Archive for category Tıbbın Duayenleri

TIBBIN DUAYENLERİ HAMİT HANCI

Türkiye’de Adli Tıp alanında öncülük yapan, 200’den fazla bilimsel makalesi bulunan, yazdığı kitaplarla öncülük yapan, Ankara Tıp’ta Türkiye de ilk Adli Hemşirelik, Adli Antropoloji, Adli Entomoloji, Adli Diş Hekimliği, Adli Sanat Laboratuvarlarını kuran Ankara Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hamit Hancı, mesleğinin 26. yılına kadar yaptığı çalışmaları, yolu kesildikçe ilklere imza atmasını, açık yüreklilikle Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı.
Adli tıp alanında birçok ilke imza atarak laboratuarların kuran, ilk kitapları yazan ve ilk çalışmaları yapan Prof. Dr. Hamit Hancı, ilk defa hekim hakları, tıp hukuku konularını gündeme taşıyarak “Adli Tıbbın Öncüsü” diye anılıyor. Türkiye’de ilk kimyasal ve biyolojik silahları gündeme getiren Prof. Dr. Hancı, alanında yazdığı kitapları, “Çöpçü Bile Olsan En İyisini. Yap” hayat felsefesini, “Türkiye Adalet Tıp Akademisi” projesini ve hedeflerini Sağlık Dergisi’ne anlattı. Prof. Dr. Hancı: “1963 yılında İzmir’de doğdum, İstanbullu olan ev hanımı anne ile Foçalı Tariş’te çalışan babamın ilk çocuğuyum. Kardeşim İzmir’de borsacı. Çocukluğum geniş ailede geçti. 3 yaşımda babamın görevi nedeniyle Aydın’a yerleştik. Yarı Aydınlı da sayılırım. 7 Eylül İlkokulu ve Gazipaşa Ortaokulu Aydın’da okudum, evde çok yaramaz okulda çok sakin bir çocuktum. Çok çalışan bir öğrenci değildim. İzmir Atatürk Lisesini bitirip Fen puanında Türkiye çapında ilk 50 içerisine girerek 1980 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandım. Tıp fakültesinde çok fazla çalışmadım. Notlarım çok yüksek değildi ancak hem gezerdim hem de derslerimi geçerdim. 1986 yılında mezun oldum ve Artvin Yusufeli ilçesi, Sarıgöl Sağlık Ocağında zorunlu hizmetimi yaptım.
“Sevdiğim İşi Yapmak Değil, Yaptığım İşi Sevdim”
Hayatımda her daim “sevdiğim işi yapmak değil, yaptığım işi sevmeliyim” diye düşünürüm. Ben hastayla ilgilenmeyi çok severdim, herkes benden fizik tedavi, pskiyatri ya da tamamlayıcı tıp beklerken Adli tıpı seçtiğimde çok şaşırdılar. Bölümüme severek isteyerek başladım. Eskiden içine kapalı bir alandı şimdi dışa açıldı. TUS sınavını kazanarak 1988’de Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı’nda ihtisas’a başladım. 1992’de Uzman, 1994 yılında 31 yaşımda Doçent oldum. Herkes tıp fakültesinde ve TUS dönemi çalıştı ben ise TUS sonrasında çalıştım, “bu benim mesleğim olacak en iyisini yapmalıyım” diye düşündüm.
“Türkiye de İlk Kez Tıp Fakültelerinde Tıp Hukuku Dersi Verdim”
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olarak Türkiye de ilk kez tıp fakültelerinde “Hekimin Yasal Sorumlulukları- Tıp Hukuku” ile “İnsan Hakları İhlallerinde Raporlama” derslerini müfredata koydum. O zaman herkes bana gülüyordu, “sağlığın hukuku mu olur” diye.
1996-2000 yıllarında İzmir Tabip Odası’nda Onur Kurulu Üyesi ve Türkiye Trafik Güvenliği Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı görevlerinde bulundum.
İlk Kez Bir Yönetmelik Halka Açıldı
Yerel Gündem 21 (Yerel Habitat) İzmir’in Kentleşme ve Çevre Sorunları ile Çözüm Önerileri” toplantıları “Kentte suçluluk ve kent suçu” grup sözcüsü olarak ve Sağlık Bakanlığı Yüksek Sağlık Şurasında raportör olarak görev yaptım. İlk kez bir yönetmelik 1998 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından çıkarılan “Hasta Hakları Yönetmeliği” halka açıldı, görüşler dikkate alınarak hazırlandı ve o zamandan bu yana eskimeden geldi. Bu taslağa da görüşler hazırladım ve kabul gördü. Türkiye Acil Tıp Derneği Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundum.
Adli Tıp Son 10 Yılda Kabuğundan Çıktı
Adli Tıp son 10 yılda kabuğundan çıktı. Diğer alanlarla çalışan ve adli bilimlere doğru evrimleşen çok daha geniş bir alan oldu. Daha sosyalleşti. Dünyadaki bütün gelişmeleri izleyen bir alan halini aldı.
İlk Tıp Hukuku ve Yargılama Usulleri Eğitim Programını Hazırladık
İzmir Tabip Odası Hukuk Komisyonu’nda Türk Tabipleri Birliği tarafından çıkarılan “Hekimlik Meslek Etiği İlkeleri” taslağı hakkında görüş ve öneriler hazırladım. Hasta Hakları Derneği Yönetim Kurulu’nda 2. Başkanlık görevini üstlendim. Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı İzmir Şubesi yönetim kurulu üyeliği yaptım. İzmir’de Çocuk Platformu Yürütme Kurulu üyeliği ve Aromaterapi ve Fitoterapi Derneği 2. Başkanlığı görevini yürüttüm. 1999’da ilk “Tıp Hukuku ve Yargılama Usulleri Eğitim Programı”nda düzenleme kurulu üyesi ve eğitici olarak görev aldım.
1998 yılında Sağlık Bakanlığı AÇSAP Genel Müdürlüğü – Alman Teknik İşbirliği Kurumu GTZ tarafından hazırlanan Aile Sağlığı Programı “Birinci Basamak Sağlık Hizmetinde Çocuk Sağlığı Eğitim Dosyası’nın “Özel Yaklaşım Gerektiren Sorunlar”, “Çocuk Suçluluğu” bölümünü hazırladım. İnternet ortamında trafik, adli bilimler, toksikoloji, adli psikiyatri , yangın isimli e-grupları oluşturdum.
Sağlık Çalışanlarının Hakları Sempozyumunu Düzenledim
2001 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim dalına Profesör ve anabilim dalı başkanı olarak atandım. 2010 yılına kadar başkanlık görevimi sürdürdüm. Adli Tıp Kurumu Kanun tasarısında Alt komisyona görüş hazırladım. İlk kez düzenlenen “Sağlık Çalışanlarının Hakları” Sempozyumunun başkanlığında bulundum.
Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi
Ankara Üniversitesi Tıp, Hukuk, Diş Hekimliği Fakülteleri, Türkiye Adalet Akademisi, GATA, Polis Akademisi , Jandarma Okullar komutanlığı , Kriminal Polis Laboratuvarları , Emniyet Genel Müdürlüğü TUBİM (Uyuşturucu İzleme Merkezi) , EGM KOM Köpek Eğitim merkezi öğretim üyeliklerinde bulundum. Devlet kurumlarıyla Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi Ek Protokolü Devlet Raporunu hazırladım ve heyet başkanı olduğum 17 kişilik grupla birlikte BM Cenevre’de sundum.
Türkiye’de İlk Tıp Hukuku ve Adli Bilimler Kitabını Çıkarttım
Tıp Hukuku Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Üyeliğinde bulundum. Halen Adli Bilimciler Derneği Başkanı, Mobbingle Mücadele Derneği 2. başkanıyım. Türkiye’de İlk Tıp Hukuku, Adli Bilimler, Çapraz Sorgu, Adli Entomoloji, Adli Psikiyatri (çok yazarlı) kitaplarını çıkardım. 2005 yılında, Adalet Bakanlığı’nca çıkarılan Ceza Muhakemesinde Beden Muayenesi, Genetik İncelemeler ve Fizik Kimliğin Tespiti Hakkında Yönetmelik Hazırlama komisyon başkanlığı görevini yürüttüm. Bu yönetmelik internette yayınlanlanarak herkesin görüşü alındı. Hatta daha sonra yönetmeliğe göre kanun yeniden düzenlendi.
Yönetmeliğe göre Kanun Düzenlendi
2005 yılında “Denetimli Serbestlik Ve Yardım Merkezleri İle Koruma Kurulları Kanunu” hazırlanmasında ,2007’de “Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri İle Koruma Kurulları Yönetmeliği” nin hazırlanması için kurulan komisyonda üye olarak çalıştım.
Avanos’ta her yıl düzenlenen Kapadokya Adli Bilimler Kongreleri düzenleme kurulu başkanı olarak görev aldım. İzmir Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanıyım. Dünya Ahiska Türkleri Birliği (DATUB)’nin dünyadaki 70 meclis üyesinden biriyim
Dünyada İlk Adli Bilimler ve Spor Kongresi Başkanlığını Yaptım
Dünyada ilk kez düzenlenen, Adli Bilimler ve Spor Kongresi ile yine ilk kez düzenlenen Türkçe Konuşan Adli Bilimciler Kongreleri düzenleme kurulu başkanlığı yaptım. KKTC’de “Polis Teşkilatına Adli Tıp ve Adli Bilimler Eğitimi” verdim. Emniyet Genel Müdürlüğü SASEM ve Kriminal Polis Laboratuvarlarına eğitime gelen Filistin, Afganistan, Makedonya, Sudan, Azerbaycan, Kırgızistan polislerine Adli Tıp ve Adli Bilimler Eğitimi verdim.
Mobbing Konusunda İlkler
2011’de TBMM Mobbing Komisyonunca çıkarılan Mobbing raporuna destek verdim. Türkiye’de ilk kez biri Ege Üniversitesi diğeri de TOBB ETÜ Üniversitesi ile Mobbing konusunda sempozyum düzenleme kurulu başkanlığı yaptım. 2012’de Mobbingin önlenmesinde siyasete düşen rol panelini düzenleyerek 5 milletvekilini buluşturdum.
Türkiye’de ilk örnek olarak Tıp Fakültelerinde 1996 yılından beri “Hekimin Yasal Sorumluluğu- Hasta ve Hekim Hakları” konulu dersi vermekteyim. Sağlık Bakanlığı, Tabip Odaları, Askeri Hastaneler, Barolar, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığında eğitimler vermekteyim. Ankara Üniversitesi, Jandarma ve Polis Kriminal Laboratuvarları ve Yerel Üniversitelerle düzenlenen Anadolu Adli Bilimler Kongreleri düzenleme kurulu başkanıyım. EGM TUBİM (Türkiye Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi) Bilim kurulu üyesiyim.
“Türkiye’de ilk Adli Sanat Laboratuvarlarını Kurdum”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anabilim Dalımızda Türkiye de ilk olarak Adli Hemşirelik, Adli Antropoloji, Adli Entomoloji, Adli Diş Hekimliği, Adli Sanat Laboratuvarlarını kurdum. Türkiye’nin ilk hakemli Adli Bilimler, Adli Psikiyatri, Toksikoloji, Ulaşım ve Trafik Güvenliği Dergilerinin editörlüğünü yaptım. Türkiye de ilk kez Emniyet Genel Müdürlüğü Köpek Eğitim Merkezi ile Ceset Köpeği Eğitimlerinde Adli Tıp kısmının sorumluluğunu aldım.
Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Hastaneler ve Milli DNA Bankaları
Türkiye’de ilk olarak düzenlenen Adli Hemşirelik, Adli Antropoloji, Adli Diş Hekimliği sempozyumlarının düzenleme kurulu başkanlığı yaptım. Türkiye İnsan Hakları Başkanlığı bünyesinde danışma kurulu üyesi olarak İnsan Hakları Kurumu Kanun taslağı hazırladık. Adli Bilimciler Derneği olarak Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Hastaneler ile Milli DNA Bankalarının kurulmasıyla ilgili görüş hazırladık.
“Türkiye Adalet Tıp Akademisi Kurma Hayalim”
İlk kez “Türkiye Adli Tıp Akademisi” ve barolar için “Savunma Adli Tıp Akademisi” isimli geleceğe dönük ve ülkemizde olması gereken kurumlarla ilgili makaleler yazdım. Bilirkişi raporlarının daha güvenilir olması için bağımsız bir akademi kurulmalı. Çok geniş yönetim kurulu içinden seçilecek yürütme kurulunca yönetilen, kimsenin müdahale edemeyeceği adli bilimler alanında ileri teknoloji ile donatılmış bir akademi kurmayı istiyorum. Siyasi bir müdahale ile başkanının değişmeyeceği, kimsenin müdahale edemediği işini düzgün yapacak bir kurum kurmak hayalim var. Kısaltması TATA olan ve logosunu hazırladığımız bir çalışmamız var. Ayrıca Adli Veterinerlik, Adli Palinoloji, Adli otomotiv alanlarının kurulması için çalışmalar yapıyorum.
Unutamadığım Anım
Ege Üniversitesi’nde otopsiler bölümün alt katında yapılırdı. Bir gün otopsi için genç bir trafik polisi getirmişlerdi, dosyasına baktım kamyon çarpmış. Kamyoncularda perişan tabi yorgunluktan uyuya kalıyorlar. Trafik polisinde yeni başlamış göreve, kuklaları yere dizerken uyuyan kamyoncu aracıyla kendisine çarpıyor. Bu olaydan sonra trafik konusunu araştırmaya başladım. Ülkemizde olay yerinde ölenler 4-5 bin deniyor. Ancak hastaneye gittikten sonra ölenleri de eklerseniz 10 binin üzerinde ölüm var. Türkiye Trafik Derneği kurulması çalışmaları vardı, beni de davet ettiler. Sonrasında dernek başkanı oldum, bülten çıkarttık. Adli bilimciler içerisinde İlk hakemli Ulaşım ve Trafik Güvenliği Dergisini çıkartıyoruz.
“Kitaplarımla Öncü Oldum”
Hekimin Yasal Sorumlulukları, Adli Tıp Eğitimi Seminer Kitabı, Hekimin Yasal Sorumlulukları ve Adli Rapor Yazma Teknikleri, Oftalmolojide Adli Konular, Adli Psikiyatri, Hasta Haklarına İlişkin Ulusal ve Uluslararası Yasal ve Etik Düzenlemeler, Hekimin Yasal Sorumluluk ve Hakları (Tıp ve Sağlık Hukuku), Hekim Hataları ve Tabip Odaları Onur Kurulları, Malpraktis “Tıbbi Girişimler Nedeniyle Hekimin Ceza ve Tazminat Sorumluluğu”, Adli Tıp ve Adli Bilimler, Adli Entomoloji, Bilirkişilik ve Çapraz Sorgu ve Tabip Odası ve Onur Kurulları kitaplarım var. 18 farklı kitapta bölümlerim ve 200 den fazla makalem var.
Yolumu Kesmeseler Belki de Bu Kadar Başarılı Olmazdım
İşimi yaparken ilk günkü heyecanımı hala yaşarım. Hedef belirlemem, iş kendi hedefini belirler. Suyolunu buluyor. Bir alanda çalışırken yolumu kestiklerinde başka bir alana geçtim. Otopsi ile sıkıntılar yaşadım, sağlık hukuku alanında çalışmaya başladım. Sonrasında o konuda sorun yaşadım trafik ile ilgili çalıştım yeni çalışmam engellenince yeni bir alan bulup çalışmaya devam ettim. Hiçbir zaman en iyisi olacağım diye düşünmedim. Belki yolumu kesmeselerdi bu kadar başarılı olamayacaktım. Sadece işimi severek yaptım.
Örnek Aldığım Hocam Prof. Dr. Cemal Gezen
Öğrenciyken Prof. Dr. Cemal Gezen hocamızın yanında çalıştık. Bizimle tek tek ilgilenirdi, işin en iyilerinden dünya çapında başarılara imza atmış bir isimdi. Türkiye’de ilk kez akapuntur bölümü açmıştı, destekleyici tıbba ilgim oradan başlar.
“Yeteri Kadar Güven, Yeteri Kadar Şüphe”
Başarı sırrım, çalışmaktır. Öğrenciyken çalışkan biri değildim ancak sonrasında çok çalıştım. Adli tıp alanında yeni alanların oluşturmak benim için çok önemli oldu. İş hayatında önemli kural “yeteri kadar güven yeteri kadar şüphe”.
“Çöpçü Bile Olsan En İyisini Yap”
Hangi alanı seçerseniz seçin. Önemli olan seçtiğiniz alan değil seçtiğiniz işi severek yapmanız. Martin Luther King’in dediği söz hayatımda hep önemli olmuştur; “Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michelangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’in beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup ’Burada işini çok iyi yapan, dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş’ desin.” Bence “sevdiğini bulamıyorsan bulduğunu sev” prensibi ile yaptığın işin en iyisini yapacaksın. Ben başka bir şey olacaktım diyerek gün geçmez, o bitti. Artık yeni bir sayfa olmalı. Gençler bundan sonraki yaşamlarının ilk günlerindeler, artık oraya konsantre olsunlar. Geçmişe saplanıp kalmasınlar. Yaptıkları işi sevsinler.
Eşim İşime Saygılıdır
Eşim Tuba Biyokimya uzmanı, arkadaş arasında tanıştık. Eşim işimi yaparken destek olur. Kızım Ezgi psikoloji bölümünde okuyor. Evde de sürekli çalıştığım için çay bile yapamam. Sürekli çalışırım. Kötü anılarımı silerim, çok sık gülerim. Çalışmak için her şeyden fedakarlık ettim. Spor bile yapamıyorum.
Şiir Okumak Benim Hobim
Ölüm, Yılan ve Göz Hakkında Felsefi Araştırma ve Yazılarım Var. Değişik ortamlarda Orhan Veli, Murathan Mungan’ın Bir Garip Opera ve Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanı Şiirlerini sundum. Çanakkale Destanı Efsaneler ve Mitolojik Bağlantıları konulu bir sunum hazırlıyorum. Bahçe benim en büyük hobilerimden ama bahçe kalmadı. Apartmanın bahçesine dokunamıyoruz artık. Elimden de ağaç yetişir. Köpek, tavşan, tavuk yetiştirdim. Hatta önceden anabilim dalımızın bahçesinde güvercinler, tavşanlar, ördekler yetiştirirdim. Buraya çocuklar gelir izlerlerdi. Çiftlik evimin olmasını çok istiyorum, hayvanların serbestçe dolaştığı bir yer düşünüyorum. Gezmeyi çok severim, Türkiye’de gezmediğim sadece Şırnak kaldı. Kongreye giderken yolda en az birkaç yere uğrarım. Gezdiğim yerlerin fotoğraflarını çekerim, fotoğraf hobim var.
Eşkıya filmi beni çok etkiledi ve filmlerde ağlamam bu filmde ağlamıştım. Umberto Eco’nun Foucault Sarkacı kitabını tavsiye ederim. Orson Welles’in “I Know what it is to be young” parçasını çok severim.”
Reklamlar

3 Yorum

TIBBIN DUAYENLERİ SARUHAN ÇEKİRGE

Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Girişimsel Nöroradyoloji bölümü kendi alanında dünyanın en tepesindeki birkaç merkezden biri olarak kabul ediliyor. Bu alanda birçok ilke imza atan Prof. Dr. Saruhan Çekirge, bu merkezin hikâyesini Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı.

