Archive for category Sağlık ve Hobi

KAYARAK ÖZGÜRLÜĞÜ VE DİNGİNLİĞİ YAKALAYAN PSİKOLOG

Kayarak yoğun iş temposunun yarattığı stresten kurtulduğunu anlatan Fatih Üniversitesi Psikoloji bölümü öğretim görevlisi Yrd. Doç. Nalan Linda Fraim, farklı hobileri sayesinde kendini özgür ve dingin hissettiğini söylüyor.

İnsanların sorunlarını dinleyerek sorunlara çözüm getiren psikologlar, stresten uzaklaşmak için farklı hobiler ediniyorlar. Çocukluğundan beri  kayan, ata binen ve tenis oynayan psikolog Yrd. Doç. Nalan Linda Fraim, “Kaymak, stresle baş etmek için inanılmaz bir şekilde fayda sağlıyor” diyor. 

Hobisinin mesleğine ve hayatına olan katkısını anlatan Yrd. Doç. Nalan Linda Fraim, Med-Index’in sorularını yanıtladı.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Fatih Üniversitesi Psikoloji bölümünde Yardımcı Doçentim. Sağlık Psikoloğu, Evlilik ve Aile Terapistiyim. Çalışma alanlarım genç meme kanseri hastaları, HIV/AIDS, obezite, travma, domestik şiddet ve cinsel şiddet.

Hobiniz nedir ve ne kadar süredir yapıyorsunuz? 
Hobim kayak yapmak, hem kar hem de su kayağı. 8 yaşımdan bu yana kayıyorum. Kayak dışında binicilik de yapıyorum, aileden gelen bir atçılık kültürü olması sebebiyle biniciliğe ilgim var. Bunun dışında tenis oynamak ve balık tutmak da hobilerim arasında diyebiliriz. Kitap okumak, müzik dinlemek, sinemaya gitmek, artık hobi olmaktan çıkıp günlük sosyo-kültürel faaliyetler olduğundan dolayı, bunları  hobi olarak görmüyorum. 

Hobinizin mesleğinize katkısı oluyor mu?
Hobilerim, mesleğime katkıdan ziyade kalabalık kozmopolit bir şehirde yaşamaya katkı sağlıyor! Stresle baş etmek için inanılmaz faydası var. Örneğin, geçtiğimiz günlerde Makedonya’da Mavrovo bölgesinde kayak yapmaya gittim. Temiz hava sayesinde, kalabalık, trafik sorunları ve akademik yüklerimden kurtulmuş hissettim.  


Neden bu hobiyi seçtiniz?
Aslında kayağı bilinçli seçmedim. İlkokuldayken okulumuz tarafından düzenlenen Noel tatili için Uludağ’a gittim. Bu sayede kayak yapmak hoşuma gitti ve o gün bu gündür her fırsatta kayarım. Hatta yazları da kayaktan ziyade artık Wakeboarding yapmak çok daha keyifli geliyor. Kışın ise pistlerden inerken kendimi ve dünyayı unutuyorum. Kaymak ruhumu dinlendiriyor.

Yaptığınız hobi size ne hissettiriyor?
Özgür ve dingin hissediyorum. 

Tavsiye edeceğiniz kitap ve film nedir?
Demet Altınyeleklioğlu’nun “Hürrem: Moskof Cariye” adlı kitapla başlayan serisini okuyorum ve şu anda Hatice ile Pargalı’yı okuyorum. En son Taş Mektep’i seyrettim. Bu aralar tarihimize merak salmış durumdayım.

Tiyatro oyunu olarak Levent Ülgen ve Sedef Avcı’nın oynadığı, “Yatakodası Diyalogları”, ikili ilişkilerde kadın ve erkek farklılıklarını, beklentilerini ve iletişimlerindeki sıkıntılarını dile getiren çok keyifli bir tiyatro oyunuydu.

Yorum bırakın

FARMAKOLOJİDEN KEMENÇENİN NAZLI EZGİLERİNE YOLCULUK

Kemençe ile uzun yıllardır nazlı ezgiler çalan Farmakoloji uzmanı Dr. Selda Emre Aydıngöz, Neva Türk Müziği Topluluğu üyesi olarak klasik müziği geleneksel tarza uygun olarak icra ediyor.


Sağlık çalışanları işlerinden arta kalan zamanlarda stresten uzaklaşmak için farklı hobiler ediniyorlar. Hobisini profesyonel şekilde yapmaya başlayan ve uzun yıllardır kemençe çalan Farmakoloji uzmanı Dr. Selda Emre Aydıngöz, “Müzik insanı sakinleştiriyor, işinizde yaşadığınız zorluklarla baş etmek için fark etmeden güç kazanmış oluyorsunuz. Hangi alanıyla uğraşırsanız uğraşın hekimlik çok zor bir meslek” diyor. Hobisinin mesleğine ve hayatına olan katkısını anlatan Dr. Selda Emre Aydıngöz, Med-Index’in sorularını yanıtladı. 

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

1995 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezun oldum. Aynı fakültenin Farmakoloji Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimimi tamamladım. Sonrasında kısa bir süre Sağlık Bakanlığı bünyesinde farmakoloji uzmanı olarak görev yaptım. Daha sonra Omega Klinik Araştırma şirketinde beş yıl kadar çalıştım ve tıbbi yazım ve editörlük alanına yöneldim. Bu doğrultuda Amerika’da St. Louis Üniversitesi Tıbbi Araştırmalar biriminde bir süre tıbbi yazar olarak görev yaptım. Board of Editors in the Life Sciences (BELS) tarafından Tampa, Florida’da yapılan sınav sonucunda Editor in Life Sciences (ELS) unvanını aldım. Halen kurucusu olduğum Edita Tıbbi Yazım ve Editörlük Şirketi bünyesinde araştırıcılara, ilaç sektörüne, ulusal ve uluslararası dergilere hizmet veriyorum. Prof. Dr. Üstün Aydıngöz ile evliyim ve üç erkek çocuk annesiyim.


Hobiniz nedir ve ne kadar süredir yapıyorsunuz? 

