Archive for category Tıbbi Onkoloji

TÜRK TIBBİ ONKOLOJİ DERNEĞİ YENİLENDİ

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği yeni yönetim kurulu ile birlikte yeniliklere imza atmaya başladı. Dernek web sitesinin hem uzmanlara hem de halka açılmasının yanı sıra e-dergi yayınladı.

Günümüzde iletişimin en kolay yollarından biri olan internet üzerinden erişimin olduğu için uzmanlık dernekleri de bu alanda kendilerini geliştirmeye başladı. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği yeni yönetimi, web sitelerini yenileyerek farklı içerikler oluşturulmasının yanı sıra ilk kez online bülten çıkartmaya başladı. 

Bülten Editörü Dr. Erdinç Nayır, şunları söyledi: “Türk Tıbbi Onkoloji Derneğimizin bu yıl ilk e-bültenini yayınlamaktan büyük mutluluk duymaktayız. Editörlüğünü yapmış olduğumuz e-bültene birçok meslektaşım ve hocam katkı sağladı. Dernek yönetimimiz değiştikten sonra birçok alanda yeni çalışmaların yanında internet ortamında da yenilikler gerçekleştirdi. Web sayfamız yenilendi, ardından e-bülten hazırladık, sosyal medyada sosyal medya sayfalarımızı açtık. Web sayfamızı hem hekimlere yönelik hem de hastalarımıza yönelik şekilde değiştirdik. 

E-bültenimizde dernek başkanımız Prof. Dr. Pınar Saip ile yapmış olduğum bir röportaj, dernek yönetim kurulu ve alt birimlerinin tanıtımı, Ulusal Kanser Kongresi ve derneğimizin yapmış olduğu kurslar hakkında izlenimler, meslektaşlarımın köşe yazıları bulunmaktadır.”