2000 yılında TÜBİTAK Bilim Adamı Teşvik Ödülü’nü ve 2001’de Hacettepe Üniversitesi Bilim Teşvik Ödülü’nü alan Prof. Dr. Saruhan Çekirge, “Ünitemizde beyin damar hastalıklarının noninvazif tedavisinde geliştirilen tedavi teknikleri, bu merkezi dünyanın en iyisi olarak kabul ederek, özellikle son 10 yılda dünyanın pek çok ülkesindeki önemli tıp merkezlerinden Ankara’ya gelen, uzman doktorlara eğitim veren bir yapıya dönüştürdü” dedi.
Kendi tıp alanında yarattığı gelişmeler devrimsel olarak nitelendirilen Prof Dr Saruhan Çekirge, Prof Dr Işıl Saatci, Doç Dr Kıvılcım Yavuz ve Doç Dr Serdar Geyik’ten kurulu bu ekip tarafından geliştirilen tedavi metotları, tüm dünyadaki hekimler tarafında da yaygın kabul görmüş durumdadır. En yeni tedavilerle, en zorlu hastaları sağlığına kavuşturmalarıyla dünya tıbbında ünlü olan ve ülkemizden birçok hastanın şifa bulmak amacı ile gittiği, Harvard Hastaneleri, Mayo Clinic, Cleveland Clinic, Barrows Nöroloji Enstitüsü ve Oxford Üniversitesi hastaneleri gibi tıp merkezlerinden gelen uzmanların beyin damar hastalıklarının damar içi tedavisinde, Ankara’ya gelerek kendi ekibinden eğitim aldığını açıklayan Prof Dr. Saruhan Çekirge, “Dönem dönem çok acil yardım edilmesi gereken hastalarda girişimsel nöroradyoloji ekibimiz, bu önemli tıp merkezlerine davetli olarak giderek hastaların ameliyatlarını orda yapmaktadırlar. Şu ana kadar ABD de 30’un üzerinde önemli tıp merkezinde, İngiltere, Almanya, İtalya vb tüm büyük Avrupa ülkelerinde, Latin Amerika ülkeleri, Japonya, Çin, Avustralya, Güney Afrika gibi tüm dünya ülkelerinin tıp merkezlerinde 200 üzerinde hastanın tedavisi ekibimiz tarafından yerinde yapılmıştır. Ayrıca bu ekip beyin damar hastalıklarının tedavisinde geliştirdikleri ileri endovasküler tedavi tekniklerini, özellikle son 5 yıldır Ankara’da, ABD’nin Houston şehrinde Baylor Tıp Fakültesinde ve Paris’te düzenlenen, canlı endovasküler cerrahi eğitimi uluslararası toplantılarına, anjiyografi odalarından uydu aracılığı ile bağlanarak, canlı operasyon yayınları ile, bu toplantıya bu vakaları seyretmeye gelen binin üzerinde Amerikalı ve uluslararası nöroendovasküler tedavi uzmanı hekime öğretmişlerdir.Bu da kesinlikle uluslar arası arenada bayrağımızı dalgalandıran, Türk tıbbında gerçekleştirilmiş tartışılmaz bir ilktir” şeklinde konuştu.
İşini sevdiği için yeni teknikler üreterek dünya çapında ilklere imza atan, hayata gülümseyerek ve çevresini gülümseterek enerji yayan Prof. Dr. Saruhan Çekirge projesini ve hedeflerini Sağlık Dergisi’ne anlattı. Prof. Dr. Çekirge: “1964 Ankara’da doğdum. Annem Sevinç Hanım ev hanımı, babam Ural Bey doktor ve radyoloji uzmanı, kardeşim İngilizce öğretmeni. Babamın askeri doktor olması nedeniyle farklı illerde yaşadık.
Tıpta Uzmanlık Sınavını İyi Bir Derece İle Kazandım
Ankara’da İlkokul eğitimime başladım, Merzifon’da ilkokulu tamamlayıp, ortaokulu da okudum. Hiçbir zaman aşırı çalışan bir öğrenci olmadım. Tıp fakültesinde hiçbir zaman dereceye girmedim. İyi bir öğrenciydim. Tıpta Uzmanlık Sınavını iyi bir derece ile kazandım. Radyoloji o zamanlar çok popülerdi. Hacettepe den mezun olduğum sınıftan çok sevdiğim 6 arkadaşımla birlikte 7 kişi olarak yapılan ilk TUS sınavlarından biri ile Hacettepe Radyoloji Bölümüne girdim. Hatırladığım kadarı ile bu 7 kişinin de TUS’ta ilk 10 içerisinde olduğu çok parlak bir gruptu.
Üniversitede asistanlığımın ilk yıllarında girişimsel radyolojiye yöneldim ve hocamız Prof. Dr. Aytekin Besim’in teşviki ile ECFMG sınavlarını kazanıp Amerika’da Pittsburgh Üniversitesi Western Pennsylvania Hastanesi’nde vasküler/girişimsel radyoloji üst ihtisası eğitimi aldım. 1992 yılında döndüm ve burada aynı zamanda eşim olan Prof Dr Işıl Saatçi ile birlikte girişimsel nöroradyolojiyi kurduk.
İlk Önemli Anahtar, Çok Çalışmak
Tıp fakültesinde ne kadar zeki olursan ol, çalışmadan hiçbir şey yapamazsın. Mühendislik fakültesinde zeki biri zorlanmadan bitirir. Ancak tıp fakültesini bitiremezsiniz. İlk önemli anahtar, hedefi iyi belirleyip ona doğru çok çalışmaktır. İşi sevmek gerekiyor, tıp fakültesine girerken radyolojiyi seçtiğimde girişimsel radyolog olacağımı en başından belirledim. Bunun sebebi de endovasküler teknolojinin korkunç bir hızla ilerlemesiydi. Bu da özellikle beyin damar hastalıklarının tedavisinde eskiden çok büyük açık cerrahi operasyonlarla tedavi edilen hastalıkların minimal invazif tekniklerle çok daha efektif olarak tedavi edilmesini sağladı.

“Türk Tıbbında Kendi Alanında Dünya Lideri Olduğu Tek Bölüm Girişimsel Nöroradyoloji”
ABD’de genel girişimsel radyoloji ihtisası yaptığım dönemde, bu işin alt gruplarından biri olan girişimsel nöroradyolojinin yurt dışında ihtisası bile yoktu. Girişimsel nöroradyoloji alanı tüm dünyada 1992 yılında aktif olarak kurulmaya başlandı. Doğru bir seçim yaptık ve tam o yıllarda Girişimsel Nöroradyolojin kurulmasında Işıl Hanım ile çok gayret gösterdik. Amacımıza ulaştığımız için çok mutluyuz şu anda mezun olduğumuz tıp fakültesinin bir bölümü olan Girişimsel Nöroradyoloji ünitesi birçok ilke ve yeni geliştirilen tekniğe imza atarak kendi alanında dünyanın en tepesindeki 3-4 merkez içerisinde yer almaktadır. Hatta birçok uluslararası meslektaşımıza göre en tepesinde. Türkiye’de tıp alanında başka hiç kimse bunu söyleyemez. Cerrahpaşa’da çok yakın arkadaşlarımız olan Prof Dr Civan Işlak, Prof Dr Naci Koçer ve Doç Dr Osman Kızılkılıç ile dünyadaki bu en tepedeki birkaç merkezin içerisinde yer alıyor.
Tıp Öğrencileri Uzmanlık Seçiminde Minimal İnvazif Teknolojik Tedavi Yönünde Seçim Yapsın
Tıp öğrencileri uzmanlık seçiminde, alan seçerken mümkün olduğu kadar seçtikleri alanın minimal invaziv yönde teknolojini ile hızla gelişen bir alan olmasını öneriyorum. İnsanlar 21. yüzyılda tedavi ne olursa olsun daha az kesilerek tedavi olmak istiyorlar. Dolayısı ile onlara hangi alanı seçerlerse seçsinler o alanda minimal invazif teknolojik tedavi yönünde gitmelerini öneririm.
Hayalimdeki Sosyal Proje
Çok uçuk bir proje olsa da var. Kendi alanımız tıpta çok yeni bir alan olduğundan dünyadaki bir çok daha az gelişmiş ülkede bulunmuyor. Beyninde kompleks anevrizması veya arteriyovenöz malformasyonu olan birçok çocuk ve erişkin hasta dünyanın birçok ülkesinde tedavi edilemiyor. Uzak doğuda ve Afrika ülkelerinde bu çocuklar çok çaresizler. Bununla ilgili bir UNICEF/Avrupa Topluluğu projesi ile büyük bir kampanya ile yardım fonu oluşturup uçan ve içinde anjiografi ünitesi olan bir tedavi ünitesi oluşturup, dünyanın her yerine uçup o hastalara ulaşıp tedavi eden bir sistem benim uçukta olsa hayalim..
Meslekte İyi ve Kötü Anıları
Bizim işimizde hep yüksek riskli hastalarla uğraşıyoruz. Bu nedenle kötü anılarımız hep kaybettiğimiz hastaların anılarıdır. Ölen hastalarım, aileleri ve onların durumu. İyi anılarımızda hayata döndürdüklerimizdir. 1999 yılında bir kız çocuğu getirdiler, yıllardır takip ediliyor ve kocaman bir anevrizması var. Hiç kimsenin hiçbir şey yapabileceği bir hasta değildi. Yeni geliştirdiğimiz daha sonra çok popüler olan tedavi tekniği ile o zaman 12-13 yaşlarında bir kız çocuğu olan hastayı tedavi ettik. Sonuç çok başarılı oldu. O küçük kız büyüdü , okudu, evlendi ve çocukları oldu. Her bayramda beni arar, o kızı hiç unutmam.
Girişimsel Nöroradyoloji Alanında Kitap
Farklı kitaplarda bölümlerim var. Kitap yazmayı düşünüyoruz ancak bizim alanımızda kitap yazmanın şöyle bir dezavantajı var. O kadar hızlı ilerliyor ki, girişimsel nöroradyoloji iki sene önce yaptığımız şey değişiyor ve farklı bir yola gidiyor. Bu alanın biraz daha olgunlaşmasını bekleyeceğiz.
İşimizi Severek Yaptığımızdan Bol Bol Gülüyoruz
Ekibimiz çok eğlenceli, işimizi severek yaptığımızdan bol bol gülüyoruz. Serdar ve Kıvılcım da ben ve Işıl’dan sonra Hacettepe Girişimsel Nöroradyoloji’nin bayrağını daha da yükseklere taşıyacak çok güvendiğimiz arkadaşlarımız..
Radyoloji teknisyeninden hemşiresine gurur duyulacak bir ekiple çalışıyorum. Ekibimizin öyle efektif bir çalışma hızı ve akışı var ki, örneğin bu sistemi incelemek için Japonya’dan gelip videoya kaydederek aynı sistemi kendi merkezlerinde kurmak isteyenler var. Özellikle Anestezi ekibimiz bu sistemin en önemli parçalarından biri. Çok teşekkür borçlu olduğumuz Prof Dr Ülkü Aypar’ın desteği ile her zaman bizimle çalışan bir ekibimiz var. Onlar bizi ameliyathanenin bir parçası olarak görüyorlar. Girişimsel Nöroradyoloji anestezisinde dünya çapında söz sahibiler ve dünyanın her yerinden anestezi uzmanları bu işi öğrenmek için onları seyretmeye Ankara’ya geliyorlar.
Hayatımda İz Bırakanlar
Birçok hocam, çalışma prensipleri hayatımda etkili oldu. Bunlardan; Prof Dr Akgün ve Gönül Hiçsönmez, Prof Dr Aytekin Besim, rahmetli hocam Prof Dr Yılmaz Sanaç ve Prof Dr Mehmet Haberal benim çok etkilendiğim isimlerdir. Sevgili Rahmetli babam Dr. Ural Çekirge benim meslek hayatımda çok önemli rol oynadı. Kişilik gelişimimde rol model olan Dayım Erdinç Boz ve rahmetli amcam Savaş Çekirge çok önemlidir benim için.. İşlerinde çok başarılılar, ikisi de mühendis ve ilk yeğenleriyim.
Başarılı Olmanın Sırları
Bence hedefini iyi ve doğru belirleyeceksin, birazda şanslı olacaksın. Doğru yerde doğru zamanda olacaksın. TUS’la radyoloji bölümüne girdik. Bölüm başkanımız değerli hocamız Aytekin Besim değil de başkası olsaydı hiç birimiz hiçbir şey olamazdık. Bazı insanlar senin yolunu keser bazıları yolunu açar. Başarıda sadece şahsi gayretin rolü sınırlıdır. Ama bununda eksik olmaması gerekir.
İş hayatında çalışkan ve ciddi olmak, her konuda sadık olmak, ulaşılabilir olmak çok önemlidir. Ulaşılamaz bir adam olduğunuzda işiniz zorlaşır. İyi hedef, hedefe ulaşmak için çok çalışmak ve ulaşılabilir olmak önemli bence.

Hacettepe de Girişimsel Nöroradyoloji Ünitesinde Eşim Prof. Dr. Işıl Saatci ile Birlikte Çalışmak

Eşimle birlikte nörogirişimsel radyolog olan dünyadaki ilk çiftiz. Dezavantajları ve avantajları var. Hayatı planlamak çok zor oluyor. Elimizden geleni yapsak da çocuklarımıza yeterince zaman ayıramıyoruz. Mümkün olduğu kadar işi eve getirmemeye çalışıyoruz ama bu mümkün olmuyor. Aynı işi yapmamızın tek avantajı çalışma şartları açısından birbirimizi daha iyi anlamamız ve birbirimize destek olabilmemizdir.
Girişimsel Nöroradyoloji dünya da erkek egemenliğinde olan bir daldır. Işıl, bu durumu kıran bu alanda dünya liderlerinden biri olan ilk kadındır.
Aynı İşte Çalışmamızın Zorlukları Olsa da İşimizi Geliştirmemizi Sağlıyor
Aynı departmanda çalıştığımız için eşimle sık sık tartışmalarımız olur. Güçlü ve çok akıllı bir kadındır. Kendine güveni olan erkekler, güçlü kadından korkmaz. Aynı yerde çalışmamızın dezavantajları olsa da Işıl Hanım beni anlıyor. Bunun çok büyük avantajları da oldu. Karı koca olduğumuz için burayı kurarken ego yarışması yaşamadık. Hırslarımız törpülendi ve bunun çok büyük faydası oldu. Fikrime göre her işte kadınlar farklı bakış açısı kazandırır, sabırlı olmayı kadınlardan öğrenmek gerekir. Bizim merkezimizde, alanımızda özellikle tedavisi çok sabır ve titizlik gerektiren serebral arteriyovenöz malformasyonlarda Işıl’ın geliştirdiği tedavi metodları bunun en güzel örneğini yansıtır.

Kadınlar, Erkek Hegomanyasına Girmemeli

Büyük kızım Deniz 15 yaşında, küçük kızım Defne 11 yaşında, Ankara kolejinde okuyorlar. Başarılı öğrenciler, Deniz voleybol oynuyor, İngilizce ve Fransızca konuşuyor. İkisi de piyano çalıyor. Kadınlar, erkek hegomanyasına girmemeli. Kızlarımı da öyle yetiştiriyorum.
En Büyük Pişmanlığım
En büyük pişmanlıklarım hep kurtaramadığım hastalarımla ilgili oldu. Kendi hayatımla ilgili olan en önemli pişmanlığım da babamla ilgilidir. 52 yaşında kalp krizi geçiren babam, 54 yaşında felç geçirdi. Felç geçirmesi beni çok etkilemiştir, bu olay girişimsel nöroradyolojiye kaymamda çok büyük bir faktör oldu. Beyin damarı tıkanarak felç geçirdi, şimdi o beyin damarını zamanında açarak hastayı kurtarabiliyoruz. Babamın koroner by-pass ameliyatı olması gerekti. Ameliyatı kaldırıp kaldıramayacağından emin olamadım. Keşke yaptırmasaydım ameliyatı, kaldıramadı mide kanamasından kaybedildi. Ameliyatın komplikasyonuna bağlı değildi ama genel olarak bu bir hataydı diye düşünüyorum. Babam kararı bana bırakmıştı.
“İşim Dışında Başka Hobim Yok Bununla Da Gurur Duyuyorum!”
İşim dışında başka hobim yok, bununla da gurur duyuyorum!..Şaka bir yana hobim olmasına vaktim yok..Elimden geldiği kadar kitap okumaya çalışıyorum. Pek mümkün olmuyor ve çok kitap okuyan eşim ve büyük kızım Deniz bu konuda benimle bol bol dalga geçerler. Sinemayı çok severim. Hem vizyondayken kaçırdığım filmleri evde, yakaladıklarımı da sinemada mümkün olduğu kadar seyretmeye çalışırım. En Etkilendiğim film Al Pacino’nun “Kadın Kokusu” filmidir. En büyük isteklerimden biri de Al Pacino ve Robert De Niro’yu sahnede tiyatroda izlemek. Latin müziğini çok severim. Işıl, çok güzel dans eder ve dans etmeyi çok sever. Onla beraber olduktan sonra bende biraz dans etmeyi öğrendim ve sevdim. Dans kurslarına gitmek için vakit yaratmaya çalışıyoruz.Benim yüzümden pek olmuyor ve bu konuda bol bol azar işitiyorum..
En Büyük Hayalim
Bu işimle, kendimle veya ailemle ilgili değil. En büyük hayalim memleketimin tüm insanlarının savaş olmadan huzurla özgür ve mutlu yaşadığı bir refah toplumu haline gelmesidir.