Yirmi yılı aşkın bir süredir klasik kemençe çalıyorum. Müziğe çocukluk yaşlarımdan beri ilgi duymuştum. Ancak, bizzat uğraşmaya üniversite yıllarında başlayabildim. Tıp fakültesi öğrenciliğime başladığım yıl olan 1988’de ilanlarını gördüğüm Hacettepe Üniversitesi Türk Müziği Korosu’na kaydoldum. O dönemde Ankara’da bir Türk müziği konservatuarı yoktu ve başta Hacettepe olmak üzere üniversite koroları konservatuar düzeyinde eğitim veriyordu. 


Dönemin en seçkin TRT saz ve ses sanatçıları, bestekarları koroda hoca olarak görev yapıyordu ve sistematik bir nota ve müzik eğitimi veriliyordu. Bu koroya devam eden çok sayıda arkadaşım bugün profesyonel müzisyen olarak ülkemizin önemli kurumlarında çalışmakta ve Türk müziğine hizmet etmektedir. Burada özellikle Türk müziğinin klasik dönemine ait eserleri tanıma ve anlama imkanı buldum ve kemençeye ilgi duydum. İlk kemençe derslerimi koroda hoca olan viyolonsel virtüözü İsmail Akdeniz’den aldım. Onun önerisi ile kıdemli TRT kemençe sanatçısı Dr. Nazmi Özalp ile çalışmaya başladım ve yaklaşık beş yıl kendisinden düzenli olarak ders aldım. Tıp öğrenciliğimin sonlarına doğru TRT Ankara Radyosu Türk Sanat Müziği Gençlik Korosu’na korist olarak girdim. Sonrasında TRT Ankara Radyosu’nun sınavlarını geçerek, 1996-2003 yılları arasında bu kurumda sözleşmeli saz sanatçısı olarak görev yaptım. Bu görev kapsamında çok sayıda radyo ve televizyon programında kemençe çaldım, festivallere katıldım. Bu dönemde seçkin müzisyenlerden oluşan Mavera Klasik Türk Müziği Topluluğu’nun üyesi oldum, yurtiçi ve yurtdışı konserlere katıldım. Kültür Bakanlığı Ankara Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nun bazı konserlerinde ve CD kayıtlarında misafir sanatçı olarak yer aldım. Ankara’daki çeşitli üniversite korolarında ve amatör topluluklarda kemençe çaldım ve kemençe dersi verdim. 

Kemençe çalmaya hiç ara vermedim ama son yıllarda iş ve aile hayatının yoğunluğu nedeniyle eskiye göre daha az ilgilenebiliyorum. Şu anda Neva Türk Müziği Topluluğu’nun üyesiyim. Kanun, ney ve kemençe çalan üç kişilik bu topluluk benim için çok değerli. Klasik müziğimizi geleneksel tarzına uygun olarak icra etmeye çalışıyoruz ve Ankara’da düzenli konserler veriyoruz. 


Hobinizin mesleğinize katkısı oluyor mu?

Hobim mesleğimden çok ayrı bir alan. Bu nedenle doğrudan katkısı olduğunu söyleyemem. Ama ben genel olarak müzik ya da sanatın başka dalıyla uğraşmanın bireyin mesleğine, kişiliğine, insan ilişkilerine ve hayat görüşüne önemli ve çok olumlu katkıları olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce müzik insanı sakinleştiriyor, işinizde yaşadığınız zorluklarla baş etmek için fark etmeden güç kazanmış oluyorsunuz. Hangi alanıyla uğraşırsanız uğraşın hekimlik çok zor bir meslek. Hobimin bana önemli bir katkısı hekimlik mesleği dışından insanları tanıma onlarla çalışma fırsatı vermesi. Bu kendi mesleğinize, mesleğinizin sorunlarına karşı bakış açınızı genişletiyor, insanı olgunlaştırıyor. 


Neden bu hobiyi seçtiniz? 

Müzik benim kişisel ilgi alanım ve tutkumdu. Bu nedenle doğrusu nedenini tanımlamak zor. Ancak Türk müziğinin özellikle dinlendiği ve sevildiği bir aileden geliyor olmam bu hobiyi seçmemde etkendir sanıyorum.



Yaptığınız hobi size ne hissettiriyor?

Kemençe çalarken kendimi çok mutlu, huzurlu ve farklı bir dünyada hissediyorum. Özellikle sevdiğim müzisyen dostlarımla birlikte müzik yapmanın keyfi çok büyük. Tabi işin keyfi yanında zorluğundan da bahsetmeliyim. Müzikle uğraşmak, hele bir enstrüman çalmak çok zor bir iş. Doğrusu iyi bir müzisyen olmak için tüm zamanınızı, ömrünüzü bu işe adamanız gerekli. Müziği hobi olarak yapınca, istediğiniz teknik düzeye gelememenin sıkıntısını hep hissediyorsunuz. Ama amatör olduğunuzu ve müziği kişisel keyif için yaptığınızı hatırladığınızda bu sıkıntı hissinden sıyrılıyorsunuz. 


Tavsiye edeceğiniz kitap, film ve müzik nedir?

Bu aralar Zülfü Livaneli’nin tüm kitaplarını keyifle okuyorum. Doğrusu yakın zamanda tavsiye edebileceğim bir film izlemedim. Hobimle ilişkili olarak çok fazla müzik dinliyorum ve müzik alanındaki gelişmeleri takip etmeye çalışıyorum. İnce Saz ve Saz Söz İstanbul gruplarının tüm albümlerini öneririm. Kalan Müzik’ten Dilek Türkan’ın Aşk Mevsimi albümünü, halk müziği sevenler için Nida Ateş’in Ömür Bahçesi ve Yare Sebep albümlerini zevkle dinliyorum. Uğur Işık’ın Cello Unveils Anatolian Spirit albümü Anadolu ezgilerinin çello ile nefis bir yorumu. Yakın zamanda edindiğim üç genç ud virtüözüne ait 3 dem Geç (Turkish Oud Trio) de güzel bir albüm. Daha klasik dönem Türk müziği dinleyicileri için Elhan grubundan Saklı Nağmeler albümünü de öneririm. Kendimi tutamayıp epey müzik önerisinde bulundum sanırım.