Med-Index
Reklamlar

Yorum bırakın

2011 “KADIN KANSERLERİ” YILI

5. Prevantif Onkoloji Sempozyumu kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Coşkun Salman, 2011 yılının Sağlık Bakanlığı tarafından kanserde farkındalığı artırabilmek için “Kadın Kanserleri Yılı” olarak kabul edildiğini belirtti. 5. Prevantif Onkoloji Sempozyumu Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik ise, “Sigarayı bırakmak isteyenler ilacını ücretsiz istiyorlar, ama sigarayı parayla alıyorlar. Ömürlerini uzatacak ilaçlara ücretsiz sahip olurlarken, ölümlerini hızlandıracak sigara için para ödüyorlar” dedi
Onkoloji alanında büyük önem taşıyan ve son yıllarda pek çok gelişmeye sahne olan “Kanserden Korunma” ile ilgili tüm detaylar bu konuda Türkiye’de düzenlenen en geniş kapsamlı toplantı olan 5. Prevantif Onkoloji Sempozyumu’nda ele alındı. Konusunda uzman konuşmacıların katıldığı kongrede; 15 konuşmacı ve 3 oturum başkanı görev yaptı. 350’yi aşkın katılımcının takip ettiği kongrede 3 Panel ve 14 konu başlığında oturum düzenlendi.
5. Prevantif Onkoloji Sempozyumu kapsamında düzenlenen basın toplantısında, Hacettepe Üniversitesi Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Prevantif Onkoloji Sempozyumu Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, sigarayı bırakmak konusunda yapılan çalışmaları anlattı. Sağlık Bakanlığının Sigara Bırakma Merkezlerine Mart 2010 tarihinden bugüne kadar yaklaşık 1 milyon insanın başvurduğunu, 220 merkezde 400 hekim ve yaklaşık bin kişilik ekiple çalıştığını anlatan Prof. Dr. Çelik, bu merkezlerden ilaçla sigara bırakma tedavisine başlayan yaklaşık 400 bin kişiden 250 bininin sigarayı bıraktığını, bu rakamın dünya ortalamasının üzerinde olduğunu söyledi.
Sigara içenlerin sadece kanserden ölmediklerini, hayatlarını 10 yıl kısalttıklarını ifade eden Çelik, “Sigarayı bırakmak isteyenler ilacını ücretsiz istiyorlar, ama sigarayı parayla alıyorlar. Ömürlerini uzatacak ilaçlara ücretsiz sahip olurlarken, ölümlerini hızlandıracak sigara için para ödüyorlar” dedi.
Sigara İçenlerden ”Hayatı Tehdit Ettikleri” İçin Şikayetçi
Sigara içenlerin Türk Ceza Kanununun 213. maddesinde düzenlenen ”kamu barışına karşı suçlar” hükmünü ihlal ettiklerini öne süren Çelik, sigara içenlerden ”hayatı tehdit ettikleri” için şikayetçi olduğunu, suç duyurusunda bulunduğunu belirtti.
“Merkezlere Başvuranlardan Yaklaşık 400 Bin Kişiden 250 Bini Sigarayı Bıraktı”
Sağlık Bakanlığının Sigara Bırakma Merkezlerine Mart 2010 tarihinden bugüne kadar yaklaşık 1 milyon insanın başvurduğunu, 220 merkezde 400 hekim ve yaklaşık bin kişilik ekiple çalıştığını anlatan Çelik, bu merkezlerden ilaçla sigara bırakma tedavisine başlayan yaklaşık 400 bin kişiden 250 bininin sigarayı bıraktığını, bu rakamın dünya ortalamasının üzerinde olduğunu söyledi.
“İlaçla Sigara Bırakma Başarı Oranının Yüzde 25”
Sigara bırakma ilaçlarından 200 bin kişilik partinin bitirildiğini kaydeden Çelik, Sağlık Bakanlığının yeni bir çalışma yapacağı duyumlarını aldıklarını ifade ederek, ilaçla sigara bırakma tedavisinin ancak sigarayı bırakma konusunda çok kararlı olanlara uygulandığını, dünyada ilaçla sigara bırakma başarı oranının yüzde 25 olduğunu, Türkiye’deki tedavinin bu oranın üzerinde olduğunu vurguladı.
Ölümü Satın Alıyorlar
Sigara içenlerin sadece kanserden ölmediklerini, hayatlarını 10 yıl kısalttıklarını ifade eden Çelik, ”Sigarayı bırakmak isteyenler ilacını ücretsiz istiyorlar, ama sigarayı parayla alıyorlar. Ömürlerini uzatacak ilaçlara ücretsiz sahip olurlarken, ölümlerini hızlandıracak sigara için para ödüyorlar” dedi.
“Baz İstasyonu Başka, Cep Telefonu Başkadır”
Prof. Dr. Çelik, insanların cep telefonu kullanımında da dikkatli olması gerektiğine işaret ederek, kamuoyunda baz istasyonlarının daha zararlıymış gibi gösterildiğini oysa cep telefonlarının baz istasyonlarından daha zararlı olduğunu söyledi. Çelik, ”Baz istasyonu başka, cep telefonu başkadır. Baz istasyonundan korkmanız gerekmez, cep telefonunu eğer kulaklıkla kullanmazsanız başta trafik kazası olmak üzere ölümünüz hızlanır. Cep telefonunu kablolu kulaklıkla kullanın, trafik kazası riskini azaltın. Cep telefonu öldürür, ama trafik kazası yüzünden öldürür.” diye konuştu.
“Türkiye’de Yılda En Az 20 Bin Kişi Meme Kanserine Yakalanıyor”
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Coşkun Salman, meme kanserine Türkiye’de yılda en az 20 bin kişinin yakalandığını söyledi. 2011 yılının Sağlık Bakanlığı tarafından kanserde farkındalığı artırabilmek için “Kadın Kanserleri Yılı ” olarak kabul edildiğini anlatan Salman, “Ülkemizde yılda 4 bin 700 civarında yeni ‘genital kanser’ vakası görülüyor. Yumurtalık kanserleri de kadınlarda en sık görülen ilk 10 kanser arasında. Yılda yaklaşık 3 bin 800 yeni yumurtalık kanseri gelişiyor. Rahim ağzı kanseri görülme sıklığı ise yılda bin 500 civarında” dedi.

