Archive for category Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği

“ANESTEZİ UZMANLARI HAKLARINI ALAMIYOR”

Artık hiçbir anestezi uzmanının “rejyonal anestezi” yapmak istemediğini belirten Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, “Puanlama ASA sınıfına göre olmalı. “Anestezi bakımı” adı altında yapılan ekstra işlemler göz ardı edilmemeli” dedi.
Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanları ameliyatların “görünmeyen kahramanları” olarak çalışıyor. Ameliyatta genelde cerrah bilinirken hastanın bütün yaşam fonksiyonları, kalbi, tansiyonu, solunum sistemi, böbreklerinin çalışması ve kısacası ameliyattaki tüm kontrollerden anestezistlerin sorumlu olduğunu kaydeden Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, anestezi uzmanlarının yaşadığı sorunları Sağlık Dergisi’ne anlattı.
“Performans Puanı “ASA” Sınıfına göre Olmalı”
Anestezi alacak hastaların risk gruplarına göre tasnif edilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Şahin, “Amerika Anestezistler Derneği (ASA) risk sınıflamasına göre ASA-I olan hastanın, ameliyat olacağı hastalığı dışında başka hastalığı yok demektir. ASA-V sınıfı hasta da ölüm oranı çok yüksek bir hasta anlamına gelir. Bazen, cerrahi girişimin çok zor olmadığı ve hastanın da çok riskli olduğu durumlarla karşılaşıyoruz. Dolayısıyla cerrahın işinin oldukça kolay, anestezistin işinin de oldukça zor olduğu, dolayısıyla her zaman bir doğru orantı olmadığı bir gerçektir. Örneğin yeni doğan bir bebekte veya çok yaşlı bir hastada anestezi riski hiçbir zaman aynı olamaz.
Ayrıca son yıllarda ameliyathane dışındaki girişimsel işlemlerde de anestezi ve sedasyon uyguluyoruz. Hastada sedasyon ve analjezi (ağrı duymaması için gereken tedavinin yapılması) durumunu sağlıyoruz. Beyin anevrizmalarında klasik yöntemde ameliyatta, ameliyatın getirdiği ek riskler ve masraflar çok fazla olabilirken yeni teknikler kullanılarak yapılan girişimsel radyolojik işlemlerle hastada sedasyon ve analjezi sağlanarak daha yararlı sonuçlar elde edilebiliyor. Ancak bu girişimlerin biz anestezistler için çok daha yüksek riskli olduğunun da bilinmesi önemli. Performans sisteminde alınan puanlar hasta hangi risk grubunda olursa olsun cerrahinin yüzde 30’u gibi değerlendiriliyor, ancak bu çok daha düşük olabiliyor. Puanlama aslında sadece ASA sınıflamasına göre değil, hastanın yaşına ve ameliyatın süresine göre de hesaplanmalı.
“Saatler Süren Ameliyat Birden Çok Anestezi Uzmanı ve Tek Kişiye Puan”
Bir ameliyat ne kadar uzun sürerse sürsün ve kaç anestezi uzmanı görev alırsa alsın, puan bir anestezi uzmanına ekleniyor. Örneğin, karaciğer naklinde ekip olarak 6-7 kişi oluyoruz, puan bir kişiye yazılıyor. Ancak eğitim kurumlarına problemli hastalar daha çok refere edildiği için bizler genelde komplike vakalarla ilgilenmek zorundayız.
“Anestezi Normal Fizyolojiye Aykırı İşler Yapıyor”