Med-Index

Yorum bırakın

GRUP EMPATİ ÖDÜLLERE DOYMUYOR

Doktorlardan oluşan müzik topluluğu “Grup Empati” 4 yıldır Cihan Can şefliğinde, yarışmalara katılıyor ve çeşitli ödüller alıyor.

Doktorlar insan hayatını kurtarmak ve uzun saatler araştırma yaparak geçirdikleri günlerin stresini farklı hobiler edinerek atıyorlar. “Müzik ile ruhumuzu besliyoruz ve mutlu hissediyoruz” diyen doktorlardan oluşan müzik korosunun üyeleri, alanlarında başarılı isimlerden oluyor. Grup Empati, müzik grubu üyeleri katıldıkları yarışmayı ve çalışmalarını Med-Index’e anlattı. 

Koronun 4 yıl önce Cihan Can tarafından Farkındalık korosunun dışında, “hekimlerin oluşturduğu bir grup olsun” demesiyle başladığını anlatan Prof. Dr. Deniz Yamaç, koronun kuruluşu hakkında şunları söyledi: “Çalışma yerlerimiz ve ortam değişebiliyor ancak içimizdeki müzik sevgisi değişmiyor. Birlikte bir şeyler başarma isteği mutluluk veriyor. İletişim becerileri ile ilgilenen doktorlara olarak, ismini “Empati” koyalım dedik. Yaşamlarına sanatı sokan duyarlı duygusal özellikleri hakim doktorlardan oluşan bir grup. Dolayısıyla bu doktorlar da benliklerini müzikle doyurma şansını buldular. 

Benim gruba katılmam ise; müziğe karşı ilgim ve isteğim var. Meme kanseri hastaları ile de bir koromuz var, arkadaşlarımla çok sesli olması nedeniyle katılıyorum. Çok emek veriyoruz. Zamanımız kısıtlı olduğu için çok çalışamıyoruz ancak, dostluğumuzu artıran ve keyifli zaman geçirmemizi sağlayan bir grup. Katıldığımız son yarışmada Çalgılı Parça Yorumlama ödülü aldık. ”

Prof. Dr. Serdar Kula, koro hakkında şunları söyledi: “Sadece şarkı söylemek değil bu bizim için, ciddi bir ses eğitimi de alıyoruz. Hepsinden önemlisi birlikte olmanın ve güzel şeyler başarmanın mutluluğunu paylaşıyoruz. Yoğun ve stresli mesleğimizde güzel bir pencere araladı Cihan hocamız bize”

“Cihan Hocamız Bize Şarkı Söylemeyi ve Mutlu Olmayı Öğretti”
Doç. Dr. Çiğdem Elmas, bu grubun üyesi olması ile ilgili şunları kaydetti: “Cihan Hocamız bize şarkı söylemeyi ve mutlu olmayı öğretti. O yüzden onu tanıdığıma ve bu grupta olduğuma çok mutluyum.” 

Doç. Dr. Levent Oktar, bir cerrah olarak yoğun çalıştığını ve müziğin kendisi için stresten kaçış olduğunu söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim gibi çoğunun daha önce müzikle olan ilgisi dinleyici olmaktan ileri gitmeyen bir grup hekimden, hem de düzenli bir çalışma yapamadan, bir vokal grubu yarattığı için Cihan Hocamıza teşekkür ediyorum ve bu güzel grupta yer aldığım için gurur duyuyorum”.

Grup Empati ile bütün günün yorgunluğunu şarkı söyleyerek attığını belirten Prof. Dr. Nesrin Demirsoy, “Çok keyifli bir ekip. Stresli ve yoğun günler yaşıyoruz dolayısıyla bu grup bizim için terapi gibi oluyor” dedi. 
Prof. Dr. Meltem Yalınay Çırak ise şunları dile getirdi: “Ruhumuzu besliyor. Gerçekten çok keyif alıyoruz. Cihan Hocamıza minnetarız. Çünkü bizi çok geliştiriyor. Bu 3. Yarışmamız olacak, birçok ödüller aldık.” 

“Çılgın Bir Şef Arıyordum”
“Çılgın bir şef arıyordum” diyen Uzm. Dr. Serap Çuhadaroğlu, “Müzik eğitimim vardı. Sınıf arkadaşım Ahmet Çello çalışyordu bu grupta, Misafir olarak girdim. Ben Ankara Tıplıyım. Hekim olmam ortak paydasında katıldım. Çok güzel bir takımız biz. Doktorluğu bıraktım, artık ameliyathanede olmak istemiyorum” diye konuştu. 


Grup Empati prova yaparken…

Uzm. Dr. Serap Çuhadaroğlu, Prof. Dr. Deniz Yamaç, Prof. Dr. Nesrin Demirsoy, Prof. Dr. Meltem Yalınay Çırak
Şef Cihan Can, Doç. Dr. Çiğdem Elmas, Doç. Dr. Levent Oktar ve Prof. Dr. Serdar Kula
Yarışma öncesi

Grup Empati sahnede

Grup Empati 


                                                          Yarışma sonrasında Grup Empati 
 
Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!


Yorum bırakın

DOKTORDAN KONUŞAN KARİKATÜRLER

Uzun yıllardır karikatür çizen Manavgat Kızılot beldesinde Aile Hekimliği yapan Dr. Serdar Çeliktaş, karikatür okulu açmasının yanında birçok sergide de çalışmaları yer alıyor.