Yorum bırakın

TÜRKİYE KRONIK HASTALIKLARIN ÖNLEME MERKEZİ OLACAK

Kanser kontrol politikalarının artık “hükümet” politikası olmaktan çok “global” bir toplumsal politikası olarak ele alınması gerektiğini dile getiren Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof.Dr.A.Murat Tuncer, “Yapılan ikili çalışmalarda Türkiye’nin bölgede kronik hastalıkların önlenmesinde bölgesel eğitim merkezi olması için bir proje üzerinde çalışılması konusunda kararlar alındı” dedi.
New York BM (Birleşmiş Milletler-UN)’de düzenlenen NCDs “high-level NCDs (noncommunicable Diseases-Bulaşıcı olmayan kronik hastalıklar)” toplantısına 130 kadar ülke katıldı. Ülkemizi bu toplantıda Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof.Dr.A.Murat Tuncer temsil etti. Genel Kurul toplantısında bir konuşma yapan Prof.Dr. A. Murat Tuncer, bulaşıcı olmayan kronik hastalık yükünün kanser, obezite, hipertansiyon, şeker gibi tüm dünyanın en önemli sağlık sorunu olduğunu ve bu hastalıklar arasında da kanserin giderek önem kazandığını kanser kontrol politikalarının artık hükümet politikası olmaktan çok global bir toplumsal politika olarak ele alınması gerektiğini anlattı.
Prof. Dr. Tuncer ayrıca, Birleşmiş Milletler bünyesinde değişik enstrümanlar kullanılarak fakir ülkelere kronik hastalıkların kontrolü için destek olunması gerektiğini, insan kaynakları ve kapasite arttırımı konusunda yardımlaşmanın önemle ele alınması gerektiğini bildirdi. Türkiyenin kanser kontrolunda aldığı yol, edindiği tecrübe ve IARC (Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı) a üyelik süreci konusunda bilgi verdi.
Kanser Kontrolünde Yaşanan Analitik Değişiklik
Türkiyenin edindiği bilgi ve tecrübeyi diğer ülkelerle paylaşmaya ve destek olmaya hazır olduğu konusunda bilgi veren Prof. Dr. Tuncer, “round-table” toplantısında kanser kontrolünde yaşanan analitik değişikliği ve dünyanın neler yapması gerektiği konusunda konuşma yaptı.
Dünyada Dengeler Sağlanmalı
Bill Clinton Vakfinin desteklediği “Tütün Kontrolunda Başarı örnekler” başlıklı toplantıda Türkiye’de tütün kontrolu konusunda alınan yol, başarının formülü konusunda konuşma yapan Prof.Tuncer, sivil toplum örgütleri ve devlet arasında sağlanan harmoninin başarıdaki önemine değindi. Fiziksel Aktivitenin kronik hastalıkların önlenmesindeki önemi konusundaki toplantıda ülkemizde sürdürülen “sağlığın teşviki” programındaki gelişmeleri anlattı. Ayrıca Dünyaya global olarak bakılmasına dikkati çeken Prof.Tuncer dünyanın bir yerinde şişmanlığın önlenmesine dikkat çekerken başka bir yerinde insanların açlıktan öldüğüne, çocukların fiziksel aktivitesi için bisiklet ve basketbol projeleri üzerinde çalışılırken ayakkabısı olmayan milyonlarca çocuğun unutulmaması gerektiğine dikkat çekti.
Prof.Tuncer, “Yapılan ikili çalışmalarda Türkiye’nin bölgede kronik hastalıkların önlenmesinde bölgesel eğitim merkezi olması için bir proje üzerinde çalışılması konusunda kararlar alındı. Bu konuda önümüzdeki günlerde projenin ilerlemesi için çalışılacak” dedi.

Yorum bırakın

KURŞUN KAPLI “BÖLÜM 90”

Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde “Bölüm 90” adı verilen serviste bulunan kanser hastaları için kurşun kaplamalı oda hazırlandı ve yeni alınan PET-BT cihazı yapılan törenle hizmete açıldı.

Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde hastaların radyasyondan tamamen izole edilmesini sağlayan kurşun kaplamalı 3 odanın bulunduğu özel servis hizmete açıldı. Nükleer Tıp Anabilim Dalında hizmet verecek olan, aynı anda anatomik ve fonksiyonel görüntülemenin yapılabildiği ileri teknoloji olan, PET-BT (Pozitron Emisyon Tomografisi – Bilgisayarlı Tomografi) cihazı basına tanıtıldı.

Düzenlenen törende konuşan Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Uğur Erdener de üniversite yönetimi olarak hastanede üretilen hizmetin çok daha iyi noktaya ulaştırılabilmesi için ciddi planlamalar yaptıklarını dile getirdi.

Akredite olan Onkoloji Hastanesinde Düzenli Kayıt

Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Genel Koordinatörü Prof. Dr. Tezer Kutluk ise şunları söyledi: “2011 yılındaki akreditasyon yönetiminde Hacettepe Hastaneleri tümüyle akredite edildi. 2002 yılında 590 bin hastaya hizmet verirken 2010 yılında bu rakam 890 bine ulaştı. Hacettepe hastaneleri ülkenin önde gelen sağlık kuruluşu olmaya devam ediyor. Kanser kayıtlarını düzenli şekilde tutarak hangi hastanın geldiğini biliyoruz. 2009 yıllarında erkeklerde 2 bin 500 yeni kanser vakası, kadınlarda 2 bin 300 civarında kanser görülüyorken çocuklarda da tüm branşlarda hizmet veriliyor.”

“Bölüm 90”

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Meltem Çağlar, Onkoloji Hastanesinde “Bölüm 90” adı verilen servisin açılışı için düzenlenen törende, üniversite olarak tüm ülke coğrafyasından kanser hastalarına hizmet ürettiklerini belirterek, daha kaliteli hizmet sunumu için hastanenin imkanlarını artırmaya çalıştıklarını dile getirdi.