Biz anestezi uygulamaları sırasında aslında normal fizyolojiye oldukça aykırı işler yapıyoruz, yürüyen, konuşan bir insanı reflekslerini de ortadan kaldırıp uyutuyoruz. Anestezik işlemlerin bazıları risk taşıyan, özel ilgi gerektiren işlemler. Daha doğrusu tıpta risk taşımayan işlem hemen hemen yok gibi. Tabiidir ki, anestezi uzmanı yasal olarak her şeyden sorumlu tutuluyor, ancak bu durum performans puanlamasına orantılı olarak yansımıyor. Anestezi uzmanlarının hakları ile ilgili düzenlemeler yapılması için çalışıyoruz. Puanlamalarda “Anestezi Uzmanı Tek başına” ve Anestezi Teknisyeni ile Birlikte” şeklinde iki farklı uygulama yapılıyor ve bizler en üst seviyeden mesleki Sorumluluk Sigortası ödediğimiz halde, hak ettiğimiz puan yüzde30’a düşürülerek yasal sorumluluğu bulunmayan teknisyene yüzde70’lik bir paye veriliyor.
“Anestezi Düzeyi Ölçümü Parasını, Çalışan Ödüyor”
Ameliyat sırasında hastanın anestezi düzeyinin ölçümü için kullanılacak olan malzemenin parasının geri ödemesi yok. Hasta kendisi parasını öderse ve malzemeyi alırsa kullanılıyor, bu ölçümü yapabilecek olan doktorun yaptığı uygulamanın zaten karşılığı yok. Eğer biz doktor olarak bu malzemeyi kullanırsak ve hasta ödemezse bu maliyet çalıştığımız kliniğin gelirinden düşülüyor.
“Kalitesiz Ürünler Elimizde Kalıyor, Bunun Hesabını Biz Veriyoruz”
Kullanılan tıbbi cihazlar kalitesiz olunca daha çok ürün kullanmak gerekiyor ancak bunun da hesabı anestezistlere soruluyor. Kalitesiz kanül kullanıldığında elimizde kalıyor, “neden 5 tane kullanıldı” diye tutanak tutmak zorunda kalıyoruz. SGK tarafından geri ödemesi yapılmıyor. SGK’a eksik fatura veya dosya gitmesin diye çok uğraşıyoruz, çünkü çalıştığımız kurum bundan dolayı zarar görebiliyor ve bizden de hesap soruluyor. Tüketim denetlenmeli ve kontrol altında olmalı ancak, ben gereken malzemeyi ve kaliteli ürünü gerektiği miktarda kullanma özgürlüğüne sahip olmalıyım. İnanmadığım malzemeyi daha ucuz diye sınırsız sayıda kullanmak yararlı değil, Hastaya zarar vermeyecek, daha uzun süre kullanabilecek, belki biraz pahalı ama uzun dönemde ucuza maliyet sağlayacak malzemeyi benim kullanabilme şansım olmalı” dedi.
Cerrahinin Yüzde 30’u Anesteziye
Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Hülya Bilgin ise şunları söyledi: “Bir hasta ameliyata alındığında da anestezi uzmanları hastanın uyuması ve ağrı hissetmemesinden sorumluyuz. Bunların hepsi “anestezi bakımı” adı altında ücretlendirme yapılıyor. Bu hasta çocuk da olsa erişkin de olsa yandaş pek çok hastalığı da olsa siz buna ne yaparsanız yapın anestezi bakımı adı altında cerrahi girişim puanının yüzde 30’unu alıyorsunuz.
“Artık Kimse Spinal Anesteziyi Yapmak İstemiyor”
Spinal anestezide ise sadece yapılan iğne sayılıyor, oysa ameliyat bitene kadar biz hastanın başında duruyoruz. Spinal anestezi, genel anestezinin taşıdığı riskleri taşıyor. Verilen ilaç yükselebilir, hastanın kan basıncı düşebilir, solunumu bozulabilir. Her hasta için aynı standardı belirleyemiyorsunuz. “Spinal anestezi”nin ücretlenmesi “kas içine iğne yapmakla” aynı puan ve çok düşük olduğu için artık birçok anestezist bu durumun mağduriyetini yaşıyor.”

