Archive for category Uncategorized

“TÜRKİYE’DE SEVK ZİNCİRİ YOK”

Ülkemizde aile hekimlerinin, sevk zincirinin iyi işlemediğinden kaynaklı bazı sorunları olduğunu belirten Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu ikinci Başkanı Dr. Akif Emre Eker, zincirin çalışması için Aile Hekimleri başına düşen kayıtlı nüfusun yarı yarıya azalması, her bireyin yılda en az 2 kez periyodik sağlık muayeneleri kapsamanda aile hekimine muayene olma zorunluluğunun getirilmesi gerektiğini söyledi.

Aile hekimlerinin yaşadığı en büyük sorunların başında sevk zincirinin düzgün işlememesi geldiği belirtiliyor. Bakanlıktan aile hekimliğinin ve düzgün işleyen bir sağlık sistemi ve acil servislerde yaşanan problemlerin düzenlenmesi için sevk zorunluluğunun gelmesini istiyorlar. Başlangıç için Acillere ve iki ana branşa sevk zorunlu olmasının gerektiğini kaydeden Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu ikinci Başkanı Dr. Akif Emre Eker, “Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları branşlarında sevk zorunlu olsun. Hem o branşlardaki hekimler rahatlasın, hastalar onlara elenip süzülerek gelsin. Gerçekten ihtiyacı olan hastalar oralara ulaşsın. Hem de bu kişiler e azından sevk için ASM’lere gelmek zorunda kalacağı için (sevk için bile gelmiş olsalar) İzlemlerini yaparız, gerekli tedavileri düzenleriz, kontrollerini yaparız. Türkiye’de sevk zinciri yok” dedi.

“Avrupa’da Aile Hekimine Yılda 2 Kez Muayene Olmak Zorunlu”
Eker, Avrupa’da ve gelişmiş birçok ülkede sigortacılık ve periyodik sağlık muayeneleri hakkında şu bilgileri verdi: “Kişiler sağlıklı bile olsalar yılda 2 kez periyodik sağlık muayeneleri kapsamında aile hekimlerine müracaat etmeleri gerekiyor. Eğer tetkiklerini, tahlillerini yaptırmazlarsa onların hastalık riski arttığı düşünüldüğü için sigorta primleri artırılıyor. Sigorta priminin artırılma nedeni risk satın alınması.”

“Biz Vatandaşın Peşine Düşüyoruz”
Aile hekimi sayısının az olmasından, aile hekimleri başına düşen nüfusun fazla olmasından dolayı, sevk zincirinin yürümediğinin iddia edildiğini belirten Eker, konu hakkında şunları söyledi: “Aile hekimlerinin sayısı arttırılamadığı içinde kişi başına düşen nüfus fazla oluyor. Fazla olduğu içinde, ‘sevk zinciri uygulanamıyor’ deniyor. Oysa hastane acilinde nöbet tutuluyor, polikliniklerinde çok uzun kuyruklar oluşuyor. Her hasta her şikayeti için direk yollardan hastanelere ulaşamamalı. 2. ve 3. basamağa hastalar elendikten ve süzüldükten sonra gitmeli. Oradaki hekimi boş yere oyalamamalı. Hekimin çok değerli olan ve gerçek hastalarına ayırması gereken zamanını boş yere almamalı. Bu durumdan aslında bilinenin aksine en çok hekimler mağdur oluyor, kişinin hiçbir sorumluluğu yok. 
Avrupa’nın birçok gelişmiş ülkesinde, devlet ve özel sigortacılık sistemleri taramalarını yaptırmayan bireylerin prim kesme oranını yükselttiği için, kişi sağlam bile olsa kontrollerine gitmek zorunda kalıyor. Biz vatandaşın peşine düşüyoruz. Hem koruyucu hekimlik uygulamaları çerçevesinde hem de periyodik sağlık muayeneleri kapsamında ve en önemlisi ise kronik hastalıklarının takibinde Aile hekimleri kişilere ulaşmak için çabalıyor. Ve bazen bizden kaynaklı olmayan sorunlarla karşılaşıyor.

“Aile Hekimlerinin Ortak Sıkıntısı Vatandaş İstekleri”
Meslektaşlarımızın ortak sorunlarından bir tanesi de, vatandaşın bazı uygunsuz istekleri. Hastalar çoğunlukla istediği ilaçların yazdırılmasını talep ediyor. Kulaktan duyma, sağdan soldan öğrenilmiş ilaçların tekrar yazılması veya evde de bulunsun diyerek ilaç yazdırmak istemeleri en sık karşılaştığımız sorun. Hatta çoğunlukla hastanın kendisi de gelmiyor, bir yakını gelip ilaç yazdırmak istiyor. Oğlu gelip, “annemin ilaçlarını yaz” diyor. ASM’lerde güvenlik olmadığı için hastalarla çoğu zaman karşı karşıya gelebiliyoruz. Meslektaşlarımız çoğu zaman durumu anlatmaya çalışıyorlar ancak bunlar bazen yeterli olmayabiliyor.

“Alo 184 En Büyük Mobbing Nedeni”
Alo 184 hattı, her ne kadar bilgi hattı diye söz edilse de bana göre en büyük mobbing nedeni! Bakanlık tarafından her ne kadar gelen telefonların çok az oranı şikâyetleri içeriyor dese de vatandaşın şikâyeti değerlendirilirken, bu durumun gerçek olup olmadığı araştırılmadan, sorgulanmadan, direk olarak hekime tutanak tutuluyor. Hekimler, şikâyet ve şiddet korkusundan hastaların taleplerini istemeden de olsa yerine getirmek durumunda kalıyor. 

“Kaç Kez Hekim Arkadaşlarımız Beyaz Koda Başvurdular, Hiçbir şey Olmadı”
Böyle olunca vatandaş kendini hekim karşısında bir güç olarak görmeye başlıyor. Önceden hekime saygı vardı, şimdi bu ortadan kalktı. İnsanlar, her türlü usulsüz teklif ile korkusuzca geliyorlar. Kaç kez hekim arkadaşlarımız beyaz koda başvurdular, hiçbir şey olmadı. Şimdi birçok mobbing ve şiddet girişimi bu nedenle bildirilmiyor bile. Oranların düşük çıkmasının sebeplerinden bir tanesi de nasıl olsa bir şey çıkmaz diye başvuruların yapılmaması. Hekimler şiddet gördükten sonra, mahkeme sürecinde hukuki destek sağlayacaklarmış. Oysa Şiddet uygulayana hiçbir yaptırım yapılmıyor.”Ve ya emniyetten ya savcılıktan ya da adliyeden salıveriliyor.
Eğer idarecilerimiz ve sağlık politikacıları gerçekten samimi iseler hukuksal olarak acil çözüm üretmeli ve cezai yaptırımları mutlak suretle artırmalıdırlar.

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın

BESLENME KANSERİ NASIL ETKİLER?