Kurşunla Kaplı ve Radyasyon Geçirmez Odalar

Bu doğrultuda, kanser hastalarına daha iyi hizmetin verileceği yeni bir servis oluşturduklarını belirten Prof. Dr. Çağlar, hastanedeki kat planlamasından dolayı “Bölüm 90” adını verdikleri bu serviste, kapıları, etrafı kurşunla kaplı ve radyasyon geçirmez 3 oda bulunduğuna dikkati çekti. Hastaların bu serviste sürekli radyasyondan izole edildiğini anlatan Prof. Dr. Çağlar, “Servisteki odaları tıbbi ve radyasyon açısından sürekli takip ediyoruz. Son teknolojiyle donatılan bu serviste doktorların yanı sıra sürekli görev başında bulunan fizikçi, kimyager ve hemşireler var. Kanser hastalarına çok daha etkin hizmet verme imkanına kavuştuk ve bu serviste tiroid kanseri hastalarını kurtarmayı planlıyoruz” dedi.

PET-BT, ile Kanserli Hastalara Erken Dönemde Tanı Konulacak

Prof. Dr. Çağlar, hastaneye ayrıca kanserin erken teşhisini ve takibini kolaylaştıran, 2 milyon TL’ye satın alınan PET-BT cihazı aldıklarını belirterek, “PET-BT, özellikle kanserli hastalarda kullanılan bir cihaz olup, tek bir çekimle vücudun tüm alanlarını üç boyutlu olarak görüntüleyebilmekte ve yapısal bozukluk ortaya çıkmadan hücrelerde oluşan değişiklikleri saptayabilmektedir. Böylece hastalara erken dönemde tanı konularak etkin tedavi uygulayabilmekte, yaşam süresi ve kalitesi artırılabilmektedir. Kanserin teşhisinde, evresinin saptanmasında ve tedavisinin takibinde kullanılan, Alzheimer, epilepsi gibi sinir sistemi hastalıklarının teşhis ve tedavisinde de yön belirleyen, kalp canlılığı ve fonksiyonun da değerlendirilmesini sağlayan PET-BT cihazı kullanıma girdi. Ayrıca kalp sağlığı ve fonksiyonları da bu yöntemle değerlendirilebilmektedir. PET-Bt tetkikinde genellikle FDG adı verilen, radyoaktif madde ile işaretlenmiş şeker molekülleri kullanılarak kanser hücrelerindeki metabolik değişiklikler tespit ediliyor. ” dedi.

Türkiye’nin hemen hemen her bölgesinden, yılda yaklaşık 5 bin hastaya hizmet verdiklerini anlatan Prof. Dr. Çağlar, ”Açılan yeni ünitelerle birlikte hastanemiz çok daha iyi bir konuma gelecek” diye konuştu.

Daha sonra, öğretim üyeleriyle birlikte kurşun kaplamalı odaların bulunduğu servisin açılışı dolayısıyla kurdele kesen Prof. Dr. Erdener, yeni alınan tıbbi cihazla ilgili de bilgi aldı.

Yorum bırakın

MİDE KANSERİ ARAŞTIRMA SONUCU AÇIKLANDI

Hacettepe Üniversitesi’nde yapılan “Mide Kanseri ile Beslenme” ilişkisinin araştırıldığı çalışma sonuçları çarpıcı gerçekleri gözler önüne serdi. Çalışmaya göre; en sık görülen mide hastalıklarının başında yüzde 50.9 ile gastrit ve yüzde 44.1 ile ülser geldiği açıklandı

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılan çalışmada, “Mide Kanseri ile Beslenme” ilişkisi araştırıldı. Çalışmada, tüm katılımcılara beslenme alışkanlıklarını ve besin tüketim sıklığını saptayacak nitelikte bir anket uyguladı. Katılımcılar çalışmadan 3.5 ay önce tanı konulan hastaları kapsıyor. Çalışmada, yiyeceklere fazla tuz eklenmesinin 4.2, gün aşırı tuzlu ayran tüketiminin 1.8, tuzlu tereyağının 1.5, her gün ve her öğün turşu yenilmesinin 7 kat; sucuğun haftada 1-2 kez tüketilmesinin 3, haftada 1-2 kez hamur tatlısı tüketilmesinin 7.5 kat risk taşıdığı belirlendi. Ayrıca mide kanseri açısından yemekleri çok sıcak yemenin 3.3, çok hızlı yemenin ise 5.4 kat risk yarattığı sonucu ortaya çıktı.