Sağlık alanında çalışırken, bakış açılarını genişletmek için farklı hobileri olan hekimlerin, profesyonelliğe giden yolculuğu sürüyor. Çizim yeteneğini kullanarak hastaları ile empati yeteneğini geliştirdiğini kaydeden Manavgat Kızılot beldesinde Aile Hekimliği Dr. Serdar Çeliktaş, çizim yapmak için beyin fırtınası yapmak, farkındalığa ulaşmak, sorgulamak ve finalde mizah tekniği ile harmanlamak gerektiğini söylüyor. Hobilerinin mesleğine olan faydalarını anlatan Çelik, Med-Index’in sorularını yanıtları.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

1967 mersin doğumluyum. 1990 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. Antalya’da hekimlik yapmaktayım. TUS’a hiç girmedim. Hava ambulansında uçuş hekimliği, Antalya Devlet Hastanesinde acil ve hemodiyaliz hekimliği, Antalya uluslararası havalimanında idari ve medikal yöneticilik, işyeri ve turizm hekimliği yaptım. Halen 2010’dan beri Manavgat Kızılot beldesinde Aile Hekimliği ile mesleğimi sürdürmekteyim.


Hobiniz nedir ve ne kadar süredir yapıyorsunuz? 

Karikatür ve resimle uğraşıyorum. Tam bir “gırgır” kuşağıyım. Ortaokulda öğrenci iken çizer ve dergilere gönderirdim. Tıp fakültesinde de arkadaşlarımla “Tablet” isimli mizah dergisi çıkarırdık. Antalya’da da boş durmadım, bir çizer arkadaşım Orhan Coplu’nun öncülüğünde ünlü “karikatür sokağı” oluşumunda çalıştık, çok ilgi gören sergiler yaptık. Ayrıca “Karikatür Okulu” açtık, Yiğit Özgür gibi ünlü çizerlerin buradan çıktığına memnuniyetle şahit olduk. Sonrasında günlük hayat ve meslek yoğunluğu nedeniyle bu uğraşımı bıraktım. 18 yıl sonra Aile hekimliği ile beraber tekrar karikatür dünyasına döndüm. 2012 AHEKON’da ilk sergimi açtım. Daha sonra 14 Mart etkinlikleri ve TAHUD 13 kongresi’nde 2. ve 3. sergilerim oldu. Şu anda AHEKON13 bünyesinde açacağım 4. sergime hazırlanıyorum.

Ayrıca akrilik tablolar yapıyorum. Bu arada türküleri çok seviyorum. Antalya Tabip Odası korosunda 6 yıldır bağlama çalıyorum.

Karikatür sanatının mesleğinize katkısı oluyor mu?

Elbette. Karikatür çizmek için, çizim yeteneğinin olması yeterli değil, yanı sıra beyin fırtınası yapmak, farkındalığa ulaşmak, sorgulamak ve finalde mizah tekniği ile harmanlamak gerekiyor. Ortaya çıkan son ürünü de estetik, sanatsal niteliğe yakın bir sunumla sunmak lazım. Bu açıdan bakarsak, mesleğimi, hastalarımı, sistemi ve dünyayı derinden irdeliyorum. Zaman zaman kendimi tüm meslektaşlarımın duygu ve düşüncelerini ifade etme yükümlülüğünde görüyorum. Ayrıca hastalarla daha kolay empati kurabiliyorum.

Neden karikatür sanatını seçtiniz?

Zeka ve akıl ürünü her eylemi seviyorum. Düşünmek, fark etmek, emek vermek ve üreterek kendini ifade etmek. Bu erdemlerin hepsini karşılayan bir sanat. Bazen sayfalar dolusu anlatımları, birkaç çizgi darbesiyle ortaya dökebilen, insanların beyin çekirdeklerine sızarak, algılarını tokatlayabilen bir sanat. Diyorum ki , iyi ki resim yeteneğim varmış da, karikatüre yönelebilmişim.

Yaptığınız karikatür sanatı size ne hissettiriyor?

Tarık Minkari Hocamın bir sözü var: Mizah Zekanın Zekatıdır. İnsan zekasına hayranım. Ve bu meleke üzerinden mizah yoluyla uzak yakın çevremle iletişim sağlayıp, bir gönül bağı kurduğumu hissediyorum. İzleyenlerin yakın ilgisine teşekkür ediyorum.

Tavsiye edeceğiniz kitap, film ve müzik nedir?

Hasan Ali Toptaş ve İhsan Oktay Anar tutkuyla okuduğum yazarlardır. Tüm kitaplarını tavsiye ederim. 

Themanfromearth filmini çok sevdim. Ayrıca Almadovar, Kim-Ki-Duk ve Woody Allen filmlerini kaçırmamaya çalışırım.
Halk müziğini severim, grup Bengi’yi, Erol Parlak ve Erdal Erzincan’ın çalışmalarını özellikle takip ederim. Bülent Ortaçgil, Ferudun Düzağaç, JoanBaez, Leonard Cohen beğenerek dinlediğim sanatçılardır.
Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!


Yorum bırakın

DİYETİSYENLİKTEN RESSAMLIĞA

Resim yaparak hayata daha pozitif bakmayı sağladığını anlatan Uzman Diyetisyen Banu Topalakçı, ofisinde hobisi için özel bir odasının olduğunu ve çok yorulduğunda ya da bunaldığında sığındığı bir liman olarak niteliyor.


“Sanatla birleşen ya da beraber yürüyen her şeyin daha sağlık ve anlam kazandığını düşünürüm” 
diyen Uzman Diyetisyen Banu Topalakçı, bu zamana kadar 4 sergi açmış. 
Hobisinin mesleğine olan faydalarını anlatan Topalakçı, Med-Index’in sorularını yanıtladı. 