Toplumda beslenme konusu olduğunda hep akla zayıflama gelir oldu. Ancak uzmanlar doğru ve sağlıklı beslenme üzerinde durulması gerektiği konusunda uyarıyor. Besinlerin doğru tüketiminin kanseri nasıl etkilediği hakkında bilgi veren Uzman Diyetisyen Banu Topalakçı, besin çeşitleri ve kansere etkisi üzerine Med-Index’e konuştu.
Pek çok hastalıkta olduğu gibi kanserde de tedaviden çok hastalığa yakalanmama yani korunma çok daha önemli vez ahmetsizdir. Her durumda hemen ilaçlara başvurmak yerine meyve, sebze ve her baharatın birer ilaç olduğunu unutmamak gerekiyor. Hastalıklardan korunmada en önemli basamağın beslenme ve yaşam biçimi olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Banu Topalakçı konu hakkında şu bilgileri verdi: “Kanserde beslenme daha da önem kazanmakta çünkü beslenme ve özellikle bazı besinler kanser için bir panzehir adetaki biz bunlara “antioksidant” lar diyoruz.
Obezite Kanser İlişkisi
Özellikle meme, kalın bağırsak-rektum ve kan kanserleri obez bireylerde normal ağırlıktakilere göre daha fazla görülmektedir. Yağ tüketiminin yüksek olması obeziteye neden olmaktadır. Yağlı besinler ve bozulmuş yağ tüketimi, kanser yapıcı ve ilerletici maddelerin de alımının artmasına neden olmaktadır.
Posa Alımı Kalın Bağırsak – Rektum Kanserlerinin Önlenmesinde Etkili
Karbonhidratlar başlıca enerji kaynağımızdır. Gereksinimin üzerinde alınması obeziteye neden olur. Bunun yanı sıra, kepekli tahıl ürünleri, kuru baklagiller, taze sebze ve meyvelerin fazla tüketilmesi, posa alımını arttırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlayarak kalın bağırsak-rektum kanserinin önlenmesinde etkindir.
 “Yağın Fazla Alımı Bazı Hormonların Çalışma Düzenini Bozar”
Her türlü yağın fazla alınması özellikle meme, prostat, testis, rahim, yumurtalık ve kalın bağırsak-rektum kanserlerinin oluşum riskini arttırmaktadır.Kanserojen maddeler (kanser yapıcı) canlı organizmalarda yağ içinde birikir ve özellikle hayvansal kaynaklı fazla yağ alımı bu maddelerin vücuda girişini artırır.Cinsiyet hormonları yapısal olarak yağa benzerler.Yağın fazla alımı bu hormonların çalışma düzenini bozar.Özellikle kalın bağırsak-rektum kanserlerini ilerletici safra tuzları gibi maddelerin yapımı yağ alımı arttıkça artar. Yağın yakılmasıyla oluşan oksidasyon sonucu oluşan öğeler bağışıklık hücrelerinin yıpranmasına neden olarak kanser riskini arttırırlar.
“Bazı Kanser Türleri Hayvansal Proteini Çok Tüketen Ülkelerde, Hayvansal Proteini Az Tüketen Ülkelerden Daha Fazla Görülmektedir”
Aşırı et, dolayısı ile hayvansal proteini çok tüketen ülkelerde meme, rahim, prostat, kalın bağırsak-rektum, pankreas ve böbrek kanserleri, hayvansal proteini az tüketen ülkelerden daha fazla görülmektedir.Yağsız hayvansal protein tüketiminin kanserle ilişkili olmadığı bilinmektedir. Yağsız et, süt ve benzeri besinlerin tüketimi kanser riskini arttırmaz.
Vitaminler ve Kanser İlişkisi
 A vitamini :Yeşil ve sarı sebze ve meyvelerde, A vitamininin ön maddeleri karotenoidler bulunur. Bunlar güçlü antioksidan özelliği taşırlar ve vücutta A vitaminine dönüşürler. Hayvansal besinlerde de(karaciğer, süt yağı, yumurta sarısı gibi ) A vitamini bulunur. A vitamini ve özellikle A vitamininin ön maddesi karotenoidler kanserejen maddelerin etkisini azaltarak kanserin önlenmesinde etkindirler.
C vitamini :En fazla taze sebze ve meyvelerde bulunur. En çok C vitamini içeren besinler; kuşburnu, maydanoz, tere, roka ve diğer yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar, yeşilsivri biber, turunçgiller, domates, çilek ve patates’tir. C vitamini vücuda alınan kanserojenleri etkisiz hale getirir.
 E vitamini :Başta bitkisel yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, özü alınmamış tahıllar, fındık, fıstık gibi kuruyemişler, kuru baklagiller olmak üzere çeşitli yiyeceklerde bulunur. Bazı toksik maddelerin etkilerini azalır, güçlü bir antioksidan olduğu için yağların ve hücrelerin oksidasyonunu (bozulmasını) önler.
 D vitamini :Karaciğer, yumurta sarısı, süt ve süt ürünlerinde az miktarda bulunur. Günlük beslenme ile D vitamini gereksinmesi karşılanmaz. En iyi kaynağı güneştir.
Düzenli güneşle temas ile derideki ön maddeden D vitamini oluşur ve gereksinmeyi karşılar. Düzenli güneşten yararlanarak vücutta yeterli D vitamini oluşumunun sağlanması ve yeterli kalsiyum alımı kemik kanseri riskini azaltır.
Kanser Oluşumuna Neden Olan Mineraller
Nikel :Hava ve suda bulunur. Aşırı alımı kansere neden olabilir.
Kurşun : Taşıtların egzozları, fabrika atıkları, boyalar en önemli kaynaklarıdır. Çevre kirliliği ile su ve besinlere geçerek vücuda alınır. En önemli kanserojenlerdendir.
Kadmiyum :Kentlerin kirli havasından ve fabrika atıklarından sulara ve besinlere karışarak vücuda alınır. Fazla alımı kanser oluşumuna neden olmaktadır.
Arsenik : Ani zehirlenmeler yaptığı gibi, az miktarlarda sürekli alımı deri ve akciğer kanser riskini arttırır. Fabrika atıkları ile hava, su ve besinlere karışarak vücuda alınır.
Asbest :Gemi, bina, taşıt, ev aletleri kaplamalarında önemli miktarda bulunur. Kaplamaların dökülmesiyle havaya yayılmakta, bu havanın solunmasıyla akciğer kanser riskini arttırmaktadır.
Kanserden Koruyucu Mineraller
 Selenyum : En çok su ürünlerinde ve kepeği ayrılmamış tahıl ürünlerinde bulunur. Dilyetle yeterli miktarda tüketimi kanserojenlere karşı ko- ruyucudur.
Çinko : En zengin kaynakları, ay çekirdeği, su ürünleri, etler, mantar, yumurta ve kuru baklagillerdir. Yeterli düzeyde çinko alımı, A vitamininin etkisini ve savunma sistemini güçlendirerek kansere karşı koruyucudur.
İyot : En iyi kaynağı iyotlu tuzdur. İyot yönünden zengin besinler; balıklar ve mantardır. İyot eksikliği tiroit bezinde kanser oluşturma riskini de arttırabilir.
Molibden : Vücudun gereksinimi çok düşüktür. En zengin kaynakları; kurubaklagiller, kepekli tahıl ürünleri ve koyu yeşil yapraklı sebzelerdir.
Bakır : En zengin kaynakları; etler, su ürünleri, kuru baklagiller, yağlı tohumlar, pekmezdir. Yetersizliğinde deride, beyin işlevlerinde ve kan hücrelerinin yapımında bozukluklar olur. Aşırı bakır alımı toksik olduğundan, kanserden korunmak için ek bakır alınması önerilmez.
Demir : Demirden zengin besinler; etler, su ürünleri, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, susam, pekmez, kuru meyvelerdir. Demir bazı kimyasal kanserojenlerin etkisini azaltır. Fazla alımı zararlı olabileceği için uygun miktarlarda alınması önerilir.
Kalsiyum : Kemik gelişimi ve sağlığı için en önemli besin ögesidir. Kalsiyumun en iyi kaynağı süt, yoğurt, peynir, dondurma, yeşil yapraklı sebzeler ve kuru baklagillerdir. Kalsiyum, kemik ve kalın bağırsak kanser riskini azaltır.
“Fazla Bira İçenlerde Kalın Bağırsak-Rektum Kanseri Daha Fazla Görülür”
Fazla bira içenlerde kalın bağırsak-rektum kanseri daha fazla görülür.Sert içkileri fazla tüketenlerde, ağız, baş ve boyun kanserleri sık görülür.Alkol tüketimi fazla olanlarda karaciğer kanseri sık görülür.Sigara ile birlikte alkol alışkanlığı kanser riskini daha da fazla arttırır. Alkol beslenme durumunu da olumsuz yönde etkilediğinden kanser riskini arttırıcı faktörler arasında yer alır.
Kanser Riskini Arttıran Besinler
Çevredeki  zararlı kimyasallar besinlerin yağlı kısımlarında birikir. Eğer yağlı kısım iyice ayrıldıktan sonra yenilirse, zararlı kimyasalların vücuda girişi azalır. Et ve peynirler ne kadar yağlıysa kanser yapıcı madde de okadar çoktur içinde.
·         Yağda kızartılmış besinler
·         Tuzlanmış besinler
·         Tütsülenmiş besinler
·         Nitrit, nitrat eklenmiş besinler(Salam, sosis vb.işlenmiş et ürünleri)
·         Ateşe çok yakın pişirilmiş kebaplar
·         Hamburger
·         Domuz eti ve yağlı tüm etler
·         Terayağı, içyağı
Kanser Riskini Azaltan Besinler Nelerdir?
Kanser Riskini Azaltan Sebzeler
·         Soğan, sarımsak
·         Lahana
·         Havuç, ıspanak
·         Marul, kıvırcık, salatalık
·         Pazı, asma yaprağı
·         Karnabahar, pırasa, şalgam, turp
·         Maydanoz, tere, nane, roka
·         Biber
·         Taze-kuru fasulye, bezelye
·         Bakla, mantar, patlıcan, enginar
·         Kabak
·         Domates, pancar, bamya
Kanser Riskini Azaltan Meyveler
·         Portakal, greyfurt, limon
·         Kuşburnu, böğürtlen, kızılcık
·         Elma, armut, ayva, erik
·         Kiraz, vişne, çilek
·         Kavun, karpuz
·         Üzüm, incir, nar,dut
·         Muz, hurma, yeni dünya
Kanser Riskini Azaltan Kuru yemişler
• Leblebi, kestane, badem, fındık, fıstık, ceviz ( dozunda tüketildiği taktirde.. )
Kanser Riskini Azaltan Tahıllar
• Kepekli ekmek
• Çavdar ekmeği
• Bulgur, yarma
Kanser Riskini Azaltan Hayvansal besinler
• Yumurta
• Yağsız peynir, çökelek, yoğurt
Kaynaklar:

  • 1.      Chemopreventive Effects of Tea in Prostate Cancer: Green Tea vs. Black Tea   :MolNutr Food Res. 2011 June ; 55(6): 905–920. doi:10.1002/mnfr.201000648.
  • 2.      Diet and breast cancer, Isabelle Romieu, MD, MPH, ScD :SaludPublicaMex 2011;53:430-439.
  • 3.      Nutrigenomics, Vitamin D and Cancer Prevention :J NutrigenetNutrigenomics 2011;4:1–11
  • 4.      GurungR.L , Lim S.N, Khaw A.K ; Thymoquinone ınduces telomere shortening, DNA damage and apoptosis in human glioblastoma cells, PLoS one. 12;5(8):e12124(2010).
  • 5.      Elif G. , KansereKarşıSavunmasızDeğilsiniz, PostigoYayınları, 2011

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın

SAHNE SENİN “33 VARYASYON”

Amyotrofik lateral skleroz (ALS), hastalığını Beethoven’ın hayatıyla harmanlayarak anlatılan “33 Varyasyon” oyunu, her bölümde ilerleyen bir hastalık ve yıllar içinde tamamlanan bir bestenin konu almasını anlatıyor. ALS hakkında bilgi edinmek isteyenlerin hatta tıp öğrencilerinin izleyerek bir vaka örneği görmelerini ve anlamalarını sağlayacak.

Beethoven’ın hayatının anlatıldığı “33 Varyasyon” tiyatro oyunu, aslında bir ALS hastasının aşama aşama hastalığın evrelerini nasıl yaşadığını konu alıyor. Tıp fakültesindeki öğrencileri, ALS hastalığını merak edenler ve hasta yakınları için hem sanatsal hem de bilgilendirici bir oyun. Oyunun danışmanlığını yapan Prof. Dr. Mehmet Zülküf Önal şunları söyledi: “Bu oyun başarının azmin neler yapabileceğini bizlere gösteriyor, yaşam felsefesini sorgulayan muhteşem bir performans”
Moises Kaufman’ın yazdığı, İskender Altın’ın yönettiği oyun Ankara Akün Sahnesinde sergileniyor. 33 Varyasyon’la ilgilen müzikolog Dr. Katherine Brandt, New York’tan kalkıp Beethoven’ın doğduğu yere, Bonn’a getiriyor. ALS hastası olan Katherine Brandt’ı İpek Çeken, Beethoven’ı ise Erdal Küçükkömürcü canlandırıyor. 

Katherine Brandt bir müzikologtur ve aklını bir hastalık gibi esir alan Beethoven’ın 33 varyasyonu takıntısı hakkında bir makale yazmaya çalışmaktadır ancak yaptığı araştırmalar bile, Beethoven’ın ne gibi bir ilham bulabildiğini anlamasına bir türlü yardım edemez. O da, Beethoven’ın yaşadığı Bonn şehrine gidip oradaki kütüphanenin özel Beethoven arşivlerindeki taslakları araştırmaya karar verir ancak bir sorun vardır. Katherine Brandt’i ALS denen bu hastalık, beyinle kaslar arasındaki sinir hücrelerinin ölmesine sebep olarak, yakında onu hiçbir yaşamsal fonksiyonunu yerine getiremez hale getirecektir.
Katherine Brandt’i canlandıran İpek Çeken’in müthiş performansı, farklı dekor oluşturan ışıklar ve Beethoven’ın varyasyonları bu oyunu, izlenmesi gereken bir oyun haline getiriyor.  
ALS Nedir?
Amyotrofik lateral skleroz (ALS), aynı zamanda motor nöron hastalığı olarak da anılan, merkezî sinir sisteminde, omurilik ve beyin sapı adı verilen bölgede motor sinir hücrelerinin (nöronlar) kaybından ileri gelen bir hastalıktır. Hastalık, merkezî sinir sisteminde, omurilik ve beyin sapı adı verilen bölgede motor sinir hücrelerinin (nöronların) kaybından ileri gelir. Bu hücrelerin kaybı kaslarda düşüklük ve erimeye yol açar. Ayrıca erken ya da geç hareketin birinci nöronu da hastalanır. Zihinsel fonksiyonlar ve bellek ise bozulmaz.