“Mide Kanserinde Tedavi Seçenekleri Kısıtlı, Koruyucu Hekimlik Önemli”
Çalışmada, yeşil yapraklı sebzelerin, soğan ve sarımsağın günde bir kez tüketilmesinin ise mide kanseri riskini azalttığı, helikobakter piloriden korunulması ve tanı halinde mutlaka tam tedavinin şart olduğu ifade edildi. Hacettepe Onkoloji Hastanesi Başhekimi ve Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Şuayib Yalçın yaptığı açıklamada, beslenme şekli ile mide kanserinin birbiri ile ilişkili olduğunu belirterek, mide kanserinde tedavi seçeneklerinin kısıtlı olduğunu, bu nedenle koruyucu hekimliğin önem kazandığını vurguladı. Prof. Dr. Yalçın, beslenme şekli, yaşam tarzı değişikliği ve tütün kullanımının sonlandırılması ile riskin önemli ölçüde azaltılabileceğini ifade etti.
Prof. Yalçın, mide kanseri tanısı konmuş yetişkinlerin beslenme ve yaşam tarzına ilişkin alışkanlıklarının mide kanseri riski üzerine etkilerini değerlendirmek amacıyla yapılan çalışmada önemli sonuçlar elde edildiğini söyledi.

En Sık Görülen Mide Hastalıkları Yüzde 50.9 Gastrit ve Yüzde 44.1 Ülser
Çalışmada, tanı almadan önce mide kanserli hastaların yüzde 55.7’sinde bir ya da daha fazla tanı konmuş mide hastalığının varlığı dikkat çekiyor. En sık görülen mide hastalıklarının başında yüzde 50.9 gastrit ile yüzde 44.1 ülser geliyor. Mide kanserli hastaların yüzde 12.3’ününe, kontrol grubundakilerin ise yüzde 8.5’inin ailesinde mide kanseri öyküsü bulunuyor.

Sigara ve Alkol Kullanımının Mideye Etkisi
Çalışma grubunda sigarayı bırakan ve hala içen kişilerin yüzde 59,4’ünün, 13-23 yıl boyunca günde 13-22 adet sigara içtikleri belirtiliyor. Kontrol grubundakilerin yüzde 55,7’sinin de 11-23 yıl 8-12 adet sigara içtiği ifade ediliyor. Öte yandan, her iki grupta alkol kullanma oranları çok fazla olmamakla birlikte, mide kanserli hastaların tükettikleri alkol miktarının kontrol grubundakilerden anlamlı derecede fazla olduğu vurgulanıyor.

Yemeklerin Tuzlu Yenilmesi, Tuzsuz Yenilmesine Oranla Mide Kanserini Yükseltiyor
Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre: Çok hızlı yemek yemek, mide kanseri riskini yaklaşık 5.4 kat arttırıyor. Yemekleri çok sıcak yemek, istatistiksel açıdan önemsiz olmakla birlikte 3.3 kat risk yaratıyor. Yemeklerin tuzlu yenilmesi, tuzsuz yenilmesine oranla mide kanseri riskini anlamlı derecede yükseltiyor. Bu nedenle, sofrada tadına bakmadan yiyeceklere tuz eklenmesi riski yaklaşık olarak 4.2 kat artırıyor. Mide kanseri açısından gün aşırı tuzlu ayran tüketimi 1.8, tuzlu tereyağı 1.5 riske yol açıyor. Tuzlu çekirdek her gün tüketilen bir yiyecek olmamasına karşın, gün aşırı tüketilmesi halinde riski yaklaşık 1.3 artırırken, her gün ve her öğün turşu yenilmesi de 7 kat risk yaratıyor.

Haftada 1-2 Kez Hamur Tatlısı Yenilmesi, Mide Kanseri Açısından 7.5 Kat Risk Taşıyor
Günde bir kez kırmızı et tüketilmesi mide kanserine yol açabiliyor. Özellikle, işlenmiş et ürünü olan sucuğun haftada 1-2 kez tüketilmesi ortalama 3 kat risk yaratıyor. Çalışmada, şeker kullanımına da dikkat edilmesi tavsiye ediliyor. Haftada 1-2 kez hamur tatlısı yenilmesi, mide kanseri açısından 7.5 kat risk taşıyor. Sık tüketim açısından kolalı içecekler riski yaklaşık 3.4 ve gazlı içecekler 6 kat artırıyor.

