Archive for category Türk Radyoloji Derneği

ALZHEİMER’A ERKEN TEŞHİS İMKANI DOĞUYOR

Alzheimer hastalığında erken teşhis için geliştirilen yeni bir yöntem, bir hastadan örnek alınarak hazırlanan robot ile tanıtıldı.
Unutkanlık denildiğinde ilk akla gelen hastalıklardan biri olan Alzheimer’ın erken teşhisi için, uzun yıllardır araştırmalar sürüyor.  34. Ulusal Radyoloji Kongresi Siemens standında Alzheimer hastalığında erken teşhis yöntemini tanıtmak için, Gil adındaki hastanın yüz modeli çıkartılarak anlatıldı. Robot, bir Alzheimer hastanın yüz hareketlerini birebir yapıyor.
Amyloid Brain Model’ini tanıtmak için hazırlanan robot hakkında bilgi veren Siemens Moleküler Görüntüleme Sorumlusu  Gizem Uçanok, robotun üç farklı şirketten, 20 çalışanın 6 hafta boyunca birlikte çalışarak geliştirildiğini belirtti. Uçanok, söz konusu robotun Alzheimer’ı diğer demans türlerinden ayıran yeni bir radyoaktif maddeyi ve bu madde için Siemens’in geliştirdiği Amyloid Nöroloji yazılımını tanıtmak için yapıldığını söyledi. Bu yeni radyoaktif madde ve de yazılım ile ilgili Uçanok, şunları söyledi: “Alzheimer şüphesi olan hastalara bu yeni radyoaktif madde veriliyor. Hastanın daha sonra PETBT ya da PETMR ile beyin görüntülemesi yapılıyor. Verilen bu ilaç direk olarak beyindeki Amyloid plaklara yapışıyor ve görüntülenmesini sağlıyor. Daha sonra Siemens Amyloid yazılımı hastanın beyin datasını referans beyin datasıyla karşılaştırıyor ve klinisyenlere hastanın Amyloid oranını sunar. Bugün Amerika’da yaşayan 5. 4 milyon kişi Alzheimer hastası var ve 2050 yılına kadar bu rakamın 16 milyona kadar yükselmesi bekleniyor. 65 yaş üzerindeki her 8 kişiden biri ve 85 yaş üzerindekilerin yarısı Alzheimer hastası. Bu yöntem Amerika’da ve Avrupa’da uygulanmaya  başlandı.”

“Demans Hastalarının Bir Kısmına Yanlış Tedavi Uygulanıyor”
Unutkanlık şikayetiyle doktorlara gidenlere yapılan tetkikler sonucunda bir çoğuna demans teşhisi konduğunu kaydeden Uçanok, genelde hastalara  aynı tedavinin uygulandığını kaydetti. Uçanok, “Aslında demans hastalarının bir kısmına yanlış tedavi uygulanıyor. Alzheimer hastası sayılan hastaların bir kısmı Alzheimer hastası olmayabiliyor. Bu tetkik ve yazılım hastaların Alzheimer hastası mı yoksa başka türlü bir demans hastası mı onu söylüyor ve bunu erken teşhis etmeye yardımcı oluyor” diye konuştu.

Kongreye olan destekleriyle ilgili görüşlerini dile getiren Siemens Sağlık Türkiye Direktörü Şevket On, Türk Radyoloji Derneği’nin kongreyi uzun yıllardır başarıyla gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Şevket On; “Her yıl, Ulusal Radyoloji Kongresi’nde dünyada sunduğumuz en yeni ürün ve teknolojileri paylaşmaya gayret ediyoruz. Yalnızca ülkemizde değil, çalışmalarıyla uluslararası alanda da adını yukarılara taşıyan Türk Radyoloji Derneği’nin bu yılki organizasyonuna da destek vermekten dolayı son derece mutlu olduk” dedi.   
Reklamlar

Yorum bırakın

“TÜRKİYE’DE HER YIL 14 BİN YENİ PROSTAT KANSERİ VAKASI GÖRÜLÜYOR”

Prostat kanserinin tüm dünyada erkeklerde kansere bağlı ölüm nedenleri arasında akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer aldığını belirten Avrupa Ürogenital Radyoloji Derneği Prostat Kanseri Çalışma Grubu Üyesi Doç. Dr. Ahmet Tuncay Turgut, Türkiye’de her yıl 14 bin yeni prostat kanseri vakası görüldüğünü kaydetti. 

34. Ulusal Türk Radyoloji Kongresi kapsamında yapılan basın toplantısında Türkiye’de prostat kanserinde belirgin artış olduğu, prostat kanserinin erkeklerde akciğer kanserinden sonra ikinci sıraya yerleştiği bildirildi. Avrupa Ürogenital Radyoloji Derneği Prostat Kanseri Çalışma Grubu Üyesi Doç. Dr. Ahmet Tuncay Turgut, prostat kanseri için dünya ortalamasının 100 binde 28’lerde ve Avrupa ortalaması 100 binde 60’larda iken, Türkiye ortalamasının 100 binde 37’lerde olduğunu söyledi. Turgut, bu bilgiler doğrultusunda Türkiye’de her yıl 14 bin yeni prostat kanseri vakası görüldüğünü açıkladı. Turgut, burada önemli bir sorunun batı ülkelerinden kısmen farklı olarak erken tanı oranının hâla önemli ölçüde düşük olduğunu ve bu durumun hastalığa yönelik farkındalığın düşük olması ve özellikle kültürel faktörlerle ilişkili olmak üzere, hekime başvurma oranının istenen düzeyde olmaması ile açıklanabileceğini ifade etti. Turgut, “Maalesef toplumun geneli herhangi bir yakınması olmaması durumunda kontrol amacıyla doktora başvurmamaktadır” dedi.

“Tüm Kanser Vakalarının Yüzde 11’inden ve Kanserden Ölümlerin Yüzde 9’undan Sorumlu”
Manyetik rezonans görüntüleme ve multiparametrik manyetik rezonans teknolojisinde son dönemde kaydedilen gelişmeler sayesinde prostat kanserinin kolaylıkla tespit edilebildiğini ve tümörün davranış özelliklerinin belirlenebildiğini belirten Turgut, prostat kanseri görülme sıklığı ve prostat kanserinin toplum sağlığı açısından taşıdığı önem konusunda bilgi verdi. Turgut, yapılan araştırmalarda, gelişen hayat standartları sayesinde yaşam beklentisinin artmasına paralel olarak özellikle 65 yaş üzerinde olmak üzere kanser vakalarında önümüzdeki 30 yıl içinde 3 kat artış meydana geleceğinin hesaplandığını söyledi. İleri yaş hastalığı olarak ortaya çıkan prostat kanseri için de aynı sözlerinin tekrarlanabileceğini kaydeden Doç. Dr. Turgut, konu ile ilgili şunları söyledi: “Prostat kanseri genel olarak orta yaşı geçmiş erkeklerde en sık tanı konan kanser olup tüm kanser vakalarının yüzde 11’inden ve kanserden ölümlerin yüzde 9’undan sorumludur. Çok çarpıcı bir veriyle devam etmek gerekirse, yapılan araştırmalar her 6 erkekten birinin yaşamı boyunca prostat kanserine yakalanacağını göstermiştir. Prostat kanseri tüm dünyada erkeklerde kansere bağlı ölüm nedenleri arasında akciğer kanserinden sonra ikinci durumdadır. Bu çerçevede her 36 erkekten birinin prostat kanseri nedeniyle hayatını kaybettiği düşünülmektedir. Tüm dünyada yılda 900 bin hasta prostat kanseri tanısı alırken, her yıl 258 bin hasta prostat kanseri nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Benzer şekilde ABD’de 2012 için öngörülen yeni olgu sayısı 241 bin 740, ölüm sayısı ile 28 bin 170’dir. Mevcut artış durumun devam etmesi halinde 2030 yılında dünyada her yıl 1 milyon 700 bin yeni olgu ve 500 bin ölüm görüleceği düşünülmektedir.”


Görüntüleme teknolojisindeki baş döndürücü hızdaki gelişmeler sayesinde, kanserli hastaya yaklaşımda radyolojik değerlendirmenin çok temel bir konuma geldiğinin altını çizen Turgut, görüntüleme sayesinde elde edilen tümöre ait yapısal, metabolik ve fonksiyonel bilgilerin, uygulanacak tedavi yaklaşımını doğrudan belirler hale geldiğini söyledi. Turgut, prostat kanseri tanısında MR görüntüleriyle üç boyutlu ultrason görüntülerinin birleştirilmesini sağlayan cihaz kullanıldığını, yeni biyopsi tekniği sayesinde prostat kanserinin kolaylıkla saptanabildiğini söyledi. Turgut, geleneksel yöntemler ve devrim olarak adlandırdığı yeni teknolojik gelişmeler arasındaki farkı şöyle açıkladı: “Prostat kanseri taraması için yöntemlerden biri kanda PSA ölçümü olup kan PSA düzeyinin artışı durumunda ultrason rehberliğinde prostat bezinden özel iğnelerle parça alınması işlemi gerçekleştirilmektedir. PSA düzeyinde artışın prostat kanseri dışındaki bazı sebeplere de bağlı olabilmesi nedeniyle rutin PSA taraması pek çok gereksiz biyopsiye yol açmaktadır. Bezin hangi kısmının anormal olduğu dikkate alınmadan, adeta kör olarak parça alınmaktadır. Son dönemde geliştirilen bir teknikle körleme parça alma yerine işlemin prostat bezi içerisinde saptanan şüpheli bölgelerden hedef gözeterek yapılması esas alınmaktadır.”

Burada hastanın önce multiparametrik MR adı verilen yeni bir teknikle MR’ının çekildiğini, elde edilen görüntülerin özel yazılımlarla değerlendirilmesi sonucunda prostat bezinde kanser şüphesi yüksek alanlar belirlendiğini aktaran Turgut, “Burada çok önemli bir konu da prostat kanserinin her tipinin tedavi gerektiriyor olmaması. Özellikle belli kanser tipleri tedavi edilmeyip sadece kontrollerle yetinilse bile hastaya önemli bir zarar vermiyor” diye konuştu. 

Kadınlara Mamografi Erkeklere MR
Halihazır uygulamalarla birçok hastaya gereksiz ameliyatları da kapsayan ve uygun olmayan tedavi yöntemleri uygulandığını kaydeden Turgut, “Kadınlarda meme kanseri taramasına yönelik olarak mamografinin kullanılmasına benzer şekilde yakın gelecekte erkeklerde de prostat kanseri tanısına yönelik olarak Manyetik Rezonans (MR) görüntülemenin kullanılmasının gündeme geleceğini düşünüyoruz” diye konuştu. 

Yorum bırakın

KADRO AZALIYOR TALEP ARTIYOR

2002 ile 2010 yılları arasındaki radyolog kontenjanlarında yüzde 50’lere ulaşan azaltmanın temel problem olarak ortada durduğunu söyleyen Türk Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nevra Elmas, kadro sayısı düşürülürken, aynı yıllara ait istatistiklerin, BT ve MR taleplerinde yüzde 300- 700 oranında artış gösterdiğini belirtti. 

34. Ulusal Türk Radyoloji Kongresi kapsamında yapılan basın toplantısına, Türk Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nevra Elmas, Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Halil Öztürk, Genel Sekreter Doç. Dr. Ahmet Tuncay Turgut, Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Adem Kırış ve TÜRKRAD 2013 Bilimsel Kurul Başkanı Doç. Dr. Mehmet Ertürk katıldı.

Türk Radyoloji Derneği Başkanı Prof.Dr. Nevra Elmas, ‘Sağlık Sistemindeki Değişikliklerin Görüntüleme Hizmetlerine Yansımaları ve Görüntülemenin Kötüye Kullanımının Toplum Sağlığına Etkileri’ konusunda bilgi verdi. Radyoloji alanında sorunlardan birinin sağlıkta dönüşüm modelinin radyoloji alanına yansıyan olumsuz etkileri olduğunu kaydeden Prof.Dr. Elmas, radyolojinin günümüzde herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle sağlık merkezine başvuran tüm hastaları dolaylı olarak ilgilendiren bir bilim alanı olduğunu, hiçbir hastalık tanısının radyolojik inceleme olmaksızın konulamaz duruma geldiğini vurguladı. Prof. Dr. Elmas, “Radyoloji parkları klasik röntgen görüntüleri, ultrason, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme yöntemleriyle zenginleştirilmiş ve kuşkulu hastalık tanısı için tercih edilmesi gereken cihazın kararında klinik hekimler zorlanmaktadır. Bu modaliteler arasında klasik röntgen ve bilgisayarlı tomografi çalışma prensiplerinde X ışını gerektirdiğinden özellikle çocuk hasta grubunda radyasyonun sakıncalı etkileri göz önüne alınarak çok hassas olunması gerekmektedir. Ultrason ve manyetik görüntüleme yönteminde herhangi bir zarar verici etken söz konusu değildir. Ancak, cihazların mali portreleri ve inceleme süreleri gözlendiğinde manyetik rezonansın daha seçici durumlarda kullanılma gerekliliği söz konusudur” dedi.

BT ve Manyetik Rezonans En Düşük Rakamlar Avrupa’da 250 Euro, Amerika’da Bin Dolar
Radyoloji alanında Türkiye’de de kullanılan cihazların, yurt dışındaki tetkik ücretleri gözden geçirildiğinde bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans için en düşük rakamların Avrupa’da 250 Euro, Amerika’da bin dolardan başladığını hatırlatan Prof. Dr. Elmas, “Ülkemizde ise Sağlık Bakanlığının biçtiği değer bilgisayarlı tomografi için 59 TL, manyetik rezonans için 71.5 TL olarak kararlaştırılmıştır. Bunun sonucu olarak kamu ve üniversite hastaneleri istenilen fazla sayıdaki incelemeler nedeniyle talepleri karşılayamayacak konuma geldi. Taleplerin bu denli artışı sonucu dışarıdan hizmet satın alımı firmaları sahnede rol almaya başlamışlardır. Zaman içinde hizmet satan firmalar hipertrofiye olurken, kamu kurumlarımda çalışmakta olan meslektaşlarımız inaktif hale getirilmeye başlanmıştır. Zamanın ilerlemesi ile mağduriyetleri daha da artmaktadır. Günde cihaz başına düşen hasta sayısının artışı ve özel hizmet sektöründe inceleme ücretlerinin maliyetin altına düşürülmesi kaliteli hizmet sınırlarını zorladığından, tanısal yeterlilikten yoksun incelemeler tekrarlanmak zorunda kalmaktadır. Bu da hastaların aldıkları radyasyon ile kontrast madde miktarını artırdığından uzun veya kısa vadeli yaşam tehdidine kadar gidebilen yan etkiler oluşturmaktadır” diye konuştu. 

Amaç: Hastalarımızın En Kısa Yoldan Kaliteli İncelemeler ile En Doğru Tanıyı Alabilmesi
Sağlıkta dönüşüm çerçevesinde değerinin altında sağlanan inceleme yöntemleriyle insan sağlığının tehdit altında olduğuna dikkat çeken Elmas, sonuç olarak radyolojik incelemeye ulaşımın hasta açısından son derece kolaylaşırken, düşük fiyat politikasıyla kaliteden ödün verilmiş incelemeler nedeniyle hastanın sağlığına kavuşamadığını söyledi. Elmas, şunları söyledi: “Amaçlarımızdan birinin toplum sağlığını korumak, radyolojik kaliteyi topluma kazandırmak, mükerrer incelemelerin önüne geçmek olduğundan Türk Radyoloji Derneği tarafından hazırlanmış bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans ve mammografi inceleme standartları Sağlık Bakanlığı ile işbirliği çerçevesinde bakanlık ve dernek üyelerinden oluşturulmuş Standartlar Komisyonunca denetleme sürecine alınmıştır. Amaç ülke genelinde radyolojik kalitenin sağlanması ve hastalarımızın en kısa yoldan kaliteli incelemeler ile en doğru tanıyı alabilmesidir.”

Kadro Azalıyor Talep Artıyor
Ülke genelinde radyolojik kalitenin sağlanmasını amaçladıklarını kaydeden Prof. Dr. Elmas, hedeflere ulaşma noktasında 2002 ile 2010 yılları arasındaki radyolog kontenjanlarında yüzde 50’lere ulaşan azaltmanın temel problem olarak ortada durduğunu söyledi. Kadro sayısı düşürülürken, aynı yıllara ait istatistiklerin, BT ve MR taleplerinde yüzde 300- 700 oranında artış gösterdiğini belirten Elmas, derneğin temel amaçlarının tıp öğrencileri, radyoloji asistanları ve radyoloji uzmanlarını kapsayan meslek içi ve meslek sonrası radyoloji eğitimine katkıda bulunmak olduğunu belirtti. 

Yorum bırakın

FOTOĞRAFİK GÖRÜNTÜDEN TIBBİ GÖRÜNTÜYE

SAĞLIK VE HOBİ
Radyoloji alanlında uzun yıllardır çalışan ve yeni emekli olan Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Tamer Kaya, fotoğrafçılık hobisini ve mesleğine olan yansımasını anlattı.
21 yıllık üniversite yaşamından sonra yeni emekli olan Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Tamer Kaya, mesleki çalışmalarına Eskişehir’deki tanı merkezinde devam ediyor. Tıp mesleğini özellikle Radyoloji branşını seçtikten sonra daha çok sevdiğini söyleyen Prof. Dr. Kaya, “Radyoloji’de fotoğraf gibi temelde görselliğe dayalı bir meslek alanı. Mükemmel bir vücudu yine mükemmel ekipmanlar kullanarak inceliyorsunuz.
Hastalıkların gizemini oluşturan bulmacaları, uygun yöntemi seçerek ve elde ettiğimiz görüntüler üzerindeki veriler ve ipuçlarından yola çıkarak çözmeye çalışıyorsunuz. Tanı koyma becerisinin yanı sıra elde edilen görüntünün resmedilmesi de önemli. Radyolojinin içerisinde, girişimsel radyoloji de bir o kadar heyecan verici ancak daha ağır tempolu bir alan. Meslek yaşamımda girişimsel radyoloji, uygulamaları gittikçe artan bir şekilde yer aldı” dedi.
Fotoğraf, bu yoğun ve yorucu süreçleri dengeleyen bir hobi olduğunu anlatan Prof. Dr. Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü: “ Fotoğraf uğraşınız sırasında Radyoloji gibi görsel ögeler ile uğraşıyorsunuz. Ancak fotoğraf sizi daha renkli daha keyifli bir boyuta götürüyor. İsterseniz çok farklı güzellikteki ortamlara taşıyabiliyor.”
Prof. Dr. Tamer Kaya, Esra Öz’ün sorularını yanıtladı.


Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1963 yılı Sivas doğumluyum. Orta öğrenimimi Bursa’da tamamladım. Tıp Fakültesi ve uzmanlık eğitimimi Bursa’da yaptım. Eskişehir’de daha sonra Osmangazi olarak adı değişen  Anadolu Üniversitesinde 21 yıl kariyerime devam ettim. Geçen sene tam gün yasası kapsamında, meslek yaşamıma özel tanı merkezimde devam etme kararı aldım.
Üniversitede çalıştığım dönemde, 15 yıl anabilim dalı başkanı olarak yöneticilik yaptım. İki yıl Türk Radyoloji Derneği merkez yönetim kurulunda görev aldım. Başlıca meme, kas – iskelet radyolojisi ve girişimsel radyoloji uygulamalarını yaptım. Halen röntgen, ultrasonografi gibi rutin muayenehane hizmetleri yanı sıra, bu uygulamalara daha çok zaman ayırıyorum. Emeklilik dönemimde hobilerime biraz daha zaman ayırabiliyorum. Ancak en zor çalışma dönemlerimde de fırsat buldukça hobilerime zaman ayırdım. 
Hobiniz nedir ve ne kadar süredir yapıyorsunuz?
Fotoğraf merakım üniversite öğrencisi iken başladı. Babamın, verdiği 1960 lı yıllar yapımı, Kodak fotoğraf makinesi ve yine babamın anlattığı ışık ve fotoğrafçılık bilgilerini kullanarak fotoğraflar çektim. O yıllarda kullandığım bu makine ve özellikle el ile yapılan pozlama ayarlamaları, büyük bir zevkle ışığın dilini anlamama yardımcı oldu.


Hobinizle ilgili etkinlikleriniz oldu mu?
Kendim kişisel sergi açmadım. Fotoğraflarım genellikle tıp ve radyoloji gibi mesleki etkinliklerde sergilendi. En çok gurur duyduğum an, bir fotoğrafımla müracaat ettiğim Avrupa Radyoloji Kongresinde, fotoğrafımın sergilenmeye değer görülen 12 fotoğraftan birisi olarak seçilmiş olması idi. Sonuçlar açıklanmadan sergilenme yapılması nedeniyle benim için büyük bir sürpriz oldu. Kongrede büyük boyda sergilenmekte olan fotoğrafımı gördüğümdeki duyduğum heyecanı unutamam.
Meslektaşlarımın bu hobiyi ve sanatı keşfetmeleri ve daha çok ilgilenmelerini sağlayabilmek için Türk Radyoloji Derneğinin yönetim kurulunda iken başlatılmasına katkım olan Ulusal Radyoloji Kongrelerindeki fotoğraf sergisi etkinliklerinde görev alıyorum.
Hobinizin mesleğinize katkısı oluyor mu?
Branşımı seçmemde, fotoğrafa ilgimin rolü olduğunu söyleyebilirim. Fotoğrafçılık ile radyoloji, temelde çok farklı amaçlara hizmet ediyor gibi görülseler bile kardeş iki alan. Her ikisi de temel ışık prensiplerini kullanarak ile ışığı, gölgeyi veya silueti kaydederek görüntü ortaya çıkarıyor. Fotoğrafçı gözüyle bakışın, özellikle elde ettiğimiz verileri görselliğe dönüştürmek adına radyolojik yaklaşımlara ciddi katkısı var.
Ama fotoğrafa ilgimin bana katkısının daha çok bir hobi olarak mesleki yoğunluk ve yorgunluktan beni arındırması olduğunu söyleyebilirim.
Neden bu hobiyi seçtiniz?
Görsel sanatlara çok merakım var. Fotoğraf, güzel ve anlamlı şeyleri hızla ve kolaylıkla kaydedebilme olanağı veriyor. Fotoğrafçılık aynı zamanda, fotoğraf makineniz yanınızda olmasa da çevreye olan dikkat ve ilginizi de arttırıyor. Son zamanlarda fotoğraf çekmek için planlanan yürüyüş ve bisiklet gibi olanakların fiziksel katkısından da bahsetmeliyim.


Yaptığınız hobi size ne hissettiriyor?
İnsanın zamanı, bir an için de olsa istediğimiz şekilde durdurmasını sağlıyor. Başlıca görsel güzellikleri ve vurgulayıcı örnekleri yakalamayı amaçlıyorum. Her alanda fotoğraf çekmeyi seviyorum. Fotoğrafçılık çok yönlü bakabilmeyi öğretiyor. Basit bir objenin bile resmini çekerken o kadar çok seçenek var ki. Bunlar içerisinde size en uygun olanını seçerek yakalama fırsatı veriyor. Çok büyük bir kareyi saniyeden kısa bir zamanda oluşturabilmek ise büyük bir keyif.
Belki de ayrıca genlerimize işlenmiş olan avlanma güdüsünü de bence tatmin ediyor. Avcılık, doğa fotoğrafçılığı ile temelde çok farklı gibi görülse de çok benzerlikleri var. Ama birisinde öldürme ögesi ön planda iken diğeri yaşatma üzerine kurulu. Çektiğiniz anı bir anda ölümsüzleştirmiş oluyorsunuz.
Tavsiye edeceğiniz film, kitap ve müzik nedir?
Savaş filmlerini genelde sevmem ama Ridley Scott’un tarihi ögesi ağır basan “Cennetin krallığı” filmi beni çok etkilemiştir. Son yıllarda mesleğimin temel ögesi olan biyolojiye gittikçe artan bir merak oluştu. Buna yönelik kitaplar okuyorum. Bunlar içinde ilginizi çekebileceğini düşündüğüm, Frans de Waal’ın İçimizdeki Maymun kitabını önerebilirim. Son zamanlarda da güzel grup ve parçalar var ama melodilerin ve müziğin altın yıllarından bir grup olan Dire Straits benim favorimdir. Özellikle Sultans of Swing’i hala tüylerim ürpererek büyük bir keyifle dinlerim. 

Yorum bırakın

TRD Başkanı Akhan: "ÇIĞLIĞIMIZI DUYUN"

Türk Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr Okan Akhan, ihale yöntemi ile verilen radyoloji laboratuarlarında hizmetin kalitesinin düşük olduğunu, bunun halk sağlığını ciddi tehdit ettiğini söyledi. Akhan, dernek olarak, radyoloji ile ilgili standartların belirlenmesi ve tüm hastanelerde uygulanmasını sağlaman amacıyla Sağlık Bakanlığı ile çalışma başlattıklarını ve bir komisyon kurduklarını, yapılacak tetkiklerinde bu komisyonun protokollerine uygun yapılmasının planlandığını kaydetti.

Türk Radyoloji Derneği’nin düzenlediği 32. Ulusal Radyoloji Kongresi, 28 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında Antalya Lara’daki WOW Otel’de gerçekleştirildi. Kongrede bu yıl ilk kez “Türk Radyoloji Derneği Komşularıyla Buluşuyor” oturumları yer alırken; “acil radyoloji” ve “Radyolojide tanı koydurucu tipik bulgular ve işaretler” konularında eğitim kursları verildi. Kongre ile ilgili düzenlenen basın toplantısında konuşan Prof. Dr. Okan Akhan, ihale ile dışarıdan hizmet alımı ile yapan radyoloji hizmetlerinin kalitesinin düşük olduğunu savunarak “Bu yöntemle hizmet alımı yoluyla faaliyet gösteren 150’den fazla birim olduğu söylenebilir. Bazı birimlerde daha fazla sayıda tetkik yapmak için uluslararası kabul görmüş protokoller göz ardı edilmektedir” dedi.

“Çok Tetkik, Hiç Tetkik Demek”

Bir birimde Bilgisayarlı Tomografi (BT) cihazı ile 400 BT tetkiki, bir başka birimde 70 MR yapılması gerekirken 180’e varan MR yapıldığına dikkat çeken Akhan “Bunlar devletin hastanelerinde, ihale ile çalışan ünitelerdi. Çok tetkik hiç tetkik demektir. Bu hastalar, zaman ve devletimize para kaybettirmektedir. Dernek olarak bu standartları belirlemek ve tüm hastanelerde uygulanmasını sağlamak konusunda Sağlık Bakanlığı’na yardımcı olmaya hazır olduğumuzu defalarca belirttik. Geçtiğimiz aylarda Bakanlık, önerilerimiz üzerine bir temsilcimizin de içinde olduğu bir komisyon kurdu. Bu komisyon tetkik protokollerini ‘Standartlar Komitemizin’ kurullarına uygun olarak hazırlanıyor. Umuyorum ki Sağlık Bakanlığı söylediğinden vazgeçmeyecek bu işin uluslar arası standartlara göre yapılmasında gerekli adımları atar” diye konuştu.

“Nicelik Bazlı, Sayıya Dayanan, Hizmet Karşılığı Ücret Prensibi “

Tam Gün Yasası ve performans sistemine de değinen Akhan, “Derneğimiz, Tam Gün Yasası’nın sağlık hizmeti sunumuna olumsuz etkileri olacağı görüşündedir. Özellikle halen uygulanmakta olan nicelik bazlı, sayıya dayanan, hizmet karşılığı ücret prensibini benimsemiş, parça başı ücretlendirme yapan performans sistemi, endişelerimizi daha da artırmaktadır. Sayıya dayalı anlayış sadece eğitimi ve araştırmayı sorunlu hale getirmiyor, ayrıca hasta güvenliğini tehdit eden, sağlık hizmeti kalitesini düşüren, hekim-hasta ilişkilerini zora sokan, malpraktis kaygılarıyla gereksiz tetkik ve ilaç kullanımına yol açarak sağlık harcamalarını arttıran sonuçlar doğurmaktadır” dedi.

Çığlığımızı Duyun

Prof. Dr. Okan Akhan, performans sisteminin üniversite, eğitim ve araştırma hastanelerinde eğitimin niteliğini de olumsuz yönde etkilediğini anımsatarak, şöyle devam etti: “Sağlık Bakanlığı hastanelerinde uygulanan ve bu yılın başından itibaren üniversite hastanelerinde de yaygınlaşan performans sistemi eğitimleri önemli ölçüde etkiliyor. Hekimler uzun saatler çalışıyor, hastalara yeterli vakit ayrılmıyor. Bir hastaya en az 20 dakika ayrılması gerekirken performans sistemi nedeniyle ayrılan süreler çok kısalıyor. Kliniklerde günde 150 ye varan hasta bakılıyor. Her gelen hastaya da radyoloji tetkikleri yazıldığından o hastalarda bize geliyor, iş yükümüz artıyor. Bu tetkikler ne yazık ki standartlara uygun yapılmıyor. Hastaya verilen hizmetin kalitesi de ve eğitim niteliği düşüyor. Böyle devam ederse 5-10 yıl sonraki radyologlardan halkımız çok zarar görecek. Çığlığımızı duyun. Sağlık Bakanlığı üniversitelerin işine soyunursa halk bunun olumsuzluğunu öder. Sağlıkta dönüşüm politikası yurttaşın daha kolay hastaneye ulaşmasını sağlamıştır ama hizmet kalitesi düşmüş hem de gereksiz tahlil ve tetkikler yapılmasına neden olmuştur” dedi.
“Radyoloji Eğitiminin Takipçisi Olacağız”
Türkiye’de yaklaşık 80 civarında radyoloji eğitimi veren kurum olduğunu belirten Dr. Akhan, radyoloji alanındaki uzmanlık eğitimi ve çalışma şartları hakkında şunları söyledi:“Derneğimiz nitelikli radyoloji uzmanı yetiştirilmesi, radyoloji alanında sunulan sağlık hizmetinin iyileştirilmesi, radyoloji hizmet ortamının standartlarının yükseltilmesi çabaları yanında alanımızın hak ve menfaatlerinin korunması için elinden gelen her çabayı sarf etmektedir. Radyoloji alanındaki uzmanlık eğitiminde de önemli sorunlarımız devam etmektedir. Avrupa Birliği ve OECD ülkelerinde de uygulanan; derneğimizin girişimleri sonucunda 2002 yılı yönetmeliğinde 3 yıldan 5 yıla çıkarılan uzmanlık eğitim süresi maalesef ülke gerçekleri, radyolog ihtiyacının aşırı olması gibi tartışmalı gerekçelerle, TTB ile birlikte yaptığımız girişimlere karşın 4 yıla indirildi. Merkez Yönetim Kurulu bu durumun düzeltilmesi ve ihtisas süresinin yeniden 5 yıla çıkarılması için Sağlık Bakanlığı’na resmi başvuruda bulunmuş ve sonrasında da dava açmıştı. Ancak 4 yıllık süreyi yasa maddesi yaptılar. Ayrıca yeni yasa ile 7 saat günlük mesai yapmamız zorunlu hale geldi. Bunun sonucu olarak icapçılık, gece nöbeti veya vardiyalı çalışma gibi birçok tartışma gündemimize girmiştir.”
“Üniversiteler Sağlık Bakanlığı’na bağlanmalı mıdır?”
Akhan, “Üniversiteler Sağlık Bakanlığı’na bağlanmalı mıdır?” sorusuna şöyle cevap verdi: “Bu suyu tersine akıtma demektir. Dünyanın hiçbir yerinde üniversiteler Bakanlığa bağlı değildir. Üniversiteyi silah zoruyla bağlayabilirsiniz ama üniversite yıllar sonra yeniden doğar. Üniversite herhangi bir doğmanın tekelinde olamaz. Sağlık Bakanlığı tıp eğitiminden çıkmalıdır. Sağlık Bakanlığı üniversitenin işine soyunursa bunun acısını bu toplum öder.”

“Performans Denen Şey Gerçek Performans Değil”

TRD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Tamer Kaya ise, üniversitelerdeki son yugulamalar hocalarımızın motivasyonunu ciddi etkilediğini belirterek “Bir işlem yapıyorsunuz o ay onun karşılığı olmayan bir ücret alıyorsunuz. Anabilim dalının toplam geliri, kurumun geliri etkili olabiliyor. Performans denen şey gerçek performans değil. Ben yıllarca savundum bunu ama şuan ki bu değil. Hiç çalışmayla alakalı olmayan gelir dağılımı ile karşılaşıyorsunuz” dedi.

“Performans Sistemi Bir Puanlama Sistemi”

Kongre Bilimsel Komite Başkanı Cem Çallı ise son yıllarda komşu ülkelerle radyoloji eğitimi verebilecek hale geldiklerini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Umarım bu performans sistemi ile bu özelliğimizi kaybetmeyiz. Performans sistemi bir puanlama sistemi. Yaptığınız işin puanının ne kadara denk geldiğini bilmiyorsunuz. Bu sadece radyoloji için değil tüm branşlar için geçerli.”

“Türk Radyoloji Derneği Komşularıyla Buluşuyor”

Bu yıl yapılacak olan kongrenin belki de en önemli özelliği ve farkının “Türk Radyoloji Derneği Komşularıyla Buluşuyor” oturumları olacağını kaydeden Çallı, şöyle konuştu: “İlk yılın davetlileri İran Radyoloji Derneği ve Bulgaristan Radyoloji Derneği olacaktır. Bu proje ile gelecek yıllarda komşu derneklerimizden ikisinin özel oturum yapması planlandı. Gelecek senelerde Güney Kore, Brezilya, Meksika gibi radyolojinin yükseldiği ülkelerin yanı sıra, Batı Dünyası ülkeleriyle de “TRD Uzak Komşularıyla Buluşuyor” oturumlarının başlatılması ve ülkemiz radyolojisinin dünyaya açılma sürecinin devam etmesi planlanmakta ve hedeflenmektedir. Bu sene TÜRKRAD 2011’de 199 sözlü bildiri, 1101 e-poster ve 856 olgu sunumu ile yüksek bir bilimsel seviye tutturulmuştur.”
TÜRKRAD Genel Sekreteri Doç. Dr. Şükrü Mehmet Ertürk’de sık çektirilen radyoloji ile işin kalitesinin değil tekrarların sayısının arttığına dikkati çekti.

Yorum bırakın

RADYOLOJİ DERNEĞİ İLE BAKANLIK İŞBİRLİĞİ YAPACAK

Sağlık Bakanlığı ile radyoloji tetkiklerinin yeniden düzenlemesi amacıyla işbirliği yapacaklarını belirten Türk Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Okan Akhan, tıpta radyasyon kullanımının ”ölümcül risk” içerdiği bilgisinin yanlış, gereklilik halinde mutlaka uygulanmasının zorunlu olduğunu vurguladı.

Türk Radyoloji Derneği tarafından, tıpta radyasyon konusuyla ilgili son günlerde başlıca tomografi’nin kullanımına yönelik olmak üzere bazı basın ve yayın organlarında, ”tomografi tetkiki yüksek radyasyon dozu alınması nedeniyle yasaklamıştır” ve ”tomografide ölümcül risk” başlıklı haberlerle ilgili olarak basın toplantısı yaptı. Dernekte düzenlenen basın toplantısında konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Türk Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Okan Akhan, bu tür haberlerin toplumda korkuya neden olduğunu söyledi.

Sağlık Bakanlığı, TRD Iş Birliği Yeni Düzenlemeler Getirecek
Sağlık Bakanlığı özellikle sektördeki açığı ve suiistimali önlemek için Türk Radyoloji Derneği (TRD) ile ortak bir dizi çalışma grubu kuruyor. Bu gruplar, radyolojik cihazların denetlenmesinden, tetkiklerin kalitesine kadar birçok konuyla ilgili çalışmalar yapılacağını belirten Prof. Dr. Akhan şu bilgileri verdi: “Türkiye çapında bu cihazların planlamasıyla ilgili bir çalışma kuruldu. Hizmet alımlarını, kalitesini denetleyecek bir grup kuruldu. Bakanlığın, bizim ve hizmet alımını yapanların temsilcileri gidip denetleyecek. Bu, bilgisiyarlı tomografi protokolüne göre yapılmış mı yapılmamış mı diye.”

“Cep Telefonları Başta Olmak Üzere Yaygın Olarak Kullanılan Radyo Dalgalarının Zararı Isınmayla Ortaya Çıkıyor
İyonizan radyasyon olarak değerlendirilen x ışınları ve gama ışınlarının geçtikleri atomların elektronlarını ayırarak iyonizasyona neden olduğunu ve biyolojik zararlarının da buradan ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Akhan, elektromanyetik radyasyonlar içerisinde yer alan mor ötesi (ultraviyole) ve kızıl ötesi (infrared) ışınların da tıpta yaygın olarak kullanıldığını belirtti. Prof. Dr. Akhan, başlıca manyetik rezonans görüntülemede kullanılan ve günlük hayatta da cep telefonları başta olmak üzere yaygın olarak kullanılan radyo dalgalarının ise zararlarının daha çok ısınmaya yol açarak ortaya çıktığını söyledi. Prof. Dr. Akhan, şunları kaydetti:”Bu enerjilerin biyolojik zararları hala tartışmalıdır. Ultrason yüksek frekanslı ses enerjisini (ultrases) kullanır. Ultrases radyasyon grubuna girmez ve bilinen bir yan etkisi bulunmamaktadır.”

“MR ve Ultrasonografide İyonizan Radyasyon Bulunmuyor”
Modern tıbbi görüntüleme yöntemlerinin uygulama alanına yaygın olarak girmesiyle tıbbi uygulamalardan alınan radyasyonun dozunun kontrolünün önem kazandığını dile getiren Prof. Dr. Akhan, ”Tıbbi radyasyon başlıca radyoloji, nükleer tıp ve radyoterapi birimlerinde tanı ve tedavi amaçlı işlemlerde kullanılmakta ve bu işlemler yapılan bireylerde radyasyon maruziyetinin nedeni olmaktadır. Radyoloji başlığı altında Bilgisayarlı Tomografi (BT), Röntgen, Anjiografi ve Mamografi gibi yöntemlerde X ışınlarıyla radyasyon söz konusudur. Manyetik Rezonans (MR) ve Ultrasonografide iyonizan radyasyon bulunmamaktadır. Nükleer tıp uygulamalarında gama ışını kullanılmaktadır. Sintigrafi olarak da adlandırılan taramayla başlıca kemik, kalp ve tiroid sintigrafisi yanı sıra son yıllarda PET yöntemiyle de radyasyona maruz kalınabilmektedir. Radyoterapide ise başlıca kanser tedavisinde olmak üzere yüksek dozlu radyasyon kaynakları kullanılmaktadır” dedi.

”Tıpta Radyasyon Kullanımında Nelere Dikkat Edilmeli?”
Prof. Dr. Akhan, aşırı radyasyon korkusunun radyasyon kaynağının çok gerekli bir aşamada kullanılmamasına ve hastada bir yarar kaybına neden olabilirken, radyasyon riskinin göz ardı edilerek radyasyon kaynaklarının gereğin ötesinde kullanılmasının da gereksiz doz alınmasına neden olabildiği uyarısında bulundu.

”Alınan Radyasyon Dozu Arttıkça Risk De Artmaktadır”
Tıbbi uygulamalarda radyasyon dozunun azaltılması için, iyonizan radyasyon içeren tanı ve tedavi yöntemlerinin bilinmesi, gerekliliklerinin tekrar sorgulanması, tıbbi işlemin mümkünse önce iyonizan radyasyon içermeyen yöntemlerle yapılmasının sağlanması gibi tedbirler alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Akhan, şunları söyledi: “Radyasyon işlemi bittikten sonra bu radyasyonun vücutta birikimi söz konusu değildir. Nükleer tıp uygulamalarında ise durum farklıdır. Vücuda verilen radyoaktif maddeler radyasyon yaymaya devam etmektedir. Verilen radyasyonun miktarı ve yarılanma ömürlerine göre hastada belirli bir dozda ve sürede radyasyon bulunmaktadır. Bu hastalar aldıkları maddenin dozuna göre bazı durumlarda belli bir süre dışarıya çıkarılmamaktadırlar. Yine bu kişilerin idrarları ve dışkıları bir süre korunup, zararsız düzeylere geldiklerinde atılmaktadır. İngiltere Sağlık Bakanlığı, herhangi bir hastalığı olmayan sağlıklı bireylerde tarama amacıyla yapılan Tomografi uygulamalarını yasaklamıştır. Haklı gerekçelerle alınan ve tarafımızca da onaylanan bu karar, sadece sağlıklı bireylerdeki tarama amaçlı tetkiklere yöneliktir. Burada yıllık araç muayenesi yapar gibi belli aralıklarla tüm vücut Bilgisayarlı Tomografi yapılmasına yönelik bir yasaklama olup, hastalık durumu için kesinlikle söz konusu değildir. Tıpta alınan radyasyonun zararsız olabileceğini söyleyebileceğimiz bir alt sınırı bulunmamaktadır. Alınan radyasyon dozu arttıkça risk te artmaktadır. Radyasyon kazalarında ölümcül radyasyon dozu 10.000 mSv iken, aralıklı olarak kanser tedavisinde toplam 50.000 mSv (Günde yaklaşık 1.000 mSv) dozunda radyasyon verilebilmektedir. Günümüzde aldığımız radyasyonun yüzde 48′i doğal kaynaklardan yani topraktan, güneşten ve uzaydan gelen kozmik ışınlardan kaynaklanıyor, yüzde 46′sı tıbbi uygulamalar ve yüzde 6′sı ise nükleer santral ve nükleer silah denemeleri nedeniyle atmosfere salınmış radyoaktivite gibi insan yapımı sebeplerden kaynaklanmaktadır.Normal sağlıklı bireylerde 5 bin kişiden bin adedi kansere yakalanma riskiyle karşı karşıya iken yaklaşık 10 mSv doz alınan bir tetkik yapılan bireyde riskler birleştirildiğinde 5 bin bireyden bin 5 adedi bu riskle karşı karşıya kalmaktadır. Yani riske sahip bin bireye ek risk taşıyan 5 birey daha ilave olmaktadır.”

Prof. Dr. Akhan, X ışınlarının tıpta gerektiğinde kullanılması gerektiğinin altını çizerek, ”Endikasyon çerçevesinde tanı konulmuş kişilere uygulanmalıdır. Kesinlikle sağlıklı kişilere uygulanmamalıdır. Hastadaki endikasyon kararına da hekim karar vermelidir. Gereksiz uygulamalardan kesinlikle kaçınılmalıdır” diye konuştu.

Yorum bırakın

“AŞIRI RADYOLOJİ TETKİKİ RAPORLAMALARIN KALİTESİNİ DÜŞÜRÜYOR”

10 Şubat Avrupa Radyoloji Günü dolayısıyla düzenlenen basın toplantısında konuşan Türk Radyoloji Derneği (TRD) İkinci Başkanı Prof. Dr. Tamer Kaya, “Radyolojide en büyük sorun, tetkik sayısının çok olması ve buna bağlı olarak raporlama süresi için yeterince zaman ayrılamamasıdır” dedi.

10 Şubat Avrupa Radyoloji Günü dolayısıyla ‘Radyoloji ve Kanser’ konulu bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Türk Radyoloji Derneği (TRD) İkinci Başkanı Prof. Dr. Tamer Kaya, radyolojide en büyük sorunun “tetkik sayısının çok olması ve radyolojik tetkiklere yeterince zaman ayrılmaması” olduğunu söyledi. Radyoloji konusunda toplum bilincini artırmayı amaçladıklarını belirten Prof. Dr. Kaya, hastalıkların tanı ve tedavisinde radyoloji uygulamalarının önemine değindi.
Prof. Dr. Kaya, X ışınlarının bulunduğu günden bugüne, yaygın olarak kullanılan röntgenin yanı sıra, bilgisayarlı tomografi, ultrasonografi ve MR gibi görüntüleme yöntemlerinin gelişmesi sayesinde, vücudun bütünlüğünün bozulmadan tüm dokuların belirlenebildiğini anlattı. Prof. Dr. Kaya, nüfusu ve kanserli hasta sayısının giderek arttığı toplumlarda kanserli hastaların teşhis ve tedavilerinin kontrolünün önemli olduğunu belirerek, özellikle erken teşhiste radyolojik görüntüleme yöntemlerinin tedavideki faydalarını vurguladı.

Radyoloji: “Tıbbın Gören Gözü”
Radyolojinin, “tıbbın gören gözü” olduğunu, bu sayede birçok hastalığa tanı konulabildiğini ifade eden Prof. Dr. Kaya, “Görüntüleme metotları aynı zamanda girişimsel radyoloji uygulamaları sayesinde tedavi amaçlı olarak da kullanılabiliyor. Radyolojinin tanıtılması gerekiyor, ancak bu konuda doğru bilgiler halka ulaştırılmalı” dedi.

“Tümörlerin Hacim, Boyut ve Kanlanması Görülebiliyor”
Avrupa Radyoloji Gününde bu sene “kanser” konusuna dikkat çektiklerini söyleyen Prof. Dr. Kaya, Türkiye gibi nüfusu ve kanserli hasta sayısı giderek artan toplumlarda, kanserli hastaların teşhis ve tedavilerinin kontrolünün çok önemli olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Kaya, “Kanser vücutta normal anatomik oluşumlar içerisinde büyüyen farklı hücre ve doku grupları şeklindedir. Radyolojik yöntemler, vücuttaki tüm anatomik detayı gösterdiği gibi kanserin oluşturduğu tümörü de görmemizi sağlıyor. Tümörün varlığını belirlemenin yanı sıra tümöre ait boyut, hacim ve kanlanma gibi özellikleri de ortaya koyabiliyor. Tümörün bölgesel ya da vücutta yaygınlığını da belirleyerek tedavi seçeneğine yön veriyor. Tedaviye cevabın belirlenmesi ve takibinde de görüntüleme yöntemleri çok önem taşıyor” diye konuştu.
“Girişimsel Radyolojiyle Tedavi ve Cerraha Yol Gösterilmesi Mümkün”
Girişimsel radyoloji uygulamalarında da vücutta ilgili doku ve organlara ulaşıldığını anlatan Prof. Dr. Kaya, bu sayede tanı ve tedavi amaçlı gerekli işlemlerin yapılmasının mümkün olabildiğini belirtti.

“Kişiye Özgü Tarama Protokolleri Oluşturulmalı”
Tarama programlarının kanserle mücadelede önemli bir yer tuttuğuna da işaret eden Prof. Dr. Kaya şunları kaydetti: “En az zaman kaybı, en ekonomik yol ve en az zararlı yöntem seçilerek, kişinin yaşına, cinsine ve genetik riskine göre kişiye özgü tarama protokolleri oluşturulmalıdır. Buna örnek olarak mamografi ile yapılan meme kanseri taramaları yer alıyor. Kanser tedavisinde girişimsel radyolojik uygulamalarla, görüntüleme yöntemleri eşliğinde tümöre ulaşılarak, yüksek ısı ya da soğutma gibi enerji uygulamaları ile tümörün yok edilebiliyor. Anjiografik yolla başlıca karaciğer tümörlerinde olmak üzere tümörü besleyen damara ulaşılarak verilen özel ilaçlarla tedavi edilebiliyor.”

“Radyolojide Gereksiz Tetkike Dikkat”
Radyolojide en büyük sorunun tetkik sayısının çok olması ve radyolojik tetkiklere yeterince zaman ayrılmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Kaya, şöyle devam etti: “Radyoloji uzmanlarından gelen geri bildirimler bu şekilde. Muazzam bir hasta sayısı ile uğraşmak durumundalar. Günümüzde radyolojik görüntüleme yöntemleri o kadar açık ve net sonuçlar ortaya koyuyor ki hekimler de hastayı dinleme ve hasta muayenesine daha çok zaman ayıramayarak, doğrudan görüntüleme yöntemleri ile işi çözmek durumunda kalıyorlar. Ayrıca hastaların beklentileri bu yönde oluyor. Görüntüleme yöntemleriyle ortaya konulan her görünüm, tedavisi gereken bir hastalık değildir. Aynı şekilde her hastalık sadece görüntüleme yöntemleriyle teşhis edilemez.”
Radyolojik görüntüleme yöntemlerinin, mutlaka hekim tarafından ve gereklilik halinde yaptırılmasının altını çizen Prof. Dr. Kaya, ultrasonografi ile MR’ın radyasyon riski taşımadığını söyledi. Prof. Dr. Kaya, bilgisayarlı tomografi, röntgen ve mamografinin de hastalıkların tanısında çok önemli görüntülüme yöntemleri olduğunu vurgulayarak, bunların mutlaka hekim kararı ile yaptırılması, gereksiz uygulamalardan kaçınılması gerektiğine işaret etti.

Yorum bırakın