benzer fiyatlandırma sistemleri var. Buna “hibrit karlılık” diyoruz. Türkiye’de de bu sisteme geçilmeli” dedi. 

“Eczacılık Bir Sanattır”
İlaç fiyatının belli bir oranının eczacılık hizmeti olarak kabul edilmesi gerektiğini söyleyen Kızılay, “Eczacılık, artık bu sistemle işlemiyor. Bunun yanında kutu başı kar oranı olmalı. Eczacılar ilaç fiyatlarının düşmesinden ya da yükselmesinden etkilenmemeli. 
Eczacılık, çok kar eden bir meslek grubu değil. Hayatımızı idame ettirecek, sosyal seviyemize uygun bir gelir elde edecek kadar, gelir istiyoruz. Zaten eczacılık bir sanattır. Sermaye odaklı değil mesleki bilgi ile yapılan bir iştir. Dolayısıyla eczacılar arasında gelir adaletsizliğinden kaynaklı bir uçurum oluşması, bizim açımızdan olumsuz karşılanıyor” diye konuştu. 
Med-Index

Yorum bırakın

TİMOKİNON KANSER HÜCRELERİNİ NASIL ETKİLİYOR?

Timokinon’un kanser hücrelerine ve bağışıklık sistemine etkisi üzerine yapılan araştırma sonuçları hakkında bilgi veren Uzman Diyetisyen Banu Topalakçı, çörekotunda bulunan Timokinon’un etki  mekanizması hakkında Med-Index’e konuştu.   

Bilim insanları, normal koşullarda, eğer sağlıklı bir bağışıklık sistemine sahipsek, kolay kolay kanser olunmayacağını söylüyor. Kilit noktanın, sağlıklı bir bağışıklık sistemi olduğunun üzerinde duruluyor. Çörekotu tohumlarının bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkileriyle ilgili bilimsel çalışmalar hakkında bilgi veren Uzman Diyetisyen Banu Topalakçı, şunları söyledi: “Birkaç kontrollü hayvan deneyinde, çörekotu tohum özütü verilen hayvanların çeşitli kanser yapıcı kimyasal maddelere karşı korunduğu ortaya konuldu. Çörekotu yağındaki doymamış yağ asitlerinin kombinasyonu da mükemmel, kan damarlarını oksitlenmeden korumak için formülünde neredeyse her şey var. Sağlıklı kan damarları ise sağlıklı kan akımı, o da sağlıklı bir beden anlamına gelir. Çörekotunda bulunan Timokinon, kanser hücrelerini ‘programlanmış hücre ölümüne’ yani hücre intiharına sürükleyip kanser kitlesinin büyümesini yavaşlatıyor.

‘Anticancer Research- Kanserden Korunmaya Yönelik Araştırmalar’ adlı dergide ABD kaynaklı bir araştırmanın makalesi şu başlıkla sunuldu: “Çörekotu tohumlarının hem işlenmemiş formu hem de ayrıştırılmış aktif maddeleri deneysel olarak tümör karşıtı etki gösteriyor!”

“Çörekotunun Üç Temel Mekanizmayla Anti-Tümör Etki Gösterdiği Ortaya Konuldu”
2010 yılında ‘Nutrition and Cancer- Beslenme ve Kanser’ adlı bilimsel dergide çörekotu tohumlarının esas etken maddesi olan ‘Timokinon’un hangi etki mekanizmaları ile kansere karşı savaştığını ortaya koyan bir review (bilimsel yayınların özeti) yayınlandı. Birçok çalışmanın özeti anlamını taşıyan bu reviewde, çörekotunun üç temel mekanizmayla anti-tümör etki gösterdiği ortaya konuldu. Birincisi ve en meşhuru, tümör hücrelerini ‘apopitoza’ yani ‘hücre intiharına’ zorlamasıydı. Patolojide buna ‘programlanmış hücre ölümü’ denir ve vücudun kansere karşı en önemli doğal savunma mekanizmasıdır. İkinci yol ‘anjiogenez inhibisyonu’ yani tümörün beslenmesini sağlayan yeni damarların oluşumunun engellenmesi. Tümör, büyümek için beslenmek, kanlanmak zorundadır ve bunu kendine yeni damarlar oluşturarak yapar, işte çörekotundaki bazı aktif maddeler bu oluşumu engeller. Üçüncü yol ise ‘hücre döngüsü arresti’, yani ‘hücre üremesinin durması’. Bununda anlamı şu: tümör büyürken, her bir hücre, özel bir büyüme döngüsüne girer ve bir hücre olarak girdiği o döngüden iki hücre olarak çıkar, bu şekilde de tüm tümör kitlesi büyür. Çörekotundaki Timokinon, bu döngüyü engelliyor ki bu yolak birçok kemoterapi ajanının da etki mekanizması aynı zamanda. 