Yeşil Yapraklı Sebzeler, Soğan ve Sarımsak Tüketilmesi Riski Azaltıyor
Yeşil yapraklı sebzeler, soğan ve sarımsağın günde bir kez tüketilmesi, mide kanseri riskini azaltıyor. Mide kanserinden korunmak için, turşu, salamura yiyecekler ve hazır çorba gibi çok miktarda tuz içeren yiyeceklerden uzak durulması, peynir gibi çok tuzlu yiyeceklerin tuzsuzlarının tercih edilmesi öneriliyor. Şeker ve şekerli yiyeceklerin mümkün olduğunca az tüketilmesi, vücut ağırlığının korunması tavsiye ediliyor. Diyette tuz ve tuzlu besinlerin tüketiminin azaltılması, sebze ve meyve tüketiminin arttırılması, sigaranın bırakılması ve helikobakter pilori’den korunulması ve tedavi edilmesi gerekiyor.

Yorum bırakın

METASTATİK RENAL HÜCRELİ KARSİNOMA YENİ MOLEKÜL

Antalya’da gerçekleşen 19.Ulusal Kanser Kongresi kapsamında düzenlenen uydu sempozyumunda Prof. Dr. Sevil Bavbek ve Prof. Dr. Lothar Bergman, Metastatik Renal Hücreli Karsinom (mRHK) tedavisinde yeni molekül kullanımı hakkında bilgi verdi.

Antalya’da düzenlenen 19. Ulusal Kanser Kongresi’nde “Metastatik Renal Hücreli Karsinom Tedavisinde VEGF/TKI’nın Ötesinde Yeni Ufuklar” sempozyumunda son gelişmeler hakkında bilgi verildi. Prof. Dr. Sevil Bavbek, metastatik böbrek kanseri tedavisi konusunda ikinci basamakta kullanılacak yeni bir ilacın Türkiye’de de ruhsat aldığını belirtti. Prof. Dr. Bavbek, Novartis tarafından geliştirilen Everolimusun, ileri evre renal hücreli kanserin tedavisinde VEGF-TKI tedavi başarısızlığından sonra kullanılacağını söyledi.

Tüm Yeni Kanserlerin Yaklaşık Yüzde 2’si Renal Hücreli Karsinom
Yapılan araştırmalara göre tüm yeni kanserlerin yaklaşık yüzde 2’sini oluşturan renal hücreli karsinom, genellikle böbrek kanseri olarak anılıyor. RHK (Renal Hücreli Kanser) görülme oranları, kısmen sigara kullanımına ve obeziteye bağlı olarak dünya çapında düzenli bir biçimde artıyor. 2006 yılında AB’nde 63 binin üzerinde yeni RHK tanısı konulmuş ve 26 binden fazla kişi bu hastalık nedeni ile öldü. RHK hastalığında kanser hücreleri böbrek kanalının iç tarafında gelişip, çoğalarak tümör haline geliyor. Tedavi edilmemesi halinde tümör komşu lenf bezlerine ve zamanla diğer organlara yayılabiliyor.

“Tümör Hücrelerinin Ölmesini Sağlayan, Anti-Anjiyojenik Ortaya Çıktı”
Böbrek kanseri tedavisinin son 10 yıl içerisinde tedavi açısından büyük bir aşama kaydettiğini söyleyen Prof. Dr. Bavbek, “2000’li yılların başında böbrek kanseri konusunda çok ciddi, etkili bir tedavi yoktu. Ancak çok küçük bir kısım hasta sadece bağışıklık sistemini destekleyen tedaviler alarak uzun yaşayabildi. Diğer hastaları maalesef kısa sürede kaybediyorduk. Daha sonra ilk deneysel aşamada tümör anjiyogenezisini engelleyen, dolayısıyla tümörün damar yolunu kapatarak tümör hücrelerinin ölmesini sağlayan, anti-anjiyojenik dediğimiz moleküller ortaya çıktı. Böylece hastalara verebileceğimiz bir ilaç ortaya çıktı. Hastalar bu ilaçları kullandıktan sonra bunlara da tekrar direnç gelişebildiğini gördük” dedi.

“Anti-Anjiyojenik İlaçlarda da Direnç Gelişebiliyor”
Kanserin çok kompleks bir hastalık olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Bavbek şunları kaydetti: “Her yerde olduğu gibi aynı antibiyotiklere direnç kazandığı gibi, kullandığımız mükemmel etki gösteren bir ilaca karşı da direnç gelişebiliyor. Hücre çeşitli mekanizmalarla bu ilacın etkisinden kaçmaya çalışıyor. Aynı şey anti-anjiyojenik ilaçlarda da başımıza geldi ve bu ilaçlarla tekrar ilerleme oluştuğunda hastalar tedavisiz kalmaya başladı.”