Yorum bırakın

“AĞRI” AKUT DÖNEMDE İYİ TEDAVİ EDİLMEZSE “HAFIZA” OLUŞUR

Akut ağrı iyi tedavi edilmezde kronik ağrıya dönüşür bu da hafıza oluşmasına yol açtığını kaydeden Hacettepe Üniversitesi Anestezi ve Reaminasyon Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Altan Şahin, ülkemizde kullanılan ağrı kesicilerin pahalı olduğunu, ucuz ağrı kesicilerin getirilmediğini söyledi.

Ağrı yüz yıllardır üzerinde çalışılan ve narkotikler ve türevlerinin kullanıldığı zor bir süreç. Uzmanlar tarafından sürekli çalışmalar yapıldığını ve yeni kılavuzların oluşturulduğunu belirten Hacettepe Üniversitesi Anestezi ve Reaminasyon Anabilim Dalı Öğretim üyesi ve Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği üyesi Prof. Dr. Altan Şahin, özellikle santral sensitizasyon denilen “Ağrı hafızası” oluşmaması için akut ağrıların kronikleşmeden tedavi edilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Prof. Dr. Şahin, ağrı mekanizması hakkında şunları söyledi: “Ağrının sadece beyinde algılanan bir durum değil, ağrılı bir uyaran geldikten sonra vücudun her hangi bir yerinde oluşan durumun periferik sinirler aracılığıyla merkezi sinir sistemine taşınması sonucu algılanır. Arka kök gangliyondaki sinapsa gelen ağrı, daha sonra spinal kordun arka boynuzunda özellikle bir ve ikinci laminalarda sinaps yaptıktan sonra karşıya geçerek genellikle spinatalamik traktustan talamusa gider, talamustan da kortikal ve retiküler sisteme, limbik sisteme yayılır ve ağrı algılanır.”

“İnguinal Herni Ameliyatlarından Sonra Kalıcı Kronik Ağrı Oluşabiliyor”

Özellikle akut ağrısı olan hastaların ağrılarının iyi tedavi edilmediğinde ya da torakotomiler, meme cerrahisi, ampütasyonlar gibi bazı ameliyatlardan sonra kalıcı bir ağrı oluşabildiğini dile getiren Prof. Dr. Şahin, “Torakotomilerden sonra interkostal sinirler zarar görebilir ve bu da nöropatik ağrıya neden olabilir, ayrıca inguinal herni ameliyatlarından sonra da kalıcı kronik ağrı oluşabiliyor” dedi.

Ağrının Nedeni “Santral Sensitizasyon”

Prof. Dr. Şahin şunları söyledi: “Ağrının nedeni “santral sensitizasyon” denilen ağrı hafızasının oturmasının engellenmesi için bazı önlemler var. Ağrı akut dönemde iyi tedavi edilmeli. Farklı nörotransmitterler ve reseptörler üzerinde çalışılıyor. Fakat şu anda bildiğimiz şey, akut ağrının iyi tedavi edilmediği zaman kronik ağrıya dönüşebileceği. Kronikleşmiş ağrıyı tedavi etmek çok daha zor oluyor.

Limbik Sistem, Korteks ve Talamus

Beyinde çok farklı yerlerde ağrı hafızası oluyor. Birincisi talamus yani sinaps yaptığı üst santral sinir sisteminin olduğu yer, limbik sistem ve kortikal bölgede de algılanıyor. Duyusal korteks kısmı olan pariyetal lob da ağrıyı algılayan bir yer..

“Ucuz Ağrı Kesiciler Türkiye’ye Getirilmiyor”

Ağrı tedavisinde farmakolojik ajanlar var. Günümüzde ağrı ile ilgili sürekli yeni bir reseptörler bulunuyor. Uygun antagonist ya da agonist bir takım ajanlar çıkıyor ve bu ajanlar çıktıktan sonra bunlar üzerinde çalışmalar yapılıyor. Her ne kadar yeni çalışma olsa da kılavuzlarda bundan 20 sene önceki ilaçlarla var. Bazı deneysel çalışmalarda ratlar üzerinde çok iyi sonuçlar bulunuyor. Fakat insana uygulandığında ya yan etkisi fazla çıkıyor ya da etkisi o kadar da belirgin olmayabiliyor. O yüzden bu çalışmalar devam ettikçe bir sürü yeni ilaç çıkıyormuş gibi oluyor. Fakat ondan sonrada bunlardan bir kısmı elimine oluyorlar. Ağrı tedavisinde yeni ilaçlar var. Dünyada olan ucuz ilaçlar Türkiye’de yok maalesef. Çünkü endüstri kar amacıyla bu işi yapıyor. Kar amacıyla da yaptığı içinde pahalı ilaçları Türkiye’ye getiriyor. Ağrı tedavisinde kullanılan “morfin” ucuz bir ilaçtır ama Türkiye’de oral morfinin bugünlerde sadece 60 mg’lığı bulunabiliyor. Hızlı etkili morfin preparatlar Türkiye’de yok. Mesela “Metadon” çok ucuz ve son derece etkili olan ve kanser ağrısı tedavisinde kullanılan bir ilaç Türkiye’de yok, nedeni ise sadece ucuz olması. Birçok ülkede devlet bu tür ilaçların sağlanmasında rol alıyor. Ağrısı olan hastalarda bağımlılık çok önemli bir sorun değil.