Bu konuda yapılmış çok daha çarpıcı bir çalışma var ki bu araştırma sonuçlarına göre de; çörekotu Timokinon’un kemoterapi ilaçlarının en önemlilerinden bile daha etkili olduğu öne sürülüyor. Malezya Putra Üniversitesi’nde yürütülen bu hücre deneyi, insan rahim ağzı kanseri hücreleri üzerinde yapılmış.

“Timokinon Kanser Hücrelerini İntihara Sürüklüyor”
Bir yeni çalışmada Suudi Arabistan Riyad’da İnsan Kanserleri Genomik Araştırma Merkezi’nde yürütülen çalışmada; Timokinon’un, özel bir lenf kanseri türü olan ‘primer effüzyon lenfoması’ isimli, akciğer zarında fazla miktarda sıvı birikimiyle seyreden bir lenfoma türünün üremesini baskıladığı sonucuna varılmış.

Timokinon’un kanser hücrelerini intihara sürükleyip kanser kitlesinin büyümesini engellediği bir diğer insan kanseri türü ise ‘Multiple Miyeloma’ ismini verdiğimiz kemik iliği kanseri türü. 
Singapur’da, Ulusal Singapur Üniversitesi, Yong Loon Lin Tıp Fakültesi’nde 2010 yılında yapılan araştırma sonucunda; ‘Kemoterapi ilaçlarındaki en kaygı verici durum, ilaçların seçiciliği olmaması nedeniyle normal hücrelere de verdikleri zararlara bağlı yan etkiler. Normal hücrelere minimum toksik etki gösterecek yeni bileşkelerin keşfine daha fazla önem verilmesi gerekiyor.’ Sözünü ettikleri bu yeni bileşik ise, çörekotu tohumlarındaki Timokinon.

“Çörekotu, Yan Etki Göstermeden Kalın Bağırsaktaki Kanserleşme Sürecini Yavaşlatıyor”
Beyrut Amerikan Üniversitesi Biyoloji Departmanında yapılıp 2005 yılında ‘İnternational Journal of Oncology’ adlı yayında sunulan çalışmada; çörekotu Timokinonu’nun insan kalın bağırsak kanseri hücrelerinde kanserli hücre intiharının tetiğini çektiği ortaya konmuş. Yapılan çalışmalar istatiksel olarak değerlendirildiğinde görülüyor ki; çörekotu, yan etki göstermeden kalın bağırsaktaki kanserleşme sürecini yavaşlatıyor hatta engelliyor.

“Timokinon, Pankreas Kanseri Hücrelerinin Kemoterapi İlaçlarına Hassasiyetini Artırıyor”
Kemoterapi ilaçlarının bazıları kalpte olumsuz yan etkiler oluşturabiliyor. Yapılan bazı çalışmalarla, bu ilaçların kalbe toksik etkisine karşı çörekotu yağındaki Timokinon’un koruyucu olduğunu ortaya konulmuş. Timokinon’un, son birkaç yılın en korkulan kanser türlerinden olan pankreas kanserine karşı da etkili olduğuna dair bilimsel ipuçları var. ABD Wayne Eyalet Üniversitesi Patoloji Departmanı’nda yürütülen bu çalışmada, çörekotu Timokinon’un, pankreas kanseri hücrelerinin kemoterapi ilaçlarına hassasiyetini artırdığı gözlemlenmiş.

Çörekotunda bulunan Timokinon’un kanser tedavisindeki etkisi kanser tedavisinde en yaygın olarak kullanılan kemoterapi ilaçlarından biri ile bir çok çalışmada eş değer çıkmış. Aynı etkiyi yeşil çayda bulunan bileşikler de göstermekte.”

Yorum bırakın