“Yeni Molekül Hücrenin Büyümesini Sağlayacak Enerji Tüketimini de Engelliyor”
Böbrek kanseri tedavisinde kullanılmak üzere yeni geliştirilen bir ilaç hakkında bilgi veren Prof. Dr. Bavbek “Bu aşamada Novartis’in geliştirdiği Everolimus, ikinci bir seçenek olarak bugün elimizde. Bu ilaç biraz farklı bir mekanizmayla bir sonraki basamakta yine tümör damarlanmasını engelliyor. Ayrıca tümörlü hücrenin besin, enerji ve yakıt kullanımını da engelliyor. Yani hücrenin büyümesini sağlayacak enerji tüketimini de engelliyor. Bir şekilde ilerlemeye başlamış kanseri tekrar durdurmayı başarıyor. Hastaya, hastalığın ilerlemediği yeni bir yaşam dönemi kazandırıyor. Üstelik de daha önce kullandığınız ilaçlara göre daha az yan etkisi var. Hastalar tarafından oldukça iyi tolere edilebiliyor” diye konuştu.

“Hiçbir Tedavi Tek Başına Mükemmel Değil”
Kanser tedavisinde her geçen gün yeni tedavi yöntemlerinin ve ileri teknoloji ürünü ilaçların geliştirildiğini söyleyen Bavbek, “Hiçbir tedavi tek başına mükemmel değil. Ama yıllar geçtikçe biz bilim insanları olarak elimizdeki tedavi seçeneklerini, farklı etki mekanizmalarına sahip olma avantajlarını değerlendirerek daha iyi kullanacağımızı öğreneceğimizi düşünüyoruz. En azından aylar içerisinde ilerleyip kaybettiğimiz hasta grubunda uzun aylarla oldukça iyi hayat kalitesi ile progresyonsuz yaşamlar elde etmek bile onkolojide bir başarı. Bunu da bir şekilde çok iyi tanımlanmış moleküler mekanizmalara karşı geliştirilen ileri teknoloji ürünlere borçluyuz” şeklinde konuştu.

“Böbrek Hücreli Kanser Hastalığının Tedavisi 8 Ayrı Ajanın Toplamı”
Frankfurt J.W. Geothe Üniversitesi Hematoloji ve Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Lothar Bergman da ilacın sağkalıma etkisini değerlendirdiği konuşmasında, “Şu anda böbrek hücreli kanser tedavisinde kullanılan 8 ayrı ajan mevcut ve hepsinin ayrı ayrı faydası var. Sonuna geldiğimizde elde edilen gelişme bu ajanların toplamı” dedi.

Yorum bırakın

KOLON KANSERİNDE GAYTADA GİZLİ KAN ÖNEMLİ

“Kolon kanseri, Türkiye’de tüm kanserlerin yüzde 8-10 kadarını oluşturuyor” olduğunu söyleyen Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şuayib Yalçın, kolon kanserinde demir eksikliği anemisinin önemli bir bulgu olduğuna dikkat çekti.

ileri yaşta özellikle nedeni bilinmeyen demir eksikliği anemisinde mutlaka kalın bağırsağın detaylı bir şekilde incelenmesi gerektiğine dikkat çeken Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şuayib Yalçın, demir eksikliği anemisi olanlarda gaytada gizli kan bakılarak bunun nedenin belirlenmesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Demir eksikliğinin kendisinin riski artırmadığını, ancak kansızlık nedeni olarak altta yatan sorun olarak kanserin ortaya çıkabileceği vurgulayan Prof. Dr. Yalçın, her geçen gün görülme sıklığı artan kanserler arasında kolon kanserlerinin bulunduğunu ve bunun her iki cins için de önemli bir sorun olduğunu söyledi.

“Türkiye’de Tüm Kanserlerin Yüzde 8-10’u”
Kolon kanserinin Türkiye’de özellikle kadınlarda meme kanserinden, erkeklerde ise akciğer ve prostat kanserinden sonra en sık görülen kanser türü olduğunu belirten Prof. Dr. Yalçın, “Kolon kanseri, Türkiye’de tüm kanserlerin yüzde 8-10 kadarını oluşturuyor” dedi.

“Genetik Kökenlilerin Tedavide Başarı Şansı Daha Fazla Olabiliyor”
Kolon kanserlerinin yaşın ilerlemesiyle birlikte görülme sıklığının arttığına dikkati çeken Prof. Dr. Yalçın, hastalığın 70’li yaşlarda çok fazla görüldüğünü ve 20 yıl içinde öneminin daha da artacağını dile getirdi. Prof. Dr. Yalçın, erken yaşlarda görülen kolon kanserlerinin çoğunun genetik kökenli olduğunu anlatarak, “Genetik kökenlilerin daha az kompleks mekanizmalara sahip olabildiği için tedavide başarı şansı daha fazla olabiliyor” diye konuştu.
Kolon kanserinin akciğer kanserinden daha az öldürücü, ancak bir o kadar ciddi bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yalçın, hastalığın akciğer kanserine oranla daha iyi yönlendirilebildiği ve tedavisinin daha mümkün olduğunu dile getirdi.