Kaslardaki zayıflık ellerde ya da bacaklarda, ağız-yutak bölgesinde ya da dilde başlayabilir ve sürekli ilerleyerek yayılır. Bu yayılma “bulber” alandaki kasları da tutabileceği için konuşma ve yutma güçlüğüne neden olabilir. İleri evrelerinde solunum yetersizliğine de yol açabilir. Genellikle erişkin yaşlarda (40-50) ve erkeklerde, kadınlara göre biraz daha sık görülür. Görülme sıklığı (insidansı) 100 binde 1’dir. Daha genç ve daha ileri yaşlarda da ortaya çıkabilir ve genellikle zayıf insanlarda görüldüğü dikkat çekmektedir.


ALS Hastalığına Yakalanan Ünlüler
ALS hastalığına yakalanmış bir çok ünlü kişi bulunmaktadır. Amerikan beyzbol oyuncusu Lou Gehrig, İngiliz aktör David Niven, Leeds United ve İngiltere Futbol Federasyonları menejerleri Don Revie ve Dieter Dengler, metal müzik gitaristi Jason Becker, Amerikan caz müzik bas çısı Charles Mingus, matematikçi Fokko du Cloux, İngiliz fizikçi Stephen Hawking, Çinli lider Mao Zedong, Amerikan politikacı Jacob Javits bu hastalığa yakalanmış ünlü kişilerden bazılarıdır.

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Yorum bırakın

DOKTORLAR NEDEN İNTİHAR EDİYOR?

Son günlerde sıkça duyulur hale gelen doktor intiharlarının nedenlerini alanında uzmanlara soruduk, çözüm önerlerini araştırdık.

İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde geçici görevle çalışan asistan hekim, 6. kattan atlayarak intihar etti. Ardından Karabük’te, 25 yaşındaki genç doktor bir binanın üçüncü katından atlayarak intihara kalkıştı, ağır yaralanan doktor tedavi altına alındı. Peki doktorlar neden intihar teşebbüsünde bulunuyor? Doktorlar hastalarını tedavi ederken neden kendileri hayattan ümitlerini keser hale geldiler? Çözüm nedir? Neler yapılmalı?

DSA olarak görüşünü aldığımız doktorların bu durumdan ne kadar tedirgin olduğunu gördük. İsmini vermeden görüşünü iletenler; mesleğinden, eşinden, çocuklarından, sağlığından beklenti kalmamışsa intihar duygusu belirti vermeye başladığını söylüyorlar. Konu hakkında uzmanlardan farklı çözüm önerileri dile getirildi.


“Neticede Bir Can Kurtarmak için Saniyelerle Mücadele Eden Sağlık Çalışanlarıyla Halkımız Arasında Sağlıklı ve Sürdürülebilir Bir İlişki Kurulmalı”
AK Parti İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Türkan Dağoğlu konuyla ilgili şunları söyledi: “Sağlıkta Dönüşüm Programı sayesinde halkımızın sağlık hizmetlerine erişiminde çok büyük olanaklar sağlandı ve sağlık sistemine tamamen demokratik ve halkın yararını gözeten bir mekanizma kazandırıldı. Ancak bu olumlu seyir karşısında halkımızın da saygılı yaklaşması ve gece gündüz hayat kurtarmak için didinen sağlık çalışanlarıyla empati kurması gerekiyor. Dolayısıyla Sağlık Bakanlığı’nın kurduğu SABİM gibi önemli iletişim araçları da sorumluluk dahilinde kullanılmalı, kıymetleri bilinmelidir. Neticede bir can kurtarmak için saniyelerle mücadele eden sağlık çalışanlarıyla halkımız arasında sağlıklı ve sürdürülebilir bir ilişki kurmanın yolu bu tür bir titizlikten ve kıymetbilirlikten geçmektedir.

“Hasta Hakları Birimleri Yerine Hasta İletişim Merkezleri Kurulmalı”

Sağlık çalışanlarına fiziksel veya psikolojik şiddete dair Bakanlığın oluşturduğu kırmızı şiddet hattı, bu anlamda önemli bir destek mekanizması oluşturmuş, devletimizin sağlık çalışanının ruhsal ve bedensel bütünlüğüne verdiği önemi göstermiştir. Öte yandan, Sağlık-Sen’in geçtiğimiz aylarda önerdiği üzere hastanelerdeki hasta hakları birimleri yerine hasta iletişim merkezleri kurularak; hasta-çalışan arasındaki ciddi iletişim sorunlarının önüne geçilmesi mümkün olabilir. Emeğe saygı ve şiddete sıfır tolerans ilkesini benimsemiş olan hükümetimize bu süreçte tüm ilgili meslek örgütlerinin, hasta ve hasta yakınlarına ait Sivil toplum kuruluşların ve medyanın desteği gerekiyor. Sağlık çalışanları intihara sürükleyen hizmet sunum süreci ve iletişim kopukluklarının tüm nedenleri incelenmelidir. Bu konuda toplumu bilinçlendirici sempozyumlar da yararlı olacaktır.”


“Tüm Dünyada Acil Çalışanlarının Farklı Özlük Hakları Vardır”
Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Başkanı Prof. Dr. Başar Cander; “Sağlık hizmeti kutsal bir hizmet olmakla birlikte zor durumda olan insanlarla doğrudan temas ortamında verildiği için stres ve risk katsayısı en zor olan hizmetlerdendir. Bu durum özellikle acil servislerde ve acil durumlarda daha çok kendini göstermektedir. Bütün dünyada acil hizmetler kendine özgü zor koşullar içermekle birlikte ülkemizde bu durum çok daha vahimdir. İnanılmaz sayıda acil hasta başvurusu vardır.
Özlük hakları riskle orantılı olarak iyileştirilmemektedir. Tüm dünyada acil çalışanlarının farklı özlük hakları vardır. Acil servis çalışanlarına farklı baskılar mevcuttur. Sağlık Bakanlığı ve Üniversiteler Acil sağlık hizmeti üretenlere gerekli hassasiyeti göstermediği gibi çalışma şartlarını sürekli zorlaştırmaktadır. Yanlış politikalarla sağlık çalışanları potansiyel suçluymuş gibi bir algı oluşturulmaktadır.

“Çok Ağır Şartlarda Hizmet Verirken Bir de Her Seferinde Suçluymuş gibi Belli Belirsiz İnsanların Ne Amaçla Yaptıkları Bilinmeyen Şikayetleriyle Uğraşmak”
En gelişmiş ülkelerde bile “Burn out” dediğimiz Tükenmişlik sendromu Özellikle acil çalışanları başta olmak üzere sağlık çalışanlarında daha fazla görülmektedir.Bu Burn out (tükenmişlik sendromu) çalışma koşullarıyla ilgili ve maalesef ülkemizde özellikle acil çalışanlar başta olmak üzere bu hizmeti üreten herkesin bu sendroma girmesi için adeta her türlü ortam sağlanmaktadır. Bu durum çalışanların psikolojisini son derece etkilemekte, şartların düzelmeyeceğine dair oluşan algıdan dolayı eklenen umutsuzlukta intiharlara sürüklemektedir. Çok ağır şartlarda hizmet verirken bir de her seferinde suçluymuş gibi belli belirsiz insanların ne amaçla yaptıkları bilinmeyen şikayetleriyle uğraşmak en önemli faktör olarak göze çarpmaktadır.”


“Tükenmişlik Sendromunu Kaldıramayan Bazı Meslektaşlarımız Çıkışı İntiharda Gördüler”
Ankara Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hamit Hancı ise; “Hekimlerin üzerindeki yük son zamanlarda çok arttı. Beklentiler yükseldi. Buna karşın yaşam kalitelerinin artışını sağlayacak özlük ve sosyal haklarında bir gelişme olmadı.  Çalıştıkları yerlerden ve toplumdan yeterli desteği bulamadılar. Bu da hekimlerde tükenmişlik sendromu denilen durumun artışına yol açtı. Bunu kaldıramayan bazı meslektaşlarımız çıkışı intiharda gördüler.”



“Ülkemizde Hekimlerin ya da Sağlık Çalışanlarının Diğer Meslek Gruplarına göre Daha Fazla İntihar Ettiğine Dair Bir Veri Bulunmuyor”
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa N. İlhan; “Sağlık çalışanları topluma kesintisiz, yoğunluğu değişken biçimde yüz yüze hizmet veren bir meslek grubudur. Hekimden, hemşireye, sağlık teknisyenine, eczacıya çok farklı meslek grupları ile hem çok çeşitlilikte, hem de çok farklı düzeylerde görev yapan sağlık çalışanları ürettikleri hizmet doğrudan insana dair olduğundan,  gerek kişisel, gerek organizasyonel etmenler nedeni ile yabancılaşmaya daha çok uğramaktadır. Yabancılaşma olgusu farklı biçimlerin yanı sıra sağlık çalışanlarında tükenmişlik olarak da kendisini gösterebilmektedir. Duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı eksikliği unsurlarından oluşan tükenmişlik sendromu ise topluma yüz yüze hizmet veren hekim, öğretmen gibi meslek gruplarında yoğunlaşmaktadır. Tükenmişlik sendromunu yaşayan kişiler ise elbette kişisel etmenlerin de etkisi ile bazen intiharı bir çıkış yolu olarak görebilmektedir. Ülkemizde hekimlerin ya da sağlık çalışanlarının diğer meslek gruplarına göre daha fazla intihar ettiğine dair bir veri bulunmamakla birlikte, son dönemlerde medyada yer alan kayıpların  nedenlerinin araştırılması ve koruyucu-önleyici yaklaşımların geliştirilmesi uygun bir yaklaşım olacaktır.”
“En Yüksek İntihar Oranı Psikiyatri Uzmanlarındadır”
Üsküdar Üniversitesi Psikiyatrist Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Alper Evrensel ;”Terzi kendi söküğünü dikemez derler. En yüksek intihar oranı psikiyatri uzmanlarındadır. Her insan gibi doktorlar da, psikiyatristler de depresyona girebilir. Ancak hastalarında bu tanıyı kolaylıkla tespit edip tedavi ile sorunu çözebilirlerken kendileri için körleşebilirler. Kendilerindeki gidişatın farkında olamayabilirler. Buna içgörü kaybı denir. Zaten depresyon sinsi bir hastalıktır. Pekiyi depresyona girmelerine ne sebep olabilir? Ağır eğitim ve çalışma koşulları. Yoğun mesai nedeniyle kendisini sosyal ya da ailevi bir grubun içinde güvende hissedememeleri. Hasta şikayetleri ve bir takım hukuki baskılar. Çalıştığı kuruma aidiyet hissedememe. Alınan eğitim ve sorumlulukla orantılı olmayan gelir düzeyi ve maddi sorunlar.

