Archive for category Sağlık Haberciliği

GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ’NDE SAĞLIK HABERCİLİĞİ VE SOSYAL MEDYA


Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi İletişim Mesleklerine Giriş dersinde sağlık muhabirliğini ve sosyal medyayı anlattım. 

Davet için Doç. Dr. Elgiz Yılmaz hocama çok teşekkür ederim.



Reklamlar

Yorum bırakın

SAKARYA ÜNİVERSİTESİ’NDE SAĞLIK İLETİŞİMİ DERSİ

Sakarya Üniversitesi İşletme Bölümünde Sağlık İletişimi dersine misafir hoca olarak katıldım. Sayın Hocam Yrd. Doç. Dr. Harun Kırılmaz’a daveti için teşekkür ederim.

Yorum bırakın

SAĞLIK ÇALIŞANLARINA ŞİDDETİ ARAŞTIRMA KOMİSYONU


SAĞLIK ÇALIŞANLARINA ŞİDDETİ ARAŞTIRMA KOMİSYONU
TBMM Sağlık Çalışanlarına Şiddeti Araştırma Komisyonu, İletişimci Doç. Dr. İnci Çınarlı ve Doç. Dr. Abdülrezzak Altun’un sağlık çalışanlarına yönelik şiddette medyanın rolü, haber dili ve etkileri konulu sunumları gazeteci ve sosyal medya uzmanı Esra Öz ile gazeteciler Gülben Şahin ve Yeşim Sert Karaarslan medyanın işleyişi ve haber dili konulu sunumları dinlemek üzere toplandı.

Yorum bırakın

SAĞLIK PSİKOLOJİSİNDE MEDYANIN ÖNEMİ ELE ALINDI

Sağlık Psikolojisi hızla gelişen bir disiplin.  Sağlığın bulunduğu her alanın içerisinde psikolojik bir boyutun olduğunu artık modern tıp da kabul ediyor. Fatih Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Sempozyum Koordinatörü Yrd. Doç. Dr. N. Linda Fraim tarafından düzenlenen Sağlık Psikoloji Sempozyumuna konuşmacı olarak katıldım.

İletişim Uzmanı Şükrü Kara, Beykent Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Müge Demir  ve Kadınca Dergisi İmtiyaz Sahibi Oya Demirtok ile Medya ve Sağlık İletişimi oturumunda konuşma yaptım.

Sunumumda sağlık haberciliğinde dikkat edilmesi gerekenler üzerinde durdum. 

Sunum sonunda plaket aldık.

1 Yorum

SAĞLIK HABERCİLİĞİ DERSİ ÖNEMLİDİR!

Öğr. Gör. Asuman Kaya ‘nın davetiyle Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Sağlık Haberciliği dersine  katıldım. 

Yazılı, görsel ve sosyal medyada sağlık haberciliği üzerine sunum yaptım.

Sağlık Haberciliği üzerine çalışmayı hedefleyen arkadaşlar olduğunu görmek güzel.

Yakın zamanda sunumu  paylaşacağım. 

Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Sağlık Haberciliği dersine davet için Prof. Dr. Erkan Yüksel ve Öğr. Gör. Asuman Kaya’ya çok teşekkür ederim.

1 Yorum

SAĞLIK KONULU YAYINLAR NASIL ALGILANIYOR?


Medyadaki sağlık konulu yayınların halk tarafından nasıl algılandığına ilişkin kamuoyu araştırmasının bulguları, düzenlenen bir toplantıyla tartışmaya açıldı.