6 Yorum

TIBBIN DUAYENLERİ ÜLKÜ AYPAR

Türkiye’de Nöroanestezi alanında öncülük yapan, 158 bilimsel makalesi bulunan, Hacettepe Tıp’ta 30 senedir açılamayan yoğun bakım ünitesinin açılmasını sağlayan ve “ameliyathanenin kraliçesi” şeklinde anılan Hacettepe Üniversitesi Anestezi ve Reaminasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ülkü Aypar, mesleğinin 42. yılına kadar yaptığı çalışmaları, eşi Abidin Beye duyduğu aşkı, açık yüreklilikle Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı.
Meslek hayatında 42. yılı tamamlayarak alanında yapılmayanları yapmayı her daim hedefleyen Prof. Dr. Ülkü Aypar, 30 senedir açılamayan yoğun bakım ünitesini açılmasını sağlayarak hastanede “ameliyathanenin kraliçesi” diye anılıyor. Ağrı bilim dalında dünyada yapılan tüm uygulamaların Türkiye’de de gerçekleşebilmesi için çalışma arkadaşlarını destekleyen Prof. Dr. Aypar, alanında yazdığı kitapları, eşinin 1,5 yıl süren hastalığında her daim tedavi için umut besleyişini, “Türkiye’de Güçlü Türk Kadınları” projesini ve hedeflerini Sağlık Dergisi’ne anlattı.
Prof. Dr. Aypar: “ 14 Şubat 1946 yılında Konya’da henüz 21 yaşında gencecik bir astsubay olan Kamil Özdoğan ve ev hanımı Melahat’ın ilk çocukları olarak dünyaya geldim. Kız kardeşim Sevgi benden iki sene sonra doğdu. 4 yaşında babamın görevi nedeniyle İzmir’e taşındık ve 2 yıl orada kaldıktan sonra Erzurum’a tayinimiz çıktı. Erzurum’da erkek kardeşim Savaş dünyaya geldi. Okula Erzurum Abdurrahman Gazi İlkokulu’nda başladım. Birinci sınıftayken Kemalettin Kamu’nun “Bingöl Çobanları” şiiri ile elli üç öğrenci arasında şiir okuma yarışması birinci oldum. İlkokul 2. ve 3. sınıfı Sarıkamış’ta, 4. ve 5. sınıfları da Polatlı’da okudum.
Ailemin Verdiği Sınırsız Sevgi ve Özgüven, İçimdeki Başarma Azmini Ve Hırsını Artırdı
Ortaokula Kırıkkale’de başladım. Orta 1 ve 2. sınıflarda sonradan GATA’da general olan Prof. Dr. Derviş Şen ile aynı sıralarda oturduk. İftihar listelerinin değişmez isimleriydik. Bütün okulun önüne çıkarılarak alkışlanmak ve kapıya asılı listede adımın olması bende büyük bir motivasyon yaratmıştır. Ortaokul son sınıfta, 1960 İhtilali’ndan sonra Ankara’ya tayin olduğumuzda Yenimahalle Kız Lisesi’ne başladım. 1964 yılında Edebiyat Kolundan birincilikle mezun oldum. Ailemin verdiği sınırsız sevgi ve özgüvenin yanında içimdeki başarma azmi ve hırsı çok büyüktü. Maddi imkânlarımız üç çocuğun kolejde okumasına yeterli değildi. Biz üç kardeş de normal lisede okuduk ve üçümüz de çok iyi yerlere geldik. Hiçbir zaman kendimize ait bir odamız olmadı, hatta fakülteye giderken bile.
İmkansızlıklara Rağmen Bilgi Yarışmasında Birinci Oldum
Herkes uyuduktan sonra saatlerce çay içip uyumamaya çalışarak lise ve fakülte yıllarını geçirdim. Lisede 16 soru bilgi yarışmasına annemin bana büyük olan ayakkabısının burnuna pamuk koyarak gidip birinci oldum. Yenimahalle’deki iki oda bir salon evimizde her akşam eksik olmayan misafirler gittikten sonra gece sessizlikte ders çalışmam ve her gün üç çeşit yemek eşliğinde akşamları büyük bir sevgi dolu ortamında ailece bir araya gelip her şeyi açıklıkla konuşup paylaştığımız günler unutamam.
Evde Adım “Kahraman”dı
Babam son derece dürüst, çok çalışkan, ailesine çok düşkün, otoriter ama gerçekte çok yufka yürekli; annem becerikli, neşeli, yardımsever, çok zeki ve sosyal bir kadındı. Lise yıllarımda evde kardeşlerimin haklarını çok koruduğum, tutucu olan babamı yeniliklere açmak için mücadele ettiğimden evde adım “Kahraman” idi.
Birinci Sınıfı Tekrarlayınca Fabrika Revirinde Sözleşmeli İşçi Olarak Çalıştım
6 yaşındayken bir trafik kazasında kafa travmasıyla bir kamyon şoförünün ölümünü gördüm. Orada çaresizlikle koşturan insanları unutamamıştım. Doktor olmayı, insanlara yardım etmeyi çok istiyordum. 1964 yılında Ankara Tıp Fakültesi’ne girdim. 2. sınıfta anatomi dersinden dolayı 1 sene beklemek zorunda kalmak hayatımda dönüm noktası oldu. O yıla kadar hep başarılı olduğum için büyük bir şok yaşadım. Toparlanmam uzun sürmedi, bir seneyi iyi değerlendirmek adına Ankara Şeker Fabrikası’nın revirine sözleşmeli işçi olarak girdim. İlk hasta muayenemi, acil müdahaleleri, yara pansumanlarını ve küçük cerrahi girişimlerde asiste etmeyi burada çalışan üç saygıdeğer, daima hürmetle anacağım hekimlerden öğrendim.
Ceyhun Atıf Kansu’dan Çok şey Öğrendim
Büyük bir vatansever, saygın, adil, hümanist ve özellikle Atatürkçü bir hekim olan Ceyhun Atıf Kansu ile bir yıl çalışma fırsatı buldum. Bir hekimin her şeyden önce insani değerlerle dolu olması gerektiğini; empati yapmanın, adil olmanın ve vicdanlı olmanın çok önemli olduğunu bu büyük insandan öğrendim. Saygıyla anıyorum. Orada kazandığım günde 15 Lira yevmiye ile evimize ilk alüminyum tencereyi, kardeşlerime de küçük hediyeleri alıyor, onları hafta sonları sinemaya ve pastaneye götürebiliyordum.
Anesteziyi Bir Sanat Olarak İcra Eden Rol Modellerim Oldu
Ankara Tıp Fakültesi’ni burs alarak 1971 senesinde bitirdim. Aynı yıl Hacettepe’de asistan olan Dr. Aysel Altan’ın önerileri ve teşviki ile Hacettepe Anestezi’de asistan oldum. Anestezi hiç düşünmediğim bir bilim dalı idi. Fakat mecburi hizmeti sonradan yapmak üzere burslu olanları kabul ediyordu. O yıllarda; çok zarif, bilgili, entelektüel, anesteziyi bir sanat olarak icra eden Prof. Dr. Özdemir Demir anabilim dalı başkanıydı. O ve Prof. Dr. Mualla Karamehmetoğlu yardımseverliği ve içtenliği ile bana rol model oldular. Sonraki yıllarda Prof. Dr. Sadi Sun’dan çok etkilendim. Anestezi duayenlerinin en başında gelen Prof. Sadi Sun, bilge, açık sözlü ve çok çalışkan bir hekim olmasının yanında, mesleğimiz için onur savaşı vermiş bir hocamızdı. ,
Eşim Gerçek Bir Beyefendiydi
Eşim Prof. Dr. Abidin Aypar’ı aile tavsiyesi ile 1973 yılında tanıdım ve aynı yıl evlendik. İngiltere’de fizik doktorası yapmış, gerçek bir beyefendi, sabırlı, hoşgörülü, anlayış dolu, çok saygın bir adamdı.
Beni Üzen Olaylar Motive de Eder
1974 yılı sonunda anestezi uzmanı oldum. Öğretim görevlisi teklifi aldığım için bursumun Bakanlıktan Hacettepe’ye nakledilmesi adına Bakanlıkta bizzat Prof. Dr. Demir ve Prof. Dr. Karamehmetoğlu tarafından yapılan çalışmalar olumlu olmayınca burs parasının iki katını (41 bin Lira) ödemek zorunda kaldım. Babamın emekli ikramiyesi ve hocalarımın yardımı ile ödediğim bu para beni en çok üzen olaylardan biridir. Bu olay beni üzerken motive de etti. Büyük bir azimle çalışmaya devam ettim. 1979 yılında doçent olmadan İngiltere’de New Castle Upon Time Hastanesi’ne nöroanestezi ile ilgili tecrübe kazanmak için gittim. Aynı sene rahmetli eşim Abidin ile doçent olduk. 1981 yılında YÖK yasası ile doçent iken “yardımcı doçent” kadrosuna atandım. 1987’de profesör oldum. 1997 yılında, hocam Prof. Dr. Kemal Erdem’in emekli olması ile anabilim dalı başkanlığı görevini devir aldım. 2008-2009 yıllarında daha önce yönetim kurullarında görev aldığım Türk Anestezioloji ve Reanimasyon Derneği’nin başkanlığını yaptım. Halen 2.başkan olarak yönetim kurulunda görevliyim.
Mesleğimde 42. Yıl
Bu yıl anestezide araştırma görevliliğine başlamamın 42. yılı ve ben Hacettepe gibi araştırmaya çok önem veren, yenilikçi bir üniversitede akademisyen olmanın haklı onurunu yaşıyorum. Asistan olduğum ilk günden itibaren verilen her görevi hiç üşenmeden büyük bir şevk ve hevesle yaptım. Seminer ve makale saatlerinin hep gönüllü anlatıcısı oldum. İngilizcemi dersler alarak ve British Council’in kurslarına giderek geliştirdim. İhtiyacımız olan yayınları 15-20 günü bekleyerek sağladığımız o yıllarda bilim dalının pek çok araştırmasına öncülük ettim. Saatlerce daktilo ile yazılan makalelerimiz düzeltilirken her hocadan bir şeyler öğrenmeye özen gösterdim.
36 Saatlik Otobüs Seyahatleri ile Yurt Dışındaki Kongrelere Katılırdım
Çalışmalarımızı saatlerce süren yolculuklarla kongrelere götürüp polisevleri, öğretmenevleri ve karayollarının misafirhanelerinde kalarak sundum. İlk yurtdışı sunumumu 1986 yılında, 36 saat aralıksız otobüs seyahatleri ile Viyana’daki Avrupa Anestezi Kongresi’nde sundum. Bu ilk yurtdışı sunumu beni çok motive etti; arkadan İngiltere, Mısır, Ürdün’de tebliğler sunup oturum başkanlıkları yaptım. Gittiğim her kongrede, katıldığım her bilimsel toplantıda kendimi geliştirmek için inanılmaz bir azimle bütün konuları takip ediyordum. Döndükten sonra yenilikleri akademisyen arkadaşlarımla paylaşıp, bizim de pek çok şey yaptığımızı ifade ediyordum. Tunus’taki bir kongreye sponsor bulamadığım için katılamadım ve oturum başkanlığı ile konuşmamı yapamadım. Bu beni çok üzmüştü.
Başarıda İşbirliği ve Paylaşım Çok Önemli
Her yıl yapılan geleneksel kongremiz olan TARK’a 1974’ten beri iki sene hariç düzenli katıldım ve panellerde, simpozyum ve tartışmalarda görev aldım. Bunları büyük bir zevk ve her seferinde yeni bir heyecanla yaptım. Çoğu zaman iki takım slayt ve makine ile gittiğimi hatırlıyorum. Yurtdışı kongrelerde Hacettepe ve Anestezi Camiasını Atatürkçü bir Türk kadını ve hekimi olarak temsil ettim. 2000 yılında Kanada’da Dünya Kongresi’nde ve 2004’te Paris’te Avrupa Anestezi Kongresi’nde oturum başkanlığını gururla yaptım. Bütün akademik çalışmalarımızda ekip çalışması, işbirliği ve paylaşımın çok önemli olduğunu vurguladım.
158 Makale, 408 Citation ,250 Civarında Yurtiçi ve Dışı Bildiri ve 3 Kitap
Azmim, emeğim, hevesim, yeni bir şeyler öğretme ve öğrenme merakım hiç azalmadan hep devam ediyor; ulusal ve uluslararası dergilerde yayınlanmış 158 makale (SCI’ya giren 91 makale), 408 citation ve 250 civarında yurtiçi ve dışı bildiri ile anestezi bilim dalına katkıda bulunduğumu düşünüyorum. 41 yıllık anestezi hayatım boyunca bir “Diş hekimliği ve Anestezi”, “Yoğun bakım sırları” ve tercüme ettiğim bir “Nöroanestezi” olmak üzere 3 kitabım var.
30 Senedir Açılamayan Yoğun Bakım Ünitesini Açtık
“Alanımızla ilgili çok büyük çalışmalar yaptım” gibi bir ifadeyi iddialı buluyorum. Anabilim dalı ile ilgili yaptığım çalışmalar arasında; 30 senedir açılamayan yoğun bakım ünitesini açtık. Ağrı bilim dalımızda dünyada yapılan tüm uygulamaların yapılabilmesi, ana bilim dalımızdan 1997’den itibaren 7 profesör ve 11 doçentin yetişmesi, araştırma görevlilerine tanınan araştırma destekleri ile huzur dolu özgür, demokratik ve hiyerarşik bir ortamda paylaşımcı, şeffaf, atılımcı bir ekip çalışması yaratmak olduğunu söyleyebilirim. Bu anlamda ana bilim dalımın tüm öğretim üyeleri ve asistanlarına teşekkürü bir borç bilirim. Eşimin 1,5 yıl süren hastalığında bir aile gibi her şeyi paylaştık. Ben onların desteği ve hizmetiyle bu uzun süreci göğüsleyebildim.
İçimde Devamlı Kıpırdayan Bir Başarma Dürtüsü Var
Yöneticilerden kendi öykülerini anlatmaları istendiğinde akademik başarılarımızdan, kendi özgeçmişlerimizden veya edindiğimiz tecrübelerden bahsederiz. İş yaşamım eğer başarılı bulunuyorsa; çok çalışmak, kendini doğru değerlendirmek, güçlü ve zayıf yanlarını bilmek, devamlı özeleştiri yapmak, deneyimlerden ders almak, yeniliklere açık olmak, kendi çıkarlarından çok kurumun geleceği için uğraşmak, gerçekçi olamayan hedefler koymamak, hoşgörülü ve sabırlı olmak başta gelen öğelerdir diyebilirim. İçimde devamlı kıpırdayan bir başarma dürtüsü 6-7 yaşlarımdayken bile vardı.
Başarılı Olmada Empatinin, Hele ki Bir Hekimseniz Önemi Yadsınamaz
Duygusal olduğum ve bunun bir dezavantaj olduğu hep söylenmiştir. Oysa inanılırlık ve güvenilirliğin IQ’dan çok EQ ile bağlantılı olduğu bilinmektedir. Başarma dürtüsü ve azim ile çalışırken kendi enerjimin farkında olmam, açık olmam, çıkar çatışmalarına girmeden başkalarıyla iyi geçinebilmem; içtenlik, esneklik ve güvenilir ilişkiler yarattı. Başkalarının hislerini tanımada, vicdanlı olmada, ön yargıyı kaldırarak adil olmamda ve sosyal becerilerimde başarılı olmamda; kendimi iyi tanımamın, sınırlarımı bilmemin ve inançlarımın çok güçlü oluşunun katkısının büyük olduğunu düşünüyorum. Başarılı olmada empatinin, hele ki bir hekimseniz; sosyal bir radar olarak başkalarının ne hissettiğini onlar söylemeden söylemek, onları sezmek ve buna karşılık vermekte rolü büyüktür. Kişinin kendine saygısı ve özgüveni varsa, güçlüklerden yılmıyor, her seferinde kendinde yeniden deneme azmini buluyor, şevki kırılmıyorsa ve kendini geliştirmeye açık ise başarısız olması bence mümkün değil. İşimde zevk almaksızın sırf hayatımı kazanmak için çalışmadım.
Gücün ve Güvenin İnsanın İçinde Olduğunu Düşünüyorum
Her gün aynı heves ve istekle, hasta olduğum zamanlarda bile azim duyarak işime gitmeye çalıştım. Sorumluluk duygum babamdan geçmiş, çok büyük… Bazen kendimi bir öğrenci, bir asistan gibi heyecanlı hissediyorum. Gücün ve güvenin insanın içinde olduğunu düşünüyorum. Yapabileceğine, başarabileceğine inanmak, gelecek için ümitli olmak, bir kapı kapandığında başka bir kapının açılacağına inanmak gerekiyor.
“Her Bilgi İçinde Eylem Yoksa Boşuna, Her Eylem İçinde Sevgi Yoksa Boşuna”
Ünlü filozof Halil Cibran’ın çok sevdiğim bir deyişi var: “Her bilgi içinde eylem yoksa boşuna, her eylem içinde sevgi yoksa boşuna”… Sevgisiz bir hayat düşünemiyorum. Başarılı olmada sevgi dolu olmanın, insanları yargılamadan, kategorize etmeden, hoşgörü ile yaklaşarak sevmenin çok önemli olduğunu gördüm.
Her Zaman Eşim Abidin’den Hoşgörü ve Anlayış Gördüm, Beni Her Daim Destekledi
Başarılı olmak için aileme hep daha az süre ayırdığımı ama şanslı olduğumu zira annemin ve babamın özellikle akademisyenliğin ilk on yılında eşim ve çocuklarıma benim tam veremediğim desteği ve zamanı verdiklerini düşünüyorum. Fedakârlık ettiğim şeyler; daha çok para kazanmak, aileme daha çok zaman ayırmak, uykularım, zaman zaman da yaz tatilleridir. Her zaman eşim Abidin’den hoşgörü ve anlayış görerek, olağanüstü sabırla saatlerce benim hastaneden çıkmamı otoparkta beklemesinden, hiç yakınmadan sevgi ile yaklaşımından büyük destek alarak çalıştım. Her sorunumu ve mutluluğumu onunla paylaştım. İşim ile ailem arasında yıllar sonra bir denge oluşturdum. Şimdi genellikle hafta sonlarını ailemle evde geçiriyorum. Beraber sinemaya ve yemeğe gidiyoruz, alışveriş yapıyoruz, satranç oynuyoruz. Ayda 2-3 kitap alıyorum, bunlar genellikle best-seller kitaplar oluyor. Seyahat etmeyi de çok seviyorum.
Genç Hekimler, Zorluklar Sizi Yıldırmasın, Etik Olun
Hayatı planlamak için öneriler hep verilir ama geleceği ve hayatı planlamak her zaman elimizde değil diye düşünüyorum. Programsızlığı önermiyorum ama mutlu olmak için küçük ve kısa vadeli projelerin yapılması gerektiğine inanıyorum. Farkındalıkla yaşamak, özsaygıyı hiç yitirmemek, etik değerlere bağlı kalarak fırsatları iyi değerlendirmek, zaman zaman da riskleri göze almak; geleceğe daha güvenli yaklaştırıyor insanı. Genç hekimlere önerim; zorluklar sizi yıldırmasın, etik olun, temel ahlak ilkelerinden ödün vermeyin, aileniz ve meslektaşlarınıza önem verin, vatanınızı sevin, Atatürk ilkelerinin ışığından ve rehberliğinden ayrılmayın. Mesleğinizin içine politikayı asla sokmayın.
“Türkiye’de Güçlü Türk Kadınları” Projesini Yapmak İstiyorum
Bir akademisyenin sosyal projelerde yer almasının gerekli olduğunu, günümüz şartlarında bu projelere duyarsız kalmamak gerektiğini düşünüyorum. Kadın farkındalığı ile ilgili bir sosyal bir proje yapmak istiyorum. Kadınların, kendi hayatları üzerinde daha fazla söz sahibi olmak ve kendi seçimleriyle yaşamayı başarabilmeleri için çaba sarf etmeleri gerekiyor. Kadınları güçlendirmek ve onların özsaygı ile güvenlerini artırmak, farkındalıkla yaşamlarını sağlamak için bütün “Türkiye’de Güçlü Türk Kadınları” projesini yapmak isterim.
Türk Sanat Müziği ve Araba Kullanmak, İçimde Kaldı
Hayalini kurup yapamadığım iki şey var hayatımda. Sevgili eşim Abidin de çok destek oldu fakat maalesef yapamadım. Lise yıllarında haftada bir gün evde masaya çıkarak kardeşlerime Türk sanat müziği konserleri verirdim. Sabırla dinler, beni teşvik ederlerdi. Türk Sanat müziğinden pek çok şarkının sözlerini ezbere bilirim. Tıp Fakültesindeyken Mediko-sosyal Merkezde Turhan Toper’den aldığım Türk Sanat müziği derslerini sonra daha da geliştirmek, bir radyo veya sahne sanatçısı olmak Dr. Alaaddin Yavaşça veya Dr. Nevzat Atlığ gibi çok isteyip de yapamadığım şeylerden biridir. İkincisi de araba kullanabilmek. Gençken kendimi, sevgilim yanımda araba kullanıp tatillere giderken hayal ederdim. Babam mükemmeliyetçi bir insandı, araba kullanmadaki ilk dersimde beni yeteneksizlikle suçlayarak korkutmuştu. Bu korkuyu sevgili eşim Abidin de gideremedi.
Eşim, Kızlarım ve Cem Yılmaz …
Hayatımda mutlu olarak hatırladığım anılara daha çok yer veriyorum. Unutamadığım anılarımdan, 1979 yılında sevgili eşim Abidin’in doçentlik cübbesini giydiği gün, çok gurur duyduğum bir gündü. Biz İngiltere’de 1979’da 3 ay birlikte geceleri birbirimizin tezlerine yardımcı olmuş, birlikte çok uykusuz geceler geçirmiştik. Başka bir anım da TARD başkanıyken hayran olduğum Cem Yılmaz’ın kongreye davetimi kırmayarak gelmesidir. Bunu sağlayan sevgili dostum Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu’ya derin teşekkürlerimi sunuyorum. Diğer unutamadığım bir anım da pediatrik kardiyolog kızım Ebru Aypar’ın doçent olduğu gün hocalarından duyduğum bir anneyi en mutlu eden övgü dolu sözlerdi.
Güne Pozitif Başlamak ve Gülmek Önemli
Beni ben yapan özelliklerin sevecenlik, dostluk, samimiyet, açık yüreklilik, dobralık, vefalılık, dürüstlük, çalışkanlık ve yardımseverlik olduğunu çevremden duyuyorum. Heyecanlı, aceleci, hayal gücü geniş, altın hissi kuvvetli ve sorunları kısa sürede çözen pratik bir yönüm de var. Sağlığıma çok dikkat ettiğimi söyleyemeyeceğim. Sağlıklı beslenmeye, fast food’dan kaçınmaya, arada yürüme bandında bir saatlik yürüyüş yapamaya özen gösteriyorum. Gün içinde duygusal her olayda ağlayabilirim. Mizaha çok önem verdiğimden fıkra anlatmayı ve dinlemeyi çok seviyorum. Güne pozitif başlamayı ve gülmeyi önemli buluyorum.
“Birbirinizi Sevin, Ekmeğinizi Bölüşün Ama Aynı Lokmayı Dişlemeye Kalkmayın” H. Cibran
Eşim Abidin’i 2007 yılında geçirdiği anevrizma kanaması sonucu 534 günlük bir yoğun bakım süreci sonrasında 28 Nisan 2009’da kaybettim. 36 yıllık eşim idi. Zıtlıkların birbirini çektiği, hayatın zıtlıkların ritmi olduğu düşünülürse biz öyleydik. Danışmanım ve akıl hocamdı. Benim özgür, içimdeki çocuğu hiç öldürmeyen, coşkulu, hayal gücü geniş, sevgi dolu dünyama dinginlik huzur ve sadelik getirdi. Bence uzun süreli evlilikler için önerilerin en önemlileri; sevgiden ziyade saygı kriterlerine dikkat edilmesidir. Karşıdakini değiştirmeye çalışmadan, zaman zaman “ben” genelde de “biz” olabilmek, kişiyi kendi mikro hakimiyet alanlarında özgür bırakmak, baskı ve otorite kurmaya çalışmamak, hoşgörü, anlayış ve sabrı da hiç elden bırakmamak. Burada ünlü filozof Halil Cibran’ın evlilik için söylediği gibi “Birbirinizi sevin, ekmeğinizi bölüşün ama aynı lokmayı dişlemeye kalkmayın. Yüreklerinizi birbirine bağlayın ama biri ötekinin saklayıcısı olmasın. Hep yan yana olun ama birbirine fazla sokulmayın çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da birbirinden ayrıdır çünkü bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez.”
Çocuklarım Benim En İyi Arkadaşım
İki kızımız var. Büyük kızım Doç. Dr. Ebru Aypar, Hacettepe İngilizce Tıp mezunu ve aynı fakülteden pediatrik kardiyoloji alanında ihtisaslı. Ablasından on yaş küçük ikinci kızımız Arzu Aypar, Bilkent İşletme mezunu ve Bilkent Otelde çalışıyor. Özellikle eşim Abidin, annem ve babamın çocuklarımın etik değerler, dürüstlük, büyüklere saygı ve vefa, içtenlik, çalışkanlık ve sosyal becerilerle yetişmelerinde çok katkıları oldu. Çocuklarımı çok seviyor ve onlara güveniyorum. İkisi de benim çok iyi arkadaşım.