“Hekimlerin İntiharlarının Önlenebilmesi için En Önemli Faktör Hekimlerin Sıkı Arkadaşlık İlişkileri İçinde Olmasıdır”
Hekimlerin intiharlarının önlenebilmesi için en önemli faktör hekimlerin sıkı arkadaşlık ilişkileri içinde olmasıdır. Bir hekim kendisine tanı koyamayabilir ancak yakın hekim arkadaşı olumsuz gidişi görebilir ve gerekli tedbir alınabilir. Zira intihar “geliyorum” der. Sinyaller algılanabilirse önlenebilir.”

“İntihar Etmeye Çalışan Kişi: Maddi ve Manevi Bütün Kaynaklarını Tükettiğinden, Yaşama Bağlayan Hiç Bir Faktör Kalmadığını Düşünüyor ”
Fatih Üniversitesi Psikoloji Bilim Dalı Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nalan Linda Fraim; “İntihar vakalarını ele alırken lineer bir perspektiften yola çıkmak hata olur. Temelde ciddi bir patoloji veya fizyolojik hastalık söz konusu değil ise, intihar etmeye çalışan kişi maddi ve manevi bütün kaynaklarını tükettiğinden ve artık onu yaşama bağlayan hiç bir faktör kalmadığından dolayı en nihayetinde yaşadığı maddi ve manevi acılara son vermek adına intihar eder. İntihara teşebbüs eden insanlar, eğer ki bu intihar teşebbüsünü ilgi için yapmıyorsa, intiharı gerçekleştirinceye yöntemini değiştirerek ardışık denemeler yapar – dahası istatistikler bunu gösteriyor.

“Neden-Sonuç İlişkisini Yüzeysel Olarak Kurarız”
Başarısız bir intihar girişimi olan asistan hekimi, burada bu teşebbüsün altında yatan sebepleri incelememiz gerekiyor. Lineer bir yaklaşımla bu hekimin intiharına bakarsak tek düze, muhtemelen kişilik bozukluğu veya depresyon teşhisi konularak çeşitli ilaçlar yazılıp psikoterapi desteği almadan ilaçlarla yaşamayı öğrenmesini isteyebiliriz ve ikinci teşebbüsünü gerçekleştirmesini bekleriz. Neden-sonuç ilişkisini yüzeysel olarak kurarız. Ancak bu lineer yaklaşım bizi çok fazlasıyla zorlar ve adam akıllı bir vaka formülasyonu yapmamıza engel olacağı gibi yanlış teşhis, yanlış yaklaşım ve yanlış olan her şeyi yapmamıza sebebiyet verecek. Dolayısıyla asla lineer bir pencereden bakamayız! Biyopsikososyal bir perspektiften bakmak çok daha mantıklıdır. Yani daha geniş bir perspektifle baktığımız zaman daha fazla faktörü “neden” denklemine yerleştirme şansımız olur. İşyerindeki sıkıntılar, ailevi problemler, kişisel sorunlar, ilişki problemleri, finansal sıkıntılar, örtüşmeyen beklentiler, kaldıramayacağından fazla strese maruz kalmak gibi bu liste uzayıp gider.

“Özellikle Asistan Hekimden Beklenilenler Çok Fazla”
Hekimlerimizin çalışma şartlarını göz önünde bulundurduğumuz zaman yükleri oldukça ağır. Özellikle asistan hekimden beklenilenler, performans kriterleri, uzun çalışma saatleri, yapılan işin yaratmış olduğu stres ve yük, ailevi baskı ve beklentiler, kendini ispatlama ihtiyacı, ülkemizin şartlarında çalışıp yaşamını idame ettirmeye çalışmak, kariyer çekişmesi, iş yerindeki mobbing olayları ve dönen küçük hesaplar, yaşanmış olan romantik ilişkiler ve işyerinde daha nice potansiyel sorun. Tabii ki bunlarla sınırlı değil ve olmamalı da. Fakat bunlar tabii göz önünde bulundurulması gereken etmenlerden sadece bir kaçı. Daha detaylı analiz ancak uzman hekimimizden alınabilir.

“Artık Hiçbir Şeyin Anlamı Yok”
İntiharların en önemli sinyallerinden bir tanesi “artık yapamıyorum”, “artık hiçbir şeyin anlamı yok” veya “her şeye artık bir son vermek istiyorum” gibi cümleler son derece ciddiye alınmalıdır. Tabii intihar hakkında yapılan şakalaşma veya konusu olduğunda da mutlaka ciddiye alınmalıdır. Diğer belirtiler arasında içe kapanmak, duygu durumunda tepkisiz kalmak veya depresyonda olmak, tehlikeli davranışlarda bulunmak. İşlerini yoluna sokmaya çalışmak ve değerli olan eşyalarının dağıtılması, davranışlarında tutumlarında veya görüntüsünde fark edilecek bir değişimin olması, daha önce olmamasına rağmen madde istismarının olması ve ciddi bir kayıp veya yaşam değişimi yaşamış olmaktan oluşmaktadır.

“Yurt Dışında Ruh Sağlığı Alanında Çalışanlar Düzenli Olarak Bir Psikoloğa veya Bir Psikoterapiste Görünmek Zorundadırlar”
 Çözümü nedir? Temelde bu değişimleri fark etmek – tabii bu her zaman mümkün olmuyor. Kurumlar çalışanlarını takip etmekle bir adım atabilir. Performans sistemine benzer bir şekilde psikolojik bir takip. İş yükünü kaldırma kapasitesi ile realiteyi ölçen bir takip sistemi. Kısaca rutin ölçme ve değerlendirmeler yapılarak stres seviyesi yükselen hekimlerin potansiyel risk altında olduklarını tespit eden ve bu tespit sonrasında da deşarj, rehabilitasyon ve tekrardan işlevselliğe geri döndürebilecek detaylı bir gözetim ve değerlendirme sistemi. Gerektiği yerde bireysel terapi, gerektiği yerde de aile terapisi ve gerekiyorsa da çift terapisi önererek bir erken tanı – erken uyarı sistemi geliştirilebilir.  Yurt dışında ruh sağlığı alanında çalışanlar düzenli olarak bir psikoloğa veya bir psikoterapiste görünmek zorundadırlar. Bu ihtiyaca göre haftalık, her iki haftada bir, üç haftada bir veya ayda bir olacak şekilde kendi birikimlerini boşaltmaları adına ve kendi problemleriyle de baş etmeleri için zorunlu bir uygulamadır. Özellikle bu alanda eğitim alan öğrenciler için. Böyle bir sistem getirilse, eminim ki hekim intiharları minimum sayıya inecektir.

“İntihar Hakkında Konuşmak İntihara Teşvik Etmez”
İntihar hakkında konuşmak intihara teşvik etmez, aksine intiharı düşünen veya düşünmeye meyilli olan kişi için bir farkındalık kazanma süreci olabilir. Nitekim intihara teşebbüs veya düşüncesi genellik bir “imdat! bana yardım edin” çağırısından ibaretidir ama, bu uyarı sinyallerini gözümüzden kaçırıyoruz ve farkına vardığımızda da ne yazık ki çok geç oluyor.”

Yorum bırakın

2012 Obezite ile Savaş Yılı

Yorum bırakın

SİGARA İLE MÜCADELEDE YENİ EYLEM PLANI VE YENİ YASA TASARI SI GELİYOR

Sigara ile mücadelede çok iyi bir noktaya geldiklerini belirten Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ”Başlangıçtaki eylem planımızın aşağı yukarı sonuna geldik. Yeni bir eylem planı hazırlıyoruz” dedi.

4207 sayılı ”Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun”un kabul edilmesinin 4. yılı nedeniyle Rixos Otel’de düzenlenen ”Tütün Toplantısı”na Sağlık Bakanı Recep Akdağ katıldı ve sigarayla mücadelede emeği geçenlere ödüllerini verdi. Bu mücadelede çok iyi bir noktaya gelinmesine karşın yapılacakların daha bitmediğini vurgulayan Akdağ, yürütülen stratejiler açısından Türkiye’nin dünyanın en başarılı ülkeler arasına girdiğini söyledi. Akdağ, “Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün raporlarında 4. sıraya oturduk. Yürütülen çalışmalar sonucunda sadece 2010 yılında 2 milyon 200 bin vatandaşımız sigarayı bıraktı. Bu durum, hakikaten ülkemiz adına, geleceğimiz adına mutluluk verici bir tablonun göstergesidir” diye konuştu.

Yeni Bir Yasa Tasarısı Hazırlıyoruz
Akdağ, son iki yıldır sigaranın zararlarını vurgulamak için paketlerin üzerinde resimli uyarılar olduğunu anımsatarak, “Bu resimli uyarıların biraz daha büyütülmüş biçimde paketlerin üzerinde olması için yeni bir yasa tasarısı hazırlıyoruz. Ayrıca, herhangi bir sigara markasının, sigara dışında başka bir üründe de kullanılmasını önlemek için bu yasa tasarısı üzerinde çalışıyoruz” dedi.

Türk Basını Çok Destek Oldu
Akdağ şunları söyledi: “Kanunun uygulamaya geçtiği dönemlerde Türk basını çok destek oldu. Özellikle televizyonlarda günde 3 dakika Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlattırılan sigara karşı filmleri göstermeleri gerekiyordu. Buradaki uyum, beklediğimizin üzerinde olmuştur. Birçok kanal, 3 dakika değil de 5 hatta daha fazla dakika günlük yayın akışları içerisine sokmuşlardır.