“Sağlık Konulu Yayınlara Yönelik Çalıştay”, Sağlık Bakanlığı Sağlığı Geliştirme Genel Müdürlüğü’nün ev sahipliğinde 18 Ekim günü Ankara’da gerçekleştirildi. Çalıştay hakkında bilgi veren Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Basın ve Yayın Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erkan Yüksel, şunları söyledi: “Son yıllarda medya içeriklerinde önemli oranda yer bulmaya başlayan ve kimi kesimlerin eleştirisine de konu olan sağlık konulu yayınları 2009 yılından bu yana gerçekleştirdiğimiz araştırma ile çok yönlü olarak incelemeye çalışıyoruz. Bu bağlamda TÜBİTAK ve Anadolu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu’nun desteğiyle Türkiye’de Sağlık Konulu Yayıncılık İlkelerinin Belirlenmesi: Kaynak, İleti ve Hedef Kitle Bağlamında Sağlık Konulu Yayınların Analizi adını taşıyan projemizin ilk iki aşamasını tamamladık. İlk aşamada sağlık konulu yayıncılık alanında söz sahibi olabileceğini kabul ettiğimiz 150 medya ve sağlık profesyoneli ile yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdik ve görüşlerini rapor haline getirdik. İstanbul’da düzenlediğimiz ilk çalıştayda konunun ilgilisi olan resmi ve sivil tarafları da bir araya getirerek sonuçları değerlendirdik. Ardından projenin ikinci aşaması olarak kamuoyu araştırmasını gerçekleştirdik. 33 ilde; 142 mahalle ve köyde 2.556 hanelik örneklemde 2.503 hanede 2.503 kişiyle yüz yüze görüşme tekniğiyle A&G Danışmanlık şirketi tarafından anketimiz uygulandı Anketin sonuçlarını değerlendirmek üzere hazırladığımız taslak raporu, yine konunun ilgili taraflarını davet ederek bu kez Ankara’da konuşmak istedik. Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Mine Tunçel’in desteğiyle ve ev sahipliğiyle, Hekimevi’nde bir toplantı organize ettik. Toplantıya katılan ilgili resmi kurum temsilcileri, akademisyenler, sağlık ve medya profesyonelleriyle ankette ortaya çıkan bulguları konuştuk. Her bir anket sorusuna ve yanıtlarına ilişkin katılımcıların görüş ve yorumlarını dinledik. Onların yeni soru ve değerli önerilerini aldık. Bundan sonraki süreçte projemizin üçüncü ayağı olan televizyon, gazete, dergi ve internetteki sağlık konulu yayınların içeriklerine ilişkin içerik analizi çalışmamızı tamamlayacağız ve sonuç raporumuz yavaş yavaş ortaya çıkacak. Bulgularımızın tamamını içeren sonuç raporumuz ortaya çıkmadan şimdilik daha fazla bilgiyi ve ayrıntıyı kamuoyu ile paylaşamıyoruz ama önümüzdeki yıl bahar döneminden önce bu raporun da tamamlanacağını düşünüyorum.”


Sonuçlar Nasıl Çıktı?
Ankette ortaya çıkan bazı önemli bulgular şunlar:
          Nezle, soğuk algınlığı, baş ağrısı veya bunlar gibi bir rahatsızlık karşısında “doktora giderim ve yalnızca onun söylediklerini” uygularım diyenlerin oranı yüzde 30,1. “Bildiğim ya da daha önce aldığım ilaçları kullanırım” diyenlerin oranı yüzde 23,4. “Kendi kendine geçmesini beklerim” diyen de yüzde 18,3’lük bir kesim bulunuyor.
          Ciddi ya da önemli bir rahatsızlık yaşadığında bu hastalıkla ilgili en çok doktorlardan (yüzde 94,1) bilgi alınıyor. Eş dost, yakın akraba, arkadaş ve komşulardan bilgi alma yüzde 25,5, eczacılardan bilgi alma yüzde 25. İnternetten bilgi alma yüzde 12,7. Aktar ve baharatçılardan bilgi alma oranı yüzde 6,1. Televizyondan bilgi alma oranı yüzde 5,2.
          Kamuoyunun sağlık konulu yayınlarda en çok ilgisini çeken konular kendileri veya yakınlarına faydası olabilecek bilgi ve tavsiyeler (yüzde 72), kendileri ya da bir yakınlarının rahatsızlığıyla ilgili yayınlar (yüzde 59,8).
          Yeni tıbbi ve teknolojik gelişmeler ve yeni uygulamalar yüzde 22,3, bitkisel, doğal ürünler, alternatif tıp yüzde 13,2, diyet, zayıflama ve sağlıklı beslenme konusundaki yayınlar yüzde 13, ruh sağlığı, stres, psikiyatri gibi konulardaki yayınlar yüzde 11,3, plates, aerobik, yoga ve spor gibi yayınlar yüzde 3,2 oranında katılımcıların ilgisini çekiyor.
          Katılımcıların yüzde 4,1’i medyadan öğrendiği sağlık konulu bilgi ya da tedavileri genellikle ya da sık sık uyguladığını söylüyor. yüzde 1,6’sı ise her zaman hepsini uyguladığını belirtiyor.
          Bu uygulamadan fazda ya da zarar gördünüz mü sorusuna yüzde 15,2’si “çoğunlukla fayda gördüm”, yüzde 2’si de “zararını gördüm” yanıtını veriyor.
          Medyadan tanıdığınız bir doktora ya da uzmana sağlığınızla ilgili olarak danışmak ya da görünmek için gittiniz mi ya da gitmek istediniz mi sorusuna yüzde 6,7’si “evet gittim”, “yüzde 10,6’sı da gitmek istedim ama gidemedim” diyor.
          Medyadan öğrenilen sağlık, beslenme, diyet, iyi yaşama, estetik ya da güzellikle ilgili herhangi bir kitabı, hapı, kürü ya da ürünü para karşılığında satın aldınız mı sorusuna yüzde 8,7 “evet aldım”, yüzde 4,3’ü ise “almak istedim ama alamadım” yanıtını veriyor.
          Medyadan öğrenilen bir hastane ya da sağlık merkezine gittiniz mi sorusuna yüzde 7,1 “evet, gittim”, yüzde 6’lık bir kesim ise “gitmek istedim ama gidemedim” diyor.
          Sağlık konulu yayınların televizyonda “genellikle, çoğunlukla” izlenme oranı yüzde 19,6.
          En çok tercih edilen sağlık programı Kanal D’de yayımlanan Doktorum (yüzde 55,7).
          Televizyonda yer alan sağlık konulu haber ve programlardaki bilgileri “her zaman” ve “çoğunlukla” güvenilir bulma oranı yüzde 40,2. Bu oran gazetede yüzde 27, internette yüzde 35,6.