Osho, Irvin Yalom ve Halil Cibran Kitaplarını Tavsiye Ederim
İş hayatımdaki günlük stresi azaltmak için fazla bir şey yaptığımı söyleyemeyeceğim. Bazı akşamlar alışveriş merkezlerini gezmeyi, eve gidince müzik dinlemeyi ve film izlemeyi, arada sırada departmandaki yürüme bandında yürümeyi ve zihnimi boşaltmak için bilgisayar oyunlarını seviyorum. Film, kitap ve müzikte benim için vazgeçilmez olan ve hayatımda iz bırakanlar var tabi. Kitaplar arasında ünlü filozof Osho’nun tüm serisi, Irvin Yalom ve Halil Cibran’ın tüm kitapları, fıkra ve şiir antolojileri, tabi ki Özdemir Asaf şiirleri ve Murathan Mungan şiir ve kitapları… Türk sanat müziğini ve Selahattin Pınar ve Sadettin Kaynak’ı çok seviyorum. Bilimkurgu, macera ve duygusal filmleri de severek izliyorum.

2 Yorum

TIBBIN DUAYENLERİ TUNÇALP ÖZGEN

Prof. Dr. Tunçalp Özgen
Türkiye’de Mikroşirürji alanında öncülük yapan, Türk Nöroşirürji Derneği’nin kurucu üyesi olan, 70’in üzerinde bilimsel makalesi bulunan, bugüne kadar 20 bin civarında beyin ameliyatı gerçekleştiren, Türkiye’ye transfenoidal ameliyatını getiren ve yapan ilk kişi olan Hacettepe Üniversitesi Beyin Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tunçalp Özgen, mesleğinin 42. yılına kadar yaptığı tüm işleri eşi Canan Hanım sayesinde gerçekleştirdiğini söyledi. Prof. Özgen hayatını açık yüreklilikle Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı.
Türk Nöroşirurji Derneği’nin kurucu üyesi olarak İngilizce ilk bilimsel derginin çıkartılmasını sağlayan Prof. Dr. Tunçalp Özgen, aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi Nörolojik Bilimler Enstitüsünün kurucusu. 10 binin üzerinde okuduğu kitapları, kurduğu Senfoni Orkestrası, Türk Sanat Musikisi Korosu ve Sanat Müzesinin yanı sıra gerçekleştirmek istediği yeni projelerini ve hedeflerini Sağlık Dergisi’ne anlattı. Prof. Dr. Özgen: “1946 yılında Kütahya’da doğdum ancak kırk günlükken ayrıldığım ve ailem birçok ilde yaşadığı için . Türkiyeliyim diyorum. Ev hanımı olan annem Mümine ve eczacı aynı zamanda milletvekilliği yapmış babam Ahmet İhsan’ın üçüncü çocuğuyum. Ablam benden 15 yaş, ağabeyim ise benden 10 yaş büyük. Babam çok otoriterdi, çocuklarıyla sohbet etmeyen çok konuşmazdı. Bu nedenle ağabeyim hep evdeki danışmanım, bana yol gösterendi. Ağabeyim ceza hukuku profesörü ve Türkiye Barolar Birliği Başkanıydı.

Babamın Vefatından Sonra Sınıf Birincisi Oldum
İlkokulu Ankara Sarar İlköğretim okulunda okuyordum. Annem, Ankara Kolejine geçmemi İngilizce eğitimimde katkısı olacağı için çok istedi. Mesleğimde ilerlemem hep bu yabancı dilimin iyi olmasına bağlı oldu ki bu eğitimi almamı sağlayan anneme çok şey borçluyum. Ankara Kolejinde ilkokul, ortaokul ve lise eğitimimi aldım. Lise 2. sınıftayken babam vefat etti, o zamana kadar derslerim ortalama düzeydeydi. Sonra annem “Baban öldü, artık çalış” dedikten sonra sınıf birincisi olmaya başladım.

Kolejde Ders Öğrenmekten Çok Kültür Aldım
Sanatı çok sevdim ama hiç kabiliyetim olmadı. Lise 2’de 4 seçmeli dersten müziği seçtim. Nevzat Bey, çok güzel müzik kültürü verdi. Koro şeklinde şarkı söylüyorken hoca, “Herkesin her şeyde kabiliyeti olmaz. Sen bir resimde şansını dene” dedi ve beni resim sınıfına gönderdi. Resim hocam Eşref Üren kabiliyetim olmasa da beni kabullendi. Kolejde ders öğrenmekten çok kültür aldım. Bugünün eğitiminde en büyük eksikliklerimizden biri bu, kültürlü insan yetiştirmemiz lazım. Dersi nasılsa öğrenir insanlar, ama kültürü veremezseniz üstüne bir şey koyamazsınız.

Hacettepe Tıp’ta 100 Kişilik Sınıftan 35 Kişi Mezun Olduk

Babam vefat ettiği için tıp fakültesini çok istediğim halde maddi sıkıntıyı düşündüm. Annem, “Ben seni okuturum, sen istediğin yere gir” dedi. Bizim dönemimizde merkezi sistem yoktu, o nedenle üniversitelerin sınavlarına giriliyordu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. ve Cerrahpaşa Tıp fakültesi sınavlarına girdim. Dayım genel cerrahtı, ona sordum. İhsan Doğramacı’nın yeni fakülte kurduğunu Ankara Üniversitesine bağlı Hacettepe Tıp Fakültesini yazmamı söyledi. Hacettepe’yi kazandım, nasıl bir yer olduğunu görmemiştim. Yıl 1963 Ağustos ayı, küçük bir binaydı ve 100 kişi başladık. Bir gün isyan çıkarttık, bize “siz buradan doktor olmayacaksınız, sağlık memuru olacaksınız” denildi. Dekan geldi ancak ikna olmayınca sonunda İhsan Doğramacı geldi. Doğramacı, “Siz iyi doktor olacaksınız, gelecek sene geldiğinizde birçok laboratuar yapılmış olacak. 24 saat size açık kendiniz deney yapacaksınız. Siz hastadan korkmayacaksınız, iğne yapmadan dikiş atmadan mezun olmayacaksınız. Pratik eğitimi alıp mezun olacaksınız” dedi . Söylediğinin hepsini yaptı, yeni hevesle genç bir kadro çok iyi bir tıp eğitimi verdi. Çok zorladılar, ikmal yoktu sınıfta kalırsan atılıyordun. 100 kişilik sınıftan 35 kişi mezun olduk. Yabancı dil bilmeyenlere öğrettiler ve öğrenciyken yabancı makaleleri okuyup araştırma yapmanın önü açılarak öğrenim gördük.
Yıllarca Günde Ortalama 3- 3,5 Saatin Üzerinde Uyumadım
Tıpta öğrenciliğimde hep ilk 3’ün içindeydim ve üstün başarı belgesini alırdım. Çok çalıştım, akşamüstü 6 gibi dersimiz biterdi. Eve gelir bir iki saat uyur sonra ya hiç uyumazdım ya da sabah 4’te yatar 7’de kalkar derse giderdim. Yıllarca günde ortalama 3- 3,5 saatin üzerinde uyumadım. Demek ki uykunun derinliği ve kalitesi önemliydi.

Bizi Hasta ile Birlikte Yoğurarak Pişirdiler
“Biz çok ağır ders çalıştık” dediğimde, Eşim derdi ki “Siz çalıştıysanız bizde çalıştık.”. Yıllar sonra kızım tıbbıyeyi kazanıp ders çalıştığında, ise tepkisi, “ Bu insanlık dışı bir eğitim” oldu. İlk sınıflardan itibaren yardımcı doktor olarak hasta takip etmeye başladık. Kadın doğumda hamileliğini takip eden doktorun yanında bizde her birimizin bir hamile hastası vardı. Her ay çocuğun takibini yaptık, evine gittik, doğumuna girdik. Doğan bebeği takip ettim. Birinci sınıftan itibaren hasta ile yoğurarak pişirdiler. Bu ABD’nin Western Reserve Üniversitesinden Doğramacının seçtiği ve Hacettepe’de uygulamaya başladığı entegre sistemdi ki bugün ABD ve Türkiye de birçok üniversitede uygulanıyor.
Hacettepe’nin Başarısı Eğitim Sisteminden Gelir
Bir hoca beyini anlatırken diğeri gözü anlatmıyor. Bir hoca beynin anatomisini, diğeri beynin fizyolojisi, beynin hastalıkları, tedavi şekilleri anlatılıyor. Birbirinden kopuk ders eğitimi değil de blok eğitimler şeklinde oluyor. Hacettepe’nin başarısı eğitim sisteminden gelir.
Hemşirenin Ne İş Yaptığını Bilmeniz İçin O İşi Yapmalısınız
Klinikte çalıştığımız dönemlerde her birimizin hastası vardı. Cilt dikişini yapardık, sağlık ocağında çalıştığımızda elimiz titremedi, dikiş atmayı bilmeyen doktor olmadık. Hastanın idrarini tahlile götürür tahlilini kendimiz yapar. Hastanın burnuna sondayı takar, hastanın altını temizlerdik. Mezuniyet törenlerinde öğrenci arkadaşlar hep şikayet ederler, “biz burada amele gibi posta olarak görev yaptık, idrar taşıdık.” Bunu duyduğumda çok memnun oluyorum, İhsan Hocanın eğitiminin temeli bu. Hemşirenin ne iş yaptığını bilmeniz ve kontrol edebilmeniz için, yardımcı sağlık personelinin işini hekimlik eğitiminde hekim olacak kişinin bizzat yapıp, görmesi lazım. Hastanın sedyesini bir kez iterseniz bu amelelik değil bu doktor olmanın yolu.
Prof. Wilson, “Bir Sene Sonra Asistanım Olur Musun”
3. sınıftan itibaren genel cerrahi uzmanı olmak istiyordum. O zamanlar TUS yoktu, hocalarım benim genel cerrahiye gireceğimi biliyorlardı. Hüsnü Göksel, meme kanserinde önemli bir virtözdür. Prof. Charlie Wilson, 5. sınıftayken beyin cerrahide yanında staj yaptım. Prof. Wilson, “bir sene sonra asistanım olur musun” dedi. Amerika’da doktor olmak fikri çok cazip geldi, kabul ettim. Bir sene sonra geldi, beni çağırttı, son defa konuşmak için. Dr. Wilson ile görüşmeye girmeden önce Prof. Aykut Erbengi ve Prof. Vural Betan’a minnetarım Onlar benimle konuştular, “Asistanlık sınavı giriş sınavıyla oluyor, eğer sen Hacettepe’de beyin cerrahı asistanı olacağım diyorsan biz seni bomboş kağıt versen de alacağız. Wilson seni istiyor, tercih senin ancak Amerika’da buradaki kadar pratik bilgin olmaz. Çok iyi eğitim alırsın ama el eğitimin geri kalır” dediler . Wilson’da aynısını söyledi.
Nusret Fişek Hoca Halk Sağlığına Çağırdı
Nusret Fişek hoca beni çağırdı. İntörnlükte köyde sağlık ocağında çalıştık. Sabah saat 5’te servis arabaları ile sağlık ocaklarına Pazartesi sabah bizi gider, Cuma günü akşam gelirdik. Bir hafta boyunca neler yaptığımızı anlatırdık. O zamanlar hoca bizi o erken saatlerde uğurlardı. Karlar içinde köyde hasta bakarken, sahaya gelir bizi ziyaret ederdi. Benim halk sağlığına geçmemi istedi ancak ben istemediğimi söyledim. Beyin cerrahi mi genel cerrahi mi yoksa Amerika mı Türkiye mi arasında kaldım.
İlk Nöbetimde 11 Hasta Vefat Etti
Annemde Ankara’da olduğu için Hacettepe’de kalıp beyin cerrahisini seçtim. Yıl 1969 Haziran ayı kararım Beyin cerrahisi , yer Hacettepe. Ben tercih ettiğimde kanuna göre 7 seneydi, 4 sene genel cerrahi üstüne 3 sene beyin cerrahisiydi. Önce genel cerrahiye başladım, 1,5 sene genel cerrahide çalıştım ancak kanun değişti, beyin cerrahisi 5 seneye indi. Bunun içinde bir sene genel cerrahi var. Aykut Bey çağırdı,6 ayımın yanmasıyla beyin cerrahiye başladım. O zamanlar beyin cerrahisi çok ağır ve sancılı dönemlerdi. Mikroskop yoktu. İlk nöbetimde 11 hasta vefat etti. Mikroskop, anestezi bizim sonuçlarımızı çok etkiledi.
Beyin Ameliyatlarında Mikroskop Yokken KBB’den Alıp Kullandığımda Herkes Şaşırdı
Mikroskop ile ameliyat yapma yöntemi yok. Mikroskopla ameliyat yapmak istiyorum, bir KBB’nin mikroskopu vardı. Geceleri alıp onunla bez dikerek elimi alıştırmaya çalışıyordum. Arkadaşlarım “Bu ne yapıyor “dediler. Ama sonraki yıllarda mikroskop elimiz ayağımız oldu.
Eşimle Hastanede Tanıştık. Beyin cerrahisi 2. yılımdayken ağabeyimin eşi aile dostunun kızını methediyordu. Fotoğrafını da gösterdi, bir gün ağabeyimin kayınvalidesi ameliyat oldu. Canan’ın hastaneye ziyarete geleceğini söylediler. Orada tanıştık, hastaneden çıkarken telefonunu istedim. O şekilde başladı ve bir sene sonra da evlendik. Eşim o zaman ODTÜ’de kimya mühendisliğinde öğrenciydi. Uzmanlığı aldıktan sonra Mersin’e gitmek ve muayenehane açma fikri vardı. O dönem Türkiye’nin 35. beyin cerrahıyım.