WHO’nun Raporlarında 4. Sıradayız
Şimdi başlangıçtaki 5 yıllık eylem planımızın aşağı yukarı sonuna geldik. Yeni bir eylem planımızı hazırlıyor. Bu mücadelede çok önemli bir noktaya geldik ama henüz işimiz bitmiş değil. Yürütülen stratejiler açısından dünyanın en başarılı ülkeleri arasına girdik. WHO’nun raporlarında 4. sıraya oturduk. Yaptığımız çalışmalarda 2008 yılında yüzde 31’lerde olan sigara kullanımı 2010 yılında yüzde 27’lere düştü. Tabi ki bunu yeterli görmüyoruz. Bu, hızlı bir düşüştür ama bu düşüşün mutlaka devam etmesi gerekiyor. Özellikle çocuklarımızın, gençlerimizin sigaraya başlamaması için çok ciddi bir çaba vermeye devam edeceğiz.”

ALO 171 Sigara Bırakma Hattı
ALO 171 Sigara Bırakma Hattı’nın 200 operatörle 24 saat vatandaşların hizmetinde olduğunu anımsatan Akdağ, herkesin buradan yardım alabileceğini söyledi. Akdağ, ayda yaklaşık 200 binin üzerinde çağrı aldıklarını belirten Akdağ, sigarayı bırakmak isteyenlerin sigara bırakma polikliniklerine de müracaat edebileceklerini ifade etti. Bu polikliniklerde 250 bin sigarayı bırakma ilacının ücretsiz dağıtıldığını dile getiren Akdağ, 2010’da 2 milyon 200 bin kuşunun sigarayı bıraktığını söyledi.

Toplumun Başarısı
Programın açılışında konuşan TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl, bu konuda elde edilen başarının bir ya da birkaç kişinin değil toplumun başarısı olduğunu vurguladı. Kanunun, toplumun dönüşümünü sağladığını belirten Erdöl, başbakanımızın önderliği ve liderliği olmasaydı, asla başarılamazdı” dedi.

Raporlarda Türkiye’nin Başarısı Belirtildi
Türkiye Temsilcisi Dr. Maria Cristina Profili de Türkiye’nin bu konuda çok ciddi bir çaba harcadığını ve bunda da oldukça başarılı olduğunu belirterek, WHO olarak gelecekte de Sağlık Bakanlığı ile el birliği içinde daha fazla hayatın kurtulması için daha fazla çalışacaklarını söyledi. Raporlarda Türkiye’nin başarısının belirtildiğini vurgulayan Profili, ”Umuyoruz ki, 2013 Küresel Tütün Epidemi Salgını Raporu yayımlandığında Türkiye, bu anlamda birinci sırayı elde eden ülke konumunu da alacaktır” diye konuştu.

Sigara İçilmeyen Köylere Ödül
Konuşmaların ardından, sigarayla mücadelede emeği geçenlere Bakan Akdağ tarafından teşekkür plaketi verildi. Ödül alanlar arasında özellikle ”sigara içilmeyen köyler” dikkati çekti. Bunlardan birisi Şanlıurfa’nın merkeze bağlı 550 nüfuslu Akçamescit köyü. Burada tam 15 yıldır sigara içilmiyor. Köyün girişinde de ”Bu köyde sigara içilmemektedir” tabelası asılı bulunuyor ve bakkalda tütün mamulleri satılmıyor. Köyün kızlarına talip olan damat adaylarında sigara kullanmama şartı aranıyor. Misafirlerin bile konakladığında sigara içilmesine izin verilmiyor. Tarım işçisi seçiminde köylüler, sigara kullanmayanları tercih ediyor. Sigara içilmemesinden dolayı memnun olan kadınlar, ‘sigaraya başlamaları durumunda eşlerini bırakacaklarını’ ifade ediyorlar.

Adıyaman’ın Kahta ilçesine bağlı Yeşilkaya köyünde de 2003’ten bu yana sigara içilmiyor ve sigara satışı yapılmıyor. Kastamonu’nun Taşköprü ilçesine bağlı Ortaöz köyünde de aynı şekilde 2009’dan bu yana sigara içilmiyor ve köyün girişinde ”Sigara içilmeyen Ortaöz köyüne hoş geldiniz’ tabelası bulunuyor.

Yorum bırakın

Mobbing Nedir? / Çorum Haber

Mobbing nedir? Çorum Haber köşe yazım
http://www.corumhaber.net/yonetim/resim/bresim/d4a5e.pdf

Yorum bırakın

“TIBBİ CİHAZ SEKTÖRÜ YATIRIM, ÜRETİM, BÜYÜME SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ”

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Tıbbi Cihaz Üreticileri Derneği (TÜDER) ortaklaşa yaptığı Çalıştay kapsamında gerçekleştirilen “Türkiye de Tıbbi Cihaz Sektörü Yatırım, Üretim, Büyüme Sorunları Ve Çözüm Önerileri” panelinde kamu yetkilileri ve sektör temsilcileri katıldı. Toplantıda sektörün yatırım, üretim ve büyüme sorunlarıyla çözüm önerileri ele alındı.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Tıbbi Cihaz Üreticileri Derneği (TÜDER) ortaklaşa yaptığı “Türkiye Tıbbi Cihaz Sektörü Yatırım Fırsatları ve Kamu Destekleri Çalıştayı”, Ankara Bilkent Otel’de gerçekleştirildi. Sektörün ülkemizdeki yatırım, üretim ve büyüme sorunlarıyla çözüm önerileri hakkında kamu yetkilileri ve sektör temsilcileri görüşlerini dile getirdi. “Türkiye de Tıbbi Cihaz Sektörü Yatırım, Üretim, Büyüme Sorunları Ve Çözüm Önerileri” isimli panelin yöneticiliğini Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Hüseyin Rahmi Çetin yaptı. Çetin şunları söyledi: “Tıbbi cihaz sektörü dinamik yapısıyla özellikle son yıllarda sürekli büyüme göstererek en hızlı gelişen sektörler arasında yerini almıştır. Tıbbi cihaz sektörü yüksek teknolojili ürünler grubunda yer almaktadır. Bu nedenle teknolojik gelişmelere paralel olarak sürekli gelişme görmekteyiz. 200 milyar doların üzerinde ihracat potansiyeli ile teknolojik açıdan ileri düzeydeki ülkeleri yakalayıp dünyada ön sıralarda görmekteyiz. Diğer taraftan ülkemizde yerli üretimin Ar-Ge temelli olmaktan ziyade montaja yönelik olduğu ve düşük teknolojik içerikli ürünler yoğunlaştığı ve içinde yüzde 85’i aşan oranlarda ithalatla karşılandığı görülmektedir. Bakanlığımız destekleriyle ilgili olarak teknoloji geliştirme kapsamında bu bölgelerde bin 746 adet firmadan tıp sektöründe 40, biyomedikal sektöründe 45 ve biyoteknoloji sektöründe ise 30 adet firmanın yer aldığını görmekteyiz.”
Türkiye’nin 2011 Yılı Tıbbi Cihazlar İhracat Rakamı 180 Milyon Dolar