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

1998 yılında Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümünden mezun oldum. 1998-2001 yılları arasında Bilkent Üniversitesi Kafeteryalar İşletmesi Müdürlüğü’nde Diyetisyen, çeşitli gıda firmalarında ise danışman olarak çalıştım. 2007 yılında Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Bölümü Toplu Beslenme Sistemleri Anabilim Dalı’nda Gıda Güvenliği üzerine “Hastane Mutfakları Menülerinde Yer Alan Yemeklere Ait Standart Yemek Tarifelerinin ISO 22000 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemine göre Düzenlenmesi” konulu tezimi tamamlayarak bilim uzmanlığımı aldım. 
2001-2010 yılları arasında Ankara Özel Güven Hastanesi’nde Yiyecek İçecek ve Diyet Hizmetleri Müdürü ve ardından Otelcilik Hizmetleri Koordinatörü olarak görev yaptım. 2002 yılında Ankara Güven Hastanesi “Erişkin Hasta Diyet Polikliniği” ile “Obezite ve zayıflama Merkezi”ni ve “Beslenme Destek Ünitesi”ni kurdum. 2004 yılında bebek ve çocuk beslenmesine ilişkin takip ve tedavilerin düzenli olarak yapıldığı “Pediatri Diyet Polikliniği”ni kurarak hastaneye “Pediatri Diyetisyeni” kavramını yerleştirdim. Türkiye Diyetisyenler Derneği, Amerikan Diyetisyenler Derneği ve Türk Obezite Derneği üyesiyim. 
2010 yılının Haziran ayından bu yana, Kurucusu olduğumİdeal Beslenme Eğitim ve Danışmanlık’ta Uzman Diyetisyen/ Eğitmen Olarak ve Kıbrıs Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde de öğretim görevlisi olarak çalışmalarıma devam ediyorum.

Hobiniz nedir ve ne kadar süredir yapıyorsunuz?

Sanatla birleşen ya da beraber yürüyen her şeyin daha sağlık ve anlam kazandığını düşünürüm. Bu düşüncemi 2007 yılının sonunda Erkan Geniş’le başladığım resim yolculuğumda her geçen gün daha da pekiştiriyorum. Toplam 4 adet karma sergiye katıldım ve sergilediğim eserlerimle diyetisyen olmanın verdiği onur ve gurura ressam olmanın verdiği onur ve gururunu da ekledim. Tuval üzerine yağlıboya resim yapıyorum. Toplam 5 yıldır büyük bir keyifle devam ediyorum. Hatta ofisimin bir odası atölyem.

Hobinizin mesleğinize katkısı oluyor mu?

Beni çok daha iyi gözlem yapmaya ve doğayı dinlemeye yönlendirdiğini düşünüyorum. Bu da insana bazı farkındalıklar katıyor. İyi bir dinleyici, okuyucu olmak ve insanları daha iyi anlayabilmek, farklı bakışaçılarını yakalayabilmek gibi etkileri oluyor. 

Neden bu hobiyi seçtiniz?

Aslında tamamen tesadüf ama iyi ki olmuş. Bir arkadaşımın tavsiyesi ile başlamıştım. Sonra 2 yıl ders aldım.

Yaptığınız hobi size ne hissettiriyor?

Hayatın çok güzel olduğunu hissediyorum. Çok yorulduğumda ya da bunaldığımda sığındığım bir liman benim için. Bir de üretkenlik hayattaki en güzel şey bence.

Tavsiye edeceğiniz kitap, film ve müzik nedir?

Klasik müzik dinliyorum, özellikle resim yaparken. Film tavsiyem, “Black Swan” Natalie Portmanın oyunculuğu beni çok etkilemişti. Kitap ise; şu aralar “Mesnevi” okuyorum.
Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın

DOKTORLUKTAN YAZAR VE BAHÇIVANLIĞA

Dalış, müzisyenlik, bahçıvanlık ve yazarlık  ile ilgilenen Dr. Işıl Arıcan, San Fransisco çevresindeki önde gelen sağlık kurumlarına yönetim, bilgi işlem ve kalite alanında danışmanlık yapıyor.

Sağlık ile uğraşanlar işlerinin verdiği stresi atmak için farklı hobilerle ilgilenirler. “Tıp fakültesinden her mesleği yapan adam çıkar, arada da doktor çıkar” sözünü hatırlatan Dr. Işıl Arıcan, dalış, müzik, yazarlık ve bahçıvanlıkla bu sözü doğruladığını anlattı. 
Hobilerinin mesleğine olan faydalarını anlatan Arıcan, Med-Index’in sorularını yanıtları. 

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Türkiye’de bir süre aktif hekimlik ve sağlık sigorta sektöründe yöneticilik yaptıktan sonra 2008 yılında Amerika’ya yerleştim. Burada Sağlık Yönetimi ve Bilişimi üzerine yüksek lisansımı tamamladım. Şu anda, San Fransisco çevresindeki önde gelen sağlık kurumlarına yönetim, bilgi işlem ve kalite alanında danışmanlık yapıyorum.

Hobileriniz nedir ve ne kadar süredir yapıyorsunuz?
Bizim zamanımızda önceki dönemdeki arkadaşlarımız “Tıp fakültesinden her mesleği yapan adam çıkar, arada da doktor çıkar” derlerdi. Onların sözünü kara çıkarmamak için olacak, öğrenciliğimden beri pekçok alanda aktif olarak hobi sahibi olmaya çalıştım, hala da çalışıyorum.
Önce geçmişte yaptığım hobilerden bahsedeyim. Son 15 yıldır, lisanslı balıkadamım. Halen PADI Advance Diving brövem var, ama işler nedeniyle artık fazla aktif dalış yaptığımı söyleyemem. Aktif dalış yaptığım dönemlerde Akdeniz ve Kızıldeniz’de pekçok dalışa katıldım, batık dalışlarıyaptım. 

Türkiye’de yaşadığım zamanlarda, arkadaşlarla kurduğumuz bir rock grubumuz vardı. Haftada bir stüdyoya gidip, çalıp söyleyip deşarj oluyorduk. Eşimle de o grup sayesinde tanıştım. Daha çok eğlence amaçlı bir gruptu, beste yapmaktan ziyade cover yapıyorduk. Birkaç kayıt yaptık, birkaç yerde de sahneye çıktık. Tabi üilke değiştirince grubumuz dağıldı.

O yıllardan sonra, ABD’ye taşındıktan sonra en aktif uğraştığım hobiler ise bahçıvanlık ve yazarlık.Önce yazarlıktan başlayayım. 2009 yılında yalansavar.org isimli bir web sitesi kurdum. Ana amacı, insanların doğru sandığı şehir efsaneleri ve yanlış bilgilerle savaşmak olan site, zamanla evrilerek bir bilimsel skeptisizm ve eleştirel düşünme yetisi aşılayan bir site haline dönüştü. Zamanla yazar kadromuz genişledi, şu an 9 yazarıyla, günde bine yakın okuyucusu olan bir site haline geldi. Yalansavar.org ile başladığım yazarlık deneyimine, geçen yıl Açık Bilim dergisi de ilave oldu.Şu an yalansavar’a ek olarak aylık yayınlanan çevrimiçi bir dergi olan Açık Bilim’de her ay yazı yazıyor ve insanların ilgisini çekeceğini düşündüğümk popüler bilim konularına değiniyorum.