“Opioid İlaçların Kanserde Üst Dozu Yoktur”

Ağrısı olan 17 bin hastaya narkotikler ve türevleri (opioid) olan ilaçlar verilmiş ve bunların sadece ikisinde bağımlılık gelişmiş. Hastanın ızdırabını geçirmek önemli. Hasta kanser hastası ise ve 1 aylık ömrü varsa morfin reçete edildiğinde, hasta “bağımlılık yapacak” diyor. Hasta ömrünün son bir ayında ağrı çekmeyi göze alabiliyor. Kanser ağrısında bu tür ilaçların üst dozu yoktur. Kılavuzlarda da bu şekilde belirtilir.

“Ağrının Karakterine göre Tedavi Değişiyor”

Ağrı çeşitleri için farklı tedavi kılavuzları öne sürülmüş. Kılavuzlar bu işi rutinde yapanlara öneri olması için hazırlanır. Nöropatik ağrının tedavisinde etkili ilaçlar birinci sıradaki ilaçlar, kanser ağrısının tedavisinde daha alt sıralarda yer alıyor. Yani ağrının karakterine göre tedavi değişiyor.

“Ben Yaptım Oldu” Yaklaşımlarını Doğru Bulmuyorum”

Alternatif tedavide, akupunktur, hipnoz gibi yöntemlerin kanıta dayanmadığı için uygulamayı doğru bulmuyorum. Bunlarla ilgili yapılan metaanaliz ve sistematik derlemeler var. Bunlara sadece adjuvan tedavi olarak belki kullanılabileceği şeklinde destek veriliyor ancak hiçbir zaman primer tedavi prensibi olarak kullanmak doğru değil. Kanıta dayalı olan bilgi bizim için önemli. Bunun dışındaki “ben yaptım oldu” yaklaşımlarını doğru bulmuyorum.”

Yorum bırakın

“ÜLKEMİZDE ANESTEZİ UZMANI SAYISI YETERSİZ”