“İleri Yaşta Özellikle Nedeni Bilinmeyen Demir Eksikliği Anemisinde Mutlaka Kolon Detaylı İncelenmeli”
Kolon kanserinin nedeninin kesin olarak bilinmediğini ancak genetik faktörleri, beslenme ve bazı kimyasal maddelerin nedenleri arasında yer aldığını kaydeden Prof. Dr. Yalçın, “Görüntüleme yöntemleri erken evrede kalın bağırsaktaki herhangi bir anormalliği ortaya koyabiliyor. ülkemizde genelde ilerleri evrede daralma nedeniyle hasta önce kabızlık daha sonra ağrı ataklarıyla başvurur. Kolonoskopi, rektoskopi veya video görüntüleme ile yapılan sigmoidoskopidir ile hastanın bütün kalın barsağı görüntülenir. Ayrıca gaitada gizli kan araştırılır. Özellikle batılı ülkelerde sık karşılaşılan kolon kanseri oldukça büyük bir öneme sahip. Hastalığın en önemli belirtisinin ileri yaşta ortaya çıkan “demir eksikliği anemisi”. İleri yaşta özellikle nedeni bilinmeyen demir eksikliği anemisinde mutlaka kolonun detaylı bir şekilde incelenmesi gerekiyor” diye konuştu.

“Adet Düzensizliği Olan 20-30’lu Yaşlar İle 30-40’lı Yaşlarda Demir Eksikliği Anemisinin Ciddiye Alınması Gerekir”
Çocukluk çağında demir eksikliği anemisinin beslenme şekline bağlı yetersiz olabildiğini, doğum yapan ya da fazla kanaması olan kadınlarda ve görülebildiğine dikkati çeken Prof. Dr. Yalçın, “Adet düzensizliği olan 20-30’lu yaşlar ile 30-40’lı yaşlarda demir eksikliği anemisinin ciddiye alınması gerekir. Demir eksikliği anemisi olanlarda gaytada gizli kan bakılması, bunun kan kaybı ile yoksa başka bir nedenden mi olduğunun belirlenmesi gerekiyor” dedi.

Çocukluk döneminde demir eksikliği olmasının hastalık açısından riski artırmadığını vurgulayan Yalçın, “Çünkü demir eksikliğinin kendisi riski artırmaz, ancak kansızlık nedeni olarak altta yatan sorun olarak kanser olabilir. Bunun nedeni esas kan kaybı olduğu için kolan kanserine bağlı bir kansızlık ya da polip olabilir” diye konuştu.

Tanı İçin Gaytada Gizli Kan Testi Önemli
Hastalığın oluşumun çok yavaş olduğunu, genellikle çok büyük oranda iyi huylu bir polip zemininde geliştiğini anlatan Prof. Dr. Yalçın şunları kaydetti: “Yapılan çalışmalar gösterdi ki sağlıklı ve herhangi bir risk faktörü olmayan bir insanın da mutlaka çeşitli taramalı yaptırması gerekiyor. Bunun için yılda bir kez gaytada gizli kan ve 5-10 yılda bir de kolonoskopi yaptırılması tavsiye ediliyor. Kolonoskopu yapılmayan durumlarda da alternatif diğer görüntüleme yöntemlerine başvurulabiliyor. Hastaların genellikle yüzde 75’ine cerrahi olarak çıkarılabilir evrede tanı konuluyor, ama bunların beşte biri çok erken evrede yakalanabiliyor. Önemli bir bölümü bölgesel olarak ilerlemiş durumda oluyor. Bu hastalara, ek tedavi veriliyor. Ölüm riski açısından önde gelen kanserler arasında yer alıyor. Tedavi olarak öncelikle yöntem cerrahi uygulanıyor ve bunun dışında medikal tedavi veriliyor. Adjuvan diye isimlendirilen yardımcı ‘kemotepi’ yapılıyor. Kemoterapi ile hastalığın nüks riski en aza indirilmeye çalışılıyor. Bu tedavilerle hataların yaşam süresi 10 yıl öncesine kadar ciddi oranda artıyor. İleri evre olmasına rağmen etkin tedavilerle tümörün yok edildiği hasta oranı artıyor.”

Kalın bağırsak kanserinde ileri yaş, obezite, yağlı ya da yüksek enerjili beslenmenin risk faktörleri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yalçın, fazla kırmızı et tüketiminden kaçınılması gerektiğini söyledi.

Yorum bırakın