“Nöbetler Kalkardı” Yani Her Gün Herkes 24 Saat Nöbetçi Olurdu
Uzmanlığı aldıktan sonra Aykut Bey, hastanede almamı istedi. Eşimle konuştum.5 senedir beni evde pek görmedi. 6 ay baş asistanlık yaptım, eşim annesine gitti ben hastanede yattım. Gün aşırı nöbetlerimiz vardı. Bazen öyle olurdu ki “nöbetler kalkardı” yani her gün herkes 24 saat nöbetçi demekti. “Maddi sıkıntımızda olabilir” dedim. O ise “Para pul peşinde değilim, istiyorsan akademiye devam et” dedi.
Aklımda hep mikroskop ile çalışma fikri vardı. Kendi kendime bir laboratuar kurdum, mikroskopla ameliyat yapmaya çalışıyorum. Ameliyathanede çalışıyorum ama okuduğunla olmuyor. Aykut Beye gittim, dedim ki , “Ben ay başında ayrılıyorum. Mikroşirurji istiyorum. Ancak kendi kendime çalışmamla olmuyor. Ben bunun eğitimini almak istiyorum.”
Prof. Dr. Gazi Yaşargil’in ilk Türk öğrencisi Oldum
İsviçre’de yeni yeni ismi duyulmaya başlayan Prof. Dr. Gazi Yaşargil vardı ama yanına hiç Türk almamış. Bir de onun hocası vardı, Donahi. İkisine de yazdım. Donahi bir sene sonra uygun olduğunu söyledi, Gazi Hoca yakın zamanda çağırdı. 31 yaşındayım, yurt dışına tek çıkmamışım, ekonomik sıkıntım var. Ne kadar maaş alacağım, nerede kalacağım hiç biri belli değil. Benim dönemimde televizyon yeni yayın yapmaya başlamıştı, dünya ile ilgili bilgimiz yok. Gündüzleri hastanede çalışırım, geceleri kütüphanede, hafta sonları da aynıydı. Haftada bir gün ailemi arardım. İstasyonda telefon bürosu vardı Ankara telefon isteğimi yazdırıp beklerdim. 3 saatte arama sırası gelirdi. Sonra Yücel Kanpolat geldi 1 ay kaldı ve sonrasında eşim geldi 1 hafta kadar kaldı. Almanya da hocasına doktora tezini okutmaya geldi.
Yurt Dışında Kahve Bile Alınamıyor
Ameliyathanede kahve, çay ve reçelli ekmek var. Herkes geliyor alıyor ama ben bunun parasını nereye ödeyeceğimi bilmiyordum. İki hafta bulamadım, bir gün Gazi hoca geldi “Bir kahve al” dedi. Nereden fark etti bilmiyorum, “sana kimse kahve iç demedi mi. Rica ediyorum lütfen buranın masrafını ben karşılıyorum, istediğin kadar alabilirsin” dedi. Ameliyattan çıkıp direk mikroşirurji laboratuarına gider rat ameliyatları yapardım ama konuşmamız öncesinde kahve içmeye çekinşirdim. Kuralları bilmeyince insan çok çekiniyor.
Hacettepeye Mikroşirürji Laboratuarı Kurdum
Hacettepe’ye mikroşirürji laboratuarı kurdum. O zamanlarda anevrizma ameliyatlarını yapan bir iki kişiden biriydim. Büyük çoğunluğu Hacettepe’ye yığılırdı, sabahlara kadar ameliyat yaptım. Profesörlüğüm geldiğinde ise bu kez doçent olunan üniversitede profesör olunmaz kararı çıktı. Bunun için başka üniversiteye geçmem teklif edilse de o zaman hülle diyorduk bu işe, bana uygun gelmedi. 10 sene beklemem sonunda o madde kalktı ve profesör oldum.
Kalp Krizi Geçirdim Uyku Sürem 3 Saatten 6’ya Çıktı
Ameliyat sonrasında da stresiniz devam eder. Hasta nasıl uyanacak acaba bir sekel oldu mu? Heyecanla beklersiniz. Bir gün 3 hastayı söyledim yarın ameliyat edeceğim diye o gün öğleden sonra kalp krizi geçirdim. Hastaneye gitmemeye çok çalıştım, ancak eşim ısrar ediyordu. Sonunda dedi ki, “Bana ne can senin, biz 3 gün ağlarız. Sen bilirsin.”Sonra hastaneye gittik ve kalbim durdu, müdahale edildi. Ali Oto hemen müdahale etti. İlhan Paşaoğlu ameliyat etti ve “ 6 saat yatacaksın” dedi. O günden bu yana 6 saat uyuyorum.

Kalp Krizinden Sonra Rektör Oldum

Ben ameliyat olmuşum, yoğun bakımda yatıyorum. Çok sevdiğim Ahmet Göğüş, o zaman eşime diyor ki “Bu bir şey değil asıl bunlar kalp ameliyatından sonra kendilerini ispata kalkarlar, senin bundan sonra çekeceğin var.” Aradan zaman geçti ben rektör olduktan sonra, Canan’a “Ben demedim mi sana” diyor.
Beytepe’de Tunçalp Özgen Kongre Merkezi Kuruldu
8 sene rektörlük yaptım. Hacettepe’nin düşünce ve yapı olarak yenilendi. Yakın zaman önce Beytepe Kampüsünde kongre merkezine benim adımı vermişler. Çok duygulandım. İhsan Doğramacı hoca bana bir gün bana dedi ki “Sen çok vefalısın, Allah’tan diliyorum sende vefa bulasın.”

Senfoni Orkestrası ve Sanat Müzesi
Sosyal proje olarak Hacettepe senfoni orkestrası ve Türk Sanat Musikisi korosu kurdum. Hacettepe’nin çok güzel bir resim koleksiyonu vardı, Sanat Müzesi açtım. Çok istediğim ve yapamadığım projem ise “bilim ve teknoloji müzesi” kurmak. Almanya’nın Münih şehrinde olan Deutsche Museum – Bilim Müzesi gibi bir proje, kurmak isteyenlere destek olurum. Ancak bu seyir müzesi değil. Gencecik öğrencilerin bilim deneyleri yaptığı bir müze. Bir de tıp müzesi kurmak için eski kullanılan aletleri biriktirdik, bina olduğu an, tüm materyaller hazır.

Mikroşirürji Birikimlerimi Yeni Kitabımda Topladım
Türk Nöroşirürji Derneği’nin kurucu üyesiyim. Nöroşirürji Derneği tarafından yabancı dilde dergi çıkartan ilk kişiyim. “Acil Nöroşirürji” kitabı yazdım, Mikroşirürji laboratuarında yapılan çalışmaların hepsinin olduğu kitabım yakında yayınlanacak.
İşim Bir Sanat Eseri gibi Gelir Bana
Ameliyatı bitirdiğimde çekilir bir bakarım, bir sanat eseri gibi gelir. Bazen çok içime sindi diyorsunuz, aynı şeyi yapıyorsunuz ama olmuyor. O günkü haleti ruhiyeniz mi bilmiyorum.. Gazi hoca da bazen “Bugün günümde değilim” derdi.
Mikroskopla Bel Fıtığı Ameliyatını İlk Yapmayı Düşünen Kişiyim
Elimden gelenin en iyisini yaparım, ama şartlar uygun olmaz bazen bu tesadüftür. Mikroskopla bel fıtığı ameliyatını ilk yapmayı düşünen kişiyim. Bunu söylediğimde bir hocam “olmaz böyle şey” dedi. Yaptığım ameliyatı uluslararası camiaya yazmadım. 6 ay sonra aynı hocam benim masama mikroskopla yapılmış bel fıtığı ameliyatı diye yazılmış makaleyi koydu. O onun özrüydü.

Hastanın Hayatının Kutsallığını Öğrendim

Herkesten bir şeyler öğrenileceğine inanırım. Ağabeyimden insanlık öğrendim, Gazi Hocadan cerrahi teknik, Aykut Hocadan hayatımın en büyük dersimi aldım. Beni yetiştiren kişi Aykut Ermengi’dir. Doçenttim, bir gün ameliyathaneden Aykut Hoca seni istiyor dediler. Bana dedi ki “şu anevrizmayı yapamıyorum.” Hocam estağfurullah dedimse de “hastaya zarar vereceğim gel yap” dedi. Hoca izledi, geldi bana teşekkür etti, asıl ben teşekkür etmeliyim dedim. Cerrahın bir megalomanisi vardır “ben yapacağım” diye. “Hastaya zarar verebileceği yerde başkasına gel bana yardım et” demek çok büyüklüktür. Aykut Beyden “hastanın hayatının kutsallığını” öğrendim. Eşim bana müthiş destek vermiştir, çok akıllı ve zeki bir kızdır. Evin yükünü aldı. Her şeyimi ona borçluyum. Tunçalp, Canan’sız olamazdı.
Özgen Spekülümü ve Tekniği
Türkiye’ye transfenoidal yani burun içine beyinden girme ameliyatını getiren ve yapan ilk kişiyim. Zürih’te bu ameliyatı öğrendim, kulak-burun-boğaz uzmanları yapıyordu, sonra beyin cerrahi beyin içini yapıp KBB kapatıyordu. Türkiye’de başkasına bağımlı olunca yürümeyeceğini biliyordum. Baştan sona kendim yapmaya başladım ve kendi tekniğimi geliştirdim. Hep dudak altından giriyorduk, “burun içinden girelim” diye düşündüm. Tasarımını yaptığım aleti, bir yabancı firmaya verdim. Patent hakkı istemiyorum, sadece “Özgen spekülümü ve tekniği” adı verilmesini istedim. Maalesef başka bir firmaya verildi. İsim vermeden piyasaya çıkarttılar.
20 Bin Civarında İnsan Ameliyat Ettim.
İş hayatımda hastayı anlayacaksınız, şefkatli ve dürüst olacaksınız. Genç hekimler eğer insanı sevmiyorlarsa yol yakınken bu işten vazgeçsinler. Paranın çözemeyeceği şeyleri insanlığınızla çözersiniz. Hava alanında kalsam oradaki bir hastam benim problemimi halleder. Rektörlüğümde başarılı olmamın bir nedeni de tüm bakanlıklarda memurlardan hastalarım oldu, Tunçalp hocanın dosyası diye benim dosyam bir gün beklemeden hazırlanırdı. Ekmeğinizin karşılığını saygı, sevgi ve yardım olarak alırsınız. 20 bin civarında insan ameliyat ettim.

Çocuklarınızdan Fedakarlık Etmeyin

Çocuklarımdan fedakarlık ettim, bu yanlışmış. Bir gün kızım dedi ki “babacım siz bizimle hiç oynamadınız.” Bu yanlış, bir baba çocuklarıyla daha çok ilgilenmeli. Ailenizi ve çocuklarınızı sakın ihmal etmeyin. Mesleğimin 42. yılındayım ve 42 yıldır ilk defa son bir aydır akşam yemeklerimi ailemle birlikte yiyorum.
Evlilikte Saygı Çok Önemli
Eşim Ortadoğu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü, yani mezuniyet sonrası eğitimden sorumlu, mesleğinde başarılı. Yaşamda da taviz vermez. Çok iyi bir anne ve torunlarıyla çok ilgileniyor. Büyük kızım Hacettepe Tıpta radyolojide doçent Burçe Özgen Mocan, eşi de göz doçenti ve iki çocukları var. Küçük kızım Dalsu, grafik tasarım okumak istedi. ODTÜ’de endüstriyel tasarım bölümünde öğretim görevlisi. Eşimle 40. yılımızı kutladık, evlilikte saygı çok önemli. İki taraf yeri geldikçe alttan alacak.

10 Bin Civarında Kitap Okudum

10 bin civarında kitap okudum. Aynı anda 2-3 kitap okurum. Eşimle sık sık sinemaya giderim ancak isimlerini hatırlamam. Cengiz Özakıncı “Euro Dolar Savaşı”, İlya Ehrenburg’un “Fırtına”, TÜBİTAK’tan “Tüfek, Mikrop ve Çelik”, Elif Şafak, Buket Uzuner kitaplarını ve Nazım Hikmet şiirlerini tavsiye ederim.”

12 Yorum

TIBBIN DUAYENLERİ: SEMİH BASKAN

Hekimlik alanında yaptığı başarılı çalışmalarında 40. yılını dolduran, öğrencilerinin başarısını daima kendinden üstün tutan, genel cerrahi alanında ilk alt dalları oluşturan, pek çok uzmanlık derneğinin kurucusu ve başkanı olan Ankara Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Semih Baskan, cerrah olmanın dışında entelektüel kişiliği, eğitime verdiği önemi ve hayatını Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı.

Türk Genel Cerrahi Derneği’nin önceki başkanı, Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu’nun kurucusu ve ilk başkanı olan Prof. Dr. Semih Baskan, yaptığı çalışmalarla asistanlarının kendisini geçmesini hedefliyor. Farklı koleksiyonları, hastalarına verdiği önemi tıp camiasındaki farklı çizgisini Sağlık Dergisi’ne anlatan Prof. Dr. Baskan şunları anlattı: “1947 yılının 29 Nisan’ında Ankara’da dünyaya geldim. Annem ev hanımı idi. Babam ise EGO (Elektrik-Gaz-Otobüs) işletmesinde Teftiş Kurulu’nda 39 yıl 9 ay çalışan şefti. Kardeşim Melih ise Bankacı olup, Vakıflar Bankası’nda Teftiş Kurulu Başkanlığı’na kadar yükseldi, sonra emekli oldu. Onun gibi bir kardeşim olduğu için kendimi hep şanslı hissettim. 1953 yılında Necatibey caddesinde bulunan Sarar İlkokulu’nda okudum. Şimdi halen Ankara Üniversitesi Rektörü olan sevgili arkadaşım Cemal Taluğ ile 5 yıl birlikte aynı sıralarda oturduk. Sonrasında Namık Kemal Ortaokulu’nda okurken kütüphaneye gitme, kitapları karıştırma, hikâye ve roman okuma zevklerini hep buradaki güzel ve anlamlı kütüphanemizde tattım. Okulumuzun arkasındaki sahada Türkiye’de ilk kez ışıklandırılan sahada gece basketbol maçları oynuyorduk.

Okul Spor Sahasının Bugün Otopark Olması İçimi Çok Sızlatıyor
1961 yılında Ankara’nın en köklü liselerinden biri olan Atatürk Lisesi’ne girdim ve 3 yıl bu okulda okudum. Sınıf arkadaşım Taner Katırcıoğlu’nun kaptanlığını yaptığı okul voleybol takımımızın Saint Joseph Lisesi’ni 3–2 yenerek Türkiye Şampiyonu olma zevkini hep birlikte tattık. Bizlerin top oynağımız okul spor sahasının bugün otopark olması içimi çok sızlatıyor. Çocukların top oynayacak, stres atacak hiçbir yeri yok. Liselerin olmadığı gibi üniversitelerinde sportif alanlarının olmadığını üzülerek belirtmeliyim. Lise hayatımda futbolda kalecilik yapardım.
Aynı dönemde okulda okuduğumuz arkadaşlarımız arasında Prof. Dr. İlber Ortaylı, Tiyatro Sanatçısı olan Kenan Işık ve Sevgili Rektörümüz Prof. Dr. Cemal Taluğ’u sayabilirim.
Bu tarihi lisede çok iyi bir eğitim aldık. Hocalarımız son derece kaliteli kişilerdi. Bugün bu değerli insanları kimse alınmasın üniversite öğretim üyeleri ile kıyaslayamam bile. Coğrafya hocamız rahmetli Orhan Dengiz daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı görevini başarı ile gerçekleştirdi.

Öğrencilik Yıllarımda Derslerin Yanı Sıra Dernekler Faaliyetlerini Yapardım
1964 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydoldum. İlk sınıf olan F.K.B. (Fizik-Kimya-Botanik)’yi Ankara Fen Fakültesi’nin ihtişamlı binalarında ve amfilerinde diğer fakültelerdeki arkadaşlarımla birlikte okuduk. Çok güzel çiçeklerle donanmış bahçelerinde koyu sohbetler yapardık. Üniversiteye başladığım ilk günden itibaren öğrenci derneklerinde görevler aldım ve çok güzel işler yaptık. Benim bu tür faaliyetlerin içine girmeme vesile olan kişi bugün TÜBA’nın Başkanlığı görevini yürüten sevgili ağabeyim Prof. Dr. Yücel Kanpolat’tır. Öğrencilere yemek çıkarttık, teksirler hazırladık, Çetin Altan, İlhami Sosyal, Şevket Süreyya Aydemir gibi ünlü yazarlara konferanslar verdirdik, 14 Mart Dergisi’ni çıkarttık, 14 Mart Baloları’nı düzenledik, Mezuniyet Törenleri’ni organize ettik, o günlerde çok popüler olan Ankara Sanat Tiyatrosu’nda toplu matineler gibi faaliyetler yaptık. Bu çalışmaların sonraki yıllarda insani ilişkilerin kurulmasında çok faydalarını gördüm.

3. Sınıftan İtibaren Yaz Aylarını Ve Kış Sömestrlerinde Cerrahi Kliniğinde Çalıştım
1967 yılında hizmete açılan Morfoloji binasında ilk eğitim alan öğrenciler bizler olduk. 1968 öğrenci olaylarını da gene bu binamızda çok canlı olarak yaşadık. Mezuniyetimde yine orada oldu. İlk sınıflardan itibaren idealim genel cerrah olmaktı, dolayısıyla 3. sınıftan itibaren yaz aylarını ve kış sömestrlerindeki tatillerimin hepsinde cerrahi kliniğinde çalıştım. 1971 yılında mezun olduğumda diğer arkadaşlarımla kendimi kıyasladığımda daha farklı yetişmiş olduğumu hissettim. Birinci cerrahi kliniğine asistan olarak girdim ve 1976 yılında uzman oldum.

Türkiye’nin en büyük cerrahi kliniklerinden birinde bugün hepsini rahmetle ve şükranla andığım Prof. Dr. Hilmi Akın, Prof. Dr. Orhan Bumin, Prof. Dr. Mecit Doğru, Prof. Dr. Naci Ayral, Prof. Dr. İsmail Kayabalı, Prof. Dr. Demir Uğur, Prof. Dr. Ercüment Gürel, Prof. Dr. Muhittin Ülker, Prof. Dr. Ahmet Yaycıoğlu, Parof. Dr. Şadan Eraslan, Prof. Dr. Ferruh Uzer ve Prof. Dr. Abdülmuttalip Ünal hocalarımdan büyük tecrübeler ve bilgiler edindim.

Okula da Gittim Konsere de
Okul hayatımda hep zamanında dersimi yapar boş zamanlarımda da sosyal faaliyetlere vakit ayıran bir öğrenciydim. Öğrenci tabiriyle kitapların içine yığılan veya kafayı sokan bir kişi hiçbir zaman olmadım. Derse gitmeyeyim gibi bir düşüncem olmadı. Dersin derste öğrenildiğine inanırım. Hiçbir zaman 10’luk bir öğrenci olmadım ama hiçbir zamanda başarısız da olmadım.. Sinemaya da, tiyatroya da gittim. Öğrencilik yıllarımızda pek çok sanatsal aktiviteyi gerçekleştiren Kızılay’daki Büyük Sinema’da Marc Aryan, Peppino Di Capri, Los Machucambos, Dalida, Enrico Macias gibi dünyaca ünlü sanatçıların konserlerine gittim.

Farma Gezilerini Başlattım
18 yaşımda Ankara Tıp Fakültesi öğrenci faaliyetlerinde çalışırken İstanbul’a gittim, o zaman ki koşullarda 10-12 ilaç firması ile görüştüm. Kendi başıma, tıbbiye 2. sınıf öğrencisi olarak, “arkadaşlarımla fabrikanızı ziyaret etmek istiyoruz” dedim. Turlar organize ettim. Boğaziçi ekspresiyle İstanbul’a giderek fabrikaları ziyarete ettik. Bunlar daha sonra “Farma gezisi” olarak anıldı. Öğrencilerle ilaç sektörü arasındaki bağlantının kurulmasını sağladım. Bunlar için insanın öncelikle bir özgüveni olması lazım. Ayrıca, kırsal bölgelere gidip ilaç dağıttık, kimisini muayene ettik ve daha komplike olanları fakülteye çağırdık. Buralarda tedavilerini üstlendik.