Depremlerde enkaz altındakilere ilk müdahale sırasında yapay solunum cihazlarının hayati önem taşıdığını belirten Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği (TARD) Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, “24 saatten fazla göçük altında kalan her birey yoğun bakım hastasıdır. Travma sonrası yaşanan şiddetli ağrı da ölümcül şoklara neden olabilir. Bu nedenle deprem gibi doğal afet veya kazalarda anestezi uzmanlarının önemi büyüktür” dedi. TARD Genel Sekreteri Prof. Dr. Hülya Bilgin ise ülkemizde anestezi uzmanı sayısının çok yetersiz kaldığını, bunun da doğal afet sırasında can kayıplarının artmasına neden olabileceğine dikkat çekti.
Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği (TARD) tarafından 26-30 Ekim tarihleri arasında düzenlenen “45. Türkiye Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kongresi” Antalya Manavgat’ta düzenlendi. 2 bine yakın hekimin katıldığı kongrede, anestezide yeni uygulamalar, doğal afet ve acil durumlarda anestezi ve anestezi hekimlerinin önemi gibi çok sayıda konu ele alındı. Kongre ile ilgili düzenlenen basın toplantısında konuşan TARD Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, Van depreminin ardından anestezi uzmanlarının öneminin yeniden gündeme geldiğini vurgulayarak “Acil müdahale gerektiren bütün felaketler gibi, depremde de anestezi ve anestezi doktoru başrollerden birine sahiptir. Yaralının kurtarılması ve sevki esnasında solunum ve dolaşım sisteminin kontrol altına alınması, ameliyat gerektiğinde en uygun anestezinin verilmesi, ameliyat bitiminde hastanın normal yaşantısına dönmesini sağlar, yoğun bakım gerektiren ağır yaralı hastaların yaşama geri döndürülmesi için çalışır” dedi. Anestezi uzmanlarının sayısı yetersiz olduğunda, özellikle bu tip afetlerde can kayıplarında ciddi artışların yaşanabildiğinin altını çizen Şahin “Hastaların solunum ve diğer yaşamsal fonksiyonlarının takibini yapan anestezi uzmanları, sıvı kaybı ve solunum yetmezliğinde ilk müdahale eden olur. Organların en az hasarla kurtarılması da yine anestezi doktorlarının görevidir” diye konuştu.
Ağrı, Ölümcül Şoka Yol Açar
Travmalı hastada şiddetli ağrının ölümcül şoklara neden olabileceğini kaydeden Şahin, özetle şunları kaydetti: “Ağrı esnasında vücutta bazı zararlı maddeler salınır, bu yaralı hastanın durumunu daha da kötüleştirebilir. Bundan dolayı ağrının dindirilmesi önemlidir. Hatta ağrı eşiğinin belli bir düzeyin üzerine çıktığında hasta şoka girer veya hayatını kaybeder. “

İngiltere’de 20 Kişiye, Ülkemizde 200 Kişiye 1 Anestesizt
TARD Genel Sekreteri Prof. Dr. Hülya Bilgin ise ülkemizde 200 kişiye bir anestezi hekiminin düştüğünü, bu rakamın İngiltere’de her 20 kişiye 1 anestezi uzmanı olduğunu belirtti. Bilgin, “Sağlık Bakanlığı ile bu konuyu görüştük. Anestezi uzmanı sayısı hızla arttırılmalıdır” dedi.
Anestezistlerden “Hayatta Kalma” Rehberi
TARD Gelecek Dönem Başkanı Prof. Dr. Güner Kaya TARD olarak deprem gibi doğal afetler sırasında hayati önem taşıyan bilgilerin yer aldığı “hayatta kalma” rehberi hazırlayacaklarını, bu konuyla ilgili olarak Sağlık Bakanlığı ile görüşme yapmayı planladıklarını açıkladı. Kaya, enkaz altında kalanların yaşadığı travmalar ve diğer afetlerde halka ve kurtarma ekiplerine yönelik hazırlanacak rehber için çalışmalara başladıklarını dile getirdi.

Göçük Altından Çıkarılan Hastalarda Solunum Yönetimi
Prof. Dr. Agah Çertuğ, deprem bölgesi ve afet bölgelerinde anestezi ve anestezi doktorunun rolünün çok önemli olduğunu söyledi. Van depreminin sembolü haline gelen Yunus’un göçük altında çıkarıldığında konuşmasının düzgün olduğuna dikkat çeken Çertuğ, göçük altından çıkarılan hastalarda solunum yönetimi, travmalı hastada ağrı yöntemi ve göçük altında sıvı kaybının iyi bir şekilde kontrol edilmesi gerektiğini kaydetti.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatiş Altıntaş ise depremde göçük altında kalan hastanın çıkarılmasında anestezisyenlere ihtiyaç olduğunu kaydetti. Altıntaş, “Hastanın çıkarılmadan önce kolu veya bacağı kesilebilir. Bu önemli bir durumdur’’ diye konuştu.

Yorum bırakın

HANGİ BRANŞ HEKİMLERİNDE İNTİHARA DAHA ÇOK RASTLANIYOR?