Bütün bunlardan kalan zamanlarda da bahçemde sebze yetiştiriyorum. Daha önce hiçbir şekilde çiçek yetiştirme ve tarımla ilgim olmamıştı. Ancak geçen yıl epeyce büyük bir bahçesi olan bir eve taşınınca, deneme amaçlı bahçevanlığa başladım. Zaman içinde birşeyler yetiştirmenin insanı inanılmaz gevşeten, kafasındaki düşünceleri boşaltan bir özelliği olduğunu fark ettim. İşimi çok sevsem de, işten trafikte eve gelip üzerime bahçe kıyafetlerimi giyip, sebze bahçemde domateslerimin altını çapalamaya veya güllerimi budamaya başladığımda beynim adeta şarj oluyor. 

Hobinizin mesleğinize katkısı oluyor mu?
Kesinlikle evet. Yalansavar ve Açık Bilim yazıları için zaten son bilimsel gelişmeleri, tıp literatürünü yakından izliyorum. Sonuçta iş ile güzel bir birliktelik oluşturuyorlar, güncel bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip etmek hem yazılar için malzeme bulmamı, hem de kariyerim için kendimi geliştirmemi sağlıyor.

Bahçıvanlık ise, kafamı boşaltıp bana masa başında durma, okuma ve yazı yazma sürecinden çıkmak adına bir mola oluyor benim için. O anlamda katkısı olduğunu söyleyebilirim. Elbette bitkilerle ilgili inanılmaz şeyler de öğreniyorum bahçıvanlık yaparken. Hatta bazen sebzelerim için yaptığım araştırmadan, makale yazıverdiğim de oluyor. Mesela yetiştirdiğim domateslerin tadıyla ilgili araştırma yaparken Domateslerin rengi üzerine makale çıktı araştırmanın meyvesi olarak: http://www.acikbilim.com/2012/08/dosyalar/domatesin-cekirdegi-kirmizi.html 

Neden bu hobiyi seçtiniz?
Yazarlık hobisini bilinçli olarak seçmedim aslında. Zaten arkadaşlarım bana e-posta ile ilgili birşeyler sorduklarında uzun uzun onlara açıklamalarda bulunuyor, yazılı cevap veriyordum. Oldum olası bilgi aktarmayı sevmişimdir. Sonra yakınlarım, karmaşık bilimsel süreçleri günlük dile uyarlayıp anlaşılır hale getirme konusunda oldukça başarılı olduğumu söylediler. Hakikaten de aktif hekimlik yaparken bana çok hasta gelirdi. Mesela bazen “Doktor hanım, bizim çocuğun kulağı ağrıyor ama başka doktora gittik, doktor kulak yerine burun damlası verdi. Bir de siz bakın” diye gelirlerdi, ben de elime kafa kesiti maketini ni alıp burun, sinüs sistemini, orta kulak ile östaki borusu bağlantısını uzun uzun anlatırdım. Dinleyen hasta başta ilk doktor yanlış ilaç vermiş diye gelmiş olduğu halde, neden kulağı ağrıyan çocuğun burun damlası kullanması gerektiğini anlayıp giderdi muayenehanemden. Sonra eş dost da çok sormaya başladı. Ben de yanıtları yazayım dedim. Zamanla yazı yazmaktan keyif aldığımı farkedince üzerine gittim.

Bahçıvanlık hobisi biraz tesadüf oldu bilerek istediğim birşey değil. Dediğim gibi bahçeli eve taşınıp, bahçedede hazır sebze bahçesi yetiştirmek için ayrılmış yer olunca, ‘hadi deneyeyim’ dedim. Başta epey umutsuzdum aslında. Yerden çıkan otlar ayrıkotu mu, çiçek mi onu bile ayıramıyordum. Neyse ki araştırma hevesim sayesinde bir sürü kitapların yardımı ile gayet bilimsel şekilde, ne nedir öğrendim. Sonra deneme amaçlı domates ve biber ektim. Hatta o kadar umutsuzdum ki, nasılsa hepsi ölür diye fide sayısını bol tutmuşum. İnanılmaz ürün aldık! İlk domatesi kestiğimde, eşimle dumur olduk. Çocukluğumuzdan beri yemediğimiz güzellikte ve lezzette domates yedik yıllardan sonra. Bizimle birlikte tüm arkadaşlarımız da yediler, çünkü benim ölür diye bol bol diktiğim herşey canavar gibi ürün vermeye başladı. Zamanla diğer bitkileri de öğrendikçe aldığım keyif daha da arttı. Bu yıl ürün serisini büyüttüm. Şimdi bahçemde taze bakla, bezelye, marul, kale ekili. Yaz için de domates, biber, patlıcan ve börülce fidelerini büyütüyorum evde, yakında bahçeye dikilecekler. İlaveten birkaç meyve ağacım da var: Limon, portakal, mandalina, armut ve şeftali yetiştiriyorum.


Yaptığınız hobi size ne hissettiriyor?
Yazarlık kısmı beni sürekli araştırmaya sevkediyor. Yeni bir şeyler öğrenmekten, öğrendiğim yeni şeyleri de başkasına aktarmaktan keyif alıyorum. Zaman zaman okur yorumları sayesinde verimli tartışmalara giriyoruz, gelen yorumlardan bambaşka şeyler de öğreniyoruz. Özellikle tıp tarihi ile ilgili yazılar yazmayı çok seviyorum, geçmişte yaptığımız hataları anımsayarak güncel tıbbın gelişmesine katkıda bulunacağımızı ya da kendimizi kandırmanın önüne geçebileceğimizi düşünüyorum.