“Dış Ticarete İhracat Destekleri” isimli sunumu yapan Ekonomi Bakanlığı İhracat Genel Müdürü Tarık Sönmez şu bilgileri verdi: “Türkiye’nin Tıbbi Cihazlar ihracatında 2010 tam yıl rakamı 138 milyon dolar civarında, 2011 yılı 10 aylık dönemde 150 milyon dolar bizim tahminlerimizde yaklaşık olarak yılsonu itibariyle de geçici rakamlar var, 180 milyon dolar ihracatla kapatabiliriz. Yüzde 37,5 bir artışa tekabül etmektedir. Almanya, Fransa, Irak ve Azerbaycan ülkemizin tıbbi cihaz ihracatı gerçekleştirdiği ilk dört ülkeyi oluşturmaktadır. Bu ülkelerin ardından ise önceki yıllarda bu alanda hiç ihracatımızın olmadığı Somali beşinci sıraya yerleşmiş bulunmaktadır. 2010 yılı ithalata değeri 1,5 milyon dolar, yüzde 15’lik bir artışla bir önceki yıla göre. 2011 yılının 10 aylık dönemine baktığımızda 1. 400 milyon dolar yaklaşık 1.7-1.8 milyon dolar kapatmış olacağız. ABD, Almanya ve Çin ülkemizin tıbbi cihaz İthalatı gerçekleştirdiği ilk dört ülkeyi oluşturmaktadır. Bu ülkelerin arasında 9. sırasında İrlanda görülüyor. 2010 yılı itibariyle 1.4 dolarlık bir açık cari açığa negatif anlamda katkı yapan sektörlerimizden bir tanesi, 1,5 milyon dolar civarında bir açık var 2011 kümülatif rakamları itibariyle.
Dünya tıbbi cihazlar ticaretinin gelişmiş ülkeler arasında gerçekleştiğini, diğer bir deyişle endüstri içi ticaret niteliğinde olduğunu göstermektedir. Dünyada 25. en çok ithalat gerçekleştiren İrlanda ihracatta altıncı sırada ve en önemli ithalatçı ülkelerin tedarikçileri arasında en üst sıralarda yer almaktadır. En çok ithalat gerçekleştiren 22. ülke olarak ülkemizin tedarikçileri arasında ise İrlanda onuncu sırada yer almaktadır.
Sektörel Derneklere Fuar Desteği
Firmaların fuarlarının şirketler, kurum ve kuruluşlar şeklinde istifade etmek mümkün. Sektörel derneklerde aynı şekilde fuarlara dernek olarak iştirak edebiliyorlar. Burada katılım bedellerini temsilcilerin ulaşım masraflarını, eğer yetkili organizatörler milli katılım tabir edilen katılımla gidiliyor ise iki gider kalemini, bireysel katılım ise o takdirde de boş stant kirası, standart stant donanım masraflar, nakliye, temsilci ulaşım masrafları gibi masrafları karşılıyoruz. 2011 yılında 231 adet fuar bu şekilde gerçekleşmiştir. 2011 yılında 2770 adet fuar bireysel katılımı desteklenen fuarlar listesinde yer almıştır. Genel fuarlarda azami 10 bin dolar sektörel fuarlarda azami 15 bin dolar ve yaklaşık harcamanın yüzde 50’si oranında bazı istisnalarımız var. Hedef ülkeler mesela yüzde 70’i belli sektörlerde olursa yüzde 75 veriliyor. Üretici dernekler bizleri davet ederlerse tüm devlet yardımlarını bütün detaylarıyla anlatmaktan memnun oluruz. 81 ilde 125 tanıtım yaptık.
UR-GE ile Yüzde 75’e Varan Destek
Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesinin Desteklenmesi (UR-GE) Tebliği, proje değerlendirme marifetiyle proje şeklinde destek var. Yüzde 75’e varan bir destek. TÜDER bu anlamda diğer üretici derneğin olduğu gibi müracaatını yapıp üyeleri adına kendileri üzerinden yapılacak olan tanıtımlarda bu bahsettiğim ihtiyaç analizi, eğitim danışmanlık, yurt dışı pazarlama alım heyeti, istihdam, bireysel danışmanlık gibi teşviklerden faydalanabilir. Yurtdışı pazar araştırması desteği, şirket çalışanı ya da ortağının yapacakları pazara girişle alakalı seyahatlerinin konaklamalarının ve tanıtım faaliyetlerinin desteklenmesi şeklinde. Şirket olduğunda harcama bedellerinin yüzde 60’ı, iş birliği kuruluşu tanımına giren kuruluşlarımızda da yüzde 75’i maksimum 200 bin dolar olmak üzere desteklenmektedir.
E-Ticaret Sitelerine Üyelik Desteği ile 10 Bin Dolara Kadar Yıllık Aidat Karşılanması
E-Ticaret sitelerine üyelik desteği üyelikte fayda görülen ve denetim ve incelemeler sonucunda ilgili sektörde o üyeliğe uygun olduğunu düşündüğümüz elektronik ticaret sitelerine üyelikte yüzde 70 maksimim azami olarak 10 bin dolara kadar yıllık üyelik aidatlarının karşılanması söz konusudur. “Çevre Desteği” malınızı, ürününüzü satarken yurt dışındaki akredite edilmiş kurum ve kuruluşlardan alınması gereken bir takım kalite ve çevre belgeleri söz konusu. Bunlar içinde harcama bedellerinin yüzde 50’si oranını geçmemek üzere her bir belge bazında da 25 bin doları geçmemek üzere desteğimiz vardır.
TURQUALITY® ve Marka Desteği ile 5 Yıl Süreyle Harcamalara Destek
TURQUALITY® ve Marka Desteği kapsam, ne yazık ki tıbbi cihaz firmamız şu an için mevcut değildir. Önümüzdeki günlerde TURQUALITY® veya MARKA Programında tıbbi cihaz firmasının bulunmasını arzu ediyoruz. Tamamen objektif kriterler çerçevesinde yapılan değerlendirme kuruluşlarından yapılan değerlendirmenin sonucunda değeri yetkinliği sağlayan firmaları bu kapsama alıyoruz. Bu kapsamdaki desteklerimi TURQUALITY® programında 5 yıl süreyle yüzde 50 oranında marka patent, tescil, marka tanıtım, kira gibi alanlardaki harcamaları destekliyoruz. Marka Programında ise, 4 yıl süreyle yüzde 50 karşılanıyor. TURQUALITY® programında harcamada sınır yok, harcamalarının yüzde 50’si karşılanıyor. Bu programdan en fazla faydalanan ve bizden en fazla devlet desteği alan firmalarımız bizim için en iyi firmalardır. TURQUALITY® programında 77 firma, 88 marka, Marka programında ise 33 firma, 36 markası mevcut. 185 firma müracat etmiş. Yurt dışında mağaza, ofis, depo, showroom ve franchise mağaza örgütlenme olduğunda desteklerimiz mümkün.
Samsun’da Medikal Tedarik ve Hizmetler İş Kümesi
KOBİ işbirliği ve kümelenme projesi, yer alan iller; Çorum, Samsun, Trabzon, Kahramanmaraş, Gaziantep. Samsun’da Medikal Tedarik ve Hizmetler İş Kümesi Yapılacak çalışmalar var. Kümede yer alan firmaların rekabetçiliğinin artırılması, pilot aktiviteler ile KOBİ’lerin verimliliğinin en az yüzde 20 artırılması. Samsun’da kurulan Küme Bilgi Ofisi ile kümede yer alan KOBİ’lerin ihracata yönelik faaliyetlerin desteklenmesi. Türkiye’de aynı sektörde yer alan BROP ve BROP dışı illerde işbirliklerinin geliştirilmesi. Medikal Tedarik ve Hizmetler İş Kümesi ile birlikte Uluslar arası Rekabetçiliğin Geliştirilmesinin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ kapsamında proje hazırlanarak küme firmalarının yurtdışı pazarlara açılımının sağlanması.”
“Yenilikçi Uygulamalar Mali Destek Programı” ile Projenin Toplam Bütçesinin Yüzde 30’u
“İç Pazarda Yerli Ürün Kullanım Destekleri”, Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Şencan sunumunda şunları söyledi: “Teknolojiyi geliştirecek tarafta üniversiteler, eğitim araştırma hastaneleri, sağlıkla ilgili taraflar, mühendisler, kimyacılar, biyologlar çalışacak.
Tıbbi malzeme yerli üretimi için Kalkınma Ajansları “Yenilikçi Uygulamalar Mali Destek Programı” çerçevesinde üretici firmalara hazırladıkları projelerinin toplam bütçesinin yüzde 30’ u kadar geri ödemesiz kredi verebiliyor. Sizin bu yüzde 30’u almanız ve bizimde size her türlü desteği vermemiz gerekiyor.
“Yerli Malı Teklif Eden Lehine Yüzde 15 Oranına Kadar Fiyat Avantajı”
Yerli malını teklif eden istekliler lehine fiyat avantajı uygulanması madde 61 yaklaşık maliyeti eşik değerin altında kalan mal alımı ihalelerine sadece yerli isteklilerin katılabileceğine ilişkin düzenleme yapılabilir. Ayrıca sadece yerli isteklilerin katılımına açık ihalelerde, yerli malı teklif eden yerli istekliler lehine yüzde 15 oranına kadar fiyat avantajı sağlanabilir. Mal alımı ihalelerinde yaklaşık maliyetine bakılmaksızın, tüm isteklilerin katılabileceğine ilişkin düzenleme yapılabilir ve bu ihalelerde yerli malı teklif eden istekliler lehine yüzde 15 oranına kadar fiyat avantajı sağlanabilir.
İki Önemli Eksik!
Yerli ürünlerin geliştirilmesine yönelik olarak, kamuda çalışan doktorların, “yerli üretici firmalara” Ar-Ge desteği sağlayarak ürün geliştirilmesine katkıda bulunmasının mevzuat anlamında önünün açılacak. İki eksiğimizden biri akademi sanayi ile birlikte iş yapmıyor. Bunun özendirici mevzuatı azdı ama hepsinden önce psikolojik faktörünü kırmamız lazım. Üniversitelerle ortak çalışmalar yapılsın. Bundan umutluyum yeni üniversiteler açıldı hem teknolojik hem eleman alt yapısı henüz zayıf olsa da kısa sürede artacağına ve üreticiye daha yakın noktaya gideceğini düşünüyorum. İkincisi branşlar arasında çalışma eksiğimiz var. Tıp fakültesindekiler oluşmuş veya satın almış biri ürünü kullanarak ameliyat metodunu geliştiriyor. Ama ameliyat metodunu farklılaştırmasına yarayacak el aletinin diğer tıbbi cihazın geliştirmesini yönelik kafa yormuyor. Ayrıca her türlü ürün geliştirirken sadece kullanıcı tarafından öneri getirilmemesi, diğer taraftan kimyacı, biyolog, fizikçi ve makinacı tarafından getirilecek önerilerle birleşirse bir ürüne dönüşüyor. Biz disiplinler arası ortak çalışmayı yapamıyoruz. Bu iki sorunu aşmamız lazım. Sağlık Bakanlığı tarafından potansiyelimizi sanayi ile birlikte kullanacak mevzuat düzenlemelerini 660 sayılı kanun KHK ile aştık. Yerli firmaların ürün desteği sağlamak için 209 sayılı kanunda değişiklik yaptık.
“Yetişkinler İçin En Önemli Motivasyon Aracı Paradır”
Bakanlık ve bağlı kuruluşları ile kamu kurum ve kuruluşları haricindeki kuruluş veya kişilerce, sağlık hizmetleri dışında, kurum içinde veya hizmetin gerektirdiği yerde, kurumdan istenecek bilimsel görüş, proje, araştırma ve benzeri hizmetler kurumca kabul edilecek esaslara bağlı olmak üzere yapılabilir. Karşınızdaki hastane veya üniversite hastanesi kurum olarak sizinle anlaşma yapabiliyor. Siz oradaki uzmanlarla belirlenen saatler içinde belirlenen mesai kadar hizmet alabiliyorsunuz. Size bu hizmeti veren insanlarda bir tüccarlarla gizli bir iş yapıyormuş halinden kurtuluyor. Bunun içinde kuruma para ödeyebiliyorsunuz. Ödediğiniz paranın yüzde 65’ine kadar olan tutarını buna katkıda bulunanlara ödenebiliyor. Üstelik üniversitelerden bir aşama daha ileri gittik ve tavanda koymadık. Sizin ödediğiniz para size bir-iki kişi çalışmışsa onlara verilebiliyor. Şunu biliyoruz ki yetişkinler için en önemli motivasyon aracı paradır.
“Alım Garantili Sözleşmeler Yapılabilir”
Bakanlık ve bağlı kuruluşları, sağlık hizmeti sunumunda ihtiyaç duyulan tıbbî cihaz, ilaç ve diğer ürün ve hizmetlerin alımında mümkün olduğunca yurtiçi sanayi imkanlarından faydalanır, bu amaçla yurtiçi firmalara araştırma, geliştirme, prototip ve seri üretim faaliyetlerini yaptırır. İhtiyaç halinde yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerle alım garantili sözleşmeler yapılabilir ve 7 yıla kadar, gelecek yıllara yaygın yüklenmeye girişilebilir.”
“Vücut Dışı Ortez ve Protezlerden Katılım Payı Alınacak”
“Tıbbi Malzemede Geri Ödeme Politikaları” sunumunda öncelikle Kurumu ve görevlerini tanımlayarak başlayan SGK Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü Tıbbi Malzeme Daire Başkanı Dr. Hanefi Gök şu bilgileri verdi: “Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı,Sağlık Bakanlığı,Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı,Hazine Müsteşarlığı’nı temsilen birer üye ile,Sosyal Güvenlik Kurumu’nu temsilen iki üyeden toplam 7 üyeden oluşur. Komisyonca gerekli görülen hallerde sağlık hizmetlerinin türlerine göre birden fazla alt komisyon kurulabilir. Kurum, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile dernek, vakıf, federasyon, konfederasyon ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının görüşlerini alabilir. Vücut dışı ortez ve protezlerden katılım payı alınacağı hükme bağlanmıştır.
TİTUBB kayıt/bildirim işlemi Yapılmalı
SUT’un “Tıbbi Malzeme Temini ve Ödeme Esasları” başlıklı 7. maddesine göre; tıbbi malzeme kapsamında değerlendirilir. Kurumla sözleşmeli sağlık kurumları tarafından temin edilen tıbbi malzemeler; SUT’ta belirtilen istisnalar hariç olmak üzere Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Ulusal Bilgi Bankasına (TİTUBB) kayıt/bildirim işlemi tamamlanmış olmalıdır. Bir malzemenin TİTUBB kayıt/bildirim işlemi tamamlanmış olması o malzemenin Kurumca ödenmesi için tek başına yeterli değildir.
Yatarak Tedavilerde Kullanılan Tıbbi Malzemeler Kurumla sözleşmeli sağlık kurumlarında yatarak tedavilerde kullanılan tıbbi malzemeler EK 5/C listesinde yer alan protez ve ortezler ve Kurumca iade alınan cihazlar hariç, sağlık kurumu tarafından temin edilmek zorundadır. SUT eki “Sağlık Kurumları Puan Listesi”nde yer alan birim puanlar “basit sıhhi sarf malzemeleri” dâhil olarak tespit edildiğinden, SUT eki “Bedeli Ödenmeyecek Basit Sıhhi Sarf Malzemesi Listesi”nde yer alan tıbbi malzemeler, hiçbir şekilde hastalara aldırılamaz ve sağlık kurumu faturalarında ayrıca gösterilemez. SUT ve eki listelerde yer alan malzemeler, SUT ve eki listelerde belirlenen birim fiyatlar üzerinden fatura tutarını aşmamak üzere ödenir. Yatarak tedavilerde temini zorunlu tıbbi malzemelerin, hastaya aldırılması durumunda; fatura tutarı hastaya ödenerek ilgili sağlık kurumunun alacağından mahsup edilir. 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi olmayan Resmi Sağlık Kurum ve Kuruluşları ile Özel Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında; SUT ve eki listelerde yer almayan tıbbi malzemeler; Kamu İhale Kurumu İhale Sonuç Formu Ekranında tespit edilen ve Kurum taşra teşkilatı inceleme birimlerince benzer nitelikte, aynı işlevsel özellikte ve aynı tıbbi sonucu verdiği kabul edilen malzeme tutarları esas alınarak ödenir. SUT ve eki listeleri ile Kamu İhale Kurumu İhale Sonuç Formu Ekranında fiyat tespit edilemeyen tıbbi malzeme bedelleri Kurumca karşılanmaz.
Kamu İhale Kurumu İhale Sonuç Formu Ekranı
SUT ve eki listelerde yer alan malzemeler, SUT eki listelerde yer alan fiyatlardan fatura tutarını aşmamak üzere ödenir. SUT ve eki listelerde yer almayan tıbbi malzemeler; Kamu İhale Kurumu “İhale Sonuç Formu Ekranı”nda tespit edilen ve Kurum taşra teşkilatı inceleme birimlerince benzer nitelikte, aynı işlevsel özellikte ve aynı tıbbi sonucu verdiği kabul edilen malzeme tutarları esas alınarak ödenir.
SUT ve eki listeleri ile Kamu İhale Kurumu İhale Sonuç Formu Ekranında fiyatı tespit edilemeyen tıbbi malzemeler, piyasa araştırması, her türlü fiyat araştırması yapılarak taşra teşkilatı inceleme birimlerince benzer nitelikte, aynı işlevsel özellikte ve aynı tıbbi sonucu verdiği kabul edilen en ucuz malzeme bedeli esas alınarak fatura tutarını aşmamak şartıyla ödenir. EK-5/A: fiyatlandırılmış tıbbi sarf malzemeleri listesi, EK-5/B: bedeli ödenmeyecek basit sıhhi sarf malzemeleri listesi, EK-5/C: protez ve ortez listesi, EK-5/D: yara bakım ürünleri, EK-5/E: kurumca bedeli karşılanacak omurga cerrahisi tıbbi malzeme listesi, EK-5/F: kurumca bedeli karşılanacak ortopedi ve travmatoloji branşında yer alan artroplasti alanı tıbbi malzeme listesi yer alır.
“Tıbbi Malzemede İlaç Gibi Ruhsatlandırmamız Yok”
Tıbbi malzemede ilaç gibi ruhsatlandırmamız yok. Sadece CE belgesi ile ülkemizde tıbbi malzeme girebiliyor. Bununla ilgili ciddi tedbirler almamız gerekiyor. Özellikle CE belgesi açısından çok ciddi sorunları aşılmalı. Pozitif ve negatif listeler tamamlanmalı. Özellikle pozitif listeleri tamamlarsak negatif listeleri gündemden kaldıracağız. Fiyatı tespit edilmemiş ürünler ayrıca bir sorun, özellikle ayaktan tedavide kullanılan ürünlerde. UBB kayıtları ve MEDULLA’ya sunulması ve en son yaşadığımız UBB kayıtta çok ciddi sorunlar, zaaflar var. Bununda güçlendirilmesi lazım.
“Akademisyenlerimiz Hiçbir Ücret Almadan Çalışıyorlar”
Kaliteli üretim ve kaliteli hizmetin ödenmesi asıl amacımız. Tıpta birinci kural, önce zarar vermedir. Özellikle hastaya zarar verebilecek defalarca revizyon ameliyatına gidecek. Hiçbir tedaviye etkin olmayan tıbbi malzemelerden, ortezlerden protezlerden uzak durmamız lazım. Bunu hep beraber birlikte yapacağız. Sektörün hepsi taşın altına elini koymazsa bizim için bu iş çok daha zor ve uzun bir süreç olacak. Ne kadar yardım alırsak o kadar hızlı tamamlamış olacağız. Pozitif listelerin tamamlanması bu anlamda akademisyenlere teşekkür ediyorum. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan bizim ülkemizde oluyor. Akademisyenlerimiz hiçbir ücret almadan çalışıyorlar.
UBB’de Yeni Versiyona Geçilecek
UBB’de yeni versiyona geçilmesi, çalışmalarımız var. Belki UBB’nin mantığını değiştireceğiz, bir bütüncül yaklaşımla 1 milyon 300 bin tane kayıtlı dağınık ürünler var. Beraber aynı anda kullanılan ürünlerin var. Birlikte kaydetmek gerektiğine inanıyorum. Buna ilişkin çalışmalarımız devam ediyor.
“Keşke Tüm Medikalcilere Ruhsat Verilse De Onlarla da Sözleşme Yapsak”

Tıbbi cihaz malzemelerin görev ve esas teşkil edecek sözleşme protokolleri görev ve tanımlanması şu ana kadar yaklaşık 3 tane protokol hazırladık. Özellikle ortez-protez merkezleri Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılanlara sözleşme hazırladık. İşitme merkezleri, optik ile ilgili sözleşme hazırladık. Keşke tüm medikalcilere ruhsat verilse de onlarla da sözleşme yapsak. Sağlık Bakanlığı’nın en azından belli bir standart getirmesini bekliyoruz. Çalışmalara başladıklarını biliyorum.
Tıbbi malzemelerin ödenmesine yönelik başvuru esas ve usullerine yönelik kılavuz ve yönergeler hazırladık. Nasıl başvurulacak, dosyada neler olacak, hangi belgeler bulunacak yakında sektöre de danışacağız. Onlardan da geri bildirim ve destek isteyeceğiz.”
2010 Yılındaki İhale Sayısı 120 Bin 451
“KİK Mevzuatında Yerli Üretime Sağlanan Avantajlar” hakkında konuşan Kamu İhale Kurumu Grup Başkanı Dr. Bülent Büber, Kamu İhale Kurumu istatistiklerine göre 2010 yılındaki ihale sayısı 120 bin 451 olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu ihalelerin 87 bin 976’sı Kanunda belirtilen ihale usulleri kapsamında gerçekleştirilirken, 32 bin 475’i istisna kapsamında gerçekleştirilmiştir. Kamu İhale Bülteninde yayımlanan ilan sayısı ise 68 bin 766’dir.
Türkiye’de Kamu Alımları
Türkiye’de kamu alımları ihalelerde imzalanan sözleşme sayısı toplamı 156 bin903 olurken, sözleşme bedeli toplamı 63 milyar TL’dir. Bu tutarın 54milyar TL’si Kanunda belirtilen ihale usulleri kapsamında yapılan alımlara ait olurken, 9 milyar TL’si ise istisna kapsamında gerçekleştirilen alımlardır. Doğrudan temin yöntemi ile yıllık alımların miktarı ise 6 milyara yakın bir tutar. 2009-2010 rakamlarını göz önünde bulundurduğumuzda Türkiye’de kabaca 80 milyarı kamu idareleri alım yaparak geçiyor.
4734 sayılı Kanun kapsamında yapılan ihalelerin adet olarak yüzde 44.15’i mal alımı, yüzde 36.36’sı hizmet alımı, yüzde 19.48’i yapım işlerine aittir. Mal alımı 38 bini, hizmet alımı 31 bin, yapım işi 17 bini. Mal alımları açısından yüksek olmasına rağmen tutar olarak 3. sırada. Türkiye son 2 yıldır.
Tıbbi Cihaz Mal Alımlarında Klasik Şikayet, “Teknik Şartname”
2010 yılında toplam kamu alımı harcamalarının yüzde 26.46’sı mal alımı için, yüzde 39.07’si hizmet alımı için, yüzde 34.47’si yapım işleri için yapılmıştır. Mal alımı toplam tutarı 14 milyar TL, hizmet alımı toplam tutarı: 21 milyar TL, yapım işleri toplam tutarı 18 milyar TL’dir. 2010 yılında Kuruma yapılan itirazen şikayet başvurularının sayısı 4 bin 281 olurken, şikayetçi sayısı 3.052’dir. Kamu ihalelerine yapılan şikayetleri temizlik, özel güvenlik, yemek ihaleleri ve sağlık alımlarıdır. Son 3 yıldır tıbbi cihaz mal alımlarında klasik şikayet, teknik şartnamenin belli bir marka ve modeli esas alınarak hazırlanması iddiası, üzerine kalan ihalenin teknik şartnameyi karşılayamaması, teknik şartnameyi karşılamamıza rağmen ihalede değerlendirme dışı bırakıldık gibi oluyor.
5 bin 594 “Tıbbi Cihaz, İlaç ve Kişisel Bakamı ürünleri” İhalesi
1 Ocak 2011 ile 30 Eylül 2011 tarihleri arasında bin 151 idare tarafından “Tıbbi Cihaz, İlaç ve Kişisel Bakamı ürünlerine” ilişkin olarak 5 bin 594 ihale gerçekleştirilmiştir. Bu ihalelerden 25 bin sözleşme imzalanıyor. Bu ihaleler çerçevesinde imzalanan sözleşme sayısı 25 bin 381 olup sözleşme tutarı ise 2 milyar TL’dir. Tıbbi cihaz alımlarında fiyat avantajı tanınan ihale sayısı 1 Ocak 2011 ile 30 Eylül 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilen tıbbi cihaz alımı ihalesinin sadece 35’inde yerli malı teklif eden yerli istekli lehine fiyat avantajı uygulanmıştır.
Kamu İhale Mevzuatında Yerli İstekli Lehine Düzenlemeler
Yerli istekli ve yerli malı teklif eden istekli lehine fiyat avantajına ilişkin yasal düzenleme, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 63. maddesinde yer almaktadır. 4734 sayılı Kanunun 63. maddesinde, 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmıştır. Yapılan değişikle eşik değerin altındaki mal alımı ihalelerinde de yerli malı teklif eden istekliler lehine fiyat avantajı tanınmasına imkan verilmiştir. Yerli malı ve yerli malı teklif eden istekliler lehine fiyat avantajı konusunda ayrıntılı açıklama, Kamu İhale Genel Tebliğinin 6.2. maddesinde yer almaktadır. Dünyada yerli malı ile ilgili en ayrıntılı çalışma Amerika’da bütün ürünleri sektör olarak hangisi yerli malına ait olduğuna ilişkin ayrıntılı düzenlemeler yapılmıştır. Bizim 2002 yılındaki çalışmamız yerli malı konusundaki yetkileri esasları belirleyerek odalara bırakmışızdır. Teklif edilen malın yerli malı olduğu TOBB ve TESK’e bağlı odalar tarafından düzenlenen Yerli Malı Belgesi ile belgelendirilir.
Yerli Malı Teklif Eden İstekliye Yüzde 15 Oranında Fiyat Avantajı
İhaleye, yeterlik kriterlerini taşıyan tüm isteklilerin katılması ve yerli malı teklif eden istekliye yüzde 15 oranına kadar idarece belirlenecek bir oranda fiyat avantajı uygulanmasına yönelik düzenleme yapabilir. Yerli istekli olabilmek için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gerçek kişiler, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişiliklerdir. Başbakanlık Genelgesi 2011/13 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile ihalelerde yerli malı teklif edilmesini engelleyen düzenlemelerin yapılmaması istenmiştir. Geç ödeme direktifi ile ilgili olarak Başbakanlık Genelgesi 2011/6 sayılı Genelgede ise kamu alımlarında KOBİ’lerin iştirakinin sağlanmasına yönelik çalışmaların yapılması istenilmiştir. Tıbbi cihazlarla ilgili kamu alımlarında, yerli malının teşvik edilebilmesi için öncelikle durum analizi yapılmalıdır. Sağlık sektöründe alım gerçekleştiren idareler ve alım konusu mallar belirlenmeli; ihale sürecinde yerli malı teklif etmeyi zorlaştırıcı hususlar saptanmalıdır. Durum analizi çerçevesinde elde edilen veriler esas alınarak strateji geliştirilmelidir. Mevzuatta yapılan değişikliklerin uygulamaya geçirilmesi için sürekli etkin bir işbirliği ve karşılıklı eşgüdüm sağlanmalıdır. Hangi mallarda hangi ürünü alırsak fiyat avantajı sağlanır. İşbirliği Yapacak Kurumlar Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, YÖK, KİK, TOBB ve sivil toplum örgütleridir.
Bağlayıcı Bir Düzenleme Yapılmalı
Sağlık hizmetinin en kaliteli ve verimli şekilde yürütme isteği gibi pratik sebepler, teknolojik ve sektörel, hukuki ve uluslararası düzenlemelerden kaynaklanan zorluklardır. Sektörel analizler çerçevesinde fiyat avantajı tanınacak mallar ve fiyat avantajı oranı saptanmalı; alımları gerçekleştiren birimleri yönlendirecek şekilde bağlayıcı bir düzenleme yapılması uygun olacaktır. Yerli malına fiyat avantaj tanınması çalışmasıyla birlikte yerli malı teklif edilmesini engelleyen uygulamalarında belirlenmesi önem taşımaktadır. İdareler tarafından kamu ihale mevzuatına aykırı bir şekilde isteklilerin ithal ürün teklif etmesi ya da belirli bir ülkenin malının teklif etmesine yönelik düzenlemeler yapılması da yerli malı teklif eden yerli istekliler aleyhine sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.
Kamu Alım Politikalarında Önümüzdeki Dönem Alım Terimleri
İdarelerce teslim alınan malların teknik şartnameye ve ilgili teknik düzenlemeye uygunluğunun test ve muayene edilmesi için akredite muayene kuruluşları ile laboratuvarlar oluşturulması önem taşımaktadır. Kamu alım politikalarında önümüzdeki dönem duyabileceğimiz kamu alım terimleri, OFF –SET alımlar Pre-Commercial Procurement Kamu alımlarında KOBİ’lerin desteklenmesi, AR-GE yapan isteklilerin ihale sürecinde desteklenmesidir. AB temelinde son 2 yıldır tartışılan bir konu var. AR-Ge ve inovasyon yapan firmaları nasıl destekleyerek alım yapabiliriz. Biz Sanayi Bakanlığımızın önerileri çerçevesinde Kamu İhale Kanununda bir takım değişiklikler yapıyoruz. Bunlardan biri mal teslim eden arkadaşlarımızın garanti süresi içinde teminat mektuplarının yüzde 50’si bloke ediliyordu. Yerli üretim yapan arkadaşlarımızın teminat mektuplarımızın mal tesliminde iade edilmesi, garanti süreci boyunca teminat mektuplarının tutulmamasına ilişkin bir kanun değişikliği var. Ar-Ge yapan kuruluşların ihaleye katılımlarındaki iş bitirmelerinde ekonomik maliyet kriterlerinin istenmemesine yönelik ortak bir çalışmamız olacak.”
“Yüzde 85 İthalata Bağımlıyız”
“Tıbbi Cihaz Sektöründe Üretim ve Ar- Ge Sorunları” ile ilgili sunum yapan TOBB Medikal Meclis Başkanı Özgür İncekara ise şunları söyledi: “Hedefimiz, yurdumuzda ve yurtdışında talebi olan ürünü, dünya kalitesi ve dünya fiyatı ile üretmek. Türkiye tıbbi cihaz üretimi ve Ar-Ge’sinde bizdeki verilere göre 1,6 milyar dolar tıbbi cihaz pazarına sahiptir. 1,4 milyar dolar ithalata karşılık, 200 milyon dolar ihracat yapmaktadır. Yüzde 85 ithalata bağımlıyız. İthalatımızın yüzde 30’u ABD’den, yüzde 20’si Almanya’dan yapılmaktadır. İhracatımız Orta Doğu ülkeleri, Azerbaycan, Almanya ağırlıklıdır. Tıbbi Cihaz üretiminde istihdam 20 bin kişi dolayındadır. Yaklaşık 600 adet yerli üreticimiz vardır.
“50 Araştırmacı Personel Şartı, Yerli Firmalar İçin İmkânsız”
5746 sayılı Ar-Ge Kanunu, yeni girişimlere olanak sağlamaktan uzak ve gerçek hayatla ilgisi olmayan bir kanun durumundadır. Bu kanunla getirilen, 50 araştırmacı personel şartı, yerli firmalar için imkânsız manasındadır. Yeni kurulacak hiç bir işletmeye şans tanımamasını yanında orta ve küçük ölçekli şirketlere de teşvik sunmamaktadır. Bizce en az şartı kaldırımlıdır. Üniversite ve teknokentlerde bulunan teşvik imkanlarının fabrika yerinde uygulanması sağlanmalıdır.
“İthal Al Üretme, Üretme Satın Al”
Üretim teşvik edilmeli ürün değil. Proje getiriyoruz bu ürün için diyoruz, o ürün belki hayata geçemiyor. Desteği de alıyoruz ama üretimi gerçek hayatla orantılı olarak desteklemeliyiz. Yerli Malını Ar-Ge’ ye yönlendirecek basit, yalın bir vergi düzenlenmesi önemli bir adım olacaktır. Ara Malların ithalatında yüzde 18 KDV girdisiyle üretildikten sonra yüzde 8 ile satılırsa; bu “ithal al üretme, üretme satın al” anlamına gelmektedir.”
“Sağlıkta Dönüşüm Programında En Çok Zararı Sektörümüz Gördü”
“Yurt Dışı Pazarı ve İhracatı Sorunları” ile ilgili konuşan Tüm Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçi Dernekleri Federasyonu (TÜMDEF) Başkanı Kemal Yaz sunumunda şunları söyledi: “Tıbbi cihazlar yaklaşık 300 bin çeşit ürünü içeren çok geniş bir yelpazeye sahiptir. 2003 yılından beri uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Programının en büyük takipçisi ve destekçileri olmamıza rağmen, en çok zararı sektörümüz görmüştür. Tıbbi cihaz sektöründe mevcut durumumuz 2003 yılında yaklaşık 10.bin-12 bin olan firma iken, günümüzde 3-4 bin arasında olduğu düşünülürse sektörümüzün görmüş olduğu zarar daha iyi anlaşılacaktır. Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yıllardır sağlık harcamalarından tasarruf etmek amacıyla çeşitli uygulamalar yürütülmektedir. Ancak bu önlemler yetersiz kaldığı gibi hizmet kalitesini de düşürmektedir.
“Türkiye’de Kayıt Dışı İşlem Yapmayan Tek Sektörüz”
Oysa bilhassa alışverişimizin yüksek olduğu ülkelerde bize uygulanan prosedürler çok daha uzun ve yorucudur. Sektörümüz tüm Türkiye’de kayıt dışı işlem yapmayan tek sektördür. Tüm dış paydaşlarımızın 2014 gibi 2023 gibi hedef ve vizyonları varken sektörümüzün bir yıl sonrasını dahi öngörememesi firmalarımız için sıkıntı yaratmaktadır.663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının teşkilat ve görevleri hakkında KHK’nin sektörümüze olan etkileri konusunda belirsizlikler sürmekte olup, yeni yatırımlar konusunda firmalarımız endişe duymaktadır. Örnek olarak Kamu Hastane Birliklerinin, entegre sağlık kampüsleri uygulamalarının hayata geçirilmesi halinde bunların sektörümüze yansımasının nasıl olabileceği kestirilememektedir.”

Yorum bırakın

Hello world!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

1 Yorum