Hekimler arasında en sık anestezistlerde görülen intihar vakalarının, anestezistin sürekli kapalı ortamda uzun süre çalışmasının ve hastanın hayati fonksiyonlarının sorumluluğunun alınmasının depresyona neden olabildiği belirtiliyor. Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, konu ile ilgili Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

Uzmanlar, özellikle fiziksel yorgunluk ve ruhsal baskı içinde olunmasının, anestezistlerin anestezide kullanılan ilaçlara çok rahat erişebilmelerinin ve bu ilaçları hangi dozlarda uygulayacaklarını çok iyi bilmelerinin intihara yönelimi ve ilaç bağımlılığı riskini artırdığı uyarısında bulunuyor. Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği (TARD) Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, hekimler arasında intihar eğiliminin diğer meslek gruplarından daha yüksek olduğunu belirterek, yapılan araştırmalarda batılı hekimler arasında normal nüfusa ve diğer akademik personele göre intihar oranının yüzde 1-3 oranında daha fazla olduğunun belirlendiğini söyledi. Prof. Dr. Şahin, “Toplumdaki diğer bireylere göre erkek hekimlerdeki intihar riski 1.1-3.4, kadın doktorlardaki risk ise 2.5-5.7 olarak tahmin edilmektedir” dedi.

“En Sık ‘Anestezi’ Uzmanları İntihara Yöneliyor”
Hekimler içerisinde en sık ”anestezi” uzmanlarının intihara yöneldiğine dikkati çeken Şahin, konuya ilişkin yapılan çok sayıda araştırmanın bunu doğruladığını ifade etti. Prof. Dr. Şahin, şunları kaydetti: “Dünyada hekimler arasındaki intihar vakalarında anestezi uzmanlarının isminin diğer hekimlere göre daha sık geçmesi de sadece gözlemlenen bir durum değildir. Dünya genelinde yapılan araştırmalar, anestezi uzmanlarında intihar riskinin diğer hekimlere oranla yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin, İngiltere’de yapılan bir taramada, pratisyen hekimlere göre anestezi uzmanlarının çok daha yüksek oranda intihar girişiminde bulundukları saptanmıştır. ABD’de de intihar girişiminin ölümle sonuçlanma oranı ve ilaçla ilişkili ölüm oranının, dahiliye doktorlarına göre anestezi uzmanlarında daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Türkiye’de doğrudan bu konu ile ilgili bir çalışma bulunmamaktadır.”

Anestezinin, cerrahi girişimlere kişinin tahammülünü sağlamak olarak ifade edilebileceğini belirten Prof. Dr. Şahin, anestezinin doğrudan tedavi edici olmadığını, cerrahi başta olmak üzere tedavi sürecinde kişinin yaşamsal fonksiyonlarının kontrol altında tutulması açısından, büyük önem taşıyan bir girişim olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Şahin, anestezi gibi koruyucu ve kollayıcı olduğu savunulan bir girişimin kazaya neden olmasının da çok çarpıcı olduğunu ve bu nedenle anesteziye bağlı herhangi bir komplikasyonun, özellikle ölümlerin çok reaksiyon uyandırabileceğini belirtti.

“Anestezi Hatalarının Yüzde 70’i İnsan Kaynaklı”
Prof. Dr. Şahin, anestezi komplikasyonlarının cerrahiye göre çok az, fakat son derece ızdıraplı ve tıp hukuku açısından ciddi sonuçlar doğurduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Cerrahi girişimlerde insan hayatının emniyeti ancak kaliteli bir anestezi ile sağlanabilir. Anestezist ve ameliyat odası bir insan-makine kompleksi ve bu sistem performansı cihaz, insan ve çevre faktöründen etkileniyor. Örneğin, cihaza ait faktörler dediğimiz zaman iyi çalışmayan bir cihazla anestezi uygulamak son derece tedirgin edicidir. Anestezi hatalarının da yüzde 70’i insan hatalarından kaynaklanmaktadır. Ancak önemli olan, bu oranın azaltılabilir olmasıdır. Bunu azaltabilmek için de çalışma koşullarının iyileştirilmesi çok önemlidir. Anestezi uzmanı en önemli eforu uyanıklık için kullanmaktadır. Uyanıklığı etkileyen faktörlerin başında anestezistin performansı gelmektedir. Performansta, kişinin eğitim ve yeterlilik düzeyi, yorgunluk, uykusuzluk durumu, çalışma saatlerinin düzensizliği ve görevin kompleks yapısı etkilidir. Türkiye’de yapılan bir çalışmada, 32 saat (nöbet tutan ve nöbet sonrası mesai saatlerinde çalışmaya devam eden) ve 8 saat (sadece mesai saatlerinde) çalışan anestezi asistanlarının psikolojik ve bilişsel fonksiyonları karşılaştırılmış; 32 saatlik çalışma sonrası depresif duygu durumu, anksiyete ve stresin, 8 saat çalışmaya göre daha sık olduğu saptanmıştır. Yine bir başka çalışmada, 12 saat gece ya da gündüz çalışanlar karşılaştırılmış ve çalışma süreleri aynı olmasına karşın, gece çalışanların gündüz çalışanlara göre bilişsel fonksiyonlarının bozulabildiği gösterilmiştir.”