Öğrencilik Notlarım Yıllar Sonra Hediye Edildi
2 yıl önce Kahramanmaraş’ta göz hekimi arkadaşım Mehmet Aksakal bir hediye getirdiğini söyledi. Baktım benim 2. ve 3. sınıftaki ders notlarımı saklamış ve getirmiş. O günkü Türkiye ile bugünkü arasındaki ekonomik farklılığı görmeniz açısından son derece önemli bir örnektir bu notlar. Teksir kâğıdının arkasına not tutmuşuz, bugün ise geri dönüşümlü kağıtlar konusunda özen göstermeyen bir toplum olduk.

Eşimle Türk Filmlerindeki gibi Tanıştık
1971 yılında asistanlığa başladıktan kısa bir süre sonra hastaneye yatan ve apendektomi ameliyatı geçiren bir genç bayan aynı Türk filmlerinde olduğu gibi daha sonra benim hayat arkadaşım oldu. Sevgili eşim Gülsün’le 1974 yılında evlendik.

Eşim Doğumdayken Bende Tez Sunumu Yaptım
1976 yılında iki mutluluğu bir arada yaşadım.. Eşimi doğum için kadın doğum kliniğine yatırdığımda o doğum sancıları çekerken ben de tezimin görüşülmesinde genel cerrahi kliniğinin jürinin kapısında karın ağrıları çekiyordum. 1976 yılında biricik sevgili kızım Başak dünyaya geldi.
Türkiye’de kısa dönem askerliği ilk defa biz Ankara’da Zırhlı Birlikler Okulu’nda yaptık. 27 yaşındaydım askere gittiğim zaman ama 45 yaşındaki profesör ve doçent ağabeylerin yanında kendimi çocuk gibi hissediyordum. Uzman olduğum 1976 yılından itibaren Ankara Tıp Genel Cerrahi Kliniği’nde baş asistan olarak göreve başladım. 12 Eylül öncesi dönemin en acımasız olaylarını bir hekim olarak çok yakından yaşadım.
1982 yılında İstanbul’da Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam’ın isminin verildiği muhteşem amfide “Akut Pankreatit” konulu dersle Doçent ünvanını aldım.

Erciyes Üniversitesi’nde Dekanlık
1985 yılında Ankara Tıp Fakültesi’ne Dekan Yardımcısı olarak atandım. 1989 yılında ise hayatımda önemli bir değişiklik oldu ve Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı görevine atandım. Kayseri’de görev yaptığım süre içerisinde çok güzel dostluklar ve arkadaşlıklar edindim. Yeni kurulan bir Fakülte’de ve genç bir öğretim üyesi ekibiyle son derece kısıtlı olanaklara rağmen neler yapılabileceğinin güzel örneklerini ortaya koyduk. 1991 yılının Eylül ayında yaklaşık 2 yıl 9 ay görev yaptığım Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden ayrılıp Ankara’ya dönerken bu süre içerisinde birlikte çalıştığım personel arkadaşlarımdan ayrılmam hiç kolay olmadı.


Öğrencilikten Dekanlığa Uzanan Bir Merdiven
1991 yılı Eylül’ünde ise bu kez Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı’na atandım. 1991-1996 yılları arasında Dekanlık görevimi sürdürdüm. Benim için çok onur verici bir görevdi. Öğrenci olarak girdiğim bir fakültede aşama aşama ilerleyip Dekanlık makamına kadar yükselmek çok anlamlı idi. Bu göreve başladığımda ortaya attığım “Türkiye Cumhuriyeti’nin İlk Tıp Fakültesi” sloganı çok tuttu. Aradan 20 yıl geçmiş olmasına rağmen halen bu sloganın pek çok yerde ifade edilmesi bana inanılmaz bir haz veriyor. Beni birinci sınıftan tanıyan hocalarıma yöneticilik yapmak hem çok zor hem de çok onurlu bir görevdi. 1995 yılında Ankara Tıp Fakültesi’nin 50. Kuruluş Etkinliklerini düzenlemek hayatımın en anlamlı anılarından biri olarak halen dün gibi tazeliğini korumaktadır.1996’dan itibaren Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görevimi sürdürdüm. 26 Kasım 2009’da Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı seçildim. Bu tarihten itibarende bu onurlu görevi sürdürmeye gayret ediyorum.

Türkiye’de İlk Genel Cerrahi Alt Disiplinlerini Kurduk
1991 yılında Ankara Tıp Fakültesi’nde Genel Cerrahi bünyesinde Türkiye’de ilk olarak alt disiplinleri arkadaşlarımla birlikte kurduk. Üst gastro intestinal yani sindirim sistemi, alt gastrointestinal veya kolo rektal sistem, hepatobiliyar yani safra yolları, endokrin, meme, transplantasyon ve vasküler cerrahi ünitelerini kurduk. 20 yıldır bu üniteler başarıyla işliyor. Burada yetişen arkadaşlarımız yalnızca bu konularla uğraştıkları için kendilerinin elde ettiği birikimler ve deneyimlerle sadece Türkiye’de değil yurt dışında da saygın birer bilim insanı olarak değişik yerlerde hem kliniğimizin hem fakültemizin adını başarıyla duyuruyorlar. Bu da benim için gurur kaynağı oluyor. Bu model Türkiye’de bizden başka pek çok yerde denenmek istendi ama başarılı olamadı. Çünkü bu uygulama tabandan gelen bir modeldi. Tepeden zorlamacı bir model olmadığı için oturdu. Bir başka değişle sık kullandığım bir tabirle temeli sağlam olduğu için 20 yıldır bu başarı sürüp gidiyor. Bunu da bütün meslektaşlarım imrenerek ve takdirle ifade ediyorlar.

İnsanlar Kendilerini Bıktırmadan Yerlerini Genç İnsanlara Bırakmalı
18 yaşından beri derneklerin içerisindeydim, öğrencilik hayatımda öğrencilik yıllarında Sosyal Demokrasi Derneği’nin Ankara Tıp şubesini bir grup arkadaşımla birlikte kurduk. Türkiye’de dernekçilik özellikle 70’li yıllarda çok zordu. Fakat biz 1970’li yılların sonunda önce Ankara Cerrahi Derneği’ni kurduk, sonrada 1982 yılında Türk Genel Cerrahi Derneği’ni kurduk. Bu iki saygın dernekte üyelikten başkanlığa varan görevleri yürüttüm. Türk Cerrahi Derneği’nin 2006-2008 yılları arasında Başkanlığını yaptım. 2 bin 650 kişilik bir kongreyle bu görevimi tamamladım düşüncesindeyim. 2010 yılında da görevimi sonlandırdım. İnsanların kendilerini bıktırmadan yerlerini genç insanlara bırakması düşüncesinde olduğum içinde bu kararın ne kadar doğru olduğunu düşünüyorum. Hiç kimsenin alternatifsiz olmadığını dolayısıyla arkamızda bıraktığımız boşluğun bir şekilde dolacağına inanıyorum.

Meme Cerrahi Derneğinden Federasyona
1999 yılında Ankara Cerrahi Derneği’nin bünyesinde 6 tane çalışma grubu oluşturdum. Bunların içerisinde sadece Meme Çalışma Grubu ayakta kalabildi. Daha sonra bu Ankara Meme Hastalıkları Derneği oldu ve kurucu başkanlığını üstlendim. Bu dernek başka bir ilke daha imza attı ve 2007 yılında Türkiye’deki bütün meme hastalıkları derneklerini bir federasyon çatısı altında topladı. Federasyonun kurucu başkanlığını yaptım ve şimdi de yine o görevi benden sonraki genç arkadaşlara bırakmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Bugün 64 Yaşındayım ama Kendimi 44 Yaşında Hissediyorum
Devlet’in vermiş olduğu değişik görevleri de üstlenip sonuna kadar bunları tamamlamaya hep özen gösterdim. 7., 8. ve 9. V Yıllık Kalkınma Planları’nda yaklaşık 200 kişinin oluşturduğu Sağlık Komisyonları’nın Başkanlığı’nı üstlendim.7. plandan itibaren toplumumuzun yaşlandığına ve yaşlılığa önem verilmesini vurguladım. Türkiye’de de yaşlı nüfus artmaya başladı. Bunlarla ilgili bir takım sosyal sorunlar gündeme gelmeye başladı. Bu insanların barınacakları ve yaşantılarını sürdürebilecekleri aynı zamanda tedavilerini sağlayacak bakım merkezlerinin kurulmalarına ihtiyaç vardır. Bu tip yerlerin daha rasyonel daha efektif kullanılacağı sosyal bir projenin içerisinde yer almayı hep düşündüm. Bir gün hepimiz yaşlanacağız, bugün 64 yaşındayım ama kendimi 44 yaşında hissediyorum. Ben de yaşlandığımda başkalarına muhtaç olmadan yaşayabilmeliyim. Bu tip projelerin de Türkiye içinde artık gereksinimi olduğuna inanan biriyim.
Meslek örgütümüzde de çok önemli bir görevi üstlendim. 1994 yılında Türkiye’deki tıp alanındaki tüm uzmanlık derneklerini bir çatı altında toplamak amacıyla Türk Tabipleri Uzmanlık Dernekleri Koordinasyon Kurulu2nun Kurucu Başkanı oldu. Bu onurlu görevi 9 yıl sürdürdüm. Küskün kardeşleri bir araya getirdik ve uzlaşmayı gerçekleştirdik. Avrupa’daki meslektaşlarımız ile ilişkilerimizi arttırdık.

Bir Hafta Nöbet Tutardık
Dünyanın sayılı hekimlerinin yanında eğitim aldım. Başta kliniğimizin kurucularından rahmetli Hilmi Akın hocamız olmak üzere, Türk Cerrahi Derneğinin Kurucu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Yağcıoğlu hocalarımız ile birlikte çok iyi bir uzman olarak yetiştiğim inancındayım. Baş asistanlık dönemim benim için acılarla doludur. 12 Eylül öncesinin o kanlı acılı dönemini baş asistan olarak yaşadım. Pek çok genci ameliyat ederken kimini kurtardık kimini ameliyat masasında kaybettik. 1981 yılında ilk Ulusal Cerrahi Kongresinin konularına baktığınız zaman adeta bir harp cerrahisinin konuları tartışılıyordu. Asistanlık döneminde 7 gün nöbet tutuyorduk. Cumartesi nöbet başlardı ertesi hafta cumartesi öğlen çıkılırdı. Dolayısıyla bizden öncekilerin 15 gün bazısının ise 1 ay nöbet tuttuğunu görünce sesimizi çıkarmazdık. Bugün bir gün nöbet tutup ertesi gün ayakta duramayan gençleri görünce zamanında çok işler yapmışız diyorum.

Asistanım Beni Geçecek
1976 yılında uzman olduğumdan bu yana tıp eğitiminin içerisindeyim. Hem Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı olarak hem de Tıp Eğitimi Anabilim Başkan Vekili olarak tıp eğitimi görevimi sürdürüyorum. Mezuniyet öncesi ve sonrasında, özellikle mesleki yaşantısı boyunca uzman olduktan sonra kendini yetiştirmesi için çaba harcayan insanların yanında sürekli mesleki gelişimde yer alan biriyim. Kendime bir hedef belirledim. “Asistanım beni geçecek” dedim bunu başardım da. Bugün Anadolu’nun dört bir yanında Rektör, Dekan, Profesör, Doçent, Uzman olarak görev yapan öğrencileri görünce, onların başarılarını duyunca ne kadar doğru işler yaptığımı düşünüyorum.


Kitaplarıma Asistanlarımla Ortak İmza Attım
Kitaplarımın çoğunluğu tıp eğitimi ile ilgili konular. Gençlere hep bu konuda destek oldum. Birlikte çalışma yaptığım asistanlarımın ismiyle birlikte kitap çıkarttım. Kusura bakmasınlar bir öz eleştiri yapmak zorundayız. Çoğu hocamız sadece kendi ismini yazarken hiçbir zaman ben böyle bir talepte bulunmadım. Asistanlarım hep bu çalışmalarda benimle birlikte yer aldılar. Ayrıca Türk Cerrahi Derneğinin tarihçesi ve kongrelerini iki ayrı kitap haline getirmek beni çok mutlu etmiştir.

Yılbaşı Hediyem Ölecek Hastamın Kurtulması Oldu
Yılbaşı geceleri daima kıdemsizler nöbete kalır. 1971 yılının 31 Aralık günü ilk yılbaşı nöbetine kaldım. 23:30’da Konya Kulu’dan 9 yaşında bir kız çocuğunu getirdiler, adı Kadife idi. Peritonit olmuştu, yani apandisiti patlamıştı. Yaşama şansı kısıtlıydı, biz Kadife’nin ameliyatına gece 12’ye doğru girdik. Ameliyat bittiğinde gün ağarmıştı. Kadife bir hafta sonra taburcu oldu. Bize yılbaşı hediyesi oldu. Bu cerrahinin en güzel tarafıdır. İşimi zevk duyarak yapıyorum. Bugün mesleğimde 40. yılımı doldurdum. Bu 40 yıl boyunca hekimlik mesleğini zevkle ve gururla yaptım. Ama 41 yıl aynı duyguları yaşayacağım konusunda şüphelerim var. Endişelerim var.

İnsanlara Dürüst Olurum, Düşüncelerimi Yüzlerine Söylerim
Çalışmalarım mükemmel olmasa da mükemmele yakın olmalıdır. Yalan yanlış iş yapılmam. Verilen bir görevi layıkıyla yerine getiririm. .Herkese kapım açıktır, bildiğimi paylaşırım. Bunları paylaştığım zaman mutlu olurum. İnsanlara karşı daima dürüst olurum, yanlışları var ise onlara bunu açık yüreklilikle yüzlerine söylerim. Arkadan konuşma huyum asla yoktur.

Yurt ve Vatan Sevgimi Hocalarıma Borçluyum
Beni yetiştiren tüm hocalarıma ilkokul hocamdan üniversiteye kadar hepsinden güzel örnekler aldım. Bana yurt ve insan sevgisini aşıladılar. Mesela odamdan çıkarken mutlaka ışığı söndürürüm. Akan bir su beni rahatsız eder. İnsana insanca değer vermeyi o hocalarımdan öğrendim. Okuma aşkını, daima araştırmayı, bunları çevresi ile paylaşmayı bana büyük insanlar aşıladılar.

Hastalarla İyi Diyalog Kurarım ve Onlarla Aile gibi Olurum
Meslek hayatım boyunca hastalarıma hep insanca değer vermeye özen gösterdim. Hekim olarak çok farklı sosyo-ekonomik yapıdaki insanlarla karşı karşıya geliyoruz. Özellikle iletişim çağında tıp jargonu kullanmadan onların anladığı dilden bir şeyler ifade ettiğiniz takdirde hasta sizinle diyalog kurabiliyor. Yurt dışında yapılan çalışmalar 18 saniye sonra hekimin hastasının sözünü kestiği gerçeğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla biz biraz dinlemeyi bileceğiz. Hastanın anlattıklarını not alacağız. Bir zaman sonra hastalarımla aile gibi olurum. Dostluklar yıllar boyu süregelir.
Her zaman gülerim, karşınızdaki hasta asık suratlı biriyle karşılaşmak istemez. Evde eşinizle kavga etseniz de bunu hastaya yansıtmayacaksınız. En son 1986 yılında babamı erken kaybettiğimde ağladım. Kolay kolay ağlayan biri değilim. Pişmanlıklarım yerine bugünkü durumdan memnunum olmayı yeğlerim.


Genç Hekimler İşini Sevmeli ve İdealini Belirlemeli
Genç hekimler önce insanı sevecek, onlara değer verecek. Bu mesleğe para kazanmak için girmeyecek. Bu mesleği köşkler, villalar, yatlar alabileceğim diye girmeyecek. Bu özveri mesleğidir. Hayatı iyi planlamak için insanın bir hedefi olması lazım. İdealinizi asistanlık döneminde ortaya koyabilmeniz lazım. Akademisyenlik için iyi bir yabancı dil bilmeniz gerekir. Başkalarından bir şey beklemeyeceksiniz, siz kendiniz yapacaksınız. Bana yapılmamış destekleri ben asistanlarıma yaptım, onları hep teşvik ettim.

Türk İnsanı Arabasına Gösterdiği Özeninin 10’da Birini Kendisine Göstermesi Gerekir
1996 yılında Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kalp krizi geçirdi ve fakültemize geldi. O zaman dekandım. Kendisini her gün odasında ziyaret ediyordum, “Sayın Cumhurbaşkanı Türk insanı arabasına gösterdiği özeninin 10’da 1’ini kendisine göstermesi gerekir” dedim. Ertesi gün yaptığı basın toplantısında bana baktı ve“kendimize arabasına gösterdiğimiz özeninin 10’da 1’ini göstereceğiz. Dün bir dostumdan aldığım özdeyişle konuşmama başlamak istedim” dedi.

Akademisyen Anne ve Babanın Akademisyen Kızı
Eşim, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesinde Profesör olarak görev yapıyor, Kızım ise ODTÜ’de doktorasını tamamlayıp, Kocaeli Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatında öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Aile hayatına ailenin güçlü temeller üzerine oturtulmasına inanan biriyim. Dolayısıyla da denge karşılıklı sevgi ve saygıyla kurulur. Bugüne kadar bunu sürdürdüğüm inancındayım. Eşlerin anne babalarını fazla işlere karıştırılmamasını önerim. Eşimin ailesine kendi ailem gibi saygı gösteririm.
Hafta sonları da çalışırım, kendimi işkolik olarak düşünüyorum. Eve iş götürürüm. Araba kullanmadığım için çoğu yere yürüyerek gidiyorum. Günde 10 bin adımın ötesine geçtiğimi adım ölçerimle hesaplıyorum.


Kalem, Kitap ve Müzik Kolleksiyonum Var
Zengin bir kalem koleksiyonum var, bir sergi açarsam çok kişinin ziyaret edeceğinden eminim. İş hayatında günlük stresi önlemek için oluşturduğum geniş bir müzik arşivim var. Türk Sanat Müziğinden klasik batı müziğine kadar geniş bir yelpaze ile ruhumu dinlendiriyorum. Odamda sabahtan akşama kadar devamlı müzik çalar. Kitapları çok severim. Doktorlar çok yönlü olmalılar. Akşam bir yere gittiğinizde insanlar size sadece şikayetlerini anlatmamalılar. Sizin entelektüel yapınızı da görmeliler. Tıp tarihi alanında yapılan araştırmaları inceliyorum. Yakın zamanda okuduğum Zülfü Livaneli’nin Serenad kitabını tavsiye ederim.”

Yorum bırakın

TIBBIN DUAYENLERİ: AYHAN OKÇUOĞLU ÇAVDAR

Türkiye’nin ilk Pediatrik Onkoloğu ve Hematoloğu olan, alanında çok sayıda araştırma yayınları ve 326’sı ingilizce olmak üzere toplam 439 yayını bulunan, Türk Hematoloji Cemiyeti kurucusu, Internasyonal Pediatrik Onkoloji Derneği (SIOP) ve “Amerikan Pediatrik Hematoloji-Onkoloji Derneği”ne (ASPHO) Türkiye’den seçilen ilk üye, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Kurucu üyesi ve seçimle gelen İlk başkanı olmasının yanında daha birçok çalışmaya imza atan Prof. Dr. Ayhan Okçuoğlu Çavdar, Türkiye’de ilk olan buluşları, çalışma ekibinde “ben” yerine her zaman ekip ruhunu taşıyan “biz” düşüncesini, araştırmalarını ve hayatını Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı.

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Kurucu üyelerinden biri ve İlk başkanı aynı zamanda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Onkoloji-Hematoloji Yan Dal kurucusu ve ilk başkanı Prof. Dr. Ayhan Okçuoğlu Çavdar, ülkesinin adını duyurma çabası ve araştırmaya verdiği önemi kurduğu kurumlarla gösteriyor. Sorgulamayı seven mizacı, özgürce düşünmek ve gerektiğinde tartışarak insanlara yararlı olmayı istemesinden geldiğini Sağlık Dergisi’ne anlatan Prof. Dr. Çavdar, akademik çalışmalarda “ekip” olmanın gerekliliği inancını sık sık vurguluyor. Ülkemizde çocuk onkolojisinin kurucusu olan Prof. Dr. Çavdar, çalışmalarına kaliteli zaman ayırdığını ve hastaların kendisi için çok önemli olduğunu söylüyor. Sorulara karşı kendi ağzından çok yönlü başarılarını, hayatını ve yaşadıklarını dile getiren Prof. Dr. Çavdar şunları anlattı:
“1930 yılında Adana’da başsavcılık yapan ve sonradan Yargıtay üyeliğine kadar yükselen bir baba ile fedakar ev kadını bir annenin çocuğuyum. 5 kardeşimin 4.’süyüm. Adana’da yaşarken İki buçuk yaşında babamın görevi nedeniyle Gaziantep’e taşındık. Babamın orada işlenen bazı suçlara idam cezası vermekten sakınması nedeniyle şikayet edenler olmuş, kendisi de adliye müfettişliği görevini tercih etmiştir. Böylece Ankara’ya tayin oldu.
Ankara’da önce anaokuluna girmemi önerdiler, yeterince öğrenci olmayınca ilkokula 6 yaşında Ankara’da başladım. 3. Sınıfa geçtiğim sene babamın İstanbul’a tayini Milli Korunma Mahkemesi Başkanı olarak olunca, oturduğumuz Erenköy’de ilkokula başladım. Hatta okul müdürü önce sorun çıkarttı ve yaşımın küçük olduğu ve sınıf tekrarlamamı söylediğinde, ben de “Bakınız 3. sınıfa geçtiğim ve bitirdiğim belgesini getirdik. Merkezi hükümet olan Ankara şehrinin ilkokulu bana bu hakkı tanıdı. İmtihanları geçtim, tekrar okuyarak bana sene kaybettirmeyin lütfen, bunu hazmedemeyeceğim” dedim, onun üzerine kaydım yapıldı. Normalde az ağlarım ama bu olayda ağladım. Böylece ilkokulu orada bitirdim. Liseye Erenköy Kız Lisesi’nde geçtim.

Derslerde ve Bilimsel Toplantılarda not tutmayı severdim. Matematiği Bile Not Tutarak Dinlerdim
Erenköy Kız Lisesi’nde eğitimim sırasında Fransızcayı hocamızın etkisiyle çok severek öğrendim. Lisede fazlaca not tutardım. Hatta matematik dersinde hocamız bu derste not tutulmaz derdi. Yine de ben not tutarak çalışırdım. Çalışmalarıma yarayacak derecede Fransızca ve sonra İngilizce öğrendim.
Sorgulamayı severdim. Ailem de beni bloke etmezdi. Mesela eskiden evlerde hizmet için kadınlar çalışırdı. Bizim evde de iki çalışan kadın vardı. İkinci çalışan kişiyi birincisi dururken neden aldınız diye anneme sorular sorardım.

Tıbbiye Tercihim
Genelde insanlara yardım ve hizmet etmeyi severdim. Bunun Tıp Doktoru olunca en iyi yapılacağını düşündüm. Ayrıca büyük abimi ilkokuldayken tüberkülozdan kaybettik, benim doktorluğa kaymamda bu olay da kısmen rol oynamış olabilir. Ablam da Gazi Üniversitesinde resim sanatında Profesör olmuş ve Almanya’da batik sanatını yakından inceleyerek bunu Türkiye’ye getiren kişi olmuştur. En küçük kardeşim Merih Okçuoğlu Erhan Amerika’da Harward Üniversitesi’nde Hukuk Doktorası yapmış ve oturdukları Philadelphia’da Baro ’ya ilk seçilen Türk olmuştur ve Baro dergisinin başyazarı olarak görevlendirilmiştir.
Babamın Yargıtay üyesi seçilmesi nedeniyle Ankara’ya taşındığımız için Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini tercih ettim. Tıp tahsilimi ciddiye alırdım ve çok muntazam devam ettim. Üniversite yıllarında en büyük hobim çok kitap ve dergi okumaktı. Mezun olduktan sonra pediatri şefi hocamız beni asistanlığa çağırdı ve yaklaşık 6 ay kadar maaş almadan çalıştım. Benim için her zaman esas işim ve hastalar önemli olmuştur.

Prof. Dr. Hartman’ın Başkanlığı’nda Amerika’da Yan Dal İhtisası Yaptım
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri asistanlığına girme nedenim, hem Ped. Şefi hocamızın daveti hem de yetişkinlerle ilgilenen çok sayıda hekim olmasına rağmen çocuklarla ilgilenen daha azdı. Çocuk ihtisasım sırasında” kan hastalarında trombosit sayısı” diye bir konu üzerine çalıştım. Kan yaymasını yapardım ancak değerlendirebilen bir hoca yoktu. Prof. Dr. Bahtiyar Demirağ hocamıza, “Yan dal ihtisası için Amerika’ya gitmeyi düşünüyorum” dedim. ST. Louis’de Washington Üniversitesi Çocuk Kliniği başında Prof. Dr. Hartman vardı. Çocuk ihtisası yapanların adını işittiği ünlü hocaya, mektup yazdım Pediatrik Hematoloji-Onkoloji’de çalışmak istediğimi belirttim ve olumlu cevap geldi.

Amerika’da Hastanede Kaldım
Amerika Washington Üniversitesi ST. Louis’deki Çocuk Hastanesi “Hematoloji ve Onkoloji”de yan dal ihtisasına başlarken bana ayrıca bir oda verebileceklerini söyleyince hastanede kalmayı tercih ettim. Geceleri de hastaları izlerdim. Prof. Dr. Hartman, “Ayhan sen gece uyumuyorsun galiba” derdi. “Hastalara ilgi duyuyorum, merak ediyorum. Ancak tedavilerine (Nöbetçi Dr. Olmadığım için) karışmıyorum. Sadece görmek ve öğrenmek için dolaşıyorum” derdim. Amerikalılar çok titizdir, bilhassa yabancıları takip ederler. Prof. Dr. Hartman, her sabah bizlerle toplantı yapardı, hastalarımızı sorardı. Yıllar sonra Türkiye’de kürsü başkanı seçildiğimde onun metodunu kullandım. 3 yıl kalarak çalışmalarım bittiğinde Prof. Dr. Hartman’a teşekkür etmeye gittiğimde, “Ben seni pediatrik hematolojik-onkolojinin başına atamak istiyorum” dedi. Çok onurlandırıcı bir teklif olduğunu ve burada kalmamın “deryada bir damla olduğunu”, ancak Türkiye’de bu dalı kurarak gelişmesine katkıda bulunabileceğimi söyledim. “Zaten o sebeple geldim, müsaade ederseniz memleketime döneceğim” dedim. Öyle bir yerde başkanlık yapmak çok onur verici bir öneriydi. Prof. Dr. Hartman, benim için özel bir akşam yemeği daveti yaptı. Hemen tüm öğretim üyelerini de çağırdı. Hepsine teşekkür ve veda ettim.

Eritroproteini Çocuklarda İlk Araştıran Kişiyim
“Amerikan Pediatrik Akademisi” Board sınavını ilk kazanan Türk doktorlarındandım. ABD’de 3 sene kaldım, bu sürede araştırma yapmaya da başlamıştım. 1 hocanın nezaretinde araştırma projem devam ediyordu, Türkiye’ye dönüp doçentlik sınavına girdikten ve doçent olduktan sonra Fullbright bursu ile tekrar gidip bir sene kalarak araştırmamı tamamladım. Kan hücrelerinin yapılmasını sağlayan hormon olan “Eritroprotein” yetişkinlerde ölçülürken, çocuklarda hemen hiç araştırılmamıştı. Bu hormonun eksikliği kansızlık yapıyor, çocuklarda da araştırma sonunda eksiklikte çok sayıda kansızlık görürdük.

Tüberküloz Tanısı Koydukları Hastada Lösemi Çıktı
Amerika’dan döndüğümde çocuk kliniğinde çalışan Dr’lerin çoğu bana çocukta Kanser olur mu? sorusunu soruyorlardı. Nitekim izledikleri bir hasta karnı şiş, rengi solgun ve kansızlık olan bir çocuktu. Çocuğun teşhisini sorduğumda tüberküloz olduğunu söylediler. Türkiye’de tüberkülozun çok yaygın olduğunu anlattılar. Tüberküloz denilen hastanın kemik iliği aspirasyonunu bizzat yaptığımda, çocukta akut lösemi olduğunu saptadım. Preparatı hocaya gösterdim ve durumu anlattım. Sonrasında da lösemili çocuklar için kabilse ayrı bir oda ve birkaç yatak istedim.

Prof. Dr. Virginia Minnich’le Yapılan Çalışmalarımız
Washington Üniversitesi’nde çalışırken Barness Hastanesi yetişkin hematoloji-onkolojisinde çalışan Prof. Dr. Virginia Minnich hocayla da bir süre laboratuvarda çalıştım. Hocanın hematolojik morfoloji konusunda çok başarılı çalışmaları vardı. Kanda yayma yaparak, akciğer kanseri hücrelerini dahi görürdü. Hoca gibi periferik yaymadan kan kanseri dışında kanserin tanısını koyabilen, Amerika’da bile azdı. Fullbright bursu ile Türkiye’ye de gelmesini sağladım. Çocuk kliniğinin laboratuvarında beraber çalıştık, arkadaşlara kan hücrelerinin morfolojisini iyice öğretti. Ayrıca Pica sendromunu inceledik. Türk ve Amerikan killerini inceledik ve karşılaştırdık. Çünkü bizdeki Pika’lı hastalar kil ve toprak yeme alışkanlığı taşıyorlardı. Türk kilinin çinko emilimini daha çok engellediğini bulduk ve çinko araştırmalarını böylece Türkiye’de başlattık.

Yapılmamış ve Üzerinde Çalışılmamış Konuları Bulup Onlar Üzerinde Çalışmayı Severim
Bildiğim ders konularını anlatmadan önce yine de mutlaka okurdum. Mesleği hep ciddiye almış, eğitime ve araştırmaya daha çok önem vermişimdir. Öğrenmek istediğim alandaki çalışma yapanlarla işbirliği yapar ve sonrasında gerekli aleti kliniğe alırdım. Tıp kitapları ve dergilerini okurdum. Literatür takip ederdim. Gruba ve iş birliğine çok önem vermişimdir, benden çok biz düşüncesinde olmuşumdur. Yapılmamış ve üzerinde çalışılmamış konuları bulup onlar üzerinde çalışmayı severdim. Yurt dışında yazılan makaleleri ve çalışmaları takip ederdim. Ülkemizde yapılmamış konuları bularak Türkiye’yi mahrumiyetten kurtarmak isterdim. Milli duygularım bilhassa Atatürk’e bağlılığım çok kuvvetlidir. İyi bir iş sahibi olmak ve saygın olmak önemlidir. İşinizde titiz olmak ve bilimsel araştırmaya önem vermişimdir. Başarı için zaman ayırmak gerekir, zamanınızı önemli işlere vereceksiniz.

TÜBİTAK Bilim Ödülü
Araştırma destekleri için TÜBİTAK’a birçok proje teklif ettim.
TÜBİTAK’ın desteklediği “Pediatrik Onkoloji-Hematoloji Araştırma Ünitesi” kurucusu ve başkanı olarak araştırmaya çok önem verdim ve ilgili meslektaşlarımla beraber çalışmaları yürüttüm. TÜBİTAK bilim ödülünü 1976 da aldım. Ayrıca Prof. Nusret Fişek Halk Sağlığı Bilim Ödülü (TTB tarafından), Aydınlanmanın Kadınları Ödülü İstanbul’da, Bilimde Yılın Atatürkçüsü Ödülünü ADD tarafından seçilerek almıştım.
NATO bursu ile gittiğim Kanada MC GILL Üniversitesi Hematoloji-Onkoloji Departmanında (Montreal’da) konferans verdim.

Gözünde Tümör Olan Lösemik Çocukları Tamamen Tedavi Ettik
Çocuklarda en sık görülen malign hastalık “akut lösemilerdir”. Gözünde tümör çıkan bir hasta için bir hekim arkadaş beni aradı ve kan sayımı yapmamı istedi ve sonuca göre hastaya enükleasyon yapacağını yani gözünü çıkartacağını söyledi. Çocukta lösemiden şüphelendim, kemik iliğini inceledim. “Akut Myeloid Lösemi” çıktı. Doktora, “hastanın gözünü çıkartmayın. Hastada lösemi var” dedim. Çocukluk akut lösemilerinde hayat kurtarıcı olmadıkça cerrahi girişimden uzak durulur. Akut myeloid lösemilerin gözde tümör formlarını yapmasına dikkat çektik. Gözünde tümörle gelen ondan sonraki tüm çocuklarda dikkatli kan ve kemik iliği muayenesi yaptık. Bu tip hastaları 40 yıl takip ettim. Fırlamış gözleri, kemoterapi ile remisyondan önce tamamen düzeliyordu. Löseminin neden “granülosit sarkoma” denen bu tümörle gözü tutmasının tam izahı yoktu. Hastalarda birçok araştırma yaptık kemoterapiye rağmen rölapslar (nüks) sıktı, prognozun kötü olduğunu bulduk. Gelişmiş ülkelerde de nadir görülüyordu. Birçok (İngilizce) yayın yaptık.

Hodgkinde Çinko Eksikliğini İlk Bulan
Türk çocuklarında Akut lösemilerden sonra en sık görüldüğünü saptadığımız maliyn lenfomalardan Hodgkin hastalığı ile çok ilgilendim. 0-6 yaş arasında bile Hodgkin hastalığı yakaladık. Paris’teki internasyonel bir kongrede de sundum. Hodgkinli çocukların ailelerinin sosyo-ekonomik yapısının alt düzeyde olduğunu saptadık. Böyle ailelerin çocuklarında enfeksiyona yatkınlık fazla, beslenme bozukluğu sık görülen belirtiler arasında yer alırdı. Hodgkinli hastaların çinko düzeyi genelde çok düşük çıktı. Çinko bugün selenyum ile birlikte kansere karşı koruyucu olarak biliniyor. Hodgkin hastalığında çinko eksikliğini bulduk. Prof. Dr. Prasad (ABD’den) insanlarda çinko eksikliğini ilk bulan bilim adamıdır. Bu araştırmalar üzerine mektuplaşdık. Çeşitli hastalık ve durumlarda bulduğumuz çinko eksikliğine ilgi göstererek Türkiye’de uluslararası Çinko Kongresi yapmamızı bana teklif etti ve 1982’de Ankara’da kongreyi yaptık ve kitabı ABD’de yayınlandı. (benim adımı da içeriyordu) Kongreye Avrupa ve ABD’den birçok bilim adamları da katıldı.

Türk Hematoloji Derneği’nin Kuruluşunda Prof. Dr. Orhan Ulutin’i Destekledim
ABD’de iken Hematoloji Dergilerine baktığımda Prof. Dr. Orhan Ulutin ve Prof. Dr. Muzaffer Aksoy isimlerini görünce iftihar ediyordum. Türk Hematoloji Cemiyeti kurulunca Prof. Dr. Orhan Ulutin ilk başkan ve ben de ikinci başkan oldum.

TÜBA Kurucu Başkanı
Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) kurucu üyeleri arasındaydım ve seçimle ilk başkanı oldum. 1993 yılında ilk, 1997 yılında ikinci kez başkan seçildim. 6 yıldan fazla TÜBA başkanı olarak çalıştım. Yeni üyeler seçilmesine ağırlık verdim. Ayrıca birçok bilimsel toplantı yaptırdım 2000 yılında sürem bitti Kurucu Başkan sıfatı verildi ve Şeref Üyesi oldum. TÜBA içerisinde Kanser Çalışma Grubu Başkanlığına yürüttüm.

Avrupa Bilimler Akademisi (ALLEA) Toplantısında Tek Kadın Başkan
Akademi kurulduktan sonra Avrupa Bilimler Akademisi Cemiyeti (ALLEA) bizi başkan olarak davet ettiler. Çeşitli Avrupa Ülkeleri’nde toplantılar yapılıyor, bir tek kadın başkan yoktu. Eğitim tartışmaları yapılıyor ve kadınlar bilimsel çalışmalara az ilgi duyuyorlar diye görüş öne sürüldü. Böyle bir hüküm vermenin kadınlara haksızlık olduğunu söylediğimde, “Bizde hemen evlenip bilimden uzaklaşıyorlar, sizde nasıl böyle bilim kadınları oluyor” dendi. “Türkiye hakkında bilginiz her halde zayıf. Büyük Atatürk’ün kurduğu modern Türkiye Cumhuriyet’inden geliyorum. Üniversitelerimizde de kadın öğretim üyeleri bir hayli mevcut” dedim. Amerika’ya ilk gittiğimde de benzer durumlarla karşılaşmıştım.
“İnternational Hematology Society” üyeliği, “Amerikan Pediatrik Hematoloji-Onkoloji Derneği”ne (ASPHO) ve SIOP’a (International Pediatrik Oncology Society) Türkiye’den seçilen ilk üyeydim. Ortadoğu Kan Kulübü (MBC) Kurucu üyesiydim ve Başkanlığını da bir süre yaptım. TÜBİTAK Çinko Eksikliği Araştırma Ünitesi kurucusu ve ilk başkanıydım.

TÜBİTAK Bilim Ödülünü 1976’da aldım, Ayrıca Türk Tabipler Birliği tarafından Prof. Nusret Fişek “Halk Sağlığı Bilim Ödülü” “Aydınlanmanın Kadınları Ödülü (İstanbul Üniversitesi’nden) “Bilimde Yılın Atatürkçüsü (ADD) ödüllerini almıştım. Prof. Dr. İhsan Doğramacı Bilim Ödülü, KKTC Başkanı’ndan Kıbrıs’ta kan hastalıkları özellikle “talassemiye” katkılarımdan dolayı teşekkür belgesi, 2005 yılında Sağlık Bakanından “Takdir” Belgesi ve Türk Hematoloji Derneği’nden asli üye belgesi aldım.