Rapor, ayrıca sağlık konulu televizyon, gazete ve internet içeriklerine yönelik olumlu ve olumsuz ifadelere ilişkin belli başlı görüşleri de içeriyor. Televizyondaki sağlık konulu yayınlar sayesinde katılımcıların yüzde 44,4’ü “tıbbi tedavi yöntemleri hakkında artık daha bilgiliyim”, yüzde 43’ü“tıp dışındaki alternatif ya da bitkilerle, otlarla tedavi yöntemleri konusunda artık daha bilgiyim”, yüzde 63,9’u “sağlığımla ilgili artık daha bilinçli davranıyorum”, yüzde 65,6’sı “öğrendiklerimi başkalarını da anlatıyorum”, yüzde 42,1’i “başkalarıyla konuşmaktan çekindiğim mahrem konular hakkında bilgi edinebiliyorum”, yüzde 28,3’ü “sağlığımla ilgili bir rahatsızlığım olduğunu anladım”, yüzde 26,1’i “hangi hastanenin, doktorun veya sağlık ürünün daha iyi olduğunu anladım” diyor.

Buna karşılık yine televizyon izleyen katılımcıların yüzde 25,4’ü “beni ilgilendiren konular çıkmıyor”, yüzde 22,9’u “gereksiz yere endişelendirici ve ürkütücü buluyorum”, yüzde 30,6’sı “mucize kurtuluş ya da tedavi haberleriyle hastalara boş umut, hayal veriliyor”, yüzde 45,3’ü “ülkenin genel sağlık politikası ve sağlık sistemine ilişkin sorunlar yeterince ele alınmıyor”, yüzde 24,4’ü “genel olarak verilen bilgileri çoğunlukla yalan, yanlış, yanıltıcı buluyorum”, yüzde 9,9’u “tıp doktorlarına olan güvenim azaldı”, yüzde 24,1’i “özellikle alternatif tıp konularında verilen bilgileri yanlış buluyorum”, yüzde 44,5’i “daha çok kişi, doktor, ürün, ilaç ve hastanelerin reklamı yapılıyor”, yüzde 39,1’i “halkın anlayacağı dilde değil, teknik ve karmaşık bir dille anlatıyorlar”, yüzde 34,2’si “kullanılan dili magazinel, sansasyonel ve duygu sömürücü buluyorum”, yüzde 28,9’u “bazı sağlık konulu haber ve yazıları ahlak dışı buluyorum”, yüzde 36,4’ü “konular yüzeysel işleniyor, detaylı bilgi verilmiyor”, yüzde 45,2’si de “bunların denetlendiğini düşünmüyorum” yanıtını veriyor.

Çalıştaya Kimler Katıldı?
Çalıştaya katılanların isimleri alfabetik sırayla şu şekilde: Doç. Dr. Abdülrezak Altun (Sağlık Bakanlığı), Arzu Karasaç Gezen (Sağlık Bakanlığı), Aslıhan Çobaner (Sağlık Bakanlığı), Prof. Dr. Ayla Okay (İstanbul Üniversitesi), Beste S. Gülgün (Sağlık Bakanlığı), İbrahim Ersoy (Medimagazin), Prof. Dr. İrfan Erdoğan (Atılım Üniversitesi), Esra Öz (Gazeteci), Dr. Hayati Bice (RTÜK Kurum Doktoru), Murat Akgül (Muğla Tabip Odası Başkanı), Mustafa Sütlaş (BiaNet Yazarı), Yrd. Doç. Dr. Müge Demir (Beykent Üniversitesi),Öznur Vuran Doğan (Sağlık Bakanlığı), Sevgi Hasipek (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu), Şahnur Ağyel (Sağlık Bakanlığı), Doç Dr. Zülfikar Damlapınar (Gazi Üniversitesi).

Proje Hakkında…
TÜBİTAK ve Anadolu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu’nun desteğiyle sürdürülen “Türkiye’de Sağlık Konulu Yayıncılık İlkelerinin Belirlenmesi: Kaynak, İleti ve Hedef Kitle Bağlamında Sağlık Konulu Yayınların Analizi” başlıklı proje resmi olarak 1 Nisan 2010 tarihinde başladı ve projenin üç yılda tamamlanması öngörülüyor. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Basın ve Yayın Bölümü Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erkan Yüksel’in yürücütüsü olduğu projede, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Yalçın Kaya ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Abdullah Koçak ile yine Anadolu Üniversitesi’nden Açıköğretim Fakültesi Dekan Yardımcısı Yard. Doç. Dr. Sinan Aydın araştırmacı olarak yer alıyor. Projenin çalışma ekibinde ise şu isimler bulunuyor: Araş. Gör. Pelin Öğüt, Öğr. Gör. Asuman Kaya, Uzm. Hande Demiroğlu, Araş. Gör. Barış Yılmaz, Araş. Gör. Kutlu Akçoral, Araş. Gör. Fatma Uçar ve Ferihan Özmen.

1 Yorum

BİLİM VE DÜZMECE BİLİM

Bilgi patlaması yaşanan günümüzde sürekli bilimsel olduğu söylenen birçok çalışma anlatılıyor ancak bunların doğruluğu üzerinde durulmuyor. Bilimsellik çerçevesinin iyi çizilmesi gerektiğini belirten Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Seyhan Çenetoğlu, Sağlık Dergisi’ne bilim ile düzmece bilimin ayrılması hakkında çok özel bilgiler verdi.
Bilimin temel nitelikleri;  bulgularının gözlemlenebilir, ölçülebilir olmasının yanında en temel özelliği herkes tarafından tekrarlanabilir olması, diğer bir deyişle kimsenin tekelinde olmaması ve Karl Popper’in tanımıyla “yanlışlanabilir” olmasıdır. Scientism ise dilimize “bilimcilik” veya “düzmece bilim” olarak çevrilebilir. Bu bağlamda geçimini bilim yaparak kazananlar “bilimden geçinenler”, düzmece bilim veya bilimcilikten kazananlar ise “bilimsel geçinenler” olarak da tanımlanabilir. 
“Ya Yayın Yaparsın Ya Da Atılırsın”
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Seyhan Çenetoğlu ile bilimsellik ve bilimsel geçinenler üzerine Sağlık Dergisi’ne çarpıcı açıklamalarda bulundu: “Miami Üniversitesi Felsefe ve Hukuk Profesörü Susan Haack’ın 1997 yılında yazdığı “Science, Scientism and Anti-Science  in the Age of Preposterism” başlıklı  makale  “Bilim ve Düzmece Bilim” başlıklı bu yazının temel esin kaynaklarından biridir. Başlığında yer alan “preposterism” sözcüğünün pek çoğunuza yabancı bir sözcük olduğundan eminim. Dilimize “tersine önceleme” olarak çevrilebilir. Bu yeni felsefi kavramın kökeni özellikle 1990’lı yıllarda Amerika’da üniversitelerde özellikle sosyal bilimler alanında, 2000’li yıllarda ise temel bilimler alanında akademik hiyerarşide yer alabilmek, rekabet etmek veya yerinde kalabilmek için zorunlu bir şart olarak ortaya konulan “Publish or Perish” ya da “ya yayın yaparsın ya da atılırsın”  düsturudur.
“Araştırma Yaparak Yaşamak” Yerine  “Yaşamak İçin Araştırma Yapmak”
Bilgi patlamasına yol açacağına inanılarak ortaya atılan bu ilke ile “tersine öncelenme” yapılmış ve bir bilim adamı için “Araştırma yaparak yaşamak” yerine  “Yaşamak için araştırma yapmak” ilkesi öncellenmiştir. Ancak bu düstur zamanla bilim adamlarının hem akademik ikbal, hem de bilimsel araştırmalarına parasal kaynak sağlayabilmek için etik olmayan yollara başvurarak masa başı yayıncılık, sonu önceden belli olan araştırmalar yapma ve yayınlamasına yol açmış ve literatürün çok sayıda gerçekten bilgiye dönük olmayan düzmece bilimsel makaleyle dolmasıyla sonuçlanmıştır.  
Özellikle 20.yy’ın sonu ile içinde bulunduğumuz 21.yy başında teknolojideki baş döndürücü gelişmelere paralel olarak gerçek bilimden uzaklaşılarak, insanların çeşitli tutku ve zafiyetleri de kullanılarak yaşamın her alanında özellikle de sağlık alanında bilimsellik kisvesi altında “bilimcilik” ya da “düzmece bilimsel” faaliyet ve uygulamalarında bir patlama yaşanmaktadır.
İnsanların Çoğunun Zihinsel Yapısı Mucizelere İnanmaya Yatkın
İnsanların çoğunun zihinsel yapısı mesleki profesyonellerde dahil olmak üzere mucizelere inanmaya ve kolayca telkin almaya yatkındır. İnsanların bu zihinsel zafiyeti tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de hangi meslekten olursa olsunlar, ya bu gibi iyi niyetli hayalperestler veya kötü amaçlı şarlatan ya da her ikisi tarafından giderek artan oranda kullanılmaktadır. Zaten dolandırıcılığın da ilk kuralı “kurbanının önce aklını al sonra parası kendiliğinden gelir” olarak özetlenebilir. İngilizce’de quack, hoax, fraud, bogus, mumbo jumbogibi sözcüklerle anılan bu eylemler
Düzmece Bilim’in 7 Temel Kuşkulu Belirtisi
“Bilimsel geçinen” bu kişilerin eylemlerini tanımlayıcı sözcüklerdir. Günümüzde çok ciddi bir etik ve yasal sorun haline gelen bu gibi kişiler ve uygulamalarıyla baş etmek neredeyse imkansız hale gelmiştir. Özellikle A.B.D.de çok yaygın olan bu gibi eylemlerde hukukçulara yol göstermek üzere hazırlanmış Düzmece Bilim’in 7 temel kuşkulu belirtisi başlıklı makalenin ana başlıkları şöyle özetlenebilir.
1-   Buluş sahibinin, iddiasını önce akademik ve bilimsel ortamlarda tartışmak ve yayınlamak yerine doğrudan yazılı ve görsel medya (gazete,TV,internet) kanalıyla duyuruyor olması,
2-   Buluş sahibinin, sıklıkla buluşu nedeniyle çıkarı zedelenen bazı egemen güçler tarafından engellendiği iddiasında olması
3-   Buluş sahibinin buluşunun yararlarına ait yeterli bilimsel verinin hemen her zaman yetersiz olması,
4-   Mucize etkili buluşa ait ileri sürülen bilimsel kanıtların sadece kullanıcı memnuniyetine dayalı bireysel tavsiye beyanlarına dayanması, (hatta noter tasdikli olursa daha inandırıcı olur)
5-   Buluş sahibinin buluşunun etki mekanizmasını binlerce yıldır süregelen kadim bir inanca bağlı tedavi yöntemine dayandırması,
6-   Buluş sahibinin buluşunu araştırma ve geliştirme çalışmalarını gizli bir yerde tek başına gerçekleştirdiği iddiasında olması,
7-   Buluş sahibinin buluşunun etki mekanizmasını, bilimin henüz açıklayamadığını iddia edilen yeni doğa yasaları! ile açıklaması (“Bilim dünyası açıklayamıyor, sırrı çözülemiyor” diye yayınlanan reklam ve mesnetsiz haberlerde olduğu gibi)
Alternatif Tıp Dünya Ticaretinde 2. Sırada
Gün geçmiyor ki yazılı ve görsel basında, estetik ve güzellik fuarlarında, anti-aging kongrelerinde çocukluğumuzda okuduğumuz bir çizgi roman olan Tommiks adlı dergideki bir roman kahramanı Dr.Sallaso’nun her derde deva mucize iksiri gibi bir ürünün pazarlaması yapılmasın. Bunlar arasında; zayıflatıcı sabunlar ve bantlar, mucize etkili kırışıklık ve selülit kremleri, yosun hapları, soya yağı enjeksiyonları, gebelik hormonu enjeksiyonları, rahmetli Barış Manço’nun “nane limon kabuğu” başlıklı şarkısındaki gibi iki tutam ondan üç tutam bundan tarzı hazırlanan büyülü mezoterapi reçeteleri, oksi-terapi, ozon-terapi, gazoz gazı (CO2) enjeksiyonları,hologramlı denge bileklikleri, ayurveda rejimleri ve çeşitli geleneksel kadim alternatif tıp ve daha niceleri sayılabilir. Ancak daha da şaşırtıcı olan taraf ise akıl ve bilgi çağı denilen 21.yy.da bu ürünlere ve uygulamalara olan talebin fazlalığı ve bu sektörün dünya ticaretindeki payının dünya silah ticaretinde dönen toplam paradan sonra 2. sırada geldiğidir.
Dorian Gray Sendromu’na Yakalanmış İnsanlar
Peki neden insanlar çıldırmış gibi bu gibi görünürde işe yararmış gibi görünen veya gösterilen işlemlere bu kadar çok para harcamaktadırlar? İnsanların çoğunun zihinsel yapısı mucizelere inanmaya ve kolayca telkin almaya yatkın olduğu için mi? Medyanın büyük paraların döndüğü reklam silahı ile primer narsistik duyguları da azdırılarak Dorian Gray Sendromu’ na yakalanmış insanlar arasında yarattığı kitle histerisi nedeniyle mi? Ya aynı medyanın yarattığı veya onu kullanan meslek profesyonellerinin primer narsistik duyguları körüklenerek oluşturulan Mesih Kompleksi ve sonucu davranışlarda bulunan ve cemaatini Dorian Gray Sendromu’na yakalanmış insanların oluşturduğu Medikal Mesihlere veya ben yapmazsam başkaları nasıl olsa yapacak mantığıyla bu Mesihlerin Havari’liğine özenenlere ne demeli?  Yoksa bu gibi işlemler gerçekten yararlı da birçoğumuz septik bir zihin yapısının mı esiri olduğumuz için Mesihler arasına katılmıyoruz? Eğer hiçbir yararı yoksa, öyleyse neden işe yarar olarak algılanmaktadır ve her zaman bu kitlesel histeriye katılan insanların sayısı sürekli artmaktadır. İşe yaramaz teknolojileri ve tedavileri geliştiren şarlatanları besleyen sorunun nedenlerine dair bu soruların cevabı 
  • Toplumsal olarak eleştirel ve bilimsel şüpheye dayalı bir zihin yapısının eksikliği,
  • Toplumsal olarak büyü ve benzeri doğaüstü inançlara yatkınlık,
  • Bilime değil de mucize vaat eden şarlatanlara aşırı güvenme,
  • Bireysel çaresizlik ve umutsuzluk içinde arayış içinde olmak,
  • Bilimden beklediğini bulamayanların, bilimsel yöntemlere yabancılaşıp mucize vadeden doğal olduğu ve hiçbir yan etkisi olmadığı iddia edilen yöntemlere yönelmesi.
“Cüzdanı ile Bilimsel Vicdanı Arasında Kalmak”
Bazı Tıp Mesleği Mensupları özellikle profesör gibi akademik ünvana sahip olanlar da dahil olmak üzere neden düzmece bilimsel yöntemlere ve alavere-dalavere işlemlere yönelmektedirler. Kanımca birçoğu “Cüzdanı ile Bilimsel Vicdanı” arasındaki ikileme sıkışıp kalmakta ve düzmece bilimin dayanılmaz çekiciliğine kapılmakta ve sayıları da giderek artmaktadır. Sağlık alanında çalışan çeşitli profesyonellerin neden bazen düzmece tedavilere yöneldiklerinin diğer nedenleri ise:
·         Günlük iş hayatının tekdüzeliği ve sıkıcılığından bunalmış olanlarda düzmece bilimin cazip söylemlerinin uyandırdığı heyecan ve değişiklik duygusu uyandırmak.
·         Hekim ve hekim dışı bazı sağlık çalışanlarının toplumda hak ettikleri saygıyı görmedikleri kaygısıyla, yetenekleriyle ilgili sahip olmadıkları ölçüsüz sıra dışı iddialarda bulunması,–bu tipler çoğunlukla görsel medyanın en rağbet ettikleri sağlık guruları olarak karşımıza çıkarlar.
·         Biyolojik olayların doğaüstü güçler tarafından yönetildiği inancına dayalı tedavi biçimlerine inanma ve kayma yatkınlıklarına sahip olmaları.
·         Bilimsel tedavi yöntemlerinin arkasında mutlaka bir komplo teorisi olduğunu düşünen hastalık derecesinde kuşkucu bir zihin yapısına sahip olması.
·         Ölümcül hastalığı olan hastaların tedavisiyle uğraşan sağlık çalışanlarının yaptıkları tedavinin yetersizliği ve yarattığı olumsuzluklar karşısında yaşadıkları ölüm gerçeğinin kendilerinde yarattığı ağır ruhsal baskı.
·         Bireysel batıl inançların mesleki bilimsel düşünce ve gerçeklerin önüne geçmesi.
·         Para kazanma hırsı ve açgözlülüğün mesleki ve ahlaki değerlerin üstüne çıkması.
·         Kendini aşırı beğenmişlik duygusundan doğan Mesih Kompleksi ile çaresizlik içindeki hastalara hükmetmekten zevk alma ve onları kötüye kullanma eğilimi.
·         Hastalık derecesinde karakter bozukluğuna sahip olması.
·         Yaşanılan sosyal bir olayın yarattığı (boşanma, ölümcül hastalık, ölüm gibi) ağır bir ruhsal travma nedeniyle ortaya çıkan kişilik sapması.
Düzmece Tedavilerin Mucizevi Olarak İşe Yarıyormuş gibi Algılanması
Düzmece tedavilerin mucizevi olarak işe yarıyormuş gibi algılanmalarının nedenleri ise şöyle; 
·         Söz konusu hastalık, doğal süreci gereği zaten belli bir sürede kendiliğinden iyileşecektir. Birçok hastalık dönemsel olarak artma-azalma veya çıkış-iniş şeklinde döngüsel olduğundan zaten kendiliğinden iyileşecektir.
·         Düzmece tedavi hastalığın iniş veya azalma döneminde eşzamanlı uygulandığında, ortaya çıkan iyileşme mucizevi olarak algılanır. 
·         Tedavinin gerçekte hiçbir etkisi olmasa da bir kısım hastada, plasebo (muska) etkisi ile geçici olarak psikolojik iyileşme duygusu yaratır.
·         Hasta hem bilimsel tedavi hem de düzmece(alternatif) tedaviyi birlikte uyguladığında ortaya çıkan iyileşmenin daha ziyade düzmece tedaviden ileri geldiğini düşünür.
·         Hastalığın bilimsel tanısı ve seyri hakkında yanlışlık yapılmış olabilir. -(aslında hastanın zaten önemsiz geçici başka bir rahatsızlığı vardır)
·         Hastanın ruhsal durumunda ortaya çıkan geçici rahatlama ve iyilik hali gerçek tedavi olarak algılanabilir.
·         Hastanın aşırı psikolojik ihtiyaç ve beklentilerinin yarattığı düşünce, eylem ve algı yanılgısı.    
“Bu Cihazların Etkileri Üzerinde Literatürde Yer Alan Hiçbir Ciddi Bilimsel Çalışma Yok”
Özellikle 20.yy’ın sonu ile içinde bulunduğumuz 21.yy başında teknolojideki baş döndürücü gelişmelere paralel olarak, maddesel dünyanın ve küreselleşmenin de ahlâk anlayışı içinde,  yaşamın her alanında özellikle de sağlık alanında (buna branşımız da dahil)  bilimsellik kisvesi altında, batı teknolojisi ile mistik nitelikli uzak doğu felsefelerinin  (Yin&Yang dengesi, chi kung veya qi gong ve Reiki gibi kozmik yaşam enerjisi tedavisi, Kundalini’yi veya Psi’yi uyarmak, tıkalı biyoenerji kanallarını açmak, biyorezonans gibi) birleştirilmesi ile üretildiği ileri sürülen “düzmece bilim”sel etkili birçok bol düğmeli, bol ışıklı, bol kablolu ve farklı amaçlar için değiştirilebilir çeşit çeşit uygulama uçları bulunan ve hatta en ileri bilgisayar teknolojisi ile donatıldığı iddia edilen ve her derde deva tanı ve tedavi cihazlarının abartılı reklamı yapılıyor.  Gün geçmiyor ki yazılı ve görsel basında, estetik ve güzellik fuarlarında, anti-aging kongrelerindeki teşhir salonlarında benzeri cihazlar pazarlanmasın. Örnek olarak, tek seansta sigara bıraktırıldığı iddia edilen lazer ışınlı ve/veya biyorezonans etkili cihazlar, kişinin bilinçaltında “yeni bir hayata/bedene doğuş” algısı da  yaratmayı amaçlayan tabut görünümlü infrared ışınlı ve ozon gazlı sauna cihazları, biyorezonans ile çalıştığı ileri sürülen  neredeyse her derde deva çeşitli bilgisayarlı cihazlar  ve Estetik Güzellik Merkezlerinde kullanılan elektromiyolifting, zayıflatma amaçlı elektronik kontrollü pasif eksersiz, iontophoresis etkili ozon ve oksijendirme, laser akupunktur ve benzeri birçok cihaz sayılabilir. Bu cihazların etkileri üzerinde literatürde yer alan hiçbir ciddi bilimsel çalışma olmadığı gibi, sadece bilimsel terminoloji kullanılarak ve üzerinde uygulanan bazı ünlü ya da ünsüz kişilerin aldatıldıkları halde sanki işe yararmış gibi “ben yaptırdım oldu” şeklindeki kişisel