Doktorun hastasının acısını dindirme, hastalığını iyileştirme gibi asıl amaçlarının yanında bu işlemleri yaparken ona zarar vermemesinin de en önemli konu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şahin, özellikle anestezi altında, kendini hiçbir şekilde savunamayacak bir hastada bu durumun anestezi uzmanına daha büyük bir sorumluluk yüklediğini ve uzmanı strese soktuğunu söyledi.

“Ameliyathanelerde Anestezik Gazlar ile Beraber Karbondioksit Birikir”
Ameliyathanede çalışan anestezi uzmanlarının risk içeren bir ortamda hizmet verdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Şahin, şunları söyledi: “Örneğin, ameliyathanede enfeksiyon riski yüksektir, sürekli çalışan cihazların oluşturduğu bir gürültü kirliliği yanı sıra hastaların uyutulması için kullanılan anestezik gazların ortama olan kaçaklarına bağlı bir atık gaz kirliliği söz konusudur. Ameliyathaneler güneş ışığından yoksun ve sürekli yapay ışıkla aydınlatılan kapalı bir ortam olduğu için eğer iyi ve etkin çalışan bir havalandırma sistemi de yoksa atık, anestezik gazlar ile beraber karbondioksit birikir. İyi klimatize edilmemiş bir ameliyathane kışın çok soğuk, yazın çok sıcak olur. Tüm bunlar baş ağrısı, dikkat azalması, baş dönmesi, baygınlık duygusu ve yorgunluk oluşturur.”

Finlandiya’da yapılan çalışmada, intihara iten iş ile ilgili faktörlerin başında iş arkadaşları ya da yöneticiler ile fikir ayrılığı, işyerinde adaletin olmaması ve nöbetçi olma gibi durumların geldiğinin saptandığını belirten Prof. Dr. Şahin, “Anestezistin sağlık sorunlarının olması, sosyal ilişkilerinin zayıf olması, ailevi problemlerinin olması, arkadaşsızlık, sigara ve alkol tüketicisi olması da intihara iten kişisel faktörler olarak bildirilmiştir” diye konuştu.

“Yüksek Sorumluluk, Depresyona Neden Oluyor”
Prof. Dr. Şahin, sürekli olarak kapalı bir ortamda geçen uzun çalışma saatleri, çok yoğun geçen ve sık tutulan nöbetler, uykusuzluk, fiziksel yorgunluk ve yüksek düzeyde sorumluluğun kişide belirgin bir huzursuzluk ve depresyona neden olabildiğini ifade ederek, “Sonuç olarak yaptığı işten ürkme, korkma duyusunun gelişmesine neden olabilir, başarısızlık ve istenmeyen sonuçlar oluşabilir. Anestezistlerin bu sanatı uygulayabilmeleri, toplum tarafından tanındıkça, diğer hekimler ve hasta yakınlarının yaptıkları işin öneminin farkına vardıklarını gördükçe, tadacakları ruhsal doyum ile olasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Dr. Şahin, “Yapılan birçok çalışma, anestezide kullanılan ilaçlara çok rahat erişebilmeleri ve bu ilaçları hangi dozlarda uygulayacaklarını çok iyi bilmelerinin, anestezi uzmanları arasında intihar olasılığı ve ilaç bağımlılığı riskini arttırdığını göstermiştir” dedi.

Yorum bırakın