Bahçe ile uğraşmak ise bambaşka birşey. Mevsimler geçtikçe yeni hayatın doğuşunu seyretmek, doğadaki çeşitliliği, o çeşitliliğe uygun gelişmiş bitki ve hayvanların adaptasyonlarını görmek müthiş. Yerden ayrıkotu bile sökerken, ayrıkotunun kendi tohumlarını etrafa saçmak için evrimleştirdiği mekanizmalara bakıp evrimsel işleyişe adaptasyonlarahayranlık duyuyorum. Kış mevsiminde kupkuru hale gelmiş ölü bir dalın, bir ay sonra havalar ısınınca üzerinin tomurcuk kaplanmasını seyretmek inanılmaz keyifli.Elbette en keyifli anlardan biri de, üzerinde damlacıklar halinde özsuları bulunan taptaze domatesi ve biberden çoban salata yapılan an!

Tavsiye edeceğiniz kitap, film ve müzik nedir?
Çok zor bir soru! Hangi birini söylesem ki? Kitaplardan başlayayım. Ben genelde aynı anda birkaç kitap okuyorum. Genelde biri kurgu, diğerleri araştırma oluyor, ruh durumuma göre seçiyorum hangisini okuyacağımı. Şu an Ben Goldacre’nin Bad Pharma isimli kitabını okuyorum. İlaç endüstrisi ile ilgili problemleri objektif bir dille anlatıyor, herkese öneririm. Herkesin mutlaka okumasını önerdiğim kitap ise Carl Sagan’ın Karanlık Dünyada Bilimin Mum Işığı kitabı. Bu kitap, benim için Yalansavar’ın kuruluşuna ilham veren kitap olma niteliğini taşıyor. Hem sloganımız, hem de logomuz bu kitaba gönderme yapıyor. Bu sıralar okuduğum ve en beğendiğim roman ise çok sevdiğim yazar Margaret Atwood’a ait: The Year of Flood (Sel Yılı). Henüz Türkçesi çıktı mı bilemiyorum, eğer çıkmadıysa aynı yazarın Damızlık Kızın Hikayesi romanını öneririm.

Son zamanlarda film endüstrisini aktif olarak takip ettiğimi söyleyemem. Ancak benim için kült olan birkaç film ismi verecek olursam: City of Lost Children, The Eternal Sunshine of the Spotless Mind, District 9, The Quill. Geçen hafta epey bir gecikmeyle King’is Speech’i de seyrettim, o da epey güzel bir filmdi.

Müzik önerisine gelince, ben genelde biraz sert müzik seviyorum. Genel olarak metal ve rock’un her türünü sevmekle birlikte, tercih ettiğim tarz progressive metal ve iskandinav metal. Bu aralar en çok Amorphis, Opeth, Gojira, Ayreon, Diablo Swing Orchestra, Eluvetie, Animals as Leaders gibi greupları dinliyorum.
Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın

MÜZİSYEN GÖZ DOKTORU DOÇ. DR. İLKER ESER

Uzun yıllardır aldığı tıp eğitiminin yanı sıra müzik eğitimini de sürdüren Doç. Dr. İlker Eser, kendi bestelerinden oluşan ilk albümünü çıkarttı. 

Doç. Dr. İlker Eser üniversite yıllarının başından bu yana keman çalıyor. Mesleğini çok sevdiğini söylese de müziğin yerinin bir başka olduğunu ifade ediyor. Müzikseverlerin beğenisine  sunduğu “Sonsuzlarda” isimli albümü de bunun bir kanıtı. Albümde bulunan on eserden yedisi Dr. Eser’e ait. Farklı keman tınıları ve altyapısı ile dikkat çeken albüm, olumlu eleştiriler alıyor.

Müzikle ilgili çalışmalarınız ne zaman başladı?
Dört, beş yaşlarımdan itibaren babamın ud tınıları, anne ve babamın güzel sesleriyle kulağım Türk müziği ile dolmaya başladı. Ortaokulda darbuka çalarak babama eşlik etmeye başladım. Bir süre sonra darbukanın tek başına beni yeterince tatmin etmediğini fark ettim. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi birinci sınıfta keman serüvenim başladı. Keman çalmayı o kadar çok seviyordum ki, okulda verilen öğle aralarında bile eve koşar keman çalar, sonra tekrar okula dönerdim. 

Özel bir eğitim aldınız mı?
Üniversitede verilen sömestr tatilinde memleketim Gaziantep’e gittim ve o zaman aralığında sadece 7 saat ders alma şansım oldu. Sonrasında kendi kendime çalışarak bu seviyeye geldim. Ancak 20 yıl Türk müziği koro çalışmalarına katıldım. Bu korolar da Türk müziği bilgilerinizin ve repertuarınızın gelişmesinde çok etkilidir. Ancak keman çalma tamamen kişisel beceri, istek ve çalışma ile ilgilidir. 

Amatör olarak başladığınız çalışmalar, albüm projesine nasıl dönüştü?
Ruh halim bunu gerektirdi. Açıkçası doktorluğun şu anki durumda olacağımı bilebilseydim doktor olmak istemezdim. Liseden sonraki yirmi yılım boşa gitti gibi geliyor. Arkadaşlarım büyük şirketlerin CEO’su oldular ve eminim ki bizler kadar zor şartlar altında çalışmadılar. Şu an doktorlar sağlık sisteminde hedef gösterilmişken, doktorların üzerinden özel sağlık kuruluşları ve yandaş bazı kurumlar para kazanırken, doktorların hakları elinden alınmışken, bu mesleği daha fazla sürdürmenin gerekmediğini de bazen düşünmüyor değilim.