beyanları da kullanılarak medyanın reklam gücüyle önce hastalar üzerinden talep patlaması ile geniş bir tüketici kitlesi oluşturulmakta, daha sonra ise ilgili meslek profesyonelleri üzerine hastalar tarafından yapılan baskılar sonucu profesyonellere pazarlanıyor. Bazı meslektaşlarımız tarafından bile bu cihazlara milyon dolarlık yatırımlar yapılıyor. Aslında bu işten en fazla yararı sağlayanlar bu cihazları satanlar ve bu cihazları alarak kullananlardır. Bu cihazların uygulanan kişilere hiçbir nesnel yararı olmadığı halde işe yararmış gibi algılanmalarının en önemli nedeni psikolojik olarak plasebo (muska etkisi) etkisi göstermesidir. Bu nedenle bu tip teknolojik aygıtları ben “Tekno-Muska”olarak nitelendirmekteyim.
“Düzmece Tıbbi Cihazlar”
İnternette museumofquackery.com adresindeki Museum of Questionable Medical Devices’ da tarih boyunca satılan birçok tekno-muskayı görebilirsiniz. Günümüzde sayıları giderek artan ve özellikle zayıflama, estetik ve güzellik alanında pazarlaması yapılan bu cihazları alırken adresteki Düzmece Tıbbi Cihazlar müzesinin kurucusu Bob McCoy’un  “Düzmece bir cihazın belirtileri” başlıklı yazısında belirtilen noktalar şunlardır: 
·          Bilim tarafından bilinmeyen ve henüz açıklanamayan enerji biçimlerini kullanarak tedavi ettiği ileri sürülüyorsa,
·          Kilometrelerce uzaktaki kişilerin bile hastalığını teşhis ve tedavi edebileceği iddia ediliyorsa,
·          Anlaşılması güç ama aynı zamanda bilimsel yabancı sözcük ve terimlerle betimlenen bir adı varsa,
·          Aslında hiç tanınmadığı halde “dünyaca meşhur” biri tarafından icat edildiği ileri sürülüyorsa,
·          Görünüşte hiçbir amaca hizmet etmeyen parlak ışıklar saçan çok sayıda lambaları varsa,
·          Belirli bir amaca hizmet etmeyen birçok düğme ve göstergeleri varsa,
·          Sadece insan bedenini sarsarak, titreterek, ovalayarak, elektrik şokları vererek ve ısıtarak abartılı tedavi iddialarında bulunuyorsa,
·          Tedavi etmediği neredeyse hiçbir hastalık olmadığı diğer bir deyişle- her derde deva- olduğu iddia ediliyorsa,
·          Sadece internet siparişi, kapıda ödemeli posta gönderisi veya özel bir satış noktasından satın alınabiliyorsa,
·          Ruhsatlı ve bilimsel kurallara uygun çalışan herhangi bir hekim muayenesinde hiçbir şekilde mevcut değilse,
·          Üreticisi bile aletin nasıl çalıştığı ve tam olarak nasıl etkili olduğunu tam açıklayamıyorsa,
·         Sonuç almak için hastanın mutlaka özellikle belli bir yöne doğru yönelmesi veya cihazı sadece sıra dışı zamanlarda kullanması şartı isteniyorsa,
·         Hiçbir rahatsızlığınız olmasa bile düzenli olarak kullanmanız gerektiği öneriliyorsa,
·         Cihazın Amerikan İlaç ve Gıda Teşkilatı tarafından kullanılması, satılması ve reklamının yapılması yasaklanmışsa.
Mucize etkili çeşitli buluşların yararlarına ait ileri sürülen bilimsel kanıtlar çoğunlukla sadece kullanıcı memnuniyetine dayalı ve noter tasdikli bireysel tavsiye beyanlarına dayanmakta olup; kaç kişinin bu cihazlardan hiçbir yarar görmediğine ise hiç değinilmemektedir. Unutmamalı ki bozuk saat bile günde iki kere zamanı doğru gösterir.”
KAYNAKÇA:
2-   http://www.baskent.edu.tr/~zuyen/articles/fenomen.html  – Sahte Bilim, Fenomen ve Eleştirel Düşün-me. Zühal Yeniçeri
3-   http://www.ulakbim.gov.tr/dokumanlar/sempozyum3/016_dogan.pdf –Sahte Bilimlerin Çekiciliği Altında Bilimsel Araştırma ve Eleştirel Düşünme, Doğan Kökdemir.
5-   Bilim ve Şarlatanlık- Hüseyin Batuhan, Bulut Yayınları
6-    museumofquackery.com

Yorum bırakın