Eşim Hukukçu, Kızım ODTÜ Mezunu
Cumhuriyet Halk Partisi’nden tanıdığımız bir aile dostumuz vasıtasıyla eşim beni profesör iken gelip buldu. (Kendisi İsmet Paşa zamanında CHP’de biraz çalışmıştı) Tam gün çalışmanın öğretim üyeleri için gerekli olduğuna inanıyordum. Asistanlığımdan beri muayenehaneye öncelik vermiyordum, o dönemde tam gün çalışmakla ilgili farklı yazılar yayınlanıyordu. Çocuk kliniğinde tam gün çalışmaya başladım. Babam kliniğin adresini eşim Arif Bey’e vermiş, görüşmek için birkaç kez geldi. Tanıştık ve sonra da evlendik. Eşim Kanada’da Uluslararası MC GILL Üniversitesinde Hukuk alanında derece almıştı.
Kızım Ortadoğu Teknik Üniversitesinde Endüstri Mühendisliği eğitimi gördü. Sonra ABD’de çift master yaptı ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesinde “eğitimi etkileyen faktörler” üzerine doktora yaptı. Tezini kitap haline dönüştürmek istiyor. Aile kültürü çocuklar için çok önemli, kızım resim sevgisi ve bilgisini Resimde Profesör olan ablamdan almıştı, hala yaşatıyor.

Kan Hücrelerinin Renkli Dünyası İlgimi Çekti
Çocuk kliniğinde Trombositleri incelerken diğer kan hücrelerinden çok etkilendim. Kan Hücrelerinin renkli dünyası ilgimi çekiyordu. Morfolojilerini incelemek, sayıları ve şekillerine göre değerlendirme yapmak hem hoşuma gidiyor ve hem de teşhise katkıları bulundukları için önem veriyordum.

Kitaplarım
“Kanser ve Etik”, “Kanser Eğitimi”, İngilizce olarak da Prof. Prasad’la beraber “Zinc Deficiency in Human Subjects”, Prof. Dr. Filiz Hıncal’la beraber “Selenium in Health and Disease” Trace Element in Humans kitaplarını yazdım. Ayrıca araştırmalarımızla ilgili 6’dan fazla monografi de yayınladık.

1 Yorum

TIBBIN DUAYENLERİ: DİNÇER FIRAT

Ulusal Kanser Kongrelerini başlatanlardan, ulusal ve uluslararası birçok ödül alan, Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Kurucularından Prof. Dr. Dinçer Fırat, onkoloji alanındaki başarılı çalışmalarını, yazdığı kitapları, yeni projelerini ve hayatını Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e anlattı.

Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nün kurucusu olan Prof. Dr. Dinçer Fırat, onkoloji alanında ülkemizde birçok ilke imza atmasının yanında yurt dışında da ülkemizi başarıyla temsil ediyor. “Hekimlik bir sanattır” diyerek öğrenilen bilgilerin dışında karar vermenin ve hastaya muamelenin tecrübeyle edinildiğini söyleyen Prof. Dr. Fırat, şu günlerde yeni bir proje üzerine çalışıyor. Kendi ağzından onkoloji alanındaki başarılarını, hayatını ve çalışmalarını dile getiren Prof. Dr. Fırat şunları anlattı:”5 Şubat 1932 yılında Malatya’da doğdum. Babam doktor ve milletvekili olan Hikmet Fırat, annem ise İstanbul hanım efendisi Şefika Fırat. Avukat ağabeyim ve ressam ablam ile birlikte 3 kardeşiz.

İlkokulu Elazığ’da, ortaokulu Malatya’da bitirdim. İlkokul üçüncü sınıftayken hocam beşinci sınıfa götürür sorularını çözdürürdü. Ortaokulda bir kez ikmale kaldım, o da coğrafya dersindendi. Babam milletvekili seçildiği için lise öğrenimimi de Ankara Atatürk Lisesinde 3 yıl üst üste birincilikle tamamladım. Sonrasında da Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni de birincilikle bitirdim. Babamın vasiyeti üzerine politikaya hiç girmedim.

Queens Hospital Center’da Onkoloji Direktörlüğü Yaptım
1950’li yıllardan itibaren pek çok hekim eğitim görmeye ABD’ye gitti, zaten Amerika’da da doktor açığı vardı. Ancak ben, Fransızca okuduğum için Fransa’ya gitmeyi tercih ettim. Bilgi anlamında yetişmişiz ancak, pratiğimiz azdı. Tıp fakültesinde okurken 300 kişinin üzerinde öğrenci alınmıştı ki bu 100 kişinin üzerinde olmamalı. Durum öyle olunca pratik eğitim iyi verilemiyor. Amerika’ya doğru düzgün damar iğnesi yapmadan gittik. Cerrahi branşları düşünmedim. Genel ve kapsamlı bir branş olsun istedim. Hotel Dieu de Paris’te iç hastalıkları asistanı olarak bir yıl çalıştım. 1956 yılında Kanada’ya giderek önce Hospital General de Vardun’da iç hastalıkları eğitimime devam ettim. Sonra da Institu de Cardiologie de Montreal ’de kardiyoloji çalıştım. O sırada onkoloji ilgimi çekti, ABD Buffalo kentinde Roswell Park Memorial Institut’de 2 yıl asistanlıktan sonra Türkiye’ye döndüm, iç hastalıkları uzmanlığımı alıp askerliğimi yaptım. Türkiye’de kalmayı düşündüm ancak, onkoloji alanında çalışma imkanı yoktu. Tekrar Amerika’ya dönüp iki yıl daha kanser araştırmalarında çalıştım. 1963 yılında da New York’da Queens Hospital Center’ın Onkoloji Direktörlüğe atandım.

Eşim Ayşe Gülsen ile 1966 yılında doçentlik sınavı için Türkiye’ye geldiğimde akrabalar vasıtasıyla tanıştım. Herkes sınava çalışırken ben, eşimle görüşüyordum. Fransızca öğretmeni olan eşimle 6 ay kadar nişanlı kaldık ve bu süre zarfında mektuplaştık. Eşimin, Fransızca bilmesi en başta ortak noktamız oldu. Türkiye’de evlendim, Amerika’ya gittik ve sonrasında 2 çocuğumuz oldu. Kızım Belma Evin, bankacı oldu ve bir hekim ile evlendi. Oğlum Selim Yusuf ise Radyasyon Onkoloğu olarak Amerika’da doktorluk yapıyor. Bir tane de torunum var.

Türkiye’ye Dönüş Sonrası Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Ünitesi Kurucusu ve Başkanlığını Yaptım
Amerika’da bir gün İhsan Doğramacı Hoca aradı, onkoloji alanında imkanların değiştiğini söyledi ve dönmemizi teklif etti. Ben de ülkemde yaşamayı istedim hep. 1972 yılında Hacettepe Üniversitesine katıldım. Amerika’da 7 yıllık doçent olmama rağmen burada profesörlük için en az 1 yıl doçent olarak görev yapma şartı vardı. 1974 yılında da profesörlüğe atandım. Şeref Zileli hocanın büyük teşvikiyle Onkoloji Ünitesi’ni kurma çalışmalarına başladık. Ben Amerika’daki gibi olacağını düşündüm. Beni orada direktör olarak çağırdıkları zaman bölümüm, laboratuarım ve sekreterim hazırdı. Ancak Türkiye’de bir hocanın odasına masa eklendi ve odamız oldu. Başlangıçta benim kullanacağım mikroskop bile yoktu. Evden babamın mikroskobunu getirmiştim.

Önce Bir Vizyonunuz Olmalı
Hep aklımda bir amaç vardı. Amerika’da yaşarken, neden bunlar bizim ülkemizde olmasın diye düşünürdüm. Hastalarımız hep yurt dışına giderdi. İnsanın önce bir amacı ve vizyonu olmalı. Neleri yapabilirim diye düşünmeli ve yapabileceklerini yapmalı. Onkoloji bölümünü kurduk, hastalarımı görmeye başladım. Sonrasında bölümü farklı yerlere taşıdık.

Enstitü Kurulmadan Müdür Olarak Anıldım
Dünya Sağlık Örgütünün kanser ile ilgili bir toplantısı vardı. Rahmetli İhsan Hocanın yanında gittim. Hep diğer ülkelerin enstitü müdürleri vardı, Türkiye’deki durumu da ben anlattım. Sonrasında İhsan Hoca “Dinçer Fırat’ta bizim enstitünün müdürü” dedi. O ortam bizim geri kalmışlığımızı gösterdi. Onkoloji Enstitüsü’nün bizde de kurulması ile ilgili isteğimi dile getirdim. İhsan Hoca, organize etmemi söyledi. Böylece 1978 yılında Hacettepe Onkoloji Araştırma Enstitüsü kuruldu. Multidisipliner çalışmamız gerekiyordu, ben Tıbbi Onkoloji Bölümündeydim. Namık Çevik hoca Çocuk Onkolojisi Bölümünde, Ali Namık Şener hoca da Radyasyon Onkolojisi Bölümüne bakıyordu. Temel Onkoloji’de ise patoloji’den Turan Kutkam hoca yer aldı. Multidisipliner ilk kanser enstitüsü kağıt üzerinde bile olsa o şekilde kuruldu.
Tübitak tarafından Deneysel Onkoloji ve İmmünolojisi Ünitesi kurucusu ve başkanı oldum. Böylece, yurt dışından gerekli olan deney hayvanlarının gelmesini sağladık.

Hacettepe Onkoloji Hastanesi Açıldı
Onkoloji Enstitüsü binasının yapılması ise şöyle oldu. Bizim sekreter çok akıllıdır. “Bir Bey geldi, üst düzey olduğunu sanıyorum. Bir yakını hastaymış. Sivil giyimli biri sizi görmek istiyor” dedi. O zamanki Kara Kuvvetleri Komutanı Haydar Saltık Paşa, çok mütevazi bir insan. Poliklinikte oturmuş, odamda ağırladım. “Ortam böyle kusura bakmayın imkan yok” dedim. O da “Ortamın değişmesi için Haziran ayı içinde Selimiye Kışlasına gelin görüşelim” dedi. Emin Kansu hoca da bize katılmıştı. Sonrasında birlikte yanına gittik, bizden brifing istedi. Kanser hastalarının durumunu ve hasta yükümüzü anlattık.
Birkaç ay sonra Rektör Bey, beni çağırdı. “Bize bir mektup geldi. Bu nedir?” dedi. Kağıtta; “Devlet planlamadan daha önce iki defa müracaatınız olan bu projeyi neden geliştirmediniz, bir an önce geliştirilmesi ve başlangıç plan ve proje için 60 bin lira para tahsisi yapılmıştır” yazıyordu. Böylece Hacettepe bir yerde görevlendirilmiş oldu. 6 yılda Enstiü ve Poliklinikler açıldı ve 1993 yılında hizmet vermeye başladı.
Onkolojinin yan dal olması da 1982 yılında oluyor. Pediatrik Onkoloji, Medikal Onkoloji ve Cerrahi Onkoloji’nin yan dal olması için büyük uğraş verildi. Ondan önce uzmanlık eğitimi veremiyorduk.

Hasta Evi
Hastaneye gelen hastalar ve yakınlarının geçici konaklamaları için Kanser Kurumu ve Onkoloji Enstitüsü’ne destek amaçlı kurulan vakıf ile “Umut Evi’ni” yaptırdık. Bağışlar sayesinde 20 yataklı bir ev yapıldı.

Hospice Yapacağız Yer Bulamıyoruz
“Hospice” İngiltere başta olmak üzere yurt dışında çok sayıda bulunan, tüm tedavisi bitmiş ancak belirli bir sekel bırakmış kanserli hastaların, konuşma güçlüğü; ağrısı, nefes darlığı olan, evde bakacak kimsesi olmayan hastaların uzun vadeli kalacakları büyük tıbbi bakım istemeyen kuruluşlardır. Hospice için bağış yapacak kişi var ancak yeri bulamadık. Bir de Hospicelerin nasıl ve hangi şartlarda çalışacağına dair Sağlık Bakanlığı’nın yönetmeliği yok. Evde bakım yapacağınız hastaların bir merkezde bakılması gibi düşünebilirsiniz. Ülkemizde çok fazla bağış yapılmıyor. Yapanları da iyi değerlendirmek gerek.

Yurduma Vicdan Borcumu Ödedim
Yurt dışında da kalabilirdim ancak, ben ülkeme geleyim bana verilen eğitimin karşılığını vereyim istedim. Bu ülkenin çocuğuyuz, vicdan borcunu ödeyip hizmet edeceksiniz. Türkiye’de olmayan bir şey yapayım istedim ve istediğim gibi oldu.
1999 yılında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Müdürlüğü’nden emekli oldum. 10 yıldır da Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nün kurucusu olarak çalışıyorum. Onkoloji bilimi ve tedavi seçenekleri yurdumuzda çok gelişti. Artık tedavide yurt dışına gitmeye gerek yok.

Hedef Belirleyin ve Çok Çalışın
Öğrencilik hayatımda pekiyi alayım diye çalışmadım. Çok iyi çalışırdım, hafızamda kuvvetliydi. Sınavlarda sayfa gözümün önüne gelirdi. Tıp 4. Sınıftan sonra yaz tatillerinde hastanede çalışmaya başladım. Amaç edineceksin, çok çalışacaksın ve onu elde etmenin yöntemlerine bakacaksın. Gerçekçi hedefler belirlerim. Nereye varmak istediğimi iyi belirlerim. Martin Luther King’in “Benim bir rüyam var” dediği gibi diyebilmelisiniz. Amaç edinin, onu gerçekleştirmek için yol belirleyin, çalışın. Mutlaka bir hobi edinin.

İş Yerindeki Sorunları Kapıdan Çıkarken Bırakırım, Eve Yansıtmam!
Hastalarımıza faydalı olmaya çalışıyoruz. En iyi hizmeti vermeye gayret ediyoruz. Birçok dram yaşanıyor. Hasta ne kadar süre yaşayacağını sorar, ben kimseye ömür biçmemişimdir. Bu hem bilimsel hem de etik olarak yanlış. Tedavisi var, sana onu uygulayalım. “Hastalığı durdurmaya çalışırız, sende bizimle beraber söylediklerimizi yaparsan başarırız” denmeli. Onkolojide hekimler kendilerini soyutlamalı. Yoksa tükenmişlik sendromuna girebilirler. İş yerindeki sorunları kapıdan çıkarken bırakırım, eve yansıtmam! Yorgunsam mutlaka kitap okurum, müzik dinlerim. Bahçeyi çok severim, huzur verir bana.

Hiçbir Öğrencim ve Asistanıma, Ne Yüksek Sesle Konuşmuşumdur Ne de Bağırmışımdır
Ben çok güler yüzlü değilimdir. Hacettepe Onkolojide ilk senelerimdi. Bir gün muzip öğrenciler birleşip birini dolduruşa getirmişler. Dinçer Hoca vizitte kötü fırçalar. Sen, “Bu hastanın günlük kan sayımlarını bileceksin” sorar demişler. Bazen sorarım ancak, “İlaç verince kanı düştü mü?” diye sorarım. O kadar sonucu ezberleyememiş, eline yazmış. Tesadüfen kan sayımını sordum, “Nasıl düştü mü?” diye. Bir baktım elinden okuyup rakam söylüyor. Dikkatimi çekti, eli mosmor. “Bu ne?” dedim, ben öyle detay sormam. Amacım hastanın gidişatı nedir önemli olan bu. Ancak öğrenciyi öyle korkutmuşlar ki. Hiçbir öğrencim ve asistanıma ne yüksek sesle konuşmuşumdur ne de bağırmışımdır. Kusurları da olsa iyilikle ve özel olarak konuşarak düzeltirim.
En son 2005 yılında Kıbrıs’taki şehitlikte ve oğlumun askerlikte silah yemini töreninde ağladım. Hayatımda en mutlu olduğum anlardan üçü: Onkoloji Enstitüsü’nün açıldığı gün, kızımın evlendiği gün ve bir de oğlumun doçentlik sınavında başarılı olduğu gün.

Türk Onkoloji Grubunun Öncüleri Arasındayım
Türk onkoloji grubunu kurarak bir araştırma ve yayın için birçok verinin süratle toplanması ve daha etkili sonuçlar elde edilmesini sağladık. Grupta sadece onkologlar yoktu, cerrahlar, radyoterapistler, temel bilimciler de vardır. Yani multidisipliner bir gruptur.

“Officier Dans I’Ordre National de Merite” Ödülünü Aldım
Yirmi yıl boyunca Türk- Fransız Kanseroloji günlerini yaptık. Bu ilişkiler sayesinde birçok Türk hekim Fransa’ya gitti. Fransa’dan da hekimler geldi. Fransız Cumhurbaşkanı adına “Officier Dans I’Ordre National de Merite” ödülüne layık görüldüm.
11 kitap yazdım, bunlar arasında Türkiye ve Dünyada Kanser İstatistikleri, Ankara Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü ve Hastanesi, 20. Yüz Yılda Türk Onkolojisi, Türk Onkolojisinin Öncüleri, Ulusal Kanser Kongreleri, Dünden Bugüne Türk Onkoloji Grubu. Hem İngilizce hem de Fransızca kitap yazacak kadar dil biliyorum.

Örnek İsimler: Dr. Hamdi Suat Aknar, Hulusi Behçet, Cemil Topuzlu Paşa
Dr. Hamdi Suat Aknar, 1902 yılında Almanya’da tahsilini tamamlamış, Türkiye’de kanser araştırmaları, patoloji arşivleri yani kanserle ilgili cerrahi dışındaki konularla ilgilenen ilk isimdir. İlk kanser derneğini de o kurmuştur. Ama sonra kapandı. Hulusi Behçet, Cemil Topuzlu Paşa öğrenim için yurt dışına gitmiş, onlar da en iyisini öğrenip Türkiye’ye bir şeyler getirmek istemişlerdir.

Uzun Evlilik: Sevgi, Saygı ve Hoşgörü
Uzun evlilik için öncelikle sevgi gerekir, karşılıklı saygı olmalıdır. Eşinizin fikrine ve zevkine saygı göstereceksiniz. Münakaşadan kaçınmak, işi fazla uzatmadan tatlıya bağlamak önemlidir.

Her Hekimin Okuması Gereken Kitaplar
Aleksandr Soljenitsin’in “Kanserliler Koğuşu”nu her onkoloğun okuması gerekir. Elisabeth Kübler-Ross’un “Ölüm ve Ölmek Üzerine” kitabını tüm hekimlerin okumasını tavsiye ederim. Kitabı okuduktan sonra hastaların psikolojilerini daha iyi anlıyorsunuz. Hasta “Doktor benimle sonuna kadar beraber misin?” diye sorar. “Evet” diyeceksiniz. Ağrısını tedavi edeceksiniz, dertlerine tercüman olmak lazım. Sevdiğim filmler arasında da Kazablanka, Baba, Rüzgar Gibi Geçti ve Avcı yer alıyor.

3Y Kuralına Dikkat Ederim
Yemek konusunda 3Y kuralım vardır. “Yediğinin Yarısını Ye” şeklinde rejim uyguluyorum. Dengeli beslenmeye dikkat ederim. Malatyalı olarak meyveyi çok severim. Sigarayı yıllar önce bıraktım.”

Yorum bırakın