Doktorlar sanatla çok iç içe, bunun nedenini nasıl açıklarsınız?
Mesleğimiz hakikaten zor. Her gün hastaneye girip hastalarla karşılaşıyoruz. Bunu seven, hatta “Bir kez daha dünyaya gelsem doktor olurdum” diyen hekimler vardır. Ben de böyle diyebilirdim ama şu anki Türkiye koşullarında diyemiyorum. Çoğu hekim arkadaşım da aynı şeyi düşünüyordur, doktorlar aksayan sağlık sisteminde sanki her şey bizim yüzümüzden oluyormuş gibi hedef gösteriliyor. 
Böyle bir ortamda da hekimler, bir nebze nefes alabilecekleri şeylerle uğraşmayı tercih edebiliyorlar. Bu kimi zaman resim oluyor, kimi zaman müzik…


Albüm hakkında bilgi verir misiniz?
Albüm on eserden oluşuyor. Klasik Türk Müziği aşığı olduğum için albümün son parçası, on iki dakika süren bir fasıl. Başında Hüzzam peşrevi, dört adet iç içe geçmiş Klasik Türk Müziği eserleri ve arasında keman taksimim yer alıyor. Albümdeki yedi eserin besteleri bana ait. Bir parçama da Şebnem Schaefer ile klip çektim, youtube’dan izlenebilir sözlerinde biraz da esprili bir tarafı var “Usandım benim olmayan gözlere bakmaktan” diyorum. 
Albümdeki bir eserimin adı da Zeugma. Gaziantep’li olduğum ve orada yaşadıklarımı hissettirdiği için bu parçayı bu şekilde adlandırdım. Tarihi eserlerimizin yaşatılmasıyla ilgili bir proje kurgulayıp Zeugma’ya bir klip çekmek istiyorum. Albümde aranjörüm Özkan Turgay’ın bestesi olan ve Muazzez Ersoy’un yıllar önce sevdirdiği “Ağlama Meleğim” şarkısını da kemanla seslendiriyorum. Hepimizin kulağında olan “Olmasa Mektubun” adlı parça da albümde altıncı sırada yer alıyor. 

Albümü hazırlarken kiminle çalıştınız?
Konservatuar mezunu bir arkadaşım “Seni biriyle tanıştıracağım” dedi. Böylece, gelmiş geçmiş en büyük isimlerin albümünü de yapmış olan aranjörüm Özkan Turgay’la tanıştım. Birlikte kayıtlara başladık. Çok yetenekli arkadaşlarla çalıştık. Albüm çalışmaları keyifliydi. Albümü aldığınızda, sadece müziğime yoğunlaşıp kemanı dinlediğinizde adeta ağladığını hissedeceksiniz. Bana en çok söylenen şey, “Kemanınız bir şeyler fısıldıyor”. Evet, öyle. Çünkü bazı şeyleri düşünürsünüz, kelimelere dökemezsiniz, en iyi olarak müziğinizle ifade edersiniz.

Bir cesaret örneği sergilediniz ve albüm yaptınız. Sizi böyle güdüleyen neydi?
Bir kere insan ne yapıp ne yapamayacağını az çok bilir. Ben kemanla ne yapabileceğimi biliyordum. Yirmi yıldır keman çaldığım için insanların tepkilerini görüyordum. Bestelerimin ve yazdığım sözlerin farkındaydım. Türk Sanat Müziği’ne bir konservatuarlı kadar olmasa da oldukça hakimim. Kendimi biliyorum, duruşumu biliyorum. Toplum karşısında ne yapabileceğimi biliyorum. Doktorluğun verdiği soğukkanlılık ve kontrol gibi pozitif özelliklerimiz var. Kendime olan güvenim asla şımarıklık düzeyinde olmadı, olduğu anda bitersiniz. Bazen ukalalık olarak  algılanabiliyor. Aslında bu da ne istediğini bilmekten başka bir şey değil.
Bunların dışında beni bir de insanoğlunun şu an içinde bulunduğu durum güdüledi. Saygı ve sevginin yerlerde süründüğü, bencilliğin ve çıkarcılığın ön planda olduğu bir düzende, müzikle ilgilenmek bir kaçıştı belki de. Dört numaralı şarkımda “Teselli ararsan bak yıldızlara / Ümidini kırma, farz et kendini sonsuzlarda” diye ifade ediyorum bu durumu…

Müzik kulvarında hedefiniz nedir?
Şarkı söyleme konusunda iddialı olmadığım için daha çok kemana yoğunlaşıp, tamamen bir enstrümantal albüm çıkarabilirim.  Harbiye Açık Hava Tiyatrosu, Cemal Reşit Rey gibi bilinen konser salonlarında konser vermek istiyorum. İnsanların müziği yemeden içmeden, yüzde yüz konsantrasyonla dinlemeleri taraftarıyım. Yani fonda bir şey çalsın, biz dinleyelim diyorsanız, öyle projelerde yer almayı tercih etmem açıkçası. Çünkü orada bir sanatçı varsa ve eserini size duyguyla, başka bir boyuta geçerek sunuyorsa, seyircinin de huşu içinde dinlemesi gerektiğini düşünüyorum. 

Farklı bir proje yapmayı düşünüyor musunuz?
Bir televizyon programı yapmak için bir projem var. Bu durumda ya sponsorunuzun olması gerekiyor ya da size güvenen bir televizyoncunun size bir programı emanet etmesi gerekiyor. Umarım bu da bir gün gerçekleşir. 

Katıldığınız bir müzik topluluğu var mı?
Göz doktorlarından oluşan grubumuz Grup Vitreus ile konserlerimiz olmuştu. Onun dışında yirmi senedir Türk Sanat Müziği korolarına devam ediyorum. Şu anda Dr. Nevzat Atlığ, Fatih Salgar ve Faruk Salgar’ın da eğitim kadrosunda yer aldığı Bakırköy Musiki Konservatuarı’na gidiyorum. 

Hekimlerden beklentileriniz var mı? 
Hepsini çok seviyorum ve bu zor günlerde onlara kolaylıklar diliyorum. Tek isteğim, dayanışma içinde olalım, birbirimizi destekleyelim. İnanın bu albümü yaptım ama belki de en az ilgiyi meslektaşlarım gösteriyor. Albüm yapmak maddi olarak inanın tamamen zarar. Hekimler ve halkımız teveccüh gösterip albümlerimizi satın aldıklarında sektörde prestijimiz artıyor, satıldığı mağazalarda daha uzun süre raflarda kalmasını sağlıyor. 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın